Rakamların Diliyle @ 29-09-2008 17:49
Rakamların Diliyle
Türkiye’de alkol kullanan kaç kişi var: 25 milyon
•••
Alkol kullananlardan kaç tanesi bağımlı: 7 milyon
•••
Türkiye’de 1970 yılında kişi başına düşen alkollü içki miktarı: 1 litre
•••
En son araştırmalara göre Türkiye’de kişi başına düşen
yıllık alkol tüketim miktarı: 20 litre
•••
AB ülkelerinde kişi başına düşen yıllık alkol tüketim miktarı: 15 litre
•••
Özenti ve merak nedeni ile alkole başlayanların oranı: %48
•••
Türkiye’de alkole başlama yaş ortalaması: 11
(Uyuşturucu: 12)
•••
Yüksek öğrenime devam eden öğrencilerde alkol kullanım sıklığı: %12
•••
Türkiye’de işlenen cinayetlerin ne kadarı alkol yüzünden: %88
•••
Boşanma olaylarının ne kadarında alkol önemli rol oynuyor: %80
•••
Peki, trafik kazalarının ne kadarında alkol baş rolde: %70
•••
Ya, akıl hastalıklarının ne kadarı alkol kaynaklı: %50
•••
Fransa’da, her sene alkolün doğrudan veya dolaylı etkisiyle ölen kişi sayısı: 60 bin
•••
Fransa’da her sene alkolik anne-baba sebebi ile doğan geri zekâlı ve sakat çocuk sayısı: 300 bin
•••
Türkiye’de sigara içen insan sayısı: 30 milyon
•••
Dünyada sigara içen insan sayısı: 1 milyar 250 milyon
•••
Türkiye’de her yıl sigara kullanımına bağlı hastalıklardan ötürü
hayatını kaybeden insan sayısı: 100 bin
Mümin'in Bayramdaki yaşayışı @ 29-09-2008 16:25

Nev-i beşerin ağlanacak gülmelerine, endişe-i istikbal ve âkıbetbînlik adesesiyle, gayet şâşaalı bir gece bayramında, hapishane penceresinden bakarken, nazar-ı hayalime inkişaf eden bir vaziyeti beyan ediyorum. Sinemada, eski zamanda mezaristanda yatanların vaziyet-i hayatiyeleri göründüğü gibi, yakın bir istikbalde mezaristan ehli olanların müteharrik cenazelerini görmüş gibi oldum. O gülenlere ağladım. Birden bir tevahhuş, bir acımak hissi geldi. Aklıma döndüm, hakikatten sordum: "Bu hayal nedir?" Hakikat dedi ki:
Elli sene sonra, bu kemâl-i neşe ile gülen ve eğlenen zavallılardan elliden beşi, beli bükülmüş, yetmiş yaşlı ihtiyarlar gibi; kırk beşi, mezaristanda çürümüş bulunacaklar. O güzel simalar, o neşeli gülmeler, zıtlarına inkılâp etmiş olacaklar.
kaidesiyle, madem yakında gelecek şeylerin gelmiş gibi görülmesi bir derece hakikattir; elbette gördüğün hayal değildir.
Madem dünyanın gafletkârâne gülmeleri, böyle ağlanacak acı hallerin perdesidir ve muvakkat ve zevâle mâruzdur. Elbette biçare insanların ebedperest kalbini ve aşk-ı bekaya meftun olan ruhunu güldürecek, sevindirecek, meşru dairesinde ve müteşekkirâne, huzurkârâne, gafletsiz, mâsumâne eğlencelerdir ve sevap cihetiyle bâki kalan sevinçlerdir. Bunun içindir ki, bayramlarda gaflet istilâ edip gayr-ı meşru daireye sapmamak için.. ( devamı )
İkinci Şuâ-Kur'ân'ın câmiiyet-i hârikulâdesi.Şu Şuânın, Beş Lem'ası var. @ 23-09-2008 05:27
İkinci Şuâ
Kur'ân'ın câmiiyet-i hârikulâdesidir. Şu Şuânın, Beş Lem'ası var.
