En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Videovarmi.com'da onbinlerce video sizi bekliyor. Videovarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Genel - M o z z a i k RSS

Güneye Doğru @ 28-06-2010 12:20
Taze gecelerde birikir sıcağın sesleri
Ardı sıra tüllenen yüzler
Kuşların dilinden alnımıza vurulur
Bilmiyorsun
Burada her çocuk başı
Yirmi yedi kere iner yağmur

Kanatlar takarız usulca uzaklara
Yakın olduğunu öyle anlarız
Biz o mahallede sen gitme diye
Oynamayan çocuklarız

Esmer kır mevsimleri
Yitiklere lal olur
Bir sokağın alnında hayaller üteriz
Usulca incelir gece
Karanlığa saçlarından yanarız
Biz buğulu pencere önünde
Seni görelim diye bir kasım sabahı
Hastalanan çocuklarız

İki teyze
Konuşurken anladık
Sıcak yerlerin
Menekşe sabahlarına doğarmışsın
Bıkmadık
Işıyan her yeni baharın ayasında
Sana en çok beyazı yakıştırdık

Gittin
Senden rüyalı salıncaklardan düştük
Başını güneşli denizlere çevirmişsin
Şanş işi bir rüyada gördük
Yüzümüzde yirmi yedi damla
Ve artık duymaman imkansız
Çünkü burada bütün çocuklar
Güneye doğru ağlar

Atıf Emre Özdemir

Ey Zaman @ 25-02-2009 19:58
Ey Zaman, bilmez misin ettiğin kötülükleri?
Sana düşer azapların, tövbelerin beteri.
Alçakları besler, yoksulları ezer durursun:
Ya bunak bir ihtiyarsın, ya eşeğin biri.

Hayyam

Ayağı Karıncalı @ 10-01-2009 00:04
Yalnız bir kadın sanmıştım önce
Oysa kocasını aldatan biri
Irmağın orda buluştuk
Gece, Santiago gecesi,
Işıklar sönüp birer birer
Yanmaya durunca ateşböcekleri.

Son birikintisinde şehrin
Dokundum uykulu memelerine
Türkülü çiçeklerin dalları gibi
Göğsü gözlerime açılıverdi.
Ve on iki hançerin bir kerede
Yırttığı ipek gibi sinirli

Hışırtısı kulaklarımda
Kolalanmış eteklerinin.
Işıksız tepeleri ağaçların
Yollar boyunca kocaman kocaman
Ve ufuk köpeklerin ufku
Irmaktan ötelere havlıyordu.
Ne varsa üstünde atlayıp geçtik
Böğürtlenler, dikenler, karaçalılar.
Saçındaki topuzun yere yatınca
Yumuşak toprakta açtığı çukur,
Ben boyunbağımı attığım zaman
Çözüşü onun da düğmelerini,
Sıra silahlı kemerime gelince
Sıyrılışı giysilerinden art arda,
Sümbüllerin mi, kurbağaların mı
Olamaz hiçbirinin böyle bir teni,
Ne de billurun ayışığında
Sunabildiği var bu ışıltıyı
Kalçaları altımda kaçışıyordu
Hani ürkmüş balıklar gibi
Bir yanı tutuşmuş, ateş çemberi
Bir yanı buza kesmiş, sepserin,
O gece dörtnala gördüm kendimi
Sedeften, küçük bir taya binmişim
Gördüm, ne dizgin ne de üzengi
At koşturuşlarımın en güzelini.
Neler anlattı sevişirken
Ama söyleyemem erkeğim ben
Hem böyle ağzı sıkı görünmemi
Aydınlık akıl da istiyor zaten.
Öpüşlere, toz toprağa bulanmış
Uzaklaştık kıyının ordan
Süsenler silahlarını ayarlıyordu
Gecenin esintilerine karşı.
Dürüst bir çingene olarak
Üstüme düşeni yaptım ben de
Koca bir dikiş sepetini
Armağan ettim ayrılırken,
Ama kuşkusuz sürekli bir aşkı
Aklımın ucuna bile getirmemiştim,
Çünkü hâlâ, evli değilim, diyordu
Kocasına bunu, bunu yapıp da
Yürüdüğümüzde ırmağa doğru.

