En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Oyunvarmi.com'da binlerce flash oyun sizi bekliyor. Oyunvarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Genel - Hayvan Ansiklopedisi RSS

Güvercinler @ 01-10-2009 23:22
Ilımlılar ve güvercinler Columbidae aile üyeleridir. Bunlar dünyanın her yerinde bulunur. Çünkü tohum ve tahıllar yedikleri Onların diyetler, çoğu iklimlerde biri izin hemen hemen her yerde mevcuttur. Güvercinler en çok kuş sosyal ve bu alanlarda çünkü orada yiyecek mevcuttur ve çatı ve balkon ve terk tutuyor ve binaların üzerine bina saçakları içinde yuva ve roosting alanların bol, bol olacak biliyorum insanların yaşadığı yaşamak istiyorum. Bazı bölgelerde, onlar 'gıda ve pek çok ülkede insanların gelmek için, onun bir park veya kare için güvercin seyreden bir saat gitmek, özellikle tohum bir çanta ile donatılmış gelmek popüler bir eğlence öğrendim.

Papağan ailesi, güvercin ve güvercin ailesi üyeleri gibi adı var bir 'gerçek ürün. Bu onların kendilerinin kendi genç için hangi kusturmak kalın bir madde 'olarak bitkisel süt' bilinen üretmek anlamına gelir. Ilımlılar ve güvercinler istisnai veliler vardır.

Güvercinler ve 'kuş olarak bilinen barış'. Sıcak bir yaz akşamında Onların melodik cooing YOU huzur yapmak olabilir ama çalım antics izlemek ve besleyiciler de saldırgan davranışlar sizi merak yapabilirsiniz!

Genellikle kelime "" güvercin güvercin küçük türleri tanımlamak için kullanılır.

Columbidae daha büyük bir ailenin parçası bir "düzen denilen" ve bu Güvercinler denir.

Gelin ve Güvercinler hakkında daha fazla bilgi. Onlar hakkında bir şeyler çok yakında burada olacak.

Dünya çapında şehirlerde yaygın bir görüş, Rock Güvercin kalabalık cadde ve kamu kareler, atılan yiyecek ve kuş yemi ve teklifleri yaşayan. Iki karanlık wingbars ile tipik mavi-gri kuş ek olarak, çoğu onları düz, soluk, lekeli veya paslı-kırmızı ile kuş sürüleri görürsünüz. Kuzey Amerika Avrupa'dan erken 1600'ler binalar ve pencere çıkıntıları üzerinde, şehir güvercin yuva tanıttı. Köprü altında ahır ve tahıl kulelerde aynı zamanda yuva kırsal, içinde ve doğal kayalıklardan gör.
Kuş Gözlemciliği Inside

* Güvercinlerde Boyut & Şekil
Daha büyük ve yalan bir Mourning Dove daha Rock Güvercin küçük başları ve kısa bacakları ile tıknaz kuşlar. Kanatları geniş ama sivri kanat ve kuyruk geniş ve yuvarlak.
* Renk Desen
Renkli Değişken, ancak en kuş gri kanat iki siyah şeritler ve kuyruk siyah uçlu mavimsi vardır. En kuş yanardöner boğaz tüyleri vardır. Kanat desenleri iki bar, koyu lekeler veya düz olabilir içerebilir. Kuyruk genellikle koyu uçlu.
*Davranış
Güvercinler genellikle sürüler içinde, yürüme toplamak veya zemin ve gıda için gagalama çalışıyor. Zaman paniğe, sürü aniden hava ve daire içine birkaç kez tekrar aşağı gelmeden önce uçuşlar olabilir.
*Habitat
Güvercinler şehirler ve kasabalar tanıdık kuşlar. Ayrıca tarım arazisi ve alanlar çevresinde yanı sıra arketipik tabiatında, kayalıklar görürsünüz.

Ördek @ 04-05-2009 01:52
Ördek
«Paytak» içgüdüsünün etkisiyle, kuduz bir köpekle çarpışmıştı.
BİR PAZAR SABAHI zil çalınca kapıyı açmaya koşan iki yaşındaki Susie, kapının eşiğinde sepetinin içinde büzülmüş bir ördek yavrusu buldu. Hayvancık, boncuk gibi bir çift gözü ve kehribar renginde gagası olan sarı bir tüy yığını halindeydi, ördek yavrusu biraz büyüyerek sepetten çıkıp evin içinde Susie'nin peşinden ayrılmaz olunca, küçük kız sevincinden çılgına dönmüştü.

Ördeğin de biricik sevgilisi Susie idi. O nereye gitse arkasından geliyor, küçük kız koşmaya başlayınca da sarı bir top halinde yerlerde yuvarlanarak ona yetişmeye çabalıyordu. Susie ördeğe «Paytak» adını takmıştı. O yaz Susie ile Paytak kelebekleri beraber kovaladılar, hattâ çalıların arasında saklambaç bile oynadılar.

İki yıl sonra Paytak, soydaşlarından daha iri ve daha kuvvetli bir ördek olmuştu. Bu arada Susie'nin de bir küçük kızkardeşi dünyaya gelmişti. Bir süre bebeğe dikkatle bakan Paytak, sonunda kanatlarını çırparak ve garip sesler çıkararak onun sepetinin yanına yerleşti. Sanki bu şekilde artık büyüdüğünü ve bebeğe bakmak sorumluluğunu üzerine aldığını dünyaya ilân etmek istiyordu. Zorla sepetin yanından alınıp bahçeye bırakılınca, hiddetinden krizler geçirir oldu.

Birkaç hafta sonra Paytak'ın ördek beyni, bebeğe ancak bahçede yalnızken bakmasının gerekli olduğunu kavrayabildi. Küçük yavrunun bahçeye çıkma zamanı gelince,

Paytak kapının önüne dikilirdi. Sonra bebek arabasının altına yerleşir ve etrafı dikkatle gözden geçirmeye başlardı. Susie ile arkadaşları bahçe kapısını daima açık unuturlardı. Aîlahtan Paytak'm sayesinde ne insan, ne de hayvan, hiç kimse bahçeye giremezdi.

Günün birinde şehrin köpekleri arasında bir kuduz salgını başgösterdi. Bir sabah bir arkadaşı Susie'nin annesine telefon etti. «Kuduz bir köpeğin sizin köşeyi döndüğünü gördüm. Aman, dikkat edin!» diyordu.

Kadıncağızın hemen bahçe kapısı hatırına geldi. Kim bilir belki de çocuklar onu gene kapamayı unutmuşlardı. Hemen bahçeye koştu. Daha bebeği göremeden Paytak'ın vahşi vahşi tısladığını işitti.

Bebeğin birkaç metre ilerisinde sabit bakışlı ve salyalı ağızlı bir köpek duruyordu. Paytak da kanatlarını açmış vaziyette onun üzerine yürüyordu.

Elinde süpürge olan hizmetçi, genç annenin hemen arkasındaydı. İki kadın süpürgeyi siper ederek ilerlediler ve bebeği evin içine kaçırdılar. Sonra vakit kaybetmeden polise telefon edildi. Bahçeden akseden korkunç seslerden Paytak'm hâlâ kuduz köpekle boğuştuğu anlaşılıyordu. Birbirlerine sarmaş dolaş olmuş vaziyette basamaklara ve kapıya çarpıyorlardı. Derken Paytak'm acı ile tısladığı duyuldu.

Evde tabanca da yoktu. Polisler ise belli ki zamanında yetişemeyecekîerdi. Genç anne, içinden, Paytak'm tehlikeyi anlayıp kaçması için dua ediyordu. Fakat aynı zamanda onun kaçamıyacağını da biliyordu. Düşmanını bahçeden kovmadıkça mağrur ördeğin içi rahat edemezdi.

Dışarıdaki gürültüler gitgide azalıyordu. Derken bir silâh sesi duyuldu. Biraz sonra kapıyı çalan polis genç kadına, «Dışarıdaki sahneye hayatınızda bir daha rasîıyamazsımz,» dedi.

Bahçenin altı üstüne gelmiş, çiçekler harap olmuştu. Sandalyeler ve bebeğin arabası da devrilmişti. Yerde kırmızı lekeler göze çarpıyordu. Paytak bahçe kapısının önünde kanatları açılmış vaziyette ve gagası kanlar içinde yatıyordu. Köpeğin ölüsü ise bahçenin dışmdaydı.

Polis genç kadına köpeğin parçalanmış başını göstererek, «gördüğünüz gibi aslında, tabancaya pek lüzum yokmuş,» dedi.

Paytak, yabani atalarından kendisine miras kalan bir içgüdünün etkisiyle, düşmanım kutsal saydığı bahçeden kovuncaya kadar çarpışmış ve bu uğurda can vermişti.

Maymunlar @ 04-05-2009 01:47
Maymunların Elinde Ölümle Pençeleştik

1. DÜNYA SAVAŞI sırasında, Birleşik Amerika Cumhurbaşkanı Roosevelt, Amerikan şileplerine, Akdeniz'e girmeyi yasak ettiğinden, 1941 yılının ekim ayında Ümit Burnu üzerinden port Sudan'a ve Suriye'te doğru yol alıyorduk. Gemide 9 subay ve 28 personel olmak üzere tam 37 kişiydik. Yükümüzü boşalttıktan sonra, rota Kalküta'ya çevrildi. Oradan manganez, talk, jüt, mika ve kauçuk yükledik. Son dakikada da Amerika daki doktorların, çocuk felcini yenmek için giriştikleri deneylerde kullanılmak üzere ısmarladı klan 500 maymunu başımıza musallat ettiler. Onları, yirmişer yirmişer kafeslere dağıttıktan sonra aklımızdan çıkardık ve bir daha da onlarla ilgilenmedik.

4 nisan günü Seylan'ın Kolombiya limanına gitmek üzere Kalküta'dan ayrıldık. Gemi hızından kaybetmediği takdirde, hedefimize beş günde varacağımız hesaplanmıştı.

Gemimiz 1921 malı, 580 tonluk bir yapıydı. Pek ahım şahım bir şey olmamasına rağmen, sağlamlığına oldukça güvenimiz vardı.

Kalküta'dan demir aldığımız sıralarda, harp haberleri hiç de iç açıcı neviden değildi. İngilizlerin en gözde harp gemilerinden «Prince of YVales» üe «Re-pulse» batırılmış, şubatta Singapur, bir ay kadar sonra da Ran-gun düşmüştü. Daha Kalküta'dan ayrılmadan önce, Amerikan harp gemilerini Malakka boğazından kaçırdıklarını haber almıştık. Japon donanmasının, o sırada bulunduğumuz Bengai körfezini de tarayabileceğini tahmin etmek için doğrusu harp uzmanı olmaya hiç lüzum yoktu.

Boş zamanlarımızda maymunları seyretmekle vakit geçiriyor, birkaç dakika için olsun endişelerimizden sıyrılmaya çalışıyorduk. Hindistan'ın bu cinleri görülecek şeydi. Her kafeste en yaşlı erkek bü tün dişileri kendine ayırıyor, dişilere doğru adım atan her hangi başka bir erkeği öldüresiye dövüyordu. Maymunların bazan bize de sataşacakları tutuyor, yemeklerinden artakalan patates ve ekmek parçalarını kafes parmaklıklarının arasından üzerimize fırlatıyorlardı.

Maymunların bakımı başka-marot ile marangoza aitti. Bu ikisi, kafesleri her sabah hortumla yıkıyor, hayvanlara günde iki defa yemek veriyor, hastaları ayrı kafeslere alıyor, ölüleri ise denize atıyordu. Hasta ve ölü maymunları kafesten çıkarmak oldukça tehlikeli bir işti. Maymunlar bir kere heyecanlandılar ve kafese giren de dikkati elden bıraktı mı, ortalık harp meydanın a dönüyordu. İrice birer kedi büyüklüğündeki bu yaratıkların testere gibi dişleri ve insanı ahtapot gibi saran kollariyle bacakları vardı. Bir keresinde içlerinden biri başkamarota yapışmış, adamcağızı kurtarıncaya kadar hepimizin canı çıkmıştı.

Paskalya sabahı telsizimiz, ta uzaklardan gelen S.O.S. işaretleri aldı. Kaptan derhal tahlisiye sandallarının ve silahların gözden geçirilmesi için emir verdi. Doğrusu gülünecek haldeydik...

Amerika'dan hemen hemen silahsız olarak ayrılmıştık. Birkaç tüfek ile 1. Dünya Savaşı'ndan kalmış bir makineliden başka savmama aracımız yoktu. Bir Japon kruvazörümde karşılaştığımız tak-dirde, halimizin ne olacağım siz düşünün. Tahlisiye sandalı bakamından, silahtan daha zengindik. Dört sandalımız ile iki salımız vardı.

Telsizcimiz Sparks ertesi sabah, 7.20'de, bu sefa nispeten daha yakından bir imdat sinyali daha aldı. «Pawnee» adında bir Amerikan gemisi 40 mil uzaku, topa tutulmuştu ve batmakla d Demek ki civarda Japon gemileri dolaşıyordu. Kaptan, kazanlar: | patlaması tehlikesini göze alarak hızı artırdı ve rotayı, en yaka liman olan Vizagapatam'a çevMJ di. Çok geçmeden Sparks, ikinci) bir S.O.S. aldı. İmdat iste bize «Pawnee» den 11 mil c yakın «Halifax» di.

Bütün personel hazır ol durumuna geçmiş, Kaptandan emir bekliyordu.

Kazanların her an patlaması mümkündü. Derken gözcü, ufukta, üzerimize doğru gelen bir gemi gördü. Üstelik kazanlarda basınç bacayı tüttürmeye başlamasın mı?.. Avaz avaz haykırmaya başlıyan Kaptan, bu duman on saniyede yok edilmediği takdirde, hepimizin hakkından geleceğini söyledi.

Fakat iş işten geçmiş, Japon kruvazörü bizi görmüştü. Buyandan aşağıda 49 derece sıcakta, geminin hızını artırmaya çalışırken, bir yandan da mermilerin ne zaman üzerimize yağmaya başlıyacağınıı merak ediyorduk.

Birden geminin sarsılmasiyla isabet aldığımızı anladık. Bundan sonra arka arkaya yağan mermiler, güvertedeki arkadaşlarımızı temizledi. Kaptan, bu tehlike anında dolaptan Amerikan bayrağını çıkartarak direğe çektirdi. Az sonra Kaptan ortadan kaybolmuş, bayrak da paramparça olmuş bulunuyordu.

Arkadaşları güverteye çıkarmanın zamanı gelmişti. Maymun kafeslerinin yanından geçerken, marangozun, elinde bir demir çubuk olduğu halde, kafeslerin kapılarını kırmakla meşgul bulunduğunu gördüm. Az sonra güverteye fırlayan maymunların çığlıkları yaralıların iniltilerine karışarak dayanılmaz bir uğultu halini aldı. Ah, o zaman marangozu durdurmuş olsaydım, ne kadar iyi bir hareket olurdu.


Güvertede biraz daha ilerleyince, kamarotun, bütün tahlisiye sandallarının denize indirilmedi için emir verdiğini gördüm. \rkadan bizler de suya atıldık. Fakat maymunlar da bizi taklit etmekte gecikmediler.

Sallara ulaşabilenler 16 kişiyi geçmiyordu. Birkaç kişi de zemi enkazından parçalara tutunmuştu.

Bir ara bulunduğum sala doğru yüzen bir maymun gördüm. Bir arkadaş onu sudan çıkarmak üzere uzandı. Fakat birdenbire yüzlerce maymunun üzerimize doğru yüzdüğünü farketmemle tüylerim diken diken oldu.

Biri acı bir çığlık kopardı. 10 - 80 metre kadar ötede, bir tahta parçasına sarılmış bir denizci gördük. Bir maymun, kolları ve bacaklarıyle onun boynuna dolanrnış, etlerini parça parça koparıyordu.

İçimizden biri, «A bu, telsizci sparks!» diye inledi.

Gözlerime inanamıyarak baktığım sırada, birkaç maymunun daha öbürünün yanına yüzerek tahta parçasım ondan koparmaya çalıştıklarını gördüm. Çok seçmeden Sparks, yüzü gözü kan icinde olduğu halde, deli gibi haykırmaya başladı ve sulara gömüldü.

Bir yandan da düzinelerle maymun salımıza yetişmiş, üzerine tırmanmaya çalışıyordu. Biz de tıpkı birer hayvan kesilerek kla mücadeleye koyulduk. Başlarına nişan alarak onları teker teker avlamaya çalışıyorduk, fakat çevik olan maymunlar , biz daha denge sağlayamadan yer değiştirerek tekrar üzerimize saldırıyorlardı. Bir arkadaş bitkin düşerek denize yuvarlandı. Onu tekrar sala çekinceye kadar canım çıktı. Nihayet maymunlarla salın üzerinde boğuşmaya başlamıştık.

Bğuşmak ne kelime!.. Hınzır maymun yaratıklar âdeta dört kolluydular. Bacaklariyle ve kollariyle insana sarılmakta olduğu kadar, göz oymakta da usta idiler. Dişleri ise usturadan keskindi. Korkudan çılgına dönmüşlerdi. Tiz çığlıklar koparırken, gözleri, delillerinki gibi yuvalarında fıldır fıldır dönüyordu.

Bir aralık, nasılsa elime geçen bir maymunun boynunu sıktığımı hatırlıyorum. Hayvan cansız düşünce, onu bacaklarından sallayarak kamçı gibi arkadaşlarına doğru savurmaya başladım.

Vücudumun ışınlan yerlerinden oluk gibi kan akıyordu. Bu perişan halime rağmen, saldaki birkaç kişinin bitkin düştüğünü ve maymunlarla cebelleşmek için kollarım bile kaldıramadıklannı farkettim. Cesedi bunlardan birine vererek, «kamçı» vazifesi görecek başka bir maymun beklemeye başladım. Çok geçmeden üzerime atılarak dişlerini enseme geçiren iri bir erkek maymunun boynunu kırdım. Ve onu elime alarak yeniden kamçı gibi, alabildiğine savurmaya başladım.

Bundan sonra olanlan pek iyi hatırlıyamıyorum. Sonuncu maymunun ölüsünü de suya attıktan sonra, salda dokuz kişiyken, ancak üç kişi kaldığımızı gördüm. O iki arkadaşım da bir saate varmadan can verdiler.

Bundan sonraki pek o kadar önemli değil. Denize atılma emri verilinceye kadar görevi başından aynlmayan Sparks'm telsizleri, Amerika yolundaki bir yolcu gemisini imdadımıza yetiştirmişti. Dönüş yolunda, geminin yolcuları, hep bir Japon gemisiyle karşılaşmaktan korkmakla vakit geçirdiler. Fakat ölümden kurtulan on iki kişi, bundan çok daha korkunç kabuslarla pençeleşti. Bugün hala geceleri terler içinde uyanıyor ve lambayı yakıp odamda olduğumu görene kadar, deli maymunlar tarafından boğazlandığımı sanarak tirtir titriyorum...

örümcek maymun
kızıl maymunlar

En Zeki Hayvan Şempanze @ 30-04-2009 15:57

Hayvanlar Alemi'nin En zeki Yaratığı:

ŞEMPANZE

Bu hayvan, insanların hareketlerini taklit etmekte, öteki yaratıklardan kat kat üstündür.

• ingiliz gezginlerinden ve hayvan koleksiyoncularından Dr. Ansorge bir gün, dar nehirler yoluyla Batı Afrika'nın sık ormanlarının en ücra yerime kadar giren gemilerden birindeydi. Koleksiyoncunun niyeti ormanın içinde tek başına yaşayan bir beyazı ziyaret etmekti. Gece bastırırken iskeleye vardı. O beyazın evini orman içinde nasıl bulacağını düşünürken, birden kendisine yaklaşan bir fener gördü. Bunu taşıyan el, yerden ancak 50 - 60 santim yüksekte olduğuna göre, bir çocukla, ya da bir cüceyle karşılaşacağını umarken, kendisini karşılamaya gelenin bir şempanze olduğunu görmez mi?... Şempanze maymun bir şey demeden Dr. An-sorge'yl elinden tuttu ve ormanın içinde birkaç yüz metre ileriye götürerek efendisine teslim etti. Koleksiyoncu bunun üzerine, ev sahibinin yıllardır bu garip arkadaşla yalnız yaşadığını ve şempanzenin, bütün ev işlerini gördükten başka, ona arkadaşlık ettiğini de öğrendi. Efendisi şempanzeye bütün gemileri beklemesini ve bunlardan inen beyazları kendisine getirmesini de öğretmişti.


En Zeki Hayvan Şempanze



DÜŞÜK KULAK SAHİBİNİ NASIL BULDU @ 30-04-2009 00:21
DÜŞÜK KULAK SAHİBİNİ NASIL BULDU

«Düşük Kulak» bir İngiliz hava yüzbaşısının kahverengi gözlü ve sarkık kulaklı köpeğiydi. Av uçaklarının içi fevkalade dar olduğundan. Düşük Kulak uçuşlara efendiliyle çıkamaz, onu havaalanı müdürünün odasında beklerdi. Yüzbaşının uçağı yere inmeden, hiç kimse onu oradan ayıramazdı. Harp yıllarıydı. Günün birinde yüzbaşının uçağının da bulunduğu bir filonun Fransa üzerindeki akından dönmesi beklenirken, Düşük Kulak'm ansızın yerinden kalkarak müdürün odasından dışarı fırladığı görüldü.

20 dakika sonra alanın müdürü, bir uçağın alan yakınlarına düştüğünü ve pilotunun da atladığı haberini aldı. Bir saatlik araştırmadan sonra yüzbaşıyı bir bacağı kırılmış halde paraşütünün yanında oturur buldular. Düşük Kulak da oradaydı ve efendisinin yüzünü cesaret verici bir tarzda yalıyordu. Düşük Kulakın, uçağın düştüğünü daha hiç kimse duymadan nasıl hissettiği, efendisinin tehlikede olduğunu nasıl anladığı ve onu nasıl bulabildiği bir türlü izah edilemedi..

köpek.