Birinci Lem'a: Lâfzındaki câmiiyettir.
Elbette, evvelki Sözlerde, hem bu Sözde zikrolunan âyetlerden şu câmiiyet âşikâre görünüyor.
Evet,
olan hadîsin işaret ettiği gibi, elfâz-ı Kur'âniye öyle bir tarzda vaz' edilmiş ki, herbir kelâmın, hattâ herbir kelimenin, hattâ herbir harfin, hattâ bâzan bir sükûnun çok vücûhu bulunuyor, herbir muhatabına ayrı ayrı bir kapıdan hissesini verir.
• Meselâ,
yani "Dağları zemininize kazık ve direk yaptım" bir kelâmdır.
Bir âmînin şu kelâmdan hissesi: Zâhiren yere çakılmış kazıklar gibi görünen dağları görür, onlardaki menâfiini ve nimetlerini düşünür, Halıkına şükreder.
Bir şâirin bu kelâmdan hissesi: Zemin bir taban; ve kubbe-i semâ, üstünde konulmuş yeşil ve elektrik lâmbalarıyla süslenmiş bir muhteşem çadır; ufkî bir daire sûretinde ve semânın etekleri başında görünen dağları o çadırın kazıkları mis&ac.. ( devamı )
Dua Ufku-1- @ 15-09-2008 04:56

Âlemlerin Rabbi Yüce Allah’a kainatın zerreleri adedince hamd ü sena, kulları içinden seçip zirve payelerle şereflendirdiği en doğru sözlü ve en güvenilir elçisi Hazreti Muhammed’e, tertemiz, pırıl pırıl hane halkına, mükerrem ashabına ve kıyamete kadar gelip geçecek insanlar içerisinde ihsan şuuruyla onlara ittiba edenlere de sonsuz salât ü selam olsun!
Rabbimiz! Sen’in fikr ü zikrinden uzaklaştıracak ne kadar meşguliyet varsa onların hepsinden bizi uzak tut.. bu acz ü fakr içindeki kullarını hiçkimseye muhtaç olmayacağımız, başka hiçbir kapının önünde el açmak sefaletine düşmeyeceğimiz ölçüde fevkaladeden lütuflarınla zenginleştir; zenginleştir Ya Rab, zira hakîkî veren yalnız Sen’sin, biz ise Sen’in kapının önünde bir “nigâh-ı âşina” bekleyip duran kapıkullarıyız.
Rabbimiz! Sinelerimize inşirah salmanı, yolumuzu, peygamberan-ı izamın, sıddıkların, şehitlerin ve salihlerin yolu eylemini istirham ediyoruz. Sen her şeye gücü yeten, her istediğini gerçekleştiren ve yakarışlara mukabelede.. ( devamı )
Yirmi Beşinci Söz @ 15-09-2008 04:50
Yirmi Beşinci Söz
Mu'cizât-ı Kur'âniye Risâlesi
Elde Kur'ân gibi bir mu'cize-i bâkî varken, başka bürhan aramak aklıma zâid görünür.
Elde Kur'ân gibi bir bürhan-ı hakikat varken, münkirleri ilzam için gönlüme sıklet mi gelir?
İhtar
[Şu Sözün başında Beş Şûleyi yazmak niyet ettik. Fakat Birinci Şûlenin âhirlerinde eski hurufâtla tâb etmek için gayet sür'atle yazmaya mecbur olduk. Hattâ bâzı gün yirmi otuz sayfayı iki üç saat içinde yazıyorduk. Onun için Üç Şûleyi ihtisâren, icmâlen yazarak İki Şûleyi de şimdilik terk ettik. Bana âit kusurlar ve noksaniyetler ve işkâl ve hatâlara nazar-ı insaf ve müsâmaha ile bakmalarını ihvanlarımızdan bekleriz.]
