Basın Bülteni @ 26-09-2007 06:54
Şu anda görmekte olduğunuz -pardon yanlış oldu, daha evvel kullanmakta olduğunuz- meruşkom sistemini bir başka domain altında sürdürme kararı aldım. Bu domain sizlere yine bu sayfa aracılığı ile bildirilecektir. Yeni sisteme tüm üyeler aktarılacak. Üyeler -şayet isterlerse- kendi yazılarını yeni sistemdeki alanlarına ekleyebilecekler. Üyelere e-posta ile bildirim de yapılacaktır. Bu bağlamda ben de subdomainlerde ( blog.merush.com ) sürünmek yerine kendi domainim altındaatlarımla istediğim gibi koşturacağım. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Acaba Nedir Nedir? @ 05-09-2007 11:02
Ezginin Günlüğü - Çeyrek @ 01-09-2007 12:25
Cumartesi günleri hep bir hengame içinde geçer oldu. Cumartesi sabahları uyanır uyanmaz "bugünü hangi albümle anlamlandırmalıyım?" diye düşünürüm. Bugün - son bir haftadır olduğu gibi- Ezginin Günlüğü'ne yer verdim. Ezginin Günlüğü 25. sanat yılına girerken "sanatçı" arkadaşları tarafından hazırlanan 25 şarkılık özel bir albüm çıkartıldı. Albümde Ezginin Günlüğü'nün 25 güzel şarkısı 25 ayrı kişi tarafından seslendirilmiş. İsmi de "ÇEYREK" .. Çeyrek asırlık bir sanat hayatı.. Benim Ezginin Günlüğü ile tanışmam da epey eskilere dayanıyor aslında. 1985 de çıkan Seni Düşünmek isimli albümün açılış şarkısı olan "Gelmiyorsun" ( Çeyrek albümünde Candan Erçetin tarafından seslendirilmiş) benim çocukluğuma dair hatırladığım melodilerden biridir. O zamanlar çok küçükken 1996 yapımı "Ebruli" tam olarak ilk gençliğime ( bu kelimeyi de kullandım ya, bravo bana) denk geliyor. Ben kuşlardan da küçüktüm, bir gece vaktiydi... {more} Dünyanın en güzel sesli kadınlarından Sebahat Akkiraz o kadar güzel söylemiş ki "Gemi"yi... Belki de Ezginin Günlüğünden daha güzel. Gemi'yi dinlerken çok şey düşündüm bugün, Gemi'yi dinlerken çok özledim diye düşündüm. Gemilere bakıp çok şey düşünürdüm küçükken de.. Gemiler hep sanki hasret kokardı. İnsanları birbirinden ayırandı gemiler bence. Gemiye binip gözden kaybolurdu özlenenler. Deniz yutardı onları, giderlerdi.. Kime sorsam dönüşüm yok, nereye gitsem mavi Yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim Ve Levent Yüksel... Sesiyle her şeyi başarabilen adam.. Selluka'yı söylerken içimdeki tüm duyguları yerinden oynatan adam.. Başka söze gerek bırakmayan bir şarkı.. Yazıyı yarıda kestiren, 3 kere üst üste dinlenen şarkı.. Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan Bir tek Sezen Aksu'yu beğenmedim sanırım. Sezene gitmemiş 1980... Sigaranın dumanına sardırdan daha naif bir ses olabilirdi.. Elbette ki gönlümüzün kraliçesi Sezen.. Ezginin Günlüğü'nün son albümü "Dargın mıyız?" çıktığından beri her gün dinlediğim "Yan Kalbim"i albümde bulamamış olmanın derin hüznüne gark olmuşken sözlerimi çok eskilerden "Bahçedeki Sandal" ile bitiriyorum. Dünyanın en güzel melodilerinden..Bana 2005 Eylülünde cümleler kurduran sandal... Albümü çok beğenmekle beraber içinde Ezginin Günlüğü'nden de şarkı dinleseydik iyi olurdu diye düşünüyorum. Hatta yakın zamanda yeni bir albümle karşımıza çıksınlar.
İnsan Diyeti @ 30-08-2007 09:22
Geçen haftanın bir çok dergisinde, bir çok gazatede , bir çok internet sitesinde "İnsan Diyeti"nden bahsedildi. Peki neydi İnsan Diyeti? "Yirminci yüzyılın en çok tartışılan yazarlarından Ayn Rand, ‘Bencilliğin Erdemi’ (The Virtue of Selfishness) teorisinde, bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en büyük değer olduğunu söylüyor. Rand’a göre, en önemli ahlaki değer, insanın kendi iyiliği. " Elbetteki bu diyet "insan yiyerek" yapılan bir zayıflama diyeti değil. İşin öğreti kısmında "Sevmediğiniz insanlardan uzak durun"felsefesi yatıyor. "Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan kurtulmanın yolları nelerdir?" diye soracak olursanız Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya başlayacaklar. {more} Erol Evgin , bu felsefeye isim babalığı etmiş. Yavrusunu kucağına almasına sebep olansa bir müşterisi! Müşteriler.. Ah.. Siz yok musunuz, meğer ben yıllardır hiç ders çıkaramıyormuşum müşterilerimin yaptıkları "gerzeklikler"den. Halbuki yazsam yazsam roman olurmuş, o da olmazsa felsefe olurmuş. Hayatınızda size zorluk çıkaran bu insanlardan uzak durun! Tıpkı size zararı dokunan yiyeceklerden uzak durabildiğiniz gibi. Sorayım o halde, Para kazanmak maksadıyla bir işte çalışıyoruz, patronumuz, evet evet o deli bizi hergün deli ediyor, üstüne üstlük işyerindeki diğer çalışanlar da cabası! Herkes birlik olmuş bizi deli etmeye uğraşıyor. Kalkmış Erol Evgin bize "uzak durun bu insanlardan!" diyor. Nasıl uzak duralım Erol Bey? Peki Doktor Erol Bey, sizin görüşünüz nedir konuyla ilgili olarak? İş insanlardan uzak kalarak bunu sağlamak değildir. Uzaklaşarak sadece "yalnızlığı" seçersiniz. Olayın özü insanların içinde iken huzura ermek ise bu konu başka. En başta özenli olacaksınız, iki kere düşünüp öyle laf anlatacaksınız. Dişlerinizin sağlam olması önerilir, sıklıkla fırçalayacak özen göstereceksiniz dişlerinize ki sıktıkça sorun çıkarmasın. Alın size insan diyeti. Sonrasında da çok düşünmeyeceksiniz, herkesin her dediğini ciddiye almayacaksınız. Misal Erol Evgin'i canınız sadece dingin bir akşam geçirmek istediğinde dinleyeceksiniz, insan diyeti anlatırken değil "işte öyle bir şey...."i söylerken.... Bakın, huzur da geldi oturdu yanınıza.. Boşverin diyeti, can boğazdan gelir! Boğazlayın insanları!
7087 Sokak @ 26-08-2007 15:41
Ben küçükken sokağımızın adı 7087 Sokak idi.7086 Sokak ile 7087 Sokak ın öpüştüğü noktadaydı evimiz.(+ gibi düşün sevgili okuyan, yorma beni) Ama evin kapısı 7087ye baktığı için kendimizi 7087 Sokaklı sayıyorduk biz. Hatta o yıllar milliyetçilik biz çocuklar arasında öyle yayılmıştı ki yan evde oturan çocuğa “git kendi sokağında oyna, burası 7087 sokak, sen 7086 sokak çocuğusun!” diye girişirdim. Tabiki bunu dedikten sonra 7086 sokak hudutlarına girdiğimde oradan aynı gerekçeyle kovulurdum. Dolayısıyla yan evimdeki çocuklarla “çocukluk arkadaşı” olamadım. Öte yandan annem 1940lardan kalma olduğunu zannediyor olsa gerek o yıllarda pek değişik bir kadındı. Buna neden olarak 4 tane cırcır böceği gibi kızın etrafta koşuşturması tabiki gösterilebilir hele ki en büyüğü5 en küçüğü 1 yaşındaysa ! Kadıncağız bundan mütevellit o yaşlarını 80 yaşındaki teyzeler gibi geçirmiştir. O günlerin üzerinden 20 sene geçmiş ve annem giderek 20lerindeki genç kız edasını ancak kazanmıştır. Neyse konumuza dönelim (konumuz mu vardı ki). Evet evet 7087 Sokak. Annem o yıllarda bizi son derece eğlenceli anlara sevk eden tuhaflıklarına bir yenisini eklemeden günü bitirmezdi. Bir gün elinde yemek kepçesiyle kapıda karşıladı beni. “Hangi sokaklardasın sen yaramaz! Seni arıyorum sabahtan beri!” Bense 4 yaşımın tüm zeka belirtilerini fazlasıyla taşımış olduğumdan anında cevabı yapıştırmıştım. “7087 Sokakta anne!” Bu diyaloğumuzun sonraki seneler boyunca her aile toplaşmasında dillendirileceğini bilmeyerek yatağa yollanmıştım annemin tuhaf tuhaf bakışları eşliğinde. 7087 Sokak demek bütün dünya demekti benim için. Daha “yedi bin seksen yedi” diyemeyen yaşımda olduğum düşünülürse bu benim için çok büyük gelişmeydi. 7087 Sokak güvenliydi, 7087 Sokak kızları 7086 Sokak oğlanlarını dövebiliyordu! Annem sokağa çıkmama değil 7087 Sokak a çıkmama izin veriyordu. Ne güzeldi. 7087 ‘ye sonraki uzun seneler “yetmiş seksenyedi” dediğimi ya da 4 rakamlı sayıları hep ikişer ikişer söylemeyi bıraktığımda 20li yaşlarıma gelmiş olduğumu itiraf etmeme gerek var mı ? Bence yok, bir yazıda bir tane küçüklük anısı yeter.
Şiire Gazele @ 31-07-2007 07:13
Geleneksel Şiir Gecelerime son birkaç yıldır ara verdiğimi farkettim bu sabah. Bu sabah havanın sessizce aydınlanmasına bakarken uykusuz gözlerimle tam olarak bunu düşündüm. Şiirin içine geçmiş dizlerimi okudum ardından, şiirin gizeminde buldum kendimi. Cümlenin en güzel yerinde sen uyandın, öptün alnımı usulca..... Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen Tanımadığın bir ülke gibi İçinde yaşamadığın bir zaman gibi Tam kendisi gibi mutluluğun Beni bekliyorsun Ve onu bekliyorsun beni beklerken . E.CANSEVER
KİM ONLAR? @ 27-07-2007 10:56
Bundan yıllar önce yatağımdan neredeyse düşmeme yol açan bir rüyanın, ilerleyen zamanda hayatıma doğrudan etki edeceğini bilseydim, herhalde bu rüya üzerine daha doğru bir değerlendirme yapma fırsatım olurdu. Boşlukta yüzerken, karanlığın içinde sırtı bana dönük uzun saçlı bir kıza tutunmaya çalışıyor ve düşmemeye gayret ediyorum, elimi her uzatışımda tam yakalamak üzereyken sanki bir hava akımı giriyor araya ve ondan uzaklaştırıyordu beni. Rüyanın herhangi bir sonu var mıydı? Açıkçası hatırlamıyorum, boşluğa düşmüş müydüm? Yoksa kıza tutunmuş muydum? Hala aklımı kurcalayan bir muamma olarak arada sırada dürter beni. O zamanlarda daha eski bir zamanda yaşanmış olan ve hayatımın akışını sonsuza dek değiştiren bir birlikteliğin son kırıntıları olarak yorumlamıştım bu görüntüleri. Nerden bilebilirdim gelecekten gelen bir görüntü olduğunu. Nerden bilirdim o saçların ona ait olduğunu. Hayatımın akışı bir kez daha değişti, sonsuza kadar. Onun varlığıyla anlam kazandı ama onun yokluğunda neler olur açıkçası düşünmek bile korkutur oldu. Tüm zamanlarımın en hiperaktif dönemlerinden birini yaşıyorum onun sayesinde, yıllar öncesinde kalan çılgın günler geri dönmüş gibi. Garip bir şekilde hoşuma gidiyor bu yaşlarda çılgınlık yapmak. Yaşıtım olan dostlarımın büyük çoğunluğu artık çoluk çocuğa karışmış, göbek büyütüp, geviş getirmekle meşguller. {more} Dün gece bir rüya gördüm, resmen ne oluyoruz dedim kendime uyandığımda, bir evdeyim, önümde o var, koridorda yürüyoruz. Ben tuvalete gideceğim diyorum, kapıya yöneliyorum, o da yanımda. Kapıyı açmaya çalışıyorum ama nafile. Kapı sıkışmış galiba diyorum. O da bana “onlar izin vermiyor içeri girmene” diyor. Ben “kim onlar” diye soruyorum. Cevap vermiyor, kapının kolunu tutup indiriyor. Kapı bu sefer açılıyor. İçerden resmen bir esinti yüzüme çarpıyor ve bunu hissediyorum. Garip bir durum, içeri girmek için hamle yapıyorum ve ışığı yakıyorum. Işık birden sönüyor. Ben yine açıyorum, tam girerken tekrar sönüyor. Bu arada o yanımda yüzüme bakıyor. Gözleri, gözlerimin içinde resmen. “içeri girmeni istemiyorlar” diyor. Ben yine “kim onlar” diyorum. Tekrar içeri hamle yapıyorum, kapıdan geçiyorum ve tekrar kendimi koridorda, kapının önünde buluyorum. “E iyide ben içeri girmiştim, nasıl dışarı çıktım şimdi” diyorum. O hala bana bakıyor. Elim uzatıyorum, uzun saçlarını okşuyorum yavaşça, gözlerinin içine bakıyorum. Tekrar soruyorum “kim onlar”. Cevap vermiyor, gözlerimin içinde gözleri, tebessüm ediyor. Birbirimize bakıyoruz sanki sonsuza uzanan bir zaman dilimi içindeyiz. Aniden koridor uzamaya başlıyor, o da uzaklaşmaya başlıyor koridorla birlikte. Hızla peşine düşüyorum, elim ilerde tutmaya çalışıyorum onu, yaklaşıyorum tam yakalayacakken bir esinti uzaklaştırıyor beni. Yine hamle ediyorum, tam tutarken aynı esinti. Birden kalbimin yerinden çıkacağını zannediyorum. Yıllar öncesinin rüyası aklıma geliyor. O anda yatakta ne pozisyonlara giriyordum acaba bilmiyorum ama, uyandıktan sonra çarşafın ve pikenin ayrı ayrı noktalardan bana baktıklarını görünce baya çılgın bir yatış durumu olduğu anlaşılıyordu. Ben, rüya aklıma gelince, inanılmaz bir dirençle hamle yapıyorum tekrar, esinti artık fırtınaya dönmüş durumda, karşı tarafta her ne var ise o da benim tüm gücümle direnip, ona ulaşmaya çalıştığımı fark ediyor. “bu sefer yemezler” gibisinden bir şeyler söylüyorum, hatta bağırıyorum sanırım, oraları fazla net değil, uyanma durumuna yakınım ondan herhalde. Yüzüme gerçekten çarpan şeyler var sanki, tüm gücümle itiyorum, elimi uzatıyorum, kolunun altına sokuyorum elimi, iyice kavramak üzereyim ve gözlerimin açılmasıyla birlikte yatakta hızla doğruluyorum. Neydi bu be dedim kendi kendime. Ne oluyoruz? Hemen kalktım, banyoda yüzümü inceledim. O kadar gerçek gibiydi ki yüzüme çarpan nesneler, acaba bir hasar var mı diye bakıyorum.Yatağıma oturdum, sabah yedi civarı. Uzun zamandır, noktası virgülüne net hatırladığım bir rüya olmuştu bu. Biraz kafamı toparladım, iyice kendime geldim, tekrar düşündüm rüyayı. Baştan sona tekrar yaşadım ve hakikaten tüylerim ürperdi. Sonra tekrar yattım, bir şeyler daha gördüm muhakkak ama bunu üzerine yenisini hatırlamam mümkün değildi tabi. Şimdi bu rüya meselesi nerden çıktı? Yıllar öncesinin geleceği haber veren ilk bölüm kabul ettiğim rüyanın bir devamı dün gece mi yaşandı? Aklımda bu sorularla şimdi bu satırları yazıyorum. Sonuca ulaşır mıyım, pek sanmıyorum. Ama en azından yazılı olarak tescilli hale gelecek. Yalnız ilk gördüğüme göre kendim de takdir ettiğim tek bir fark var. İnanılmaz bir dirençle saldırdım ve sanırım uyanmadan önce onun kolunu yakalamayı başardım. İşte bu sanırım onları fena sinirlendirdi. Kimse artık onlar...
