Kendimizce Türkçe(!) konuşuyorduk, konuşmaktaydık, bir şeyleri başarıyor sözüm ona hayatın ağzına şıçıyorduk. Lanet olsun (Amerikan filmi vazgeçilmez repliği) biz belirli bir seviyenin üzerine çıkmışken anlaşılmaz cümleler kurmaktan gurur duyuyorduk.
Son Ki Üç Dört... @ 22-11-2008 21:03

ÖSS stresi diye bir şey yoktur. ÖSS dönemi yoğunlaşan “çevre baskısı” vardır.
Baskı; yakınlık derecesiyle doğru orantılı olarak şiddetlenir. Bunun dışında bu şiddeti etkileyen diğer etmenler kabaca şu şekilde sıralanabilir;
-Okumuşluk düzeyi,
-Ben yapamadım sen yap tutumu,
-Ya hocaya, ya kocayacılar,
-Aman sende ne ÖSS’si diyen canlar, ciğerler.
Eğer yakın çevre okumuş, yazmış ya da ucundan da olsa mürekkep yalamışsa, ağzınızı tuvalet niyetine kullanma eğilimine sahiptirler. Tabi biliyor ya okumanın(!) ne demek olduğunu, illa başına kalacak.
Nasıl Bir Ülke Bu Böyle?... @ 15-11-2008 15:16
Sadece Türkiye mi böyle yoksa diğer ülkelerde de böyle saçmalıklar yaşanıyor mu? Mesela kaç ülkede öğrenciler üniversiteyi kazanacağım diye depresyona giriyor? Ya da sadece okumak istediği için öldürülüyor? Kaç ülkede insanlar yaşamak için 12.000 YTL ödemek zorunda?...
Memleketini, köyünü, evini kaç kişi sırf saçma bir kan davası yüzünden terk ediyor? Kaç tane aşiret ağası 300.000 YTL değer biçiyor yaşama, diğer ülkelerde?
Peki devlet adamları? Hangi ülkede valiler “Sen kimsin de benim vatandaşıma ahkâm kesiyorsun?” demek yerine “Gel bir orta noktada buluşalım.” diyor?
Kaç tane küçük çocuk vardır ki dünyada, geceleri hayvanları alıp Muş’ dan Ağrı’ ya kaçıyor?
Birisi anlatsın bana lütfen kaç ülkede küçük çocuklara akıl almaz işkenceler etmenin bedeli gün geçtikçe düşüyor.
Üzüldüm -mü-? @ 15-11-2008 15:04
Karşıdan karşıya geçmek gibi…
Çarpıyorsun, duruyorsun, özür diliyor ve unutuyorsun…
Aa, hayır. Unutmuyorum!..
“Affedersiniz. Bir saniye, Geçebilir miyim?, Üzgünüm…”
Gerçekten de üzgün müsün? Küçük bir omuz darbesi için oturup üzülecek misin?
Hayır!..
Sadece kendini iyi hissetmek için üzülüyorsun. Duyarlı olmak, kibar davranmak ve üstünlük için üzülüyorsun. Ne ironik…
Üzülmüyorsun! Üzülsen devam etmezsin yoluna. Neden bir kenarda durup beklemiyorsun?
Masum Bir Meyve... @ 07-11-2008 14:35

Elma…
En sevdiğim meyve olmasa da çok sevdiğim bir meyvedir. Bir kere ucuzdur elma. Her kesimden insanın evinde bulunur. Meyve denince akla ilk gelen isimlerdendir. Sonra birçok çeşidi vardır bu harika lezzetin. Kırmızısı, sarısı, yeşili… Tatlısı, ekşisi, sulusu, serti…
Hart hart yenilebilecek bir meyvedir. Öyle soymak, dilimlemek gerektirmez. (Mesela nardan sırf o taneli hâli yüzünden nefret ederim.) Özel bir hazırlık da istemez. (Ananas gibi naz yapmaz.) Önce yıkarsın sonra haamm… Hele bir de kazağına sürersen kaşıkçı elması gibi parlar.