ÇEGİNGEN RAKUN 'UN MARİFETLERİ @ 30-04-2009 00:12


ÇEGİNGEN RAKUN'UN MARİFETLERİ

Kuzey Amerika'ya has rakum adında ayıya benzer, kuyruğu alacalı halkalı bir hayvan vardır. Bir gün bir genç çiftçi bunlardan iki tane rakumu yakalayarak tahta bir kafese hapsetmişti. Birkaç hafta sonra rakumlardan birisi, kendisini yakalayan adamla dost olmuştu, öbürü aksine çekingen duruyor, daima kafesin gerisine kaçıyor, orda kalıyordu. Çiftçi kafese yiyecek koymaya gittiği zamanlar, onu yalnız samimî olanı karşılamaya geliyordu.

Bir gün çiftçi, rakun'ların ikisini de kafeslerinde bulamadı. Çekingen olan rakunun her zaman durduğu köşede kanı bir delik vardı. Besbelli iki hayw an sözel bir plan hazırlamışlar, zeki rakum kafese yaklaşan çiftçiyle meşgul olup, onun dikkatini çekerken, öbürü geceleyin giriştikleri kazının deliğini ve delikten çıkan talaşları gizliyordu.

AHBAP CANLISI BİR FOK @ 30-04-2009 00:02
AHBAP CANLISI BİR FOK

1923'te Amerikan Donanmasının «Omaha» gemisi bir gün California' nın San Pedro limanına demir attığı sırada, suyun içinde bir gürültü koptu. Araştırınca, genç bir fok*un gemiye bağlı bir sandala binmeye çalıştığı görüldü. Bunun üzerine geminin yanlarını temizlerken üzerine çıkılan iskelelerden birini; aşağıya sarkıttılar. Ayıbalığı da bunun üstüne çıktı ve güverteye çekildi.

Hayvanın böğründe bir kesik vardı. Geminin doktoru yarayı dikti. Tayfalar da ziyaretçiyi şeker ve çiğ balıkla beslediler. Ayıbalığı yarası iyileşinceye kadar gemide kaldı. Sonra bir gün geldiği yoldan giderek gemiden ayrıldı.

Fakat gemi, limanda kaldığı müddetçe, sık sık gemiyi ziyarete geliyordu. Gemidekiierin dikkatini çektikten sonra, kendisine iskelenin indirilmesini bekliyor, böylece yukarı çıkarak beslenip okşanmak için gemicilerin yanma gidiyordu. İşin enteresan tarafı bu fok «Omaha» gemisini limandaki öbür gemilerden ayırabiliyor , fok balığı başka hiç bir gemiyi ziyarete gitmiyordu.

Kokarca'nın Köpeğe Verdiği Ders @ 30-04-2009 00:01

Kokarca'nın Köpeğe Verdiği Ders


BU, Amerika'da geçen olmuş bir vakadır. Bir evde «Butch» adında bir
köpekle «Stripes» yani «Çizgili» adında kokusu alınmış bir kokarca
vardı. Stripes yavru iken onu avluda Butch'un yanma bırakıyorlardı.
Evdekiler, köpeğin bu garip hayvanı, orasını burasını hafif hafif
ısırarak müthiş kızdırdığını keşfetmekte gecikmediler. Bir gece avluya
çıkınca, köpeği yalnız buldular. Parmaklığın dibindeki bir delik,
kokarcamın nasıl kaçtığını açıkça anlatıyordu.


Birkaç
gece sonra avluda otururken, Stripes'in parmaklığın dibindeki delikten
avluya girdiğini görünce, ev halkı son derece sevindiler. Stri-pes'in
peşinde başka bir kokarca daha vardı. Kokarcalar girdiğinde Butch da neşeli neşeli havladı ve
yeni kokarcayı ısırmaya kalkıştı. Hayvan o an pis kokusunu Buteh'a
doğru fışkırttı. Gözleri yanan köpek acı acı uluyarak avlunun en uzak
köşesine kaçtı.


Ertesi sabah ikinci kokarcanın gitmiş olduğunu gördüler. Bir daha da
gelmesine hacet yoktu zaten... Butch, Stripes'i bir daha rahatsız
etmedi.

İlgili: Yabani Köpekler, Hindistan Köpekleri



KIRLANGIÇLARIN İNTİKAMI @ 29-04-2009 23:58

KIRLANGIÇLARIN İNTİKAMI


Bir sabah yuvaları evimizin saçağında bulunan iki kırlangıcı,
yuvalarına yerleşen sevimli bir serçeyi kovmaya çabalarken gördüm.
Kırlangıçlar serçeyi kımıldatmayı bir türlü başaramıyorlardı. Bunun
üzerine kırlangıçlar uçtular ve biraz sonra da yirmi kadar kırlangıcı
peşlerine takmış olarak döndüler. Yuvadaki serçeye yeniden saldırmaya
başladılar. Bu kırlangıç kalabalığının hücumuna rağmen, serçe yuvayı
bir türlü terk etmedi.


Kırlangıçlar tekrar uzaklaştılar. İki saat sonra evimizin etrafını o
zamana kadar görmediğim kalabalıkta bir kırlangıç sürüsü kapladı. Bütün
kırlangıçların bir hamlede çullandıkları yuva görünmez oldu. Birkaç
dakika sonra hepsi gitti. Merakla yuvanın bulunduğu yere çıktım. Bunun
üzerine yuvanın ağzının tamamen çamurla sıvanmış olduğunu gördüm,


Aradan aylar geçti. Sonbaharın yağmurlu fırtınaları yuvayı aşağı
düşürünce, etrafındaki yapışkan çamur tabakasını kırdım. İçinden
serçe nin ölmüş ve mumyalaşmış vücudu çıktı.

İlgili: Serçe Kuşu, evcil serçeler



İnsan yiyen kaplan beni Nasıl Kaçırdı? @ 29-04-2009 04:56
Ünlü kaplan avcısının eşi başlarından geçen korkunç bir kaplar avını anlatıyor.
İnsan yiyen kaplan beni Nasıl Kaçırdı?

KOCAM Derek vahşi hayvan avcısı olarak meşhur olduğundan serseri filleri veya insan yiyen kaplanları öldürmeye ikide bir çağrılırdı. Birkaç yıl önce de bir av partisi dolayısiyle Bombay'da bulunduğumuz sıralarda, onu bir kaplanı öldürmeye davet etmişlerdi. İnsan yiyen bu canavar, doğu kıyısında, Puru denilen yerde bulunuyordu. Birçok yerliyi kaçırmış ve yemişti... Derek onu avlamayı kabul etti.
Puru yakınlarında birçok kaplan vardı, ama yalnız bir tanesi insan yiyici olarak ün salmıştı. Bir fille giriştiği kavga sonucunda bu kaplanın bir ayağı ezilmiş, yayvan kalmıştı. Ama bu sakatlığın, hayvanın saldın hızı üzerinde hiçbir yavaşlatıcı etkisi olmamıştı.
Grubumuz, kocam Derek, silahlarımızı taşıyan Ali, iki yerli yardımcı ve benden ibaretti. Köylüler, büyük bir ağacm üzerinde bir av kulübesi kurmamıza yardım etmişler ve yem olarak da bize genç bir boğa armağan etmişlerdi.
Derek, Ali ve ben av platformunda bütün gece ses çıkarmadan oeJaeaiK. Sigara içemiyor ve ancak fısıltı halinde konuşuyorduk. Mevsim, yağmur mevsimiydi ve soğuk; mize rağmen tarafımız uyu*
fak vakti de gözükmedi. Artık aşağı inmeye karar veraaşak. Derek yere atladı, arkasından da ben... Ali ise silahlan ve leri indiriyordu. Bir anda bîr ça-tırdı koptu, arkasından da bütanın feryadı ile beraber sarih siyahlı bir kitle yanımızdan yıldırım gibi geçip kayboldu. Ağnamı açık kalakaldık. Derek, «ABafctaa birimizi kapmadı,» dedi.
Hemen kaplanın peşine döştük. Sesin geldiği yönde bir, btr buçuk kilometre kadar yürüdük.
Tecrübeli ve cesur bir ava olan Ali daha ileri gitmemenin ihtar etti. Zira Kaplan arkasından geldiğimizi sezerek avını bırakmış ve bize pusu kurmuş olabilirdi. Bir saat kadar beklemeye karar verdik. Bu sürenin sonunda iki yerli ile desteklenen grubumuzla gene kaplanın peşine düştük. Bir müddet yürüdükten sonra boğanın leşiyle karşılaştık. Ali leşe pek fazla yaklaşmamamızı söyledi. Zira kaplan yakınlarda olabilirdi. Boğaya doğru birkaç adım ilerlemiş olan yerlilerden biri, Aü'nin sözünü din-lemiyerek yürümeye devam etti. Aynı anda uzun ve çevik bir vücut yine şimşek hızıyla ortaya çıkarak kükremeler ve feryatlarla karışık bir ses hercümerci arasında yerliyi kaptığı gibi kayıplara karıştı.
Hemen kaplanın peşine düş-tükse de, ayak bileklerimize kadar çıkan çamur ve ustura kadar keskin, yüksek sazlar çabuk ilerlememize engel oluvordu.Zaten bahtsız Hintlinin sesi de pek çabuk kesildi.
Yerlinin cesediyle karşılaştığımız vakit dehşet içinde kaldık. Vücudunun bir kısmı yenmiş, başı ise gövdeden ayrılıp bir ağacın dibine fırlatılmıştı. Yuvalarından fırlamış gözlerde unutulmaz bir dehşetin izleri donup kalmıştı. Midem bulamyordu. Derek'in de sapsarı kesildiğini gördüm. Cesedin iki adım ilerisindeki bir ağaca bir av platformu kurmaya karar verdik. Derek, Ali ve ben yerlerimize geçerek beklemeye koyulduk. Hintliler ise yerlinin akrabalarına acıklı haberi vermek üzere köye dönmüşlerdi.
Hava kararıp da adamcağızın cesedi görünmez olunca biraz rahat ettim. Her halde uyumuş da olacağım ki, Ali omuzuma vurarak beni uyandırdığı zaman saat sabahın ikisi olmuştu. Karanlıkta cesedin başında bir çift parlak göz farkettim. Hemen Derek'le beraber ateş ettik. Kükreme ve pençe gürültüleri koptu. Hayvanın ağaçlara ve çalılara çarptığını duyduk. Sonra ortalığa yine sessizlik çöktü. Fakat biz yerimizden kıpırdamadık.
Bir zaman sonra aşağıda gene gürültüler duyduk. Her halde bu kaplan değildi. Bir çakal veya başka bir leş yiyen hayvan mutlaka zavallı adamın cesediyle kendine ziyafet çekiyordu. Ay bulutların arasına girdiği için, hiç bir şey göremiyorduk. Şafak söktüğü zaman aşağı inebildik. Zavallı adamın kemiklerinin üzerinde hemen hiç et kalmamıştı. Yalınında da koca bir kaplanın cesedi yatıyordu.Ama bu peşine düştüğümüz kaplan değildi.
Uzakten köylülerin gürültü ile geldiklerini duyduk. Konserve kutuları ve teneke parçaları çalarak canavarı korkutup kaçırmak istiyorlardı. Yanımıza gelerek zavallı yerliden arta kalanları topladılar ve gömmek üzere köye götürdüler. Biz de kampımıza döndük.
Ertesi sabah canavardan bir haber alamadığımız için, Derek'-îe birlikte kuş avlamaya çıktık.
Ali'den başka dört de yerli bizimle beraberdi. Ali'ye sorarsanız, o, bizim hafif silâhlarla ava çıkmamızı doğru bulmuyordu. Zira kaplanın her hareketimizi gözetlemesi ihtimali vardı.
Hava yağışlı ve soğuk olduğu için, üzerime kalın ve uzunca bir deri ceket almıştım. Gün sona ermeden hayatımı bu kalın elbiselere borçlu olacağımı nerden bilebilirdim?.. Bir havli zaman avlandık. Kuşlardan başka iki de karaca vurmuştuk. Akşama doğru hepimiz yorulmuştuk.
Tam iki açıklığı birbirinden 1 ayıran bir çalılığın yanından geçîyorduk ki, en umulmadık anda şimşek gibi üzerimize atılan turuncu ve siyah bir vücut gözlerîmizi kamaştırdı. Kulaklarımın dibinde korkunç bir hırlama duydum. Koca bir kafa ile ardına kadar açık bir ağzı hayal meyal görmemle beraber, belimden kavranıldığımı hissetmem bir oldu.
Derek'in, Ali'nin ve yerlilerin bağın şiarını duyuyordum. Öyle şaşkın haldeydim ki, başıma geleni birden kavrıyamadım. Ama durum rüya değil, hakikatti. Kaplan beni belimden yakalamış, ormana götürüyordu. «Bu bir kâbus galiba,» diye düşünecek olduysam da, canavarın çenelerinin belimdeki baskısı ve beni hoplata zıplata sürürkleyişi gerçekti. Beni her an yere bırakıp palçalamaya başlıyabilirdi. Silâhımı hâlâ sol elimde tutuyordum, ama sağ kolum kaplanın ağzmdaydı. Kendime telkin yaparak şuurumu kaybetmemeye çalışıyordum. Zira tek kurtuluş ümidim, canavar beni yere bıraktığı an ona ateş edebilecek durumda olmamdı...
Sebebini anlıyamadım, ama kaplan ansızın geri döndü ve ağaçlarla kaplı bataklığa giden çamurlu yolu terkedip beni açık araziye doğru götürmeye başladı. İşte o zaman Ali'yi gördüm. Elinde Derek'in silâhiyle bizi takip ediyordu. Bu kadar hızlı koşan bir insan şimdiye kadar görmemiştim. Kaplan hem ayağı yüzünden, hem de beni taşıdığı için yavaşlıyordu. Ali'nin arkasından Derek, geriden de yerliler koşuyorlardı...
Takip edildiğini hisseden canavar ansızın döndü ve homurdanmaya başladı. Ama beni bırakmak şöyle dursun, çenelerini büsbütün sıktı. Ali, «Cesaret sahip!.. Cesaret!..» diye bağırıyordu. Ağzında benim bulunmama rağmen, kaplan Ali'ye doğru bir pençe savurdu. Ali geriye sıçrayarak canını zor kurtardı. O zaman üçümüzün de ne korkunç bir tehlike ile karşı karşıya olduğumuzu anladım. Kaplan beni bırakırsa, Derek ile Ali'yi bir anda parçalı-



**Kaplan bir an beni bırakıp Ali'nin üstüne atlamaya hazırlandı. Ama sonra vazgeçti. Homurdanarak bana döndü.**

Kocabaş'ın Sonu @ 29-04-2009 04:29
Kocabaş'ın Son
ÜÇ KİŞİLİK bir ailenin
içinde doğmuşum: annem, babam ve Kocabaş'tan ibaret bir ailenin. Daha bir günlükken Kocabaş'ın himayesine girmişim. O, cinsi belirsiz, orta yaşlı ve belli alışkanlıkları olan bir köpekti.
Annem beni, arabamın içinde bahçenin neresine bıraksa, yanıma kimsenin soku-lamıyacağmdan emin bulunurdu. Ben, yürüyecek kadar büyüyünce, Kocabaş bu defa bana gezintilerimde göz kulak olmaya başladı. Bana emin sınırlar tayin etmişti. Bunları aşmaya yeltenişlerimde elimi ağzına alır ve beni yavaşça geriye çekerdi.
Ben okula başladıktan sonra, Kocabaş'ın kendine ayırabileceği biraz vakti oldu. İşte o zaman ihtiyarlamaya başladığını anladığını tahmin ediyorum. Gözleri bozulmuş, eski canlılığı kalmamıştı. Baytarın onu uyutmak tavsiyesini, an* nemle babam uzun zaman duymamazlıktan geldiler.
Sonbahar içinde bir pazar günü babamın Kocabaşla ava çıkmayı sevdiği yere gitmiştik. Annem babama, «Böylesi daha iyi Jim,» deyinceye kadar ben durumda bir anormallik olduğunu farkedememiştim.
Babam derin bir göğüs geçirdi, fakat cevap vermedi. Bu av partileri bizim için büyük bir eğlence idi, fakat o gün babam ne gülüyor, ne de şaka ediyordu. Kocabaş, babamın arkasından otomobilden atlamaya hazırlanırken, an-
nem onun başını okşadı, sonra derhal kitabını açarak oku-' maya başladı.
Çok geçmeden babamın tüfek sesini duyduk. Anneme, «Babam hemen bir av görmüş olmalı,» dedim. Annem evet gibilerdenN başını salladı ve burnunu gürültüyle sildi. Annemin, kendisini ağlatan bu kitapları neden okuduğuna aklım ermiyordu.
Birden annemin, «Aman Allahım!» f eryadıyla yerimden sıçradım.
— «Ne oluyorsun anne? Gelen Kocabaş,» diye söylendim.
Sevgili köpeğim otomobile üç metre kala durdu. Kalçasında, gitgide genişleyen bir kırmızı leke göze çarpıyordu. «Anne, bak! Yaralanmış!» diye bağırdım.
İkimiz de otomobilden atlamaya hazırlandıksa da, Kocabaş, sanki en müthiş düşmanları imişiz gibi, bize dişlerini gösterdi ve hırlamaya başladı.
— «Niçin böyle hareket ediyor?» diye sordum.
Annem elimi avucuna aldı. «Kocabaş çok ihtiyarladı yavrum. İhtiyar köpekler ise ba-zan akıllarını kaçırırlar,» dedi.
Tam o sırada babam koşarak çalıların arasından çıktı. Kocabaş bu sefer ondan tarafa da dönerek hırladı.
Babam, «Allahım, ben bu dikkatsizliği nasıl yaptım?» diye inledi. «Halbuki canını acıtmadan işini bitirmek istemiştim. Ama doğru dürüst önümü göremiyordum gali-
ba... Her halde ağlıyordum!-»
Annem yumuşak bir sesle, «Biliyorum canım, biliyo* rum.» diye mırıldandı. «Ama kendisine yardım etmemize meydan vermediğine göre, gene de başka çare yok.»
Babam cevap vermedi. Otomobilin öteki yanma geçmeye teşebbüs ettiyse de, Kocabaş da arkasından gelmişti. Ne bizim otomobilden çıkmamıza, ne de babamın otomobile binmesine izin veriyordu.
İşte o sırada babam, Kocabaş'ın havlayarak bize göstermek istediği şeyi gördü ve derhal otomobilin altındaki bir şeye ateş etti. Bu, bize atılmaya hazırlanan upuzun, korkunç bir yılandı!..
Babamın, yılandan kestiği 16 parçalı çıngırağı hala muhafaza ederim.
Dönüşte annem otomobili kullanırken, babam Kocabaş'ı kucağına oturttu. Baytar tarafından yarası sarılan Kocabaş, bir hafta sonra eski sıhhatine ve neşesine kavuşmuştu.
Sadık dostumuz bir yıl daha bizimle kaldı. Derken bir gece uykusunda bizden ebediyen ayrıldı. GÖz yaşlarımızın onu uyandıramayacağına inanç getirince, onu, küçükken beni gölgesinde büyüttüğü ağacın altına gömdük.

Yılanlar Hakkında Sorular @ 11-01-2009 12:12
Sürüngenler Hakkında Sıkça Sorulan Sorular
* Türkiye'de kaç tür kertenkele vardır?
* Türkiye'de kaç tür yılan vardır?
* Türkiye'de zehirli kertenkele var mıdır?
* Türkiye'de zehirli yılan var mıdır?
* Zehirli Yılan ile Zehirsiz Yılan'ı nasıl ayırdedebilirim?
* Zehirli yılan sokmasına durumunda ne yapmalıyım?
* Arada doğaya kamp yapmaya gidiyoruz, yılanlar bize zarar verir mi?
* Yılanlar faydalı hayvanlar mıdır?
* Evde yılan veya kertenkele beslememiz mümkün mü?
* Evimin bahçesine yılan girmemesi için ne yapmalıyım?



Türkiye'de kaç tür kertenkele vardır?
Türkiye'de 64 türe yakın kertenkele yaşamaktadır, ancak bazı türler bazı herpetologlara göre alttür, bazılarına göre ise tür sayıldığından bu sayıda ufak tefek farklılıklar olabilmektedir.

Türkiye'de kaç tür yılan vardır?
Türkiye'de 54 türe yakın yılan yaşamaktadır, ancak bazı türler bazı herpetologlara göre alttür, bazılarına göre ise tür sayıldığından bu sayıda ufak tefek farklılıklar olabilmektedir.

Türkiye'de zehirli kertenkele var mıdır?
Hayır! zehirli kertenkele Ne Türkiye'de ne de Avrupa'da zehirli kertenkele yoktur. Dünya'da sadece iki tür kertenkele zehirlidir (Heloderma suspectum, Heloderma horridum) bunlar da sadece Güney Amerika ve Kuzey Amerika'nın güney'inde yaşarlar. Ancak bu iki tür kertenkelenin de zehir iletim sistemleri fazla gelişmediği için insanlara zarar veremezler.
Ülkemizde yanlış olarak, yeşil kertenkelelerin zehirli olduğu sanılmaktadır. Bu çok yanlış bir inanıştır, ülkemizde zehirli kertenkele dünyada varolan iki zehirli kertenkele türü sadece Amerika kat'asında yaşarlar.

Türkiye'de zehirli yılan var mıdır?
Evet Türkiye'de bulunan 54 yılan türünden 13 türü zehirli 3 türü yarı zehirli geri kalan 38 türü ise tamamen zehirsizdir. Ancak ne zehirli nede zehirsiz yılanlar, üzerlerine basılmadıkça, taş ve sopa ile korkutulmadıkça insanlara saldırmazlar, tersine kaçarlar.

