En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Videovarmi.com'da onbinlerce video sizi bekliyor. Videovarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Kültür Sanat - Her şeyden biraz RSS

İSRAİL'E İLK TEPKİ... NİHAYET... @ 08-01-2009 01:33


Kıytırık kınama mesajlarını veya endişe bildirilerini tepkiden saymayan bana en sonunda 'İnsanlık ölmemiş!' dedirten tepki taa Venezuella'dan geldi...
Demek ki onurlu ve cesur bir şekilde bu vahşetin karşısında durulabiliyormuş.
Konuyla ilgili ilk yazımda şöyle bir laf etmiştim;

Hala İsrail'le öyle veya böyle ilişkisini devam ettiren herkes bu vahşetin ortağıdır!
Demek ki olabiliyormuş!
Mümkünmüş yani. Koca dünyada adam gibi tek tepkiyi veren bu ülkeye içi ısınmayan var mı?
CHAVEZ'in açıklamasını ntvmsnbc 'den okuyabilirsiniz. Şimdi Müslümanlık havası atan, bu havayla kendi halkını kafasını kuma gömen devekuşlarına çeviren ülkelerin siyasileri utanmışlar mıdır acaba? Yada insan hakları konusunda ahkam kesen, mahkemeler kuran Avrupa?
Ben hala cılız sesler veren bir ülkenin vatandaşı olmanın utancını ne kadar daha taşıyacağım?
İşte özgür ve bağımsız bir ülke olabilmenin en büyük getirisi
ONUR!



BİZ APTAL MIYIZ? @ 07-01-2009 23:15
İsrail bizden barış gücü mü istemiş ne? Canlarım benim yaa, hemen yollayalım. Çok zulüm çekiyor İsrailliler, barışı sağlayalım da çektikleri acılar sona ersin. İsraillilere sapanla taş atan cani ve vahşi ve insanlıktan çıkmış Filistinlilerin karşısına kahramanca çıkalım ve zavallı İsraillileri bu canilerden koruyalım.
Salağız ya biz. Yaparız. Mümkündür. Bu iktidarı iki dönem tutan biz değil miyiz? Sivas'ta insan yakanlardan bir ordu kurar yollarız İsrailli kardeşlerimize yardımcı. İnanışları farklı olsa da tavırları, tarzları, hayata ve insanlığa bakışları aynı nasıl olsa, anlaşır giderler...
Bakınız bütün ülke insanı İsrail'e karşı tepkiliyken ERGENEKON Amca yetişti imdada... Bu curcunada barış falan der yollarız biz askerimizi oraya. Meşhur biri dememiş miydi bize 'Sizin tek ihracatınız canınız, askeriniz, kanınız olur!' diye... Halk tepki duyar ama onun da yolu var, meşhur ABD'li şeyh neden bu kadar gazete televizyon kurdu zannediyorsunuz? Neden kafasına göre çocuk yetiştiriyor okullar kurup? Bugünler için işte. Dese ki 'Biz barış gücüyüz ey müritlerim, sesinizi kısın oturun!' diye, hangi mürit hadi len diyecek?
Biz şeyhdir mürittir liderdir tebaadır durumlarına boşuna mı karşı çıkıyoruz?
Ata boşuna söylemedi şu lafı;
"Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz!!!"

Nerden çıktık nereye geldik?
Özetle biz aptal mıyız diye sorduk. Cevap pek yakında... Hepberaber göreceğiz...


VAKİT NAKİT MİDİR, GAZETE MİDİR? @ 07-01-2009 03:45
Bu malum çevrenin malum günlük bülteni -gazete demeye dilim varmıyor- doğalgaz zehirlenmesiyle hayatını kaybeden insanları karalamaya ve yaşanan ihmalin üstünü örtmeye çalışmaya devam ediyor.
Güya Filistinde acılar yaşanırken bunlar yılbaşı kutlamış, yani oh olmuş!
Sormazlar mı Filistinde o acılar çekilirken sizin muhterem şeyhiniz tepki olarak sadakat yemini ettiği ABD nin vatandaşlığından mı vazgeçebildi diye?
Müritlerinizin gazını almaya ıkınıyorsunuz ama ciddiye alınabilecek ne tepki verdiniz?
Diyebilir misiniz;
'Bu vahşete sessiz kalmak ve vahşilere ortak olmak insanlığa aykırıdır!
Ey F. Gülen! Bırak bu ABD sevdasını, kıble o tarafta değil!'
Depremde canını kaybedenleri Allahın gazabına uğramış kafir zanneden gerizekalılarla bağınızı koparabilir misiniz diyeceğim ama şu haber konusunda yaptığınızın ne farkı var ki?
Japonya'da daha şiddetli bir depremde kimsenin burnunun kanamamasının nedeni bütün Japonların sizin öngördüğünüz şekilde Müslüman olması mı diye sorsam?
Sorsam diyorum da kime sorsam? Siz kimsiniz? Var mısınız? Müslümanlıktan prim yapmaya para kazanmaya çalışıyorsunuz ama İslam'ın en büyük günahı yine sizin tekelinizde. Allah'ın yerine kendinizi koyup karar veriyorsunuz, yargıya varıyorsunuz... Daha bir yazarınız tacizden sübyancılıktan aklanmamışken ahlak ahkamları kesiyorsunuz... Ama pardon sandalyeye oturunca ayağı yere değiyorsa sizin için sübyan sayılmaz... Sübyancılık ithamımı geri alıyorum...

Ey VAKİT NAKİTTİR adı altında yayın yapan günlük cemaat bülteni, karalamaya çalıştığınız, birilerini düşman etmeye çalıştığınız insanlar da İNSAN! Aileleri, çocuklukları, hayalleri, iyi ve kötü yanları, zaafları olan İNSAN! Çoluk çocuk demeden insanları katleden İsrail'le farkınız ne ki? Sizler de Sivas'ta Maraş'ta insanları katletmediniz mi? (Katletmiş olmak için illaki silah sıkmak gerekmez. Silahı sıkanı seyretmek, sesini çıkarmamak veya onu savunmaya kalkmak da katliama ortak olmaktır!) Veya önemli bir göreve görevi hakeden değilde sizden olan gelince yaptığı ihmalle canından olan insanların katlinde sizin de katkınız yok mu? Bu nedenle değil mi bu insanlıkdışı ve de zavallı saldırılarınız?
Unutmayınız ki Allah kimseyi birilerine mürit ya da asker olsun diye yaratmadı! Hele hele ABD'ye mürit olmuş birine mürit olmak abesle iştigal...


BÜYÜK İNSANLIK... @ 07-01-2009 00:56




İnsanlık tarihi maalesef katliamlarla yıkımlarla yazılıyor günümüzde...

Herkesin bir düşmanı var artık!

Gözlerimizin önünde gerçekleşiyor bütün vahşet... Açın televizyonları, gazetelere bakın.

İsrail kendi güvenliğini sağlamak için acaba bugün kaç çocuğu katletti?

ABD bugünkü ABD olabilmek için kaç cana kıydı acaba? Çetelesini tutabilen var mı? Çok uzağa gitmeyelim, Sivas'ta, Maraş'ta kaç insana kıyıldı?