Bu Mu'cizât-ı Kur'âniye Risâlesindeki ekser âyetlerin herbiri, ya mülhidler tarafından medâr-ı tenkit olmuş veya ehl-i fen tarafından itiraza uğramış veya cinnî ve insî şeytanların vesvese ve şüphelerine mâruz olmuş âyetlerdir. İşte bu Yirmi Beşinci Söz öyle bir tarzda o âyetlerin hakikatlerini ve nüktelerini beyân etmiş ki, ehl-i ilhad ve fennin kusur zannettikleri noktalar i'câzın lemeâtı ve belâgat-ı Kur'âniyenin kemâlâtının menşe'leri olduğu, ilmî kaideleriyle ispat edilmiş. Bulantı vermemek için onların şüpheleri zikredilmeden cevab-ı katî verilmiş. .. ( devamı )
Ramazan Risalesi @ 04-09-2008 06:00
İkinci Risale olan İkinci Kısım
Ramazan Risalesi
Ramazan-ı Şerife dairdir
Birinci Kısmın âhirinde şeâir-i İslâmiyeden bir nebze bahsedildiğinden, şeâirin içinde en parlak ve muhteşem olan Ramazan-ı Şerife dair olan bu İkinci Kısımda, bir kısım hikmetleri zikredilecektir.
Bu İkinci Kısım, Ramazan-ı Şerifin pek çok hikmetlerinden dokuz hikmeti beyan eden Dokuz Nüktedir.

BİRİNCİ NÜKTE
Ramazan-ı Şerifteki savm, İslâmiyetin erkân-ı hamsesinin birincilerindendir. Hem şeâir-i İslâmiyenin âzamlarındandır.
İşte, Ramazan-ı Şerifteki orucun çok hikmetleri, hem Cenâb-ı Hakkın rububiyetine, hem insanın hayat-ı içtimaiyesine, hem hayat-ı şahsiyesine, hem nefsin terbiyesine, hem niam-ı İlâhiyenin şükrüne bakar hikmetleri var.
Cenâb-ı Hakkın rububiyeti noktasında orucun çok hikmetlerinden bir hikmeti şudur ki:
Cenâb-ı Hak, zemin yüzünü bir sofra-i nimet suretinde hâlk ettiği ve bütün envâ-ı nimeti o sofrada
bir tarzda o sofraya dizdiği cihetle, kemâl-i Rububiy.. ( devamı )
Cezayir'den gelen mektupta müjdeli haberler var @ 25-08-2008 11:31
Cezayir'den gelen mektupta müjdeli haberler var
|

Cezayir'de iman ve Kur'an hakikatlerini muhtaç gönüllere ulaştırma hizmetlerine her geçen gün yenileri ekleniyor. Dünyanın dört bir yanındaki Nur hizmetlerinden bir halkasına dair şu müjdeli mektubu büyük bir heyecan ve sürur hissederek okuyacaksınız....
|
Devamını okumak için tıklayın
* Bu haber Risale-i Nur Araştırma Merkezi tarafından hazırlanmıştır. Kaynak gösterilerek veya izin alınarak yayınlanabilir
.. (
devamı )
SALAVAT @ 09-08-2008 13:03
Resul-u Ekram (S.a.S) 'e bir sahabi; 'bütün salavatımı senin için kılıyorum’ deyince, "Bu senin hem dünya, hem de ahiret ile ilgili işlerin için kâfidir” buyurmuştur.
" Allahümme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed "Peygamber Efendimiz Hz.Muhammed (S.a.S)'e çokça salavat getirelim.Şüphesizki ALLAH (c.c) onu istediği makama çıkarmıştır.
Peygamber efendimiz'e (S.a.S) salavat bizler için bir zırhtır.O zırhı giyinelim.
Bu asrın bid'alarına,çokça salavat getirerek ve Peygamber efendimiz (S.a.S)'in sünnetine uyarak karşı koyabiliriz.
ALLAH(c.c)'ın selamı başta resul-u ekrem (S.a.S) efendimize ve bütün inanlara olsun.
