burası doğudur @ 21-09-2008 04:00
Cemil;
buranın elektrikleri kesintilidir
burası doğudur
dağlıdır
ben de dağlıyım
başı dumanlı
efkarlı"
Bir Deli Oğlan @ 31-08-2008 07:56
* Efendim, nihayet evlilikmiş, telaşmış, bal ayıymış, şuymuş, buymuş hepsini bi kenara bırakarak gerçek hayatla yüzyüze kalmanın sancılarına geri döndük. Burdan hemen ne de olsa tecrübeli olduğum için yeni evlenecek kişilere, evlenmeyi planlayan kişiler ve evlilik hayali kuran kişilere küçük bir notum vardır: Derimki; Bu nişan denen mevzu ile nikah denen mevzunun arasını çok uzatmadan, "oldu da bitti maşallak" tezahüratları eşliğinde işe son noktayı koyunuz. Kimse ne olduğunu anla"ya"madan iş bitsin. Bu sözün akabinde sevgili blogspotçu nar mazmın'a selamlarımı iletiyorum.
* Efendim derim ki; yüce meclisimiz pazar günü çalışma işini resmen yasaklasın. hatta cumartesi günleri de çalışma olayını tamamen kaldırsın. Bahsi geçen bu iki gün boyunca insanlar kös kös yatsınlar, dinlensinler, denize girsinler, biiç volley yapsınlar, hamakta uyusunlar filan. Tabi bu mevzuları yaz etkinlikleri olarak sınırlandırsın yüce meclisimiz ve bunların yapılması için gerekli öz kaynağı sağlasınlar. Yapsınlar efenim, işler ne. Halk olarak ben bunu yüce meclisten istiyorum!
* Efendim derim ki; ulan ey Türk insanlığı! Her akşam bu kadar çok havai fişek patlatmak için ne yapıyorsun? Hem o kadar havai fişek patladığında başın göğe mi eriyor? O kadar hava fişek havada patlamayıp, Tokat'ta olduğu için küçücük bebelerin karnında mı patlasın? Hadi patlatıyorsun niye bunu her akşam yaparsın? Nasıl bir eğlence anlayışıdır bu? Basıl bir dingilliktir, laleliktir arkadaşım? Etme, eyle bırak bu işleri.. Akşam canın mı sıkıldı, al abicim eline bi kitap oku. Nuh Tufan'ı tanı, İbrahim Kurban'ı keşfet. Böyle de olmaz ki arka.. ( devamı )
Bahane @ 05-08-2008 16:35
Zupermen kişisi şok bir şekilde evlenmeye karar vermiş, bu nedenle de blogunu 5. hatta belki de gündeminin 10. sırasına atmıştır. Bu nedenle bir süre daha buralarda olmayacaktır... Ama dönecektir elbet, hayatta böyle bişey değil midir zaten? Tilkilerin dönüp dolaşacağı her köşe de kürkcü dükkanları yok mudur? Vardır! E o zaman işte zupermen kişisi de bir tilki gibi buralara dönecektir. Kısa bir süre sonra.. Belki yarın belki yarından da yakın bir süre sonra dersem de inanabilirsiniz. İnanmazsanız da siz bilirsiniz... Evlilik işleri bi garip, ne zaman ne olacağı belli olmuyor takdir edersiniz ki, bu nedenle siz sayın kişilik mümkünse aradığınız kişiye ulaşmak için lütfen daha sonra tekrar deneyiniz. Denemekten zarar gelmez efenim. Ha boş vaktiniz olursa da Murat Menteş'in "Dublörün Dilemması" isimli romanını okuyunuz, aklınız şaşsın, beyniniz sulansın, sonra silkinip kendinize gelin ve hayatınıza kaldığınız yerden devam ediniz.. Selamet ilen.. Saygılar ve de sevgiler ederim... ( devamı )
El Yordamı @ 23-07-2008 08:21
Zamanın dalkavukça attığı her çelmede yere kapaklanan, sahipsiz, yitik ve boşvermişliğiyle yaşama tutunan(!) soylu bir yadırgama bu. Evet evet. Başka hiçbir açıklaması olamaz. Şimdi küçücük beyinlerine sığdıramadıkları anlam kargaşalarıyla yürürken, her adım atışta biraz daha, biraz daha süründükleri yararsız lakırdılar uçurumunun kenarından hangi devingen ünlem kurtaracak onları?