Hangi gerekçe bir insanı öldürmeyi haklı kılabilir? Bu vahşetin altında ne tür bir aşağılık kompleksi gizli?

Tanrı 'Öldürmeyeceksin!' demiş ama sallayan kim? Binlerce yıldır barıştan, özgürlüklerden, insan olabilmenin erdemlerinden bahsedenlerin başına neler gelmiş?

Demekki insanların genelinin özlemi yıkım ve acı üzerine...

Herkesin dini, milliyeti, cinsiyeti mükemmel!

Gerçekçi olalım; bütün ayrılıklar hikaye... Medeniyetler buluşmasıymış, çatışmasıymış vs vs... Medeniyet mi kaldı ki buluşsun ya da çatışsın... İnsanlık milyon yılda öğrene öğrene bina yapmasını öğrenmiş hepsi bu...

Neresinden tutsanız pisliğe bulaşmış bir değnek elimizdeki... Golf oynamak, tarla açmak, ev yapmak için orman yakan bir türden bahsediyoruz... Tarlasını, evini ya da golf sahasını paylaşmamak adına neden komşularını yoketmesin ki?


Merak ediyorum eli yüzü kan içinde bir çocuğun görüntüsü neler hissettiriyor bu vahşilere? Yine merak ediyorum, sokakta oyun oynayan sevimli bir çocuk neler yaşadıktan sonra bir caniye dönüşüyor ve sokakta oyun oynayan sevimli bir başka çocuğu katledebiliyor?

Filmlerde katillerin çocukluğunda aranırken cinnet anının perde arkası hep bozuk bir aile düzeni veya cinsel tacize uğramak vs gibi etkenler bulunur ya, sormadan edemeyeceğim, bütün dünyanın mı çocukluğunun ırzına geçildi de bu vahşet yaşanıyor?

Bir zamanın mazlumu, maduru nasıl oluyor da şimdinin vahşisi canisi olabiliyor?

Bütün bu olup bitenleri sizin aklınız alıyor mu? Ekonomik çıkarlar veya çok meşhur bir laf olan devletin bekaası vs vs bütün bunların nedeni olabilir mi? Olabiliyorsa hepberaber koyalım devletine de ekonomisine de bekaasına da milliyetine de ıvırına da kıvırına da...

Bir çocuğun bırakın katlini, üzüntüsüne bile değmez bütün milli veya ekonomik veya her ne haltsa işte çıkar denilen şey!

Kimse kusura bakmasın ama buraya yazamasam da bu İsrail'i kurana da, onlara eğer gerçekse bu toprakları vaadedene de diye başlayan öyle çok cümle kurdum ki son zamanlarda...

Yeni yıl, yeni umutlar... @ 31-12-2008 01:35


"İnsan alemde hayal ettiği müddetçe yaşar"


Y.K.BEYATLI

Hayallere yenilerini ekleyebilmek için bulunmaz fırsattır yeni yıla giriş... Sigara bırakılır, yeni kararlar alınır vs vs...

Ama en önemlisi umudun devamını sağlar, biraz salakça da olsa günümüz dünya koşullarında...


Salakça ya da değil umudun hiç bitmemesi temennimiz...

DİLEYELİM Kİ DÜNYA YENİ YILDA DAHA BİR YAŞANILIR OLSUN!

Savaşlar olmasın diye hayal kurmayacağım ama savaşları çıkaranların ellerinde patlasın bombaları gibi bir lanetim olacak...

Haydi zor da olsa şimdi biraz neşelenme zamanı... Eşinizle dostunuzla beraber, mutlu ve umutlu seneler diliyoruz...


Bu şarkı da naçizane yeni yıl hediyemiz:)
Dany Brillant - Dans les rue de Rome



Filistin'de İnsan Olmak! @ 30-12-2008 23:54
















Hala İsrail'le öyle veya böyle ilişkisini devam ettiren herkes bu vahşetin ortağıdır!
Buna İsrail vatandaşları da dahildir, bir şekilde ticari veya siyasi ilişkisi olanlar da... Devlet veya birey farketmez, bu vahşete esaslı bir tepki vermeyen herkes bunun destekleyicisi ve ortağıdır!

Efendim kınıyoruz, Eurevision'da da oy vermeyerek tepkimizi bildirecez falan gibi kıytırık söylemlerden vazgeçilsin!

Ölenler insan!
Hangi dinden veya milliyetten olduklarının veya kaç yaşında olduklarının bir önemi yok,
İNSANLAR ÖLDÜRÜLÜYOR!

Filistin'de insan olmanın bedeli fotoğrafta çok güzel temsil edilmiş... Muhatabınız ortada...
Sanılmasın ki Yahudi veya başka bir din veya ırkın düşmanı ya da dostuyuz. Bu tarz aidiyetlerin tamamen kişisel hayata ait olduğunu kimseyi ilgilendirmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bir milliyete veya dine ait olmak kimseyi yüceltmeyeceği gibi aşağılara da düşürmez!

Filistin'de yaşananlara ses çıkarmayanlar veya çıkaramayanlar hiçbir konuda ahkam kesmesinler bir daha! Özellikle de insanlık konusunda...




En güzel şarkılar... @ 30-12-2008 12:24
Sevgili Pandora mimlemiş bizi. "Son zamanlarda dinlediğiniz 10 şarkı" Mimimizin konusu budur. Ben Ege türkülerinden - her iki kıyıdan- tutunda jazz, klasik, blues, bozlak, rock, eskiler, akdeniz ve latin müzikleri, çingene ve balkan ezgileri... Dinlemediklerimi sıralamak daha kolay olur sanırım. Bunlardan on adet ve özellikle son zamanlarda dinlediğim şarkıyı çekip almak zor olsa da yapacağız artık bir ortaya karışık:)) Ben son zamanlarla sınırlandırmayacağım yalnız kendimi ve tüm zamanlarımın en iyi on şarkısı diyebileceğim şarkılar ekleyeceğim... Benimkilere 'bir balığın cenaze töreni için ağıt' da denilebilir, genelde rakı eşliğinde dinlendikleri ve rakıyı balıksız tahayyül edemediğim için:)))

Öncelikle Pandora'ya teknik anlamda verdiği destek için ve bizi mimlediği için kocaman bir teşekkür ederek giriyorum DJ havama...
İşte şarkılarım...


Engelbert Humperdinck/A man without love


Rembetiko Soundtrack/Ta paidia ths amynas


Elbette Boris Vian


Ray Charles


Yasmin Levy/ Una ora en la ventana


Acının dili, dini imanı yok sanırım:) Aşk her yerde aşk işte...
Tony Gatlif-Remedios Silva Pisa/Naci En Alamo


Zeki Müren/Ben Seni Unutmak İçin Sevmedim


Biraz da Elimizden Yöremizden:) Şimdi ben ilkokul çağlarıma giderim bu türküyle:)
Tolga Çandar/Ortaca'da Evimiz


İlhan İrem/Dua


Ve hüznün prensesi Hümeyra/Ne Olur


Benden bu kadar... Geldik işin zor kısmına; kime pas vericez?
Ben bu mimi Esrik Öfke ve Çocukla Çocuk ekibine paslıyorum... Kolay gele diyorum bir de şarkıları eklemek oldukça zaman alıyor çünkü:)))


Ekonomik kriz ve çözüm önerileri... @ 30-12-2008 12:23







Her ne kadar ülkemizi teğet geçtiği iddia edilse de birey olarak biz ülke yaşayanlarını pek teğet geçmediği ortada olan ekonomik krize bireysel çözüm önerileri sunmayı planlamaktayım ama burada 'kelin merhemi olsa' durumunu gözardı ediniz lütfen:)

Doğal olarak harcamalar mümkün olduğunca kısıtlanmalıdır. İş güvencesinin olmadığı cennet vatanımızda varolan işinize güvenmeyiniz...