Zehirli Yılan ile Zehirsiz Yılan'ı nasıl ayırdedebilirim?
Öncelikle şunu belirtmeliyiz ki, bir yılanın zehirli yada zehirsiz olduğunu saptamak, çoğu kez uzmanlık gerektiren bir konudur. Her ne kadar Türkiye'de bulunan yılanların zehirleri, sağlıklı bir insanı öldürecek kadar güçlü değilse de, yine de canınızı oldukça acıtabilir, ve ciddi yaralanmalara neden olabilir bu bakımdan dikkatli olmak gerekir. Şunu hiç aklımızdan çıkartmayalım ki; Hiç bir yılan taciz edilmedikçe insanlara saldırmaz ve ısırmaz, tersine insanlardan kaçar. Ayrıca zehirli yılanlar, tarım alanları ve bahçelerdeki fare, köstebek gibi kemirgenleri yiyerek beslendiklerinden, çok faydalı hayvanlardır. Bu bakımdan bağ ve bahçelerinizdeki yılanları; ister zehirli ister zehirsiz olsun öldürmeyiniz!
Ülkemizde bulunan 54 tür yılandan sadece 13 türü zehirli, 3 türü yarı zehirli, 38 türü ise zehirsizdir.
Yarı zehirli tabir ettiğimiz yılanlar Colubridae familyasından:
Malpolon monspessulanus (Çukurbaşlı Yılan) Max boyu: 180cm - 2 Metre
Telescopus fallax (Kedi Gözlü Yılan) Max boyu: 70-80cm türleridir
Telescopus nigriceps (Siyah Bantlı Kedi Gözlü Yılan) Max boyu:68 cm.
Her üç yılanında zehir dişleri ağızın gerisinde bulunduğu için, vücudun parmak gibi ince uzun kısımları, yılanın ağzına girmediği sürece insanlar için tehlikesiz, ancak küçük kertenkele ve fareler için ölümcüldür.
Diğer 13 Zehirli yılan'ın 12'si Viperidae (Engerekgiller) Familyasına ait olup, diğeri Elepidae familyasındandır zehirleri sağlıklı bir insan için ölümcül olmasa bile (Acilen doktora gidilmelidir), ciddi yaralanmalara ve sakatlıklara neden olabilir ayrıca oldukça can yakıcıdır. Bunlar:
ipera lebetina (Vipera lebetina) (Koca Engerek) Max Boyu: 124cm
Montivipera albizona (Vipera albizona)
Montivipera bulgardaghica (Vipera bulgardaghica) >(Bolkar Engereği) >
Montivipera raddei (Vipera raddei) (Ağrı Engereği)Max Boyu: 1m
Montivipera wagneri ( Vipera wagneri) (Vagner Engereği) Max Boyu 50-90cm
Montivipera xanthina s (Vipera xanthina ) s(Şeritli Engerek) Max Boyu: 80cm, nadiren 1m
Vipera ammodytes (Boynuzlu Engerek) Maksimum boyu 1 Metre
Vipera barani s(Baran Engereği) Max Boyu: 55cm
Vipera kaznakovi (Kafkas Engereği) (Caucasian Viper) Max Boyu: 60 -70cm
Vipera pontica (Çoruh Engereği) Max Buyu: 50cm
Vipera anatolica (Vipera ursinii anatolica) (Anadolu Küçük Engereği) Max Boyu: 50-60cm
Vipera eriwanensis (Vipera ursinii eriwanensis) (Küçük Engerek) Max Boyu: 50-60cm
Walterinnesia aegyptia (Çöl Kobrası) Max Boyu 120cm türleridir.
Bunların içinde büyüklük ve zehir keselerinin büyüklüğü bakımından en tehlikeli olabilecek türler:
ipera lebetina (Vipera lebetina) Max Boyu: 124cm
Montiv ipera xanthina (Şeritli Engerek) Max Boyu: 80cm, nadiren 1m türleridir.
Vipera ammodytes (Boynuzlu Engerek) Maksimum boyu 90cm - 1 Metre
Ancak ne zehirli yılanlar ne de zehirsiz olanlar, üzerlerine basılmadıkça, köşeye kıstırılıp rahatsız edilmedikçe insanları ısırmazlar tersine kaçarlar. Bu yılanlar tarlalardaki kemirgenleri yediklerinden faydalıdırlar ve kesinlikle korunmalıdırlar.

Zehirli yılan sokmasına durumunda ne yapmalıyım?
Yılan sokması sonucu tedavi uygulanması tamamen doktorların işidir. Bu sayfada yazılanlar, tamamen konu hakkında bilgi edinmek isteyen kişileri bilgilendirme amacı taşımaktadır. Bu sayfada yazılanların yanlış yorumlanması sonucu oluşabilecek kötü durumlardan hiç bir sorumluluk kabul edilmez.

Zehirin yayılması:
Zehirli Yılan ısırınca, zehir dişlerinden akan sıvı vücut içine iki koldan yayılır. Bunlardan biri kan dolaşım sistemidir. Fakat zehir dişinin doğrudan damar içine batması ender görülen bir olaydır. Böyle olduğunda zehir çabuk yayılır ve birkaç dakika içinde etkisini gösterir. İkinci yol lenf dolaşım sistemidir. Zehir vücut içine daha çok bu yol ile yayılır, lenf yoluyla yayılma yavaş olur. Fakat zehrin bazı toksik unsurları, temasa geldikleri dokuları ve ince damarları tahrip ederek kan ve lenf in dokular arasına sızmasına neden olurlar. Lenf yoluyla yayılmada vücudun hareket ettirilmemesi gerekir. Çünkü hareket zehrin yayılmasını hızlandırır. Zehrin lenf yoluyla yayılması önlenmezse. Sonuçta zehir kana karışmış olur ve daha tehlikeli bir durum ortaya çıkar.

İlk Yardım:
Böyle bir durumda yapılacak ilk işler aşağıdadır.
Isırılan kişi, ısıran yılanı yakalamaya çalışmamalıdır; çünkü bu durum diğer ısırma ve yaralanmalara sebep olabilir, ayrıca hareket zehirin yayılmasını çabuklaştırır. Hastahanelerde farklı yılanlar için farklı tip antiserumlar yoktur bu bakımdan yılanın türünü hassas olarak belirlemenin fazlaca bir anlamı da yoktur. Her yılan ısırması zehirli bir yılan ısırması anlamına gelmez, çoğu kez insanlar, zehirsiz yılanlar tarafından ısırılır. Hatta zehirli bir yılan ısırsa bile her zaman zehir enjekte etmeyebilir.
Yılan türlerinin ısırmalarında, şayet zamanında önlem alınırsa, ölüm çok enderdir. Tedavi edilmemiş engerek ısırmalarında dahi 24 saat içinde bir ölüm olayına pek rastlanmaz. Bununla birlikte yılan ısırmaları ciddiye alınmalıdır. Derhal mekanik emme yapılmalıdır. Şayet yarım saat içinde ısırılan yerde bazı belirtiler ortaya çıkarsa bir zehirlenme ihtimali vardır. Bu durumda tedaviye geçmek için vakit kaybedilmemelidir. Ancak telaşlanma ve heyecan aynı şekilde tehlikeli olabilir. Bu bakımdan hasta yatırılmalı ve sakinleştirilmelidir.
Bazı hassas kimselerde (yılan zehirine aşırı duyarlı) ısırılma olayından hemen sonra kasılmalar ortaya çıkar, bu durumlarda mümkün olduğunca çabuk tıbbi yardım gereklidir.

Eğer bir zehirli yılan tarafından zehirlenme olayı gerçekleştiyse:
Türkiye'deki zehirli yılanların bir kaçı hariç neredeyse tamamı Vipera cinsine aittir, yani engerekdir. Engereklerin zehri kanın yapısını bozar bir kişi engerek tarafından ısırıldıysa ve engerek hatırı sayılır miktarda zehir enjekte ettiyse: Bölgesel ağrı, şişme, ödem, deri renginin değişmesi ortaya çıkacaktır. Bazı durumlarda yara ve hastanın dişetlerinde kanamalar meydana gelir. Ciddi zehirlenmelerde ise dirsek ve diz üzerine geçen şişmeler veya kanamalar 2 saat içinde görünebilir.
1) Isırılan yeri su ile yıkayıp üzerindeki yüzeysel zehirden kurtulun, ısırma yerini kesinlekle ovuşturmayın ve 8-10 cm. kadar üzerinden bir bağ ile (mendil, kravat, serum lastiği) ile sıkmak. Bağ ne çok gevşek nede çok sıkı olmalıdır ve arada gevşetilmelidir. Buradan amaç deri altındaki lenf hareketini durdurmak ama kan dolaşımına engel olmamaktır, baskı bu düzeyde olmalıdır, bilekteki nabız atışı hissedilmelidir. Ayakta ise nabız atışı topuktan alınmalıdır. Hastaya kesinlikle alkol VERİLMEMELİ, Antihistaminik ilaçlar VERİLMEMELİDİR.
2) Eğer ısırık zehirli yılan ısırığıysa ve yılan zehir boşalttıysa (ki her yaklaşık 3 ısırma olayından birinde boşaltmayabilmektedir) eğer hastayı 1 saat içerisinde bir hastahaneye yetiştiremeyeceksek o zaman (Bunu ısırma yerine yakın çok büyük ağrı, şişkinlik, ödemli kızarıklık ve morarma oluşmasıyla anlarız.) Isırılan yerin biraz üstünü antiseptik (Alkol, tentürdiyot vs.) ile temizledikten sonra temiz bir enjektörün on kısmını bıçak ile kesip bir çeşit emme pompası oluşturup, bununla ısırın yerini emdirerek zehrin boşaltılmasını sağlamamamız gerekir. Bu olayın ısırmadan ilk 15 dakika içinde yapılması çok faydalıdır yarım saat geçtikten sonra yapılacak müdahalelerden fayda sağlanamamaktadır.
3) Lenf ve bununla birlikte zehrin çıkması için emme işleminin vantuz ile yaklaşık 15-20 dakika boyunca çekilmesi gerekir. Ağız ile emilecekse, emen kişinin ağzında yara bulunmamalıdır ve emilen sıvı derhal tükürülmelidir. Ancak ağız ile emmektense daha iyisi plastik büyükçe bir şırınganın ön kısmı kesilerek vantuz olarak kullanılmalıdır ve zehir bununla emilmelidir. Kesinlikle insizyon (kesi) yapılmamalıdır. Hasta mümkün olduğunca yavaş hareket ettirilmeli ve kendisine kesinlikle alkollü içecek verilmemelidir çünkü bu zehrin kana karışmasını hızlandırır.. Hastaya hiç bir tedavi uygulanmasa bile ölüm olayı (Yılan büyükse ve tüm zehirini boşalttıysa ve ısırılan kişi sağlıklı değilse) 24 saatten önce gerçekleşmez bu yüzden acele edip yanlış bir hareketten kaçınılmalıdır. Yılan zehirinin emilmesi işlemi yılan ısırmasından hemen sonra yapılırsa etkisi artar ısırma olayından yarım saat geçtikten sonra yapılacak olan emme işleminin bir faydası olmaz.
4) Hastaya Yılan Serumu enjekte etmek ve diğer rahatsızlıkları bakımından tedavi altına almak için, en kısa zamanda bir doktora başvurması veya bir hastaneye götürülmesi gereklidir Gerekiyorsa yılan serumu bir doktor nezaretinde yapılmalıdır çünkü serum, sadece 2. ve 3. tür zehirlenmelerde uygulanır. Çünkü bir görüşe göre panzehir aşırı duyarlılığı olan kişilerde ölümcül anaflaktik şoklara neden olabilir. Eğer yukarıda belirtildiği gibi hastanın ısırılan yeri mekanik emme yöntemiyle emildiyse 1. tür zehirlenmelerde yılan serumu uygulaması yapılmamaktadır.

Bu arada yeri gelmişken bu dereceleri ve doktor tarafından uygulanacak serum dozunu yazalım.
1. Derece: Yılanın soktuğu yerde şiddetli ağrı ve zonklama diş çevresinde 3-6 cm arası ödemli kızarıklık, görülür. Zehir emildiyse seruma gerek yoktur, 12 saat içinde belirtiler kaybolur. Zehir emilmediyse baldırın ön-yan yüzü veya kalçadan 1 ampul yılan serumu yaptırmak (Bir doktora) yeterlidir. (Önceden antiseruma alerji olup olmadığı kontrol edilmelidir)
2. Derece: 1. derecedeki belirtilere ilaveten, şişkinlik ve kızarıklıklar vücuda yayılmaya başlar, ödemli bölgede kanamalı lekeler ve morluklar belirir. Bunlara ilave olarak; Terleme, bulantı, kusma, karınağrısı, hafif ateş varsa, bu 2. dereceden bir zehirlenmedir ve doktor tarafından 1 ampul yılan serumu iv. olarak, bir ampul de kalçadan olmak üzere toplam 2 ampul serum yaptırılır (doktor nezaretinde).
3. Derece: 1 ve 2. Derece zehirlenmelere ilaveten, belirtiler büyüyerek artarsa, vücut ısısı düşmeye başlar, nabız atışları artar ve hasta şoka girerse bu 3. dereceden bir zehirlenmedir ki. Bu durumda hastahanede doktor tarafından damardan en az 5 ampul serum yapmak gerekir
4. derece: (Türkiye'deki yılanlarada görülmez) Genellikle çıngıraklı yılan sokmalarında görülen çok daha ağır belirtiler gösteren bir zehirlenmedir, Türkiye'deki yılan türlerinin ısırmasıyla bu tür zehirlenme olamayacağından, akılları karıştırmamak için bu tür zehirlenmeyi anlatmıyorum.
Bu müdahalelerin hepsinin hastahanede yapılması gereklidir ayrıca hasta müşahade altına alınmalı Tansiyon kontrol altına alınmalı, kan sayımı yapılmalı, kandaki fibrinojen düzeyi, trombosit sayısı, protrombin zamanı, azot düzeyi ve elektrolitler incelenmeli, hatta bunlar 2-8 saat arayla tekrarlanmalıdır. Ayrıca alyuvarlardaki olası yapısal değişiklikler belirlemek amacıyla periferik yayma da yapılmalıdır. Tansiyon düşmesine eşlik eden asidoz (kanda asitlik düzeyinin yükselmesi) durumunun sık sık laktat düzeylerinin ölçülmesi gerekir. İdrar incelemeleri sonucunda olası alyuvar yıkımına bağlı hemoglobinin ve olası kas dokusu yıkımına bağlı miyoglobin varlığı belirlenebilir. Dışkıda gizli kan da aranmalıdır. Tedavi buna göre sürdürülmelidir. Eğer bu kişiye daha önce yılan serumu uygulandıysa bunu doktora mutlaka söylemek gereklidir çünkü yılan serumları aynı kişide 2 veya 3. kullanımdan sonra hastanın anaflaktik şoka girmesine neden olabilir varsa bu durum doktora önceden bildirilmelidir.
Tabi bu sayılanlar çok ağır vak'alar için geçerlidir ki normalde Türkiye'de bu türden ölüm olaylarına rastlanmamıştır. Türkiye'deki yılan sokmalarında eğer zehir emildiyse en fazla 2. dereceden bir zehirlenme gerçekleşebilir o da hasta büyük bir engerek tarafında ısırıldıysa ve engerek bütün zehirini enjekte ettiyse.

Arada doğaya kamp yapmaya gidiyoruz, yılanlar bize zarar verir mi?
Öncelikle yılanlar insanlara durduk yere kesinlikle saldırmazlar, tersine kaçarlar. Bu bakımdan bir yılanla karşılaştığınızda eğer kaçmıyorsa onu rahatsız etmeden yanından geçebilirsiniz. Böyle bir durumda sopa ile yılanı rahatsız etmek veya taş atarak kaçırmaya çalışmak doğru davranışlar değildir.
Zehirli yılan sokmalarında yapılması gereken ilkyardımı bilmek bir çok bakımdan faydalı olacaktır ancak daha önemlisi yılana kendinizi hiç ısırtmamaktır. Dolayısıyla kendinizi yılanlara ısırtmamak için yapmanız gerekenleri bilirseniz tatsız durumlarla hiç karşılaşmamız olursunuz.
Yılanlar sağırdırlar ve duyamazlar çünkü dış ve ortakulakları bulunmaz, sadece yerdeki titreşimleri algılayabilirler, dolayısıyla normal bir yürüyüş temposuyla yürüdüğünüzde çevredeki yılanlar titreşimleri algılayacak ve kaçacaklardır ancak sessizce yürüdüğünüz takdirde bir yılanla karşılaçabilirsiniz ki bu durumda onu rahatsız etmezseniz size karşı her hangi bir zararı olmayacaktır.
Yılanlar dişlerini kapalı ve uzun konçlu bir ayakkabıya batıramazlar dolayısıyla bu gibi yerlerde bu tür ayakkabı ve uzun pantolonla dolaşanlar emniyette olacaklardır.
Bulunduğunuz ortamdaki kaya ve kütükleri asla kaldırmayınız. Eğer kaldırmanız gerekirse kütüğü ileri doğru yuvarlamak yerine ilerisinden tutup kendinize doğru çekin böylelikle yılan size doğru değil, ileri doğru kaçacaktır.
Yılanlar aşırı korkmadıkça, rahatsız edilmedikçe, köşeye sıkıştırılmadıkça ve üzerlerine basılmadıkça asla bir insanı ısırmazlar. Türkiyedeki yılanların çoğunun zehirleri sağlıklı bir insanı öldürecek düzeyde değildir yine de canınızı oldukça yakabilir ve dedavi uygulanmazsa ciddi yaralanmalara neden olabilir. Kalp ve damar hastalıkları, şeker, tansyon ve böbrek yetmezliği durumları olan kişilerde veya yüksek miktarda alkol almış kişilerde ise çok daha tehlikeli sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu bakımdan yılan sokmaları ciddiye alınmalı ve en kısa sürede bir hastaneye gitmelidir. Türkiye'de kayıtlara göre yılan sokmasıyla ölüm olayına rastlanmamakla birlikte tedbiri elden bırakmamak da fayda vardır.
Yılanlar genellikle çalı altlarında ve bir yere öbek olarak yığılmış, saman, yada çalı çırpı altında saklandıklarından kamp yada piknik alanında ateş yakmak için çalı ararken dikkatli olmalı ve bu gibi yerlere çıplak elinizi sokmamalıyız. Önce bir sopa ile çalılarda gürültü yaparak yılanın kaçmasını sağlayınız.
Harabe yada terk edilmiş kulube gibi yerlere girerken çok dikkatli olmalı bu ve bu gibi yerlerde yılanların bulunabileceği düşünülmelidir.
Kamp kurarken kamp yeri seçimi çok önemlidir, taşlık, kayalık ve çalılık yerlere kamp kurmayınız çünkü bu gibi yerler yılanların sıkça bulunduğu ve bulunmaktan hoşlandığı yerlerdir.
Zehirli yılanlar genellikle güneşin battığı ve doğduğu alacakaranlık saatlerinde ve gece avlanırlar ve bu saatlerde ortaya çıkarlar bunun için ateş için odun toplama işini bu saatlere bırakmayınız.
Yerde gördüğünüz delikler genellikle tarla faresi, köstebek gibi hayvanların açtığı deliklerdir ancak yılanlar da bu deliklere girip kemirgenleri yedikten sonra saklanmak amacıyla kullanabilirler.
Ne olursa olsun zehirli veya zehirsiz hiç bir yılanı kesinlikle öldürmeyiniz! Bir çok yılan ülkemizde koruma altındadır ayrıca kemirgenleri yiyerek sayılarının artmasına engel olduklarından faydalıdırlar.

Yılanlar faydalı hayvanlar mıdır?
Elbette yılanlar fare nüfusunu kontrol altında tuttukları içim tarım için çok faydalı hayvanlarıdır. Bir farenin bir defada 9 yavru doğurduğu ve bu yavruların 1'er aylık olunca doğurabildiğini ve her birinden tekrar 9'ar yavru çıktığını düşünürseniz 2. ayda 1+9+81=91 yavru doğacak 3. ayda 91x9 =819+91=910 fare artık hesaplayın 1 yılın sonunda kaç fare dünyaya geleceğini.
Eğer siz etrafınızda bu kadar çok fare görmüyorsunuz bunun sebebi çevredeki yılanlardır. Bu yüzden yılanlar doğanın dengesinin korunması için öldürülmemeli ve korunmalıdır.
Bazı köylerde yılanların öldürülmesi neticesinde, fare sayısı inanılmayacak derecede artmış, ziraat felç olmuştur, yine yılanların çiftçilerce öldürülmesi sonucu fare sayısı artmış, sonuçta İngiltere'den parası ile yılan ithal etmek zorunda kalmışlardır. Doğa üzerinde hiç bir varlık gereksiz yaratılmamıştır.

Evde yılan veya kertenkele beslememiz mümkün mü?
Yılan ve kertenkeleler evcil hayvanlar değildir, onları evde beslemek için vücut ısılarını korumaya yarıyan özel UVA ve UVB ampulleri, özel ısıtıcılar ve bolca canlı yem gerekmektedir, yurtdışında bu tür malzemeleri satan yerler bulunmakla birlikte, ülkemizde bulunmadığından, evde yılan, kertenkele ve bukalemun beslemek bu hayvanlara eziyet etmek anlamına gelecek ve doğal hayata alışkın hayvancıklar, kısa zamanda öleceklerdir.
Ayrıca bazı büyük şehirlerimizde bu hayvanlar doğadan toplanarak çok kötü şartlarda aç ve suzuz bırakılmakta ve insanlara satılmaktadır. Çoğu kez doğadan toplanmış bu hayvanlar bir litrelik pet şişenin içinde haftalarca su ve yiyecek verilmeden aç bilaç saklanmaktadır. Bu pet şişenin içinde sıkışık haldeki bir metre boyundaki yılanlar böyle uygunsuz koşullarda kendi dışkıları içinde haftalarca karanlık bir ortamda acı ve işkence çekmekte, çoğu ölmekte ölmeyenler 3-4 kuruş kazanmak uğruna insanlara satılmaktadır. Bu hayvanların da çoğu alındıktan 1-2 hafta içinde ölmektedir.
Doğadan sürüngenleri toplayarak bu türden kanunsuz ve insafsız hayvan ticareti yapan bu insanların(!) ekmeğine yağ sürmeyelim ve evde beslemek için doğadan toplanmış bu sürüngenleri satın alarak bu çirkin oyuna alet olmayalım. Hem kanunen hem de vicdanen suç işlemeyelim.
Unutmayalım ki sürüngenler insanların odalarına koyacakları süs bitkileri değildirler, ev hayvanı hiç değildirler.

