EBÛ ZER EL-GIFÂRÎ: Yağmacılıktan Yağmur Olmaya @ 16-02-2008 17:37
|  A.Ali Ural | |
Yağmacıların içinde Ebû Zer de vardı. İri yapılı, uzun boylu, gür saçlı, esmer adam... Kervanların kâbusu. Bildiğinden şaşmayan korkutucu. Çölü ezbere bilen Bedevî. Öyle bir kabileye mensup ki haram aylarda bile haramiliği sürdürüyor. Gıfar kabilenin adı. Gıfarlı Cündeb b. Cünâde, namı diğer Ebu Zer'in kavmindekilere benzemeyen bir yüzü daha var: Putlara tapmıyor! Bu yüzden bir peygamberin varlığını duyar duymaz koşuyor Mekke'ye. Adresini soruyor O'nun. Cevabın içindeki taş ve kemik parçaları, kanlar içerisinde bırakıyor onu. Yine de işaret edilen eve girmekte tereddüt etmiyor. Bu İslâm'a girişi demek. Hz. Ebu Bekir'e Müslüman olmadan önce de putlara tapmadığını söylüyor. "Nereye yönelirdin?" sorusunu ise, "Bilmiyorum," diye cevaplıyor ve ekliyor: " Nereye yöneltirse Allah!" İlk dörde ya da beşe giriyor yarışta. Yani ilk müslümanların arasına. Heyecanla, "Dinimi açıkça haykırmak istiyorum!" diyor Son Peygamber'e hemen. "Öldürülmenden endişe ederim!"cevabını alıyor. "Beni öldürseler de yapacağım bunu!" cümlesiyle geliyor ısrar. Susuyor Hz. Peygamber.
Kâbe'nin yanında şehadet getiriyor coşkuyla. Üzerine yürüyorlar anında. Öldü sanarak bıraktıklarında morarmış bir .. ( devamı )
HACE MUHAMMED İMKENEGÎ HZ. @ 05-02-2008 06:31

Evliyânın büyüklerinden. İnsanları Hakka dâvet eden; doğru yolu göstererek, saâdete kavuşturan ve kendilerine "Silsile-i aliyye" denilen büyük âlim ve velîlerin yirmi birincisidir. 1512 (H.918) senesinde Buhârâ'nın İmkene kasabasında doğdu. 1599 (H.1008) senesinde İmkene'de vefât etti. Evliyânın büyüklerinden Derviş Muhammed hazretlerinin oğlu ve Muhammed Bâkî-billah hazretlerinin hocasıdır. Zâhirî ve bâtınî ilimleri babasından öğrendi. Babasından feyz alarak tasavvufta yetişip kemâle erdi. Tasavvuf ilminin ve hallerinin mütehassısıydı. Bütün ömrü; İslâmiyete hizmetle ve Peygamber efendimizin güzel ahlâkını insanlara duyurmakla ve öğretmekle geçti. Çok velî yetiştirdi.
Yetiştirdiği velîlerin en başta geleni talebesi ve kendisinden sonra halîfesi olan Muhammed Bâkî-billah'tır. Muhammed Bâkî-billah bir gece rüyâsında Hâcegî Muhammed İmkenegî hazretlerini gördü. Hocası ona; "Ey oğul! Senin yolunu gözlüyorum." buyurdu.Bâkî-billah hazretleri buna çok sevindi. Hemen huzûruna gitti. Huzûruna varınca ona çok iltifât gösterip, yüksek hâllerini dinledi.Sonra üç gün üç gece birlikte bir odada başbaşa kalıp, sohbet ettiler. Hâcegî hazretleri ona feyz verip, yüksek faydalara kavuşturdu. Sonra Bâkî-billah hazretlerine; "Sizin işiniz, Allahü teâlânın yardımı ve bu yüksek yolun büyüklerinin rûhlarının terbiyeleriyle tamâm oldu.Tekrar Hindistan'a gitmeniz lâzım. Çünkü bu silsile-i aliyyenin, orada sizin sâyenizde parlıyacağını görüyorum. Bereket ve terbiyenizden çok istifâde edip, büyük işler yapacak kimseler gelecek." buyurdu.
Hâce Bâkî-billah kendilerini bu işe lâyık görmediğinden, özür dilediyse de, Hacegî İmkenegî, ona istihâre yapmasını emretti. Rüyâlarını İmkenegî hazretlerine anlattığı zaman, şu karşılığı aldılar: "Derhâl Hindistan'a gidiniz. Orada sizin be.. ( devamı )
Bir Meczubun Cuma Namazı @ 05-02-2008 06:20