İşsiz iseniz mümkün olduğunca yüksek bir yerden önce kafanız yere çarpacak şekilde kendinizi atmanız krize bireysel anlamda ciddi bir çözüm olabilir kanaatindeyim.

Bu krizden nasıl karlı çıkarız gibi fanteziler kurarak geçecek zaman zarfında krizin noel baba marifetiyle bitirilmesine olan inancınızı kaybetmeyiniz...

Kiracıysanız kiranızı ödemeyebilirsiniz. Bu toplu bir eylem halini alırsa ve ülkenin yarısının kiracı olduğu düşünülürse bu kadar insanın sokakta yaşamasına gözyumulamayacağına göre bir çözüm düşünmek zorunda bırakılabilir pek sayın ülke yöneticileri...

Elektrik, su, doğalgaz faturaları, banka kredileri, kredi kartı borçları, vergi vb ödemelerini bütün ülke olarak elbirliğiyle ödememe konusunda kararlı bir tutum sergileyebilirsek kriz konusunda bizlerle dalga geçen devlet yetkilileri durumun dalga geçecek yanının kalmadığını anlayabilirler belki...

Telefon kullanmayınız. Talih oyunlarından uzak durunuz... Mümkünse en zengin cemaate yazılınız, iş bulmak veya iş kendinizin ise müşteri bulmak kolaylaşabilir diyeceğim ama onları da vurduysa ekonomik kriz bilemem...

Sizlerin de önerileriniz varsa yorum bölümünden bırakabilirsiniz...



Okuma Serüvenim... @ 30-12-2008 12:22








Balzac için bir edebiyat tanrısı desek abartmış olmayız sanırım.
'İnsanlık Komedyası' adı altında topladığı bütün yapıtlarında toplam 2504 kişiyi yaratan bir yazar. Aşklarıyla, tutkularıyla, siyasi kişilikleriyle ve fiziki özellikleriyle bir romancının yaratısı 2504 kişi...

51 yıllık bir hayata sığması zor bir edebiyat serüveni...
Goriot Baba'yı, Vadideki Zambak'ı lise yıllarında okuduysanız bile olgun dönemlerinizde bir daha okuyunuz... Balzac'ın dehasına tanıklık etme keyfinden kendinizi mahrum etmeyiniz.

Ben kadınlar hakkında eğrisiyle doğrusuyla ne biliyorsam O'ndan öğrendim desem:)))

Bize lise yıllarında 'uzun tasvirler yapan yazar' olarak öğretilse de çok sonraları okuduğum zaman bu tanımlamaya güldüğümü hatırlıyorum.
Vadideki Zambak'ta bir kadının omzunu öyle tasvir ediyordu ki aşık olmamak elde değildi. Uzun tasvir ha? Tutkuyu böylesine anlatabilen kaç yazar var?

Okuyup da 'Evliliğin Fizyonomisi'ni başucuna koymayan kaç erkek vardır? Hoş okumayan daha çoktur belki ama onları ciddiye almaya gerek yok:)))
İlk ve tarih olmuş blogumda kendimi tanıtırken 'Balzac okumamış adama selam vermez!' demiştim:))) Biraz keskin olmuş, selam illaki veriliyor ama verilmese daha yerinde olur:)))
Bundan böyle ara ara sevdiğim yazarlar hakkında minik yazılar göreceksiniz şaşırmayınız:))) Bu yazılar tanıtım veya bilgilendirici yazılar değil tamamen kişisel, okurken aldığım keyif vs durumları anlatan son derece bencil yazılar olacaktır, dikkatinize:)))



Bu yazıyı okurken dinleyiniz:)))
Yves Montand/ Sous Le Ciel De Paris


Nasreddin Hoca @ 30-12-2008 02:04


Hep derler ya insan konuşan hayvan, düşünen hayvan vs hayvan... Öyle ya da böyle hayvan işte, tırmalamaya gerek yok!

Ama diğer hayvanlardan ayrılan iyi kötü bazı özellikleri var. Bence en önemlisi kültürel birikim yapabilmesi...

Sürekli olarak tekerleği keşfetmesi gerekmiyor... Buna kültür mirası diyoruz ve bu anlamda bilim ne kadar önemliyse edebiyat da o kadar önemli, ister yazılı ister sözlü olsun. Sonuçta yazılı edebiyatın kökeni de sözlü olanı değil mi?

Katillerle gurur duyulan cennet vatanımızın asıl gurur duyulacak varlıkları ya gözden kaçar ya da çarpıtılırken, tam da bu noktada ilginç bir serüveni olan bir kitaptan bahsetmek istiyorum; Nasreddin Hoca.

Pertev Naili Boratav'ın yaklaşık kırk yıllık çalışmasının ürünü olan bu kitabın yayınlanış serüveni için Özdemir İnce'nin Hürriyet'te yayınlanan yazısını okuyabilirsiniz.

Nasreddin Hoca'yı hemen herkes tanır, ünü ülke sınırları dışına çıkan bir halk kahramanı. Anadolu mizahının belki de en büyük temsilcisi. Kitabın oluşturulması aşamasının en üzüntü veren yanı böyle büyük bir halk kahramanı hakkındaki yazılı kaynakların hemen hepsinin yurtdışındaki üniversitelerin ve kütüphanelerin arşivlerinde olması. Ne hikmetse bizler bir değerimize ancak Yunanistan bu bizim derse sahip çıktığımız için bu gayet normal...

Kitabı ilk okuduğumda - ilk okumaktan kasıt defalarca keyifle okumamdır- büyük bir fırtına koparmasını beklemiştim ama ilginçtir hiç ses çıkmadı. Okullarda öğretilen Nasreddin Hoca'nın gayet sansürlü ve neredeyse aslıyla alakası olmamasından tutun da muhtemelen adına festivaller düzenleyenlerin bile bilmediği araştırma gereği duymadığı bir Hoca çıkarıyor karşımıza kitap.

Boratav'ın özenle hazırladığı, yıllarını verdiği bu kitabın en belirgin özelliği içeriğindeki argo yüklü fıkralar. İlk önce kahkahalar atarak okuyorsunuz, bir an durup 'yok canım bu kadar da değildir' diyorsunuz:) Hatta biraz tutucu bir kişilikseniz bu kitabı Nasreddin Hoca'ya karşı bir komplo olarak bile algılayabilirsiniz:)

Ama gerçek şu ki günümüzde de eskiden de bizler argoyu tepe tepe kullanan bir milletiz, ki Hoca'nın argosu ve göndermelerinin yanında günümüz argosu son derece bayağıdır.