Evimin bahçesine yılan girmemesi için ne yapmalıyım?
Yılanlar insanlardan kaçarlar ve genellikle insanların bulunduğu yere gelmezler. Eğer evinizin bahçesine yılan girdiyse bu ya bir fareyi avlamak içindir yada saklanmak için. Bu durumda evinizin bahçesinde yılanların saklanmasını olanaklı kılacak ortamları kaldırırsanız, yılanlar bahçenizde açık alanda boy hedefi olmak istemeyeceğinden uzun süreli sınır ihlalleri yapmayacaktır.

Bahçenizde bulunan:
Kutular, dolaplar, sandıklar, küfeler, saman yığınları, kütükler, bir yere istiflenmiş odunlar, çalılıklar, biçilmiş ama bir kenara yığılmış çimler yılanlar için ideal saklanma yerleridir. Yine bahçenizde bulunan çukurlar, delikler, kapısı açık bırakılmış bodrumlar, merdiven altları, su ve elektrik sayacı dolapları yılanların saklanabileceği yerlerdir.
Bu tür ortamları ortadan kaldırmanız yada kapalı tutmanız işe yarıyacaktır.

Yılanların Özellikleri @ 11-01-2009 12:08
Yılanlar Sürüngenler sınıfının, Suquamata (Pullu Sürüngenler) takımından, Ophidia alttakımına bağlı hayvanlardır. Kertenkeleler ise Suquamata takımına bağlı olmakla birlikte, Lacertilia alt takımı olarak yılanlardan ayrılmaktadır.
Yılan ve kertenlelelerde dişler çeneye yapışık olup, çukurlar içinde değildir. Kafada bulunan quadrat kemiği, kertenkelelerin çoğunda yılanların hepsinde oynaktır.
Vücut silindir şeklinde uzunca biçimlidir, bacaklar bulunmaz ancak bazı ilkel yılanlarda anüs yarığının her iki tarafında mahmuz biçiminde arka ayak kalıntıları bulunmaktadır. Kulaklar körleşmiştir, dış kulak, kulak zarı ve orta kulak bulunmaz ancak, iç kulak vardır, dolayısıyla yılanlar duyamazlar ancak yerdeki titreşimleri algılayabilirler.
Yılanların göz kapağı yoktur, gözün ön kısmında gözü tamamen örten saydam bir tabaka vardır, bu sebepten, gözü sürekli açık görünür. Dil uzunca yapılı ve ucu çatallıdır, yılanın ağzı kapalıyken bile dilini, dudakların ön kısmındaki bir yarıktan dışarıya çıkartılabilir.
Yılanları çoğunda sol akciğer bulunmaz (Boidae familyası hariç onlarda da dol akciğer daha kısadır) bununla birlikte sağ akciğer kuyruğa ulaşacak kadar uzundur ve son kısmı hava kesesi biçimindedir, bu depolanan hava özellikle avını yutarken havasız kalmaması için gereklidir. Yılanlarda mide, karaciğer, böbrek de uzun yapılıdır. Böbrek, testis gibi organlar aynı hizada değildirler. Yılanlarda sidik torbası bulunmamaktadır. Hem yılanların hem de kertenkelelerin erkeklerinde, iki çiftleşme organı bulunur (Hemipenis) kloak yarığı eninedir.

Yılanlar ile Kerenkeleler Arasındaki Farklar:
Bir çoğumuz böyle bir soru karşısında, "Yılanların ayakları yoktur, oysa kertenkelelerin vardır." diyecektir. Bu pek de doğru bir saptama değildir çünkü hiç ayağı olmayan yılan biçiminde kertenkeleler olduğu gibi, hala arka ayak kalıntıları bulunan yılanlar da vardır. Örneğin ülkemizde hiç bacağı olmayan ve yılandan oldukça zor ayırdedilebilen, dört tür kertenkele yaşaktadır. Anguis fragilis, Ophisaurus apodus, Ophiomorus punctatissimus ve Blanus strauchi uzman olmayan kişilerin yılan sanabileceği kertenkelelerimizdendir. Ülkemizde maalesef bu zararsız hatta faydalı hayvanlar çoğu zaman yılan zannedilmekte ve insafsızca öldürülmektedir.

Anguidae Familyasından ayaksız kertenkeleler.

Yılanları Kertenkelelerden ayıran 3 önemli özellik vardır, bunlar:

* Ketenkelelerin kulak delikleri vardır, oysa yılanlar da kulak deliği bulunmaz.
* Ketenkelelerin açılıp kapanabilen göz kapakları vardır, (Gekkonidae familyası, Ophisops, Ablepharus türleri hariç) yılanlarda ise gözü açılıp kapanmayan sabit şeffaf bir plak örter.
* Kertenkelelerin alt çenelerinin iki yan parçası (Mandibula) ön tarafta birbiriyle kaynaşmıştır, oysa yılanlarda bu iki kemik, elastik bir parça ile tutturulmuştur

Yılanların Boyu ve yaşam süreleri:
Genel olarak yılanların boyu, 10 cm ile 10 m arasında değişir. Daha uzun boyda olanlarının da mevcut olduğu iddia edilsede bu bilimsel olarak doğru değildir. Dünyadaki en uzun boylu yılanlara örnek olarak Anakonda'yı verebliriz (Bilimsel adı: Eunectes murinus) yaklaşık10 metre, en küçük yılan ise Madagaskarda yaşayan Typhlops reuteri dir ve boyu 10 cm kadardır. Türkiye'de bulunan en uzun yılanın boyu ise en fazla 2 m - 2.3 m dir.
Yılanlar, hayvanat bahçelerinde iyi bakılırlarsa 20-30 yıl arası yaşayabilirler, ancak doğal ortamlarında bu yaşı dolduramadan ya avlanırlar, yada öldürülürler.

AllYılanları Duyu organları:
Daha öncede söylediğimiz gibi yılanlar, sağırdırlar ancak yerdeki titreşimleri hissedebilirler bununla beraber, görme duyguları güçlüdür, özellikle hareketli cisimleri çabuk algılarlar. Hem yakın hem uzağı görebilmeye uygun yapıları varsa da, daha çok yakını görmeye alışkındırlar.
Koku alma duyuları da çok gelişmiştir, burun boşluğundaki koku epitelinden başka, iki organ daha vardır, ağız tavanında bulunan bu iki delikli organın adı Jacopson organıdır, yılan dili ile topladığı koku moleküllerini dilini içeriye çektiği zaman bu organa temas ettirir ve kokuyu algılar.
Crotalidae familyasından yılanların gözle burun deliği arasında bir çukurluk vardır bu çukurların içi duyusal doku ile kaplıdır ısıya duyarlı bu organı yılan bir termal kamera gibi kullanır ve uzaktaki bir hayvanın ısısını algılayabilir, bazı yılanlarda bu organ o kadar hassastır ki bir santigrat derecenin yüzde birini bile ayırt edebilir.


Gömlek Değiştirme:
Sağlıklı bir yılan yılda en az 2 veya daha sık gömlek değiştirir, değiştirme zamanı gelince deri matlaşır, gözleri örten şeffaf tabaka matlaşır, iki hafta sürebilecek olan bu işlem sırasında yılan faaliyetini kesip bir yere gizlenir. Deri değiştirdikten sonra hayvan tekrar parlak renkli olur. Yılan gömleği elastik olduğundan çektikçe uzar bu bakımdan yılanın boyu hakkında herhangi bir fikir vermez.


Üreme:
Genellikle yumurtlamak suretiyle üreyen yılanların bazıları canlı doğurur (Engerekler). Türüne göre yılanlar 8-50 arası yumurta bırakabilirler, Engerekler ise 3-12 arası yavru dünyaya getirirler. Kuluçka devri 2-3 ay sürer bu yılanın türüne ve ortamın sıcaklığına göre değişmektedir. Yavrular 2 yaşına geldiklerinde cinsel olgunluğa erişirler, daha soğuk bölgelerde ise bu 4-5 sene alır.
Engerek gibi canlı doğuran yılanlarda yumurtalar oviduktlar içinde gelişir, yavru ince ve saydam bir zarfla örtülü doğar. Zar hemen doğuştan sonra yırtılır, bazen de doğumdan önce yırtılmış olur, böyle canlı doğuranlara ovovivipar yılanlar denir. Viperidae (Engerekler), Boidae, Crotalidae Familyalarından yılanlar ovovivipardır.


Yılanlarda Zehir:
Yılan zehrindeki toksik unsurları fizyolojik etkileri bakımından iki gurup altında toplayabiliriz.
Birinci Grup: Nörotoksin (Neurotoxin) Bunlar sinir sistemi ve iskelet kaslarına giden sinir uçlarında bozukluklar meydana getirir. Bu bozukluklar özellikle beyindeki solunum merkezi ile soluk alıp vermede rol oynayan kaslarda (Bilhassa diyafram) belirgin olarak görülür. Nörotoksinlerin etkisi fazla olduğu durumlarda solunum tamamen durabilir.
İkinci Grup: Hemolytik (Kan parçalayıcı) toksinlerdir. Diğer bir ismi ise Hemapathogen (Kan hastalığı yapan) dir. Bunlar dolaşım sisteminde bozukluk oluştururr ve çeşitleri oldukça fazladır. Örneğin: Kırmızı kan hücrelerini tahrip eden hemolysinler. Kan damarlarının çeperindeki endothelial hücrelerini tahrip edip, kanın damardan dışarıya sızmasına neden olan hemorrhaginler. Damarlarda kanın pıhtılaşmasına neden olan thrombase (=thrombin). Akyuvar ve zehirle temasa geçen diğer doku hücrelerini bozan Cytolysinler. Kanın pıhtılaşmasına mani olan anticoagulin (=antifibrin) ler gibi. Türkiye'deki zehirli yılanlar bu ikinci gruba dahildir ancak zehirleri sağlıklı bir insan için, ölümcül bir etki yapacak güçte değildir. Bununla birlikte çok ciddi yaralanmalara neden olabilirler.
Zehirli yılan ısırmasına karşı alınacak önlemler, ve tedavi yöntemleri Türkiye'deki Zehirli Yılanlar Bölümünde anlatılacaktır.

Yılanların insanlarla ilişkileri ve faydaları:
Maalesef insanlarda yılanlara karşı korkunç bir nefret ve ön yargı vardır. Masallar, efsaneler, deyimler hep yılan düşmanlığı üzerine kuruludur. Oysa bilinenin aksine yılanlar insanlar için son derece faydalı hayvanlardır.
Tarımda, bağ, bahçe ve tarlalarda bulunan köstebek, tarla faresi gibi zararlı kemirgenleri yiyerek beslendiğinden, tarıma faydası dokunmakta ve bir çok biliçli ziraatçi tarafından yılanlar korunmaktadır. Bir farenin bir defada 10 yavru doğurduğunu ve yavruların bir aylık olunca doğurabilecek olgunluğa geldiğini düşünürsek, bir fare ve onun neslinden yılda yaklaşık 15.000 fare üreyecektir ve her gün bir fare yiyen yılanın faydası daha iyi anlaşılacaktır. Tarlalarındaki yılanları öldüren veya ticari maksatlarla yurtdışına satan kişiler, büyük zararlara uğramış tarlaları fareler tarafından telef edilmiştir. Yurtdışında bir çok yerde fare ve diğer kemirgenlerle mücadele etmek için yılanlar kullanılmaktadır.
Özellikle Türkiye'deki yılanlar söylenenlerin aksine uysal hayvanlardır ve insanlardan kaçarlar, üzerlerine basmadıkça (ki ayakkabısı olan ve uzun pantolon giymiş birine dişlerini batıramaz) veya bir köşeye kıstırıp rahatsız etmedikçe insanları ısırmazlar. Bu bakımdan onları öldürmek yerine üzerlerine basmamaya dikkat göstermek daha insani bir hareket olacaktır.



Anahtar Kelimeler :yılanlar yılan yilan yilanlar kertenkele kertenkeleler sürüngen sürüngenler surungen surungenler bukalemun engerek yılan resimleri yılan türleri yılan çeşitleri zehirli yılanlar yılanın özellikleri sürüngenlerin özellikleri kertenkele resimleri lenf dolaşımı sürüngen hayvanlar engerek yılanı engerek yılanların özellikleri kertenkeleler viper vipera vipers snake snakes serpent lizard Lacerta Agama sking podarcis ophisaurus ophisops anguis elegans agilis hemidactylus eremias ablepharus blanus budak budaki Atatür Başoğlu basoglu barani baran İbrahim Baran Bayram Göçmen Acanthodactylus turcicus velox komodo varan varanus ovipar vivipar ovovivipar rostral rostrale kloak hemipenis venom venomous antivenom antivenin hemolitik hemolytic nerotoksin neurotoxine temporal ventral dorsal internasal femoral pul plak scale plaque femur femoral plak supralabialia supralabial frontal occipital squamata coluber sauria eryx jaculus jugularis eskülap longissima elaphe coluberidae anguidae lacertidae agamidae viperidae natrix najadum naja gecko princeps vermicularis korkunç panzehir antiserum serum okan çıngıraklı yılan boynuzlu engerek kobra kobra yılanı mamba mercan yılanı deniz yılanı su yılanı yılanı ok yılanı kara yılan sarıyılan bozörük bozyörük insan yiyen yılan yılan sokması yılan sokmaları yılan sokmasında ilkyardırm ilkyardım

Kış mevsiminde hayvanat bahçesi @ 11-01-2009 12:05

Kış mevsiminde hayvanat bahçesi

Bu hayvanların normal yaşamlarını sürdürmesi için belediye ekipleri, donan gölet yüzeyindeki buzları kırıyor. Böylece, hayvanlar için yaşam alanı oluşturuluyor. Buz kütleleri arasında su içinde gezinen hayvanlar, dondurucu soğuklara aldırmadan günlük yaşamlarını sürdürüyorlar.

Hayvanat bahçesinde kış
Kayseri’de hayvanat bahçesindeki hayvanların bazıları elektrikli ısıtıcılarla soğuktan korunurken, bazıları buzların arasında su banyosu yapıyor.

Tüm yurtta etkisini sürdüren soğuk hava, insanlar kadar hayvanların da yaşamlarını etkiliyor.

Kayseri’de Beştepeler mesire alanındaki mini hayvanat bahçesi sakinleri, dondurucu soğukla mücadele ediyor. Hayvanat bahçesindeki hayvanlar, soğuk havadan korunmak için kapalı mekanlara alındı.

Hayvanat bahçesindeki midilli atlar, koyun ve keçiler, ceylanlar ve kanatlı hayvanlar, kapalı mekanlarda elektrikli ısıtıcılarla ısıtılıyor. Sıcağı seven hayvanların birçoğu, dondurucu soğuklardan etkilenmemek için günlerini elektrikli ısıtıcıların karşısında geçiriyor.

Bazı hayvanlar ise adeta dondurucu soğuklara meydan okuyor. Mesire alanındaki yapay gölette yaşamlarını sürdüren ördek, kaz ve kuğu gibi kanatlı hayvanlar, buzların arasında yüzüyorlar.

---------

Boğaziçi Hayvanat Bahçesi, Kuş Cenneti ve Botanik Parkı 1991 yılında, soyları tükenmekte olan hayvanların bakımlarını üstlenmek ve soylarının devamını sağlamak amacıyla Kuş Cenneti ve Çevre Güzelleeştirme Vakfı bünyesinde ya da denetiminde Bayramoğlu. Darıca-Darıca 'da kurulmuştur. Başlangıçta çalışmalarına kuşlarla başlamışlar, hayvanlarla devam edip en sonunda ilgi alanlarına bitkileride eklemişler. Bahçe halkın ziyaretine 1993 yılında açılmış. Zamanla bahçeye olan talep üzerine kullanım alanını 165 bin m2 ‘ ye çıkartmışlar. Kullanım alanlarının genişlemesi ile bahçede yer alan hayvan çeşidi sayısını 3000’ nin, bitki çeşit sayısını ise 500’ in üzerine çıkartmışlar.

Bahçe yetkililerinin broşürlerinde yer alan ifadelerine göre, bahçe çalışmalarından hiçbir kar amacı güdülmemekteymiş ve bunun sağlanması içinde önemli maddi ve manevi özveriler gerçekleştirilmiş. Bahçenin Avrupa Hayvanat Bahçeleri Birliği’ ne (EAZA) üyeliği için yapılan başvuru kabul edilmiş ve bahçe üyelik için yeterli görülüp üyeliğe dahil edilmiş. Bu kabulün bahçe çalışmalarının Dünya Standartlarına uygunluğu açısından bir onay olduğunu ifade etmekteler. Üyelik onlara birliğe dahil diğer bahçelerle organik bir ilişki olanağı sağlamış.

Boğaziçi Hayvanat bahçesi gelir gider dengesinden dolayı kapanma tehlikesi geçirdi. Gelir gider açığı halen devam etmektedir.



@ 25-12-2007 01:12
HAYVAN HABERLERİ













Sahte Parayla Kurbanlık Almaya Çalışan Şahıs Tutuklandı
Çorum'da Kurban Bayramı'nda Hayvan Pazarında Sahte Parayla Kurbanlık Satın Almaya Çalışırken Yakalanan Şahıs, Çıkarıldığı Mahkemece Tutuklandı. devamı
24.12.2007 18:55

Kuş Gribi Tehlikesi
Denizli Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Ali Uzakgider, Kuş Gribi Tehlikesinin Henüz Geçmediğini Söyledi. devamı
24.12.2007 18:42

Kuş Gribi Tehlikesi
Denizli Veteriner Hekimler Odası Başkanı Mehmet Ali Uzakgider, Kuş Gribi Tehlikesinin Henüz Geçmediğini Söyledi. devamı
24.12.2007 18:42

Van'da Pazar Yerinde Kesilen Kurbanların Atıkları Rastgele Atılınca Bölgeye Çok Sayıda Köpek Akın Etti
Van'da Pazar Yerinde Kesilen Kurbanların Atıkları Rastgele Atılınca Bölgeye Çok Sayıda Köpek Akın Etti Van - Özalp Yolu üzerinde bulunan hayvan pazarındaki bayramdan kalan kurbanlıkların satışı sona erdi. Bayramda bazı vatandaşların kurbanlıklarını aldığı pazar yerinde keserek, atıklarını sağa sola rastgele bırakmasıyla bölge çok sayıda köpeğin akınına uğradı. devamı
24.12.2007 18:23

Diyarbakır'da 16 Kaçak Yakalandı
Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı'nca yasadışı göçle mücadele kapsamında yapılan operasyonda 16 kaçak yakalandı. devamı
24.12.2007 16:42

Elazığ'da Kurban Derileri THK Dışındaki Adreslere Gitti
Elazığ'da Kurban Bayramı'nda İl Merkezi ve İlçelerde Kesilen Kurban Derilerinin Büyük Bölümünün Bilinmeyen Adreslere Gittiği Belirtildi. Deri Toplama Yetkisi Olan Türk Hava Kurumu'nun (Thk), 4 Günlük Bayram Süresince İl Merkezi ile Sivrice ve Ağın İlçelerinde Toplam 935 Küçük ve Büyükbaş Hayvan Derisi Toplayabildiği Öğrenildi. devamı
24.12.2007 16:28

Doğu'da Hayvan Hırsızlığı Yapan Şebeke Çökertildi
Diyarbakır'da çiftçilerin korkulu rüyası olan hayvan hırsızlarına jandarma tarafından büyük darbe vuruldu. devamı
24.12.2007 16:22

Gelecek Yıl, Adana Büyükşehir Belediyesi'ne Ait Yeşil Alanlarda Kurban Kesimine İzin Yok
Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak, önümüzdeki Kurban Bayramı'nda Büyükşehir Belediyesi'ne ait yeşil alanlarda kurban satış ve kesimlerine asla izin verilmeyeceğini söyledi. devamı
24.12.2007 16:22

Antalya'da Belediyeler Sokakta Kurban Kesenleri Uyarmakla Yetinmiş
Antalya'da Belediyeler Sokakta Kurban Kesenleri Uyarmakla Yetinmiş Turizmin başkenti Antalya'da sokak ortasında kurban kesenler belediyeler tarafından uyarılmakla yetinmiş. Büyükşehir ve alt kademe belediye zabıta müdürleri, bayramda kimsenin huzurunu kaçırmamak için ceza olayına girmediklerini belirtti. devamı
24.12.2007 16:21

Diyarbakır'da Kaçakçılık Operasyonu
Diyarbakır İl Jandarma Ekipleri Tarafından Yapılan Operasyonda Çok Sayıda Kenevir, Kubar Esrar, Tütün, Motorin, Silah ve Bilgisayar Ele Geçirildi. devamı
24.12.2007 16:20

Yanık Tedavisi Gören Durmuş'un Yürüme Sevinci
Yanık Tedavisi Gören Durmuş'un Yürüme Sevinci Gaziantep'te 3 Ay Önce Yüksek Gerilim Hattındaki Elektrik Akımına Kapılarak Ölümden Dönen 8 Yaşındaki Durmuş Altın, 3 Başarılı Operasyonun Ardından İlk Adımlarını Attı. devamı
24.12.2007 16:10

Köylerde Sağlık Kontrolü
Köylerde Sağlık Kontrolü Muğla Ortaca Atatürkçü Düşünce Derneği Şubesi'nce Kemaliye Köyünde Sağlık Taraması Gerçekleştirildi. devamı
24.12.2007 15:52

47 Yıldır Sokak Kedilerini Ciğerle Besliyor
Eskişehir'de 74 Yaşındaki Bir Arzuhalci, 47 Yıldır Sokak Kedilerini Ciğerle Besliyor. devamı
24.12.2007 15:51

Koylerde Saglık Kontrolu
Mugla Ortaca Ataturkcu Dusunce Dernegi Subesi'nce Kemaliye Koyunde Saglik Taramasi Gerceklestirildi. devamı
24.12.2007 15:13

Jandarma İzinsiz Toplanan Derilere El Koydu
Malatya'da Jandarma ekipleri Kurban Bayramı'nda ticari amaçlı izinsiz toplanan derilere el koydu. devamı
24.12.2007 15:01

Deniz Feneri'nden Kurban Bağışı
Deniz Feneri'nden Kurban Bağışı Deniz Feneri Kayseri Şubesi, Kurban Bayramı Dolayısıyla, Dar Gelirli Kurban Kesemeyen Ailelere, Hazırlattığı Kurban Paketini Dağıtmaya Devam Ediyor. devamı
24.12.2007 14:55