Federico Garcia Lorca
Çev.: Cemal Süreya



Solgun Bir Gül Dokununca @ 03-01-2009 00:01
Çoklarından düşüyor da bunca
Görmüyor gelip gecenler
Eğilip alıyorum
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya büyük şehirlerin birinde
Geziniyor kalabalık duraklarda
Ya yurdun uzak bir yerinde
Kahve, otel kösesinde
Nereye gitse bu aksam vakti
Ellerini ceplerine sokuyor
Sigaralar, kâğıtlar
Arasından kayıyor usulca
Eğilip alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ya da yalnız bir kızın
Sildiği dudak boyasında
Esiğinde yine yorgun gecenin
Başını yastıklara koyunca.

Kimi de gün ortası yanıma sokuluyor
En çok güz ayları ve yağmur yağınca
Alçalır ya bir bulut, o hüzün bulutunda.
Uzanıp alıyorum, kimse olmuyor
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Ellerde, dudaklarda, ıssız yazılarda
Aksamlara gerili ağlarla takılıyor
Yaralı hayvanlar gibi soluyor
Bunalıyor, kaçıp gitmek istiyor
Yollar, ya da anılar boyunca.

Alıp alıp geliyorum, uyumuyor bütün gece
Kımıldıyor karanlıkta ne zaman dokunsam
Solgun bir gül oluyor dokununca.

Behçet Necatigil


Yeni yıl kutlu olsun! @ 31-12-2008 02:38


Üç Dil @ 27-12-2008 13:57
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ana sütü gibi bedava
Nenniler küfürler masallar da caba,
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime aslan ağzında
Her kelimeyi bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelimede bir kat daha artacaksın
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesini be
Gümbür gümbür gümbürdemesini bileceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun

Bedri Rahmi Eyüboğlu



Masa da Masaymış Ha! @ 20-12-2008 13:56
Adam yaşama sevinci içinde

Masaya anahtarlarını koydu

Bakır kâseye çiçekleri koydu

Sütünü yumurtasını koydu

Pencereden gelen ışığı koydu

Bisiklet sesini çıkrık sesini

Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu

Adam masaya

Aklında olup bitenleri koydu

Ne yapmak istiyordu hayatta

İşte onu koydu

Kimi seviyordu kimi sevmiyordu

Adam masaya onları da koydu

Üç kere üç dokuz ederdi

Adam koydu masaya dokuzu

Pencere yanındaydı gökyüzü yanında

Uzandı masaya sonsuzu koydu

Bir bira içmek istiyordu kaç gündür

Masaya biranın dökülüşünü koydu

Uykusunu koydu uyanıklığını koydu

Tokluğunu açlığını koydu



Masa da masaymış ha

Bana mısın demedi bu kadar yüke

Bir iki sallandı durdu

Adam ha babam koyuyordu.



Edip Cansever


Sone 116 @ 13-12-2008 13:55
mutlu birleşmesine hiçbir engel yok bence

gerçekten sevenlerin. sevgi demem sevgiye

bir döneklik yaparsa bir değişme görünce,

başka yola saparsa sevgili saptı diye:

hayır, sevgi besbelli sağlam bir nirengidir,

boraları gözler de sallanmaz, göğüs gerer,

gemilere yön veren yıldızların dengidir,

değeri bilinmeden başı ta göğe erer.

zamanın soytarısı değildir sevgi asla,

gül yüzlüler göçse de orağına düşerek

o değişmez kısacık günlerle haftalarla,

direnir ve kanatlanır mahşerin ucuna dek.



yanılıyorsam bunda ve çıkarsa yanlışım,

ne hiç kimse sevmiştir, ne ben şiir yazmışım.



Shakespeare

Çev.: T. S. Halman

Yaylının Atları @ 06-12-2008 13:53
Ne var ki yolculukta,

Her sefer ağlatır beni,

Ben ki yalnızım bu dünyada?

Bir sabah kızıllığında

Yola çıkarım Uzunköprü’den;

Yaylının atları şıngır mıngır;

Arabacım on dört yaşında,

Dizi dizime değer bir tazenin,

Çarşaflı, ama hafifmeşrep;

Gönlüm şen olmalı degil mi?

Nerdee!...

Söyleyin ne var bu yolculukta?