Kitap şu an Kırmızı Yayınları tarafından yayımlanıyor. Boratav'ın kitabın yazılışını anlattığı bölümden sonra verdiği fıkralar eski türkçe olmakla beraber anlaşılmaz bir yanı yok. İlk başlarda yadırgansa da bir iki fıkra sonra insan alışıyor. Bu muhteşem eseri mutlaka okumanızı tavsiye ediyorum. Kendinize en iyi yeni yıl hediyesi olabilir:)

Ve yeni yılın herkes için mutlu ve umutlu geçmesini diliyorum.


Yalnız İnsan... @ 27-12-2008 03:43








'-asal sayıdır yalnız insan bir'den ve kendisinden başka kimselere bölünmez!'
Küçük İskender

İstediğiniz matematiksel işlemi uygulayınız hayatınıza, yukarıdaki önermeyi çürütemezsiniz!

Benim ekleyeceğim ise her insanın yalnız olduğudur. Aile, eş dost, aşk meşk... Bu aksesuarlar yalnızlığınızı yokedemez.

Tensel tinsel kaçamaklar, Tanrı'ya sığınmalar, ana rahmine dönme çabaları nafile...

Tuttuğunuz takım, müridi olduğunuz şeyh, peşinden koştuğunuz pek doğal liderler, veya sizin peşinizden koşulması... Ne olduğunuz, kim olduğunuz hiç önemli değil! Kainatta kısa bir süreliğine yer işgal eden çok hücreli canlılardan başka bir şey değiliz!

Acılarımız, sevinçlerimiz, tutkularımız, yaşadıklarımız, yaşamayı hayalettiklerimiz... Hepsi gittiğiniz yolun kenarında manzarayı teşgil eden birer ağaç... Bakan kişiye göre bu ağaç güzel olabilir veya kütük parçası olabilir... Bu da önemsiz...

Birilerinin üstünde veya altında değilsiniz. Salak da olsanız deha da farketmez... Bir organınızdaki yetersizlik sizi toprağın altına gömerken zekanıza bakmaz. Dedim ya çok hücreli canlı örneğiyiz. Hepsi bu.

Camus'ye 'Sonu olan her şey saçmadır!' dedirten ve bu saçmalıklar listesinin en başına hayatı yerleştirten nedir?

Salak saçma anlam arayışları, aidiyetler, gitmeler gelmeler, şair olmalar, aşık olmalar... Hepsi nafile tutunma çabalarından başka ne ki?
Geldik gidiyoruz, gerisi bahane, hikaye vs vs...



'Ölüm geliyor aklıma birden ölüm. Bir ağacın gölgesine sarılıyorum.'
Cemal Süreya



Buyrun bu yazıya bu şarkı gider herhalde:)


ISSIZ ADAM @ 26-12-2008 12:06

Edebiyat hakkında kesinlikle inandığım bir şeyin sinema alanında da son derece geçerli olduğuna tanık oldum Çağan Irmak’ın filminde;

Ne anlattığınız değil nasıl anlattığınız önemli!

Sıradan insanlar, sıradan hikayeler usta anlatıcıların elinden çıkınca destansılaşabiliyor. Gerçekten de hikayesi olan, karakterleri olan, aksiyona veya cinselliğe sığınmayan bir film olmuş Issız Adam.


Esas oğlanımızın bulunca bir çığlık patlattığı plağı görünce koltuktaki oturuşum bile değişti muhtemelen; Hümeyra… Evet müzikleriyle de bizim kuşağı hatta bir önceki kuşağı yakalayan, anlatacak bir şeyleri olan karakterlerin acıları, tutkuları, çaresizlikleri…


Dozunda bir mizah, salya sümük ağlatmayan ama duygusal…


Gemisini fahişelerin limanına yanaştırmış bir adamın aşk karşısında bocalaması… Çeşitli defalar aynı hikayeyi yaşamış bir kadının çekincelerine rağmen tutkusuna teslim oluşu… Çok klasik cümleler bunlar farkındayım ama aslında birisi kalksa filmi size anlatsa siz de çok klasik bir hikaye diyeceksiniz… Ama hiç de öyle değil! İşte anlatıcının büyüklüğü basit hikayeleri büyülü efsanelere dönüştürebilmesinde…


Hemen her erkek veya kadının kendisinden bir şeyler bulabileceğini düşündüğüm bir film Issız Adam


Şiddetle tavsiye olunur…





Facebook Gerçek midir? @ 26-12-2008 12:04

Facebook neye yarar?
Dünya nasıl kullanıyor, biz nasıl?
Facebook'u bir reklam aracı olarak kullananlardan tutun da sevgili arayanlara, eski arkadaşlarıyla buluşanlara kadar çok geniş bir alanda kullanan sanırım milyonlarca üyesi var...
Bizim de Her Şeyden Biraz adı altında bir grubumuz var mesela, buradan kitap hediyelerimizi, yeni yazılarımızı duyuruyoruz vs vs...
Aslında eğlenceli de olabilen bir site... Ama her şeyi kendimize benzetme huyumuz burada da etken elbette:)
Ünlü bir yazarsanız yeni kitabınızı buradan duyurmak etkin bir reklam yöntemi olabilir, adınıza gruplar kurulabilir vs... Hatta siyasi anlamda seçim çalışmaları bile yapabilirsiniz veya tepkilerinizi diğer insanlarla paylaşabilirsiniz...
Bana tuhaf gelen nokta ise -ki tuhaf gelen bir nokta olmasa burada bu yazının ne işi var?- sanırım insanlar bu şekilde sanal bir hapishaneye tıkılıyor...

İnsanlar laiklik veya Atatürkçülük veya cumhuriyet adına bir şeyleri Facebook'ta yapınca sanki bu kadarı yeterliymiş hissi uyanabiliyor mesela... Polis kurşunuyla öldürülen Yunanlı genç için kurulan gruptan örnek verecek olursak - öncelikle böyle bir acıya ortak olmak, verilen tepkiye bir şekilde destek vermek gayet insanidir, bunu belirtmeliyim- hatırı sayılır bir sayıda Türk kullanıcı üye bu gruba... Peki Türkiye'de öldürülen insanlar, işkence görenler? Ses yok!
Yunanistan geçmişiyle hesaplaşmış, demokrasisini sekteye uğratan cuntayı yargılamış ve yaşananların hesabını sormuş bir ülke, başka bir yazıda belirttiğim gibi ters birşeyler olunca ülke ayağa kalkabiliyor... Bizler ise sindirilmiş, ürkütülmüş, uysallaştırılmış, her şeyi kabullenen bir toplumuz maalesef...
Tepkilerimiz sanal! Facebook da bunun için bulunmaz bir mecra. Bu anlamda bu siteden ürkmemek elde değil.
Sadece eğlence için kullanıyorsanız bir diyeceğim yok ama, tepkisiz bir toplum oluşumuzu unutmak adına sanal tepkilerle yetinip kişisel tatmin amacına hizmet etmesin! Tepkisiz bir toplum olduğumuzu ve bunun doğurduğu kötü sonuçları bilmek belki günün birinde silkinmemizde etken olabilir ama bu silkinme sanal bir alemde olursa hiç umut kalmayabilir. Beni ürküten bu silkinme umudunun da ortadan kalkmasıdır.
Cemaatler insanları mürit eyleyerek uyuşturuyorlar, iktidarlar zor kullanarak... Geriye kalanları da eğlenceli bir internet sitesi uyuşturursa hiç umut kalmayabilir...
Özetle Facebook'ta 'Yeşili koru, ormanı sev!' isimli cici bir gruba üye olarak yeşili falan korumuş olmuyorsunuz, bunun bilincinde olmak lazım!