.. (
devamı )
Yedinci Nükteli İşaret -Mektubat | On Dokuzuncu Mektup | @ 05-08-2008 12:07
Yedinci Nükteli İşaret
Mu'cizât-ı Nebeviyenin bereket-i taam hususunda olan kısmından birkaç kati ve mânen mütevatir misaline işaret edeceğiz. Bahisten evvel bir mukaddime zikri münasiptir.
Mukaddime:
Şu gelecek bereketli mu'cizât misalleri, herbiri müteaddit tarikle, hattâ bazıları on altı tarikle sahih bir surette nakledilmiş. Ekserisi bir cemaat-i kesire huzurunda vuku bulmuş; o cemaat içinde muteber ve sadık insanlar onlardan bahsedip nakletmişler. Meselâ, "Sâ' denilen dört avuç taamdan yetmiş adam yemişler, tok olmuşlar" naklediyor. O yetmiş adam onun sözünü işitiyor, tekzip etmiyor. Demek sükûtla tasdik ediyorlar. Halbuki, o asr-ı sıdk ve hakikatte ve o hakperest ve ciddî ve doğru adam olan Sahabeler, zerre miktar yalanı görse, red ve tekzip ederler. Halbuki, bahsedeceğimiz vakıaları çoklar rivayet etmiş ve ötekiler de sükûtla tasdik etmişler. Demek, herbir hadise mânen mütevatir gibi katidir.
Hem Sahabeler, Kur'ân'ın ve âyetlerin hıfzından sonra, en ziyade Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın ef'al ve akvâlinin muhafazasına, bahusus ahkâma ve mu'cizâta dair ahvâline bütün kuvvetleriyle çalıştıklarını ve sıhhatlerine pek çok dikkat ettiklerini, tarih ve siyer şehadet ediyor. Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâma ait en küçük bir hareketi, bir sîreti, bir hali ihmal etmemişler. Ve etmediklerini ve kaydettiklerini, kütüb-ü ehâdisiye şehadet ediyor.
Hem Asr-ı Saadette, mu'cizâtı ve medar-ı ahkâm ehâdisi, .. ( devamı )
Mi'rac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) Dâirdir @ 29-07-2008 13:55
Otuz Birinci Söz
Mi'rac-ı Nebeviyeye (a.s.m.) Dâirdir
İHTAR
Mi'rac meselesi, erkân-ı imâniyenin usûlünden sonra terettüb eden bir neticedir ve erkân-ı imâniyenin nurlarından medet alan bir nurdur. Erkân-ı imâniyeyi kabul etmeyen dinsiz mülhidlere karşı elbette bizzat ispat edilmez. Çünkü, Allah'ı bilmeyen, peygamberi tanımayan ve melâikeyi kabul etmeyen veya semâvâtın vücudunu inkâr eden adamlara Mi'racdan bahsedilmez. Evvelâ o erkânı ispat etmek lâzım geliyor. Öyle ise biz, Mi'racda istibat ile vesveseye düşen bir mümini muhatap ittihaz ederek, ona karşı beyân edeceğiz. Ara sıra makam-ı istimâda olan mülhidi nazara alıp, serd-i kelâm edeceğiz. Bâzı Sözlerde hakikat-i Mi'racın bir kısım lem'aları zikredilmişti. İhvanlarımın ısrârı ile ayrı ayrı o lem'aları hakikatin aslıyla birleştirmek ve kemâlât-ı Ahmediyenin (a.s.m.) cemâline birden bir ayna yapmak için, inâyeti Allah'tan istedik.


Evvelki âyet-i azîmenin azîm hazînesinden yalnız
-1- zamirinde bir düstur-u belâgata istinad eden iki remzin meselemize münâsebeti olduğu için, i'câz bahsinde beyân edildiği üzere yazacağız.
