İşe spor ayakkabılarımla gidiyorum. Free friday ise daha da abartmak lazim, terlikle gidiyorum.. Tamam sorun yok, niyet önemli ki benim niyetim gittigimde tıngır mıngır topuklu ayakkabılarımla değiştirmek... Neredeyse bağdaş kurmak suretiyle ayaklarımın üzerinde oturacağım kimse görmesin stan smith'lerimi diye.. Geldiğim gibi çıkıyorum pufidik pufidik.. Hiç o jilet gibi hatunlardan olamayacağım, biliyorum. Oje sürmek iyi bir başlangıç olabilir mesela ofis hatunlari için, bunu bir düşüneyim ben..
Dövme tamamm bir de tası tarağı toplayıp İzmir'e yerleşebilirsem tadından yenmez.
Yanlışım yok sanılmasın o beni bağlar, ben yine durmam... Sor bana pişmanmıyım.
Ben bildim, en yapılmaz dediğin yanlış bile yaptıkca normal geliyor.. Minareyi çalan kılıfı hazırlar misali, tüm hatalarıma bahanelerim hazır vicdana yakın çizgide..
Asiliğim gelip geçici, kaşımayayım ki izi kalmasın.
Welcome home @ 26-08-2010 13:26 Temizliği hiç sevmem tembelimdir ama tozunu almam lazım buraların.. Örümcek ağlarından kurtulmam, yeni seyler karalamam lazım en içerimden..
Ben büyüdüm, oyuncaklarım ellerime küçük geliyor artık.. Hayallerim değişti, senin haberin yok.. Teknoloji gelişti.. İs yerimdeyken yazıyorum bunları mesela oo sukela. Başlamalı artık misteriola. Kafiye yaptım ben, niyeyse bi neşeliyim ben.
Eve dönmüşsündür ve dersin ya; 'ohh insanın evi gibisi yok!'
Hola @ 26-08-2010 12:17 Kimse okumazsa ben okurum derim ya hep, Kimse okumasın ben yazayım.
Asi Ruh - Çarşı @ 28-05-2008 00:48 Ne güzel başlamıştı, kıpır kıpırdık... Asi Ruh filminin galasındaydık.. Film on numara.. Ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi sevdamız, sevdamızı yaşama şeklimiz..
Film başlamadan Alen'in ağzından Çarşı tarafından bir açıklama yapıldı. Artık yokuz, bırakıyoruz. Belki de ilk defa bu kadar zor yutkunuyorduk. Eleştiriye savunmaya gerek yok.. Zaman getirecek sonuçları...
Neyse, yine de sonuç olarak; 'Bazen sevinç, paso keder.. Beşiktaşlı olmak yeter..'
Reklamlaaar @ 26-05-2008 23:09 Şu tombik elli, içten giydiği boğazlı tişörtüyle neredeyse adamı bile seveceğim küçük Volkan, pembe yanaklarıyla aynı iğrenç saçlı küçük Tuncay, yanakları saçları kulaklarıyla küçük Nihat ve gülüşü bile aynı küçük Arda'dan sonra gelen Servet'in ortasına Emre voleli gol. Nasıl eğlendiriyor beni bu reklam anlatamam. Aynı firma Servet'ten ciddi anlamda tiksinmeme sebep olacak şu canavar kılığına soktuğu reklamıyla yerle bir ediyor düşüncelerimi. Volkan'dan zaten tiksiniyorum, tuz biber oluyor. Tek korkum, kabusum olacak.
Bu euro 2008 yalakalığını geçelim çünkü Nike'ın reklamları yanında esamesi bile okunmaz. Bayılıyorum, bitiyorum, ölüyorum. Hani şu Arsenal'de, Hollanda milli takımında bizzat sizin top koşturduğunuz hissini veren reklam. Reklam olayı şimdilik bitmiştir benim için.
Nuri Bilge Ceylan Cannes Film Festivali'nde Üç Maymun filmi ile en iyi yönetmen ödülünü aldı ve 'ödülü tutkunu olduğum yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum' dedi. Milliyetçi duygularım öyle çokça kabarmaz ama tavan yaptı şu noktada..