Her gün kahırdan bir elbise kuşanarak, yaşmak yapmayı bilmeyen narin ellerimle, sindirilmesi güç bir zorbalığı mekanizması bozuk eylemler eşliğinde karşılamak. Gerçek sürgün bu değil midir? Amacına uygunluğun dinginliğine alışamamışlık sızdırıyorsunuz göz kapaklarınızdan. Yavaşça soluklanıp sıkça yorulasınız geliyor. Adım atacağınız yerde, günü birlik korkularınız karşılayacak yine sizi. Tedirgin duruşunuza uzaktan göz kırpan bir yarasa, devasa bir boşluğa atılır gibi, sonsuzun kucağında oturan bir son’lu olduğunuzu fısıldayacak size. Hiç aklınıza gelmeyecek değil mi, gündüzün güzelliğinden çalıp gecenin yüzüne nurlar saçan varlığın sahihliği… Oysa öylesine yüce ki!
Ben tedirgin bir tavra bürünen sizi, belki çok eski bir hikâyeyi tozlu sayfalardan sökercesine okurken rastladığım şeye benzeteceğim; çelişki! Ve her çelişkide yiten bir ilişki olduğunu benden duymuş olacaksınız. Eğilip kulağınıza fısıldayacağım daha çok şey olacak. Boyunduruk altına alınamayacak kadar toy yanları da vardır yaşamın. Ve bu ancak serkeşçe söylenen bir söze eş tutulabilir.
Koca bir cümlenin içine sıkıştırılan hareketsiz ve yersiz durgunluğu yaşamın, sırıtırcasına seyr-i alem ediyor içimde. Ben şimdi bir yere oturmak, oturup kalkma.. ( devamı )
Gergef @ 14-07-2008 11:36
Yolumu gözetleyen sinsi heves, arada bir soluk alıp vermeme izin verse de, atımın eğeri bir ileri bir geri. Ağır aksak hareket edişim bundan. Dengesizlik vücuduma yayılmaya çalışan koca bir kütle ve bu koca kütle altında yaşam mücadelesi veren küçücük kalbe ne çok acı sığdırılabiliyor.
Gövdemi emanet edeceğim en nihayet bir servi altına ve esen rüzgârın sürükleyeceği yapraklar anlatacak sonsuz serüvenimi. Bahtiyâr olun ey kelimeler, ben kocaman bir cümleye boyun eğecekken siz kendi küçük devinimlerinizi kuşanıp benim özgür günceme son bir nokta gibi düşüverin. Sığ ve sessiz bir taraçada üstüme kapaklanan son güneş olun ve sergi mevsimi gelmiş tüm meyvelerin o dinç, o dingin kokusunu taşıyın son bir kez özüme.
Özümü sözümden anlayın. Sözümün gergef işlediği onca cümle nerelere kaybolur, ben onlara seslenince. Sus emri verilmişçesine yitik ama varoluş çabasının en büyük külfetini yüklenmişçesine vakur bir duruşa sahiptirler. Yine yoklar işte, arandıklarında bulunamamaları mı çekici kılıyor onları bu kadar? Sesime ses vermedikçe kıymeti artan sevgili, kaybolunmuşluk en çok sana mı yakışmalı?
Şimdi suya gidip susuz dönen bir derviş getiriyorum gözümün önüne, elinde değneği, yavaş adımlarla ilerliyor evime. Evim boşluğa açılan kapıya eş. Sedef kakmalı evim, minderleri eğri büğrü olsa da. Bir yanına yaslanmışımdır hep, yaslanılmayan diğer yanı küskün.. İçimiz de böyle değil midir? Bir yanına yaslanırız hep, bundandır sol yanımız biraz daha içine geçkin..