Orhan Veli

Kirli Beyaz @ 04-12-2008 13:50
haylaz bir adamdan da başlanabilir sevmeye

Tertemiz kağıtlara mürekkep dağıtır da

sonra gelip yıkanır teninle



kara bir adamdan da başlanabilir sevmeye

upuzun yola düşse gece korkar da

sonra gelip sığınır gölgene



ucuz bir adamdan da başlanabilir sevmeye

tepeden tırnağa yağma durur da

hep 'bir dostluk' kalır geriye



Enver Ercan

Free @ 02-12-2008 18:38
We live free

Air is free, clouds are free

Valleys and hills are free

Rain and mud are free

The outside of cars

The entrances of cinemas

And the shop windows are free

Bread and cheese cost money

But stale water is free

Freedom can cost your head

But prison is free

We live free



Orhan Veli Kanik

Translated by Bernard Lewis (1982)

Besbelli @ 25-11-2008 02:51
Besbelli ölümüm sabahleyindir,
İlk ışık korkuyla girerken camdan.
Uzan baş ucumda perdeyi indir,
Mum olduğu gibi kalsın akşamdan.

Sonra koş terlikle haber vermeye,
‘Kiracım bu sabah can verdi’ diye.
Üç beş kişi duysun ve belediye,
Beni kaldırmaya gelsin odamdan.

Evden çıkar çıkmaz omuzda tabut,
Sen de eller gibi adımı unut;
Kapımı birkaç gün için açık tut,
Eşyam bakakalsın diye arkamdan.

Ahmet Kutsi Tecer

Aydınlık @ 15-11-2008 19:42
Hiçbir vakit tam karanlık değil gece

Kendimde denemişim ben

Kulak ver dinle

Her acının sonunda

Açık bir pencere vardır.

Aydınlık bir pencere

Hayal edilecek bir şey vardır

Yerine getirilecek istek

Doyurulacak açlık

Cömert bir yürek

Uzanmış açık bir el

Canlı canlı bakan gözler vardir

Bir yasam vardır yasam

Bölüşülmeye hazır.



Paul Eluard

Kış Bitti @ 22-10-2008 13:15
'Vedalaşmaların ilmini yaptım ben, '
Sürgünlerin uzmanlığını.
Bir vapur nasıl kalkar bir limandan.
Tren nasıl acı acı öter, öğrendim.

Yıllarca mektuplarla yaşadım.
Kaçak tütün, yasak yayın
Larla beslendim.
Unutmadım. Unutmadım.

En çok yelkenleri özledim
Bozkırın buzlu yalnızlığında.
Dağlar yoktu, dağlar yoktu,
Rüzgârlara yaşlandım.

Çılgın mıydım, tutsak mıydım
Yüreğinde karanlığın?
Kan kurudu-
Ben gül oldum açıldım.

Cevat Çapan

Sevdiğim Şiirler: Balıkçılar @ 24-08-2008 20:38
- Bugün açız yine evlatlarım, diyordu peder,

Bugün açız yine; lakin yarın, Ümid ederim,

Sular biraz daha sakinleşir… Ne çare, kader!



- Hayır, sular ne kadar coşkun olsa ben giderim

Diyordu oğlu, yarın sen biraz ninemle otur;

Zavallıcık yine kaç gündür işte hasta…



- Olur;

Biraz da sen çalış oğlum, biraz da sen çabala;

Ninen baban, iki miskin, biz artık ölmeliyiz…

Cocuk düşündü şikayetli bir nazarla: - Ya biz,

Ya ben nasıl yaşarım siz ölürseniz?



Hala

Dışarda gürleyerek kükremiş bir ordu gibi

Döğerdi sahili binlerce dalgalar asabi.



- Yarın sen ağları gün doğmadan hazırlarsın;

Sakın yedek biraz ip, mantar almadan gitme…

Açınca yelkeni hiç bakma, oynasın varsın;

Kayık çocuk gibidir: Oynuyor mu kaydetme,

Dokunma keyfine; yalnız tetik bulun, zira

Deniz kadın gibidir: Hiç inanmak olmaz ha!



Deniz dışarda uzun sayhalarla bir hırçın

Kadın gürültüsü neşreyliyordu ortalığa.



- Yarın küçük gidecek yalnız, öyle mi, balığa?

- O gitmek istedi; ‘Sen evde kal!’ diyor…

- Ya sakın

O gelmeden ben ölürsem?



Kadın bu son sözle

Düşündü kaldı; balıkçıyla oğlu yan gözle

Soluk dudaklarının ihtizaz-ı hasirine

Bakıp sükut ediyorlardı, başlarında uçan

Kazayı anlatıyorlardı böyle birbirine.