Kırılan Kalpler İçin Yapıştırıcı @ 26-07-2007 13:29
6 ay kadar önce başlamıştı ilk kez bu hissim. Kimsesizlik ve yalnızlık arası bir histi. Yalnız kalmak kısmen keyifli kısmen can yakarken kimsesizlik hep kötüydü. Kimsesizdik ben ve 5 yaşındaki küçük kız halim. Bazen büyüdük, bir afra bir tafra.. Sonra düştük. Bazen ben onu büyütmeye çalıştım, ama çoğunlukla onun çocukluğuna yenik düştük. Bu dünyada çocuk olmak güçsüz olmak demekti. Kaldırdım onu en son düştüğü yerden. Şimdi dizlerindeki yaralar bereler de geçince kocaman bir kadın olacak o 5 yaşındaki küçük kız... Kocaman ve güçlü... Özendiğim, imrendiğim, "bu benim olsuuuunn" diye huysuzlandığım çok şey olmamıştı çocukluğumda. Ben hep herşeyin en güzeline sahip olduğuma inandırmıştım kendimi. En kötü şeyleri bile güzelleştiren kocaman gözlerim vardı çünkü. Sonra birileri o gözlerden yaşlar akıtınca değişti görüşüm, sonra kalbime aktı, sonra kalbimi kırdı herkes. Ben en çok kendime kızdım, kabul ettiğim için gözyaşını kendime kızdım. Şimdilerde kimsenin o gözyaşlarına değmeyeceğine inanmak istiyor kalbim, kırılmak istemiyor. İnatla tutunmak isterken hayata bir tekme ile yere düşmek istemiyor kalbim. Topuklarımla tüm dünyayı eziyorum ben sabahları evden çıkarken.Gece boyunca kirlenmiş dünya düzleşiyor sayemde.. Güzelleşiyor dünya ben gözlerimi açınca.. İyi geliyor dünyaya benim gülümsemem. Gece boyunca kırılan tüm kalpleri iyileştiriyor benim uyanışım. Sadece buna inanmak, sadece bunu savunmak istiyorum ben...
Kalbim Ege'de Kaldı @ 24-07-2007 07:21
Kadehimi vurdum Karşı yakaya Efeler kalktı şerefe Sevgimi attım dostlarım tuttu Bir ağıt yaktım kadere Dünyanın en güzel yerinde kollarını açmış melekler. Kalbinin tam orta yerine kuşlar konmuş. Senin olmadığın diyarlardan gelen bir meltem okşamış yanağımı. Yakamozla bir olup örtmüşler üzerimi akşam serinliğinde.. Dibine vurmuşum akşam sefasının. Kadehimin yarısında başlamış gözyaşlarım, kadehimin dibinde seni bulmuşum. İçimden akıp giden sahneler canlanmış denizin üzerinde , kalbimi almış tam orta yerine bırakmışsın denizin. Bırakmışsın kalbimi Ege'nin sularına.. Kalbimi gömmüşsün... Ben uyurken melteme kucaklatmışsın beni, yollamışsın uzağına... Yareme tuz diye Yakamoz bastım Tek şahidim aydı Aman aman Bir elimde defne Bir elimde sevdan Kalbim Ege'de kaldı
Ben böyle işin içine, SEÇİM ! @ 07-07-2007 05:29
Abilerim ablalarım şu elimde görmüş olduğunuz memleketin tapusunu yanında onuru, şahsiyeti,tarihi, insanıyla birlikte 5 yıllığına satıyorum. Bitmedi ihaleler de yanında... Bitmedi anam babam bu pusulada yazılı partilerin tekmili birden sizin. Şucu olun bucu olun aynı yolun yolcususunuz. Yanında bu traş makinesi bedava. Size verilen vaatleri dinlerken sallarsınız. Abiler ablalar tepkisiz kalma, kendini kaybetme Oferlerle, barzanilerle aynı masaya oturma. Oturanları unutma. Abiler ablalar sahip çık vatanına da biz vapurlarda boya kalemleri satalım. Memleketin neyi var neyi yok gitmesin. Memleketin misafirperverliğini pazarlayalım, o güzel insanık hallerini satalım bizden geri memleketlere. Özendiklerimizin üç kuruşluk niteliklerine ağzını açık avuçları kaşınarak bakan özentilerden kurtulmak için vatanına sahip çık abiler ablalar. Önce temizlik yap ki sonra hakedenlere meydan açılsın seve seve koşalım sandıklara... Abiler ablalar kaçma, koş sandığa, tık vatanını pazarlayanları hakettikleri çukura...
Gülüyorum @ 01-07-2007 09:03
Bir sesin kulağının çok yakınlarına gelip de tam fısıldayacakken aniden uzaklaşması gibi geliyor bugünlerde bana yazma eylemi. Sorgusuz sualsiz yaşama isteğimin başgösteriği bu günlerde tıpkı 14 yaşımın tüm asiliği ile reddediyorum tüm kanıksanmışlarımı. Bunların arasında bazen sen de giriyorsun, bunların arasından bazen sen de sıyrılıyorsun. Ben ne dediğimi bilmez günler yaşarken , sen geceleri üzerimi örtmeye çalışıyosun bunca sıcağın üstüne. Nankörlük yapıyorum yine ve hep. Gökyüzünde ufak serin taneler var. Havanın can sıkan bir biçimde üzerimize yağdığı bugünlerde o bir kaç serin taneden nasibimi alıyorum. En çok geceleri. Geceleri bir anlık boşluğumdan faydalanan tüm özlemlerim, tüm gözyaşlarım gelip beni bulduklarında yağıyor üzerime serin taneler. Giderek buz kesmemi sağlıyor ...giderek üşümemi. Giderek yalnızlığın ismini bana daha çok anımsatmak için uğraşıyor. Ben üşüyüp koynuna giriyorum sonra senin. Dalıyorum sıcak göğsüne, acıyorum az önce üşüyen çocukluğuma. Yanımdan uçup gidiyor sonra zaman. geçip gidiyor, beni öylece senin koynunda bırakıyor... {more} Gözlerim karardığında açmıyorsun ışığı artık. kendinle öyle meşgul, kendinle öyle savaş halindesin ki benimkaranlığımı görmüyorsun. Görsen uzanamıyor, baksan yaranamıyor, tutsançekemiyorsun. Geceler bana bir kaç serinlik sunuyor yokluğunda. Bu sıcak günlere nankörlük edip tüm o serinliklerden bir an evvel kurtulmak istercesine inatla gülümsüyorum. Güldüğüm heryere daha çok güneş doğuyor. Ben güldükçe yanıyor dünya sıcaktan.. Ben güldükçe nefes alamıyor yeryüzü. Ben inatla gülüyorum, tüm serinlikleri yokedercesine gülüyorum. Gülüşümüm hiç eksik olmadığı bir ömür diliyorum sana en sıcak gecelerin sabahında..
Hiç Bitmeyen Senfoni... @ 23-06-2007 08:41
Gizemli bir müzik dolaşıyor kulaklarımda, sessiz rüzgarların, sessiz dalgaların çok uzaklardan kulağıma getirdiği. Hüzünlü gibi, ama değil, dinledikçe keyif veriyor, notaların ahengine alışınca kulak, daha çok duymak istiyor, hiç bitmesin bu gizemli müzik diyor. Aranıyorum, nerden geliyor bu müzik, kaynak çok uzakta, ama ben yanımda gibi hissediyorum, aylardır böyle hissediyorum. Artık daha net dinliyorum müziği, ruhumun derinlerinde dolaşıyor, damarlarımın içinde akıyor, beyin kıvrımlarıma hükmediyor, yaşadığımı hissettiriyor tüm güzelliğiyle. Koca bir orkestra çalıyor, inanılmaz bir senfoni bu, hiç bitmeyen senfoni, henüz yazılmamış olan, ama duyabildiğim ve sadece bana ait olan, bu müzik kalbimde çalmaya devam edecek, notalar günün birinde sonbahar yaprakları gibi solsa da, ben her zaman o müziği duyacağım, hiç unutmamacasına, daima sevgiyle ve keyifle dinleyerek…
Kolay Mı? @ 14-06-2007 06:36
Belli belirsiz bir rüyaydı en başlarda, bir adım attıkça açılıyordu netliği, bir adım atmadan göremiyordun önünü, buğusu hep kalıyordu bir kaç adım sonrasının. Kendine bu kadar çeken de buydu belki de, gözlerinin önünde olan tüm çıplaklığıyla görebildiğin hayat değil , buğusu gözlerini kamaştıran rüyaydı hayata tutunduran. Hep bir adım geriden gelen, sen durdukça koşar adımlarla önünden akıp giden gerçek hayattı oysa ; farkedemedin. Buğusunu yitirdi sonra rüya. Herşeyiyle apaçık önündeydi, gözlerinin önünden akıp gidiyordu sahneler. Gerçek dünyaya her zaman yapılan nankörlüklerin sırası bu sefer rüyana gelmişti. Bir kaç adım sonrasını bildiğin bir rüyada olmak istemedin. Kolay değildi evet, ağlamadan, dökmeden gözyaşını kabullenmek kolay değildi. Kolay değildi "mutlu olmak en zor anında.." Tüm melodiler ayrılık üstüne idi. Tüm yollar sana geliyordu. Kolay değildi. Sahipsiz bıraktığın kelimeler dün gece gelip yanıbaşımda uyudular. Bana masalı onlar yazdı, bana masalı onlar okudu. Sahipsiz bıraktığın kelimelerim bana sığındı. Sen gitmiştin, ben ve kelimelerim kalmıştık. Sen.... Gitmiştin.....