İşte, Kur'.. ( devamı )
-Hakikatli nasihatlar - @ 07-07-2008 13:08
Hep atan yüreğinin duruvermeyeceğinden, gören gözünün hep göreceğinden, duyan kulağının hep duyacağından.
Emin misin ? Sana hep açık duran ilahî kapıların birgün kapanmayacağından ve şaşırıp kalmayacağından.Emin misin ?
Bütün bunlar için bir kere daha fırsatın olacağından.Sahiden emin misin ?
Öyleyse ne duruyorsun gerçek vazifeni layıkıyla yap!
İnsanın bu dünyaya gönderilmesinin hikmeti ve gayesi halık-ı kainatı tanımak ve ona iman ve ibadet etmektir..
İşte vafize bu alem içinde hakikatleri okumak,tefekkür etmek,imanı ziyadeleştirmek,ALLAH c.c yakınlık kesb etmek'tir.Sünnet-i seniyye bizi sırat-ı müstakime götüren emin ve sarsılmaz yoldur.
İman, insanı insan eder. Belki insanı sultan eder. Öyle ise, insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. Küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder.
Evet şu perişan dünyada, âvâre nev’-i beşer (avare insanlar) içinde, semeresiz(meyvesiz)bir hayatta; sahibsiz, hâmîsiz(tek başına sahipsiz) bir surette; âciz, miskin bir insan, bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder. İşte bu âvâre nev’-i beşer ,(avare insanlar) içinde,bu perişan fâni dünyada; insan, sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa, ne kadar bîçare sergerdan olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, mâlikini tanısa, o vakit rahmetine iltica eder, kudretine istinad eder. O vahşetgâh dünya, bir tenezzühgâha(gezinti yerine) döner ve bir ticaretgâh olur.
Ey dünyaperest insan! Çok geniş tasavvur (zanettigin)ettiğin senin dünyan, dar bir kabir hükmündedir.
Hakikat hayale karışır, madum(yok olan) bir dünyayı mevcud (var)z.. ( devamı )
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır. @ 27-06-2008 15:19
Ey âhiretini düşünen hasta! Hastalık, sabun gibi, günahların kirlerini yıkar, temizler. Hastalıklar keffâretü'z-zünub olduğu hadis-i sahihle sabittir. Hem hadiste vardır ki, "Ermiş ağacı silkmekle nasıl meyveleri düşer; imanlı bir hastanın titremesi de öyle günahları silker." (Buharî, Merdâ: 1, 2, 13, 16)
Günahlar, hayat-ı ebediyede daimî hastalıklardır; bu hayat-ı dünyeviyede dahi kalb, vicdan, ruh için mânevî hastalıklardır. Sen eğer sabredip şekvâ etmezsen, şu muvakkat bir hastalıkla daimî pek çok hastalıklardan kurtuluyorsun. Eğer günahları düşünmüyorsan, yahut âhireti bilmiyorsan veya Allah'ı tanımıyorsan, sende öyle dehşetli bir hastalık var ki, milyon defa sendeki bu küçük hastalıktan daha büyüktür; ondan feryad et. Çünkü, bütün dünyanın mevcudatıyla kalbin, ruhun ve nefsin alâkadardır. Mütemadiyen firak ve z eval ile o alâkalar kesilip, sende hadsiz yaralar açılır. Bahusus âhireti bilmediğin için, ölümü idam-ı ebedî tahayyül ettiğinden, adeta, güya yara bere içinde, dünya kadar hastalıklı bir vücudun var. İşte en evvel, hadsiz yaralı ve hastalıklı bu büyük mânevî vücudun hadsiz hastalıklarına katî ilâç ve katî şifa verici bir tiryak olan iman ilâcını aramak ve itikadını düzeltmek gerektir ki, o ilâcı bulmakta en kısa yol, bu maddî hastalığın yırttığı gaflet perdesinin altında sana gösterdiği aczin ve zaafın penceresiyle, bir Kadîr-i Zülcelâlin kudretini ve rahmetini tanımaktır.