Ben lafı eveleyip geveleyi.. ( devamı )
İsyan! @ 13-07-2008 03:18
Ey blogcu.com'un çılgın yöneticileri! Sizleri hiç sevmiyorum ve hatta sizler hakkında olur olmaz şeyler söylüyorum sağda-solda. Bu nedir arkadaş haftanın 5 günü bakımda olur bi site. Sabah girmeye çalışıyoruz, üzgünüz bakımdayız. Akşam deniyoruz şansımızı, üzgünüz bakımdayız. Sabaha karşı giriyoruz, üzgünüz bakımdayız. Neyin bakımı bu yahu? Nereye bakıyorsunuz çok merak ediyorum... 3 gündür şu emektar bloguma giriş yapamadım. Biz de insanız, bizim de sinirlerimiz var, bizde küfür edebiliyoruz değil mi? Öyleyse "Allah'ından bul blogcu!" .. ( devamı )
Filbahar 6 Yayında @ 08-07-2008 03:18
mevsimleri ardılıyorken/ellerimizi ellerine değdirecek bir sayfa arıyorken/bildiğimiz renkleriyle yine delişmen bir sözle çıktı filbahar
"-ki biz aslında susarken konuşuruz"
kavline sadık kalmanın eksik kaldığı şu dünyada/ devinen fikirlerimizin kafa taslarımıza sığmadığı sözleri önümüze getirmek için/çabalamak için sözlemek/sözlemek için çaba harcamanın en güzel söz olduğunu duyurmaya geldik.
duruşun gönlümüze sardığı bilgiçlikle değil/uzaklarda bir yerde özleyen taraflarımızı özlenenle birleştirerek/acımız kadar varız/var olduğumuz kadar acımaya devam ederek/garipliğin hükümdarlığını duyarak geldik.
süsümüzü hapsine ekleyerek elimizi elinize değdirmeye geldik/hiçbir nazarın kıvrımlarından kaçınmadan/sözün aslında bir duruş olduğunu/ve bu duruşun en güzel şekilde/suskun çığlıklarda olduğunu duyurmaya geldik/tahammülü eksilen ihtiyar dünyamıza.
yakın bir bahara şahit kıldığımız gönlümüzle/ tanıdık sesleri ekleyerek/tanımadığımız seslere kulak vererek/ altı demeye geldik.
6. solukta filbahar
6. baharla filbahar
Oldu.
kapat gözlerimi kimse görmesin/eda aktaş
bir yusuf kısası/tuba yılmaz
bu yol nereye gider/can varol
düş yüzünde söz tutuldu/gülay sağlıcak
gece yanığı/gülistan banu özbek
haya tufanı/abdulkadir akdemir
hayata dair kafa yoruşlar/mustafa çolak
haziran kırıyorum yanağımda/bilal can
huzursuz ikindi/özgül başar
ışık bağdat sokaklarından yunan agorasına
kadar uzanıyordu/ramazan yıldız
kaçak bahar/sümeyye betül
kalemsiz/asude zeynep toprak
Şairler Ekmek Yiyor, Fırıncılar Şiir Okumuyor @ 03-07-2008 04:46
I.
Ne vakit kar yağsa, aklına Erzurum gelir.
1986’yı 1987’e bağlayan gece…
Elindeki fotoğraf makinesiyle kentin eski sokaklarında hiçbir zaman çekemeyeceğin bir filmin görüntülerini kurguladın. Yönetmenlik düşlerinin gizli jönleri de ölmemişti henüz. Yadigâr Ejder’i, o dev cüsseli çocuğu, bir parkta açlıktan kaybetmemiştik. Sonsuz özlemler büyütüyordun yarına. ‘Yoruluyordun bütün yaşları çocukluğa taşımaktan’[1] Işıltılı sözcükler yağıyordu düşlerine.