Bilişim, Hissedişim @ 30-05-2007 07:18
Bilişim , çok eskiye dayanıyor. Tarihin tozlu sayfalarına uğurlanacak denli uzunca bir yaşam katetmesem de , bilişim hatırladığım ilk günlerime dayanıyor. Bilişim ve sonrası diye ikiye ayırabiliriz hayatımı. Eline bir bıçak alıp hayatı orta yerinden kesmek isteyen dengesiz planlarımdan biri gibi göstermemek için uzatıyorum lafı. Bilişim çok eski günlerime kadar uzanıyor, uzanıp geri getiremiyor o günleri, uzatıp beni bırakmıyor orada. "Bilişimle ilgili bir yazı yaz" dedi iç sesim bana. İç sesim teknik analizlerden uzak, sosyal olguların tam göbeğinde bir yerlerden seslendi bana bu sefer. Dinledim. Bilişim, biliyor oluşumdu. Bildiklerimin aklımda beynimde yer etmesiydi. Yıllar süren bir sürecin başlangıcıydı. "Kendimi bildim bileli" ile başlayan, ebediyete kadar sürüp gidecek olan hissiyatlar bütünüydü. Bildiklerimin başında "anne olgusu" , "baba kucağı" , "kardeş kavgası" varken yılların araya acımasızca girişiyle bu bildiklerim zamanla "anne yokluğu" , "baba özlemi", "kardeş kokusu"na dönüşmüştü. Bilişim beni burada yalnız bırakmıştı işte. Ben sadece yalnızdım ve hisleri "biliyordum". {more} Zamanla hayatın içinde bir dekor olmadığımı, aslında kendi hayatımın başrol oyuncusu olabileceğimi bilmeye başladım. Üzerimde kabarık bir "prenses eteği" ile kocaman ışıkların altında yürümek ya da hüzün sahneleri arasında bir seçim yapmam gerektiğini bildiğimde de yalnız kaldım. Bilişim bu sefer, bu kararın ortasında yalnız bıraktı beni. Acemiliğime yüz çevirmişti bilişim. Bu sefer hayatın içindeki masal perisi ya da külkedisi olabileceğimi ve bunun benim elimde olduğunu "bilmeye" başladım. Ve bunu bildim bileli daha küçük adımlar atıyorum. İnsanların aslında bir çok farklı yüzü olduğunu bilişim daha çok yeni. Bunu bana hiç farkettirmeyen içimdeki haylaz kız Polyanna'ya şükranlarımı sunuyorum yeri gelmişken. Bana iyilik yaptığını zannedip aslında ne büyük bir yanlış yaptığının bilincinde değil henüz. Çünkü ona göre her yer toz pembe. İnsanların aslında birden fazla yüzü varmış. Bana gösterdiği yüzleri, gerçek yüzleri ve olduğunu zannettikleri yüzleri varmış. Hayatın çok güzel olduğunu bilişim bunu benden bunca sene gizlemiş. Bunu öğrendiğimde artık hiç birşeyin eskisi gibi olamayacağını "bilmeye" başlıyorum. Bunu bilişim beni ayakları yere basan bir kadın yapıyor. Bu sefer bilişim beni yalnız bırakmıyor, attığım her adımla birlikle yanımda alıyor yerini. Geceleri rüyam, gündüzleri gölgem oluyor. Yayılıyor hayatımın her yerine. Diğer tüm bilişlerimin önüne geçiyor bunu bilişim. Yani ben, bilişimle yatıp, bilişimle kalkıyorum. Bilişim hayatımın her alanını kontrol ediyor. "Bilişim" dolu günler dilerim. *Bu yazı 19.04.2007 tarihinde tarafımdan, Ceviz.net de yayımlanmıştır.
Hasretin kelimelere dökülmesi -1- @ 29-05-2007 05:43
Üçüncü katın penceresinden ufka bakan bir çift yorgun gözüm şimdi. Yorgunluğum sebebi sayfalarca yazı yazarak açıklayabilirim. Fakat ne gerek var ? Hava kapalı, ben kapalı..Melankolizm kapıyı çalar sürekli, ben ise evde yok ayağına yatarım. Bir çok şey eksik şimdilerde. Pencereden ufka bakmamdan belli aslında. Tek başıma yudumladığım çaydan da belli.. Arkamı dönünce yine aynı manzarayla karşılacağımın farkında olmak nasıl bir duygu ? Olağanüstü bir şey olsa da hasret kaldığım kokuyu hissetsem pencereden bakarken. Bir el sarılsa belime ve "işte buradayım" dese. Yüzümü dönsem yüzüne ve bir çift söz söylesem, en anlamlısından. İşte bunlar son beş dakikada aklıma gelenlerden cümle haline getirip buraya aktardıklarım. Tabiki sadece bunlarla sınırlı değil düşündüklerim. Bir yığının içerinde bekliyor söyleyemediklerim. Duymak istediğim sesler yok şimdi odamda. Aslında odamda o sesleri duymayalı çok uzun zaman oldu... Hayal işte... {more} Bugünün çarşamba olduğu pek de önemli değil bu arada. Nasıl olsa sıradan bir gün görüntüsü sergiliyor. Sana diyemediğim ya da demek istemediklerim olsa da sıradan çarşamba numarasını yapıyor işte.. İsteklerime ulaşmanın arifesinde olduğumu hissettiriyor saatin tik-takları. Bir diğer önemli olan şeyi de hissettiriyor aslında. Fakat dile getiremiyorum yukarıda da dediğim gibi. Bir kaç soruya bağlı olan gelecek planlarımı bir daha gözden geçirmeye gidiyorum şimdi. Yüreğimde o, ciğerlerimde onun kokusu, damarlarımda ise onun hasretiyle... Hasret işte..Yazmadan olmuyor..Dile getirmeden hiç olmuyor. Gönül isterki...neyse yazmıyorum.Senin bilmen gerekmiyor. Sadece o bilsin yeter. Artık gidelim ait olmamız gereken yere.. 18 Nisan 2007, Çarşamba Saat: 17:32
İletişim @ 28-05-2007 18:57
Çare[siz] @ 08-03-2007 22:31
Sakın sevme benim seni sevdiğim gibi! Ne aklın kabullenebilir sevdiğinin yokluğunu, Nede yüreğin kaldırabilir ağır sevgiyi
Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer @ 28-02-2007 15:30
Kalemin dili yok. Dili elimdir. Kalemin yüreği yok. Yüreği benimdir. Kalem tutmaz elimi, elim ona sarılır. Kalemim yalnızlığı sevmez, yalnızlık onu konuşturur. Kalemin sapı yok, ipe de gelemez zaten. Kalemim nota bilmez yazsada, notalar ona göz kırpar. Ey yazamayan kardeş, ne yapabilirim? Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer... mutlu olurdum.
İşte Öyle Birşey @ 28-02-2007 15:18
Öyle birşey ki bu, diğer herşeyin üstesinden gelmekte üstüne yok. Üstünden nehir geçen bir köprü de yok, ve ben burada "üst" kavramı ile yazmaya devam edersem kıyafetlerin üstler için olanlarına kadar ilerleteceğim durumu. Hatta mevki bakımından alt-üst hakkında da kelamlar edebilirim. Cümleyi neresinden tutup da düzelteceğimi bilemediğim zamanlarda hep böyle yaparım zaten ben. Merak etme sevgili yazı, senin gibi birçoğunu ben bu uğurda kablolar arasında sonsuza uğurladım. Ama yok, bu sefer toparlayacağım. (geri sar kızım) Öyle bir şey ki bu diğer herşeyin üstesinden gelmeyi başarıyor. Böyle bir söylem ile "bu"nun olumlu yanından bahsettiğim anlaşılmasın. Üstesinden gelmek eylemi kısmen böyle anlamlara da gelebiliyor. Of.. Hadi kızım geri al yine. Öyle bir şey bu , diğer herşeyin üstesinden geliyor. herşey değişiyor bu durumda, herkes batıyor, heryol çakıl taşları ile doluyor; yürütmüyor. Sağlık gidiyor, Neşe evde depresyona girip hep tatlı yiyor, Huzur hanfendi gece gezmelerine çıkıyor, Gözyaşı ablamız fırsattan istifade elinde bir kek tabağı ile oturmaya gelirken Stres-Sinir amca/teyze işe giderken arkamızdan su döküyor. "Bekliyoruz seni" diyorlar "akşama gecikme.." İşyerinde Polemik karşılıyor , masamızın üzerinde çayın yanında sabah kahvaltısı niyetine kalp ağrısı duruyor. Gülümseyimi çöp kutusuna atıyorum dünden kalan müsvette kağıtların arasına saklayıp. Öyle bir şey ki bu, yazdırmıyor, gerekli gereksiz söz sanatlarının arasında beni maymun ediyor. Söverim gelmişine geçmişine ile başlayan şarkılar söyletiyor kendime. Öyle ya da böyle, bu "şey" müdahele ediyor hayatıma, yönünü değiştiriyor diğer her "şey"in.
A.Ş.K @ 27-02-2007 12:20
Bir mektuptur benden sana ulaşan her sabah güneşle uyanan ve her nefeste alınan her sözde verilen... ...AŞK! Bir anda bulutlar ellerimde sen yanımda hiç yaşanmamış zamanda tutam tutam verilen muhabbettir ...AŞK! Bir kış günü gözümü açtığım bazen gözlerinden kaçtığım bana senden ulaşan bana benden yakın bir ömür sürecek sonuna başlarken karar verilmiş üç harften oluşan sadece sende yaşadığım bir alfabedir... ...AŞK...
GARİP @ 26-02-2007 16:32
Dile gelseydi kim bilir neler anlatacaktı
Derin Devlet vardır. @ 17-02-2007 18:06
Bir tartışmadır gidiyor... Derin devlet var mı? Gladyo'nun uzantısı mıdır? Amerika'ya esir olmuşuz, yok avrupa Birliği falanda filan... Hepimiz kahramanlık destanları ile büyümüşüzdür. Benimde mensubu olduğuğum kuşak ihtilal sonrası yetmeler olduğumuz için biz daha çok ceddin deden nesrin baban ara gazı, şanlı osmanlı nutukları ile büyütülmüşüzdür. Arada sinmiş, sindirilmiş cumhuriyet kuşağının aydın vatanperver öğretmenleri de olmasa belki günümüz eğitim sisteminin içinde yetişen çocuklar gibi yetişecektik. O zaman hip hop yoktu da, Timberlake yerine falancalar vardı belki ama yine de Cumhuriyet, Atatürk, Türk Milleti, Bayrak gibi kelimeleri duyunca kalbimiz içten bir sızlardı, başımızı dik tutar kendimize olan güvenimizi hissederdik derinden... Gelelim günümüze... Tarihi boyunca dünya üzerinde "ırkçılığa" zerre kadar yanaşmamış, başı sıkışana hangi dinden, hangi milletten olursa olsun kucak açmış bir millet, kendi çıkar ve hassasiyetlerini gündeme getirince kafatasçılıkla suçlanıyor. Kendinden menkul "aydınlar" tarihlerini bilmezler atıp tutuyor meydanda... Kimisine Nobel veriliyor, kimileri mütareke basınının köşe başlarına yerleştirilmiş düğmesine basıldığında ötmeye başlıyor; Demokrasi, Küreselleşme, İnsan Hakları vesaire vesaire... Bu topraklar tarihinde birçok millete kucak açmamış mıdır? İspanya'dan kaçan Yahudilere, II.Dünya Şavaşı'ndan kaçan profesörlere( ki o dönemde en özgürlükçü buldukları memleket geldiklerini ifade etmişlerdir), bugün Aslana hırlayan köpek misali arada sırada atıp tutan sözde devletlerin sözde devlet başkanlarının kendileri sefa içinde yaşarken aç susuz gariban tebaları Saddam'dan kaçarken bu millet sorgusuz sualsiz kapılarını açmamiş mıdır+? Ne kadar uğraşsalar da yine de bir arada yaşama inadını, inancını sürdüren bu milleti nasıl tanımamışlardır. Evet ben açıklıyorum Derin Devlet vardır... Çok derindedir temeli... Gücünü Ulusal iradeden alan, muasır medeniyet hedefinde, kendine güvenen, büyüklüğünün farkında, milli manevi değerlerine bağlı, Mustafa Kemal'in çizdiği yolda, bağımsızlığın derdinde, insanını hiçbir birlikten, devletten, kabileden, aşiretten aşağı görmeyen, bu kavramlarına dokunulduğunda artık sabretmeden tepkisini veren bir derin devlet vardır. Bu derin devlet bende dahil olmak üzere bu hassasiyetlerini koruyan Türk Ulusudur. Derinliği sahipliğinden gelmektedir. Her zamanda olacaktır.
yelkenli @ 16-02-2007 10:24
Bir yelkenlidir benim kalbim. Bir lodos alır onu çalar kıyılarına Ege
Biiir... Çok Sıkıldım! @ 13-02-2007 13:45
Entellektüel zamanlarıma inat son derece yapay bir duruşla geçiyorum artık karşısına tüm yazı yazma editörlerinin. Evet bunun kimseye bir zararı yok. Fayda sağlamadığı gibi yarar da sağlamayan bu tür eylemlere halk dilinde "faydasız eleman" deniliyor. (ben de halkım, uydurdum) Halkin dili o kadar gereksiz ki bunu es geçiyoruz. Tabiri caiz olan tüm sıfatları çantamıza sıkıştırıp yürüyoruz. Karşımıza çıkan herkese bir tekme atma isteği ile dolup taşarak. Yolda yürürken irili ufaklı her dükkandan aynı ses aynı iç gıcıklayan tonda şarkısını söylüyor : biiir, çok sıkıldım! Şarkı öyle bir şarkı ki şarkıdan bunaldığınızda da o şarkıyı söylüyorsunuz. Ucu yırtık aşk mektubuna ucu yırtık aşk mektubu ile yanıt vermek gibi bir durum bu.. İkiii... yerim çok dar ! Bir kaç adım öteden tuhaf melodiler geliyor, Rober'den kaçıp Ankaralı Namık'a tutulmak istemediğim için yer değiştiriyorum. Üçç.... Senden çok var! Benden çok yok Roberciğim.. [Bu fazladan -ciğim takısını bana öğreten ilkokul öğretmenime hala sinir oluyorum!] Benden tahmin ettiğinden çok daha az var , ama sen beni burda hiiiçç işim gücüm ve yahut sıkıntım yokmuş gibi kendi şarkın üzerine ahkam kesmeye zorlarsan ne farkım kalacak ki benim. Bırak benden çok olmasın. Bırak dünya daha yaşanılası bir yer olarak kalsın.. Başarısız bir kaç kelimeden oluşan Rober Hatemo fonlu bu yazımın sonuna gelirken hayatımın içine eden tüm herşeye selamlarımı iletiyorum. Kin tutmayı öğrendiğim ilk vakit bir tuttam kin tuttacağım "onlar" için. Çiçek niyetine.. Belki yazasım gelir o zaman. Kim bilir?