Mapushanelere Güneş Doğmuyor... @ 20-12-2008 01:26



Herşey karşıtıyla varoluşunu tanımlayabiliyor. Çirkin yoksa güzellik bir anlam ifade etmez. Barışın bir değer kazanabilmesi için savaşın yaşanmış olması gerekir.

Baskının isyanı, isyanın özgürlüğü, özgürlüğün de daha güzel bir dünyayı oluşturduğu ütopyaların aksine günümüz dünyasında özgür kalan tek şey BASKI!

Etrafınıza bakın, gazeteleri kurcalayın, televizyon kanallarında haber kuşaklarını takip edin... Görüp göreceğiniz dünyanın kocaman bir hapishane olduğu... Kişisel ilişkilerden tutun da işinize, yaşadığınız çevreye hatta dünya geneline bir bakın... Herşey baskıyı normal göstermek, olmazsa dünyanın çivisi çıkarmış hissini insana yaşatmak ve böylece 'gönüllü kulluk' denilen hale insanı sokabilmek için bir oyun sanki...

Ve en ağır işte çalışırken arada bir dinlensin ki kalan günlerde köleliğe daha bir zinde devam etsin diye zavallı insana verilen bir günlük tatiller gibi küçük eğlenceler veriliyor hayatlarımıza... İnsanlar boşuna alkolik olmuyorlar, bu dünyadan umudu kesip belki diğerinde bir mutluluk peşinden koşmalar boşuna değil...

Her anlamda kuşatılmış durumdayız ve yapabileceğimiz hiçbirşey yok! İşe gitmeye, televizyon izlemeye, internette kendimize hayali dünyalar yaratmaya devam edeceğiz. Hiç iki yakamız bir araya gelmeyecek. Her zaman meşgul olacağımız ve derindeki gerçeklere gözlerimizi kapatmamızı kolaylaştıracak sorunlar edinmeye devam...

Saçma sapan işler peşinden koşarak tüketeceğiz hayatı. Başka yolu yok! Hafızalarımız isyan edecek ve işimize gelmeyen herşeyi silecek zihnimizden...

Karamsar oluşuma bakmayın, yılbaşında zam alırım işim yolunda zannederim, sevgilim gelir haftasonu mutlu olurum, iki kadeh rakı içerim kendimden geçerim vs vs... Arada bir dertlenirim, sanki herşey anlamsızmış hissine kapılırım, sonra koyver gitsin, anlamın dibine vuralım der geçerim... Herkes gibi...

Ama gerçek değişmez, heryer altından olsaydı altın bu kadar değerli olmazdı, bu insan için de geçerli! Bu kadar nüfus varken insanın ne değeri olabilir ki?



Önyargılar aşılabilir mi? @ 19-12-2008 13:37

Son günlerde herkes Ermeni'lerden özür dilenen bildiriyi konuşuyor. Kimileri küfrediyor kimileri karşı bildiri yayınlıyor vs vs...
Öncelikle kimse duruma önyargılardan bağımsız bakamıyor gibi geliyor bana. Ne özür dileyenler ne de karşı çıkanlar. Ve bazı gerçekler yok sayılıyor. Özür dilemeyi abartılı ve gereksiz buluyorum ama bu yaşananları yoksaymanın da haksızlık olduğunu düşünüyorum.
Bu topraklarda Ermeniler yaşadı, bu bir gerçek. Ve tarihte bir tehcir olayı da yaşandı. Bu insanlar havaalanına götürülüp uçağa bindirilmedi nihayetinde, o iklim ve coğrafya koşullarında göçe zorlandılar. Evet buna soykırım demek imkansız, günün koşullarını gözardı etmek de haksızlık olur bizim açımızdan bakıldığında... Ama bir de Ermeniler açısından bakarsak olaya vatan dedikleri, doğdukları yıllarca yaşadıkları topraklardan sürülüyorlar. Kalan çok az sayıdaki insan ise hala hor görülüyor.

Müziklerimizden tutun da yaşam biçimimize kadar bir zamanlar birçok ortak değeri paylaştığımız bu insanların bir anda düşman oluvermesi tuhaf değil mi?
Bizden olmayana düşman olma alışkanlığımız sonucunda yaşanmıyor mu hala bir çok sorun bu ülkede?
Aynı tutumumuz nedeyile bu ülkede birbirimize girmedik mi? Sağ/sol, Alevi/Sunni, Türk/Kürt... Hatta tuttuğumuz takımlar nedeniyle bile çeşitli cinnetler geçirmedik mi sonu çok acı biten?
Karşımızdakinin de bizim gibi insan olduğunu, duyguları düşünceleri, inançları, acıları sevinçleri olduğunu anlamak bu kadar mı zor?
Karşı taraf için de geçerli bu yazdıklarım. Onlar da bu empatiyi kuramıyorlar. Bir soykırım fikrine saplanmış haldeler. Üstüne bundan nemalanan, bu fikri bir yaşam biçimi haline getirmiş ve genelde Ermenistan dışında yaşamını sürdüren bir güruh var onlarda da. Ve büyük ihtimalle kalıcı bir barışın önündeki en büyük engellerden biri bu topluluk.
Ama bence biz üzerimize düşeni yapabilmeliyiz ki bu da barış ve dostluk elini uzatabilmektir. Bu elbette üç beşbin kişinin imzaladığı ve metnini birçok insanın tasvip etmediği bütün günahın bizde olduğu izlenimini veren bir bildiriyle değil, karşı tarafın acılarını anladığımızı ama bunun bizim veya onların suçu olmaktan çok o günün koşullarında yaşanan ve artık unutulması gereken bir durum olduğunu gösteren bir tutumla olabilir diye düşünüyorum.



Bir Başkadır Benim Memleketim... @ 19-12-2008 12:21











Yunanistan'da bir genç polis
kurşunuyla öldürülürse, ülke ayağa kalkar!
Bizde Allah rahmet eyler veya en azından öyle temenni edilir, meftanın ailesi ağlar ve olay unutulur... Peşinden koştuğumuz AB üyesi olabilmek için sosyal bir bilinç de gerekiyor demek ki...


