Kurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 5 @ 21-09-2008 15:30

KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 5
KONSEYE GİRİŞ
Kurtlar vadisi hem dizi olmasının hem de senaryosunun güçlü olmasının avantajlarını çok iyi kullanmış ve sağlam ve oturaklı karakterler yaratmıştı. Diziye giren karakter öldürülmeden ( işin gerçeği bu ölmeyen neredeyse kalmadı dizide) önce tanıtılıyor hatta ve hatta bazı yönleri sevdiriliyordu. Bu noktada Konsey ve karakterleri çok iyi işlenmişti. Polat Alemdar, Çakır ve Aslan Bey bir kenara dizinin en önemli noktası Konseyi idi. Aslında dizinin merkez noktasıda Konseydir ancak bu nokta bazen gereksiz yere farklı yönlere kaydı.Benim için Alattin Çakıcı'nın bazı yönlerinin gerçekten işlendiği karakter olan Testere Necmi başlangıçta çok kötü işlenmesine rağmen daha sonra oturan bir karakter olmuştu. Gerçek hayattaki karşılığı olarak Sarı Avni veriliyor ancak birebir kıyaslamamak gerekli.
Dizinin ilk 30 bölümünde soğuk ve acımasız kötüler ve ana düşman olan Baron ve Kılıç'ın ise dizide sonradan aldıkları pozisyon itibariyle başlara göre çok ilginçleştiler hatta içlerindeki insan sevgisi doruk noktasına ulaştı.
Tombalacı, Hüsrev Ağa ve Samuel Vanunu ise oldukça yerinde ve kıvamında işlenmiş karakterler olarak diziyi götürdüler. Bu 3 karakterin ve özellikle Laz Ziya'nın dizinin dinamikleri olduğunu söylemek yanlış olmaz, yanlız Türkiyenin şartları düşünüldüğünde Hüsrev ağa karakteri konusunda biraz silik kalındığını düşünüyorum. Nizamettin karakteri ise sona saklanırken bir ara unutuldu izlenimi verdi. Bir anda herşeye hakim olması pek uymadı gibi. Belkide verilmek istenen buydu.


