En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Oyunvarmi.com'da binlerce flash oyun sizi bekliyor. Oyunvarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Seyahat - Otobüste RSS

Taksilerden Sigara Yasağı Manzaraları @ 17-07-2008 09:57


Taksilerimiz zaten çok "estetik görünümlü" idi, "nazar değmesin" diye biraz görüntülerini bozmaya karar verdiler galiba.
Şu sticker'lardan dağıtılmış. Birkaç takside yapıştırılmamış olduğunu gördüm. Adama zorla bu zevksiz sticker'ı yapıştırmak zaten bir tuhaf, bir de "yapıştırmadığı için ceza kesmek" daha da tuhaf.

Fotoğrafta şunlar yazıyor (tıklamaya üşenenler için)
Şoför sigara içerse 62 YTL
Sorumlu olduğu araçta sigara içilirse 5000 bin YTL! (Yani kaç trilyon ediyor, hesaplayamadım)
"Bu taşıtta sigara içilmez" levhası asmazsa 1000 YTL.

Buyrun, buradan yakın.
Tabela bağımlısı birileri var galiba bir yerlerde... Tabelayla her derdimiz çözülüyor galiba.

Bir günde 8 araç @ 16-07-2008 10:52
Gümüşyaka’ya gitmek için Cumartesi günü kendimi yollara atınca şu toplu taşıma araçlarını kullandım sırasıyla;
İdealtepe – Üsküdar Sapağı – Minibüs
Üsküdar Sapağı – Üsküdar – Dolmuş
Üsküdar – Beşiktaş – Motor
Beşiktaş – Kabataş – IETT Otobüsü
Kabataş – Zeytinburnu – Hızlı Tramway
Zeytinburnu – Avcılar – Metrobüs
Avcılar – Silivri – Halk Otobüsü
Silivri – Gümüşyaka – Minibüs
Ve böylelikle uzun zamandır eksik kalan yanımın ne olduğunu keşfettim.
Tramwayda uyudum, Metrobüste şoförün tam başına dikilerek, kaçla gittiğini, duraklarda kapıları nasıl açtığını öğrendim, Halk Otobüsünde o sıkışıklıkta insanların hala üstüste olduklarını gördüm ve minibus şoförünün görev bilinciyle oraya tatile gelen herkese yardımcı olmasına şahit oldum.
Şimdi okuyanlar neden böyle yaptın ki Gümüşyaka’ya İstanbul Seyahat gidiyordu diyebilirler tabi ama ben onu Zeytinburnuna geldiğimde öğrenmiştim, o yüzden de her şey için çok geçti.
Gümüşyaka’daki üst geçitte ineceğimi söylediğim minibus şoförü üst geçite 50 m. kala durup yolcu indirdiği ve beni almaya gelen arkadaşlarımı gördüğümü söylediğim halde, olmaz üst geçite gelmedik, orada indireyim diyip, zorla üstgeçitte indirdi beni sağolsun.
Asıl kendi arasında “ ……… inip Şok'a yürürüz” diyen bir kızla annesine, aa ben sizi tam Şok'un önünde indireyim yürümeyin hiç diye müdahale etmesi unutulmazdı.
Günün sonunda ne kadar yorulmuş olsam da bu uzuuun yolculuktan toplu taşıma araçlarının komedyenler için ne kadar iyi malzemeyle dolu olduklarını bir kez daha onayladım.

Otobüs hikayesi - çorap ve iki don @ 11-07-2008 11:07
Yer: Istanbul
Otobüs: 87 /Edirnekapı-Taksim
Otobüs modeli: Halk otobüsü. En gürültülü cinslerinden.

En arka sıranın bir önünde veya iki önünde oturuyorum. Gürültüsü bol bir otobüs olduğu için, telefonun çaldığını duymuyorum ama arkamdan, hani şöyle görüntüsü sert olup da, ağzını açtığında sesinden hiç beklenmeyecek derecede ince ve çatlak bir ses çıkan genç adamlardan biri telefonda konuşmaya başlıyor.
- Ha ben aradım. Yaw sizin orada benim poşeti unutmuşum. (duruyor.)

Buradan anlıyoruz ki, torbayı unuttuğu arkadaşını aramış fakat arkadaşı ya açamamış veya ikinci bir ihtimal "çaldır-kapat" yapmış, arkadaşı geri arıyor.

- Siz o poşeti bi kenara koyun. Ben akşam gelir alırım.... Yok yok, önemli bir şey yok içinde. Dedim ya siz onu bi kenara koyun....

Şu anda o yönün aksine gidiyor ve bir işi var demek ki, akşama kadar torbayı unuttuğu yere uğrayamayacak. Bu arada o kişi bu nesneye "poşet" dedikçe ben burada "torba" diye yazmaya devam ediyorum. Elbette, farkındayım.