Büyük filozof, güzel insan, geleceğin tartışılmaz Mehdisi, bilimadamı, din adamı insanlık tarihini değiştirebilecek yegane insan Adnan Abimiz ve sevenleri evrim teorisini hamamböceklerinin fotoğraflarıyla çürütme yolunda açtıkları sergilere devam ediyorlar...
Evrim teorisini tartışacak; çürütecek veya savunacak bilimsel yeterliliğe sahip değilim ama Adem ve Havva mitosu bana çok da inandırıcı gelmiyor... İnsanlık bugünkü haliyle yeryüzüne şıp diye düşmüştür fikrini hazmetmem çok kolay değil... Kökenin illaki bir hayvan türü olduğu konusunda diretemem elbette ama insan çeşitli evrelerden geçerek günümüze gelmiştir diye düşünüyorum ki günümüzdeki çoğunluğa bakınca ve dünyayı getirdiğimiz hali düşününce o evrelerden geçmesek daha mı iyiydi diye düşünmekten de kendimi alamıyorum:)))

Neyse Requiem kutlamış, ben de herkese sağlıklı mutlu bir bayram diliyorum... Kurban kesiyorsanız derilerini adam gibi yerlere bağışlayınız efendim, fener olup abuk insanları aydınlatmasn:)))


CAN DÜNDAR! Belgesel Yönetmeni mi, Magazin 'Gastecisi' mi? @ 19-12-2008 12:08

Bir sanatçı hakkında belgesel yapsanız ana temanız ne olurdu? Sanatı mı? Yaşama bakışı mı? Yoksa gecenin üçünde çorbacının kapısında bekleyip acaba bi poz yakalar mıyım derdine mi düşerdiniz?
Elbette sanatı öncelikli olurdu. Yakınlarıyla röportajlar yapılabilirdi, hayattaysa kendisiyle de bir mülakat fena olmazdı. Başarıları başarısızlıkları, hayalleri hayalkırıklıkları da eklenebilirdi... Buna belgesel denilebilirdi.
Peki çorbacı kapısında çekilen fotoğraflardan oluşacak bir koleksiyon eşliğinde mikrofonu şahsın burnuna dayayıp, yanınızdaki kimdi, alkol aldınız mı, eteğinizin boyu kaç santim vs vs salakça sorulardan oluşacak bir mülakata belgesel denilebilir mi?

Peki konu edindiğiniz kişi bir millet yaratmış, dünyayı dizegetirmiş bir Devrimci, binlerce yıllık geleneklere sırtını dayamak yerine idealleri uğruna mücadele eden, saltanatını ilan edebilecekken demokrasiyi seçen, kadın haklarını bugün hayranı olduğunuz birçok ülkeden önce yasalaştıran... Liste uzar gider, evet Atatürk'ten bahsediyorum, konu edindiğiniz kişi Atatürk ise belgeselinizin ana temasının bu büyük insanın yaptıkları, yapamadıkları, yapılmasının yolunu açtıkları olması gerekmez mi? İllaki asker Atatürk'ten bahsetmenize de gerek yok. Siyasetçi yönü, devrimci kişiliği, modernist yönü...
Peki Can Dündar neden bunun yerine magazin gibi özel hayata dalıp gitti? Şimdilerde linç edildiğini iddia ediyor. Eleştiriliyor belki biraz ağır eleştiriliyor ama linç kelimesi de bence abartı... Asıl o Atatürk'e karşı süregelen linç girişimine sırt vermiş durumda bu belgeseliyle...
Malum cemaat hakkında bir belgesel yapsın ve Şeyhin ABD, ticaret, siyaset, medya vs vs ilişkilerini konu edinsin şöyle bir Uğur Mumcu cesaretiyle... İşte o zaman linç ne demekmiş anlar...
Atatürk bir belgeselcinin romantizmine veya bir cemaatin siyasal ideallerine feda edilebilecek bir kişilik değil bu ülke için.
Cemaatin kuyruk sancısını anlamak mümkün, tebaadan millet, müritten birey yaratmak gibi bir ideali ortaya koyan bir Atatürk onların işine gelmez. Ama Can Dündar'ın yaptığına bir anlam verebilmek güç. Paranoyalara, komplo teorilerine dalmayacağım ama insanın aklından kötü fikirler geçmiyor değil...


AROG @ 19-12-2008 11:42

Büyük bir beklentim olmaksızın yalnızca biraz eğlenmek için gitmeme rağmen bunu dahi başaramadığım bir film AROG. İlk film en azından bir miktar eğlendirmişti, ama bu devam filmi biraz zorlama olmuş bence. Espriler belden aşağı vurmakla birlikte arada birkaç günümüz Türkiye'sine belki 12 Eylül dönemine göndermeler yapılmış ama bu da metne herhangi bir derinlik katmaya yetmemiş sanki...

Kısa skeçler toplamı gibi görünen filmin tek silahı olan espriler de zayıf kalınca film çıkışı yalnızca pişmanlıklar kalıyor geriye. Cem Yılmaz beğenmeyenlerin anlamadığını iddia etse de bu iddia sanırım aynı zamanda hedef kitlesinin seviyesini eleveriyor. Hedef kitle İvedikperverler ise onlar önüne ne koysanız yiyor zaten.

Biraz gülüp eğlenmek için gittiğiniz filmde tamamı bir iki espri yakalıyorsanız ve film espriler üzerine kuruluysa illaki bir hayalkırıklığı yaşıyorsunuz açıkçası... Filme boşuna gitmeyin demeyeceğim, çünkü bu reklam bombardımanında pek bir şans yok gitmeme konusunda:))



Bayram Mesajımızdır! @ 08-12-2008 09:44



Bayramınız kutlu ola...
Sağlık sıhhat yerinde ola...
Dünyaya ve üzerinde yaşayan veya yaşamayan canlı cansız herşeye iyi davranıla...


Bloglasak da mı şeyetsek? @ 05-12-2008 02:03

Sıkı takipçilerinden olduğumuz JerenCe mimlemiş bizi, sağolsun... Sorular basit gibi görünse de biraz çetrefilli, yoldan sapmadan cevaplamaya çalışacağız...
Önce sorular;
1- Sizce son dönemde Türk bloglarındaki durgunluk fark edilir düzeyde mi?
2- Cevabınız evet ise, sizce bu durumun nedenleri neler?
3- Bu durgunluğu gidermek ve üretilen içeriğin kalitesini yükseltmek için Türk blog yazarları olarak neler yapmalıyız, nelere dikkat etmeliyiz?