Suyu elinden aşağı koluna doğru falan da akmaz hani. Nedir o suyu kolun dirseklerine kadar inen meyveleri yerken çekilen işkence. Sanki yemememiz için özel dizayn edilmiştir. Ama elmanın öyle kaprisleri yoktur işte. Her boyutta ve her renkte, her yerde yenilebilme özelliğine sahip ender meyvelerdendir. Kendine h.. ( devamı )
Çok Gezdim Yine... @ 01-11-2008 15:48
Geçen hafta sonu İzmir’deydim!
Gerçekten de anlatılanlar kadar güzel bir şehir. Ya zaten deniz kıyısında olması yetiyor. Yaşanabilir şehir dediğin bir kere denize sıfır olmalı zaten. İzmir’i bir bilen olmadığı için yanımızda pek gezemedik adam akıllı ama yine de güzeldi. Özellikle de İzmir’e varmadan önce uğradığımız yerler. Önce Meryem Ana’ya gittik.

Harika bir mekândı. Yeşilin bol olması zaten yeterli benim için. 
Sonra da Efes’e gittik ve ben orada kendimi kaybettim. Hep istemiştim gidip gezmeyi ama dediğim gibi bir istek cümlesinden öteye gidememişti bu durum. Zaten aniden karar verdik bu geziye. Pamukkale dönüşü hadi İzmir’e gidelim diye pervasız bir deyiş çıktı ağzımızdan ve İzmir’e gittik. 
Ne Var Ne De Yok Gibi... @ 21-10-2008 23:34
Çorbamdaki sinek gibi…
İğrenç… İstemiyorum… Çıkartın.
Ya da kalsın, yutayım!
Yürümeyen bir çocuk gibi…
“Yoruldum anne, kucağına al beni.”
İn oradan velet. Ayakların yere değsin. Alçal benim kadar küçük efendi. Zaten kim yüceltti ki seni?
Sahi kim verdi eline seçme hakkını? Nereden buldun şu eski kevgiri? Kime, neye doğruyu seçiyorsun ki? Ne bildiğimi o küre mi söyledi?
Bak yüzüme. Senim Ben. Sizden biriyim. Biriydim… Yokmuşum gibi davranmayı kes yoksa dokunurum mürekkepli ellerimle yeni cicine.
Bir Kurbağa Lazım Bana... @ 12-06-2008 13:19
Şizofrenler hep ilgimi çekmiştir. Akıllı deliler...
Aslına bütün deliler ilginç gelir bana. Kimse durup dururken delirmez ya. Nasıl bir evredir o öyle. Bir sensin ve sen olarak başladığın saniyenin sonunda bir başkası... Acaba gerçekten de bir şizofrenin dediği gibi, delilik, ileri bir adaptasyon mudur? Cinnet, evrim aşaması mıdır?
Beni inanıyorum insanların evrim geçirdiğine. Tabi ki şu "Dedem maymunmuş." saçmalığına değil. Ben, insanın zamana paralel gösteridği değişimden bahsediyorum. Her zaman böyle değil di ya vücudumuz, düşünce yapımız, değerlerimiz... Hangi birimiz diyebilriz ki yüzyıllar önce de böyleydik diye.
Bir de ne diyorum bilitor musunuz? Bence bir gün herkes delirecek. Ya delirecek ya da çıkamadığı bir nevrozu intihar ile sonuçlandıracak. Yoksa yaşamak mümkün değil bu dünyada. Bizimle birlikte değişen dünyaya -yoksa dünyayla birlikte değişenlerin biz olması mı daha doğru olurdu- katlanabilmek gün geçtikçe zorlaşıyor. Gidişata bakırlırsa daha da kötü günler var önümüzde. Bu sisteme dayanabilmek için yeni bir adaptasyon gerekecek ve delirecek millet. Ya da dediğim gibi bir kutu hap, silah veya bir canım kenarında aracanak çareler...