Konsey ile ilişkilendirilen gerçek hayattan isimler ve benim bunlar üzerine kendimce yaptığım bazı ilişkilendirmeler var. Bu şekilde konsey üyelerini daha iyi tanıyabiliriz ve belkide bazı eksik kalan parçalar yerine daha rahat oturur. Konseye geçmeden önce dizinin başlangıcında ismi geçen Önder Zülfü Koşal hem yakın tarihimizin hemde dizinin kilit ve başlangıç noktası olduğu için öncelikle onu hatırlayalım. İsim seçimi nedeni ile de birebir örtüştüğünü düşünüyorum;
ÖMER LÜTFÜ TOPAL : Kumarhaneciler kralı olarak bilinen Ömer Lütfü Topal Türkiye'de 20, KKTC, Polonya, Romanya, Azerbaycan ve Türkmenistan'da 6 kumarhaneye sahipti.
Eroin kaçakçılığı yüzünden Belçika ve ABD'de hapiste yattı.
1984'te serbest kalan Topal Türkiye'ye döndü 1990 yılında Caddebostan Büyük Kulübün işletmeciliğini yapmaya başladı. 28 Temmuz 1996 gecesi Yeniköy'de çapraz ateşe alınarak öldürüldü.
Silahlar olay yerinde bırakıldı. Bu öldürme olayında Özel Harekat üyesi Ercan Ersoy, Ayhan Çarkın ve Oğuz Yorulmaz'ın isimleri yanında, Tansu Çiller ve Mehmet Ağar'ın da adı geçti.
KONSEY
Mehmet Karahanlı - Tuncay Özilhan veya Rahmi Koç veya Mehmet Emin Karamehmet:
Bu noktada en ilginç işlenen karakter Mehmet Karahanlı oldu bence. Çünkü birçok ismin bir sentezi olarak ortaya konuldu. Özellikle yaşam tarzı ve stilini gözönünde bulundurursak Rahmi Koç'u andırdığını söyleyebilirim. Karahanlının dizinin başındaki acımasız kimliği dizinin sonunda iyi aile babasına döndü. İyi bir tiyatro oyuncusunun bazen kötü kullanıldığı ve üzerinden anlatılacak birçok mesele olan bir karakterin kısa diyaloglar ile harcandığını söyleyebiliriz. Yinede bu dizideki Karahanlı karakteri yakın tarihimizdeki birçok konuya ışık tutan bir tiplemedir.
Laz Ziya - Dündar Kılıç:
Olaylar ele alındığında en net işlenen kişilik olarak Laz Ziya'yı görebiliriz. Gerçekle, diziyi birbirine karıştırmazsak İstemi Betil'in yıldızlaştığı ve çok önemli bir kötü adam yarattığını söyleyebiliriz. Ancak Laz Ziya ve Çakır ilişkisi gerçek hayatla ne kadar paraleldi bilemiyorum çünkü Çakıcı gerçekten de dizide Çakır üzerinden işlenmiş ise "Aleme" getirdiği ters racon ve Dündar Kılıç gerçeği biraz sönük kaldı. Çünkü Dündar Kılıç aslında raconunda önemli bir ismiydi bu yönden Laz Ziya'yı Dündar Kılıç üzerinden işlenen Karadenizli bir "Silah kaçakçısı" olarak ele almak daha doğrudur. Kızları ile sorunlar ve eskiye yapılan yolculuklar ile tutkulu belkide hastalıklı bir hiddeti Laz Ziya ile işlemeleri çok önemli idi. Ancak ben dizinin bu kısımlarını hızlı geçtim, yinede genel izleyici için gayet başarılıdır bu bölümler.
Testere Necmi - Yaşar Avni Musullulu yani Sarı Avni:
Birkaç internet sitesinde daha bu eşleştirmeyi okudum. Ancak ben israrla Testere Necmi'nin Alaattin Çakıcı'nın bazı yönleri olduğunu veya onun bazı yönlerinin Testere'nin üzerinden işlenildiğini düşünüyorum. Sarı Avni'nin gerçek hayatta susurluk ilişkileri ve Çatlı ile bağlantısı düşünülürse Testere farklı bir kimlikte gerçek hayatta karşımıza çıkıyor. Bence dizinin diğer bir sentez tiplemesidir. Ancak detaylı olarak kimlerin sentezlendiğini çözemedim. Buradan MIT raporunu okuyup detaylı bilgi alabilirsiniz.
Bu arada öldürülen JITEMci Cem Erseven'in lakabıda "Testeredir" ama alakası olduğunu sanmıyorum.
Tombalacı Mehmet - Ali Fevzi Bir:
Tombalacı tiplemeside ilginçtir. Eski Türk filmleirnde gördüğümüz her türlü kötülüğü yapabilme kapasitesi olan ve aklından çok aksiyonu seven ama kurnaz olan anında yeni bir strateji geliştirebilecek bir karakter olarak konsey içindeki eski Türk filmlerine yapılan en önemli atıftır ki dizide çabuk harcanmaması gayet güzel oldu. Eşi Ester ve İsrail bağlantıları ve diğer bütün detayları bilmiyorum ancak dizide Ömer Lütfü Topal ve Ali Fevzi Bir detaylarına pek girilmedi zaten. Tombalacı karakterinin hazırlanışı çok iyi olmasada son bölümlerinde bence diziye damgasını vuran bir oyunculuk ve tipleme ortaya çıktı.
Hüsrev Ağa - Abuzer Uğurlu ve Yardımcısı Şeyhmuz -Şeyhmuz Daş:
Çok tekdüze işlenen bir tipleme oldu. Türkiyedeki eroin trafiği işlendiğinde çok daha ağırlığı olan bir kişilik olabilridi. Kaldıkı çok acımasız olması gereken bir pozisyonda olmasına rağmen alttan alan oldu. Bence konsey içinde en kötü işlenen ama pozisyonu itibari ile en öenmli konsey üyesi oldu. Öldürülme sahnesi ise bence çok iyiydi. Şeyhmuz Daş ise bence çok farklı bir açıdan işlenmiş oldu. Kurulan sehemler ve aldıkları pozisyon itibari ile Hüsrev Ağa'nın Kılıç tarafından kılıçla öldürüldüğü sahneye kadar olan kısımda bu karakter çok daha acımasız olmalıydı bence. Çünkü ülkemizde uyuşturucu kaçakçılığı önemli bir silahlı gücede sahiptir. Orada Kişrve ve Pala Hüsrev Ağa'ya göre daha gerçekçi oldu.
Nizamettin Güvenç - Aydoğan Semizer:
Aydoğan Semizer'i çok az tanıyorum ki zaten basının önündeki bir kimse olmadı sanırım. Dizide de Nizamettin'i pek öne çıkartmadılar belkide sonunu beklediler (sonunu düşünen kahraman olamıyordu gerçi). Dizide yetersiz işlenen ama en sonda çok önemli bir noktada devreye giren Nizamettin bence çok daha iyi işlenebilirdi. Bu noktada senaryo binbir olay arasında ihmal etti gibi. Herşeyin onda bittiğini öğrenmek dizi izleyicileri içinde bir hayalkırıklığı olmuş olabilir. Dizide havada kalan 2-3 noktadan birisi onda yaratmaya çalıştıkları gizem olabilir. Yani gizem noktasında başarılı oldular ama o noktada Nizamettin üzerinden bazı konuları anlatmadılar. Kılıç'ı öldürdüğü sahneyi hiç beğenmedim.
Samuel Vanunu - Üzeyir Garih:
Bu kadar direkt olarak Üzeyir Garih işlenmiş ise gerçekten hoş birşey olmamış diyebilirim. Ülkemizdeki birçok önyargının işlendiği iki tiplenmeden birisidir Vanunu. Bazı Türk-İslam sentezi açılımlarına göre Yahudi, Ermeni veya Rum ise kötüdür noktasında biraz acımasız işlenen bir tip. Birde dizinin İsrail paranoyası olması zaten ilginçtir ki bu kadar direkt abzı şeylerin verilmesi rahatsız edici. Vanunu tiplemesi bu yönden başarılı bir tiplemedir ancak madalyonun sadece bir yönünü gösteriyor. Oyunculuk ise takdire şayan. Aslında karısı ile yaşadıklarının öne çıkartılması yaratılan bu karaktere farklı bir hava verdi.
İplikçi Nedim - Nesim Malki:
Bir diğer üçkağıtçı gayri müslim olarak işlenen İplikçi Nedim ise sanırım gerçek hayatı en fazla çağrıştıran tiplemelerden birsidir. Ihlamur ve paracıkları ile kendine has güzel bir rol oturtan bu tiplemeyi ben çok başarılı buldum. Vurgulanan Cimriliği ise Nesim Malki'yi iyice vurgulamak için işlendiğini düşündürtüyor. Konsey'in önemli bir ferdi olarak bence güzel bir tipleme idi. Onun üzerinden anlatılan bazı olaylar ise bence gayet güzel işlendi genede banka olaylarına daha girebilirlerdi. Aslında dizide en uzun süre aktif rol alan ve herkesin kasası olması oldukça iyi işlenen bir tipleme olduğu düşünülürse dizi için unutulmaz bir karakter yaratılmış oldu.
Kılıç - Nihat Akgün veya ???:
Basından takip ettiğim bir isimdi Nihat Akgün. Dizide Kılıç, Nihat Akgündür diye yazılan o kadar çok site vardı ki bende buraya ekledim. Bu konuda pek bir paralellik yok bence.
Nihat Akgün ülkücülüğü çok öne çıkartmış idi. Kaçakçılık konusunda da ün yapmıştı. Dizideki Kılıç ise önemli bir işadamının sağ kolu ve tarz stil sahibi bir kişilik olarak gösterildi. Bu nedenle Kılıç tiplemesinide başarılı bulmama rağmen gerçek hayatta birebir veya kısmen ilişkilendirilecek bir yön görmedim. Eğer senaristler Nihat Akgün'e paralel bir tipleme yapmış olsalardı sanırım Kılıç bu dizide Çakır kadar aktif olmalıydı. Ancak çok farklı bir profil çizdiğini ve tabiiki dizinin hayal ürünü olduğunu unutmayalım.
Deve Tuncay / Tuncay Kantarcı - Tuncay Mataracı:
Tuncay Mataracı eski bir bakandı dizide isim benzerliği ve bilgilerin bu kadar direkt verilmesi ne kadar doğrudur bu bende hep soru işareti yaratan bir nokta bir detaydır. Yani gerçek hayat ile çok yakın bir kişilik oluşturuyor ve hayali olduğu söylenen ve işlenen bir dizide hayat buluyor. Hayal ürünü diye yazılsa bile 36 sene mahkumiyet almış birisinin bu kadar net işlenmesi bence hoş olmamış. Başroldeki Wöber'in performansı ise tek kelime ile harika. Müthiş bir tipleme diyebilirim. Mizah ve Türk usulü ticareti çok güzel işlediler. Yeni dizide ise bütün o diziye ve Karahanlıya rağmen tertemiz bir kimlikte olması ise ilginçtir. Şu an yeni dizinin önemli bir demirbaşı gibi gözüküyor.
Halo - Halil Havar: Halo dizinin sempatiği, oysa gerçek hayatta Halil Havar için yazılanlar çok farklı. Hollanda'da hapishaneden kaçırılma hikayesi ile çok büyük bir isim yapmıştı.19 Şubat 1991'de İtalyan mafyasının ünlü ailelerinden Trappaniler tarafından helikopterle kaçırıldı. Dizide ise Bizim İtalyanımız Polat Alemdar onu kaçırdı. Dizide değinilmedi olsa Kısmetim ile ilgili sehemde normal yaşamda Halil Havar'ında ismi geçer. Uslanmayan Halil İbrahim olarak diziye canlılık getirdi ama kısıtlı bir tipleme olması gerekiyordu ve olduda. Ama "Uslan be Halil İbrahim" gerçek hayattaki Halil Havar'a bir göndermemi acaba...?
Gelecek Bölüm: Türk sinemasındaki Konseyler ve Kurtlar Vadisi KonseyleriYazan: Utku UluerDoc & Carol Mc COY - THE GETAWAY 1972 @ 06-09-2008 15:01