Intelligence Quotient değil, "Individual Quality" @ 10-02-2007 15:57
Efendim bi hava atıp çıkacaktım ama önce şu merush
Vadesi Dolan Mektup (...) @ 09-02-2007 22:52
Vadesi dolmuş bir ayrılık mektubu bu.. Ya ben dile getiremedim vaktiyle, Yada sendin onca söze sırt dönen! Oysa sustum, Evet, Sessizliğim miydi seni bu denli yüzsüz yapan!
Saatte 4 Kelime Hızla @ 28-01-2007 21:10
"Şeytan kulağına kurşun" hikayeler var. Kimsenin sözünü geçiremediği yerlerde insanlar var. Habersiz birbirinden, aynı anda uykuya yatıp aynı anda yataktan kalkan insanlar var. Gün boyu birbirini düşünen insanlar var. Şarkılar var bir de özlemleri inatla daha çok kanatan. Kahramanlar var bir de, yolun sonuna getirip sonra sen devam et diyen... Unuttum devamını. Yarım kalsın bu yazı da... Tıpkı.... Saatte 4 kelime hızla ancak bu kadar yazılabiliyor. Saatte 200 km hızla giden bir aracın altında ölmek isteyecek bir bünye için bu yeterince uzun bir süredir ki, takdire şayan bulunmalı. Kutlanmalı. Bravo soslu bir makarna pişirmeye gidiyorum o halde ben.
GÖZLÜK @ 26-01-2007 20:01
Mavi miydi ...yoksa yeşil mi? Bana baktığında mı güzel gözlerin ağladığında mı ardında akşamlar Mona Lisa'ya bile yakışmamıştı altından çerçeveler plastik bir gözlüğün sana yakıştığı kadar...
Duyuru:Kürkçü Dükkanı Kapandı... @ 26-01-2007 02:23
Bir gün olur ya hani yine gelmek istersin, Dur önce; Bir düşün
Marjinal fayda... @ 24-01-2007 12:27
ekonomide bir terim vardır; marjinal fayda.. kim buldıuysa aklına zeval gelmesin.. öldü ise, nur içinde yatsın.. yazın ortasında damağın kuruduğunda içtiğin ilk bardak suda aldığın tadda marjinal faydan 100'se, ikinci bardakta 90, üçüncü bardakta 80 diyor bu terim.. artık aynı tadı alamazsın diyor bir şeyi çok yaparsan.. ben de diyorum ki; bir şeye deli gibi bağlandıysan, ona nasıl doyacağını bilmiyorsan, yesen, içsen, dinlesen, okusan, anlatsan, baksan bitmiyorsa hevesin, ardı ardına onlarca kez yap bunu.. yap ki gına gelsin.. yap ki kusacağını hisset de tiksin bi süre önce bayıldığın şeyden.. ve ekonomi yalnızca bir şeye yol gösteremiyor; aşka.. aşık olduğun adamın dibine girsen de, günlerce sevişsen de, ağzının içine düşecek kadar izlesen de doyamıyorsun.. marjinal fayda orda kifayetsiz kalıyor işte.. bir babanın, annesinin görmesine izin vermediği çocuğu icra memurlarıyla kapıdan almaya gelmesi gibi bişi işte.. alacağını tahsil ediyo adam şimdi di mi; bir evlat mal gibi tahsil edilebiliyor di mi.. toplumsallığı ekonomiyle, hukukla lime lime etmişiz de anlamlar içinde boğuluyoruz şimdi..
Yanardağ mı Patlamış, Ahhh Nerde ? @ 24-01-2007 02:52
Hadi affı olsun bunun, "yazı yazamaz her insan, düşündüklerini dile getiremez..." Peki efenim nedendir tepkisiz "odun" kalmak!!!! Duygular yalnız yaşanır her yürekte lakin dile gelirse yürek paylaşılır bir iki dost ziyadesiyle... Hele ki kağıda el atmışsa yürek yazar her sözünü harfi harfine; sonra okuyuverir herkes anlamasa da anlamış gibi yapar ve "hımmm" deyip geçer üzerinden.. Sadece okuyan sayısı artar yazının, dün 10'dur bugün 32 olur toplam okunma... Muhtemelen yazıyı yazan yürek okunma sayısı ile besler öğütlerini yada desteğini....!!!! Tabi küçük anlamlı bir yorum olsaydı saçma olurdu hem yorum kısmıda boşa koyulmuş ne luzüm vardı!!!!Siz okuyun efenim sayısı artsın yazan yürek daha çok destek alır kendine böyle.. Hadi yüreğim bırak kalemi bugün 0 ama inan yarın 30 olucak okunma sayın belkide 100(!) ... Saçma sapan yorumda nedir, ben sayıları sokucam senin aklına ya nasıl olsa!!! Öptüm seni en içtenliğimle.. "Kırdım Kalemi"
posta pulu @ 19-01-2007 20:16
Bir aşk mektubunun ilk cümlesidir senden beklediğim varsın ardı gelmesin ben zaten senden gönderilecek mektubun dudaklarına susamış posta puluyum...!
Bir Kadın @ 18-01-2007 13:45
Sabahın köründe ayazın tam ortasında bir kadın. "ne aptalsın üşümesene, içeri girsene" diye azarlayacak bir insan bile bulamadığında ne yapar. Hiç, ne yapsın. Öğlenin kuytusunda , uyku mahmuru bir kadın. "bi su getirir misin" diyebildiği bir insan bulamazsa yakınlarında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Alacakaranlıkta hasta düşmüş bir kadın. Şurup kaşığı yere düşmüş bir kadın. "Sen sakın kımıldama, ben alırım" diyebilecek bir ince ruh göremezse yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Bilgisayar başında oyalanmak isteyen kadın. "Aaa iyyiim canım, sağol merak ettiğin için" diyebileceği bir göz bulamıyorsa ekranın öte yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Öyle işte. ******************* Bir anda karşı sokağın köşesinden belirir kadın.. Çantası elinde, en pahalı kokusunu sürmüş, süslenmiş.. Bir anda döner köşeyi, bir anda girer hayatına.. Anlayamazsın. Donuktur ilk bakışı, gizlemeye çabalar hislerini.. Gözleri kayıptır, ama yüreğinde bir yerlerde bir kuş uçar gider
Evet, yine ben üzülürüm. @ 15-01-2007 14:11
Ruhuma gelen "kal" bugünler de canımı sıkan.. Neyin durgunluğu neyin kayboluşu bu bende ki bilemiyorum, anlam vermeye çalıştıkça farkettim ki sana olan yakınlığıma inat dağlar kadar fark büyüyor aramızda... Adını duymak, sağda solda resimlerine gözümün takılmasını, yerli yersiz canımın acımasını, hedeflerime sevginin engel olmasını, bana zamansız gelişlerini ve gidişlerini ANLAMIYORUM VE İSTEMİYORUM!!!! Sana demiştim değil mi; başaramayız.... Asi oluşun mu şimdi bunlara sebep! Kıyılar da köşeler de belki anlam bulursun kendi haline... Ya ben ? Senden sonraki mi yoksa senden önceki halime mi sebep bulmalıyım... Canım acıyor anlamıyor musun ? Haklıymışım. Evet, yine ben üzülürüm... Seni Seviyorum.
:)) Seni Seviyorum @ 09-01-2007 14:43
Yine gitmek için gelmedin dimi ? Hüzün yaşatmayacaksan .... Yüzümde ki o komik ifadeyi görmen lazım seni düşününce kızaran pembemsi yanaklarımı... Genç bir ömrün en eskisi sensin ruhunda.. Şimdi hayallerim daha farklı bir yüzeyde!.. Yüreğimi sarıp sarmalayan bir bakışına neleri feda edebilirim acaba.. (HERŞEYİ)... Aşk; Yüreğin titremesi, mideye kıramplar girmesi ise benim ömrümde tarifi, aşığım ozaman... Sana söylemiştim "ne güzel bir şey seni sevmek" sonra gidişinin ardından umutsuz bir vakaya dönüştü ömrüm; "ne olur güneş bugün batma" dedim, "üç nokta" koydum gidişine bittim diye, "kaçıncı mektup" diye latifeler ettim hayaline, sana olan inancımı kaybedip "yüreğimle oynanmış" dedim. Evet, evet şimdi tekrar benimlesin... Hala aynı deli kızım, seni çok seven, seni paylaşmayı bir türlü beceremeyen.. Seninle olmanın tadını başka hiç bir şeyde bulamayan ben sana hasret sensiz geçirdiği her zamanda... Bu kez gitme!!! Biliyorum ardından ağır sözler yazmaz, küserim hislerime ve sana olan inancıma.. Benimlesin artık sana ne sözlerin boynunu eğeceğim göreceksin, Seni Seviyorum ...
Miyad @ 06-01-2007 19:01
Hangi amaca hizmet ettiyse eğer o vazifesini doldurmuş orta yaşlarda bir kadın gibi şimdilerde "meruşkom" Tüm enerjisini işine, eşine, çocuğuna vermekten kendine herhangi bir hayrı dokunamamış, saçlarında beyazlar oluştukça geçmişe bakıp bir "ah...." çeken yaşlanmaya başlayan bir genç kız gibi. Salınarak gezdiği yollarda şimdi süklüm püklüm yürüyen elinde avucunda kalanların hesabını yapan üzgün bakışlı yaşlı genç kız.. Sanki miyadını doldurmuş gibi herşey. Ve bu her "şey" sen gittikten sonra ortaya çıkıyor. Sen yokken anlamsızlaşıyor kelimeler, içinde barındırdıkları gizli özneleri tükeniyor, senin gözlerinin değmediği satırlara dokunamıyor parmaklarım. Tıpkı senin bakmadığın yüzümde şimdi tonlarca yara bere oluıştuğu gibi.. Sanki sensizlik alıp başını gelmemiş gibi yapmayı denedim yeniden. Sabah "günaydın hayatım..." öğleden sonra "bebeğim..." sonra düş kırıklığı.. sonra yine hüsran. Yine bana hazan, sana hiç yakışmayan o boğuk ifaden, elimde de bir defterle kalakaldım. Avcumda taşıdığım defteri iste istedim. Bir kez olsun hor görme istedim, bir kez olsun inan istedim. Sen susmayı, kelimelerini bir bıçak gibi üzerime değdirmeyi seçtin. Sahip olduklarıma şükretmeyi öğrenmişken şükrettiklerimi birer birer geri aldın elimden. Sonra büküldü boynum. "Ağlayasım" geldi, "Sensizlik" geldi, lanet olasıca kelime oyunlarım geldi... Bir tek sen gelmedin.
Kendime Yeni Bir Ben Lazım @ 30-12-2006 13:05
Yıl bitiyor.. Hayır hayır, yıl başlıyor.. Yo bitiyor işte düpedüz, kurtuluyoruz.. Of hayır yepyeni bir yıl başlıyor... Kafamız bulanık bir biçimde bir yıla daha adım atıyoruz. Ya da bir yılı daha bitiriyoruz, aklım bir karış havada zamanlarımı siliyorum, yeniden tertemiz bir avuç açıyorum bu gelecek olan yıla. 2006'ya girerken çok korkuyordum, bir yılı daha devirmek gözümde çok büyüyordu, kocaman bir seneyi göze alamıyordum. Korkularım vardı, tahminlerim doğrultusunda da gelişti. Çok sevildim ama ben 2006 da.. 2006 nın hergünü aynı sevgiyle, aynı özveriyle, aynı güvenle büyütüldüm. Kalbim kendine okyanus buldu, içinde yüz buldu, huzur buldu. 2006 ağlattı da çok. Her "gidişi"nde ağladım.. Çok kereler gitti... hep döndü sonra.. Şimdi bitiyor 2006, ben dönecek mi bilmiyorum...... Bir yıl daha yaşlanıyoruz, bir yıl daha büyüyoruz artık. 2006 en çok kelimelerimi bitirdi. Harflerim azaldı, cümlelerim yarım kaldı 2006 da. Oysa ben yazınca kendime geliyordum, ben yazınca kendime dönüyordum, oysa ben yazınca kendim oluyordum.. Kendime yeni bir ben lazım 2007de... Bize, "düzgün" ben lazım, bana da sen lazımsın...