Dışarda fırtına gittikçe pür-gazab, cuşan

Bir ihtilac ile etrafa ra’şeler vererek

Uğulduyordu…



- Yarın yavrucak nasıl gidecek?



şafak sökerken o, yalnız, bir eski tekneciğin

Düğümlü, ekli, çürük ipleriyle uğraşarak

ılerliyordu; deniz aynı şiddetiyle şırak -

şırak döğüp eziyor köhne teknenin şişkin

Siyah kaburgasını… Ah açlık, ah ümid!

Kenarda, bir taşın üstünde bir hayal-i sefid

Eliyle engini guya işaret eyleyerek

Diyordu: ‘Haydi nasibin o dalgalarda, yürü!’



Yürür zavallı kırık teknecik, yürür; ‘Yürümek,

Nasibin işte bu! Hala gözün kenarda… Yürü!’

Yürür, fakat suların böyle kahr-ı hiddetine

Nasıl tahammül eder eski, hasta bir tekne?



Deniz ufukta, kadın evde muhtazır… ölüyor:

Kenarda üç gecelik bar-ı intizariyle,

Bütün felaketinin darbe-i hasariyle,

Tehi, kazazede bir tekne karşısında peder

Uzakta bir yeri yumrukla gösterip gülüyor;

Yüzünde giryeli, muzlim, boğuk şikayetler…



Tevfik Fikret



Sevdiğim Şiirler: Harname @ 08-08-2008 17:12
MÜNÂSEBET-İ HİKÂYET



Bir eşek var idi zâif ü nizâr

Yük elinde katı şikeste vü zâr



Gâh odunda vü gâh suda idi

Dün ü gün kahr ile kısuda idi



Ol kadar çeker idi yükler ağır

Ki teninde tü komamışdı yağır



Nice tü kalmamışdı et ü deri

Yükler altında kana batdı deri



Eydür idi gören bu sûretlu

Tan degül mi yürür sünük çatlu



Dudağı sarkmış u düşmiş enek

Yorılur arkasına konsa sinek



Toğranur idi arpa arpa teni

Gözi görince bir avuç samanı



Kargalar dirneği kulağında

Sinegün seyri gözi yağında



Arkasından alınsa pâlanı

Sanki it artuğıydı kalanı



Birgün ıssı ider himâyet ana

Ya’ni kim gösterür inayet ana



Aldı pâlanını vü saldı ota

Otlayurak biraz yüridi öte



Gördi otlakda yürür öküzler

Odlu gözler ü gerlü göğüzler



Sömürüp eyle yirler otlağı

Ki çekicek kılın tamar yağı



Boynuzı ba’zısınun ay bigi

Kiminün halka halka yay bigi



Böğrişüp çün virürler âvâze

Yankulanurdı tağ ü darvâze



Har-ı miskîn ider iken seyrân

Kaldı görüp sığırları hayrân



Geh yürürler ferâgat ü hoş-dil

Gâh yaylâ vü kışla geh menzil



Ne yular derdi ne gâm-ı pâlân

Ne yük altında haste vü nâlân



Acebe kalur u tefekkür ider

Kendü ahvâlini tasavvur ider



Ki birüz bunlarunla hilkatde

Elde ayakda şekl ü sûretde



Bunlarun başlarına tâc neden

Bize fakr ü ihtiyâc neden



Bizi ger arpa ok u yây itdi

Bunlarun boynuzun kim ay itdi



Didi bu müşkilümi itmez hal

Meger ol bir falân har-i a’kal



Var idi bir eşek firâsetlû

Hem ulu yollu hem kiyâsetlû



Çok geçürmiş zamâneden çağlar

Yükler altında sızırup yağlar



Nûh Peygamber’ün gemisinde ol

Virmiş İblîse kuyruğıyla yol



Dir imiş ben döşedimdüm döşeği

Dirilürken ölüp ‘Üzeyr eşeği



Hoş-nefesdür diyü vü ihl ü fasîh

Hürmet eyler imiş humâr-ı Mesîh



Kurd korkar idi kulağından

Arslan ürker idi çomağından



Ol ulu katına bu miskîn har

Vardı yüz sürdi didi iy server



Sen eşekler içinde kâmilsin