Tab.. ( devamı )
Ne Olmuş Bu İnsanlara? @ 07-05-2008 17:30
Benim okulumun adı geçtiği anda bir irkiliş olur muhatabımda. “Disiplin!” gelir akla –ki bu gayet doğal bu şehirde-. Bana normal gelen düzen burada disiplin olarak algılanıyor. Kuralların uygulanmasının ilginç karşılandığı bir memleket burası. Tabuları yıkmak nâmına yeni kaleler inşa etmişler. Yıkılmaz duvarları var. Çizginin içine girenin üzerindedir gözler –ki bu çizgi normlar etrafını çeviren, olması gerekenin ta kendisidir-.
Burada bilgi yok, farklık yok, düşünce özgürlüğü ise hiç yok. Dedim ya yıktıkları dört duvarlar yeni duvarlar inşa etmişler. Herkeste sebepsiz bir vurdum duymazlık; garip bir bana necilik. Tabiî ki bu tipler bir toplumun olmazsa olmazları ama toplumun çoğunluğunu oluşturdukları zaman farklılığın bir anlamı kalmaz ki. Herkes bir firmanın popülaritesi tavan yapmış ilginç bir oyuncağının seri üretiminin bir parçası olur –ki o zaman o oyuncak anlamını yitirir-. Uzun lafın kısası buranın milletinin hareketleri pek bir eğreti. Doğallık kalmamış bu elemanlarda. Sisteme sövenlerin oluşturduğu yeni bir sistemin ayrılmaz parçası olmuşlar…
.. ( devamı )
... @ 29-04-2008 17:24
Cuma matematik sınavım var!..
Bu kez 100 almam gerek. 99 olmaz. İllaki 100!. Çok mu çalıştın ki böyle kanatların altından bulutlar geçiyor? Derseniz… Hayır
Sorun şu ki bizim sınıfta bir çocuk var –şu halk arasında inek olarak tanınan tiplerden- o geçen sınavdan 100 aldı. Kıskandım bende. 
Neyse...
Ha bu arada geçen gün kurbağa kestik okulda. Tabiî ki önce bayılttık. Kalbinin vücudundan ayrı ne kadar çalışacağını inceleyecektik. Hoca kalbini çıkarır çıkarmaz elinin altından çektim kurbağanın üzerinde yattığı tepsiyi. Daldım midesine. 3 salyangoz, 1 uğur böceği ve bir de garip bir böcek yemiş. Sanırım bu yüzden her bulduğunu ağzına atana oburlara "hayvan gibi tıkınıyor" diyorlar...
.. ( devamı )
Yine Bir İlk-Bahar- @ 17-03-2008 16:28
Sonunda ilkbahar!!!
Oldukça karlı ve soğuk bir kışın –ki ben ilkbahar kadar olmasa da çok severim kışları- ardından güneş yeniden parlamaya başladı.
Ve en sevdiğim mevsim çaldı kapımı. Şu havada evde oturmanın imkânı var mı yaa? Ne kadar mükemmel bir tını var etrafta. Ağaçlarda çiçekler, dallarında kuşlar… Kimse bozamaz keyfimi bugün; hem de hiç kimse. Birazdan da dışarı çıkacağım. Bir tane de dondurma alırım.
Ya ben ne dondurmacı biriyim böyle? Şubat ayından itibaren periyodik olarak başlıyorum yemeye. Ama acayip kilo aldırıyor bu melet. Ya lezzetli şeyler hep kötü olmak zorunda mı?
Amaaaann… Biraz koşarım atarım o kaloriyi ben.
Hep öyle diyorum ama aynalar tam tersini söylüyor.
Çok kilo aldım son günlerde çoook. Böyle giderse sumo güreşçilerine döneceğim. Of ne pisboğazım yaa…
Neyse bu kadar çene yeter….. ( devamı )
Yolculuk Nereye?... @ 29-02-2008 18:15
Şöyle başımı kaldırıp biraz uzaktan baktım da hâlimize. Gidişatımıza ya da ne demek isterseniz siz ülkenin şu anki genel durumuna…
Nereye gidiyoruz biz böyle? Neyin peşindeyiz? Amacımız ya da varılacak noktamız ne?!