THE GETAWAY
"Meksika vizesi ve pasaport istiyorum"
Steve Mc Queen - Doc Mc Coy
Usta banka soyguncusu Doc Mc Coy(Steve Mc Queen) Teksas'ta ki bir hapishanede tahliye edilebilme umutlarıyla görüşe çıkmaktadır. Yasal yollarla tekrar özgür olabileceğini anlayamayınca son bir büyük iş çevirme koşuluyla bölgenin en nüfuzlu toprak ağalarından Jack Benyon'un(Ben Johnson) teklifini kabul eder.
Karısı Carol (Ali Mac Graw) ile beraber bir ekip olarak çalışan Doc kısa bir hasret gidermenin ardından yeni işi üzerinde çalışmaya koyulur. Bu iş için kendilerine verilen tecrübesiz şöför Frank (Bo Hopkins) ve arkada şahit bırakmayan katil-soyguncu Rudy(Al Lettieri) ile beraber soygunu planlar.


Doc'un soygun bitene kadar anlayamadığı bir gerçek vardır. Karısı onu içeriden çıkartabilmek için Benyon'la yatmıştır ve anlaşma gereği iş bittikten sonra kocasını öldürecektir ama işler patronların planladığı gibi gelişmez. Etraflarında ki herkesin kendilerinden çok daha kötü olduğu bir dünyanın içinde kalan çiftin kendi iç hesaplaşmalarını bir tarafa bırakıp bu işten sıyrılana kadar birlikte hareket etmeleri gerektiğini anlar.
Meksika'ya kadar uzayacak bu kaçış öyküsünde Teksaslı büyük patronların ekibi, polis ve öldüğü düşünülen eski bir ortak peşlerindedir.


SAM PECKINPAH'tan şiirler:
The Getaway, Amerikan sinemasının asi çocuklarından ve sinema tarihinde devrim niteliğinde ki yeniliklere imza atmış büyük usta Sam Peckinpah'ın klişeleşmiş tekniklerini olanca rahatlığıyla kullandığı bir filmdir. Ustanın vazgeçemediği western sinemasının tüm öğelerini modern bir kovboy öyküsüne taşımasıdır.
Teksas usulü bir kovalamaca ve gangsterliğin hüküm sürdüğü bu alternatif suç öyküsünde, westernlerin vazgeçilmezi "özgürlük" teması hikayenin iskeletini oluşturmaktadır. Her Amerikalı kanunsuzunun eski dünya Avrupa'ya veya kuzey soğuğunu sineye çekip Kanada'ya tüymekten ziyade Meksikaya kaçış planını devreye soktuğu bir özgürlüğe yolculuk hikayesidir.


Peckinpah'ın bir numaralı klasiği Wild Bunch içinde yapıldığı gibi "manasız bir şiddet mi?" yoksa "içinde duygusallık barındıran vahşi bir dünyada ki ayakta kalma mücadelesi mi?" sorularının yanıtlarının eleştirmenlere bırakıp, ustanın vazgeçilmezi slow motion tekniğiyle altlarını bir güzel çizerek seyircisine ulaştırdığı şairane şiddet sahnelerine göz atalım;
Öncelikle sebep ve sonuç ilişkisini akla gelmeyecek sürprizlerle sunulmaktadır. Ortada olası bir çatışma sahnesi olmasına rağmen ilk kurşunu kimin atacağı ve çatışmanın ne kadar süreceği bilinemez. Bu bilinmezlik esnasında bir süre sonra filme veda edecek tüm karakter kısa sekanslar halinde seyirciye gösterilir. Öyle ki bir kaç saniye içerisinde bir düzine insanın bile yüz ifadelerini teker teker görebilmeniz mümkündür.


Bu kısa ön tanışma, çatışma boyunca bir hukuğa dönüşür ve ölen karakterler dahi slow motion'un nimeti olan varolanın iki katı bir zaman dilimiyle ölüm anı dahi olsa seyircinin aklına işlenir. Şiddet sahnelerinin mısraları haline gelmiş bu şiirsel anların mürekkebi ise kuşkusuz yönetmenin sinema dünyasına kazandırdığı bir yenilik olan kan fişekleridir. Ülkemizde yıllarca kullanılan elektrikle torba patlatma tekniğinin üst teknoloji bir versiyonu sayılabilecek bu buluşlar eşsiz şiddet sahnelerine renk katar.
Peckinpah filmlerinin genelinde gözden kaçmayan bir diğer unsurda çocuklardır. Hemen hemen tüm önemli çatışma sahnelerinde ortada bir kıyım yaşanırken çevrede bulunan (genellikle şiddet ortamında doğmuş ve sefalet içinde yaşayan çocuklardır) çocukların gözlerinden bu çatışmanın görüntüsü yansıtılmaya çalışılır.