Karşı taraf - ne alakası varsa artık - poşetin içinde ne olduğunu soruyor. Zaten gürültüden ötürü bağırarak konuşmak zorunda kalan adamcağız, torbanın içinde ne olduğu söylediğinde, otobüste herkes duyuyor tabii ki.

- "Ya çok önemli bir şey değil, çorap var, iki de kilot falan var." Diyor.

Aklıma, askerde bana sivil günlerinden bir hatırasını anlatırken tamamen sansürsüz konuşup sonra sanki kullandığı diğer kelimeler normalmiş de, "don" demek ayıpmış gibi "....yav çavuşum çamaşır ipinden afedersin (utanarak) don düşmüş sokağa..." diye anlatan çocuk geldi.

Bizim yolcu da, çorap sayısını söylemedi ama kilot sayısına baya bi önem veriyordu herhalde. Çözemedim.
Telefon kapandı. Bilmiyorum artık, akşam gidip aldı mı "torbasını".

Aşağıdakilerin Hepsi Yaşanmıştır @ 29-06-2008 01:43
Uzun zaman oldu buraya yazı girmeyeli. Hani özleyen olur, arayan-soran olur diye bekledim. Ama yoook! Bi Allah'ın kulu gelmedi. Gelmesin. Ben camda oturur ve gelen geçen otobüse bakarım. Elbet bi el sallayan çıkar, dedim o da olmadı. Ay siz beni çıldırtcak mısınız? :)


I. Bölüm
Minübüs şöförü de aynen böyle, gereksiz yere sıcak havaya gerginlik katmakla meşguldü. İlk minübüs bizim mahallenin minübüsüydü. Mahalle toplanıp almamıştı canım. Sadece benim hergün gelip gittiğim hattı. Yol uzundu. İkinci araç tercihimi de minübüsten yana kullanacaktım. Otobüs kadar hantal, taksi kadar da pahalı olmadığı için oracıkta karar vermiştim ikinci minibüse. Daha biner binmez gideceğim yerin adını söyledim.

- Ihlamurkuyu'dan geçer mi?
- Geçer
- Ne kadardı?
- Bir altıyüz
- Gelince hatırlatır mısınız?
- &/+ Olur.

II. Bölüm
Minibüse bir arkadaşının yardımı ile eşyalarını yerleştiren kadın, bilmem nenin önünden geçip geçmediğini soruyor şöföre. Cevap bana verdiği ile aynı. Kadın tam inmek üzereyken şöför:

- Ab-laaa parayı vermedin!
- Şurdan şuraya para mı verilir ayol? Bizimde arabamız var. Hiç böyle şeyler yapmıyoruz. Terbiyesiz.
- Terbiyesiz sensin! Paran yoksa, yok de. Uzatmaa!
- Kaç para ha? Kaç para? ( Kadın bel çantasından para arıyor gibi yapıyor. Parasız birine de benzemiyor. Alışverişten geldiği de minibüse sığdırmadığı poşetlerden belli.)
- Verme lan! Verme! Sadakam olsun. İn arabadan be!
- Terbiyesiz, utanmaz! Şuncacık yola para almaya utanmıyorsun di mi? Bıdı bıdı bıdı (Sesler bıdırdama olarak duyuluyor. Bense şoklardayım.)

Bu sinirin üstüne adama hatırlatma yapıyorum. Ihlamurkuyu'ya geldik mi diye. Sinirle, daha çok var, diyor ve ben hemen susuyorum.

III. Bölüm
Şöför az evvelki olayı unutmadı. Birkaç olay daha oldu ve hepsini yüksek sesle yorumluyor. Bir bayan ve 5-6 yaşlarındaki kızı biniyor. Kız şöförün yanına geliyor ve şöförle diyalogları;

- Amca öne oturmak istiyorum ben
-Geç arkaya bee! Öne oturacakmış. Sonra bi kaza olsun, katil şöför desinler. Katil şöför, katil şöför!
"Anaya bak be? El kadar çocuk öne geçmek istiyo, istifini bile bozmuyo. Tabi bi şi olsa suçlu belli. Sorumsuzlar" Bu konuşmayı hemen arkasında olduğum için ben duyuyorum ama çocuğun annesi duymuyor. Şöför acayip sinirli. Bana dönüyor;

- Yana kaysana, millet otursun!
- Gelen yana otursun, ben burda oturmak istiyorum.
- Ya kay yana be! Allah Allah!
- Nereye oturacağımı söyleyemezsiniz! (Ama kayıyorum yan tarafa. Huzur bozulmasın diye mi, korkudan mı çözemiyorum. Hava gergin ve sıcak:))

IV. Bölüm
Şöför dikiz aynasından bana bakıp;

- Nerde incektin sen hamfendi?
- Ihlamurkuyu
- Geçtik orayı
- Anlamadım?
- Epey geride kaldı ora. Niye inmedin?
- &+%'3