Âkıl ü şeyh ü ehl ü fâzılsın



Anda k’ıslâh ide tapun şer ü şûr

Har-î Deccâle diyeler ker ü kûr



Menzil-i mü’minîne rehbersin

Merkeb-i sâlihîne mazharsın



Nesebündür mesel hatîblere

Nefesün hoş gelür edîblere



Sen eşeksin ne şek hakîm-i ecell

Müşkilüm var keremden itgil hall



Bugün otlakda gördüm öküzler

Gerüben yürür idi göğüzler



Her biri semîz ü kuvvetlü

İçi vü taşı yağlu vü etlü



Niçün oldu bulara enzâni

Bize bildür şu tâc-ı sultanî



Yok mıdur gökde bizüm ılduzumuz

K’olmadı yir yüzinde boynuzumuz



Her sığırdan eşek nite ola kem

Çün meseldür ki dir benî âdem



Har eger hâr ü bî-temîz oldı

Çünkü yük tartar ol azîz oldı



Bâr-keşlikde çün bizüz fâik

Boynuza niçün olmaduk lâyık



Böyle virdi cevâb pîr eşek

K’iy bilâ bendine esîr eşek



Bu işün aslına işit illet

Anla aklunda yog ise kıllet



Ki öküzi yaradıcak Hallâk

Sebeb-i rızk kıldı ol Rezzâk



Dün ü gün arpa buğday işlerler

Anı otlayup anı dişlerler



Çün bular oldu ol azîze sebep

Virdi ol izzeti bulara Çalab



Tâc-ı devlet konıldı başlarına

Et ü yağ toldı iç ü taşlarına



Bizüm ulu işimüz odundur

Od uran içümüze o dûndur



Bize çokdur hakîki buyrukda

Nice boynuz kulağ u kuyruk da



Döndi yüz derd ile zaîf eşek

Zâr ü dil-haste vü nahîf eşek



Didi sehl ola bu işün aslı

Çünki şerh oldı bâbı vü faslı



Varayın ben de buğday işleyeyin

Anda yaylayup anda kışlayayın



Nice yiyem odun ile letler

Bulayın buğday ile izzetler



Gezerek gördi bir gögermiş ekin

Sanki dutardı ol ekin ile kîn



Aşk ile değdi girdi işlemeğe

Gâh ayaklayu gâh dişlemeğe



Arpa gördi gögermiş aç eşek

Buldı cân derdine ilâç eşek



Değme kerret ki şevk ile karvar

Toprağın bile götürür harvar



Eyle yidi gök ekini terle

Ki gören dir zihî kara tarla



Yiyürek toydı karnı çağnadı

Yuvalandı vü biraz ağnadı



Başladı ırlayup çağırmağa

Anup ağır yükin ağırmağa



Dimiş ol âdemî ki hoş-demdür

Niam oldukda bî-nagam gamdur



Pes idüp cûş içinde eşvâkı

Rast düzdi nevâ-yı uşşâkı



Çeker âvâze tîz ider perde

Hoş ser-âğaz ider muhayyerde



Nice düzmek ki bozdı âhengi

Perdesin açdı ol cihân nengi



Çıkarur har çün enker-ül esvât

Ekin ıssına arz olur arasât



Ağaç elinde azm-i râh itdi

Tarlasını göricek âh itdi



Dâneden gördi yiri pâk olmış

Gök ekinliği kara hâk olmış



Yüreği sovumadı söğmeg ile

Olımadı eşeği dögmeg ile



Bıçağın çekdi kodı ayruğını

Kesdi kulağını vü kuyruğını



Kaçar eşşek acıyaruk cânı

Dökilüp yaşı yirine kanı



Uğrayu geldi pîr eşek nâgâh

Sordı hâlini kıldı derd ile âh



Yermürü inleyü didi iy pîr

Har-ı rûbâh bigi pür-tevzîr



Bâtıl isteyü haktan ayrıldum

Boynuz umdum kulakdan ayrıldum



Benem ol gâm yükinde har-ı leng

Gussalar balçığında vâlih ü deng



Ne yüküm bir nefes giderici var

Ne biraz çekmeğine yarıcı var



Har gedây-iken arpaya muhtâç

Gözedürem k’urıla başuma tâc



İster iken halâldan rûzî