Kurban Satış Noktaları Temizlendi
Kurban Satış Noktaları Temizlendi Adana'nın merkez Seyhan ilçesinde kurban satış noktaları kurbanlık hayvan satıcıların çekilmesinin ardından temizlendi. devamı
24.12.2007 14:01

Malatya'da 43 Adet Deriye El Konuldu
Malatya'da Kurban Bayramı'nda Yaşadışı Toplandığı Gerekçesiyle 43 Adet Deriye El Konuldu. devamı
24.12.2007 13:45

Hekim Süt'ün "Süt" Sıkıntısı
Hekim Süt'ün Hekim Süt İşletme Müdürü Mehmet Kıran, Giresun'da Hayvancılığın Geliştirilememesi Nedeniyle Hammadde Sıkıntısı Çektiklerini Söyledi. devamı
24.12.2007 13:35

Giresun'da Türk Hava Kurumu 682 Kurban Derisi Topladı
Türk Hava Kurumu (Thk) Giresun Şubesi Tarafından 682 Büyük ve Küçükbaş Kurban Derisi Toplandığı Bildirildi. devamı
24.12.2007 12:59

Osmaniye'ye Yıllık Kapasitesi 150 Ton Olan Kurumuş Alabalık Tesisi Kuruldu
Osmaniye'ye Yıllık Kapasitesi 150 Ton Olan Kurumuş Alabalık Tesisi Kuruldu Tarım ve hayvancılığın geliştiği ve tatlı su kaynakları bakımından zengin olan Osmaniye'de yıllık kapasitesi 150 ton olan yeni bir alabalık tesisi kuruldu. devamı
24.12.2007 12:49

Dosiad: Tarım Sektörü Katma Değer Üretemez Durumda
Dosiad: Tarım Sektörü Katma Değer Üretemez Durumda Doğu Anadolu Sanayici ve İşadamları Derneği (DOSİAD), tarafından hazırlanan '2007 Yılı Sektörel Bazda İl ve Bölge Ekonomisi' raporunda; Erzurum'da tarım sektörünün katma değer üretemez durumda olduğu, tarımsal kaynakların ise ekonomiye kazandırılması için alternatifler oluşturulması gerektiği belirtildi. devamı
24.12.2007 09:42

İstedi, Yardım Yağdı
İstedi, Yardım Yağdı Bayramda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri'ne Yardım Yapılmasını İsteyen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Çağrısı Büyük Destek Buldu. devamı
24.12.2007 03:49

Hormonlu Meyve Satan Teşhir Edilecek
50 Yıllık Zirai Mücadele ve Karantina Yasası Değiştiriliyor. Eskiyen Yasanın Yerini Alacak Olan Bitki Sağlığı Yasa Tasarısına Göre, 'Pasaportu' Olmayan Bitki Gümrükten Geçemeyecek. devamı
24.12.2007 01:43

"Afrika Zürafaları Tehlikede"
Kenyalı ve Amerikalı Biyoloji Uzmanları, Afrika Zürafalarının En Az 6 Türünün Tehlikede Olduğu Uyarısında Bulundu. devamı
23.12.2007 20:16

Dosiad, "2007 Bölge ve İl Ekonomisi için Ufuk Arayışları" Raporu Ön Değerlendirme Sonuçları Açıklandı
Dosiad, "2007 Yılı Sektörel Bazda İl ve Bölge Ekonomisi" Raporunda, Erzurum'da Tarım Sektörünün Katma Değer Üretemez Durumda Bulunduğu, Sektörün İstihdam Alanı Oluşturacak Kapasiteye Erişim Sağlanması ve Tarımsal Kaynakların Ekonomiye Kazandırılması İçin Alternatifler Oluşturulması Gerektiği Belirtildi. devamı
23.12.2007 17:31



Kurtlar koyunları parçaladı @ 06-12-2007 00:40
Kurtlar Erzincan’da 29 koyunu parçaladı

Recep DEMİRCİ/ERZİNCAN, (DHA)

ERZİNCAN’ın Çağlayan Beldesine bağlı Tatlısu köyünün merasında bulunan koyunlara saldıran kurt sürüsü, 29 koyunu parçaladı, 10 koyunu da yaraladı.

Erzincan’a 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve 75 haneli Tatlısı köyünde, 14 yıldır ikamet eden ve hayvancılıkla geçimini sağlayan 53 yaşındaki Mustafa Mavitaş’a ait 600 koyundan 29’u kurtlara yem oldu. Çoban Selahattin Arlı, 600 koyunu köyün 8 kilometre yakınındaki Munzur Dağının eteklerinde bulanan yaylada otlattıktan sonra köye dönmek istedi. Bu sırada koyunlardan bir bölümü sürüden ayrıldı ancak çoban farketmedi. Köye geldiğinde koyunların eksik olduğunu fark eden Mustafa Mavitaş, köylülerle birlikte koyunları aramaya çıktı. Yapılan aramada 29 koyunun öldüğü, 10 koyunun da yaralı olduğu ortaya çıktı.
Kurtların, parçalayarak öldürdükleri koyunları Munzur’a götürdüklerini belirten Mustafa Mavitaş, “Yabani hayvan avı yasak olduğu için çobanlar bile av tüfeği taşıyamıyor. Kurtların bana verdiği zarar 10 bin YTL dolayında. Biz bu kurt sürülerinden devamlı çekiyoruz. Yetkililerin bu konuda bir an evvel bir şey yapmalarını bekliyoruz” diye konuştu.
Kaynak:hürriyet gazetesi

köpek kaçırma @ 06-12-2007 00:30
Havalimanında köpek kaçırma krizi

Mustafa OĞUZ (DHA)

Alman turistler Michael Abendeoth ve Ellen Quast’ın kafes içindeki iki sokak köpeğini İzmir Adnan Menderes Havalimanı’ndan çıkarıp, ülkelerine götürmelerine izin verilmedi. 2 sokak köpeği Gaziemir Belediyesi zabıta ekiplerince götürüldü.

Alman turistler Michael Abendeoth ve Ellen Quast iki sokak köpeğini İzmir’in Karaburun İlçesi Mordoğan Beldesi’nden aldıklarını söyledi. Doğa ve Hayvanları Koruma Derneği Türkiye Genel Sekreteri Nesrin Çıtırık, Türkiye’nin özellikle turistik bölgelerinden çok sayıda, çoğunluğu hasta ve bakımsız sokak hayvanının yurtdışına götürüldüğünü iddia etti. Yurt dışına çıkarılan hayvanların bir bölümünün deneylerde kobay olarak kullanılmak üzere satıldığını, bir bölümü üzerinden de duygu sömürüsü yapılarak bağış toplandığını söyleyen Çıtırık, toplanan paraların çok azının hayvanlar için harcandığını öne sürdü.
ilgili bağlantılar: Kap av köpekleri
Kurtlar

Kurbanlıklar Çubuk’tan @ 03-12-2007 02:11
Kurbanlıklar Çubuk’tan



Kayıt altına alınmış 38 bin büyükbaş hayvanın bulunduğu Çubuk, kurbanlık alım ve kesimi konusunda başkentlilere önemli imkan sunuyor.

SAĞLIK kontrolünden geçirilmiş ve numaralandırılmış 38 bin büyükbaş hayvanın bulunduğu Ankara’nın Çubuk ilçesi, kurbanlık alım ve kesimi konusunda başkentlilere önemli imkan sunuyor.

Ankara’ya 38 kilometre uzaklıkta bulunan ve başkentin et ihtiyacını önemli oranda karşılayan Çubuk, yaklaşan Kurban Bayramı’na hazırlanıyor.

Çubuk’ta kurbanlıklar, ilçe hayvan pazarında ve Kırmızı Et Ürünleri Tarımsal Üreticileri Birliği üyelerinin besi ahırlarında satışa sunulmaya başlandı.

Çubuk Kırmızı Et Ürünleri Tarımsal Üreticileri Birliği Başkanı Zihni Yüce, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ilçedeki 300 besicinin birliğin üyesi olduğunu ifade etti.

Çubuk’un büyükbaş hayvancılık konusunda Ankara’nın en önemli ilçesi olduğunu ifade eden Yüce, ilçede şu anda kayıt altına alınmış, sağlık kontrolü yaptırılmış 38 bin büyükbaş hayvan bulunduğunu kaydetti.

Ellerindeki büyükbaş hayvanların önemli kısmını Kurban Bayramı’nda satışa sunacaklarını belirten Yüce, bu konuda başkentten ilçelerine gelen vatandaşlara her yönden kolaylık sağlayacaklarını bildirdi.

KİLOGRAMI 6.5 YTL’DEN BAŞLIYOR

Birlik Başkanı Zihni Yüce, kurbanlıkların canlı olarak kilogramını ortalama 6.5 YTL’den satışa sunduklarını ifade ederek, kurbanlık büyükbaş hayvanların 500 ila 3 bin YTL arasında değişen fiyatlarla alıcılarını beklediklerini söyledi.

İlçeden kurbanlık alanlara, hijyenik ortamlarda kesim imkanı da sunduklarını anlatan Yüce, şunları kaydetti:

"Birlik üyelerimiz Avrupa standartlarında tesislere sahiptir. Bu tesislerden kurbanlıklarını alan vatandaşlarımızın talepte bulunmaları halinde hayvanlarını burada kesip, paketleyip, sahiplerine teslim edeceğiz. Çubuk’ta satılacak tüm kurbanlıklar sağlık kontrolünden geçirilmiş ve numaralanmıştır. Çubuk canlı hayvan pazarına sağlık kontrolünden geçmemiş hayvanlar alınmıyor. Bu konuda vatandaşımız rahat olsun."

İlçede her bütçeye uygun kurbanlık bulunduğunu da ifade eden Yüce, "Yer sorunu yaşayan vatandaşlarımız, kurbanlıklarını bayrama kadar üreticiye teslim edebilirler. Kesecekleri gün gelip rahat bir şekilde kurbanlarını evlerine götürebilirler. Kurbana bakma endişesi taşımasınlar."


AOÇ gönüllü hayvan müfettişleri arıyor @ 03-12-2007 02:09
Pako'nun Sayfası

Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) Hayvanat Bahçesi, gönüllü hayvan müfettişleri arıyor.

Başvuranların kısa bir eğitimden geçtikten sonra serbest giriş kartları çıkacak ve bahçedeki evcil hayvanların bakımının kontrolünü yapacaklar. Gönüllülerin müfettişlikleri gizli tutulacak. AOÇ’nin başlatacağı diğer bir proje ile vatandaşlar bir yıllık bakımını üstlendikleri hayvanın kafesine kendi ismini verebilecek. Böylece vatandaşlar bahçeyi sürekli izleyip eksikleri rapor edebilecek.

Türkiye’nin ilk ve en büyük hayvanat bahçesi Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ) Hayvanat Bahçesi, gönüllü hayvan müfettişleri arıyor. Önümüzdeki günlerde hayata geçecek olan projeyle, evcil hayvanların bakımını denetleyecek olan gönüllülere kısa bir eğitim verilecek. AOÇ serbest giriş kartları çıkarılacak ve bahçeyi denetleme imkanı tanınacak. Gönüllülerin müfettişlikleri gizli tutulacak. Bu uygulamayla bahçeyi daha da güzelleştirmek ve yeni fikirlerle geliştirmek amaçlanıyor.

EMNİYETTEN ARAŞTIRILACAKLAR

AOÇ Genel Müdürü Mehmet Emin Güzel, "Bize başvuranları emniyetten araştırıp öyle seçeceğiz. Gönüllü müfettişler nerede eksiklik, yanlışlık varsa bize bildirecekler. Burayı daha da geliştirmek için bize yeni fikirler getirmelerini istiyoruz. Şimdilik 20 kişi seçmeyi planlıyoruz. Biz şeffafız ve kendimize güveniyoruz. Bu nedenle böyle bir proje geliştirdik" diyor. Müracaatları gönüllüler e-posta yoluyla aoc@aoc.gov.tr’ye bildirebilirler.

BAKIMINI ÜSTLEN, ADINI YAZDIR

AOÇ’nin başka projeleri de var. Örneğin vatandaşlar, bir yıllık bakımını üstlendikleri hayvanın kafesine kendi ismini verebilecek. Bu uygulama hediye olarak da değerlendirilebilir. Dileyenler sevdiklerinin adına hayvan bakımı üstlenebilir ve onun adını kafeslere yazdırabilir. İsteyen AOÇ’nin aldığı yemin parasını ödeyebilir, isteyen hayvanın bir yıllık yiyeceğini kendi temin edebilir. Yiyeceğin yanısıra hayvanın bakım masraflarının da üstlenilmesi gerekiyor.

ÇOCUKLARA HAYVAN SEVGİSİ AŞILAYACAK

Hayvanat Bahçesi’nde çocuklara hayvan sevgisini aşılamak için geliştirilmiş projeler de var. Bahçede 2 bin 670 hayvan bulunuyor. Haftada bir gün, 60 öğrenciye hayvan ve bakımları hakkında eğitim verilecek. Ayda dört, yılda 52 okula bu hizmet sunulacak. Çocuklar hem eğlenecek hem de aslan, maymun, yılan gibi hayvanlar hakkında bilgi sahibi olacak. Deniz BİLİROĞLU

Kaplumbağaların kabuklarında problemlere yol açan hastalıklar

Kaplumbağalarda en sık karşılaşılan problemler genellikle kabukla ilgili sağlık sorunlarıdır. Yaralanmalar ve kabukta deformasyona yol açan travmalar olabileceği gibi, beslenmeye bağlı sorunlar, metabolik hastalıklar, kötü çevre ve bakım koşulları, diğer organların hastalıkları gibi sebeplerle ortaya çıkabilirler.

Metabolik ve beslenmeye bağlı kabuk problemlerinin en önemlisi, kalsiyum ve D vitamini eksikliğine bağlı olanlar. Bu maddelerin hayvanın tükettiği besinlerde yetersiz miktarda olmasından kaynaklanabileceği gibi, ultraviyole ışınlarının (gün ışığı) yetersiz alınması, karaciğer hastalıkları, böbrek ve paratroid bezlerinin hastalıkları gibi durumlardan da kaynaklanabilir. Kabukta deformasyon ve yumuşama gözlenir. Bazen kabuktaki bölmelerin piramit gibi kabarıklaştığı olur. Bu tip metabolik hastalıklar oldukça önemlidir ve tedavi edilmediğinde kaplumbağa için öldürücü olabilir.

Kaplumbağanın olumsuz ve yetersiz koşullarda beslendiği durumlarda görülen bir diğer kabuk hastalığı, eski kabuk katmanlarının yenileri ile yer değiştirmesi sırasında yaşanan problemler. Vücuttan uzaklaştırılamayan eski katmanların enfekte olarak ortaya çıkardığı hastalıklar, tüm kabuğa etki eden ciddi hastalıklara dönüşebilir.

Böbrek harabiyeti sonucunda kabuğun yumuşaması, kötü bakım ve beslenme koşullarında oluşan değişik büyüklük ve derinliklerdeki kabuk ülserleri ve bunların enfeksiyonu sonucunda ortaya çıkan kabuk hastalıkları, yanık ve yaralanmalara bağlı problemler ve genetik kabuk problemleri de çok sık olmamakla birlikte karşılaşılan rahatsızlıklar.

PAKO Pano

Kaplumbağanızda kabukla ilgili problemlere rastladığınızda mutlaka vakit kaybetmeden veteriner hekiminize başvurun. Uygun tedavi ve iyi bir bakım-beslenme ile eski sağlığına kavuşturulabilir.

Yağmur altında ölmek üzereyken iyi yürekli bir abi beni kurtardı. Şimdi bana ömür boyu bakacak bir yuva arıyorum. Evinizi bana açar mısınız? Tel: (532) 603 05 05 İstanbul

İngiliz seteri Lady, aylardır İstanbul Gürpınar barınağında yaşıyordu. Birgün sahiplendirildi. Ancak yeni sahipleri onu barınağa geri götürmek istiyorlar. Kendine acilen yuva arıyor. Lady 1 yaşında ve aşıları tamam. İlgilenenler Filiz Hanım’a 535 287 38 37’den ulaşabilir.

Lokum, 2 aylık erkek bir kangal melezi. Aşıları tamamlandıktan sonra yuva bulamazsa barınağa gidecek. Kendine İstanbul’da bahçeli bir ev arıyor. İlgilenenler 535 287 38 37’den bilgi alabilir.

İngiliz seteri Can, en son geçen cumartesi İstanbul Anadolu Kavağı’nda görüldü. Hasta ve yaşlı. Acilen ameliyat olması gerekiyor. Görenler veya nerede olduğunu bilenler lütfen Kebire Bozkurt’a, 555 422 88 95 numaralı telefondan ulaşsın.



Keçiler ve koyunlar @ 13-11-2007 02:22

Doğal hayatta keçilerle koyunları ayırt etmek her zaman kolay bir iş değildir. İkisi de, dünyanın yüksek yerlerinde barınan dağ hayvanlarıdır. İkisi de geviş getirenlerdendir. İkisinin de tüylü postları ve içi oyuk boynuzları vardır. Fakat arada birbirleriyle karıştırılsalar dahi, koyunlarla keçilerin arasında belirli ayrılıklar dikkati çeker.
Yaban keçisi, yaban koyunu'na kıyasla genel olarak daha emin adımlar atan ve daha çok macera seven bir hayvandır. En kaba yiyeceklerle beslenebilir. Otlu bayırlarda otladığı görülürse de, karnım doyurduktan sonra emniyette olmak ve uyuklamak amacıyla yükseklerdeki bir kayanın üzerine çekilir. Keçinin boynuzları arkaya ve yukarıya yönelir, buna karşılık koyunlarınkiler genel olarak helezon kıvrımlıdır. Çoğu erkek keçilerin belirli bir sakalları ve kuvvetli bir kokulan vardır. Gerek koyunlar, gerekse keçiler Milâttan Önce 3 000'den evvel ve büyük bir ihtimalle sığırlardan da önce evcilleştirilmiştir.
Yaban keçileri Avrupa'da, Orta Asya'da ve Kuzey Afrika'da yaşarlar. Yaban koyunlarına Kuzey Yarımküresinde ve bu arada Kuzey Afrika'da rastlıyoruz. Koyunlarla keçiler, «boynuzlugü» (Bovidae) ailesinin bir ait familyasıdır. Amerika grubunun en gösterişli hayvanı olan «Kaya dağları iri boynuzlu Kanada koyunu» sadece Yeni Dünya'nın bir yaratığı değildir Sibirya'da da yakın akrabaları bulunur.
Keçiler insanlara çok uzun zamanlardan beri süt, yağ, peynir ve et temin ederler. Tevratta yer yer onlardan bahis vardır. Hazreti Eyüp'ün erkek keçilerinin kurtları mat edecek kuvvette oldukları, içlerinden bazılarının ise ayıları boynuzlarına takarak taşıdıkları ileri sürülmüştür. Tevratta adı geçen su ve şarap kapları keçi derisinden yapılırdı.
Filistin'de eskiden keçiler her gün pazara götürülür ve müşterilerin kapısında sağılırdı. Bayramlarda kurban olarak da bu hayvandan çok yararlanılırdı. Bugün dahi bir Arap aşiret reisi misafir ağırladığı zaman, derhal bir oğlak öldürülür, ve pişmeye konulur.
Koyunun yünü gibi, keçinin kılı da giyim eşyası yapımında kullanılır. Bu güzel ve iri keçilerin erkeklerinin helezon kıvrımlı, gösterişli boynuzları vardır. Fakat en dikkate değer özellikleri yalnız başlarını,kulaklarını ve bacaklarının alt kısmını açıkta bırakan çoğunlukla beyaz ve kıvırcık tiftiktir. Bu yünümsü kıllar, hayvanın boynunda 20 santim, vücudunda ise 16 santim uzunluğunda olabilmektedir. Ünlü tiftik veya öbür adıyla moher, Ankara keçilerinden elde edilir. Türkler bu türün tekelini uzun zaman ellerinde bulundurmuş iseler de, Ankara keçisi bugün Güney Afrika'da ve Avustralya'da da bol mikyasta üretilmekte ve oralarda anayurdundakinden de daha kaliteli bir tiftik vermektedir. «Keştatr keçisi» de bütün dünyada üstün kaliteli yapağısıyla meşhurdur. Bu kısa bacaklı, zarif, fakat kanaatkar yaratık pek az yiyecekle yaşayabilmektedir. Keşmir keçisi, bir zamanlar Keşmir ovasının ve Himalayaların zirveleri bulutlara değen dağ silsilelerinin yerlisiydi. Bu keçinin tiftiğinden yapılan kazmir (kaşmir) adındaki ünlü dokuma ve şallar tâ Roma Sezar'larmın zamanında meşhurdu. Kazmir dokumaları bir zamanlar sadece krallara ve saraylar halkına lâyık görülürdü. Bugünkü kazmir İpliğinin pek azı Keşmir'den gelir, üstün kaliteli kaşmirler Çin'in, Moğolistan'ın ve Tibet'in mahsulüdür. Bu tiftik hayvanın postundan taranılarak çıkarılır.

TİPİK SAKALLI İBEKS


Asya, Kuzey Afrika ile Avrupa'nın yerlisi «ibeks» (Capra), Eski Dünya" nın yaygın bir yaban keçisidir. Bu türün Alpler'de bulunan bir üyesine «Alp dağ keçisi» diyen kitaplar vardır. İbeks, yılın bütün mevsimlerinde kar sınırına yakın çok yüksek yar kıyılarında ve kayaların üzerinde yaşar. Kışın dahi ormanların siperine sığınmaz, Böyle yapacak yerde karın pek derin olmadığı sarp yamaçlarda barınır.
İbeks'in görme, işitme ve koku alma duyguları keskindir. İçlerinden biri genel olarak nöbet tutmakta ve en ui'ak bir şüphe karşısında tiz bir ıslıkla soydaşlarına alarm vermektedir. Son derece çevik olan ve emin adımlar atan ibeks,bir yarın başından 12 metre aşağıdaki bir kaya çıkıntısına şaşmaz bir isabet ve şaşılacak bir soğukkanlılıkla atlayabilir. Bu hayvanın Himalayalar'daki en yaygın düşmanları, yabani köpeklerle kar leoparları'dır.