Cool Aşk:
Sinema tarihinin cool kralı Steve Mc Queen'in önce ki rolleri ile şiddet konusunda bir kıyaslama yapılamasa da "cool" olmak konusunda ki performansı bir Mc Queen karakterine nazaran ortalama bir seviyededir. Buna karşılık filmin çekimlerinden önce senaryo üzerinde istediği bazı değişiklikleri yaptırabilecek bir nüfuza da sahiptir.
Öyle ki tipik bir Peckinpah filmine yakışabilecek hüzünlü bir finale sahip olan orjinal senaryo (Meksika sınırında her iki ülke polisiyle beraber yaşanacak bir çatışmanın ardından ölecek çiftin hazin sonu) Mc Queen'in olanca ağırlığını koyması ile değiştirilmiştir. Değişiklikleri yapan kişi Peckinpah sinemasının sonraki yıllarda en önemli takipçisi olan Walter Hill'dir.


LOVE STORY'nin cici kızı Ali Mac Graw, filmin çekimlerinden önce araba kullanmayı bilmemektedir ve Mc Queen'in yardımlarıyla kısa bir süre içerisinde kaçış şöförü olmaya aday bir tekniğe sahip olmuştur. Aynı durum silah kullanımı içinde geçerlidir. Peckinpah ve Mc Queen'in himayesinde poligonda geçen bir eğitim döneminin ardından filmde göze batmayan bir şekilde rahatça silah kullanan bir kadın haline gelmiştir.
Doc ve Carol Mc Coy çiftinin Bonnie ve Clyde kadar efsanevi ve tabii ki gerçek hayatta da yaşamış karakterler olmasalarda bir kaç sene öncesinden Bonnie ve Clyde filmi ile Peckinpah'ın sinemasını müjdelemiş Arthur Penn'e karşı verilmiş bir yanıt olduğu da düşünülebilir. Bu çiftten gerçek hayata yansıyan tek unsur, filmin çekimi esnasında Mac Graw ve Mc Queen arasında başlayan yakınlaşmanın gerçek hayatta duygusal bir birlikteliğe dönüşmesidir.




Not: 1990'lı yıllara gelindiğinde Amerikan sinemasının 20 yıllık dönemin ardından sıkça başvurduğu bir yol olan, varolan filmlerin yeniden çevrimini yapma furyasından nasibini alan Getaway, Alec Baldwin ve Kim Basinger'in başrolünü paylaştığı vasatın altında ki bir yeniden çevrimle beyaz perdeye uyarlanmıştır.
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
Arthur BISHOP - THE MECHANIC 1972 @ 04-09-2008 12:05

THE MECHANIC
"Cinayet, yetkisiz öldürmektir. Herkes öldürür."
Charles Bronson - Arthur Bishop
Mekanik, uluslararası boyuttaki bir yeraltı ögütlenmesinin, muhbirler ve olası düşmanlarını yok eden suikastçılarına verilen isimdir. Arthur Bishop(Charles Bronson) eli çabuk ve temiz ve profesyonelce iş çıkaran bir mekaniktir. Öyle ki örgütle arasında ki bir numaralı arabulucu olan "menejeri" Koca Harry'i (Keenan Wynn) dahi yoketmekten çekinmez.
Baba yadigarı mesleğini sürdürürken, müebbet yalnız olmanın üzerine getirdiği psikolojik yükü ise olanca gücüyle sırtlamaya çalışmaktadır. İç çalkantıları ile boğuşurken Harry'nin doyumsuz ve soğukkanlı oğlu Steve (Jean Michael Vincent) ile aralarında ilginç bir ortaklık doğar. Seksüel arzularını dahi para karşılığı yaptırmak zorunda kalan Arthur'un hayatını renklendirecek bir öğrencisi olmuştur. Steve'in babasının katili Arthur, himayesine aldığı gelecek vaad eden öğrencisine işin püf noktalarını öğretmeye başlar.


Mekaniklerin dünyasında ki büyük işlere kıyasla görece daha ufak bir iş olan uyuşturucu satıcılarının imhası görevi Steve'in ilk sınavı olacaktır. Steve'in bir kaç noktada ki hatası Arthur'un yardımıyla telafi edilerek görev başarıyla tamamlanır.
Ancak örgüt en gözde elemanlarının bir öğrencisi olmasından hoşlanmaz. Hayatının tamamını örgütten izin alarak sürdüreceğine inanmayan yalnız mekanik Arthur, örgütle temasa geçmeksizin kendi başına hareket edemeyeceğini anlamakta gecikmez. Yeni görevleri Güney İtalya'da ki büyük patronlardan birisinin ortadan kaldırılmasıdır ve sırada ki hedef te Arthur'un kendisidir.
Arthur'un ise öldürmek için 1000 yolu vardır ...


Katillerin Katili:
Charles Bronson'un şöhret basamaklarında isminin duyulmasını sağlayan ilk filmler 1960'ların geniş kadrolu ve büyük bütçeli Amerikan yapımlarıdır. Great Escape'den The Magnificent Seven'e içinde avantür unsuru içerip iz bırakan her yapımın kadrosunda bulunmaktadır. 1970'ler ise Bronson'un box-office oyuncusu olduğu yıllardır.
Westernlerle hamuru yoğrulup bir tarafta Sam Peckinpah'ın sineması, diğer yanda ise Kirli Harry ve klonlarıyla 1970'lerin şiddet filmleri furyası, beraberinde VIGILANTE Bronson'u da bir idol haline getirir. Öyle ki filmlerinde tümüyle bir anti kahramanı canlandıran bu kötü/iyi adam seyirciyi kolayca kavrayan usulleriyle 1980'li yılların ortalarına kadar intikam ve avantür sinemasının vazgeçilmez unsurlarından birisi haline gelir.