Evet, Allah'ı tanımayanın, dünya dolusu belâ .. ( devamı )
RİSALE-İ NUR'DAN DUÂLAR-3- @ 14-06-2008 19:20
RİSALE-İ NUR'DAN DUÂLAR-3-
| Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 116 |
| "Yâ Rab, beni kurtar, emân ve emniyet ver" |
 |
| Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 119 |
Ey Rabbimiz! Unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlersek bizi onunla hesaba çekme. Bakara Sûresi: 2:286.  |
|
| Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 120 |
| Ey Halim olan Allah'ım! Senin yardımınla açıklığa kavuşan bir ilmin sırlarıyla bana bir kerem lutfet ey Celâl sahibi! |
 |
| Sikke-i Tasdik-i Gaybi | Sekizinci Şuâ | 122 |
Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Doğrusunu Allah bilir. Hata ve günahlarımdan, yanılgı ve yanlışlıklarımdan dolayı Allah'tan mağfiret diliyorum. Risale-i Nur'un okunan, yazılan ve havada tem.. ( devamı )
Ya Rezzak! @ 14-06-2008 16:55
 Ya Rezzak! Hazinende yok yoktur ol dersin her sey olur Yarattığın her canlının rızkı senin katında saklıdır Vahyin mümin kalplerin selin akılların rızkıdır Ya Rabbi! Sana muhtaç olmak en büyük zenginliğimdir Senin fakirin eyle beni Senin verdiğinle doymak en büyük lezzetimdir Sofranda ağırla beni.  .. ( devamı )
Mâsumlara gelen felâketlerde, İnsanın anlayamadığı hikmetler vardır. @ 10-06-2008 19:19
| Arkadaş! Mâsum bir insana veya hayvanlara gelen felâketlerde, musibetlerde, beşer fehminin anlayamadığı bazı esbab ve hikmetler vardır. Yalnız, meşiet-i İlâhiyenin düsturlarını hâvi şeriat-ı fıtriye ahkâmı, aklın vücuduna tâbi değildir ki, aklı olmayan birşeye tatbik edilmesin. O şeriatın hikmetleri kalb, his, istidada bakar. Bunlardan husule gelen fiillere, o şeriatın hükümleri tatbikle tecziye edilir. Meselâ, bir çocuk, eline aldığı bir kuş veya bir sineği öldürse, şeriat-ı fıtriyenin ahkâmından olan hiss-i şefkate muhalefet etmiş olur. İşte bu muhalefetten dolayı düşüp başı kırılırsa müstahak olur. Çünkü, bu musibet o muhalefete cezadır. Veya dişi bir kaplan, öz evlâtlarına olan şiddet-i şefkat ve himâyeyi nazara almayarak, zavallı ceylânın yavrucuğunu parçalayarak yavrularına rızık yapar. Sonra, bir avcı tarafından öldürülür. İşte, hiss-i şefkat ve himâyeye muhalefet ettiğinden, ceylâna yaptığı aynı musibete mâruz kalır. İhtar Kaplan gibi hayvanların halal rızıkları, ölü hayvanlardır. Sağ hayvanları öldürüp rızık yapmak, şeriat-ı fıtriyece haramdır. | | Mesnevi-i Nuriye | Katre | 64 | .. ( devamı )
Ya Vehhab! @ 10-06-2008 19:11
 Ya Vehhab! Yokluğa sırf yok oldugu için varlık bahşedersin Nankörlerin bile rızkını kesmez inkar edenlere bile nefes verirsin Varlığım senin lütfundur senin ihsanındır Aciz varlığıma lütfunu ihsanını daim eyle.  .. ( devamı )