Çiftleşme zamanı:

Erkek ibeks'ler ekim ayındaki çiftleşme mevsiminde yükseklerden inerek dişilerle buluşurlar. İki cins yılın bu zamanında bir arada bulunur, fakat ilkbaharda karlar eriyince dağılırlar. O zaman erkekler yine erişilmez dağ zirvelerine çekilirler, dişiler ise aşağılarda kalarak mayısta veya haziranda bîr veya iki yavru dünyaya getirirler.

İbeks neye benzer:

İbeks tipik sakallı keçidir. 147-148 santim uzunluğunda olabilen muazzam boynuzları başının tepesinden birbirine yakın olarak çıkar ve pâlamnki gibi düzgün ve enli bir kavisle arkaya döner. Gerçek İbekslerde boynuzların önü oluk oluktur. Bu hayvanın, genel olarak sarımsı kahverengi uzun ve gevşek tüylerden meydana gelmiş bir postu vardır.
Dayanıklı ibeks'lerin sayısız çeşitleri arasında «Sibirya ibeksi» (caprasibirica), en irisi ve en güzelidir. Bu hayvan Orta Asya'nın dağlarında,
Tiyensan'Iarda, Altaylar'da ve Himalayalar'da bulunur. «Habeşistan ibeksi» kısa ve kalın boynuzlu, tıknaz ve ağır bir türdür, buna kargılık yukarı Mısır'ın, Arabistan'ın, Filistin'in ve yukarı Nubya'nm «Nubya ibeksi» ince ve uzun boynuzlarından tanınır.
«Avrupa ibeksi» nin veya öbür adıyla «Alp dağ keçisi» nin bugün tabiatta dölü tükenmiş gibidir. Bir zamanlar İsviçre'nin, Savoy'un ve TiroFun yukarı Alpler'inde bol sayıda bulunurdu. Hayatta kalan tek tük birkaç tanesi, Monte Rosa'nm İtalya tarafında himaye görmektedir. Bu hayvan kolay evcilleştirilebilirse de, her zaman için huysuz ve inatçı olarak kalır.

«Doğu Turu» veya öbür adıyla «Kafkas Bharalı» (Capra caucasica), boyna yakın yerde dışarıya ve arkaya kıvrılan pürüzsüz sayılabilecek, kısa boynuzlara sahip, gürbüz ve alımlı bir yaban kesişidir. Kafkas dağlarında yaşayan «Pallas turu» adlı bir çeşidi «Asya mavi koyunu» veya öbür adıyla «Himalaya bharalı» yla yakın akrabadır. Pallas turu, koyunlarla keçilerin arasındaki bir bağlantıdır, fakat aslında koyun değil, keçidir.

Kafkas dağlarının batı yarısında yaşar. Bu da bir yaban keçisi olmakla beraber, gerçek ibeksler gibi boynuzlarının önünde kalın yumruları vardır. Fakat boynuzlan ibekslerinkinden daha kısa ve daha ağır olduğu gibi, aynı derecede düzgün kavisli de değildir. Tur'lar vakitlerini kar sınırının yukarsındaki dumanlı yarların başında geçirmeyi severler.
Sakalsız keçiler: «Himalaya tanrı» (Hemitragus jemlaicus), Himalayaların yükseklerinde yaşayan sakalsız bir keçidir. Kısa ve düzgün kavisli boynuzları vardır. Orman sınırına yakın sarp kayaların ve baş döndürücü uçurumların arasında beş ilâ yirmi beş başlık sürüler halinde gezer. İhtiyar erkeklerin ormana girdikleri olur. Tahr'lar tetik, keskin görüşlü ve bütün keçiler gibi sarp arazilerde çevik hayvanlardır.
Himalaya tahrı, oldukça arkadaş canlısı sayıldığı halde, erkeklerle dişiler çiftleşme mevsiminin dışında ayrı yaşarlar. Tek yavru çiftleşmeden altı ay sonra dünyaya gelir. Başka tahr çeşitleri Güney Hindistan ile Güney Doğu Arabistan'daki tepelerde yaşamaktadır.

«Markhor» un veya öbür adıyla «yılan yiyen keçi» nin (Capra falconeri) uzun ve dağınık tüyleri vardır. Sakal ihtiyar erkeklerde çeneden boğazın altına kadar uzanır. Bu yaban keçisi, sik ormanlarla, karla örtülü zirvelerin arasında, son orman bitkilerinin kayalarla dik yarları gözden gizlediği ara bölgeyi takip eder. Orman sınırının yukarsındaki açık yamaçlara ve çıplak kayalara ender olarak çıkar.

YABAN KOYUNLARI Ve evcil koyunların kırk kadar çeşidinin arasında çok büyük bir ayrılık dikkati çeker. Evcil koyunların uzun bir kuyruğu ve yünlü bir postu vardır. Yabani türler buna karşılık kısa kuyrukludur, vücutları da sert kıllarla kaplıdır. Koyunu değerli bir yün kaynağı haline getiren, insanoğlunun metodlu üretme metotları olmuştu. Günümüzün otoriteleri, evcil koyunun atasının «kızıl koyun» (Ovis orientalis) olduğu kanısındadırlar.


20 kiloluk bir kuyruk:

Koyun, Asya kabilelerinin ve Anadolu halkının başlıca zenginliğidir. Türkistan'daki göçebe Kırgızların hayatı tamamıyla koyuna dayanır. Bu ulus, kaba etlerinde çok fazla yağ bulunan dumba adında bir koyun çeşidi geliştirmiştir. Bu cinsin uzun ve yağlı kuyruğu 20 kilo ağırlığında olabilir. Bir tabiat bilgini Taşkent'te, muazzam kuyruğunu, kendisine koşulmuş küçük bir arabanın içinde taşıyan armağan kazanmış bir koyun görmüştü. Kırgızlar koyunun etini yemekle kalmayarak, hayvanın yününü de giyim eşyası yapımında kullanır, ayrıca döverek, çadırlarını örtmeye yarayan kalın bir keçe haline getirirler. Türkiye'de de koyun eti, sütü ve kemiği gayet makbul olduğu gibi yünü ve derisi de çok kullanılır. Hatta gübresi de bahçeler için en kıymetli gübrelerdendir. Türkiye koyunların eti 've sütü bakımından en makbulü «kıvırcık» tır. Trakya, Kocaeli, Bursa ve Balıkesir bölgelerinde çok yetişir. Beyaz renkli, küçük ve sivri kuyruklu, burma boynuzludur. Sütü en bol olan koyunlardandır. Kıvırcık'ın «karayaka» türü Ordu, Sinop ve Tokat bölgelerinde yetişir. Bunların etleri oldukça lezzetliyse de, yünleri çok kötü olduğundan yapağılarından faydalanılamaz.
Türkiye'de yetişen koyunların büyük kuyruklu olanları «dağlıç» ve «karaman» dır. Dağlıç genel olarak beyaz renklidir. Eti lezzetlidir. Konya, Afyon, Eskişehir ve Ege bölgelerinde yetişir. Sonunda bir uzantı bulunan kuyrukları 5-6 kilo gelebilir. Gözleri ve ağızları siyahtır.
Karaman cinsi, «mor karaman» ve «kızıl karaman» diye ikiye ayrılır.
Orta ve Doğu Anadolu hayvanıdır. Eti ötekiler kadar makbul değildir. Bir de İzmir civarında beslenen ve Sakız adasından getirilmiş olan bir beyaz «sakız» koyunu vardır. Bakımları çok güçtür. İkiz ve üçüz doğurmakla ün salınışlardır.

Yününden ve Kürkünden Faydalanılan Merinos ve Astragan Koyunları


İspanya'nın Merinos koyunları yünleriyle ün salmışlardır. Bu yün bazen o kadar sıktır ki, hayvanın gözlerini bile örter. İspanyollar merinos'u çok eskiden Amerika'ya da sokmuşlardı. Merinos koyunları bundan başka Avustralya ve Türkiye'ye de yerleşip üremişlerdir. Bu dayanıklı ve arkadaş canlısı koyunun öbür koyunlarmkinden daha fazla miktarda ve daha kaliteli yün sağladığı söylenmektedir. Fakat eü pek makbul değildir.
Astragan diye tanıdığımız, bazı dillerde ise «İran kuzusu» diye bahsi geçen kürk, «Karakul» adında bir cinsten elde edilir. En iyi postlar karakul kuzularından bir haftalık ilâ on günlük oldukları zaman alınır, zira bu, kürkün buklelerinin en güzel olduğu devredir. En makbul astraganlar siyah olanlarıdır. Bu gürbüz koyunların yurdu yarı kurak sahalar, özellikle Sovyetler Birliği'nin Özbekistan Cumhuriyeti'ndeki Buhara havalisidir.
Avustralya kıtasının bugünkü zenginliğinin büyük bir kısmı koyunculuğa dayanır. Batı Asya ile Birleşik Amerika'nın batısı da dünya yününün büyük bir kısmını verirler, İngiltere de yünü ve eti için koyun beslemesiyle ün salmıştır. «İskoçya Cheviotu», ayrıca Southdown ve Shropshire koyunları İngiltere'nin üç tanınmış evcil koyun cinsidir.

KANADA KOYUNU» veya öbür adıyla «Kaya Dağları iri boynuzlu koyunu» (Ovis canadensis) hepimizin bildiği koyun portresine uymaz. İri boynuzlu koyunların birçok çeşitleri varsa da, en iyi bilinenin ve en irisi Amerika'lılarm «bighorn» yani «iri boynuz» dedikleri budur.
Birçok otoriteler Kanada koyununu Amerika'nın en üstün av hayvanı sayarlar. Fakat günümüzün teleskoplu modern tüfekleri ve üstün güçteki kurşunları olmasa, Kanada koyunu'nun şöyle böyle bir avcıdan korkması için bir sebep olmayacaktı. Bu koyunun keskin gözleri çok uzakları gorebilir. Koku alma duygusunun da üstüne yoktur. Kulakları en hafif tıkırtıyı seçmeye alışıktır.


Kanada koyunu kayalarla yarların üzerinden nasıl uçarcasına geçer:


Keçiler üstün dağcılarsa da, Kanada koyunları'nm üstün hızına erişemezler. Bu koyunun ayakları, kayaların üzerinde sıçradığı zaman tabanlara yüklenen basıncı emen ve hayvanın, sert, pürüzlü veya kaygan yüzeylerde tutunmasını sağlayan yumuşak ve elâstikî yastıklarla desteklenmiştir. Birçok kimseler, bu koyunun dik yarları uçarcasına indiğini, bu arada bir defada 6 metre aşağı atıldığını ve dar bir kaya pervazından ötekine tereddütsüzce atlayarak hızım kestiğini görmüşlerdir. Kanada koyunları yarın dibine yaklaşırken son bir kere havaya fırlayıp vadiye dört ayak üzerinde iniyorlardı.
Bir Kanada koyunu'nun arada bu şekilde atlayıp zıplarken aşağıya yuvarlandığı oluyorsa da, böylelikle ölen genel olarak koe olmaktadır. Ölümle sonuçlanan kazalar, ya da hayvanın kurtlar, veya ayılar tarafından öldürülmesi ihtimali hesaba katılmadığı takdirde, Kanada koyunu güneşli dağ zirvelerinde uzun bir hayat yaşamayı umabilir. Orta bir Kanada koyunu on altı yaşında ihtiyarlamış sayılır. Uygun şartlar altında yirmi yaşma kadar yaşayabilirse de, bu, pek azının erişebileceği bir yaştır.
Birleşik Amerika'nın güney batısının ünlü İspanyol kâşifi Francisco Coronado, Kanada koyunu'nu ilk gören beyaz adamdır. Meksika valisine yazdığı 3 ağustos 1540 tarihli mektupta, bu koyunu, insanı şaşırtan boynuzları olan at iriliğinde bir hayvan olarak tarif ediyordu. Aslında ise yetişkin bir Kanada koyunu, omuz hizasında ortalama 100 santim boyundadır. Ağırlığı da 85 ile 175 kilo arasında oynar. Yetişkin koçların boynuzları çok kere birden fazla bütün bir devir çevirir, rekor uzunlukları 125 santimden az kısadır. Dişi Kanada koyunları'nın daha ufak ve sıkışık boynuzları ender olarak 40 santimir geçer.
Kanada koyunu'nun yazlık postu koyu (veya grimsi) kahverengidir. Kış postu ise daha açık daha canlı renklidir. Postun tüyleri, öbür yaban koyunlarmınkiler gibidir. Yünlü olmayıp geyiğinki gibi uzun, sert ve yoğundur.

Çiftleşme zamanında kavgalar:

Kanada koyunları sürü hayvanları olmakla beraber, erkekleriyle dişileri aralık ayındaki kısa çiftleşme mevsiminin dışında bir arada bulunmazlar. Koçlar bu zaman dişilere sahip olmak için aralarında mücadeleye girişirler. Fakat muslin veya başka boynuzlu hayvanların yaptığı gibi, esas dövüşten önce maskaralıklar yapmaz, veya birbirlerine böğürerek meydan okumazlar. Öyle yapacak yerde, doğrudan doğruya dövüşe geçerler.
İki rakip, profesyonel boksörler gibi, önce birbirlerini gözden geçirir, arkasından, 30 m. kadar geriledikten sonra saatte 30-32 kilometre hızla saldırıya geçerek, birbirlerine sakin bir günde 3-3,5 kilometre uzaklıktan duyulabilen bir gürültüyle toslarlar. Bu taşlaşmalar defalarla tekrarlandıktan sonra, koçlardan biri ötekinin üstün kuvvetine ve dayanıklılığına boyun eğerek yenilgiyi kabul eder.


Büyükanneler her şeyi daha iyi bilirler:

Çiftleşme mevsiminin ocakta sona ermesiyle Koçlar bekar bayatlarına dönerler. Bundan sonra bir dişi Kanada koyunu sürüsüyle karşılaşsalar dahi başlarını çevirip bakmaz ve kendi cinslerinin arkadaşlığını tercih ederler.
Çoğu zaman ikiz olan Kanada kuzuları mayıs sonunda veya haziranda dünyaya gelirler. Anneleri önce onları gözden gizlemeyi ve yalamayı hiçbir zaman ihmal etmez. Akşam olmadan bu.kuzular annelerinin arkası sıra sıçrayacaklar, çok geçmeden de sürüye katılmaya hazır hale geleceklerdir.
Dişi Kanada koyunları ile bir yaşım aşkın olmayan kuzular yirmi başı geçmeyen küçük sürüler halinde toplaşırtar. Sürünün başı akıllı ve heybetli bir dişi Kanada koyunu' dur. Bu koyun, sürü üyelerinin çoğunun ninesi olmakla beraber, hâlâ yavrulayacak yaştadır. Bütün grubun güvenliği onun elinde olduğu için, sürüdeki öbür Kanada koyunları'na devamlı göz kulak olur.


Müşkülpesent bir hayvan:

Kanada koyunu yiyeceğine çok dikkat ettiğinden taze dağ otlarından ve çiçeklerinden başka şey yemez, çalılara yanaştığı enderdir. Kanada koyunları bütün yaz orman sınırının yukarısmdaki çayırlarda ve otluk yamaçlarda otlarlar. Bitki örtüsü kıtlaşınca ve deyrelince, koçlar daha yukarıya, kayalık zirvelerin kenarına çıkarlar.
Kışın dağlarda daha siperli ormanlara ve aşağılardaki vadilere doğru bir hareket vardır. Fakat Kanada koyunu bütün yollarını ve otlaklarını bildiği yurdundan ayrılmaz.
Bazı dağ koyunları da güneşin altında kavrulan kumlu arazide yaşar. Böylelerinin susuz yaşayabildiğini sananlar vardır, hatta bazı tabiat bilginleri bunların hiç su içmediklerini iddia edecek kadar ileri gitmişlerdir. Aslında ise, bu koyunların gizli bir suyun yerini bilmeleri ve çok susuzluklarını gidermek için 30-35 kilometre yol yapmaları ihtimali vardır. Şüphesiz dolgun kaktüs yapraklarındaki bol özden de faydalanırlar.
Tipik Kanada koyunu'ndan başka, bunun bulunduğu coğrafya bölgesine göre ayrılıklar gösteren dokuz çeşidi vardır. Bu koyunların yurdu Kuzey Amerika'nın batısında Britanya Kolumbiyası'nın güneyinden Meksika'nın kuzey batısına kadar uzanır. Doğu Sibirya'da yaşayanları da vardır.

Akıllara durgunluk veren dağcılar:


Bir tabiat bilgini bir keresinde Britanya Kolombiyası'nm kuzeyinde yirmi beş iri koçla karşılaşmıştı. Bunlar «Stone koyunları» (Ovis dalli stonei) idi ve muazzam bir tabii anfiteatr ile çevrili bir tepenin üzerinde duruyorlardı. Yazar bir an onları kapana kıstırdığını sandı: Koyunların dört bîr yanlan kırıksız kaya duvarlarıyla çevriliydi.
Fakat bu yarlardan birinin yüzeyinde, bir açı meydana getiren bir kırık bulunduğu tabiat bilgininin gözünden kaçmıştı. Yirmi beş koç lastik top gibi sıçrayarak bu yoldan çabuk çabuk yukarı çıkmaya koyuldular. Çok geçmeden sonuncusu da tepenin zirvesine varmış bulunuyordu. Bu baş döndürücü çıkış esnasında içlerinden birinin saniyenin yansı kadar duraklaması, altındakilerle birlikte aşağıdaki keskin kenarlı kayaların üzerinde parçalanmasıyla sonuçlanacaktı.
Bazı yerlerde «mavi koyun» veya «siyah koyun» diye de adlandırılan (rengi koyu gri ile siyahımsı kahve arasında oynar) «Stone koyunu», Britanya Kolombiyası'nda yaşar. Bir yakın akrabası da «beyaz koyun» veya öbür adıyla «Dall koyunu» dur (Ovis dalli dalli).
Beyaz koyun, omuz hizasındaki 90 santimi az aşkın boyuyla Amerika yaban koyunlarının en ufağıysa da, rekor boynuz uzunluğu 120 santimdir.Bu koyun Alaskanın dağlarıyla
Kanada'nın kuzey batı kısmında yaşar.

«Argall» veya öbür adıyla «Ammen» (Ovis ammon), Buhara ile Moğolistan ve Kamçatka arasındaki Orta Asya yaylalarında yaşar. Günümüzdeki koyunların bu en irisi, orman sınırının yukansındaki otlu bayırlara ve çayırlara rağbet eder. Çevik bir dağcı olup yalçm kayaların üzerinde ve yarların arasında değme keçiden daha hızlı yol alabilir.
Argali'nin omuz hizasındaki boyu 120 santimi, ağırlığı ise 175 kiloyu bulabilir. Koçlarının iri ve hacimli boynuzlan başın yanlarında dışarıya doğru kıvrılır ve çok kere birden fazla bütün devir yapabilir.


Marko Polo'nun bir keşfi:

Harikulade «Panıir argalisi» ni keşfeden, 13. Yüzyılda ünlü Venedik'li gezgin Marko Polo olmuştu. Fakat «Marko Polo koyunu» da denilen bu hayvan, 1874te birkaç tanesi British Museum için ele geçirilene kadar Batı ilmince tanınmıyordu. Marko Polo koyununun nispeten ince, fakat gene de hacimli sayılabilecek boynuzları keskin bir kavisle baştan uzaklaşarak, birden fazla bütün devir çevirir.
Bunlar, dış kenarları boyunca 190 santim uzunluğunda olabilirler.


Bulutların yukarısında:

Marko Polo koyunu'nun, Orta Asya'nın güneyindeki Pamir yaylasında çok kere hayli kalabalık sürüler halinde yaşadığı bildirilmektedir. Bu sürüler en çetin dağ sıralarının 3000-3500 metre yükseklerine rağbet ederler. Gezginler, yolu olmayan ve bugün hâlâ haritası bulunmayan bu çıplak, uzak ve ıssız bölgede günlerce emekledikten sonra Orta Asya'nın bu asil hayvanını uzaktan görmeyi belki başarırlar.
Önce kıvrımlı iri boynuzlar göze görünür, onun arkasından ıssız bir tepenin üzerindeki dev koç meydana çıkar. Bu koyun, sürüden ayrılarak yalnız ve sakin bir hayat seçmiş yaşlı bir hayvan olsa, hatta güneşin altında uyuklasa dahi en ufak tehlike belirtisi karşısında bir, iki sıçrayışla gözden kaybolacak ve bundan sonraki dağ silsilesine geçmeden soluk almayacaktır.
Argali'nin bulunduğu bölgeye göre değişmeler gösteren on iki çeşidi vardır.