Winner:
Charles Bronson'un çoklu kadrolardan tek adam olarak filmleri üstlendiği senaryolara geçişinde ingiliz yönetmen Michael Winner'in katkıları büyüktür. Western tarzını dahi beraberce deneyen ikilinin sinemada ki en başarılı çalışmaları ise kuşkusuz intikam ve aksiyon hikayeleri üzerine olmuştur.


İkilinin gözde yapımı DEATH WISH'in (1974) öncesinde beraberce kotardıkları THE MECHANIC, sonrasında aynı konuyu işleyen onlarca birinci sınıf veya B tipi filmin varlığına karşı esrarengiz yapısını korumaya devam etmektedir. Bu başarının sırrı senaryonun zeka ve felsefe konularını birbirlerine çok iyi bir şekilde kaynaştırabilmesinde gizlidir.
Öldürmenin insanın doğasından kaynaklanan bir davranış olduğuna inanan Arthur Bishop sıradan bir katilden çok titizliğiyle nam salan bir kimya profesörü gibi davranmaktadır. Dudak okumadan, onlarca kimyasal karışım ve patlayıcılara kadar onlarca konu hakkında bilgi sahibi bir uzmandır. Kurbanı için en uygun olan ölüm şeklini yine kendisi tayin eder.


Sistemleri birebir örtüşmese de yıllar sonra Luc Besson'un Jean Reno ile beyaz perdeye uyarladığı LEON filminde de ayrı bir mekaniğin öyküsü anlatılmaktadır. LEON'u da MECHANIC gibi özel kılan nokta, kıyıcı bir dünya içinde ki kötü/iyi adamların içlerinde ki bir parça duygusallığı yansıtabilmesidir.
Sam Peckinpah'ın emektar bestecisi Jerry Fielding'in senfonik ve bazı yerlerde jazz'a göz kırpan düzenlemeleri filmin genelinde ki ağır ve esrarengiz tempoyu desteklemektedir. Bestecinin 1980 yılında vefat etmesinin ardından bir toplama serisi içerisinde yer alan bu müzikler son yıllarda film müzikleri endüstrisinin arşivlenmesinde ki yeni girişimciliğin bir sonucu olarak filmden izole edilmiş özel kayıtlarıyla geçtiğimiz yıl albüm olarak yayınlanmıştır.

Filmin lobi kartlarından örnekler:


Not: THE MECHANIC'in 2008 tarihli yeniden çevrimine ilişkin taze bilgilere imdb üzerinden ulaşabilirsiniz.
Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
Sinematik Mafia Sözlüğü @ 20-08-2008 19:14

Merhaba;
Sinematik Mafia blogumuzda sizlerin filmleri izlemenizde ve konuları arşivlemenizde yararlı olabileceğini düşündüğümüz, filmlerin konusunu oluşturan veya filmlerin esinlendikleri bazı gerçek olayları ve/veya kişileri, terimleri, Sinematik Mafia Sözlüğü adını verdiğimiz ansiklopedik bir içerikle elimizden geldiği kadarıyla (ve yorum katmadan) sizinle paylaşmak istiyoruz.
Amacımız, bu şekilde arşivlenmiş bir içerikle, bu konuda doyurucu Türkçe bir içerik yaratabilmektir.
Mafia sözlüğümüz zaman içerisinde sizlerinde katkısıyla genişleyebilir.
Sinematik Ekibi
Gulio SACCHI - MILANO ODIA / ALMOST HUMAN 1974 @ 19-08-2008 18:03

MILANO ODIA
La Polizia Non Puo Sparare
"Bir polis 100 liret için öldürüldü"
Henry Silva - Kom. Walter Grandi
Milano sokaklarının serkeş mayını Gulio Sacchi(Tomas Milian) giriştiği hiçbir kanunsuz eylemde başarıya ulaşamamıştır. Kaldı ki iflah olmaz güven sorunları, onu günden güne bir uyuştucu bağımlısı haline getirmiştir. Şehrin kıdemli kabadayılarından "Bay Maione" adına giriştikleri soygunda da aynı başarısızlığını sürdürür, üstelik bir polis memurunu da öldürerek ...
Maione adına yaptığı bu son işinin ardından başsız kalan Sacchi kendi adına büyük bir iş çevirerek şehrin yeraltı dünyasına en iyilerden birisi olduğunu kabullendirme saplantısına kapılır.


Geçici çalışma ortaklarıyla beraber zengin bir işadamının kızını kaçırma planı düzenler. Ancak plan derinleştikçe Gulio'nun arkada hiçbir tanık bırakmayacağı da ortaya çıkar. Buna hikayeye sonradan dahil olan kısa süreli konuklarda dahildir.
Uyuşturucu, alkol ve vakit buldukça en sapkın yöntemlerle ırza geçme üçlemesi arasında işleyen şeytani plan kanunlarda ki boşlukları da hesap etmiştir. Her geçen gün gelen cinayet haberlerinin soruşturmasını üstlenen Komiser Walter Grandi(Henry Silva) ise suçlunun kendine bir paket sigara kadar yakın olduğunu anlamakta gecikmez.
Yinede kanunlar şimdilik suçludan yanadır.


MILIAN KANUNLARI:
Almost Human, poliziescoların genel olarak intikamcı kimliğine bürünen polisler üzerine inşa edildiği hikayeler içerisinde konuya kötünün açısından bakan nadir örneklerden birisidir. Filmin orjinal isminde geçen Odia - Nefret kelimesinin gereğini yerine getirmek adına tüm kıyıcılık ve sadizm öğeleri ana karakter Tomas Milian üzerine yoğunlaşmıştır.