En çok Dustın Hofmann'ı severdin. "Geceyarısı Kovboyu"ndaki Rizzo olmak isterdin. Ezik, silik, sorunlu, kıskanç, kompleksli, problemli, alıngan, aşırı duyarlıklı ve çok yalnız. O kişiyi çok severdin, kendine yakın hissederdin.[2]
Yarım kalan sarışın masallar anlatırdın. Yanılsamaydı her şey, Hollywood pırıl pırıl ve umursamazdı. Bilirdin, James Dean olamazdı kimse; Romy Schneider'den güzeli doğmayacaktı bir daha. Gözlerinde zulmün izi olmayan tek kadındı. Onun gözlerinden geçen eylüller biriktirirdin kehribar yalnızlığına. Ne çıkar?.. Anlam için zorunlu ve başarısız figürandın belki de. En güzel adlarıyla oynuyordun yaşananı. Leylak ve Gül / Lili Marlen... Oysa bilirdin, 'kalbinden başka mülkü olmayanların / yoktur rüyadan başka paylaşacağı’[3]
Odalarımızı bir karaduygu fotoğrafına dönüştüren afişleri çaldığımız geceler... Aynı kitaplardan, aynı cümlelerin altını çizmeler, aynı suç ortağı şiirleri ezberlemeler gibi incelikler... Şimdi, çok eski günlerin çocuksu, buruk özlemleri, hayır, o özlemlerin yalnızca anısı artık.
‘S.. ( devamı )
Tutuldu deliliğim../..Lades @ 28-06-2008 07:31
.bir şiirin içine sığındım, ayrılıklar dinince haber verin..
sarı sayfalarda adresi yok hüznümün
çobanların kavalından süzüldüm ve geçtim
tenime değmeden utandı yanık ezgiler
ah dilim..! ..Ben sana “seviyorum” deme demiştim
yüksek sesli konuşmalar geceyi uyandırdığından beri uykusuzum
çelişkiler aşk’ın yolunu kesmiş
Sen bana bakma ey sâki..! .Demindeyim vedaların ve huysuzum
seni, diline biber süremediğim yalancı anıların yanına koydum süt düşüm
kurallara uy, konuşma
seslensen de dönüp arkama bakmayacağım
..hoyrat olma sevda, dokun ama hırpalama..kadınlığımdan utanmadım, midesiz yalanlardan utandığım kadar..tutkunun kalbine kim sapladıysa bıçağı çeksin hemen, intikamım acı olur sonra, tat alamazsınız..
rüzgar..! ..Okşarken acıtıyorsun özlemleri
dilimde anlamını bilmediğim kelimeler var
öpüşlerimden akan sızı efsunlu
kanım kaynıyor, ateşimin altını kısın
dibi delinince aldanışların,
küçük bir çocuk gibi inandığım sözler kıyıya vurdu,
gidip bakmadım
gömdüm ihanetleri../..kimse başlarında ağlamasın
dünde bıraktım saflığımı, acı(ya) madım
..seviştikten sonra bile aynı bakabiliyorsa sevdalının gözleri, ruhuyla sevişmiş demektir..
aldanmak..her sevdanın dayandığı ibre
ki hiçbir zaman sevişmedik aslında
sadece bedenlerimize ninni söylettik gözlerimizi kapamadan önce
temizledik akıttığımız ağdalı coşkuları
sonrası uyanış. Gözler aynı bakmıyor sabahları
ey kıvrımlarının debisi çağlayan acuze..!
Kan(a) ma bu sefil tapınmalara
bedenimde uyu, gözlerimde uyan
i&.. ( devamı )
Blogcu.com @ 26-06-2008 03:26
Günlerdir "aradığımız servise ulaşmamızı engelleyen" blogcu yönetimini esefle kınıyor ve haklarında ileri geri konuşma gereği duyduğumu belirtiyorum! Kaş yapayım derken göz çıkartmakta üzerinize yok maşallah... ( devamı )