«Himalaya Bharalı» veya «Mavi koyun» (Pseudois nayaur), muhakkak ki keçi değildir, fakat boynuzları ve tüy, renk gibi özellikleri keçininki gibidir. Bununla beraber tipik keçinin kuvvetli ve tatsız kokusu onda yoktur. Himaiaya bharalı Orta Asya' mn Tibet'le Batı Çin arasındaki dağ silsilelerinin yükseklerinde yaşar. Yazın 5 000 - 5 100 metre yükseklerde bulunur, kışın bile ihtimal 3 000 metreden aşağı inmez.
Himaiaya bharalı sürülerinin beş başlık olanları olduğu gibi, elli baştan kalabalık olanları da bulunur. Sürü orman sınırının çok yukarıla-rındaki otlu bayırlarda karnını doyururken, bu tetik ve şüpheci hayvanlar çentikli kayaların yükseğine bir gözcü yerleştirmeyi ihmal etmezler.
Gözcü bir heykel gibi hareketsiz durduğundan kayaların arasında hemen seçilemez, fakat en ufak bir şüpheli durum karşısında bulunduğu yerden ok gibi fırlar. O zaman sürü sarp kayaların arasına sığınarak kendini garantiye alır. Bu hayvanlar tehlike karşısında ormana sığınmaktansa, daha yükseklere çıkmayı tercih ederler.
Erkeklerle dişiler çiftleşme mevsiminin dışında ayrı yaşarlar. Çiftleşmeden sonra koçlar dişilerini haziranda veya temmuzda terkederler. Kuzular yüz altmış gün sonra dünyaya gelirler. İkizler ender değildir. Yavrular yetişkin hallerinin dörtte üçü kadar büyümeden sütten kesilmezler.
«Berberistan koyunu» veya öbür adlarıyla «Yeleli koyun» veya «Audod», «Udad», «Aral» (Ammotragus lervia), Afrika'da bulunan biricik yaban koyunudur. Koyu sarımsı veya esmer renginden ve boynundan, göğsünden ve ön ayaklarının üst kısımlarından sarkan uzun tüylü saçaktan tanınır. Öbür yaban koyun-larmınkinden daha uzun bir kuyruğu vardır. Yedi çeşidi olan Berberistan koyununun omuz hizasındaki boyu 90 santimi aşkındır, boynuzları da 75-80 santim uzunluğunda olabilir.
Bu iki yaban koyunu küçük aile grupları halinde yaşar. Fakat çiftleşme mevsiminin dışında yalnız hayvanlar olan koçlar bu sürünün dışında kalırlar. Bu hayvanın yurdu Atlas dağlan ve Büyük Sahrayı çevreleyen tepelerdir. Berberistan koyunu çok kere kızgın çöl kumlarının arasından sivrilen ıssız kayalıkların üzerinde, hatta bitkiden ve sudan tamamıyla yoksun deniz seviyesindeki yerlerde görülür.
«Muflon» (Ovis musimon) Avrupa' daki ender yaban koyunlarından biridir. Aslında Sardunya ve Korsika dağlarının yerlisi ise de, Macaristan'a, Avusturya'ya, Çekoslavakyay ve başka ülkelere de sokulmuştur. Kışın beyaz bir semeri olan kızıl . kahverengi, oldukça ufak bir türdür. Dişilerinin her zaman değilse de bazen boynuzlan vardır.
«Kızıl koyun» veya «Ginelin koyunu» (Ovis orientalis) yazın sarı veya tilki kızılı renginde, kışın ise kahvemsi renktedir. Bu devrede sağrı nahiyesinde gri bir leke göze çarpar. Boynuzları muflon'unkinden pek başka değilse de, genellikle ötekine kıyasla birden arkaya kıvrılır ve başın arkasında son bulurlar. Ön Asya'nın, Transkafkasya'nın, İran'ın ve Kıbrıs'ın kurak ve kayalık dağlarında barınan kızıl koyunlann birçok türleri vardır.
«Bozkır koyunu» veya öbür adlarıyla «Urial», «Gad» veya «Şapo» (Ovis vignei) Hindistan'ın kuzey batısından başlayarak Afganistan, Hazar Denizi çevresi ve Türkistan üzerinden Rusya'ya kadar uzanan dağlarda yayılmış haldedir. Çeşitli renklerde olanları varsa da, çoğu kızılması kahverengidir. Erkeklerinin büyük ve açık bir bukle meydana getiren uzun ve ince boynuzları vardır.
Evcil koyunlarımızın çoğunun kızıl koyun'un dölünden geldiği kabul edilmekteyse de muflonla bozkır koyunu'nun da ataları arasında yer alması ihtimali vardır.

Kırlangıç @ 09-11-2007 01:53
Kırlangıçlar, ötücü kuşların en güzellerindendirler. Aralıksız olarak sinekleri ve başka böcekleri kovalarken son derece zarif bir uçuşları vardır. Çiftçi, ekin tarlasını biçerken, çok kere, rahatsız olarak kaçan böcekleri yakalamak üzere biçicinin demirinin geçtiği yerlere konup havalanan bir kırlangıç grubu tarafından takip edilir. Bu kuşların kısa, yassı ve üst yarısının ucu kancalı gagalarının çok fazla açılabilmesi bol sayıda böcek kapmalarına yardım eder.
Dış görünüş bakımından kara sağanlara çok benzeyen zarif küçük kırlangıçların göğsü enli, boynu kısa, başı yassıdır. Bacakları kısa ve kuvvetsiz, kanatları uzun, dar ve çok sivri, kuyrukları çoğu zaman derin çatallı, tüyleri kısa ve üstte madenî parıltılıdır.
Kırlangıçlar bütün kıtalara, bütün enlemlere ve bütün yüksekliklere yayılmışlardır. Birçokları insanların evlerine sığınırlar, başkaları dik kaya veya toprak duvarlarına yerleşirler, daha başkaları yuvalarını ağaçların üzerinde bina ederler. Yazı ile kışı arasında çok fark olan bölgelerde yuva yapanları göçücü kuştur.
Kırlangıçların hareket şekli uçmaktır. Yerdeki yürüyüşleri, akrabaları kara sağanların sürünmesinden biraz üstünse bile gene enikonu beceriksiz sayılır. Ötüşleri, insana neşe veren bir cıvıltıdır. Kırlangıçlar şen, sokulgan ve biçimli olduktan başka, gerçekten cesurdurlar. Çevrelerini dikkatle gözden geçirir, dostlarını, düşmanlarını öğrenir ve ancak lâyık olana itimat ederler.
Bütün kırlangıçlar böcek avcısıdır. Fakat daima havada avlanır, duvarların üzerinde duran böcekleri dahi uçarken yakalarlar. Kaptıkları avı parçalamadan yutarlar. Su içişleri dahi uçarkendir. Uçarak yıkandıkları tesbit edilmiştir. Su yüzeyinin hemen yukarısında kanat çırparken, birdenbire aşağı çöker, ya gagalarını, ya da vücutlarının bir kısmını suya daldırır, sonra silkinerek ıslanan tüylerini kuruturlar.
Kıyı kırlangıcı, yıllık 35 000 -36 000 kilometrelik gidiş-dönüş göç yolculuğu ile meşhurdur. Bu akıllara durgunluk verici yolculuğu göze alan kıyı kırlangıçları, önce Kuzey Kutbu'nun yazı esnasında üreme alanlarında dört aylık devamlı gün ışığmln tadını çıkarırlar. Bu kuşlar kuzeydeyken Kuzey Kutbu'yle 8 derece daha güneyi arasındaki kuşakta yaşarlar. Bununla beraber bu türün bazı üyeleri de 40 derece kuzey enlemi kadar güneyde yuva yaparlar.
Birçok türleri, dış duvarı tükrükle perçinlenmiş kil topakları görünüşünde olan marifetli bir yuva yaparlar. Yuvada 4-6 yumurta bulunur. Dişi tek basma kuluçkaya oturur.
Yaşamak için sınırsız bir hürriyete ihtiyaç duyan kırlangıçlar, esaret hayatına gelemezler. Roma'lılar onlardan posta güvercini gibi faydalanmışlardı.
Kırlangıçların en iyi bilineni «kır kırlangıcı» veya öbür adıyla «adi kırlangıç» tır (Hirundo rustica). Kutup Dairesi'nin güneyindeki bütün Avrupa'da, Batı ve Orta Asya'da bulunan bu tür aynı zamanda Birleşik Amerika'nın en iyi bilinen kırlangıcıdır. Bütün kırlangıçlar gibi bunun da ufak ve zayıf bacaklarıyle ayakları vardır, dallara rahatça tüner, fakat ender olarak yürümeye kalkışırlar. 18 santim uzunluğundaki bu güzel kuşun sırtı parlak bir mavimsi siyah, göğsü kızlımsıdır. Uzun ve çatallı kuyruğu beyaz beneklerle süslüdür.
Bu kırlangıç eskiden yarlarda yuva yapardı, ama şimdi yuvasını samanlıkların ve başka binaların pervazlarının veya kirişlerinin üzerinde bina eder. Kır kırlangıcı böylece, gerek bol miktarda zararlı böcek yutması, gerekse de bizlere yakın yaşaması sebebiyle en yakm dostlarımızdandır. Tükrükle perçinlenmiş çamurdan meydana gelmiş yuva, içi oyuk bir kürenin dörtte biri görünüşündedir. Altında hafif bir destek bulunması şartıyle herhangi bir duvara yapıştırılabilir. Bir kır kırlangıcı çifti böyle bir yuvayı güzel havada 8 günde tamamlar. Yuvanın eni yaklaşık olarak 20, derinliği 10 santimdir. Dişi kır kırlangıcı, kıllar, tüyler ve benzeri yumuşak maddelerle astarlanmış böyle bir yuvanın içine tarçın renginde benekli 4-5 beyaz yumurta yumurtlar. Bu kuşlar bazen bir tek mevsimde iki parti yavru çıkardıkları gibi, aynı yuvayı üst üste yıllarca kullanabilirler.
Kırlangıçlar, zarif, son derece faydalı ve sokulgan kuşlardır.

Kum kırlangıcı, ailenin en küçük üyelerindendir: En çok 13 santim uzunluğundadır. Tüyleri sırtında kül veya toprak rengi, karnı beyazdır. Göğüs bölgesinde kül rengi kahverengi enine bir şerit dikkati çeker. Bu kırlangıç Avustralya, Polinezya ve Güney Amerika dışında her yerde yuva yapar. Yuvası nehrin kıyısındaki bir oyuğun içindedir.
Sert kanatlı kırlangıç (Stelgidopteryx rufipennis), garip adını, kanatlarının kenarındaki törpü gibi küçük çıkıntılardan alır. Yuvası kum kırlangıçınki gibidir, şu farkla ki kum kırlangıcının aksine kalabalık koloniler halinde yaşamaz.
Yaşamak için uçar böceklere muhtaç olan kırlangıçlar göçücüdürier. Fakat birçok küçük kuşun aksine, geceden ziyade gündüz yolculuk ederler.
Soğuk aylarda hemen tamamıyle ortadan kaybolmaları halk arasında bir sürü saçma inanışın yer etmesine yol açmıştır: Bu inanışlardan birine göre, soğuk mevsimi, bir ağaç konuğunda veya bir suyun dibindeki çamurun içinde kış uykusu halinde getirmektedirler.

Kaya kırlangıcı, 15 santim uzunluğundadır. Vücudunun bütün üst kısımları donuk bir toprak kahverengisi, kanat ve kuyruk tüyleri siyahımsı, vücudunun altı önde kirli kahverengimsi beyaz, arkada gene toprak rengidir.
Bu kırlangıçların yuvaları çok kere bir nehre inen yarlarda oyukların içinde veya üstte bir çıkıntının yapıtı koruduğu köşelerde görülebilir. Bu yuva en çak. kır kırlangıcınmkine benzer. Kaya kırlangıcı gagasının nispeten uzun, kuyruğunun ise çatallı olmayıp sadece yarıklı olmasıyle kır kırlangıcından ayırt edilebilir.
Yar kırlangıcı da binaların üzerinde yuva yapmayı öğrenmiştir. Bunu samanlıkların dışına ve yağmurdan korunmaları için saçakların altına oturtur. Bu özelliğinden dolayı saçak kırlangıcı diye de isimlendirilir. Yar kırlangıçlarının yuvası, yanda emziğe benzer bir deliği olan iri bir top biçimindedir. Bu kırlangıçların hâlâ yarlarda yuva yaptıkları ıssız bölgelerde, bir yarın duvarında veya bir nehre inen dik kayalarda bu çamurdan topların yüzlercesi yan yana gruplanmış vaziyette görülebilir. Bu tür Kuzey Amerika'nın batısının çok iyi tanınan bir kırlangıcıdır.

Pencere kırlangıcı, ayaklarının olağanüstü kuvvetli oluşuyla dikkati çeker. Gagası kısa olduğu için, çok geniş gözükür. Kuyruğu da kısa ve sığ çatallıdır. 14 -15 santim uzunluğundaki bu kırlangıcın tüyleri sırtında mavi-siyah, karnında beyazdır. Avrupa ile Asya palearktik kuşaklarında yuva yapan göçücü bir kuştur. Nedense şehirleri tercih eder, bundan dolayı da şehir kırlangıcı diye de isimlendirilir. Yuvası çok kere büyük ve eski binaların duvarlarında göze çarpar. Bu kırlangıç, kır kırlangıcından daha ihtiyatlı olmakla beraber ürkek değildir, ondan daha az hızlı uçar, fakat daha yükseklere çıkar. Yuvası da üstü açık olacak yerde, bir giriş deliğinin dışında tamamen kapalı olmasıyle kırlarlangıcı'nınkinden ayrılır.

Ağaç kırlangıçları, nispeten büyüktür. Bir türü 19 santim uzunluğundadır. Ağaç kırlangıcı renkleri sırtlarında mor parıltılı parlak çelik mavisi, karınları parlak bir beyazdır. Bu kırlangıcın yuvası suya yakın bir kütüğün içindeki oyukta ise de, insanlar tarafından hazırlanmış kuş evlerine de rağbet eder. Sonbahar gelince, bu ağaç kırlangıçları kırlangıcı kalabalık gruplar halinde bataklıklarda, ya da telefon tellerinin üzerinde toplaşır, kısa bir süre sonra ise güneye doğru yola çıkarlar.
BATAKLIK KIRLANGIÇLARI VE KOŞARGİLLER


BU GRUBUN en ilginç kuşu bir koşargildir: Nil timsahının ağzının içine sülük aramaya giren timsah bekçisi (Pluvianus aegyptius). Tarihçi Plinyus şöyle yazıyor: Timsah kıyıda yatarken esnediği vakit, timsah bekçisi dev sürüngenin ağzına girip burasını temizlemektedir, îşine geldiği için timsah da kuşa zarar vermemekte,hatta timsah bekçisi dışarı uçacagı vakit, onu ezmemek için çenelerini oynatmamaktadır.
Timsah bekçisi'nin vücudu dedi toplu, orta irilikteki kafası yağmurkuşugiller'inkinden ufak, bacakları öbür çamurkoşarlarınkinden kısadır. Bu kuşun uzunluğu 20-22 santim kadardır. Timsah bekçisi adı boşuna değildir. Yalnız timsahlara değil, başka yaratıklara da bekçilik hizmeti görebilir. Zira her tekne, yaklaşan her insan, her memeli hayvan, irice her kuş dikkatini çekmekte ve timsah bekçisi bunu tiz çığlıklarıyle etrafına haber vermektedir.
Eski Dünya'nın bataklıkkırlangıçgilleri (Glareolidae) ailesinde, hepsi sıcak bölgeleri tercih eden yirmi üç tür vardır. Adi bataklık kırlangıcı (Glareola pratincola) bu kuşların içinde en iyi bilinenidir. Uzun ve sivri kanatlan, çatallı bir kuyruğu ve güçsüz ayakları vardır. Uçarken böcek yakalamakta kırlangıçların tekniğinden faydalanır. Adi bataklık kırlangıcı Akdeniz bölgesinde yuva yapar.
Adlarından da anlaşıldığı gibi, koşargiller uçucudan ziyade hızlı koşuculardır. Gerek bataklık kırlangıçları gerekse koşargiller sıcak ve kurak ovaları ya da çamurlu alanları severler. Yuva yapma âdetleri aşağı yukarı yağmurkuşları gibidir.
BAYKUŞ KIRLANGIÇLAR


BAYKUŞ KIRLANGIÇLAR'DA vücut uzunca, boyun kısa, baş enli ve yassı, kanatlar nispeten kısa ve güdük, kuyruk uzundur. İri gaga kökünde kuşun alnından daha bile geniştir, ucunda ise kancalı ve boynuzumsudur. Ağız açıklığı gözlerin arkasına kadar uzanır. Çok gür olan tüyleri kamuflaj kurallarına uyar.
Eski Dünya baykuş kırlangıçları, Güney Asya ile Yeni Gine'de ve komşu adalarda yaşarlar. Ailenin tipik temsilcisi Eski Dünya dev baykuş kırlangıcı (Podargus strigoîdes) denilen karga iriliğinde bir kuştur. Sırtı koyu grimsi kahve rengi zemin üzerinde beyaz ve siyah benekler ve lekelerle süslüdür. Bu renk ve desen kuşun çevresine öylesine uymaktadır ki, Eski Dünya dev baykuş kırlangıcı'nı, gündüz saatlerini uyuyarak geçirdiği ağaç dallarında seçebilmek pek zordur.
Fakat Eski Dünya dev baykuş kırlangıcı'nın uykusu o kadar ağırdır ki, bir çiftten biri vurularak aşağı düşürülse dahi yanındaki uykusundan uyanmaz. Buna karşılık gece olunca, Eski Dünya dev baykuş kırlangıcı canlanır ve ava çıkar.
Yavruyken yuvadan alınan Eski Dünya baykuş kırlangıçları, kısa zamanda evcilleşerek sahiplerine alışır ve başına oturacak, hattâ yatağına girecek kadar sokulgan bir hal alırlar. Karakterlerini de değiştirerek gündüz saatlerinde de yemeye başlarlar.
Göçücü Kuşların Şampiyonları: Deniz Kırlangıçları


Deniz kırlangıçları orta irilikte veya ufak ve ince yapılı kuşlardır. Başlarıyle aynı uzunlukta düz ve ince bir gagaları vardır. Kanatları çok uzun, dar ve sivridir. Kuyrukları orta uzunlukta ve çatallıdır. Ayak parmakları kısa perdelidir. Kırk beş türü bilinen bu kuşlara deniz kırlangıcı denilmesi, uçuşlarının zarafeti sebebiyledir. Bütün türleri son derece hareketli kuşlardır. Gecelerini kıyılarda yerde geçirirler, gündüzleri ise hemen atialıksız havadadırlar. Yiyecekleri balıklar ve böceklerdir. Arada küçük memeliler, kuşlar ve küçük sürüngenler de yerler.

DEV GECE KIRLANGICIveya öbür adıyla POTOO (Nyctibiidae)


Baykuş kırlangıçları ailesinin Güney ile Orta Amerika'daki temsilcileri dev gece kırlangıçları veya öbür adlarıyle potoo lardır. Bu baykuşumsu gece kuşlarının üst gagaları kökünde çok geniştir, ucunda ise daralarak aşağıya kıvrılmış küçük bir kanca halini alır. Alt gaganın ucu da aynı şekilde aşağıya bükülmüştür. Gaga, kuşun kulaklarının altına kadar açıldığından, bir tenis topu ağız boşluğuna kolayca sığabilir. Fakat gaga hemen tamamen tüylerle örtülü olduğundan boynuz maddesinden olan kısmının pek az bir parçası göze gözükür.
Dev kırlangıçları bazen akşam üzeri yurtlarının otlu savanlarının yukarısında, havada kayarken görülebilirler. Fakat geceleri daha çok faaldirler. Bu arada iri ve fırtlak gözleri cep fenerlerinin ışığında altın gibi parıldar.
Dev gece kırlangıcının yuvası çoğunlukla yerden 1.5-6 metre yükseklikteki bir ağaç kovuğudur. Dişi buraya mor ve kahverengi işaretli bir tek beyaz yumurta yumurtlar.
Tropikal Amerika dev potoosu (Nyctibius grandis) 55-60 santimlik uzunluğuyle iri ve ince bir baykuş büyüklüğündedir. Tüyleri ondüleli kahverengi çizgilerle süslüdür, karnı beyazımsıdır. Havla örtülü yavrunun enli başı bir köpek yavrusunu hatıra getirir. Bu kuş çok zaman tüneğinde muazzam ağzı ardına kadar açık olduğu halde durur, sürü halinde ağzına giren sinekler ise ağız boşluğunun mukozasına yapışıp kalırlar. Dev potoo'yu esaret hayatında yaşatmak mümkün olamamıştır.
Bunu deneyen çok olmuştur. Fakat ilk aylar serbest hayatında olduğu gibi normal bîr hayat süren dev gece kırlangıcı, zamanla sünepeleşip miskin bir hale gelmektedir. Biraz daha sonra her şeye karşı isteksiz bir hal alıp hayatla ilgisini kesmektedir. Serbest hayatta alıştığı şartları dahi onu kurtaramamaktadır.

KIRLANGIÇ TANGARASI denilen Güney Amerika kuşu, kotinga'lara benzemekle beraber, tangara'larla akrabadır. Tabiat bilginleri bununla beraber kırlangıç tangara'ları (Tersinidae) denilen bir başka aileye almışlardır.Bun
da, kuşun kafatası şeklinin farklı oluşu kadar, bir oyukta veya ağaç kovuğunda yuva yapmasının da tesiri vardır. Erkek kırlangıç tangâra nın ondüleli siyah çizgilerle süslü ve mavi parıltılı yeşilimsi tüyleri vardır. Dişi kuş daha yeşildir.

ORMAN KIRLANGIÇLARI

YALNIZ ADLARI KIRLANGIÇTIR


BALIKÇIL KUŞLARIYLA başka bazı kuşlarda rastlanan garip, pudralı havlar, ötücü kuşların arasında yalnız orman kırlangıçlarında vardır. Bu pudralı havlar orman kırlangıçları nda, göğüs, baldır ve aşağı sırt bölgelerinde biten beyazımsı ve kısa tüy toplulukları olarak tarif edilebilir. Bu tüylerin ucu, talka benzer bir pudra salıverir.
Orman kırlangıcı'nın uzun kanatları ve kuvvetli bir gagası vardır. Zarif uçuşuyle ün salmıştır. Bir süre havada kaydıktan sonra, kırlangıçlar gibi kısa kısa kanat çırpar. Tabiat bilginleri bu garip kuşların on kadar türünü tanırlar. Artamidae ailesini meydana getiren orman kırlangıçları'nın yakın akrabaları olmadığı gibi, gerçek kırlangıçlarla akrabalıkları da yoktur.
Gündüzün dağınık sürüler, gece ise sıkı kümeler halinde görülen orman kırlangıçları, çayırlarda yetişen yüksek ağaçların tepesinde veya üst dallarının etrafında yaşarlar. Genel olarak suya yakın bölgelerde yerleşir ve tüneklerinden atılarak uçar böcekleri kovalarlar.
Yurtlar; özellikle Filipinler, Yeni Gine ve Avustralva'dır. Sırtları grimsi siyah, karın bölgeleri beyazdır. Uzun ve sivri kanatlan ve mavimsi gagaları vardır Akşam güneş batarken koloniler, sevgili tüneklerinin üzerinde toplaşır, sırt sırta veya yan yana vererek geceyi geçirmeye hazırlanırlar. Böyle bir koloni akşam üzeri ürkütüldüğü takdirde, orman kırlangıçları âdeta patlar gibi dört bir yana dağılırlar. Ortalık karardıktan sonra kolay kolay ürkmezler.
Erkek ve dişi orman kırlangıçları, irilik ve renk bakımından eştirler. Kuluçka, sonra da yavrulara bakmak vazifelerini paylaşırlar. Bazen bir orman kırlangıcı grubunun, otlardan örülmüş açık kâse biçimli yuvalarını küçük bir alana sıkıştırdığı görülür. Güney Asya'da yaşayan 17 santim uzunluğundaki kahve rengi orman kırlangıcı (Artamus fuseus) ve Avustralya'nın yerlisi maskeli orman kırlangıcı (Artamus personatus) iyi bilinen türleridir.