Gece İnmeden .. @ 26-12-2006 21:10
Canım ne çok acıyormuş meğer, Nasılda kandırmışım kendimi.. Yokluğun en büyük acım şimdilerde!
Ne Malum ? @ 22-12-2006 14:17
[Ah Sezen... Bacak kadar boyunla bana burda oturmuş Ebru Gündeş dinletiyorsun. Sabahtan beri sadece onu dinliyorum. Sen yazmasan sözlerini , yüzüne bile bakmazdım sayın Ebru Hanım'ın. Hayatımda ilk kez dinliyorum. Deli oluyorum. Sana kızıyorum Sezen, bacaksız Sezen, minicik bir kadınsın altı üstü. Bu nedir böyle ?] ****************** Nerden bilebilirsin ki yarın ne durumda olacağını ? Yarınla ilgili nasıl fikir yürütürsün. ? Ne malum yarın hayatın sona ermeyeceği? Ne malum ? Kahrettiğin herşey bir yakana yapışıp ruhunu kararttığına, elinden gelenin tek şeyin susmak olduğuna inandığına gözünü karartıp silip attığına değecek mi ardından dökülen gözyaşı? Sen benim hiç istemediğim yerlerime dokundun, sen benim hiç beklemediğim anlarımda geldin, hiç beklemediğim anlarımda vurdun, hep beklenmez oldun, hep gitmeye meyilli. Bu seferki gidişinin ardında sessizlik yok , bağıra çağıra özlüyorum seni. Kelimelerim var, yalnız değilim.
niyetim temiz @ 22-12-2006 11:44
şu yaşıma geldim, hala bazı meseleler hakkında ne düşüneceğimi, ne düşünmem gerektiğini, hangisinin "doğru" olacağını bilemiyorum.. bi yanım diyor sana ne, öte yanım diyor olur mu, etkilenmiyor musun... demem o ki, hala şu ikilikler arasında dimdik ayakta duramıyorum düşüncelerimle.. ne ayıp oysa ki.. ya bırak, kendi hayatı diyebil ya da sözde ayrı özde ayrı, dilde ayrı beyinde ayrı demeçler verme.. velhasıl-ı kelam, provokasyona gelmeyen sağduyum ile provokasyon nedir bilmeyen değişmez doğrularım arasında sarkaç misali salınıp duruyorum.. ve biliyorum ki görmesem ya da duymasam ben yine de bunu başarabileceğim telepatik kanallar yaratırdım kendime.. hala bazı konularda ne düşüneceğimi kestiremiyor olabilirim ama kendimi tanıyorum en azından.. aferin bana..
Bırakmıyor Acıtmadan @ 21-12-2006 13:55
Ellerin titredi senin de. Gözlerin uzağa baktı, bir kez daha anladın "artık hiç olmayacağını" Dönüp dolaşıp aynı sokağa girdin sen , hiç hissettirmeden yayıldın tüm hücrelerime. Dönüşü olmayan sokaklara çağırmadın beni, istemediğin günlere inat yayıldıkça yayıldın , işledin içime. Sonra "kokun kaldı" diye şarkılar söyledi kadın. Sebebinin ne olduğunu bilmediğin hıçkırıklarına cevap vermedin. Misafir bıraktığın kokun kaldı evimde. Anlam veremediğin tüm koşullar bırakmadı yakanı. Kelimelere izin vermedin, çıkmadılar ağzından sözcükler. Düşüncelerin hepsiz sözsüz kaldı, sessiz kaldı bakışlarım, öksüz kaldı gülüşlerim. Hep sinsice geldi ayrılık. Hiç belli etmedi . Kokun hala üzerimdeyken geleceğini tahmin eder miydim ben ? Hala tenimde isimin varken aklıma düşer miydi duyacaklarım ? Sen bilmezsin yine de. Çok zor geçen gecelerin ardından şarkı söylermiş kadın, ölsem dermiş, bir anda bitirmek istermiş olduğu yerde. Sen bunu hiç bilmezsin. Bana düşen kelimelere dökmekti, sözlerimi yarım, kalbimi kanla bıraktı söylediklerin. Bana susmak düştü şimdi, aklı başında yakarışlarım "susmak demek, güçlü olmak demek değildir" dedi ; hafife aldım. Düştüm sonra. Ve...
MY MOON @ 18-12-2006 21:32
Canım o kadar yakın ki bana ta burada bir yerde içimde sanki... Onun elinde bir papatya var. Sever sevmez onu bilmez, bakar falına papatyasıyla bir beni sever bir kendini ama o hep içimdedir. Her gece onunlayım..Ama o yok.. Hep sesiyle sevişiyorum. O bir yıldız gibi sonsuz enerjisi ile ancak neden akar gözlerinde yaşlar? O kadar çok... Zamansız. Ve onun neden önüne ket vuranları var onu çok seviyorlar da hani. Ne diye olmaz ki olmaz. Siz sevmeye devam edin birbirinizi böyle uzaktan uzaktan. der dururlar. Hiç mi sevmediler yahu, hiç mi aşık olmadılar... Ne diye yıllarımızı alıyorlar sanki geri vereceklermiş gibi... Hiç mi görmediniz a yoksunlar birbirine bakarken sevgiden ağlayan iki çift göz... Hiç mi inanmazsınız... Sizin statüleriniz sizi öperken tir tir titriyor mu? Sizin olmazlarınız varsa bizim bitmezlerimiz var... Aşk olmaz... Aşk bitmez... Sevda olmaz... Sevda bitmez... Bağlanmak olmaz... Bu bağ bitmez... Onun elleri var her parmağı için yıllarımı veririm. Onun gözleri var bana bakması için defalarca eririm. Onun dudakları var benim adımı söyleyen, onlara dokunmak için susarım. Onun kalbi var benim için atan, onun için yaşarım. Gece vardı. O yoktu yine yanımda. Sesi kulaklarımda. Elim telefonun ahizesinde, ayaklarımı atmışım duvara... Başım geceye bakıyor. Yıldız var. Ben varım. O var. Parlıyor aydede... Zıplamaya başlıyor olduğu yerde... sen oradasın, ben buradayım.Biz bir de MY MOON VAAAAAR!
Saçmalayan dakikalar @ 16-12-2006 12:52
Nedensiz bir ağlama isteği gözlerimin açılmasına sebep oldu sabaha. Ne kadar karşı koysam da bir kaç damla döküldü gözlerimden. Unutmuşum gözyaşlarımın tadını.. Bir kararsızlık, bir karanlık hakim son günlerime. Ne düşünmem gerektiğini, ne yapmam gerektiğini, nereye gitmem gerektiğini bilemez oluyorum kimi zaman... Hani bazen insan çekip gitmek ister ya. Nereye olduğunu bilmeden gitmek ister, hiç düşünmeden gitmek ister.. benim istediğim yer bana çok uzak şimdilerde. Uzun süre ayrı kalanlara olur ya hep, 'ilk günler ve son günler çekilmez gelir' denir ya..işte öyle bir şey.. Bekliyorum ve beklemeye de devam edeceğim..yarım kalanlar için, söylenmesi gerekenler için, yaşanması gerekenler için, bizim için, senin için..ve bilemediğim bir süre şey için..bekleyeceğim.. Bıraksalar saatlerce saçmalarım sanırım, bıraksalar olur olmaz işler yaparım şimdi, bıraksalar giderim şimdi..bıraksalar avazım çıktığı kadar bağırırım şimdi.. Yalnız değilim biliyorum. Yalnız kalmaktan da korkuyorum şu an. Birisi olsun, bir kerecik dokunsun, masum bir öpücüğün ardına bir cümle sıkıştırsın yeter.. yeter ki gel bana senede bir gün Sağanak şeklinde yağsın yağmur. Gökgürültüsü korkutsun ufak yürekleri. Yine şemsiye almayayım yanıma ve atayım kendimi boş sokaklara.. Kimse 'hasta olursun' demesin. Bir kez olsun hak versinler yağmurda yürümenin güzelliğine.. Sonunda hastalık bile olsa o güzelliği yaşamaya değer.. Yeni bir güne böyle başlamak sakıncalı gibi görünse de, Elimde değil ne yapayım ? Selametle
Pamuk Şekerinden Bahsetmiyoruz Burda @ 12-12-2006 18:08
Her konuya muhalefet olmak gibi bir özelliğimiz var ne yazık ki. Ve ne yazıktır ki bizler, muhalif olmayı marifet zannediyoruz. Hayata dair bir çok fikre, olaya, olguya yerli yersiz sataşıyoruz. Elbetteki bundan BİR TÜRK yazarının NOBEL ÖDÜLÜ almış olması da nasibini alacaktı ; aldı. Ancak, siyasi kimliği ne olursa olsun ödül almış birini eleştirmenin de bir sınırı olmalı, Nobel gibi bir ödülü bu tarz yaklaşımlarla değerlendirmemeli. Konuyu edebiyat dahilinde düşündüğümüzde ortaya çok güzel bir tablo çıkıyorken bunu yerli yersiz tartışmalar ile köreltmemeli. Bir Türk yazarın, Türkçe yazdığı bir romanı Edebiyat alanında bir çığır olan NOBEL ÖDÜLÜ almıştır. Konuyu çarpıtmak düpedüz samimiyetsizliğe girer. Siyasi fikirlerini apayrı bir düşünce platformunda tartışabiliriz elbetteki. Babamın Bavulu adını verdiği konuşmasıyla da bu ödülü hakkıyla aldığını kanıtladı. Eleştirilen şey bir pamuk şekeri değil, bir edebiyat ürünü. Konuşmanın edebi niteliğinden ziyade böbürlenilmesi gereken yanı TÜRKÇE yapılmış olması. Sizi bilmem ama ben gurur duyuyorum kendi anadilimde böyle cümlelerin kurulmasından ve hakettiği değeri almasından.
Peki Yine Susuyorum @ 10-12-2006 21:31
Zamanında çok acıttım ben canımı... Koyu bir yalnızlık taraftarıydı bir yanım diğer yanımsa kendiyle barışık hayat dolu... Dedim ki; İzin verin! Yaşamak istiyorum hayatı... Belki küçüktüm belki düşüncesiz, kimseler dinlemedi beni... Kitaplara gömülmem söylendi hep, oysa herkesten fazlaydı bende ki başarı.. Bana şans verin dedim, en önemlisi güvenin.. Kişiliğimle savaştım çoğu kez, sağolun kendimden şüphe duydum... Önüme engeller konuldu oysa gideceğim yer belli hani nerde güven! Daha bitmedi, dedim ki sevdiklerimi üzmeyin onlar ki sizin mutluluk sebebiniz... Arkamı döndüm bir hıçkırık.... Ağlama diyendim hep! İçimde ki fırtına ne kimseyi yıktı geçti nede kimseye hissettirdi rüzgarını ... Bu kadar duyarlı olmamdı çok yıprammama sebep ... Kabul edememek bazı şeyleri. Gideceğim bir gün dedim ben bile korkuyorum gülen gözlerimin ardında ki şüpheden... Bana yalnızlık aşılayan bir ev, hapsettiğim bir gençlik.... ve daha neler neler... Başaramadığım tek şey kendimi bu fırtınadan alıp kaçıramamak... Takdir etmeyin beni yada övmeyin örnekte göstermeyin... Geçtim bütün başarılarımdan "aklını yitiren bir gençlik ruhumda ve 30 yaşında bir kalp" .... İşte bu yüzden farklıyım herkesten, kim demiş bana başarılı pehhhhhhhhhhh !!!!!!! Bendeki gençliği vur öldür!
Yaşamak ey yaşamak @ 07-12-2006 15:01
Yaşamın hangi tarafına baksam aynı yüz, aynı sessizlik. İnsanlar ve yaşamın o enteresan yüzü kelimelerin ise bazı anlara kifayetsizliği.. Herseyın bos bir sınırı vardı yükselmek ve alçalmak. Aynı sey mıydı sımdi? ruzgarı mı ınlemelıyım yoksa fırtınaya mı kapılmalıyım bılmıyorum ve bu bılınmezlık yıllardır suren bır kısır donguydu.