Sır ehli bir meczup vardı. Daima yalnızken, kimse yokken namaz kılardı. Birisi bir hayli yalvardı. Cuma gün cemaate katılmasını istedi.
Meczup camiye geldi. İmam tekbir getirir getirmez o da böğürmeye koyuldu.
Birisi namazdan sonra ona: "Namazda Allah'tan korkmadın mı da cemaat içinde öküz gibi böğürmeye başladın. Mumum başını keser gibi senin de başını kesmek gerek" dedi.
Meczup dedi ki: "İmamım, benim önüme düştü, ona uymam gerekti. Hamd suresini okurken bir öküz satın almaya başladı, benden de öküz sesini duydu. Her işte onu öne aldım, ona uydum. O ne yaparsa ben de onu yaparım."
Birisi derhal imamın yanına gidip bu hali etraflıca sordu.
İmam dedi ki: "Tekbir getirince, uzakta bir köyüm vardır, orasını hatırladım. Hamd okunurken hatırıma köydeki öküzler düştü. Öküzüm yoktu, bir öküz almaya koyuldum. Tam bu sırada öküz sesi duymaya başladım!"
s. 135 - 136
Ferideddin-i Attar, İlâhinam.. ( devamı )
Yâd 2008 @ 28-01-2008 06:13

Bir Nakşibendi alem seyyid ömür sürerken,
Eyvah ecel erişti ayrıldı ruh bedenden,
Alim idi Kerîm hem râm oldu ırcıîye,
Ağlaştı cümle ihvan matem giyindi her şen,
Almıştı Şeyhi Zahit Kotku Efendiden feyz,
Ol Mürşid-i Kemal hem ol ruh-i pak-ı rûşen,
Cevamiu’l-kelim-u saib kıran-ı devran,
Evrad idi Sinânı ezkarı idi cevşen,
Tarihde bir gider firdevs içre böyle bülbül,
Olur Makam-ı Mahmud Es’ad Coşan’a gülşen...
gulale.blogcu.com
.. ( devamı )
MÜRİD VE MURAD @ 19-11-2007 13:53

Futu'hul Gayb - 71.Makale - Abdulkadir-i Geylani Hz.
Sen ya müridsin ya murad…
Ya Allah (CC) tarafından istenilen birisin veyahut O’nu (CC) isteyen bir müridsin.
Mürid olduğunu kabul edersen bütün yüklerin merkezi olduğunu da kabul edersin yahut bütün ağırlıkları omuzunda taşıyan biri olduğunu bileceksin. Çünkü arayıcısı, arayıcı her güçlüğe katlanmalı; arzusuna ermesi, istediğini bulması için bu yükleri çekmesi gerek.
Talip için beladan kaçmak olmaz. Nefsine hastalık gelir. Çocuğun ölür, malın çalınır. Bağına bahçene afet gelir. Bunların hepsini hoş karşılayacaksın. Bunlar, seni manevî günahlardan, kirlerden koruyacaklardır. Böylece hakikati sevenlere katılacaksın; onları bulacaksın.
Bu mana demek değildir ki bu gibi afetleri arayacaksın… Hayır. Gelene razı olacaksın, yani elinde olmadan…
Eğer murad isen yine vazifelerin olacak. O zaman daha ağır bir vazife ile başbaşasın. İşte o zaman Hakk’ı (CC) sakın itham etme. Bela gelirse şikayet etme. Sonra kıymetin düşer. Hakk (CC) seni seviyor. Böyle ufak tefek işlerle seni tecrübe ediyor. Seni tam olgun mertebeye çıkarmak için bunlarla deniyor. Böylece derecen yükselir. Velîlerin derecesine çıkarsın. Senin derecen onlardan alttır. Yerinde kalmak mı istersin? Onların yeri, senin bulunduğun süfli alemden yücedir. Onların yanına varmak istemez misin? Bulunduğun durum aşağıdır. Bu aşağılık içinde kalmayı arzu eder misin? Sen bunları arzu etsen bile Allah (CC) istemez. Çünkü O (CC), seni seçmiştir. Senin için O’nun (CC) bilgisi, senin bildiklerinden çok üstündür.
O (CC), senin için iyiyi seçiyor; en güzeli hazırlıyor. En yararlı hangisi ise onu söylüyor. Sen bunları kabul etmekten çekmiyorsun.
Burada sen bazı şeyler diyebilirsin. Mesela:
- &.. ( devamı )
Tasavvuf ve Musiki @ 14-08-2007 17:20