Hayvanlar @ 05-11-2007 23:58

Hayvan, canlılar dünyasının ökaryotlar (Eukaryota) üst âlemindeki hayvanlar (Animalia) âleminde sınıflanan canlıların ortak adıdır. "Hayvan" sözcüğü, günlük kullanımda esasen insan dışı hayvanları ifade etmek için kullanılırsa da biyolojik bağlamda insanı da içerir. Hayvanlar âleminin bilimsel ve Latince adı olan "Animalia" terimi ise yine Latince olan ve "yaşayan" ya da "ruh" anlamına gelen animadan türetilmiş animal sözcüğünün çoğuludur. Hayvanlar âlemini tanımlayan bir başka Latince bilimsel terim de Metazoa'dır.

Genellikle çevrelerine uyum sağlayan ve diğer canlılarla beslenen çokhücreliler alemidir. Vücutları, embriyonun bazı metamorfozlar geçirmesiyle gelişir. Ökaryotik çok hücreli organizmalardır. Besinlerini genel olarak sindirerek alırlar.

Hayvanların birçoğu hareketlidir ve bitkilerde tipik olan kalın hücre duvarları genellikle yoktur. Embriyonik gelişim esnasında büyük ölçülerde hücresel göçler ve doku organizasyonları görülür. Üremeleri primer (birincil) olarak seksüeldir; diploit kromozom taşıyan dişi ve erkekler mayozla haploit kromozomlu gametleri, bunlarda birleşerek diploid zigotu oluşturur.

1,5 milyondan fazla yaşayan türü tanımlanmıştır, fakat gerçek miktarın bazılarına göre 20 milyon, bazılarına göre de 50 milyondan fazla olduğu sanılmaktadır.

Tarihçe

İnsanoğlunun isim kullanmaya başlaması sistematiğin başlangıç noktası olarak kabul edilir. MÖ 383-322 yıllarında Aristo "hayvanlar yaşam şekillerine, hareketlerine, vücut yapılarına, alışkanlıklarına göre sınıflandırılabilir" diyerek bu bilimin temelini oluşturur. Bu düşünce 2000 yıl sürmüştür.

1627-1705 yıllarında John Ray sınıflandırmada doğal sistemi ileri sürmüştür. Linne yazdığı Systema Natura adlı kitabıyla zoolojik nomenklatürün başlangıcını oluşturmuştur. Linne'nin çalışmaları birçok sistematikçiyi etkilemiş, hatta bir sonraki yüzyıla da damgasını vurmuştur. Bu nedenle Linne taksonominin babası olarak kabul edilmiştir.

100 yıl sonra Charles Darwin evrim teorisi ile tüm çalışmaları etkilemiştir. 1866'da Haeckel'in filogenetik ağaç sistemi sistematikçilere yararlı oluştur. Bu dönem taksonominin en önemli periyodu olmuştur. Hergün yeni cinsler, takımlar ortaya çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda sadece türler düzeyinde alışmalar yapılmıştır.

Mendel kanunlarının bulunmasıyla önce genetiğin, sonra populasyon genetiğinin gelişimi gerçekleşmiş, günümüzde sistematik çalışmalarda moleküler düzeye inilmiştir. Günümüzde tanımlanmış ve sınıflandırılmış 1.350.000 tür olduğu bilinmektedir. Bunların 1.300.000'ini omurgasızlar oluşturmaktadır. Geri kalan fosillerle birlikte 65.000 tür Chordata şubesinde incelenmektedir. Günümüzde yaşayan yaklaşık 43.000 kordalı bulunmaktadır. Bunun 42.000'i Vertebrata'ya, 1000 kadarı da ilkel kordalılara aittir.

Akrabalıklara göre yapılan genetik çalışmalar sonucu Bilateria dört büyük ana gruba ayrılır:)

1. Deuterostomes
2. Ecdysozoa
3. Platyzoa
4. Lophotrochozoa

Üreme ve gelişme

Hemen hemen tüm hayvanlar çiftleşerek ürerler.Yetişkinler diploid ya da polidiploiddir. Herbirinin kendine has üreme hücresi vardır. Bir çok hayvan çiftleşerek üremeye yatkındır.

Bir çok hayvan güneş ışığı enerjisini dolaylı yollardan kullanarak gelişir, büyür. Hayvanların aksine bitkiler bu ışığı [Fotosentez] ile doğrudan basit şekerler üretmek için kullanır. Bitkiler, havadan aldığı karbon dioksit (CO2) ve topraktan aldığı su (H2O) moleküllerini ışık enerjisini kullanarak kimsayal bir rekasiyon sonucu Glikoz şekeri (C6H12O6) dönüştürür ve son olarak açığa Oksijen çıkar (O2). Elde edilen bu bu şeker daha sonra bitkinin büyümesi için kullanılır. Hayvanlar bu bitkileri yediklerinde ya da bu bu bitkileri yiyen hayvanları yediklerinde bitkilerin içinde bulunan şekeri almış olurlar. Alınan bu şekerleri hem büyümek gelişmek için hem de kendi vücutlarında hareket etmeleri için gerekli olan enerjiyi üretmek için kullanılır.

Kuşlar Genel Bilgi @ 03-11-2007 16:01



Kuşlar (Aves), hayvanlar aleminde uçabilen omurgalı canlıların çoğunu kapsayan bir biyoloji sınıfıdır.

Kuşlar, diğer canlı alemlerinden farklı olarak bazı özelliklere sahiptir. İlk sabit sıcaklıklı canlılar olma özelliğini taşırlar. Belirgin özellik olarak, üyelerinin tümü, diğer hiçbir hayvan grubunda görülmeyen tüylerle kaplıdır. Ön üyeleri kanatlara dönüşmüştür ve arka üyelerdeki kemikler intertarsal eklem oluşturacak şekilde dizilmiştir. Trake ve bronşlarının bulunduğu yerde çok gelişmiş bir ses kutuları vardır. Sert kabuklu yumurta bırakırlar ve kuluçkaya yatarlar. Embriyo, yumurta kabuğu ve amniyon zarı ile çevrilidir. Kuşların tam işlev gören, karmaşık ve gelişmiş, büyük ve küçük dolaşım sistemleri vardır.

Yaklaşık 9.000 yaşayan kuş türü, 14.000 kadar da soyu tükenmiş türü mevcuttur.


Kökenleri

Kuşlar, sürüngenler ile yakın akrabadırlar. Bu nedenle sürüngenlerle birlikte Sauropsida üst sınıfında toplanırlar. Diapsid Archosauria'dan, özellikle Triyas'ta büyük ölçüde farklılaşmış Thecondonti'dan türemişlerdir. Bu sonuncu grubun içinde bulunan Pseudosuchia, bununla ilgili olarak Dinosauria kuşlara en yakın gruplar olarak varsayılır. En eski kuş fosili, Solenhofen'ın (Batı Almanya) Üst Jura (140 milyon yıl) katmanlarında bulunan Archaeopteryx'dir. 1860 yılında ilk defa tek bir telek, 1861 yılında ise, baş hariç tüm iskelet sistemi tamam olan bir fosil bulunmuştur. Bunlunan bu fosil, bilim dünyasında bir sansasyon yaratmıştır. Çünkü bu fosil, sürüngen ve kuş özelliklerinin her ikisini de aynı ölçüde taşımaktadır. Fosil, H.V. Meyer tarafından Archaeopteryx lithographica olarak tanımlanmış ve Londra'daki British Museum'a konulmuştur.

Anatomileri

Gerçek dişlerin olmayışı, derilerinde salgı bezlerinin olmaması, tüysüz kısımlarında pul bulundurmaları, kafatasının omurgaya bağlanması ve göğüs kemiğinin iyi gelişmiş olması diğer canlılarda az olarak görülebilen özelliklerindendir. Bununla beraber, alyuvarları çekirdekli ve oval, akciğerleri havayı daha verimli kullanabilir tiptedir. Böbrekler metanefroz tiptedir ve boşaltım kanalları kloaka açılır. Devekuşları hariç idrar keseleri yoktur. Atık ürün katı ürik asittir. Bir çift testis bulundururlar ve bunlar kloaka açılır. Ayrı eşeyli canlılardır. Çiftleşme organı (penis) bazı türler (kaz, ördek) haricinde yoktur. Yumurtaları telolesital tiptedir ve meroblastik gelişme gösterir. Her zaman iç döllenme görülür. Beyinden 12 çift sinir çıkar. Görme organları diğer duyu organlarına göre çok daha iyi gelişmiştir. Koku alma duyusu kısmen körelmiştir. Kuşlar, metabolizma hızları en yüksek olan canlı grubudur.

Beslenmeleri

Kuşlarda, her çeşit besine özelleşme görülmektedir. En yaygın beslenmeleri tohumladır. Bunun yanı sıra karışık beslenme de görülür. Kural olarak bitkisel beslenenler çok az da olsa hayvansal besinleri (genellikle yavrulama dönemlerinde) alırlar. Her grubun ya da türün beslenme alışkanlıkları farklıdır. Suda yaşayanlar, başta balık olmak üzere çeşitli su böcekleri ve omurgasız canlılarla, bazıları ise su bitkileriyle beslenirler. Karada yaşayanlar avcıdırlar ve böcekler, omurgasız ve küçük omurgalı canlılar, leş ya da bitki özsuları veya meyvelerle beslenebilirler.

Davranışları
Kuşlarda, beyinin gelişmiş olmasına bağlı olarak, davranış şekilleri karmaşıklaşmıştır. Özellikle sesle iletişim kurulması gelişmiştir. İnsan dışında başka bir canlının sesini taklit etme özelliği sadece kuşlarda bulunur. Ses analizleri tür ayrımlarında bir kriter olarak kullanılır. Beslenme- kur yapma, saldırma ve korunma ile ilgili davranışlar türden türe farklılık gösterir.

Kış uykusu

Kuşlar kural olarak, Çobanaldatanlar (Caprimulgiformes) haricinde kış uykusuna yatmazlar. Kış uykusu sırasında Phalaenoptilus nuttallii türü vücut sıcaklığını 70C'ye kadar düşürür.

Göç

Kuşlarda göç, yılın belli bir dönemini, kuluçkaya yattığı yerden uzak olarak geçirmek anlamına gelir. Gezici kuşlar, kuluçka yerinden değişik yönlere doğru kısmen ayrılan kuşlardır. Yerli kuşlar ise, sürekli kuluçka bölgesinde kalan kuşlardır. Her üç grubunda arasında geçiş formu gruplar bulunmaktadır. Göç davranışı, kuluçka bölgesinde geçici olarak besinin azalması ile ortaya çıkabilir. Kuzeydeki kuların soğuk mevsimle ve bitkilerin yapraklarını dökmesiyle göç ettikleri bilinir. Örneğin su kuşlarının yaşadıkları yerde suların buz tutmasıyla ya da güneyde yaşayanlarda kuraklık nedeniyle yazın kuzeye de göç davranışı başlar. Çoğu kuşta, kışlama ve kuluçkaya yatma bölgeleri kalıtsal olarak saptanmıştır. İlkbaharda ya da yazın iç, kısmen dış etkilerle göç başlatılır.

Yayılışları
Kuşların uçma yeteneğinin gelişmiş olması ve sıcakkanlılık, bütün dünyaya yayılmalarını sağlamıştır. Bazı kuşlar bu yüzden dünyanın bütün heryerinde görülebilir olmuştur. Bazıları ise sadece belli bir bölgeye özgüdür. Tür sayısının en fazla olduğu yer tropik ormanlardır. Güney Amerika, özellikle Amazon tür bakımından en zengin bölgeledir. Türce en fakir yerler ise, kutuplar ve kutuplara yakın soğuk tundralardır.

Sınıflandırma
* Altsınıf Archaeornites (Sürüngen benzeri kuşlar, fosil kuşlar)
* Altsınıf Neornithes (Günümüz kuşları, gerçek kuşlar)

Paleognathae

* Struthioniformes, (Deve kuşları, kiviler vb.)
* Tinamiformes, (Tinamular)
* Anseriformes (Kazsılar), dünya çapında bulunur; 150 tür
* Galliformes (Tavuksular), dünya çapında, kuzey Avrasya harıç; 256 tür
* Sphenisciformes (Penguenler), güney kutbu ve güney suları ait; 16 tür
* Gaviiformes (Dalgıçkuşları), Kuzey Amerika, Avrasya; 5 tür
* Podicipediformes (Yumurta piçleri, Batağanlar), dünya çapında bulunur; 20 tür
* Procellariiformes (Tüp burunlu kuşlar, Fırtına kuşları), bütün denizlerde bulunur; 93 tür
* Pelecaniformes (Kürek ayaklılar, Pelikanlar), dünya çapında bulunur; 57 tür
* Ciconiiformes (Leyleksiler), bütün kıtalarda bulunur; 115 tür
* Falconiformes (Gündüz yırtıcıları), dünya çapında bulunur.
* Turniciformes (Üçparmaklı bıldırcınlar), Eski Dünya, 15 tür
* Gruiformes (Turnamsılar), dünya çapında bulunur; 196 tür
* Charadriiformes (Yağmur kuşları, Kıyı kuşları), dünya çapında bulunur; 305 tür
* Pterocliformes (Bağırtlaklar), Afrika, Avrupa, Asya; 16 tür
* Columbiformes (Güvercinler), dünya çapında bulunur; 300 tür
* Psittaciformes (Papağansılar), bütün tropikal bölgeler, güney ılıman bölgeler; 330 tür
* Cuculiformes (Guguksulur), dünya çapında bulunur; 151 tür
* Strigiformes (Gece yırtıcıları), dünya çapında bulunur; 134 tür
* Caprimulgiformes (Çoban Aldatanlar), dünya çapında bulunur; 96 tür
* Apodiformes (Ebabiller, Sağanlar), dünya çapında bulunur; 403 tür
* Trochiliformes (Kolibriler), orta ve kuzey Amerika, 331 tür
* Coliiformes (Fare kuşları), Sahra aşağıda Afrika; 6 tür
* Trogoniformes (Kemirgen gagalılar), Sahra aşağıda Afrika, Amerika, Asya; 35 tür
* Coraciiformes (Kuzgunkuşları), dünya çapında bulunur; 192 tür
* Piciformes (Ağaçkakansılar), dünya çapında bulunur, Asya kıtasının güneydoğusundaki büyüklü küçüklü adalar harıç; 376 tür
* Passeriformes (Ötücü kuşlar), dünya çapında bulunur; yaklaşık 5200 tür

Kokulu Sinek (bit arslanları) @ 19-10-2007 17:07
Kokulu Sinekler genellikle bit arslanları (Chrysopidae) ailesi üyeleri bütün dünyaya dağılmışlardır ve her yerdekiler aşağı yukarı birbirine benzer. 425 kadar türleri sayılmıştır.
Bütün türlerin sayısız toplardamarlar tarafından ağ gibi katedilmiş oval kanatları vardır. Çoğu yeşil kanatlı olmakla beraber, sarıları, esmerleri, kahverengileri de vardır. Hepsi pırıl pırıl ve saydamdır. Yunancadaki altın ve göz anlamındaki kelimelerden alınma Chrysopidae bilimsel adı, aileye, ergin üyelerin iri, petek tipinde ve aralıklı olan altın renkli gözlerinden dolayı verilmiştir. Bit arslanı adı aslında, bitki bitleriyle ve başka böceklerle beslenen larvalara aittir.


Kokulu Sinek Anne ve Bebekleri:


Bütün türlerin âdetleri genellikle aynıdır. Yumurtaları hazır olunca, anne elverişli bir yaprak yüzeyinin üzerinde durarak bir salgı döker. Bu salgı havaya değer değmez derhal sertleşerek kıümsı bir sap meydana getirir. Anne, bu sapm tepesine bir tek yumurta oturtur. Sonra bir başka yumurta için başka bir sap vücude getirir ve yaprağın üzerine bir sürü yumurta dizilinceye kadar aynı işe devam eder.
Bu sap yapımından gaye, başka böceklerin yumurtaları yemesini ve ilk yumurtadan çıkanların arta kalan yumurtaları yemelerini önlemektir. Yavru bit arslanları'nı iş başında gördüğünüz takdirde, ikinci ihtimali daha kuvvetli bulacaksınız. Larvaların hayatta tek gayesi, karşılarına ilk çıkan cisme çenelerini saplamak olarak gözükür. Bu yapışkan ve dikenli minik canavarların, ağaç üzerinden aşağıdan geçen insanların ensesine atıldıkları bile olur. Isırıkları insanın saatlerce canını yakar.


Kokulu Sinek Böceklerin En Pisboğazıdır:


Larvalar, düzinelercesini yiyip yuttukları bitki bitleriyle beslenirler. Çenelerinin içindeki oluklar kanalıyle bitlerin suyunu emer, sonra leşlerini atarlar. Üzerinde bulundukları dalta ki bitten temizleninceye kadar bu ziyafete ara vermezler. Hiç bir böcek bu bit arslanları kadar pisboğaz değildir.
Bit arslanı büyüyünce kendine kaba bir koza örer ve ancak kanatlı bir ergin olarak dünya yüzüne çıkmaya hazır oluncaya kadar bunun içinde kalır. Ailenin gerek erginleri, gerekse larvaları ellenince kolay uçmayan, tatsız bir koku salıverirler. Bundan ötürü de bazen kokulu sinek diye adlandırılırlar.

Sinekler @ 19-10-2007 16:08
Kara Sinekler
Yağmur yağmadan önce sineklerin çılgına dönüp insanları fena halde ısırdıklarına herkes dikkat etmiştir. Fakat dikkatle gözden geçirilecek olurlarsa, bilhassa ayak bileklerine, boyuna ve ellere saldıran bu afetlerin ev sinekleri olmadığı görülür. Vücutları dahasa, karınları daha yuvarlaktır. Üstelik ev sineğinin enli ve törpümsü tertiplerinin yerine, uzun ve delici bir ız parçaları vardır. Bu sinekler meşhur, karasinekler'dir. Duvarların üzerinde baş yukarı olarak durmaları bakımından da, baş aşağı duran ev sinekleri'nden ayırt edilirler. Her iki eşeyleri de kan emicidir. Evcil ve yabani hayvanlar bu karasineklerin yüzünden çok sıkıntı çekerler. Çöplüklerde, lâğımlardasa zamanda üreyip bütün civara dağılırlar, çeşitli hastalıklara yol acarlar.
Turna Sinekleri

Turna Sineklerinin bazen yüzlercesi, sıcak yaz günlerinde bataklıkların ve başka durgun suların üzerinde akşama kadar yukarıdan aşağıya ve aşağıdan yukarıya doğru dans ederken görülebilirler. Dans edenlerin çoğu erkek olduğuna göre, dansın, kendilerini kıyıdan seyreden dişilere beğendirmek için erkeklerin başvurduğu bir nevi flört olduğu anlaşılıyor.
Turna sinekleri (Tipulidae) uzun ve ince kanatlarıyle vücutlarından ve bilhassa çok uzun bacaklarından tanınırlar. Genellikle zayıf uçuculardır. Uçuş esnasında ikinci ve üçüncü bacak çiftleri arkalarında sürüklenir, birinci bacak çiftleri ise öndevrılmış durumdadır. Bu garip uçuş tarzları da derhal tanınmalarına yardım eder.
Öbür böceklerdekinden farklı olarak, turna sinekleri'nin tropikal bölgelerde yaşayanları soğuk iklimlerdekilerden daha ufaktır. Bir istisna, Kuzey Kanada gibi soğuk bölgelerde ve yükseklerde yaşayan kar sineği'dir. Bu tür sadece 5 milimetre uzunluğundadır.
Nispetencak ve mutedil iklimler, gerçekten iri turna sinekleri barındırırlar. En büyükleri Çin ile Avustralya'da bulunur. Bunlar, bacaklarını açtıkları zaman küçük bir tabağın içini kaplayabilirler. Görünüş bakımından, dev sivrisineklere benzerler.
Turna sinekleri Allahtan insanı ısırmazlar. Fakat bazıları ekinlerle beslendikleri için zararlıdırlar. Çoğu bataklık alanlardaki bitkilerle yetinir.
Silindir biçimindeki larvaların vücut örtüsü o kadar serttir ki, bunlara çok kere «deri - ceket» denilir. Birçoğu bataklıklardakiçürüyen bitkilerin, ya da sık ve rutubetli ormanların humusunun içinde yaşarlar. Suda yaşayanları da vardır.

Oyucu Sinek, dişilerinin karnı, yumurtaların canlı bitkilerin içine yerleştirilmesine yarıyan bölütlü ve uzun bir yumurtlama borusuyle son bulur.

Geçmişin Devirlerdeki Dev Ejder Sinekleri:


«Odonata» takımının çok eski bir geçmişi vardır: Karbon Devrine dayanır. O çağda belki daha çok türü olan kalabalık bir takımdı. Üyelerinden bazılarının o vakitler pek büyük olduğu bir gerçektir. Bir ejder sineği fosilinin ılmış kanatlarının eni 72 - 73 santimdi. Bu tür belki de o günlerin dev böcekleri'yle besleniyordu.

Hayvan Ansiklopedisi

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 31157
Kategori: Genel
Etiket: hayvan hayvanlar hayvanlar-alemi evcil-hayvanlar vahsi-hayvan kartal sahin sincap kus kuslar doga blog yasam orman deniz balik baliklar ayi akbaba

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Genel - eğlenmeye hoşgeldiniz
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 267
Genel - Emülatör Türkiye
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 530
Genel - Kolaj|görülesiler toplangacı
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 287
   
Olmazmi.com