Bi toparlıyorum kendimi ve minibüste benim dışımda 1 kişi kaldığını görüyorum. Ayağa kalkıyorum ve kendim bile inanamayacağım tuhaf bir sesle;

- Ya ama ama AŞKOLSUN YAAAAAA!
-Dur abla inme tamam. Ablaa dur bi. Adamda akıl koymuyolar. Sende inmedin ama orda. Katil şöför demek kolay tabi. Dur inme. Ben seni bırakacam gideceen yere. Koca kadın çocuğuna sahip olmuyoo, o kadar yani. Akıl koymadılar bende. Hergün aynı şeyler. Hele gözaçığa ne demeli? Dur ben biliyorum gideceğin yeri orda indirecem seni. Kadın param yok dese amenna. Dayılık ediyo utanmadan. Nerde inecektin abla?
- Negatiflik negatifliği çeker beyfendi. Olumlu olmayı deneyin! Yoksa bu işi çok sürdürecek gibi durmuyorsunuz. Hahh benim aradığım yer şurda. Müsaitse ben ineyim. Teşekkürler.

Nasıl inip, nasıl şükrettim anlatamam. Ihlamurkuyu'ya bir iş görüşmesine gidiyordum. İşten de görüşmeden de vazgeçtim. Otobüse binip Levent'e gittim. Otobüsteyken, yaptığım bir iş başvurusu için dönen ve CV'mi çok etkileyici bulduğunu söyleyen psikopat bir firma sahibi aradı. Bunu da başka zaman anlatırım:)



.... @ 24-06-2008 10:36


"Buda Ne?" mi?
Bakınız...

www.dominox.com.tr

Takside fiş ne zaman istenir? @ 18-06-2008 11:44
Nişantaşından Beşiktaşa inmeye üşendiğim ya da acil işim olduğu için taksiye bindiğim günlerden birinde İskeleye gelince fiş istedim abiden. Abi durağın taksisi, yakında komşu olucaz bilmiyor..
Hemen şikayete başladı:
- Nişantaşında da ışıklara gelirsin fiş isterler, şimdi seninki de öyle oldu dedi.
Anlamadım, zorluyorum;
- Nasıl yani, binince mi söylemek lazım.
- Tabii binince söyliceksin ki, taksici kendini hazırlasın, seni de getirene kadar yazsın, sen öle inerken söylersen ne istediğin yerde inebilirsin, ne de taksici sakin olur dedi.

Dövecek miydi beni?

Korktum, sustum...

Yine sigara hikayesi yine taksi @ 13-06-2008 09:46
Son günlerde taksilerde bozuk para vermediğiniz zaman başınıza gelen "sahte para" hikayeleri, beni de etkiledi ve sırf para bozdurmak için, taksiye binmeden önce sigara aldım (3 paket - "satınalmayı öne çekme" yaklaşımı denebilir) sonra bu paketler elimdeyken taksiyi durdurdum. Şoförün duruşu bir tuhaf geldi. Az önce cinayet işlemiş de yola çıkıyormuş gibi kafası ve bakışları dağınık duruyordu.
Elimdeki paketleri görmüş olsa gerek ki, biner binmez "abi, şu yokuşu çıkarken birer sigara içelim" dedi. "O yolda polis yok."
Meğersem sigarasızlık başına vurmuş adamın da, o yüzden o haldeymiş.

"İyi" dedim, "sen iç". Ben yakmadım. Sonra merak ettim.
- Şimdi polis görse, ceza kesecek olsa, ikimiz de içiyorsak, kime kesecek cezayı diye sordum.
- Benim cezayı plakama, seninkini de kimliğine keser. Dedi.
- Hmm dedim.

Oradan başka konuya geçti. "Abi, bizim patronun yedi-sekiz arabası var (taksi olarak) onların içinde bir defa bile ceza gelmeyen araba benimki" dedi. Kafamı salladım. O devam etti: "Diğer arabalar hep kırmızı ışıkta geçmekten, hatalı sollamadan, U dönüşü yapmaktan falan ceza yer, ben bir kere bile yemedim."

- İlk cezanı bu sigarayla almayasın sakın, dedim.
- 'Yazsın ya, bana ne. Ben ceza kesilirken öyle polise gidip "abi yav, yapma yav" falan diyenlerden değilim. Cezam neyse, alırım makbuzu, giderim patrona, yarısını sen öde, al benim payım da burada diye parayı veririm' dedi.

Benim kafam biraz karıştı. "E hani sen hiç ceza yememiştin aga" diyecektim ama, baktım bakışlar sigarayı içmesine rağmen düzelmiş değil. Boşver dedim. Zaten ineceğim yere az kalmıştı. Sohbete dalmayalım o kadar deyip, vazgeçtim. Az ileride de indim.