Hastane Önünde İncir Ağacı @ 05-12-2006 12:51
Hayatın yalan olduğunu zaten büyüdükçe görüyorduk bizler, büyüdükçe, ayağımız takılıp düştükçe aslında gerçek olanın hisler olduğunu öğreniyorduk. Garipti yaşamak, nefes almak tekdüze, günler hep aynı, bir yere doğru koşturmayla geçen bir süreç. Sonrası ile ilgili kimsenin fikri yoktu. Büyüklerin öğrettikleriydi "sonra"yı kafamızda canlandıran.. Garipti işte.. Kalem tutan ellerimiz, okuyan gözlerimiz, algılayan beynimiz bunu biliyordu. Ama sonra ermesini düşünemiyorduk. Bizim için sonsuzdu. Sonsuza gidilen bir yoldu ağaçlıklar içindeki. Hayattı adı, yaşamdı, nefesti, soluktu. Evet dünyalar tatlısı bir dedeyi uğurladık sonsuza... Hep gülen, hep güzel şeyler söyleyen bir dedeyi. Dünyanın en tatlı dedesiydi o . Mutlu yaşayan, anlardan keyif alan bir dedeydi. Herşeye rağmen gülebilmek gerektiğini öğretendi. Hiç beklemediğimiz bir anda, sırf gülüşüyle hatırlamamız için gitti sonsuza.. Acı çekmeden, üzüntü göstermeden, aniden gitti.. Anlamalıydık eşinin yanına son gittiğimizde "ben de geleceğim yakında " demesinden.. Anlamalıydık.. En sevdiği türküydü Hastane Önünde İncir Ağacı. Türküdeki gibi.. "doktor bulamadı bana ilacı.." Mezarımı kazın bayırdan düze Yönünü çevirin sıladan yüze Yönünü çevirin sıladan yüze Benden selam vermen o hayırsıza Gurbet elde garip kaldım ağlarım Ateş aldım yüreğimi dağlarım Garip kaldım yüreğime dert oldu Ellerin vatanı da bana yurt oldu Uğurlar olsun dedecik.. Sağolasın öğrettiğin herşey için...
sessiz gemi @ 27-11-2006 10:50
meruşum mazur gör. bilirsin ben senin gibi içimi dökemem pek. o kabiliyet bende yok. özürlüyüm bu konuda azıcık. ancak senin yazdıklarını okur "hah işte benim hissettiklerim" derim sadece. işte o nedenle, kendim kabiliyetsiz olduğumdan bu sefer hislerimi bir şiirle ifade etmek istedim. Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden Yahya Kemal Beyatlı .....
Yazı yazmayı biliyorum ben @ 26-11-2006 03:46
Evet. Hakikaten biliyorum ben bunu. Öğrenmiştim ilkokuldayken. Kalemi düzgünce tutmayı başarır başarmaz yazabilmiştim. Hatta ilk yazdığım kelime ismimdi. Merush yazmadım ama ben, o vakitler meruş vardı yalnızca araya sh ekli dahil olmamış, yozlaşmamıştım henüz. Meruş da yazmadım ben Meral yazdım bariz bir şekilde ( Aha evet benim adım tam olarak oydu, unutmuşum kullanmayalı). Soyadımı da yazdım, tabi o vakitler şimdiki soyadım yoktu, zaman çok değişti. Ben kalem bıraktıktan sonra soyadım değişti, klavyeye de hiç soyisimi yazma ihtiyacı duymadım ben. Klavyeye çoğunlukla merush yazdım ben.. Şimdi de yazacağım. Merush. Evet merush benim adım. Depresif ruh haline girdiğinde kendini param parça eden, hayata gülücük saçmayı olduğu yerde bırakıp yoluna huysuzlukla devam eden bir merush ile tanışmak da varmış kaderde. Bildiğim tüm insan isimlerini depresyon ile özdeşleştirirdim ancak hiç aklıma düşmemişti gün gelip de merush isminin bu batağa sürükleneceği. Öyle yaptım ben, affedilsin. Neyse konu bu değil. Konu benim her seferinde inat edip kendimden uzak tutmam kendimi. Aslında içimde tonlarca kelime geziyor. Tonlarca söz öbeği bekleşiyor. Yeri değil diyor, susuyorum. Yerinin bembeyaz bir oda olduğunu biliyor gözlerim, doluyor yaş ile. Bu kadar.
telefonun tellerine kuşlar mı konar... @ 16-11-2006 10:59
otur masana. notlarını kontrol et. messengerını aç. günlük gazeteleri oku. Meruskoma bak. oku. radyoyu aç. telefon çalsın. aç konuş. işine dön çalışmaya başla.telefon çalsın. işe devam. onu bağlat bununla konuş. telefon çalsın. müşterine laf anlat. teklif hazırla. telefon çalsın aynı müşteriye yine laf anlat. dön işine öğlen yemeğini ye, yemek arasında yine telefonun çalsın. yemeğin soğuyana kadar konuş. odana dön. işlere devam et. telefonun çalsın. Meruskoma göz at yorum var mı? telefonun çalsın. akşam olsun. çalışmaya devam et. geç bir saatte evine doğru yola çık. direksiyonda telefonun çalsın. arkadaşının dertlerini dinle evine git. televizyona gözat. halin varsa çayını iç. uykun gelsin. tam uyuyacakken telefonun çalsın. bu bütün gün yapmış olduğun en güzel konuşma olsun. telefonun tellerinin ucundaki senin en sevdiğin olsun. mutlu ol konuşurken uyuya kal onun iyi uykular sesiyle...
Nereye Tutunacağını Bilmeyen Kelimeler @ 14-11-2006 16:07
İlacı olsa idi "kel" in kendi kafasına sürerdi derler hep. O kel, saçları olsun ister mi istemez mi hiç kimse önemsemezdi. Kelsen eğer ki, saça ihtiyacın vardır. İstemeyerek kel olmuş, ama bundan mütevellit acılar çekmemiş olamaz mıydı insan? Kimin ensesinde şekil bulacağını bilemediğimiz şaplaklar gibi. Bir önceki masalın sonunda kurulan tüm cümleler, olası bir masalda yeniden kurulacaktır ne de olsa. Torbanın dolması gerekliliği bize yazı yazdırma cüretinde bulunur mu peki? Bulunuyor. Göz önünde olmak için, göze gelmemek için. Canım masal anlatmak isteyebilirdi benim dün gece. Küçük masum kız çocuğu toplama şansım olsa idi sokaktan belki gerçe olurdu bu hayalim. Ama o saatte hiç bir çocuk bulunamazdı yağmurun ortasında, soğukta. Vardır belki de, nereden bulacaksın ki onu. Hem zaten konuya müdail olması gereken o değildi ki. O telefon açılsa herşey değişecekti. Biliyorum ben. Atatürk'ün yazdığı güzide eser Nutuk içerisinde şifrelenmiş yazılar tesbit edilmiş. 19 kere tekrarlamış kimi kelimeleri Ata.. Şifre vermiş bize. Ben buna benzer bir şeyi yapmıştım vaktiyle. Güzel de olmuştu ilk günler. Ama epey bir zaman geçtikten sonra içindekileri ben de anlayamaz tada gelmiştim. Şimdiki cümlelerim de farksız bunlardan. İçinde ne olup bittiğini bir tek ben biliyorum. ve korkarım ki bir zaman sonra ben de algılama güçlüğü çekeceğim bunları. Giderek sıradan olduğumu, sırada bekleşen kalabalıktan bir farkım olmadığını seziyorum. Ve bunu özümsüyorum, seviyorum. Benimsemek... Aidiyet uyandırıyor bu benim içimde. Sonra geliyorum satır sonuna, "özümsemek" kelimesinin ne kadar biçimsiz kaldığına aldırmıyorum. Geri dönüp bakmıyorum. İniyorum bir satır daha.. "Yayınla" diyorum. Gidiyorum. Rüya gibi öyle değil mi ?
sen...gibisin... @ 09-11-2006 17:16
bakıyorum yüzüne.. her santiminde bir çizgi var. tek bir noktadan tüm kainata uzanan eller gibi. derin, karmaşık, özgür...her an darmadağın olacak gibi. ardında saklanmışsın gibi ama değil apaçık sen olduğunu biliyorum. senden kaçmaları mümkün değil ve sen onları paramparça edebilirsin. sessiz duruşundan mıdır yoksa masumiyetin çizgileri midir? gözlerimi ayırmadan bakıp durduğum bir tablo gibisin. doğru dürüst adını söyleyemediğim kaleme sardıramadığım ecnebi ressamların aşk taneleri gibi üzerindeki fırça darbeleri. yüzünü bile düşleyemediğim tanıdık aşklar gibisin. az biraz tanır gibiyim yüzünü saklayan somurtkanlığı... aynısı bende var da kurtulmak üzereymişim gibi geliyor. damarlarım bile adını sayıklıyor. yerlerinden oynuyor kemiklerim. biraz önce elimin ucuna gelen beyinlere kazınası bir isim gibisin.
Kuşüzümü..Tadını Unuttum. @ 06-11-2006 20:16
Şimdi yan tarafta bulunan "Geçen Sene Bugün" ile dertleştik. Bir sene önceki hissiyatımın zerresi değişmemiş. Büyümeyi bırak, yerin dibi selamlamış beni. Yine aynı hislerle doluyum. Annem'den gelmiştim o vakitler. Baba kokusu üzerimde idi. Kardeşe dair söylemlerin hepsini tükettiğim zamanlardı. Geçen sene bugün, çok özlediğim günler olacağını kestirmiştim ben. Aklıma gelmişti. Sonra söylemişti genç adam filmin sonunu.. Biraz içim bukuldu benim. Kahkahalarımı gizlediğim o akşama yine girdik. O gün de anlatamamıştım, şimdi de öyleyim. Tadını unuttuğum kuşüzümü.. Belki melhem olur özlemime diye çıkıp dışarı bulamayacağımı bile bile kuşüzümü arayacağım. Pilav içine karıştıkça durulsun diye gözlerim. Karıştıkça, kokusu yayıldıkça bir nebze rahatlayayım.. Ne çok yaram varmış öyle, bugün açılan. Neyse, anlatmayı hatırlamadan yazmayacaktık öyle değil mi ? Değil!
evli değilim ama boşanmak istiyorum @ 06-11-2006 19:14
İllaki yüzüğü takmak gerekmiyor ki elimize... illaki adem ile havvadan kalma değildirki evlilikler... Sevgili olmak zorunda değiliz ki. Nikah dairesine girmedende atılabiliniyor imzalar... şimdi bu adam ne diye saçmalıyor demeyin. Eğerki bağınız varsa siz evlisiniz. Eğerki imzayı nikah defteri yerine ticaret sicil gazetesine attıysanız siz çoktan dünya evine girmişsinizdir. Evli değilim ama işimden boşanmak istiyorum. Kutsal evlilik müessesesi neden deniyor anlıyorum. Kutsallık evlilik kısmının, müssese kısmı ticaret...
Çirkin @ 04-11-2006 19:09
Halet-i ruhiyemin pek bir vahim olduğu şu saatlerde, alınganlık duygusunun doruklarına ulaşmaktayım... Öyle ki her lafı dinlemeden şşşşşşşşşşşş yavaş ne oluyor deyip icabında kalp kırıyorum ... Hem pekte bir beğenmişlik var üzerimde, havalı mı kokuyorum ne ... Fonda çalıyor "senin için herşeyi herşeyi verdim ya bir gün olur sana bel kıvırırsa binlerce dansöz var"... Olduuuuuuuuu diyorum bende ve katıla katıla gülüyorum. Vermiyorum hiç birşeyimi, ne aklımı ne yüreğimi.. Sonra kırılıp yere atıldığında bu yüreğin pazarda bir benzeri varmı, yada uğrunda saatlerce düşünüp aklımı zorladığımda gözyaşlarına teslim olduğumda bunun dönüşü varmı... "Geri dönüşüm kutusu mu yaratsak ne.. İstenmeyeni tekrar silsek, isteneni tekrar yüklesek... Hem bel kıvırmak ne demek, banane binlerce dansöz varsa.. Ben dansöz mansöz sevmem zaten, ozamannnn pek bir umursamama gerek yok.. Diyorum ya pek bir alınganlık yapıyorum.. Kendine cici bakkk kızım diyorum ciciiiii ... Daha çok büyücem ben kocaman kız olucam güzelleşcem, bu çirkinlikten eser kalmıcam ebet ebett çirkinliğimden eser kalmıcak.. Hemen büyüsem keşke ...
gül, tomurcuk ve ... @ 03-11-2006 16:36
Çenesi düşmüş bülbüle hayranlıkla bakan gülün tomurcukken yaktığı kalpler o vazoya düşmüşken onu koklamaya başlamışlar.. Ben bilirim Gülün budur cefası Tomurcuk gül olurken iyide gül dalından kopunca Üç gündür sefası.
kaldırım perisi @ 02-11-2006 14:21
Büyüyor elinde kocaman çiçeklerle güzel kız...Yanağında güzden kalma gülücükler. Sanki her akşam kapadığımızda gözlerimizi gördüğümüz periler gibiler.