Sahadaki futbol takımı kadar kişi üç günlüğüne Bozcaada'ya kaçtık minibüs kiralayıp.. Neresi olduğu çok önemli değil de, yapabiliyorsanız alın başınızı gidin arada bir... Gazete okumayın, televizyon izlemeyin, sinekler konsun burnunuza hafiften çalınan doğa kokusuyla beraber.. İş güç, çoluk çocuk, metrobüs dolmuş nereye kadar..
Futbolcu olamayacağımı anladım da, şarkıcı olabilirmiyim diye düşünmekteyim.. Fanlarım olsun, adımı haykırsınlar falan. Başka işim yok çünkü.
Yeni bir bölüm olsun blogumda... Öyle etiketle kolaylaştırmak gibi karmaşık işlere gelemeyeceğim için, birbirini takip eden başlıklarla tribündeki bayan taraftarlara yer vereceğimdir. Hemen söyleyeyim, tribünlerdeki bayan taraftar oluşumuna şiddetle karşıyım. Münferit olarak sıkarım yumruğumu bağırırken. Bu sebeple Türk takımlarının bayan taraftarına çok yer vereceğimi zannetmiyorum. Sadece siftah mahiyetinde, anadolu takımlarının emektar bayanlarına bir göz atarız. Herkes anlasın istiyorum, hem futbolu sevip, renklere aşık olup, hem ofsayttan anlayacak kadar(?) zeki, hem de gayet güzel, gayet dişi olabiliyor insan. Dünya takımlarına, milli takımlara vs bakıp fotoğraf toplamaya çalışırken bikinili hatta bikinisiz ablaları görmedim değil ama üzgünüm benim hedef kitlem fanatikler. Maksat herkesin gözü alışsın =)
Nananinaa @ 13-05-2008 19:52 -Ne zaman 'aaayh dur şimdi üşendim birazdan yazarım' desem ve o birazdan geldiğinde blog sayfasını açacak olsam, açılmıyor. Kendince bana gider mi yapıyorsun uleyn ?
-Bela bela üstüne gelmeyen belayı bilmem napiyim der annem namık kemal söylemiş diye de ekler hep, ben bilmem onun yalancısıyım ama bu aralar nasıl da cuk oturuyor.. Geçtiğimiz ağustostan beri abone olduk hastanelere.. Hemşireler yolda görünce selam veriyor artık.. Benimkisi de böyle bir popülerlik işte..
-Peşimde olan tüm şirketlere üzülerek söylemek isterim ki, artık bir staj uzmanı olan ben, kısa bir süre dinlenmek istiyorum, 1 evin 1 kızı gerçeğini bana 2 beden küçük gelecek olsa da giymek istiyorum. 1 ay sonra tekliflerinizi gözden geçiririm, mersi.
-Siyah beyaz aşığı ben, 5 ay boyunca sarı kırmızılı futbolcuların her gün geldiği bir bankadaydım. Facia on numaralarından Beşiktaşıma gol atmaması hususunda 'piroblem yoohk' cevabı almamla, ondört numaralarıyla iddiaya girme, bir de kaybetme gafletinde bulunmamla, birinden de sır almamla büyüdü. Vermez olaydı, merak ediyordum sanki, içime dert oldu. Sanki biri beynimi okuyacak ya da futbol otoritesiyim ya anasını satiyim, babama bile söylemedim. Herkes öğrensin, sağır sultan duysun, rahatlayayım ben de yahu.
-Bizim semtin bir delisi var, sokak veya mahallenin değil, koskoca semtin. Kadir. Sabahtan akşama kadar gezer, herkes de tanır. Kadir sigarayı, kıç kısmına sigara uzunluğunda silindir lastik, onun ucuna da kağıdı ince külah yapıp tüf tüf yaptığımız borular var ya hani, ondan bağlayarak içiyor. 30 santimi bulan bu mekanizmayı dudaklarına götürüyor ve çekiyor bir nefes, ooh miis. Düşününce bile yandı ciğerlerim. Deli işte.
Nerede kaldım, ne yaptım, nerede bırakıp nereden geri tuttum elleri..? Sanki sadece uyuduk ve uyandık.. Mevsimler de aynı gibi, türban da.. Çok mu önemliydi misteriola?Ömrümüzden 6 ay gitti de umrumuzda oldu mu?