St. Petersburg'da "büyüklerimi saymak" @ 03-06-2008 23:22


Hikayemiz taa St. Petersburg'dan, Atilla İlhan'dan. Ayrıca sanırım blogumuzdaki ilk troleybüs girişi de bu oluyor. Teşekkürler Atilla İlhan.

İlkokullarımızın, okula giriş parolası vardır, "Türküm, doğruyum, çalışkanım" diye başlayıp devam eden..
Malum "and"ın içinde "yasam, küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak" kısmı vardır ya..
işte bu kısım, bizim kültürümüzün bir parçası olarak, kanımıza dahi işlemiş. Biz büyüklerimizi hep sayarız hani..
Ben küçükken büyüklerimizi sayma olayını en çok otobüslerde yaşardım.
Hiçbir zaman oturarak gittiğimi hatırlamam evimize, hep büyüklerimi sayardım! ( kaç taneler diye :p )

St.Petersburg'da yaşayan bir Türk olarak, şehre ilk geldiğim günlerde "andımız"a inat, yaşayan insanlar gördüm burada..
Gençler değil, aksine yaşlılar.. Otobüste, troleybüste, tramvayda, metroda hiç fark etmez..

Elinde pazar arabası ile, beli bükülmüş ve önünde duran otobüsün üç tanecik merdivenini nasıl çıkabilirim düşüncesi ile duraklayan bir babuşka (yaşlı nine) görürsünüz şehrin herhangi bir durağında.. Bu halde onu gören ben, otobüsten inip yardıma meylederim lakin kendisinden beklenmeyen bir çeviklikle, eliyle reddeder beni, gözümün içine bakarak kızgınlığını ifade eden şeyler söyler.. Tam anlamam ama ters bir şeyler olduğunu düşünerek yerime geçerim.. İlk adımı atması en zoru olanıdır onun için, çünkü arkasındaki pazar arabası ile birlikte adımı attıktan sonra dengede durabilmesi, o yaşlı bedene zor gelir. Ta ki, içeri girer, 1-2 dakika soluklandıktan sonra, kafasınını yerden kaldırır ve etrafına göz atar. Kendisini süzen bakışlar arasında, bir tane insan kalkıp da yer vermeye niyetlenmez, üstüne üstlük benim kalkıp yer vermeye kalkışmam, başka bir anormalliğin başlangıcıdır, otobüste.. Babuşka, bir burun kıvırır ki, mimiklerinin kahrından erir gidirsiniz, o kadar ezer sizi bakışı ile.. Kalkmam yerimden, zaten şaşkınlıktan çakılıp kalmışımdır, nereye kalkayım..

Sonraları dillerini de anlamaya başlamakla birlikte, şunları da duymadı değilim: Metro kapısında: "Git ordan genç adam, tek başıma kapıyı açamam mı ben, niye tutuyorsun"
Bir kez daha yer verme girişimi: "Tamam tamam, görmüyor musun, duruyorum ayakta"
Bir diğerinde: "Otur otur, sen daha yaşlısın benden!"
Bu gibi laflar.. Pek sık karşılaşırsınız bu durumla..

Yerinizi kabul eden ama bir teşekkür dahi etmeyen insanların yanında, çok medeni, çok tontonlarını da görürsünüz, gözlerinin içiyle gülerler size teşekkür ederken..
Ne olursa olsun, kanınıza işlemiştir bir kere "andınız".. Otobüste, troleybüste, tramvayda, metroda..
Fark etmez, neler duyacağınız umrunuzda değildir, kalkarsınız hemen yardım eder, ya da yer verirsiniz babuşkalara.. Deduşkalara..

Biliyorum neden böyle bu insanlar diye düşünüyorsunuz.. Ben de merak ediyorum..


Kız mı, Erkek mi? @ 03-06-2008 21:14

Ellerimizde 'T cetvelleri', bölümün en 'baba' derslerinden birine girecek olmanın stresi ve uykusuzluğuyla durakta bekliyoruz. Çok geçmeden otobüs geliyor. Daha otobus durağa gelmeden şöför abimizle göz göze geliyorum; Cem Yılmaz'ın az gelişmiş versiyonu diyebileceğimiz bir tip. İlk görüşte elektrik alıyorum yani (yanlış anlaşılma olmasın=))

Derken bir elinde 'T cetveli', diğerinde koca koca A-2 kağıtlar olan ve her halinden öğrenci olduğu anlaşılan arkadaşım otobüse biniyor. Ve o 'muhteşem' diyalog gerçekleşiyor;

- Bir öğrenci abi

- Ne?

- Şey, bir öğrenci abi işte!?!

- Öğrenci öyle mi? Eminsin yani..