Milian'ın benzersiz karakter yaratma yeteneğinin bir parçası olan Gulio Sacchi, cinsel sorunlar yaşayan orta yaşlı bir kadına tecavüz - sevişme arası bir çizgide (ve çoğunlukla sarhoşken) sahip olup sonra onu ortadan kaldırmaktan çekinmeyen, uyuşturucu etkisi altında 8 yaşında bir çocuğu makineli tüfekle öldüren, sigara makinesinden çalmaya çalıştığı 100 liretlik bozukluklar uğruna bir polisi öldüren, rehin aldıkları grup içerisinde ki tek erkeği oral sekse zorlayan ve tüm yöntemlerini Al Pacino'nun Scarface'sinde ki gibi bir bilge kişilik edasında içki arkadaşlarına öğreti olarak anlatan bir anti karakterdir.
Henry Silva'nın poliziescoların temel dayanak noktası olan Kirli Harry usulüyle çalışan sert polis kimliğini sadece sözel olarak yürütmektedir. Walter Grandi ana konu üzerine yoğunlaşırken eline geçen fırsatlarda suçlu temizliği yapan bir polis karakteri değil, tek bir konuya yoğunlaşarak onu sonuca ulaştırmak için çaba sarfeden bir çeşit John Wayne'dir.


B BULUŞLAR:
Bütçe dengelemesinin getirdiği parça atma çözümlerinin sadece Yeşilçam'a ait olmadığınıda belirtmek gerekiyor. Filmin ilk çeyreğini oluşturan kaç kovala sekansı hem Sergio Martino hemde Umberto Lenzi tarafından aynı döneme ait toplamda 3 adet ayrı poliziesco filminde de kullanılmıştır.
Filmin gecikmeli olarak gösterime girdiği Amerika'da bir korku filmi gibi lanse edilerek tartışmalara yol açan ALMOST HUMAN isimli çevirisi, ilk etapta düşünülen KIDNAP of MARY LOU'ya nazaran daha iyi bir alternatifdir.


MILANO ODIA'nın müzik albümü, Ennio Morricone'nin sürümden kazandığı yıllar olan 1970'ler boyunca nerdeyse ayda bir albüme imza attığı dönemde ilgili filmin sınıflandırılmasına bakmaksızın yaratıcılığını cömertçe sergilediği çalışmalarından birisidir. Temel olarak iki ayrı temanın çeşitlemelerinden doğan albümün açılış parçası, izleyiciye soygun sekansının gelişini bir mesih edasıyla haber vermektedir. Albümün diğer teması ise Henry Silva ile bütünleşen 60'lar gang soslarıyla süslenmiş bir crime jazz örneğidir.
Filmin müziklerinden örnekler için buraya tıklayınız. 
Not: Filmin yerli alternatiflerinden birisi için geçtiğimiz ay sinematik blogunda ortak yapımlar konusunda ele aldığımız CANI'yi de takip edebilirsiniz. Yazan: Gökay GELGEC - Yojimbooo
Komiser BELLI - HIGH CRIME 1973 @ 06-06-2008 16:40

LA POLIZIA INCRIMINA
LA LEGGE ASSOLVE
Enzo G. Castellari ve Franco Nero Sunar
Komiser Belli (Franco Nero) ve amiri Aldo Scavino (James Whitemore) Marsilya - Cenova hattından sevkedilen uyuşturucu ticaretini engellemek için mücadele etmektedir. Avrupa'nın en güçlü suç örgütlenmelerinden birisi olan bu konsorsiyumun ortakları iki kanun adamının ulaşamayacağı kadar yüksek mevkilerde dostlara sahiptir. Ancak aktif olarak suç dünyasından çekilmiş yaşlı babalardan Cafiero (Fernando Rey) son günlerini huzur içinde geçirip, bir mafya babası için pek olağan olmayan bir ölüm şekli olan eceliyle ölümünü garantilemek için ekibe gerekli istihbaratı sağlamaktadır.


Operasyonlarını derinleştiren ikili zirveye doğru yaklaştıklarını hissettikçe örgütün de onlara cevabı gecikmez. Öncelikle istihbaratını bölge savcısı ile paylaşmak isteyen Emniyet Amiri evinin önünde bir suikaste kurban gider. Mafyanın bu hareketine karşılık polisinde cevabı gecikmez ve tüm şehir askeri ekiplerinde yardımıyla taranmaya başlar.
Kanun ile kanunsuzların mücadelesi sürerken tek başına kalan Belli, Cafiero'nun altın değerinde ki bir nasihatını unutur.
Sadece kendisi değil, en yakınındakilerde namlunun ucundadır.