Yazdıklarımı, beynimdeki tilkileri kimse okumasın istedim sanırım bir süre.. Eğlenceli gelmedi, ben bana yetemezken bir de benle uğraştırmayayım başkalarını da dedim.. Herkes linkleri kaldırsın, kimse sitem dahi etmesin istedim.. Blogları takip etmedim (ömer-şarbon-romi üçlüsü hariç, onlara uzaktan bakıp kıskandım).
Daha da bencil oldum, daha da uyuz.. Islandım, üşüdüm, çalıştım, yoruldum, sınava girdim, geçtim, kaldım, öpüldüm, öptüm, mezun oldum, naz yaptım, fırça yedim............ Koskoca 6 ayı havaya üfledim.. Hafifledim de geldim.
Kimbilir... @ 04-05-2008 23:45 Belki de uyanıyorumdur...
Yıllar sizden kim korkar..? @ 02-10-2007 23:26 Neden elim gitmiyor aklımdakileri dökmeye? Neden hep aynı boşvermişlik yapışıyor yakama da ben hala panzehirini bulabilmiş değilim? Neden kekim kabarmıyor gibi birşeyim.
Facebook nevalesi bizi de görecek mi dedim durdum, sonunda ben de ilkokul arkadaşlarımı buldumm.. Ay nası mutluyum Allah feysbuka zeval vermesin.. Hemen çıkarttım eski resimlerii, herşeyin miniği güzel yaa.. Hakikaten evlenip çocuk yapmalı ya da biri yapsın sevmeli..
Zamanında deli gibi sarıldığım kocaman yıllık arkadaşlarımla 1gün içinde buz gibi olabildik, daha dün yaşananlar hem yakın, hem uzak olabildiler.. Şimdi sarıldıklarım sarıp sarmalaya dursun benii böyle ben buruşuncaya kadar :) Seviyorum o 'bir el mesafesindekiler'i...
Tozlu raflardan payınıza bu çıktı, buyrun misty bir zamanlar küçüktü.. (Hep ördek orası ayrı)
~Hayat hakikaten bi garip.. Gemiler, ehliyetsiz sürücüler falan.. Kızılır, hırslanılır, ağlanır, bir de üstüne küsülür, nefret edecek kadar ileri bile gidilir.. İncecik bir ipin üzerinde yürüdüğümüzü, bugün var, yarın olmadığımızı anlayana kadar.. Soluğu alabilip verebilmekteymiş olay, bilene kadar.. Gözlerimi kapatıp tebessüm ediyorum.. Hayat dürttükçe, hayat sınadıkça, aklıma gelebilenleri yaşamadığıma, bu halimize şükredip gülümsüyorum.. 12 dikiş, 2 kırığına selam olsun babam, senin gülüşün yeter..........
~Öyle işte. böyle işte.. Tümsek ne kadar büyük olsa da, güneş doğuyor her gün, bir şekilde döndürüyor rutine... Başladık yeniden staja.. Güneşin doğuşunu bir telaş hazırlanırken kaçırıyorum ama kırmızıdan sarıya dönüşünü izleyebiliyorum.. Kalkış saatim 05:30, Allah daha büyük dert vermesin, amin.
~Sırf Beşiktaşlı'lara değil, tribün kokusunu almış ya da almaya hevesli kişilere aspirin niyetindeki e-fanzinimiz bombalasiçıkmıştır, pek güzeldir, bebektir, tadından yenmez, soğuk içilir. İlgililerine duyurulur, şiddetle tavsiye edilir..
Hep dedim ki kendi kendime en başında, depresif olacaksa yazıların yazma, depresif bakacaksan insanlara bakma... Anladım ki artık kronikleşmiş bende bu.. Göz kırpmak gibi, ona eş sürelerde yüzümü asabiliyorum.. Tatil yapmıyorum, stajyer adı altında beş kuruş almadan eşşek gibi çalışıyorum.. Bunun etkisi büyük tabi.
Kaç zamandır böyle işte, gözlerim parlamıyor mesela.. İç karartmaya devam Misterio..
Yaşıyorum işte.
Çıkarken ışıkları söndürmeyi unutmayın.