Hakkı seven aşıkların eğlencesi tevhid olur
Aşk oduna yanıkların eğlencesi tevhid olur
Mısri'ye uyan kişinin gider çürüğü işinin
İçindeki can kuşunun eğlencesi tevhid olur
Tasavvuf, taassup düşüncesine göğüs geren, beşeri zevki, ilahi zevk derecesine çıkaran, bu iki zevkin imtizacını sağlayan bir düşünce... Bir düşünce olmaktan çok, bir yaşayış, bir hayat tarzıdır. Bu hayat tarzı ile, Hakk'a ulaşma yolunda mesafe alınır.
Tasavvuf hayatının dış yüzünde göze çarpan en belirli hususiyet, san'ata olan bağlılıktır. Cenâb-ı Hakk'ın "Mübdi (ibdâ' edici, bedii eser yaratıcı, bir şeyi örneği olmadığı halde meydana getiren) sıfatının tecellisi olan güzel sanâtların her koluyla, tasavvuf ehli ilgilidir. Meselâ bir Mevlevi mukabelesinin koreografisi, asırlardan beri tasavvuf ehlinin ince ve yüksek san'at imbiğinden geçerek bugünkü ulaşılmaz derecesine erişmiştir. Bu; güzel yazıdan mimariye, musikiden sedefkârlığa, şiirden raksa kadar hep böyledir.
Tasavvuf hayatında san'at bir gâye değildir. "Ayin-i Evliyaullah" denilen tasavvufî âyin ve merasimlerde yeralan en geniş mânâsıyla dans, en yüksek mânâsıyla mûsıki ve edebiyat, burada bir gâye olmayıp kişiyi Hakk'a çekmek, Hak için ve Hak yolunda tuzağa düşürmek maksadıyla kullanılan bir vâsıtadır. Mûsıkî ile, raks ile hatta giyim tarzı ile kişinin göz ve kulağına hitab etmek ve böylece her insanda yaratılıştan varolan estetik duyguları harekete geçirerek kişideki beşeri zevki, ilahi zevk derecesine yükseltmek...
NAKŞİBENDİYYE TARİKATI @ 07-07-2007 16:47

a) Behâeddin Nakşbend (k.s.): Adı Muhammed b. Muhammed el Buharî’dir. 718/1218 tarihinde Buhara’ya 9 km. uzaklıkta Kasr-ı Hindüvan (Kasr-ı Ârifan)’da dünyaya geldi.
Nakşibend dünyaya geldiği zaman Hacegân Tarîkatı şeyhlerinden Muhammed Baba Semmasî (ölm. 740)1339) müritleriyle birlikte o köye gelmiş ve henüz çok küçük yaşlarda bulunan Nakşbend’i manevi evlatlığa kabul etmiştir. Baba Semmasî’nin müridi bulunan Emir Külâl’e: “Bu erin terbiyesi sana aittir.” dediği rivayet edilir.
Nakşbend her ne kadar Emir Külâl’e intisab etmişse de, kaynaklar onun gerçek şeyhinin, kendisinden çok sene önce vefat eden Abdülhalık Gücdevanî olduğundan bahsetmektedirler. Tasavvufta bu tip terbiye usûlüne “Üveysîlik yolu” ismi verilir.
Hacegân Tarikatı alenî zikri tercih etmiş ve Bahaeddin Nakşbend’e kadar bu tarikat alenî-güyen olarak bilinmiştir. Nakşbend ise “Hafi Zikri” ihtiyar etmiştir.
Semmasî’nin vefatından sonra oradaki dervişlerin sohbetlerine iştirak etmiştir. Baheddin Nakşbend, Emir Külal’den hilafet aldıktan sonra Yesevî şeyhlerinden Kasım Şeyh ve Halil Atâ ile tanışmıştır. Reşahat’ın beyanına göre Nakşbend, önceleri Mevlana Arif ile tanışmış, yedi sene onunla beraber olmuştur. Daha sonra Halil Ata’nın sohbetlerine devam eder ve oniki sene onunla birlikte olur.
Nakşbend’in Kasr-ı Arifan’da bir mescid yaptırdığı, mescid için sırtında bizzat kerpiç taşıdığı rivayet edilir. Bazı kaynaklarda Nakşbend’in devamlı Kasr-ı Arifan’da oturduğu fakat sık sık şeyhi Emir Külal ile sohbet amacıyla Nefes’e gittiği kaydedilir.
Bahaeddin Nakşbend, Kasr-ı Arifân’da hastalanıp, kısa bir müddet sonra yetmiş üç yaşında Hakk’ın rahmeti.. ( devamı )
SUFİ KİTAP @ 15-04-2007 07:47