- Eminim, evet!

- Hımm, peki şey, kız mı yoksa erkek mi?

- !!?!!

Bu diyalogtan sonra epey gülüyoruz; ne stres kalıyor, ne de uykusuzluğun verdiği yorgunluk. Tabi aynı şeyi arkadaşım için söyleyemiyorum=))



IETT @ 03-06-2008 11:53


iett linki: Burada.

Taksi Hikayesi - Klimanın Gazı @ 02-06-2008 14:07
Hikayemiz Osman'dan.

Geçen gün Istanbul'da, Cumartesi sabahı kalktık kahvaltıya gidiceğiz bir arkadaşımla. Hava inanılmaz sıcak. Taksiye bindik. Taksi de hayvan gibi sıcak. Anladım ki gideceğimiz yer en az 20 dakika ve bu gidişle ulaşana kadar sucuk olacağız. Dedim ki içimden "bu taksi klimayı benzin yakıyor diye açmıyor, ben iyisi mi buna birkaç YTL fazla vereyim, o da klimayı açsın. Şoföre döndüm ve daha "Abi klimayı bir açars.." dememiştim ki... Şoför amcam lafımı direkt olarak kesip ekledi: "Abi klimanın gazı bitti".. Ben kafa salladım ve devam ettim..."Bazı şoförler fazla yakıyor diye klimayı açmıyorlar, ben sana fazladan 5 YTL versem açar mısın?".. Cümlemi bitirmemle birlikte şoför amcamız gözlerimin içine baktı şöyle bir....(Yalancı durumuna düşmek mi daha iyi yoksa 5 YTL mi diye kafasında 2.5 saniyelik bir hesap yaptı, baktı ki kurtarmıyor bastı klimanın düğmesine) ve ben klimanın üflemesinden neredeyse koltuğuma yapıştım. Serin serin gittik gideceğimiz yere... Sağolasın tartışmasız yalancı şoför amcam benim.


Taksi Hikayesi - Sigara, Nöbet tutan asker ve devamı @ 31-05-2008 16:59
Geçen gün Dolmabahçe'den Levent'e gitmek üzere taksiye bindik. Üç kişiydik.
Taksiye binmeden önce yol kenarında bekleyen taksiciye boş olup olmadığını sorduk. İstekli görünmeyen şoföre bizim Savaş "biz turistlerden daha çok para vereceğiz" diye espri yaptı. Bana mısın demedi bekleyen şoför. Adam, el-kol hareketleri ile bize turist beklediğini belirtirken başka bir taksi durdu önümüzde. Meraklı bakışlarla diğer taksicinin bize ne söylediğini anlamaya çalıştı.
- "Almadı mı sizi" diye sordu.
- "Yok" dedik "turist bekliyormuş"
- "haa ben de mesafeyi beğenmedi de almadı sandığım için birkaç laf diyecektim" dedi.

Polemiğe meraklı bir şoför olduğu izlenimi bıraktı bende. Neyse, ben ön koltuğa oturdum, bir de ne göreyim. Torpido gözünün üstüne kocaman bir "Sigara içmek yasaktır" sticker'ı yapıştırılmış. Öyle bir sticker'ı, arabasına hiç acımadan yapıştıracak birisi sigara kullanmıyor olsa gerek diye düşünüp, gözlemlerime sağlama yapmak üzere şoföre sordum:
- "Sigara kullanmıyorsunuz herhalde" dedim.
- "Evet" dedi, "sigara içmiyorum".

Gözlemlerimin doğruluğunu ölçtüğüm için rahat bir şekilde sustum. Tam o sırada Dolmabahçe Sarayı'nın önünde nöbet tutan askerlerden açıldı konu. Biz herhangi bir fikrini sormamıştık şoförün kendi aramızda konuşurken ama adam başladı yorum yapmaya:
- "O askerlere acıyorum ya." diye girdi söze "yanlarında fotoğraf çektiriyor cıbıldak karılar, adamlar hiçbir tarafını kıpırdatamıyor bile".

Bu tuhaf yoruma Savaş soru ile döndü:
- "E ne yapacak asker, tecavüz mü edecek sanki hareket edebilse?"

Şoför gülmeye başladı:
- "Dağ başında mıyız abi, tecavüz etmek o kadar kolay mı."

Haa, yani dağ başında her şey mubah. Bunu ima etmeye çalışıyor galiba şoför. Tipi de saçlarını kısacık kestirmiş bir Al Yankovich tipi (gözlükler aynı onunkisi gibi, numarası biraz daha yüksek sadece.) "İyi ki üç erkeğiz" diyorum içimden.

Sonra Levent'e gelince, iniyoruz.

@ 22-05-2008 10:55
Dün, sigara yasağı sebebiyle, bina dışında sigara içiyorduk bir kadın yanımıza yaklaştı.
- "Elli milyon bozuğunuz var mı" diye sordu.