Hepsine teker teker değilde ortak bir cevap vermeyi yeğleyeceğiz... Türk blogları da diğer birçok konuda olduğu gibi suyu çıkma vb tabirlerle tanımlanabilecek bir durumda sanırım... Birçok blogcu arkadaşın en çok içerik hırsızlığından yakındığını düşünürsek ve bir de üzerine sayısı azımsanamayacak ölçüde olan, hiçbir içerik üretmeyip ordan burdan şarkı türkü indirten, herkesin bildiği şeylerin heryerde bulunabilecek tanıtımlarını hiçbir kişisel veya fikirsel katkı sunmadan biryerlerden araklayan blogları da eklersek durum ortaya çıkıyor sanırım...
Tabi cennet vatanımızın tek örnek demokrasisi gereği önüne gelenin, canı sıkılanın blog kapattırdığını, olmadı toptan bütün blogların kapatılabildiğini de düşünürsek insanın şevki kırılmıyor değil... Sonuçta blog işinden geçimini sağlayan olduğunu sanmıyorum, genelde kişisel tatmin durumu sözkonusu... Hemen her blogda google abimizin reklamları var ama ciddi bir gelir elde eden olduğundan şüpheliyim... Artık onlar temanın bir aksesuarı niteliğinde:)))
Dolayısıyla kişisel tatmin öne çıkıyor ki yukarıda sıraladığım negatif etkenler de bu tatmini alt seviyelere çekmeye yetiyor... Bu da elbette bir durgunluk getirecektir...
Neler yapılabilir üzerine çok düşünmedim açıkçası ama hemen aklıma geliverenler şunlar; blog yazarları - en azından gerçekten blog yazanlar- desteklenmeli... Bu çok zor birşey değil... Beğenerek okuduğunuz bir yazıya yorumunuzu eklemek ki bunun için blog yazarı olmaya da gerek yok yazara cesaret verebilir, en azından ciddiye alındığını, birilerinin anlatmaya çalıştıklarıyla ilgilendiğini düşündürtebilir... Sonuçta insanlar bir yazı yazarken, güzel bir blog -temasıyla, içeriğiyle- oluşturmaya çalışırken zaman ve emek harcıyorlar...
Belki sağlam bir reklam geliri olsa daha değişik projelere girişilebilir...
Sendikasal bir birliktelik durumu sözkonusu olmasa da camiada bazı olumsuzluklara ortak tavır alınabilir...
Bilmem ki daha neler yapılabilir?
Bizde kişisel tatmin ön planda... Yoksa güzel hatun fotoları, videoları koyup 'YEDİKÇE YİYESİM GELİYOR, obez mi oldum acaba?' gibi salak başlıklar atıp daha fazla hit ve gelir elde edilebileceği kesin cennet vatanımda:)))
Ve işin en zor tarafına geldik, bu mimi kime paslayacağız? Ya pasladığımız blog bizi sallamazsa:))) Ya bizi takipettiğini düşündüğümüz kişi ayda yılda bir uğruyorsa:))) Paranoyanın sonu yok ki...
Neyse şansımızı deneyelim; pasımız
Pandora'ya gitsin... O'nun düzenli uğrayışlarını yorumlarından biliyoruz:))) Güzel goller bekliyoruz:)))


Kişisel, Çok Kişisel... Biraz Ortaca, Biraz Dalyan, Daha çok çocukluğum... @ 03-12-2008 11:48


















Herkes evlenmeden önce sevgilisine çocukluğunun geçtiği yerleri gezdirmeli!
Fikir requiem'den, çekimler benden, makina kardeşimden, iklim ve doğa manzarası Yüce Manitu'dan...
Hayatın gülümsediği anlar...
Eskiden, çok eskiden, ilkgençliğimde ' Hayat bir erkeğe kadının en kuytu yerlerinden gülümser!' derdim... Yanıldığımı söyleyemem ama ekleyeceklerim var... Hayat aslında gülümsemeye fırsat kolluyor ama omuz silken, bu gülücüğe karşılık vermeyen bizleriz sanırım...
Bu fotoğraf kışın başında çekildi... İşte hayat... Birileri üşürken, belki karşılığında ülkesini, geleceğini sattığı kömürünü yakarken - mesaj vermeden olmaz:)))- biz Dalyan sahilinde çocukluğumu gülümseten o mekanda en günahından likit keyif verici maddemizi tüketip denize giriyorduk... Şimdi gel de bu hayata kötü de... Ben derim ama... Kişisel mutluluk, kişisel başarı bir hiçtir! Bir yerlerde insanlar uyuşturucu çekip baltalarla birbirlerini katlederken mutlu olmak belki ayıp... Ama kardeşim sizlerde birilerinin kulu kölesi müridi tebaası olmayıverin yahu... Birileri 'Yürüyün, vurun kılıncı!' dediğinde, nereye yürüyoruz, neden yürüyoruz? Sen kim oluyorsun da yürüyeceğimiz noktayı belirliyorsunuz deyiverin?
Neyse bana ne? Her sopa sallayana boyun eğene, her kaval çalana koyun olana, her şeyhe mürit olana açık değil zaten bu blog...
Neyse dedim ya kişisel, çok kişisel...
Benim çocukluğumda bu sahilde elektrik yoktu, hoş hala yok:))) Biz çadır hayatı yaşardık her yaz... Kardeşim o sahilde emeklemeye başladı şimdilerde yirmili yaşlarında, yürüyebiliyor artık yani:))) O zamanlar akşam kızlar ateş için odun falan toplardı bizlerse gölden yengeç avlardık... Közde yengeç partisi, anlatılan masallar, oynanan sessiz sinema oyunları ve radyoda komşudan müzikler... Bizim kanalları çekmezdi radyo, Yunan müziklerine olan sevdam ordan kalma herhalde...
Nerden nereye? Psikologların olaya çocukluktan girişmesi boşuna değil...

Çocukluğumuzda saklı geleceğimiz belki de...

yakaladığımız yengeçlere yaptığımız işkencelerin bedeli yaşananlar.

bizi kavuran güneşe minnettar oluşumuzdan kısacık mutlu anlarımız,

aşkımızı denize borçluyuz

dostluklarımız iyot kokulu, denizsiz kentte boğuluşumuz bundan...

demiştim bir yazımda, ne haklıymışım, aferim bana:)))
Sıkıldıysanız affola... İçimden geldi yazıverdim gari:)))



Kitap Hediye Ediyoruz... @ 30-11-2008 01:53

Aslında her ay yapmayı planladığımız ama tembellik, üşengeçlik vb huylarımızdan dolayı hep ertelediğimiz bir etkinlik olan kitap hediyelerimizin ikincisini gururla sunarız:))))
Senarist, yönetmen ve yazar Sayın Sevgi SAYGI'nın ilk ve şimdilik tek kitabı olan GEZGİN'i hediye ediyoruz...
Kazanmak için blogumuzda yeralan herhangi bir yazıya yorum bırakmanız gerekecek ve bıraktığınız yorumun da şu andan itibaren bırakılan 100. yorum olması gerekecek:)))
Elbette yorumun bırakıldığı yazı ile ilintili olmasını rica edicez:))) Kısacası 'Selam, N'aaber' türünden yorumları pek ciddiye almak niyetinde değiliz:)))
Nihayetinde bu minik bir oyun ve kitap da kitapçılarda bulunabilecek bir kitap ama bizim hediyemizin minik bir farkı olacak; Kitabımız yazarından imzalı olacak!
Bol şans... Ve şimdiden ilgilenen herkese teşekkürler...


Hamdolsunlar Ülkesi @ 28-11-2008 14:27




Hamdolsun küresel kriz teğet geçti. Neden, nasıl ve dahası doğru mu bilinmez!
Hamdolsun küresel ısınma bize dokunmaz. Yağmur duasına çıkarız!
Hamdolsun Bir Milli Takımımız var. Ne yapsak ruhları duymaz!
Hamdolsun işsizlik diye bir problem yok, üçer beşer doğurun Allah bulur bi çaresini!
Hamdolsun ekonomi tıkırında. Bunu kendisi ve yakın çevresi adına söylüyor muhtemelen, yorum yapmak bize düşmez, Allah daha fazlasını versin diyeceğim ama pek ihtiyaçları yoktur herhalde artık!
Hamdolsun Deniz Feneri davası unutulur gider. Doğru söze ne denir?
Hamdolsun IMF'e ihtiyacımız yok. Yan cebin yerini IMF öğrenmiştir artık!
Hamdolsun satılan bankaların patronları halktan gerek haciz gerek başka yollarla alacaklarını katbekat faiziyle tahsil ediyorlar. Bu kesin! Başka bir ülkede olsanız ödeyecek durumunuz olmadığını kanıtlarsanız banka babayı alır ama bu ülkede can güvenliği, yaşam standardı güvenliğinden önce gelir ecnebinin parasının ve başka ülke insanlarından alamayacağı faizinin güvenliği...
Hamdolsun satacak başka birşeyimiz kalmadı, bizim de suyumuzun ısındığı döneme denkgeldi bu, yeni hükümet düşünsün gerisini. Bakınız bu da doğru!
Hamdolsun şeyhimiz de yırttı, ABD vatandaşı olaraktan. Eh bu da doğru günün birinde yargılanması sözkonusu olsa ABD' den istesin bakalım savcılarımız!
Peki bu ülke yaşayanlarının Hamdolsun diyebileceği neler kaldı? Sağlık sıhhat Allah'a emanet? Ekonomi facia! Düzgün giden ne kaldı? İnsanlara 'OH BE!' dedirten?