Sufi / Tasavvufi Arayışın Dışavurumu
Lale Bahtiyar
İZ YAYINCILIK
Tasavvuf İslâm’ın, gizli arketipleri somut sembollerle ifade eden içsel boyutudur. Kulun ibadeti de zanaatkarın çalışması da, sufiye her şeyin içinde bulunan hayatı anımsatır: Allah’ın çağrısına icabet etmek için gerekli hazırlığı. Bütün İslâm gibi, tasavvufun temelinde yatan da Varlığın Birliği (Allah’tan başka ilah yoktur) ve Evrensel İlkörnek (Muhammed Allah’ın elçisidir) ilkelerinden oluşan ikili öğretidir. Yaratılışın iniş yayı, insan ruhuna biçim verilmesi ve Arayışın yükseliş yayı boyunca gerçekleşen geri dönüş gibi tasavvufi konuları ele alan Lale Bahtiyar İslâm geleneğinin biçim ve ahengine işaret eden manevi hakikate ışık tutuyor.
.. ( devamı )
Kayışzade Hafız Osman Efendi @ 07-04-2007 15:27

Kayışzade lakabıyla bilinen büyük hattat Hafız Osman, 1642 yılında İstanbul’da doğmuştur. Devrin hat üstadları Derviş Ali ve Soyulcuzade Eyyubi Mustafa Efendi’den hat dersleri ve icazet almıştır. Şeyh Hamdullah’ın yazısına yeni bir şekil verdiği için kendisine “İkinci Şeyh” manasına gelen “Şeyh-i Sani” denilmiştir. Pek çok Mushaf yazmıştır. İlk defa sülüs ve nesih hattıyla hilye kompoze ettiği bilinmektedir. Yetiştirdiği birçok hattat vardır; Yedikuleli Abdullah, Ağakapılı İsmail ve Yusuf Mehdi O’nun çizgisini devam ettiren talebelerindendir.
Şevket Rado Türk Hattatları isimli eserinde Hafız Osman için şunları kaydeder: “Hafız Osman’ın parlak mevkilerde hiç gözü yoktu. Bir gün öğrencilerinden biri dersine gelmemişti. Dersten çıktıktan sonra yolda, Cerrahpaşa Hamamı civarında bu öğrencisine rastladı. Neden derse gelmediğini sordu. Makul bir sebeple gelmediğini öğrenince, hemen hayvanından indi ve yol kenarına oturarak dersini oracıkta verdi.”
Hafız Osman bir gün kendisine çok değer veren sadrazamın huzuruna çıkmıştı. Beraberinde hocası Soyulcuzade Mustafa Eyyubi Efendi de vardı. Sadrazam, Hafız Osman’a birçok iltifat ettikten sonra kendisi için bir Mushaf yazmasını rica etti ve –“Üstadınız kimdir?” diye sordu. Kayışzade Osman Efendi: -“Efendi Hazretlerinden mezunum” diyerek yanı başındaki Soyulcuzade’yi gösterdi. Soyulcuzade bundan o kadar memnun oldu ki dışarı çıktıkları zaman Osman Efendinin alnından öpüp hayır dualar etti.
Kayışzade Hafız Osman daha hayatta iken yazıları aranan, bedestende yapılan artırmalı satışlarda çok rağbet gören hatların sahibi idi. O’nun her yazısı yüksek fiyatlara s.. ( devamı )
SUFİ KİMDİR? @ 07-04-2007 15:17

sufi; toprak gibidir, herkesi üzerinde taşır…
sufi; güneş gibidir, ışığı herkese ulaşır…
sufi; yumuşak huyludur, herkesle anlaşır…
sufi; temiz kalplidir, hemen barışır…
sufi; sabırlıdır, o kadar ki bazen sabırla yarışır…
sufi; sevmesini bilir, sevilmeyi başarır…
sufi; hizmeti seçer, yük çekmekten hoşlanır…
sufi; Hakk’a aşıktır; aşığa edeb yakışır…
Alıntı;Dut Ağacı
Resim;El yazması
.. ( devamı )