Şaşırdık, kaldık. [Ben de bu soruyu "elli milyonunuz var mı" diye algılayarak tuhaf tuhaf bakıyordum kadının sıratına...]

Diğer arkadaşlar kadının nereden geldiğini görmüş. Meğersem, taksiden inmiş ve elinde bütün parası ile yoldan geçen, orada dikilerek sigara içen herkese gidip "elli ytl'lik bozuk parası olup olmadığını soruyormuş".

En sonunda yolun karşısındaki büfeler önerildi kendisine. O sırada ben de taksiciyi takip etmeye başladım. Arabadan indi. Motor kapağı civarında dikildi. Hani "tonton amca" dedikleri türe yakın bir adamdı (plakasını yine almadım). Bir kadına "git bu parayı bozdur gel" dediğini söyleseler, "hadi canım ordan, böyle tonton amcalar yapmaz öyle kabalıklar" derdim. Adam hiç çekinmeden kadını oradan oraya sürükledi.

Sonra kadın bir şekilde tekrar çıktı ortaya, taksiye doğru yürüdü ve -utanmadan- elini uzatan taksiciye 10 YTL verdi ve gitti.

Bozuk para hikayesi bu da, madem o zaman az ilerideki simitçinin veya büfenin önüne çek arabayı, müşterini öyle sokaklarda süründürme, di mi? Ya da bozuk paran yoksa, hiç yola çıkma. Önce paranı bozdur sonra çık trafiğe. Di mi?

Blog ödülleri 2008 ödülümüz @ 17-05-2008 18:45

Sonunda, fotosu burada.

Taksi Hikayesi - Bozuk para @ 17-05-2008 00:07
Bugün acil bir şekilde gitmem gerektiği için, yürüyüş yapmayı erteleyip kısa bir mesafe için taksiye bindim. Binmeden önce de cebimdeki metal paraları cebimden çıkarıp elimde topladım. 3 ya da 4 ytl tutar diye hesap ediyordum ve 3.60 küsur gibi bir rakam tuttu.

İneceğim sırada, avcumda paraları ayırırken şoför ne derse beğenirsin:
- "Abi" dedi "bir bayan olsaydı, o bozuk paraları almazdım" dedi.

Hiçbir şey anlamadığım için adamın suratına baktım tuhaf tuhaf.

- "Neden" diye sordum.

Bir şey diyecekti ama içine attı, besbelli. Ben de çok fazla üsteleyip öğrenemedim.

Ama deli gibi merak ettim. Neden "bozuk para" bulmuş iken reddeder? Çözemedim. Var mı metal para vermek istediği için reddedilen bir bayan?

İlk duraktan bindim bu otobüse :) @ 14-05-2008 21:38
Herkese merhabalaar.Tüm blog kürenin bildiği gibi geçen hafta çok keyifli bir akşam yaşadık.O akşamdan bana kalan en güzel ödüllerden biri siz otobüs yolcularını keşfetmem oldu. :) Bir sürü ulaşım aracı hikayesi olan ve gülmeyi çok seven biri olarak bu blogta yer almak istediğime inandım.Saolsun arkadaşlarım benide davet etti,keyifle geldim oturdum koltuğuma.Yeni hikayeler çıkacağının en iyi göstergesi ömrümde ilk kez 46 numaralı son koltukta dönmem oldu blog ödüllerinden :)) 46 numaradan gözlemlediklerimi yakında yazarım,şimdilik sadece tanışalım istedim.Aranızda olmaktan çok mutluyum :) Cam kenarında oturduğum sürece sorun çıkarmam :P Sevgiler ;)

Blog Ödülleri - Otobüste Blogu 3ncü @ 11-05-2008 00:07
Bu akşam, blog ödüllerinde Komünite/topluluk blogları kategorisinde üçüncü olduğumuzu öğrendik. Artık ödüllü bir bloguz. Daha nice ödüllere diyelim mi?
Yalnız sahneye Murat Kaya diye birini çağırıp ödülü ona verdiler. Neden Ned Dorsey yoktu ortada onu anlamadık.:p

Ödül töreni sırasında gözümüz salonda yolcularımızı aradı fakat Burak, Maybe ve Selim Yörük'den başka yolcumuz var mıydı, ben göremedim. (Oradaysanız, karşılaşmadıysak ses verir misiniz yorum yaparak.)

Ödülün fotoğrafını çekmek için yeterli ışıklandırma donanımım olmadığı için fotoyu buraya koymayı birkaç günlüğüne erteleyeceğim. Böylece askerlik görevindeki yolcumuz Hüseyin de görebilir:)

Organizasyon için Eray Endeş'e teşekkürlerimi sunar, Microsoft'a selamlarımızı iletiriz.