Laziale mode on - Kısa Kısa @ 03-07-2007 20:34 *Ben geldim, hoş geldim.. Bu fotoğrafı Romi'nin blogdan çaldım.. İlk koyduğunda bunu, o iğrenç sıcaklarda resmen bi bardak su gibi gelmişti... Aynı etki olsun diye Google amcaya rain falan yazıp arattım ama nafile, bunun verdiği etkiyi veren bi foto bulamadım, evet hırsızım. Ve hayır, yazıya Romi ile başlamamın bana verdiği ayar ile bir alakası yok.
*Laziale İstanbul'a gelip de trip yapmazsa ölür, bu başlık ve mod ile gönlünü almaya tabiiki de çalışmıyorum.
*Şarbon kişisi, tatildeyim havalarını bırak, yazı yaz. (Romi oldu mu şeklim, yapabildim mi? Hayran kimliğim bundan zarar görür mü? ehehe)
*Gelelim bana... Misterio kişisi 7yüz küsür gün sonra 3gün süreli bir tatil yaptı... Artık insanlar beyazlığından gözlerini kısmak zorunda kalmıyor, kendisi de deniz gördüğünde 'höh bu da ne' deyip kaçmıyor.
*Staj manyağı olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum. 2 aylık banka stajıma başladım, o biter bitmez özel bir şirkette (:P) staj yapacağımdır. Yazları karınca olmayı tercih ediyorum, kışınsa 'ne okulu beeh' diye yatmak daha cazip geliyor.
*Hani ben mezun olamıyorum ya, 10 ders alıyordum hani, 2.sınıftan takmış olduğum 2 ders falan vardı hani... Bu 10 dersin 7sini finallerde vermiş bulunuyorum. Alkışlar Misterio'ya... Bütler bugün itibariyle başladı, 3ün 1ini almış olduğum da bugün itibariyle anlaşıldı sanırım. Neyse Misterio üzülme, kimse senden okulunu uzatmamanı beklemiyordu zaten.
*Milletin basket attığı yerde biz kep atacağız.. Fakültemi kutluyorum bizi atlarla muhattap hallerden, basket sahalarına terfi ettirdiği için.. Bilmeyenlere not, İstanbul Üni. Veli Efendi Hipodromu'nda yapardı bu mezuniyet işlerini, şimdi Beşiktaşımın spor merkezinde.. Sakın akıl etmesinler ama böyle açık hava, bahçeli bi yerin yazın daha iyi olabileceğini..
*Ne zaman bir blog buluşması olsa, bundan 1gün önce de haberdar olsam, 1ay önce de farketmiyor, o gün bünyem yerlerde geziyor... Özürlerimi gönderip öpücem mesela deli-minemi, eyşınımı, eroyu, gündemdekileri vesaireleri, kabul etmezlerse üzülücem en bi çok, daha beter hasta olucam :/
*Beşiktaş artık birilerini transfer etsin, huaa olalım, sevgilim gaza gelsin, gidelim şu kombineyi alalım, şampuanlık havasına girelim (sonra geç bulduk çabuk kaybettik olmayalım,kendisiyle bi mazimiz olsun). Demem o ki, türkselsüperlik başlasın.
*Barış, güzel gözlerin güneşte kamaşa kamaşa nefes al hadi en derininden...
*Bitti, dağılın.
Çocuk.. @ 17-06-2007 14:37 Altını değiştirdiğim, şimdi 11 yaşındaki tanıdığın oğlu en büyük kompleks sebebim... Artık biri için 'neredeyse elime doğdu ve koca adam oldu' demek hiç hayra alamet değil.. Eşşek kafalı agu dediğin günleri biliyorum şimdi bana 'gizmo' diyosun.. Her neyse beyefendinin msni var.. Zaten şimdiki çocukların teknoloji ilgisi ayrı bir kompleks konusu.. Bana ortaokul 2 zamanlarımda bilgisayar alındığında bir şey olacak diye dokunmazdım bile.. Şimdikilerin 5 yaşında ya da doğmadan bilgisayarları hazır oluyor, vah ki vah.. Anlattığıma geri döneyim, kıskançlığın lüzumu yok... Beyefendinin msn iletisi; 'sevdiğim kişi beni sevse başka birşey istemezdim'.. Tekrar bir eşşeek yaa (benim sevgi sözcüğümdür) nidalarında, 'otur dersine, okuluna bak sen' diyen ebeveynlerden gördüm kendimi.. Sonra da düşündüm ki, -midede kebeklerle yaşamaya başladığımda biraz daha büyüktüm gerçi- o yaşlarda sanki beğendiğimiz kişi bize pas verse herşey tamam olacaktı.. Sonrası ne olur hiç bilemezdik ama hep bir melankoli, platoniklik o sıralarda da hakimdi.. Bir de gençlerin en çirkin zamanlarıdırya, amanın.. Bir sonuca varacağı yoktur -o halinle kim ne yapsın seni- dibe vurur gönül.. Ah çocuğum büyüyeceksin, herşey kalpte bitmiyor anlayacaksın.. Bunları da söylediysem belgelendi zaten benim fosil olduğum..
