En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Oyunvarmi.com'da binlerce flash oyun sizi bekliyor. Oyunvarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Kişisel - Sis çiçekleri RSS

untitled @ 12-03-2011 11:06


 
"But to see her, was to love her;
Love but her, love for ever"

(Robert Burns,1791)





Fotoğraf: Demir


yerdeki gökyüzü @ 29-09-2010 17:20






Bazen... suya dokunduğumda... gözlerini görüyorum; soluk bir hayaletin hüzünlü gözleri gibi sessizce gülümseyen. Bazen pencerenin kenarından odama sızan rüzgarı dinlediğimde sesini duyuyorum; sanki çok eski, unutulmuş bir şarkıyı söyleyen.

Sonra elimi kaldırıp, kirli camın ardında uzanan gece gökyüzüne uzatıyorum usulca.
Soğuk parmaklarımın saten grisi bulutlara değdiğini hissediyorum.
Onlarla konuşuyorum bir süre, dalgın dalgın uzaklara bakarken. Ve herkesin uyuduğu bir sırada, avuç avuç yıldız topladığımı hayal ediyorum yukarıdan; sanki uçsuz bucaksız karanlık bir ovada ay ışığı ile yıkanmış beyaz papatyaları toplar gibi.

Saatler geçiyor...
Sesler azalıyor...
Sadece duvarlar ve gölgeler kalıyor ıssız sokaklarda.

Ben bir yandan fısıldayarak adını tekrarlarken, diğer yandan topladığım yıldızları seyrediyorum. Binlerce minik kristal hüzünlü bir ışıltıyla parıldıyor avucumun tam ortasında. Sonra küçük bir Samanyolu yapıyorum onlardan. Hiç konuşmaksızın, hazırladığım Samanyolu'nu vermek için elimi sanki sana doğru uzattığımı hayal ediyorum. Binlerce yıldız sana uzanan parmaklarımın arasından altın tozundan yapılmış bir nehir gibi hızla akıp gitmeye başlıyor; dizime, ayaklarıma, oturduğum koltuğun kenarına çarparak ışıksız odamın simsiyah zeminine dağılıyorlar sessizce... Adeta yeni bir gökyüzü oluşuyor yerde. İçinde yine yıldızlar...Yine ışıl ışıl akıp giden bir Samanyolu beliriyor. Ve uzaklardan...çok uzaklardan hep birlikte utangaç bir gülümsemeyle göz kırpmaya başlıyorlar bana.
Başım öne eğik, derin bir iç geçiriyorum oturduğum yerde. İçime dalga dalga, leylak kokulu bir gece doluyor. Başım dönüyor çiçek kokusundan. Gözlerim dalıyor yerdeki gökyüzüne.
Aklımda hep sen varsın.
Aklımda hep sonsuzluk var.
Aklımda hep, içinde henüz keşfedilmemiş binlerce rengin uçuştuğu, koyu lacivert devasa bir boşluk var. Umutsuzca seyrediyorum çevremi saran, kelebeklere benzeyen renkleri...

Kolumdaki saatin akrep ve yelkovanına tutunmuş zaman hızla akıp gidiyor, ardında fosforlu yeşil bir iz bırakarak...

Ve ben, seni bulmak için kısacık bir "an"a sıkışan yüzyıllar boyunca o boşlukta dolaşırken, bir daha hiç bulunmamak üzere sonsuza dek kaybolduğumu biliyorum...


Fotoğraf: Demir


ışık suya düşünce @ 27-03-2008 18:28





Biliyorum, bir gün karşılaşacağız.

Belki aylar, belki yıllar, belki de asırlar geçecek aradan ama o an geldiğinde mutlaka karşılaşacağız, biliyorum. Ve ne yaparsak yapalım ne sen ne de ben asla kurtulamayacağız bu karşılaşmadan.

O gün, tozpembe çiçek kokularıyla dolu bir bahar dolaşıyor olacak kalabalık caddelerde. Saat ihtimal yine akşamüstü 5:12'yi gösterecek. Ruhu çoktan kaybolmuş bir kalabalığın içinde, elimde sımsıkı tuttuğum beyaz, minik bir deniz kabuğu ile ben seni düşüne düşüne yürürken aniden çıkıvereceksin karşıma.

Kimbilir kaç yüzyıl geçmiş olacak aradan!

Kimbilir kaç kez doğmuş olacağım!
Kimbilir neye benzeyecek o sıralar yüzüm!

Oysa sen hiç ama hiç değişmemiş olarak, yine aynı yaşta ve aynı çocuksu güzelliğinle belireceksin tam karşımda.


Dalga dalga saçların omuzlarından aşağıya doğru, giydiğin koyu mor bluzun üstüne dökülecek her zamanki gibi. Ve sol elinin yüzük parmağında yine ince, altın bir alyans taşıyor olacaksın.

Gözlerim, kahverengi gözlerine değecek bir an için.

Yıllar önce seni gördüğüm o ilk gün olduğu gibi bir kez daha binlerce, rengarenk kelebek sessizce havalanacak kalbimdeki uçurumun sarp kayalıklarından ve binlerce yıldız aynı anda ışıldamaya başlayacak, bunca zaman üstümü örten o sonsuz ve simsiyah gökyüzünde.

Bir an, ne olduğunu anlamaksızın sanki görünmeyen bir şey seni engellemiş gibi yürümekten vazgeçip, kalabalık sokağın orta yerinde duracaksın. Genç insanlar, kadınlar, çocuklar geçip gidecek her iki yanından. Ben tam karşında olacağım o sırada, sessizce.
Ihlamur kokan, ılık ve yumuşacık bir esinti dokunacak yüzüne.
Aniden ve nedenini bilmeden beni hatırlayacaksın o kalabalık sokakta durduğun yerde.
Ruhunun ıssız koridorlarında, kimsenin duymayacağı eski ve hüzünlü bir şiirin gözyaşı renkli kelimeleri yankılanacak usulca.
Elimi uzatacağım sana doğru.
Dokunmak isteyeceğim yüzüne; içimde büyüyen o bin yıllık özlemle.
Ve ışık suya düşünce nasıl bin parçaya bölünürse, işte öyle bölünecek ruhum senin ruhunun içinde.

Bir an, gözlerinin hüzün dolu gülümsediğini göreceğim. İçim acıyacak yine.

Ve sonra sen, yürüyerek geçeceksin içimden... beni hiç farketmeden.

Saçların saçlarıma değecek, dudakların dudaklarıma, ellerin ellerime ve tam kalbinin kalbime değdiği an, tüm vücudunun ürperdiğini hissedeceksin, sen içimden yavaşca geçip giderken.

Her şeye rağmen göremeyeceksin beni.
Ne sen ne de başkası; içinden geçtiğin bedensiz varlığımı hiç kimse farketmeyecek.

Oysa benim, kimselerin görmediği iki dünya arasında sıkışıp kalmış zavallı ruhum belki bin yıl sonra bir gün yine karşılaşmak umuduyla, hep orada, o kalabalık sokağın ortasında seni bekliyor olacak...






(Fotoğraf: Demir)

sis çiçekleri

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 4483
Kategori: Kişisel
Etiket: siir kisa-oykuler denemeler

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Kişisel - Zenstation Org
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 241
Kişisel - Mustafa Çelikpençe
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 428
Kişisel - Kisve
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 259
   
Olmazmi.com