Taksi Hikayesi - Sigara Yasağı @ 09-05-2008 10:08
Geçen hafta Beyond'a gideyim diye taksiye bindim. Ön koltuğa oturdum. Gerisi klasik taksicinin "nereye abi" sorusu ve "şuraya" diye gidilecek yeri söylemesi ile geçti. Şoföre baktım, ton ton bir "orta yaş" amcası.

Arabanın içine bakındım biraz. Temiz. Sigara kokusu falan yok. Ortalıkta görünen bir sigara paketi de yok. "Herhalde," dedim "şoför amca sigara kullanmıyor." Nezaketen sordum:
- "Sigara içebilir miyiz?"

Bir süre duraklayıp, hafifçe bir iç geçirdi. Ondan sonra:
- "E yak hadi bakalım," dedi "nasıl olsa son 15 gününüz."

Haberleri takip etmediğim için, acaba dedim bir şey oldu da ben mi duymadım. (Evet, Mayıs'ın ortasından itibaren kapalı yerlerde sigara içmeyi yasaklıyorlarmış. Baskı var! Baskı var!)

- "Peki n'olacak içince" diye sordum.
- "Hemen cezayı kesip bir karakola ya da polise ihbar edeceğiz." dedi. Kafam dağınıktı, o yüzden söylediği ceza fiyatı kalmadı tam olarak aklımda. 350 ila 450 arası bir şeydi sanki.

Sonra başladı anlatmaya.
- "Geçen gün rutin kontroller için doktora gittim." dedi, "eee" dedim, "filmlere baktıktan sonra hemen sigarayı azalt biraz dedi bana" dedi, "eee" dedim, "doktor bey ne ettin sen dedim, ben hayatımda ağzıma ne sigara ne alkol koymamış adamım, nasıl olur bu diye sordum" dedi.

Meğersem amca akşamları kahveye uğrarmış. Oradaki pasif içiciliği yüzünden ciğerlerinde sigara içen birisinden daha fazla duman birikmiş.
- "Doktor dedi ki kahveye de gitme madem, pasif içiciler sigarayı içinden daha fazla zarar görüyor işte böyle" demiş.

- "Kahvede de artık sigara içenler/içmeyenler bölümü yaparlar herhalde" dedi.
- "E yine pasif içici olursunuz aynı çatı altında" dedim mi demedim mi, bilmiyorum ama "geçmiş olsun abi" deyip durağıma geldiğim için "müsait bir yerde ineyim" dedim.

Ve indim.

Otobüsler ve Metrolar @ 28-04-2008 13:46

Alphan Manas'ın blogundan görüp de ulaştığım bir yazı. Bir kısmı otobüste blogu için çok daha fazla çekti dikkatimi.
Bir kısmını buraya taşıyorum. Orijinal hali şurada.
30 Mart 2008'de Hürriyet IK'da yayımlanmış.

dolmuş mu dolmamış mı? @ 22-04-2008 22:38
"dolmuş"; adının sonuna kadar hakkı çıkarılarak kullanıldıgı güzide şehirimiz istanbul'un gözde ulaşım aracı..belki de bir türk icadı..
geçen gün yine dolmuştayım. dolmuşumuz barbaros bulvarından yukarı tırmanıyor, her zamanki gibi ayakta yolcular var..polisin ayakta yolcu görünce ceza kestiğini bilen şöförümüz polisin kenara çek işaretini görünce şaşırmış olacak ki fren yerine gaza basıyor. dolmuş iyice hızlanıyor, hadi bakalım gidiyoruz! ne güzel bugün rutinin dışında bana da macera oluyor diyen bende bir gülümseme. derken polis arabası peşimizde, belkide günlerdir sessiz kalan sireni hevesle çınlıyor. meksika sınırına daha çok olduğunu farkeden şapşik şöförümüz her nasılsa kenara çekiyor. ceza konusunda polisle pazarlık yapan şöförümüz isteyen insin diye dolmuşun kapısını açık bırakıyor.. ama ne oluyor? dışardan başka yurdumun insanları dolmuşa binmeye devam ediyor..pazarlıkta olan şöför sesleniyor: "kardeşim binmeyin, ceza yedim yahu!"; yurdumun insanı cevap veriyor :"ee içerdekiler direk mi onlar binmiş bizim ne suçumuz var!". herkesin haklı olduğu bir ülkede yaşayan ben, yine geç kalıyorum işe ama bugün bahanem hazır. şöför cezasını ödeyip geri geliyor ve inadına polisin gözününün içine bakarak, olan oldu zaten diye dolmuşu iyice doldurup yoluna devam ediyor..