Sürekli özlüyoruz ya o saflığı, kötünün yanından geçmemişliği, onlara bunlara şahit olmamışlığı..... Bunlar neyi özleyecek? Bu hızla giderken neyi yakalıyorlar ki sonrasında yad etsinler..?
Son senem hani benim bu sene sözde.. Kağıt üzerinde 1 sene daha benimsin diyor okulum senden vazgeçmek kolay değil beybi bakışıyla.. Ama bunu sadece ben biliyorum gibi davranıyorum.. Yıllık yazıları hazırlandı, fotoğraflar çekildi, sanki br daha girilmeyecek o bahçeye gibi bir güzel içlenildi.. Cuma günü de esas partiyi tınlamayıp kendi çapımızda mezuniyet balomuzu yapıyoruz.. Tüm bu şaşaadan sonra ertesi sene tırıs tırıs gideceğim dersime.. Yavaştan anlıyorum, koyacak..
Cumartesi Sezen değdi kulağımıza, yüreğimize.. Sınavların ortasında nasıl iyi geldi anlatamam.. Bir keyifliydi, bir bıcır bıcırdı hem kahkahalara boğdu hem de şehitlere yazdığı şiirle iki dakikada herkesi ağlattı.. Duygularla kanka bu kadın, içimizde cızzlayan şey gerçekten tel falansa, çok iyi biliyor basmasını.. Her acıdan, her sevinçten geçmiş sanki.. Bu yük nasıl taşınır yahu.... Mehmet derken yandı yüreği hissettim, süzülen göz yaşı ise söndürmedi bildim.. Yanan diğer yüreklerde olduğu gibi.. Diyecek ne var bilmiyorum, keşke daha fazla yürek yanmasa..
Mehmet, daha çok küçüksün Mehmet.. Bilmiyorsun tabii neden bu sonsuz nöbet.. O kadar vaktin olmadı zaten ama sen ümit etmeye devam et.. Mehmet, bilemiyoruz Mehmet.. Böyle mi sürecek bu ilelebet..? Değişir mi dünya, döner mi devran? Sen ümit etmeye devam et.. Öyle bir karanlık kutu ki insan, Kimse hakiki bir cevap veremez sorsan.. Söz dediğin insan icadı lisan ama sen yine de hep hayattan bahset.. Mehmet, gitmiyor gözün gözümden.. Hiç büyümemişsin, tanıdım çocuk yüzünden.. Kan geldi kederden özümden.. Sen anacığını düşün, çok dikkat et.. Mehmet, küçüksün Mehmet.. İnsan soyu böyle en nihayet.. Öteki desen, beriki desen.. Kendini de, bizi de, dünyayı da affet.
Neden sürekli, sınav döneminde, o yetmezmiş gibi özellikle 'ertesi günü 2 tane sınavımın olduğu günler'de; en bi enerjik, böyle kendini kırlara atası gelen, blog blog gezen, fotoğraflarını düzenleyen, küpelerini gözden geçiren, oje sürmek isteyen, sevgilisine aşk dolu mesajlar atmak için kasan bir tip oluyorum ben?! Çook zamandır süregelen aynı dışarı çıkmama hevesini, yazmama, eğlenmeme hevesini yeniden istiyorum, son kez, iki haftalığına.. Lüt-fen..
Sonra ulan diyorum (hakikaten diyorum) bugün varsın yarın yoksun.. Bakırköy meydanından polislerle eş anlı geçip, patlama sesini duymadığın ve hatta daha aşağılara inmediğin ve inen yakınların olmadığı için 'bugünlük' şanslısın.. Ya şanslı olmayanlar?