PARA PARA PARA... @ 25-11-2008 02:27


Değiş-tokuş devrinden nasıl geçtik biz bu düzene? Üstüne milyonlarca ekonomist, hiç anlamadığım borsadır parametredir, endekstir... Bir sürü zırva...
Yenilebilir bir bitki türünü yetiştirmek veya avlanmak sonra bunları karşılıklı değiştirmek veya paylaşmak, döviz bürosunda üzerinde bir ülkenin kahramanı basılı bir kağıdı verip yerine başka bir ülkenin sevilen simasının fotoğrafını almaktan daha mı aptalcaydı?
O zamanlar ya avlanacaktınız ya da yetiştirecektiniz ya da başka bir işe yarayacaktınız... Şimdi hiçbir halta yaramadan birçok halta yarayan birisinden daha iyi yaşama imkanı var küçük bir azınlığın... Geriye kalan aptal çoğunluk ise o azınlığa dahil olabilmenin hayaliyle daha aptal, adına şans oyunları denilen kağıtlardan dolduruyor... Hayatımız kağıtlar üzerinde... Kağıtlar için ise yakamadığımız ormanlardan ağaçlar kesiyoruz bir an önce dünyanın annesini (D)üzebilmek için!!!
Biraz kaba oldu bu sanki... Rtükten rica etsek 13 yaş sınırı falan koysak yazının başına:)))
Alın size fantezi - söz bu müstehcen değil, fantezi lafına takılmayınız- ; komünal zamanlarda uyumuş bir uyuyan güzel günümüzde uyansa... Gerisini siz hayaledin, ben üşenirim beynimden tüm geçenleri aktarmaya, Egeliyim, üşengecim nihayetinde...
Bir bankadan kredi çektiniz diyelim, ihtiyacınız oldu, belki evleneceksiniz, belki bi eksiğinizi tamamlayacaksınız ya da daha salakçası bir iş buldunuz para kazanacaksınız ama önce işe yakın bir ev tutmalısınız ve işe uygun kıyafetler alıp daha para kazanmadan, kazanacağınızı varsaydığınız para için borçlanacaksınız:))) Belki kağıt gelir diye biyerden kağıt aldınız daha fazla kağıt geri verme garantisiyle... Aferim! Sayenizde biraz daha ağaç kesilecek... Sonra o kağıtları bir süre işiniz aksadı ve taahhüt ettiğiniz düzende geriye veremediniz.... Bu banka denilen kurum sizden bu defa çok daha fazla ağaca malolacak düzeyde bir miktar kağıt isteyecek:)))) Çok fena canınız sıkılacak... Çünkü o kağıtlar için hayatını feda eden ağaçların yanısıra sizler de çalışmak denilen bir düzende hayatınızın büyük bir bölümünü feda ediyorsunuz... Her neyse canınız sıkıldı ya, her a(ş)kşam uğrayıp bir iki bira, sigara aldığınız 'Noolcak bu Fenerin hali?' tartıştığınz bakkala gittiniz likit keyif verici madde alacaksınız en günahından... O bakkal da sizden bazı kağıtlar isteyecek:)))
Bir gün atacam bakkalın önüne 80 kiloluk bir bizon, ver 80 litre likit diyeceğim:)))
Sonra o bankaya bizonun postunu takdim edeceğim duvarlarına assınlar:)))
Şaka bir yana benim ailem var bir şekilde bu tarz problemler çözülüyor, elbirliği yapılıyor vs vs...
Ama sizce de ters giden birşeyler yok mu bu pek kapital düzende? Yarın dünya patlayacakmış deseniz, 'Eyvah daha kredim bitmedi, kredi kartının asgarisini ödeyemedim' diyecek insanlar var etrafımızda...
Barınak, sağlık, eğitim, beslenmek gibi gayet insani şeyler her insanın hakkı! En tembelinden, en aptalından, en cahilinden tutun da herkesin hakkı bunlar...
Son olarak ben kira ödemeyi de son derece salakça buluyorum Sosyal Hukuk Devleti vatandaşı olarak:))) Ama evsahibime göre bu gayet normal hatta olmazsa olmaz birşey:)))
Anlatsam ona küresel ısınmayı, dünyanın halini, yokolan ormanları, kağıtların hiç olduğunu, aslolanın İNSAN olduğunu... Olmadı bir bizon da onun için avlasam:)))


Dünyanın Hali... @ 23-11-2008 23:23

Wake Up, Freak Out - then Get a Grip (Türkçe) from de scape on Vimeo.

Biz zavallı insanlar günü kurtarmaya çalışırken kayıp giden geleceğimizi gözden kaçırıyoruz sanırım...
Yukarıdaki kısa film pek içaçıcı değil maalesef ama gerçek! Birşeyler yapılmazsa neler olacağını anlatıyor...
Bizler basit siyasi veya ekonomik çıkarlar peşinde atgözlüklerimizle hırsımızdan hiçbirşeyi görmezken dünya yokoluyor... Daha doğrusu canlı türü yokolacak, dünya bizler olmadan da turlarına devamedebilir belki...
Gelecek nesillere böyle bir dünya bırakmanın sorumluluğu herkesin üzerinde... Ormanlar yakılıyor, savaşlar sürüyor, nüfus patlaması yaşanıyor, abuk sabuk gündemlerle insanlar oyalanıyor, dünyanın yarısı sefalet içinde...
Yokolan her canlı türünün dünyanın devamı ve ekolojik sistem için bir önemi vardı...
Bazı şeyler geri döndürülemez belki ama en azından elimizdeki korunabilir diye umudediyorum...

Leo Murray’ın iklim değişikliği hakkındaki kısa ve son derece bilgilendirici filmi aynı zamanda çok da etkileyici. Filmin senaryosunun Ömer Madra tarafından yapılan Türkçe çevirisi, Erdinç Yılmaz tarafından yapılan alt yazı çalışması ile filme eklenmiştir.
Biz videoyu Durugörür'ün blogunda gördük... Ve izniyle blogumuza aldık... Kendisine de teşekkür ederiz, ayrıca bu videoya katkısı olan herkese sonsuz teşekkürler...


Her şeyden biraz

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 59
Kategori: Kültür Sanat
Etiket: izmir sanat edebiyat siyaset medya kisisel

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Kültür Sanat - Turşu Suyu
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 292
Kültür Sanat - Belgesel Online
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 84
Kültür Sanat - Edebiyat Aşkına!
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 193
   
Olmazmi.com