Blog Ödülleri Başladıııııı @ 21-04-2008 13:48

Blog ödüllerinde (aday gösteren arkadaşlara da teşekkür etmiş olalım) oy kullanma dönemi başladı. 5 Mayıs'a kadar www.blogodulleri.com adresine gidip, sisteme bir mail adresiniz ve şifreniz ile kaydolduğunuzda oy verme işlemini gerçekleştirebilirsiniz.

Önemli hatırlatma: Her kategoride yalnızca bir bloga oy verebiliyorsunuz. O yüzden, dikkat!

Otobüste blogu, yarışmaya "komünite/topluluk" kategorisinde aday oldu. Oylarınızı bekleriz.


:) @ 18-04-2008 01:22
Otobüse binen yaşlı teyze, akbili basarken şoförle konuşuyor.
-kaç yaşına gelince bize bedava olacak otobüs?
-teyze sana can feda, ölene kadar bedava olsun.
-çok bişey kalmadı zaten!

:)))

Beterin beteri @ 17-04-2008 23:47
"Beterin beteri vardır" diye boşuna dememiş atasözü.

Az önce okudum, Thailand'ın başkenti Bangkok'ta son birkaç yıl içinde trafik yüzünden binlerce kadın arabalarda doğum yapmak zorunda kalınca... Thailand polisi doğum vakaları için de eğitilmiş. Polisler trafikte doğum yaptırabilecek eğitime sahipmiş.

Vay be.

Okeye dördüncü, takıma futbolcu lazımsa... @ 06-04-2008 16:33
Hikayemiz İlker Kurt'tan.

Aylardan kış; her zamanki gibi Gültepe'deki evimden sabah 08.30'da Bahçeköy'deki
iş yerime gitmek üzere yollara düşmüşüm. 4. Levent'te 42 M'de nasıl olur da bugün oturacak yer bulurum planlarıyla binmiş ve ne yazık ki "arkaya doğru ilerleyelim kardeşim" sesleri eşliğinde otobüsün en arkasını bulmuşum. Bulmuşum ama arkada ateşli üniversite öğrencileri devamlı sohbet ediyor ve bu sohbet arasında gençlerin futbol muhabbetlerini dinliyorum. Yok GS yok FB derken muhabbet akşam yapacakları halı saha maçına geliyor. Yine yeneriz, yeniliriz, sen şurda oyna, ben burda oynayayım derken birden kadroda bir eksik olduğu ortaya çıkıyor. Elemanın biri akşam olmayacakmış ve
bunu o sırada bildiriyor. "Yapma oğlum ne yapacaz şimdi nerden adam bulacaz nasıl olacak zaten kış günü, kimse gelmez falan filan" derken bir anda kendimi muhabbete girmiş buluyorum- ben oynarım diyorum. Hop bilader sen de kimsin demeye gerek kalmadan biraz mecburi, biraz da heyecan arayışı, belki de kaleye geçer biz de kaleci derdinden kurtuluruz hesapları ile gece 12.00-01.00 saatleri arasında oynanacak maç için sözleştik.

Sonuç: Maçı aldık. Her hafta kadronun aranan adamıyım. Kaleye de hiç geçmiyorum. Kendinize güveniniz varsa halen her hafta devam eden maçlarımıza bekleriz.


Otobüsler, sadece bizi işe/eve götüren vasıtalar değil. İşte böyle hiç beklenmedik şeylere de sahne olan hayat araçları. Geçtiğimiz günlerde Lale'nin anlattığı hikaye, bir otobüste de yaşanabilirdi. Hiç farkı yok. Hepsi toplu taşıma araçları. Takside tek başınıza otursanız da, sizden önce başkaları da oturuyordu o koltukta ve siz indikten sonra yine bir başkası oturacak...

Bu hikayeyi ağızdan duymuştum, "bu hikaye tam bloglamalık" demiştim. İlker de eline sağlık, yazıp gönderdi. Biz de paylaşıyoruz.

Bu blogun amacı da bu.

Türk Şoförü... @ 04-04-2008 00:09
Buna benzer bir resim bir ara fwd olarak dolanıyordu galiba ama bugün Ulus-Elvankent dolmuşunda görünce bunu da paylaşayım dedim. Şoförlerimize burdan saygılarımı sunuyorum:)
Bu arada kaptan ben müsait bir yerde ineyim, zira 12 nisanda askere gidiyorum ve nizamiyeden içeri otobüs almıyorlarmış:) Söz, ilk fırsatta tekrar bineceğim otobüse:)
Anıtpaşa Dinlenme Tesisleri teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz:)


Otobüste

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 1045
Kategori: Seyahat
Etiket: otobus dolmus taksi vapur ego iett kamil-koc

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Seyahat - Türkiye' nin Turizm Merkezi
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 330
Seyahat - Gezi Yorumları
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 3934
Seyahat -  TÜRKİYE’DEKİ KÜÇÜK OTELLER
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 0
   
Olmazmi.com