POLIZIESCO ITALIA:
Bir süre önce Sinematik Spaghetti blogunda uzunca bir yazıyla yer verdiğimiz Castellari / Nero ikilisinin post modern westerni Keoma'da olduğu gibi High Crime da suç filmleri içerisinde hatırı sayılır bir öneme sahiptir;High Crime, İtalyan Suç Sinemasının 10 yıllık bir dönemini kapsayan "Poliziesco / Poliziotteschi - Polisiye Gerilim" filmlerinin başlangıcıdır. Elbette ki bir polisiye gerilimi isimlendirerek ayrı bir kategori içerisinde incelemek ilk başta tuhaf gözükebilir. Ancak nasıl ki westernlerin ve Spaghetti Westernlerin olduğu bir külliyatta İtalyan usulü polisiyelerin de kendine has raconlarıyla Poliziesco olarak anılmaktadırlar.
Spaghetti Westernlerin melun Meksikalılarını aratmayan gangsterleri, bol bol soygun ve katliam temaları( özellikle çocuklar ve hamile kadınların öldürülmesi gibi ), kural tanımayan polisleri ve Poliziescoyu bir tür haline getiren dönemin polis arabaları Alfa Romeo Giulia'lar bu filmler süresince devamlı olarak gözlerinizin ziyaretçileri olacaktır. Spaghetti Westernlerin aslına sadık kalınarak popüler kültüre hitap eden bir çizgide geliştirilen bir tür alternatif akım oluşu Poliziescolar içinde geçerlidir. Genel olarak Kirli Harry ile başlayan Amerikan usulü Kanun Koyucu Polisin özelliklerini uyarlayan Poliziescolar, 1970'ler İtalyasının kaotik ekonomik, siyasal ve toplumsal yaşamından beslenerek yükselen suç oranının sinema perdesine yansımasıyla beraber kendi çizgisini oluşturmuştur. Poliziescoların en önemli yıldızları; Franco Nero, Tomas Milian, Luc Merenda, Henry Silva ve İtalyan Kirli Harry'si Maurizio Merli'dir. Yönetmenler konusunda ise ilk etapta sayılabilecek isimler Enzo G. Castellari, Fernando Di Leo, Umberto Lenzi ve Stelvio Massi'dir. Spaghetti ve Giallo'larda olduğu gibi tamamen tek bir türün yönetmeni olarak adlandırılamayacak hatta ülkemizde ki tabiriyle "Memur Yönetmen" usulüyle çalışan hemen hemen tüm İtalyan yönetmenlerinin de Poliziescolara katkıları olmuştur. 
Italiano Connessione :Castellari'nin start verdiği türün ilk filminde ki polis karakteri ise William Friedkin'in suç bombası French Connection'unun Popeye Doyle'unu (Gene Hackman) anımsatmaktadır. Ayrıca French Connection'un Fransız uyuşturucu baronu rolünde ki Fernando Rey'de bu Castellarinin filminde orjinaline zıt bir mafya karakteri olarak yer almaktadır. Bununla beraber mükemmel kurgusuyla Avrupa kıtasına taşınan French Connection hikayesinin İtalyan usulünde bir sunumudur. Her Castellari filminde olduğu gibi ilk çeyreği oldukça uzun bir kovalamaca sahnesiyle başlayan film, seyirciyi bilgilendirmeye yönelik geri dönüşler, aksiyon sahnelerinin bitiminde ki ilginç kamera açıları ile gelecek bir kaç saniye içerisinde beklenmedik sahnelerle karşılaşılacağını hissettiren resimlemeler bu sunumun özelliklerinden bazılarıdır. Güneş gözlüklerinden yansıyan oto görüntüleri, Kanalizasyon mazgallarına dönüş yaparak bir saniye sonra patlayacak bombayı anlattığını gösteren manuel kamerası, kimi zaman tepeden kimi zaman yere sıfır, kişilere 45 dereceden bakan Castellari usulü bir anlatımla saygın bir Poliziesco, bu tür üzerine yoğunlaşmayı düşünenler için ideal bir başlangıçtır. 
Not Defterinden:Bu tanımlamaların beraberinde izleyicilere ufak bir not olarak Tarantino'nun da yıllarca severek izlediği, "İtalyan B Sinemasının Kralı" olarak tanımladığı Castellari'nin sinemasına dair hemen her filminde yaptığı ufak birer göndermeyi dikkatli izleyiciler için Death Proof'ta (2007) arka planda çalan kısa süreli High Crime temasıyla devam ettirdiğini belirtmeliyim. Castellari'nin not defterine göre filmde Cenova liman bölgesi olarak sunulan yer aslında Barcelona'nın liman bölgesidir. 
Filmin lobi kartlarından örnekler:
Yazan : Gökay GELGEC - YojimboooKurtlar Vadisi Analizi: Bölüm 4 @ 24-05-2008 12:50

KURTLAR VADISI ANALIZLERI - 4
ÇAKIR
"Çakır - Çakıcı" benzetmesi basında çok fazla yapıldı. Oysa okuduğum bazı kitaplarda ve gazetelerde gördüğüm Alaattin Çakıcı tam olarak bu tiplemeye oturmuyordu ve dizideki Polat Alemdar'ın bazı yönleri ile daha çok Çakıcı'ya yakın bir çizgi çiziyordu. Hatta "Acaba Çakıcı, Polat Alemdar gibi mafyaya yerleştirilmiş midir?" diye düşünmedim değil.
Polat, özellikle racon konusundaki duruşu ile Çakıcı’ya daha yakın. Çakır ise Sedat Peker’le Alaattin Çakıcı arasında kalıyor. Interneti karıştırırken bulduğum bir yazıyı eklemek istiyorum çünkü Çakıcı da benim gibi bu benzetmelere katılmıyor sanırım.


"İddiaya göre, dizide Çakır karakteriyle özdeşleştirilen Alaattin Çakıcı, kahramanın bir bölümde Kurtlar Konseyi'nin kararıyla tombalacının elini öpmesinden hoşlanmadı. Çakıcı Yaptığı açıklamada söz konusu dizinin gençleri olumsuz etkilediğini ve gerçek hayatta kimsenin elini öpmediğini söyledi. Çünkü 'el öpme' racona aykırı bir durumdu."
Çakıcı karısının ölüm emrini gözünü kırpmadan vermişti, oysa ki dizide Çakır eşine bağlı biri. Laz Ziya'nın diğer kızı bu konuda Çakıcı'nın eşine yakın bir durum gösterdi. Testere ile yasak aşk yaşaması ve Şanslı 1 gemisi olayları (Lucky 1 idi sanırım) hep gerçek olaylarla paraleldir. Ayrıca Çakır hapise girmemek için yurtdışına kaçmayı reddetmişti ancak Alaattin Çakıcı uzun süre yeşil pasaportla yurtdışında dolaşmıştı ve Avusturya'da yakalandı.


Bunlar iki karakterin yakın olmayan yönleri. Bunlar dışında dizide Çakıcı - Çakır benzerliği konusunda Cerrahpaşalılar konusu Çakıcı - Çakır benzetmesini pekiştirdi. Çünkü işledikleri konu ile yaşanmış olaylara biraz yaklaştılar (Şahin Ağa'nın öldürdüğü adam Karagümrüklü Nuriş'e benziyordu), bu çekişmede Karagümrük çetesi ile paralellik kurabiliriz ama o noktada Çakır'dan daha çok çete ile uğraşan Polat olmuştu ve cevapları hep o verdi (dizide Polat’ı öne çıkartma sorunsalı). Çakır'ın ve Çakıcı'nın da Karadenizli olmaları en önemli ortak noktaları ki Sedat Peker de Karadenizli.
Kısacası her yönüyle Oktay Kaynarca'nın canlandırdığı "Çakır" karakteri Polat Alemdar karakterinden daha önemli bir karakterdi. Yalnız ölümünden sonra bu kadar kolay harcanması ve kendine bağlı karısının bu kadar çabuk değişip sağ kolunun bir anda Çakır adını bile anmaması garip oldu. Bir önemli rol böyle harcanır konusunda başarılı iş çıkarttı yapımcılar, oysa bu tip mafya babaları kötü örnek olmalarına karşın hayatımızın içinde yer alan, doğruları ve yanlışları ile yaşantımızda her zaman karşımıza çıkabilecek tiplemelerdir.
Türk sineması yıllarca bu temayı işlemiştir kaldıki bence dizi Çakır'dan sonra gerçekten "Mafya" dizisi olmuştur. Bu da bizim gerçekte mafyadan ne anladığımızla ilişkili sanırım.