Zaten bedbahtım, bu technorati beni neden sevmiyor da pinglemiyor anlamış değilim. Hep alttan alan ben oldum, kendimden ödün verdim, tepeme çıktın technorati.. Bu sefer de yapamazsak, ayrılalım lütfen.
*Meğer ananemin yaptığı mısırları ve onunla komşuculuk oynamayı çok seviyormuşum.. Ve anlıyorum ki, o beni mıncırırken ses çıkarmadığım zamanlar ben iyi bir çocuğum.. İyi çocuk olmayı da seviyorum, ona anane demeyi de...
*Sanırım ben mıncırmayı seviyorum... Mıncırılmaktan nefret ederken, buna hakkım var mı bilmiyorum...
*Direkt güneş o kısma vurmadıkça otobüsün şoför arkası tarafında oturmayı çok seviyorum.. Böylelikle gözümü açık tutabildiğim otobüs yolculuğum süresince diğer şeritleri, dolayısıyla arabaları ve içindekileri görebiliyorum, arabasının içinde avaz avaz şarkısını söyleyen abi ile hüngür hüngür ağlayan ablaya sağlam hayatlar biçebiliyorum...
*Sokağımda yaşayan ve sokağı yaşayan, üzerlerinde 'Gökhan Güleç' ve 'Arda' yazılı çakma formaları olan çocukları seviyorum... Bir tanesi beni ne zaman görse koşup apartmanın dış kapısını açıyor benim için yere bakaraktan.. Ben de 'sağol yakışıklı' diyorum ona..
*Bakkal amcam 'Albeni'yi ne kadar çok sevdiğimi biliyor, bana, 'sırf sen alıyorsun ama senin için getiriyorum' diyor.. Şimdi çok sıcaklarda getirmiyormuş eridiği için, 'sen geçerken içimden inşallah gelip de albeni sormaz çünkü yok diye geçiriyorum' diyor.. O beni seviyor, ben onu seviyorum...
*Şarkılarla anlatmayı, şarkılarla anlatılmayı, şarkılarla bilmem kaç yıl geriye gidebilmeyi seviyorum... Önce kuş olduk, uçtuk semaya.. Sonra vurulduk, düştük sevdaya...
*Gözümden her bir şeyi anlayan anne+dost+sevgili üçgenine sahip olduğum için çok şanslıyım.. Onlara 22yıl, 4yıl ve 6ay için yine gözlerimle teşekkür etmeyi çok seviyorum...
*Karamsar günlerimde birilerinin hatırlatmasıyla da olsa, beni ben yapan şeyleri ve sevdiğim şeyleri düşünmeyi seviyorum...
mutluyum ama cıvıl cıvıl değil.. halbuki yaz geldiyse öyle olmalıydı... bu kadar kaygılanmanın yine de kös kös oturmanın dışında bir şey yapmamanın yerine gözlerimdeki ışıltı için aynaya bile ihtiyaç duymamalıydım.. belki bunda son 2gün okula gitmeyerek hafta sonlarına bağlama alışkanlığı ya da hep bir şeyleri ertelemek etkilidir.. ve mesela hiç ay sonunu getirebilmek için bu denli para hesabı yapmazdım..
mutluyum diye başlama sebebim, en içimin sıkıldığı anlarda kendime bunu soruyor olmam.. ne var, ne istiyorsun, mutlu değil misin, neyin eksik? hepsinin cevabını versemde, sebepsiz gözlerimin doluşuna,o içimin kıpırdanamayışına cevaplarım yok.. cepten de yiyemiyorum artık.. hadi kabul edeyim karamsarsam, bunu bir şeye yansıtayım diyorum.. elimi, zihnimi bir şekle sokayım diyorum, onu da beğenmiyorum.. yazılarımı, gözümün gördüklerini, isteyip de yapamadıklarımı, hayallerimi bırakıvereyim diyorum ayaklarımın dibine.. sıfırdan başlayayım.. yok yok, ben soyunmayı bile beceremiyorum..
bu halimle elimi tutan kim varsa onu da üşütüyorum..
büyük harf de yok işte, sindim, kendimi gömdüm derinlere..