Varım itdüm haramîler rûzî



Ger tonuzlara olmaya buyruk

Âh gitdi kulağ ile kuyruk



Hükm-i sultâna k’ola pâyende

Çarh çâkerdürür felek bende



Kim ola bâri bir iki eclâf

K’ide tevk-i pâdişâha hilâf



Şâh kahrı ne’ûzü-billâh eger

Çarh baş çekse ide zîr ü zeber



Göklere irdi nâle vü feryâd

Dâd iy pâdişâh-ı âdil dâd



Şeyhî uzatma nâle vü âhun

Nüktedândur bilür şehen-şâhun



Ger inâyetden istesen tevfîr

Kılma devlet duâsını taksîr



Nice kim bu zamâne-i nâ-sâz

Câhile nâz vire ehle niyâz



Ne kadar kim cihân-ı bî-ihlâs

Ârifi hâric ide âmiyi hâs



Ol şehün işi izz ü nâz olsun

Düşmeninün gam ü niyaz olsun



(Vezin: Feilâtün mefâilün feilün)



Şeyhi



m o Z Z a i k Editorya'da @ 14-03-2008 13:39



m o Z Z a'nın Editorya'da yer alması bizi son derece mutlu etti. Bugün ben naçizane editörünüzün doğumgünü, bunu kendime bir doğum günü hediyesi olarak kabul ettim. Editorya'ya çok teşekkürler...



Generalim Tankınız Ne Güçlü, Bertolt Brecht @ 25-06-2007 20:31
Tankınız ne güçlü generalim,
Siler süpürür bir ormanı,
Yüz insanı ezer geçer.
Ama bir kusurcuğu var;
İster bir sürücü.

Bombardıman uçağınız ne güçlü generalim,
Fırtınadan tez gider, filden zorlu.
Ama bir kusurcuğu var;
Usta ister yapacak.

İnsan dediğin nice işler görür, generalim,
Bilir uçurmasını, öldürmesini, insan dediğin.
Ama bir kusurcuğu var;
Bilir düşünmesini de.

Bertolt Brecht
Çev. Asım Bezirci
-----------------------------------------------
Ekleyen: Eldorado

Öylesine Bir Karıncaydı O @ 19-06-2007 15:58
İtalyan yazar Lucianno düşünce suçlusuydu. 4 m²'lik bir hücreye mahkum oldu, hem de tam 17 seneliğine! O kahrolası hücreye yerleştiği birinci gün herşey normaldi. Aradan birkaç hafta geçti. Lucianno düşünmeye başladı "Burada 17 sene nasıl geçer?" Aradan aylar geçti. Sanki her geçen gün biraz daha mahkum oluyordu zavallı hücresinde.

Bir sabah bir karıncanın burnunu ısırmasıyla uyandı Lucianno. Onu büyük bir titizlikle parmağının ucuna alıp "acaba" dedi. Acaba bu karıncayı yetiştirip kendime bir dost yapabilir miyim? Kaybedecek hiçbir şeyi yoktu ve bunu denemeye değerdi. Karıncayı yanı başında duran küçük sehpaya koydu. Karınca karıncalığını yapıp kaçmaya çalıştıysa da Luci bırakmadı onu. Etrafını çevirerek karıncanın kaçmasına engel oldu. Onunla konuşmaya ve onu eğitmeye kararlıydı. Başarabilse yalnızlığı sona erecekti. Karınca ile tam 3 sene uğraştı. Karşılıksız da olsa konuştu ve dertlerini anlattı ona. Bir de isim taktı karıncaya: Tito.

Bir sabah Tito'sunun ona günaydın demesiyle uyandı Lucianno. Bu duyabileceği en muhteşem sesti. Büyük bir heyecanla yatağından dışarıya fırlayıp bağırmaya başladı: Konuştun! Tito sen konuştun! Nihayet konuştun! Günaydın, günaydın, binlerce günaydın dostum!... Artık bir dostu vardı Lucianno'nun ve bunu hiç kimse bilmiyordu. Tito'nun varlığı yazarın en büyük sırrıydı. Kimse duymamalıydı. Gardiyan duymamalı, bu rüya bitmemeliydi.