Bu Zamanda Takva ve amel-i salih @ 09-06-2008 16:35 Aziz, sıddık kardeşlerim, Bugünlerde, Kur'an-ı Hakimin nazarında, imandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i salih esaslarını düşündüm. Takvâ, menhiyattan ve günahlardan içtinab etmek ve amel-i salih, emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır. Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve câzibedar hevesat zamanında bu takvâ olan def-i mefasid ve terk-i kebair üssü'l-esas olup büyük bir rüçhaniyet kesb etmiş. Bu zamanda tahribat ve menfî cereyan dehşetlendiği için, takvâ bu tahribata karşı en büyük esastır. Farzlarını yapan, kebireleri işlemeyen, kurtulur. Böyle kebair-i azime içinde amel-i salihin ihlasla muvaffakiyeti pek azdır. Hem, az bir amel-i salih, bu ağır şerait içinde çok hükmündedir. Hem, takva içinde bir nevi amel-i salih var. Çünkü, bir haramın terki vaciptir. Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var. Takvâ, böyle zamanlarda, binler günahın tehâcümünde bir tek içtinab, az bir amelle, yüzer günah terkinde, yüzer vacip işlenmiş oluyor. Bu ehemmiyetli nokta, niyetle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kastıyla menfî ibadetten gelen ehemmiyetli âmâl-i salihadır. Risale-i Nur şakirtlerinin, bu zamanda en mühim vazifeleri, tahribata ve günahlara karşı takv.. ( devamı )
Hayat Mertebeleri @ 09-06-2008 16:30 Birinci Sual: Hazret-i Hızır Aleyhisselâm hayatta mıdır? Hayatta ise, niçin bazı mühim ulema hayatını kabul etmiyorlar? Elcevap: Hayattadır. Fakat merâtib-i hayat beştir. O, ikinci mertebededir. Bu sebepten, bazı ulema hayatında şüphe etmişler. Birinci tabaka-i hayat: Bizim hayatımızdır ki, çok kayıtlarla mukayyettir. İkinci tabaka-i hayat: Hazret-i Hızır ve İlyas Aleyhimesselâmın hayatlarıdır ki, bir derece serbesttir. Yani, bir vakitte pek çok yerlerde bulunabilirler. Bizim gibi beşeriyet levazımatıyla daimî mukayyet değillerdir. Bazen, istedikleri vakit bizim gibi yerler, içerler; fakat bizim gibi mecbur değillerdir. Tevatür derecesinde, ehl-i şuhud ve keşif olan evliyanın Hazret-i Hızır ile maceraları, bu tabaka-i hayatı tenvir ve ispat eder. Hattâ makamat-ı velâyette bir makam vardır ki, "makam-ı Hızır" tabir edilir. O makama gelen bir velî, Hızır'dan ders alır ve Hızır ile görüşür. Fakat Bazen o makam sahibi, yanlış olarak ayn-ı Hızır telâkki olunur. Üçüncü tabaka-i hayat: Hazret-i İdris ve İsâ Aleyhimesselâmın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüdle, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letâfet kesb eder. Âdetâ beden-i misalî letâfetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semâvatta bulunurlar. "&A.. ( devamı )
Ya Rahim! @ 09-06-2008 16:22
 Ya Rahim! Öylesine rahimsin ki kulağını sözüme muhatap eylersin Aklıma vahyinle tenezzül edersin Öylesine Rahimsin ki istendiğinde zaten verirsin İstenmediğinde de lütfedersin Öylesine Rahimsin ki hak edene hepten verirsin Hak etmeyene bile çok bahsedersin Öyle Rahimsin ki dünyayı bu kadar güzel eylersin Ahireti ondan daha güzel eylersin Ya Rabbi! Korkudan emin eyle beni Hüzünden azad eyle kalbimi Ateşten uzak eyle beni Hicrana düşürme kalbimi  .. ( devamı )
Ya Rahman! @ 08-06-2008 07:48
 Ya Rahman! Sen öyle rahmet edersin ki rahmetinin bir cilvesi cennetim olur Rahmetinden bir parıltı sonsuz mutluluğumdur Rahmetinin bir damlası herkesin rızkına kefil olur Şu çorak gönlüme merhametini indir Şu fani ömrümü sonsuzluğa eriştir.  .. ( devamı )
|
|