Misterio aynı zamanda çaylak bir voleybolcu, bilenler bilir, geçen sene başlayan bir macera bu.. Mezun olmaya niyetim olmadığına göre, seneye de tam gaz voleybolcuyum... İyiyiz, güzeliz, hoşuz kendi çapımızda pasörüz, hop bir ki... Elimin üstü mosmor.. Nasıl bir atlamaysa topa, elim kendi vicuudumun altında kaldı geçen haftalarda... Ben de anlamadım, hiç yorulmayın gözünüzde canlandırmaya çalışırken... Her maç üzerine yenileri ekleniyor, maç ertesi iki gün iptal oluyorum, ağrımayan tek bir noktam kalmıyor... Millet karate, boks gibi sporlar yapıyor bendeki bu hamlık nereye kadar? Sepet Misterio... Hayır yani endişeleniyorum.. 55 yaşımda torunumla oynayabilmek istiyorum sadece... Ve geçenlerde yataraktan sevgiliyle telefonda konuşurken (öö aynı turkcell reklamındaki gibiydim, ondan oldu herhalde :P aşkııııım :P ) dönmek isteyince belimden çıkmaması gereken bir ses çıktı ve kalakaldım öylece.. Kalkamayacağım diye korktum, yavaştan geçti.. Noluyoruz yahu, çıt kırıldım Misterio istemiyoruz !
Torun torba demişken, ben küçüklüğümden beri büyüyüp anne olacağım anın hayalini kurarım.. Öyle çok istiyorumki çocuk, hep çocuğum olmayacak korkusu var içimde.. Ciddi anlamda olmayacak gibi hissederim, tıp gelişiyor diye de kendimi avuturum.. Olmadı Seda Sayan'a başvururum seçeneği hep cepte zaten...
Bu aralar bünyem de bir zayıf.. Hiç bir şeyi aklımda tutamıyorum, bağırsaklarım ve midem bana ihanet ediyor, sevgilimden kıskanıp kedi gibi hapşuruyorum.. Ben günü birlik İzmir'e kaçıyorum.. Zayıflıkları orada denize atıp geliyorum.. Maç bahane, şööyle kemiklerimi ısıtıcam, sevgilimle Kordon'da gezicem, (Kordon'muydu o? 3kişi gidiyoruz ama İzmir'in İ'sinden haberimiz yok, hadi bakalım... ) geldiğimde cin Misty olucamm... Hobareey... Kalın sağlıcakla :)
@ 01-05-2007 16:18 İçimden bu ara bir şey yazmak gelmiyor...
Bir 29 Nisan geçmişken, bu sefer bayraklarımızın al'ı yüzüme vurmuşken, hiç kolay kazanılmayan cumhuriyetin bekçileri olduğumuzu haykırırken, uzun zamandır ilk defa insanımı bu kadar değerli görür ve severken ve bugün 1 Mayıs'ken... Ben evde oturmuş İstanbulluların işkence dolu sabah saatlerini izledim, ulaşım kelimesi yine anlamına ihanet etti, gözaltı sayıları ve vali açıklamaları içeren alt yazılarda bulduk kendimizi, biz okula gitmedik ve kirlendi dünya...
3-6-7 sayılarını umursamaz görünüp, özgüven portresi çizen ama çocukluklarını özlemiş olacaklarki, 'hadi saklambaç oynayalım' edasıyla '3 muhalefet gördüm sanki, evet sobee' diyen vekil saydığımız fakat amaç ve temsil ettiklerini unutan kişiler var, dinimi araç olarak kullananlar var.. Evet evet, kirlendi dünya...
Yine de gelmemişti yazmak içimden, ben Çağlayan'da umut ekmiştim kalbime ama çok kirlendi be dünya..
Çalışma masam isminin hakkını vermez, laptopuma yataklık eder... Sırf bundan mütevellit (ciddi konuşmalar bunlar) ben kendimi bildim bileli yatağımın üstünde çalışırım.. Oram buram ağrıdığında çalışmayı bitirme zamanı gelmiş demektir.. Çok çalışkanım.
Neyse, işin özü, yarın sabahın köründe gireceğim sınav ile geçici buhran yan etkili vize dönemim sona eriyor, geliyorum.