Sen Bilmezsin Bunu @ 01-11-2006 19:27
"Kalbimin Virajları "'ndan esinlendim bu sabah yine. Sabah gözlerimden uyku süzülürken aklımdan geçen yastığa gömüp başımı o viraja girmek idi. Sen bilmezsin, ben daha çok küçüktüm o vakitler, derin yaralar almamıştım, derin çizgiler yoktu yüzümde. Senin olmadığın bir yerde idim ben o vakitler, virajlıydı yollar. Gülümseyişini taşımıştım ben ordan.. Bana ait olmadıkça benim olan bakışın ile.. Virajlı yolları düşünüp uykuya dalarken birden aklıma vapur yolculuğu geldi. Kırmızı pantolonlu bir kızın "sevda"sına gidişi.. Gidemeyişi, geri dönüşü. Geri dönüp de yola çıkmadan önceki hiç bir şeyi yerinde bulamayışı... Sen bunu da bilmezsin. Sana anlatmadım ben, tıpkı diğerleri gibi.. Çok canım sıkkın. Çok uzağım "biz"den. Seninle böyle olabileceğim aklıma hiç düşmezdi. Kendimle böyle olabileceğim de gelmemişti aklıma, seyrime düşenler hep bir kaç neşeli anıyken şimdi üzerlerine toz yığını kaplatmışım. Bana böyle yazılar yazdırmamalıydık, bizi bu hale getirmemeliydik. Herneyse..
blog-bant1.jpg @ 01-11-2006 17:42
Beyaz kapılı sevenek @ 01-11-2006 17:31
Doğru dürüst bir uykum yoktu..geceden kalma gündüze bulaşma hallerinde bir türlü gidemediğim eski arkadaşıma doğru yola çıktım. Otoyol tanıdıktı. Çizgilerini saya saya devam ediyordum. Her zamanki gibi elim araba teybinin düğmelerini ilikliyordu. Kulağıma gelen norah jones iniltileri okşamışken kulaklarımı içim ürperdikçe uzun zaman önce ara verdiğim duygular tenimde dolaşmaya başlamıştı. Gururum yerlere kapaklanırken tüylerim şaha kalkmıştı. Telefon çaldı baktım. Açmadım. Cebine iliştirdim torpidonun. Ayçiçek tarlalarının yanından geçiyordum aynı benim başımdaki gibi yeller esiyordu günebakanların. Annem geldi aklıma. Gözüm yanından geçtiğim kamyonun kasasındaki "aşkolsun"a ilişti. O geldi aklıma. Yaklaştım gideceğim yere zira başka adı varsa bilemem mekanın. Yağmur, sessizlik bir de ben vardık sadece. ...bir de beyaz bir kapının iliştirildiği gri bir ev. Yakasında tahta beyaz bir kapı. Kapıya vurdum. Sessizlik ortadan ikiye ayrılmıştı kıskançlığından, beyazla olan kaçamak bakışlarımızın ardında. Ve kapı açıldı. Buyur edildim. Sarıldım. Öptüm. Kokladım. Otoyol aklıma geldi. Az önce...geçtiğim. Bir de tabela... "sevenek-
Bu senin hayatın @ 31-10-2006 20:07
..duruşunla, oturuşunla, kalkışınla, ağlayışınla, gülüşünle, yatışınla, uykunla, uykusuzluğunla, bir bardak çay içişinle, iç çekişinle, açlığınla, tokluğunla, arkadaşınla, yalnızlığıhla, haykırışınla, sarılışınla, ayrılışınla, bağırışınla, susuşunla, derdinle, tasanla, içi dolu kasanla, paylaşımınla, müziği dinleyişinle, gürültüyü sevişinle, kavganla, barışmanla, yarışmanla, terkedişinle, işleyişinle, arızanla, anılarınla, unuttuklarınla, sevdiğinle, gördüğünle, körlüğünle, uzayınla, yalanınla, dolanınla, ipinle, urganınla, kuyunla, atılan taşınla, kaçtır bilmem ama gelmişsin bu yaşınla... bu senin hayatın. yaşarsın olur biter
klavyemin tuşları, monitörün bakışları... @ 31-10-2006 17:31
Telefonu kapat, klavyeyi parmakla... Maillerini kontrol et, telefonla konuş, seni arasınlar sen onları ara... 5 saat oldu kalkamıyorum yerimden. Bu nasıl bir iş anlayışıdır? Dede korkut yazarken dumrulu köprü başında yol keserken, acaba gelir miydi hayallere bir klavyenin dumrulu olamadan delisi olduğumuz... E zaten korkut dede ne bilecek klavyeyi daha telefonu çalmamış... Hem köprülerden geçişler hala paralı üstelik dumrulun haddi hesabı yok...
A Bu Hayat Böyle @ 30-10-2006 16:42
Evet Nazan Öncel dinliyorum. Ama inatla eskilerini. Son albümüne olan sinirimi dile getirmiştim zaten. Şimdi konu yine o değil. Hayret bir olay ki bu sefer bir şeye takılıp daimi olarak onu dile getirmekten vazgeçmiş durumdayım. Zaten kesin karar alayım diyorum kendimce, sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine yazmamayı tercih edeyim. Şimdiki konum da -yine- başlık ile alakasız.. Çünkü efendim, ben hayat ile ilgili dırdırlarımı çok önceleri bırakmıştım. Çok önceleri kendime söz vermiştim sürekli hayattan şikayet etmeyeceğime uslu kız olacağıma. Ama ne tezattır ki asi kız yanım hayatın getimiş olduklarını kabullenişime de tepki gösterdi. Yine ikizler oluşumun ceremesini çektim anlayacağın. Dün gecem hiç olmadı benim. Pazarı yaşamadım ben hatta. Kalbim uykuda idi hep, gözlerim görmüş olduklarıyla mutlu olurken ağladı. Aklım kaydı.. Sabah bir güzel tonlama yüzünden de şimdi arsız bir bakış altındayım.. Ahahaha yazının içine tavşan koydum, hadi bulan varsa beri gelsin!
o bir hayattır ellerimizden uçup gitmiş. @ 30-10-2006 12:02
inanmak mümkün değil... hep aklımın köşesine asılı duran bir nedenden ayrı kalmak... ne demek oluyor ki bu şimdi? acıyan noktaları mıdır kalbimizin yoksa sonsuza uğurlanmış bir mektup mu? hiç bu kadar sevipte ayrı kalınır mı? mümkün müdür? imkan dahilinde midir yoksa sınır ihlali midir? uyanılası bir kabus mudur? mektup mudur postalandığı sanılan ama masanın altında bir köşeye sıkışıp kalmış... yalan mıdır? habire söylenmiş. kime? ne zaman? NEDEN? bir anlamı kalmış mıdır aynı havayı solumanın yoksa herşey kocaman bir balonun içinde mi cereyan etmiştir? karbondioksit zehirlenmesi midir? o öpülesi gözleri bir daha bakarken göremeyecek gözlerin yaşlarını tutupta içine atması mıdır midemizi büklüm büklüm yapan? yok olunası bir yer küre midir yeşil kent? gidilesi bir yol mudur daha önce el ele dolaşılan otoyolları yurdumun? her gece rüyada atılacak bir öpücüktür, belki her çocuk geçtiğinde "zeynep" türküsüdür yüreği dağlayan, belki giyilen gömlektir, takılan saat, koklanan fulardır, takılan kolye, seyredilen fotoğraf, duyulan isim, çeyrek ömür geçtikten sonra geri dönülüp çekilen derin bir ahtır, belki bir gün bir gazete parçasında gözün takılacağı evlilik haberidir, belki... belki hoş bir sada'dır hücrelerimize işlenmiş ve hiç kaybolmayacak. o bir hayattır. ellerimizden uçup gitmiş. gelmeyecek.. dönmeyecek.. istemeyecek... nasıl? mümkün... olur...
Yolumu kaybettim...Harita var mı fazla.. @ 28-10-2006 20:31
Abuk olduk, üç günlük ömrümüzle.. Merush ne isim vardı sabaha kadar papanın takkesini izledim. Merush papanın takkesi dümez mi hep biz kel dolaşıyoruz? Merush atılmak için sokağa illa içeri mi girmek gerekir? Merush... Demek güzel oluyor.
İçinde Bu Kadar Öfke Mi Vardı? @ 26-10-2006 00:29
Bire on katarak ağırlığımca altın saydım. Öyle ağırlaşmışım ki sayma eylemi epey uzun sürdü. Kalemsiz kaldığım günleri saymak bir yana dursun , öte yanım hep özlemleri ölçmekle uğraştı. Sıkkın bir hissiyat idi bu, yerin dibine geçirilmesi istenen. Görmek istediğim yüzler çıkmadı önüme yol boyu. Görmek istemediğim yüz de yoktu oysa, herkese eşit oranda gülücük dağıtmış bir yüz, aynadaki aksine hiç istemediği denli yaralar aldığını itiraf etti çok sonra. Sıkıntıların tavan yaptığı günleri, tüm o sıkıntıları bir süpürge yardımı ile halının altına itmeyle bitirdik. Değişen pek bir şey olmamıştı, sıkıntılar yer değiştirmiş, daha bir ayak altında olmaya başlamıştı yalnızca. Zor gelen bir oyundu bu. Henüz klavye ve mouse kavrayamamış ufak bir elin , geçip PC oyunu oynamasına benzemişti bu durum. Alışılagelmiş travmalar yerini almıştı sahnede. Cümleler kırık dökük. Anlatılmak istenen yine yok içlerinde. Yine anlaşılmaz harfler yanyana. Gerginliğin anlamı yok. Şekerlerin hepsini yutmuş bir çocuk. Bırakmamış yarına.. Öyle de.. Geç.
Dipsiz Şiir @ 22-10-2006 04:27
Ne çok şiir okudum. Gün bitti. Bitmedi şiir. Diyorlar ki, sayfa hışırtıları çıkarıyorsun konuşurken. Ve hiç nokta koymuyorsun sesine. Başka ne yapabilirim a'canım, yine bir aşk kapağını açmış okunurken bende.
Bir ara verip su içim dedim:) @ 20-10-2006 00:43
Efenim pek bir meşguliyet sahibi insanım bugünlerde öyle ki su bile içmeyi unutuyor olmuşum. şimdi meşguliyetimden söz edecek kadar zamanım yok dedim ki bir haber salayım blogumu özlediğime dair :( sessizim, meuş sana bakıyordur ben yokken. uslu ol tamam mı mucx :)
Susar Dudaklarımdan @ 17-10-2006 04:08
Kapanır sonra perdeler, hüznün adını yalnızlık alır. Rol gereği birbirlerine sarılırlar, eften püften koşuşturmalar serpilir biraz oyalamak için "seyirciyi". Anlatmaya çalıştığın masallarındır gözler önüne serilen. Aklıma eskilerden bir şarkı düştü : sabır taşı çatladı artık olamaz. (seni benim elimden kimse alamaz.. sacını başını yolarım gibi bişey ile devam ediyordu sanırım) Canımı sıktı bu hadise akşam akşam bak şimdi. Şarkılardan fal tutma sırası değil hanfendi, gömülünüz derhal derinlere. Gömülmek isteyip de gömülemediğim derinlikler artık işin suyunu çıkarmış olmamdan mütevellit beni kabul buyurmuyorlar. Ben de uykum gelmesinden ziyade, koşar adımla kaçmak istediğimden uzak kalıyorum. Uzak. (yakın olmak için uzak dur benden) Neyse, susar benim dudaklarım. Kısa cümleler kuralım artık gülperi.. Gülsene Peri ???
Zindan @ 13-10-2006 23:32
Zından alacaklarını topluyor Tepeden tırnağa Borcum yok Bozdurdum ömrümü Gençliğim düştü payına
kaçış @ 13-10-2006 05:12
burası hiç bir yer ne bir ülke ne bir devlet sadece yaşanılan yer... komünüme alacaıım sizide bir gün siz ve ben (yani biz) mutlu yaşıycamız bir toprak bulacaız belki tanrıların dağının dibi olympos belki başka bir yer ama olcak işte kaçış gerçekleşecek
sonbahar @ 13-10-2006 02:48
daha erkenmi sararmış yaprakların hışırtısında yürümek istemek için, hüzünlere dalıp güzellikleri yaşamak için ,,, erkenmi acaba burda kayın ağıçları yok ,kestanede ,gürgende,palamutta,kızılağaca bile razıyım ... sadece salak çam ağaçları var bide tabiiki kavaklar:S oof yaa of
Özlem Vurmuş Satırlara @ 12-10-2006 15:37
Her gün mektup yazmak gibi bir şey sensiz olmak. Eline kağıdı alıp alıp buruşturmak, kalemle eline koluna desenler çizmek gibi. Hazmedemediğin tüm herşeyin elini kolunu bağlaması gibi. Cümlelere hep "ikinci tekil kişi" imişcesine başlamak gibi seni özlemek. İçimi sarartan bakışlar, kaleme özlemler hep senin yokluğunla geldi yanıma. Ürperdim en çok soğuk gecelerde. Kalbe kırık tebessümler uzattım, kaleme yenik düştüm kimi zaman. Düşlerin tarlasına uzandım kalem elimde, özlemin kalbimde. Ulaşayım istedim bir an evvel "cennetim"e.. Çok özlediğim günlerde elimi kolumu bağlar oldu bu hasret, Kokusuna özlem duyar mı insan yanı başındaki nefesin ? Her anını paylaştığın yürek gelir otur mu taşmışcasına yüreğine. Özlediğim tüm günlere inat geleceğim yanına. Oturup ne hali varsa görecek tüm ağır yüklerim. Yeter ki sen gitme.