Bu büyük dostluk tam 17 sene sürdü. Hiç kimse bilmedi Tito'yu. Lucianno, Tito'ya tüm bildiklerini öğretti. Konuşmayı, okumayı, yazmayı, dans etmeyi, şarkı söylemeyi, fikir üretmeyi... bildiği herşeyi öğretti. Kah ağladılar, kah güldüler. Aradan tam 17 yıl geçti ve bir gün asık suratlı, soğuk yüzlü gardiyan kapıyı araladı. Hazırlan yarın çıkıyorsun dedi beton sesiyle. Gardiyan gittikten sonra Lucianno ağlayarak karıncaya döndü "Bitti Tito. Bitti büyük dostum. Yarın çıkıyoruz, yarın özgürüz." dedi. Tito da ağladı. Yazar Tito'ya sordu, "Söyle dostum, yarın çıkar çıkmaz ilk ne yapalım?" Tito: Gidelim bir bara ve hayvan gibi içelim. dedi. Gülüştüler. Sabaha kadar uyumadılar. Hayal kurup bu fare kapanından farksız lavabolu dikdörtgenin ilk defa tadını çıkardılar. Bir anda sanki hücre genişlemiş gibiydi.

Sabahın ilk ışıklarıyla son kez açıldı demir kapı. Kapıdan çıkarken son kez geri döndü ve ranzasına baktı İtalyan yazar. Sadece şu iki kelimeydi ağzından dökülen. "Vay bee!..." Dışarı çıktılar. Tito Lucianno'nun omuzundaydı. Sabahın körüydü ve mevsim kıştı. Kar lapa lapa yağıyordu. Lucianno bavulunu havaya fırlattı ve "Özgürlük!" diye bağırdı. Tito da bağırdı. Yağan kar umurlarında değildi. Yürüdüler, kara inat yürüdüler. Özgürlük sıcaklığına kar mı dayanır kış mı? Nihayet bir barın önüne geldiler. Tito sordu: "Şimdi biz buraya girebilecek miyiz?" Avazı çıktığı kadar "Biz artık özgürüz!" diye bağırdı Lucianno. İçeri girdiler. İçeride sızmız kalmış üç beş adamla kasanın başında uyuklayan barmenden başka kimse yoktu. Bir masaya oturdular. Bir ara Lucianno'nun gözü masanın yanındaki aynaya ilişti. Hapisten çıkarken yaptığı gibi yeniden mırıldandı, "Vay bee". Saçları bembeyaz olmuştu, yüzü buruş buruştu. Yaşlanmıştı Lucianno. Tebessümüne aradan sızan birkaç damla gözyaşı karıştı. "Barmen bize iki bira getir" diyebildi titrek bir sesle. Barmen yerinden fırlayıp biraları getirdi. Bir adamın iki bira istemesinin sebebini bilmiyordu. Bilmesi de gerekmiyordu, bilmek de istemiyordu zaten. Biraları bıraktı ve kuş tüyü kasasına geri döndü. Lucianno omzundaki dostunu bardağın içine attı. İçtiler.. Tito da içti. İçtikçe keyiflendiler. Bir ara Tito, bardaktan fırlayıp masanın üzerinde dans etmeye başladı. Elini yüzüne koyup masanın üzerine abanmış olan Lucianno büyük bir gururla kendi yetiştirdiği dostunun dansını izledi. Bir an durdu ve "Ne günlerdi be Tito" dedi. Dertleştiler, biraz sonra yine dans etmeye başladı. Tito dans ediyor, Lucianno korkunç bir keyifle bu muazzam manzarayı izliyordu. Bunu mutlaka birilerine anlatmalıydı. İyi bir şey yapmanın belki de en keyifli yanıydı onu biriyle paylaşmak. Ama Lucianno bu keyfi 17 sene hiç yaşamadı. Özgürlüğünün bu birinci gününde yıllarca gizli tuttuğu bu büyük ve onur verici sırrı birileriyle paylaşmalıydı. Etrafına baktı. Barmenden başka kimse yoktu. "Barmen, barmen!" diye seslendi. Barmen yarı uykulu, Lucianno'nun masasına geldi. Lucianno dans eden Tito'yu işaret ederek, büyük bir heyecanla "Barmen şuna bir baksana, şuna bir bak..." dedi. Barmen sessizce parmağını Tito'nun üzerine götürdü. "Çok affedersiniz beyefendi" diyerek karıncayı ezdi...

Lucianno için Tito en büyük dostu, 17 yıllık emekti, barmen içinse öylesine bir böcekti.

m o z z a i k

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 289
Kategori: Genel
Etiket: siirler poems photo photos articles sair hayata-dair kultur genel-kultur mozzaik edebiyat fotograf siir gunluk hayat yorum yazi deneme makale hayata-el-atiyoruz

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Genel - Adana
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 327
Genel - Fatihblog
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 361
Genel - indirweb program portalı
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 944
   
Olmazmi.com