Oktay Kaynarca yaklaşık 40 bölüm boyunca diziyi alıp götürdü, yer yer kullandığı aksesuarlar ile eski türk filmlerine göndermeler yaparak belli bir stil yarattı. Çakır'ın çelişkileri ve yarattığı fenomen uykusuz gecelerimize de konu olmuştur. Gökay (yojimbooo) ile yaptığımız "msn tespitlerini" sizlerle paylaşmak isterim:
Legoman
Oktay Kaynarca Türkiyede normal hayatta çok sevilen bir karakteri çok sevilir sekilde canlandırınca durdurulması zor bir fenomen yarattı. sonunu getiremedim cümlenin
Yojimbooo:
"yerel ağzıyla sevecen, kıyıcı yapısıyla kaçınılan hassas bir karakteri başarılı bir oyunculukla bir yıldıza dönüştürerek Çakır'ı bir fenomen yapmıştır."
LegomaN:
Çakır bugün yazlıklarda tatile giden sevilen ufak sevimli mafya tiplemesidir. Avşada oyleydi yani :)
Yojimbooo:
Şimdi bu doğru evet yalnız osman sınav gözüyle değerlendirdim onu çünkü o adamın eleştiren bir yönü vardır. Mesela çakırın ses tesisatçısını bıçaklatması o eleştirinin sonucudur özellikle gözüne sokar adamın o sahneyi bu adamlar sevimli olabilir ama sadisttirlerde der
LegomaN:
evet işte onu diyorum bende....
Yojimbooo:
ilk bölümde kana susamış göndermesi yapılan çakırın biftek yiyişide aynı eleştiriden bir kesit, bu yüzden sevilen bir tiplemeyi sevilen bir sekilde demek istedim ........


Böylesine sevilen bir tipleme olması üzerine halkta onu sahiplendi. Belkide sosyolojik olarak incelenmesi gereken bir durumdur bu. Daha önce Polat Alemdar için yazdığım halk kahramanı tiplemesine uzak olma öğesi paradoksal bir biçimde Çakır karakterinde vucüt buldu.
Tüm sadistliği, kumarhane işletiyor olması ve kiralık katil olmasına rağmen bir şekilde kader mahkumu olması ve bazı siyasi göndermeler onu halk içinde sevilen bir tipleme yaptı. Hatta Çakır adına gazeteye ilan verildi ki bu gerçekten ağlamamız veya kızmamız gereken bir durumdu.
Oktay Kaynarca için de oldukça zor bir durum olmuştur bence. Herhalde Çakıcı ile onu bütünleştiren bir kesim Çakır'ı da kendisinden biri olarak sahiplendi. Oysa dizide "Mein Kampf" yani Hitler'in yazdığı Kavgam kitabını okuyan Testere Necmi idi ve aslında yer yer Polat ve Çakır'da bölünmüşlük hissi versede acımasızlığı ve siyasi görüşü bakımından Çakıcı ve Testere arasında paralelikler vardı. Belki de o kesim Testere öldüğünde de gazeteye ilan vermeliydi.


Bütün bunların yanı sıra Seray Sever'in ağbisi olarak iyi bir performans ortaya koydu. Kısacası Çakır ve çevresi "Alem"i gayet iyi önümüze serdi. Seray Sever ise bütün çekiciliğine rağmen bunu dizide pek ortaya koyamadı Polat Alemdar'a platonik bir şekilde harcandı gitti. Dizinin erkek fatması olarak kaldı ki bu kadar dekolte giyinen bir Erkek Fatma bence olmadı.
Aslında Memati ile tamamlayıcı unsur olarak çok iyi idiler. Tabi Memati tiplemesinin şansız bir noktasıda bu oldu güvenilen sağ kol ile kızkardeşi aşkı iyi bir malzeme olabilirdi dizide. Yinede Seray Sever'i beğenerek izliyoruz kendisine kızılın çok yakıştığınıda vurgulamadan geçemiyoruz.
Çakır tiplemesinin kullandığı aksesuarlar ve mekanlar çok önemli idi. Kumarhane ve hapishane sahneleri Türk sinemasında 60'larda ve 70'lerde değişilmez mekanlar idi. 1980'lerde ise azalarak önemilerini sürdürdüler.
Çakır'ın özellikle hapishane performansı oldukça iyiydi. Hapishanede Kadir İnanır'la Cüneyt Arkın arasında bir hakimiyeti vardı ancak burada tamamlayıcı unsur Şahin Ağa idi.


Peki Oktay Kaynarca’nın eski Türk Filmlerine gönderme yapan karakterinin özellikleri nelerdir?
Öncelikle ismi. Yeşilçam'da Cüneyt Arkın'ı bir efsane yapan filmlerin başında gelen Yıkılmayan Adam'ın gerçek ismi Çakırdır. O eline silah verilmiş ve mafyanın içine girmiştir (hayat şartları nedeniyle, babası için) ama haksızlığa karşı savaş verir. Bu ağır ismin Oktay Kaynarca'nın Çakırı ile kesiştiği noktalar ise fazla değildir. Çünkü Yıkılmayan Adam savaşır, el öpmez, biat etmez, ettirmez.
Öte yandan Çakır'ın özellikle Katillerde Ağlar filmindeki Nuri Alço'nun canlandırdığı Alcapone Kerim'in kullandığı bastonu değişilmez aksesuarı haline getirmesi bu dizide benim için önemli bir ayrıntı idi.
Çakır'ın bastonunu bir silah olarak kullanması ve baş kısmında yer alan gizli bıcak 60-70-80lerden çıkıp günümüze gelmiş bir geleneğin devamı idi.
Katiller de Ağlar filminde Kerim, Alcapone'nin rakiplerini düşmanlarını beyzbol sopası ile öldürdüğünden bahsediyor. Çakır'da Tombalacıyı beyzbol sopası ile öldürmüştü. Ayrıca Katillerde Ağlar filminde Godfather melodisi bol bol çalar yine kumarhanede Çakır ve Kızkardeşinin Godfather eşliğinde yaptığı dans hem Katillerde Ağlar'a hem de Baba filmine bir göndermedir aslında.