KUYU @ 10-10-2006 12:01
Hayatınızda hiç kuyunuz oldu mu? diye soruyordu beni hiç mektupsuz bırakmayan bir sevgili okurum geçenlerde... O'nun olmuş; "Hayatımın büyük bölümünü kaplayan bir kuyu hem de... Kimbilir kaç dolunayda gittim, ses verdim, yıldızlar attım, kahkahalar savurdum, gözyaşı döktüm kuyuma" diyordu. Sonra bir gün terk etmiş kuyusunu... Umutlarla kapatmış üzerini... Gömmüş yalnızlığını... * * * Hepimizin bir kuyusu var elbet... En derine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı... Endişelerimizin barınağı... Hepimiz düşer çıkarız bu kuyulara... Lakin sonunda kimimiz kuyumuzu kapatır gömeriz; kuyuya kapanıp gömülür kimimiz... ODTÜ Felsefe Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet İnam, "Doğu Batı" dergisinde ruhumuzun kuyularında bir hafriyata girişiyor: "Zaman zaman düşeriz kaygı çukuruna" diyor, "İçimiz yanar, yüreğimiz burkulur, rahatımız kaçar, huzurumuz uçar gider. Ama çukura çakılıp kalmayız. Çukurun devamlı sakinlerinden olmayız. Çukur bir tünele dönüşür, umut ışığı yanar, çıkar gideriz." Bir de "çukura düşücüler"den söz ediyor Prof. İnam: "Çukur onların yolları üzerindedir hep... Çukurdan çıktıklarında kendilerini yaşam karşısında savunmasız hissederler. Kaygılarıyla bir koza gibi örmüşlerdir ruhlarını... Kaygıdan kurtulmak için kaygıya dönmek zorundadırlar." İlk kategoridekiler, kaygılarını bir enerjiye dönüştürüp yaşama tutunmak için kullanılarlar. İkinciler ise sallanıp dururlar bir boşlukta... "Ne kuyudan çıkış isteği, ne de kuyunun karanlığına çare bulma kaygısı taşırlar." Kaygı kuyusunun çekim gücüne bedenemizden ve duygularımızdan örnekler veriyor İnam: "Çukur düşücü", bir yeri ağrısa "Ya kansersem" diye tutturur. Bu soru işaretinin çengeline asılıp çukurun girdabına sürüklenir. Bedeni ağrımayacak olsa da ağrımaya başlar zamanla... Kaygı, hapseder vücudunu... "Ya yalansa dedikleri?.." sorusuna takılır kalır... "Ya aldatıyorsa beni?.." diye kuyuyu kendine dar eder. Gizliden gizliye suçluluk hisseder. Pişman olur, kendinden tiksinir. Hep eksik, hep yanlış, hep bir şeyleri kaçırıyor olmanın ağır yüküyle sarıldıkça hayatın ipine, hepten çöken kuyunun dibine... "Kaygı çukuruna düşmüş bu insanları yönetmek bir iktidar için ne kolaydır" diyor İnam... Bir de tersinden soruyor: "Yoksa bu türev kaygıları yaşayanlar asi olup, teröre mi başvururlar? * * * Bilmem farkında mısınız, son yıllarda "kendini yakan" insanların alevi sardı ortalığı... Pek alışık olmadığımız türde bir öfke ve intihar türü bu... Bir gün kendini liderine feda etmiş bir kadının bedeni ateş alıyor, bir başka gün gecekonduda bir dul, evlilik hayalleri yıkıldı diye tutuşturuyor derisini... Ertesi gün kızgın bir adam, karakol kapısında küfür yedi diye ateşe atlıyor. Benzini boca edip çalıyorlar kibriti kendi bedenlerine... Saçlarının alevi, giderek küçülen bir ateş topu gibi süzülerek dalıyor kuyunun derinliklerine... Kaygılandırmıyor bizi onların kaygısı... Ateşleri yakmıyor tenimizi... Kuyulardan delik deşik olmuş bir yolda düşe kalka yürür gibi yaşıyoruz hayatı... Çukur çukur olmuş bir kalple... İki ucu var tepkilerimizin. Kimimiz bir endişe kuyusuna dalıyoruz, kimimiz daha derin bir "aldırmazlık kuyusu"nun girdabına... Ya siniyoruz kuşkudan ya da umursamıyoruz bile... Artık hiçbir "şok haber" şok etmiyor bizi... Alışkanlık, kemiriyor benliğimizi... Her hafta yeni bir "düşman" boy gösteriyor ekranlarımızda... Sıkılıyoruz ertesi hafta yenisini görmedik mi... yanık ten kokusuna bile alışıyor burnumuz... * * * Peki "kuyudakiler" için ne yapmalı? "'Dert etme' demek yanlıştır. Çünkü kaygı, bir yaşama sorumluluğudur aynı zamanda. Dünyayı umursamaktır" diyor Prof. İnam... "En iyisi bir ayna vermek onlara" diye ekliyor: "Çünkü çukura düşücülerin kendileriyle yüz yüze ilişkiye gereksinimleri vardır. Ruh, çukura düşmüş, orada çukurun dışını, insanları, evreni unutmuştur. Çukurda kendi dünyasının çamuruna batmıştır. Dünyası küçülmüş, yaşama enerjisi boşa akmaya başlamıştır. Onlara kendi içlerindeki sesi dinlemelerini söyleyin." * * * Bu akşam haberleri izlerken yanan bir beden görürseniz, doğruca gidip aynaya bakın.. Kuyunuzdan çıkarın başınızı ve dikkatlice bakın: Umursarsanız onu, sizin de yüzünüz yanar, kızarırsa gördüklerinizden, burnunuz düşerse ten kokusundan, o alevin harı, umut ışığınız olabilir. Kuyu, bir tünele dönüşür o zaman, yalnızlığınızı gömer, yaşamın ipine tutunur, çıkar gidersiniz CAN DÜNDAR'IN 2.10.2006 tarihli yazısı
HİSSEDİYORUM @ 09-10-2006 17:53
Akşam yağıyor üzerime, hissediyorum. İçimdeki bu yavaş yavaş çöken karanlık hissi bundan olsa gerek. Onu sessizce karşılıyorum bir köşe başında. İliklerime kadar akşam doluyorum. Bir kenarımda ay halesinin varlığını seziyorum hatta. Hatta yıldızlar parıldıyor her bucağımda. Gözümü alıyorlar.
Kalbini mi kırdım affedersin @ 08-10-2006 20:18
Efenim sözü uzatmadan direk girim konuya Ben bu Demet hatuna pek bi bayılırım.. Allah 'ım şarkı öyle güzel ki coşuyorum dinledikçe. Birde arkadaş sözleri değiştirip kendine göre yazınca pek bir hoşuma gider oldu "Affedersin kolunu mu kırdım diyor :)))üfsss sanırsam canım sıkkın neden yazdım ben şimdi bunu banane istediği gibi şarkıyı söylesin hem ben sevmem ki demeti:S öfss pazarrr bugün pazarr canım sıkıldı evde havada kapalı pc kopat oldum evde aynı zamanda deliiii kaçırdım aklımı arıorum nerde bulsam çıkıp gezicem yokki :D
Kaçıncı Mektup @ 07-10-2006 19:58
Yine bir kış sabahıydı
Sevgiyle Kal ... @ 07-10-2006 18:42
Sebebi belirsiz bir can sıkıntısı çekiyor düşüncelerim, Apaçık ortada herşey oysa... Yalanlar duyup gerçeği unutmaktan, Sahte yüzlere kanıp iyiliği ararken, Nasıl olur da tek bir söz söyleyemem... Sessizlik ömrümün en vazgeçilmezi... Susturmasın düşündüklerim, Konuşmak istiyorum... Kimsin sen nesin? Bana bir yol gösterdin, Elimi tutup adım attın benimle, Yarısı bile değildi yolun çekip gittin... Sana kızmadım sanma, Evet hiç birşey demedim, Sen bunun gönül rahatlığıyla gittin! Bana kavgalarım kaldı, Senden sonra ki bana düşmanlığım kaldı... Yıkıldım, O yolu tek yürüdüm ben... Gözyaşı nedir ki, Ben yüreğimi kanattım! Ağlamadım ağladığımı hiç görmedin, Bilemedin ki yüreğimde kopan fırtınaları, Göremedin ki ne bastırsam dinmeyen yüreğimde ki kanamayı! Çok yıprandım, Düşüncelerim gecelerce gitmedi yanımdan, Uyuyamadım.... Gece ve gündüz diye bir kavram yoktu o zamanlar, Ben gündüzüde gece geceyide aynı yaşadım.. Güneş mi doğmuş ne zaman nerde! Güneş yeryüzüne ışık mı vermiş ne zaman nerde! Karanlık ıssız ve yalnızdım! Aşkın büktüğümü boynumu sana eğmedim ben, Gurursa gurur evet, Sana yıkıldığım anda ki o zevki yaşattırmazdım, yaşattırmadım... O yüzden bilemedin senden sonra ki halimi. Bir kaç fotoğraf geçti eline, Gülüyorum sandın... Sen bırakıp gitmesini iyi bilirsin bende gülerken ağlamasını! Sonra sonra.. Yok sonrası bitmeliydin biticektin ve bittin! Şimdi karşımda ki kim, Ve neler söylüyor bana... Sen misin pişmanlığı ağzına alan, Sen misin bana ihtiyacı olduğunu sayıklayan... İzin verir misin gitmem gerekiyor, Daha çok yolum var, Sensiz..."Ben aştım seni..." "Yinede kırmayacğım kalbini," Sevgiyle kal...
Bir Bilsen Ben Ne Haldeyim @ 06-10-2006 17:27
Uzun uzadıya bir şeyler anlatmayı öyle çok özlemişim ki. İçimi dökmeyi. Yazarak değil ama. Yazmamalı, uzandığım yerden konuşmalıyım. Hissetmeliyim bakışıyla beni "dinlediğini". Ne zamandır erişemediğim bu keyfe bir kaç telefon görüşmesi neticesinde az da olsa erişebildim. İçimi ısıtıp ısıtıp önüme koydular benim, ama hiç tepki göstermedim buna. Sevindim de uzun bir aradan sonra yeniden "o sıcaklığı" hissetmiş olmama. Anlatacak olduklarımı dinlemedi kimse benim çoğu zaman. Kimi zaman da ben hep geriye attım "anlatma zamanı" nı. Bekleyeyim, düzelir herşey dedim. Olmadı. Elime yüzüme bulaştı hepsi. Sonra ben pek bir şey yapmamayı seçtim. "Mola" vereyim istedim. Sonra yeniden konuşayım dedim, yanımda kimselere olmadı bu kez.. Ben hangi kulakların ağzıyım?
Sessiz Geliyor (: @ 06-10-2006 05:29
Evet evet... Yeni tasarım süpeyy :))
Neresinden Tutup Da Düzeleyim ? @ 05-10-2006 01:48
Saatler önce uykusuzluktan bitap düşmüş bir şekilde, yenilen yemeğin ardından koltuğa gömüldüğümde aklımdan geçen tek şey uyumak idi. Üzerimde ağırlık yapan battaniyeden bir an evvel kurtulmalı ve uyumalıydım. Sürekli olarak devam etmeliydi bu uyuma hali. Gözlerimi araladığımda televizyondan gelen ATV nin cikkiidi ciiik ciik sesi ile haber verdiği Avrupa Yakası nın başlama cıngılıydı. Evetti. Tabiri caiz ise "nah" uyursundu Merush Hanım. Uyumadım. Uyumamakla kalmayıp kahkahalar savurdum. Duvarlarda yankılandı sesim, diğer bina sakinleri dilekçe bile verdiler savcılığa gürültümden. Ama ama ama çok komikti! Çok güldüm ben kendi kendime. Üzerime çay döktüm, kanepeden düşme girişimlerim oldu. Ama ölmedim, güldüm ben, çok güldüm ben. Kahkahkah güldüm ben. Ama bitti. Avrupa Yakası bitti,sakinleştim, yavaşladı hareketlerim, uykum geldi, sinirim depreşti, ellerim gerginleşti, çattttttt diye çatlamak üzereyim şimdi!
Nokta Hanım @ 03-10-2006 14:21
Öyle durup düşündü bir süre, duruşma çıkışı, Sabri Serin'e söylediği bir söz geldi usuna, birkaç dakika süresince gözlerini tavana dikip sustu öyle, sonra gülümsemeye başladı, Niyorklu'nun sağ elini avcuna alıp sıktı, sonra, bir giz verircesine, "Pek de emin değilim ya bu işin bir çözümü var gibi", diye fısıldadı. "O çözüm ne peki?" Can Tezcan önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşunu, yirmi beş yıl önceki gönül ilişkisi konusundaki soruları yanıtlayışını, sonra da Sabri Serin'e "Özel yargı Mevlüt Doğan döneminin yargısından daha kötü olmaz", deyişini anımsadı, daha da yaklaştı Niyorklu'ya, dudaklarını nerdeyse kulağına yapıştırdı. "Yargının özelleştirilmesi", dedi: "her şey gibi yargının da toptan ve tam anlamıyla özel kesime geçmesi, yani senin gibi bir büyük patrona satılması." Belki birkaç gün önce Resimli Gündem'de okuduğu gülmece yazısından, belki Niyorklu'nun az önce söylediği sözden, belki de Sabri Serin'e öfkeyle fısıldadığı tümceden, ama her şeyden önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşundan ve yargıcın sorularını yanıtlayışından esinlenmişti; ne olursa olsun, ilk kez ağzına almıyordu bu konuyu: daha gencecik bir avukat olduğu ve sol düşünceden hiç mi hiç ödün vermediği yıllarda, kanlı bıçaklı oldukları zaman bile hep birbirlerine benzeyen ülke yöneticilerinin usa gelebilecek her şeyi pazara çıkarmaları, özellikle de nice serüvenler yaşadığı İstanbul Üniversitesi'ni eski bir kaçakçıya satmaları karşısında, kimi zaman gülerek, kimi zaman içi b