Anlamıyorum şu başı çekenlerin ne yapmak istediklerini? Başımızda bir sürü dert varken bu türban olayına bu kadar takılmanın anlamı ne? Bir tarafta kan gövdeyi götürürken diğer tarafta akan kanlar kadar dahi suyumuz yokken şu türban olayının gözümüzü sokulmasındaki amaç ne? Bir sürü genç insan belki de ömründe hiç bulunmadığı ortamlarda sırf biz birbirimizi yiyelim, ülkece krize girelim diye mi orada savaşıyor? O meclisteki koca ağabeyler, ablalar belki farkında değil ama geçen seneden daha kurak bir yaz geçireceğiz. Değil o türbanı elimizi yıkayacak kadar bile suyumuz yok! Su yoksa gıda da yok hâliyle. Zaten koca bir enflasyon canavarı –hani şu yok denilen- tepemizde her malımıza ortakken nasıl geçinecek ülkemin halkı diyen yok tabi. Bildikleri tek şey didişmek o koca bebeklerin. Bence sizde başınızı kaldırın da bir bakın. Siz kavga edin diye değil biz rahat içinde yaşayalım diye canlar veriliyor. Sizi oraya oğlumu mezara koy, kızımı da meydana dök diye çıkarmadılar.
Kaldırın başınızı zeki geçinen bireyler. Nereye gidiyoruz biz?...
.. ( devamı )
Sen Neye Gülüyorsun Öyle?... @ 18-02-2008 15:32
Benim espri anlayışım neden bu kadar dar ya da milletin espri anlayışı neden bu kadar basit?
Yani hiçbir şeye gülmüyorum demiyorum. Elbette benimde yüzümde tebessüme ve bazen kahkahalara neden olan durumlar var ama etrafımdakiler kadar sık sık bu durumu yaşamamam ilginç geldi bana. Onların güldüğü her şeye gülemiyorum. Özelliklede Şahan Gökbakar’a !
Yahu nasıl bir zihniyet bu bayağılıklardan zevk alabilir aklım almıyor. Komik olmak için kendini bu kadar kasan başka bir insan var mıdır yeryüzünde? Birkaç videosunu izledim şu komik(!) çocuğun. Kendi gösterisinde kendi yaptıklarına gülüyor adam. Hatta gülmemek için zor tutar bir hâli var. Bir gülümseme gelip gelip gidiyor arasında sigara izmariti bulunan dudaklarına. Hele o tiplemesine ne demeli! Mide bulantısına sebep bu resme gülmeyi başarabilenleri hayranlıkla alkışlıyorum sadece. Ayrıca bu tipler ülkemizde bolca yetişmekte, yeşermekte ve her fırsatta karşımıza çıkmaktadır. Benim asıl merak ettiğim onların bu durum karşısındaki tutumu. Acaba onlarda gülebiliyorlar mı buna? Her şey bir yana, o karşısına geçip güldüğümüz tipler de birer birey. Bir şekilde yaşamlarını devam ettiren, insanî hisler taşıyıp, düşünme yetisine sahip olan varlıklar. Kısacası insanlar!!!
Anlamıyorum nereden buluyor bu cüreti kendinde o şahıs. Kendisi kadar şanslı olmayan ve bu nedenle de farklı bir mizaca sahip bu kişilerle dalga geçmek nasıl bir insanlıktır. Senin mantığının.. ( devamı )
Doğ-dum!... @ 15-02-2008 05:19
Bugün benim doğum günüm…
17 yıl önce tam bugün doğmuşum ben. Bilmem iyi mi etmişim doğmakla yoksa kötü mü ama bugün dünya annemden bağımsız olarak geldiğim gün.
Ama bana kalsa gelmezdim bile dünyaya –ki bu yüzden hep kızmışımdır ebeveynlere.- Ya sormadan etmeden sırf çocuk sevme sevdası uğruna dünyaya yeni bir canlı getirmenin mantığı nedir? Acaba o istiyor mu böyle bir dünyaya gelmeyi? Ya tabiî ki bunu bilemezsin ama yine de sırf sen baba ya da anne olmak istiyorsun diye ona bu işkenceyi çektirmenin anlamı ne?!
Neyse efendim kısacası bugün benim doğum günüm ve agresifim.
Bir de kendime şarkı armağan edeyim.
Mega amca... @ 07-02-2008 15:29
Aklıma birkaç soru takıldı bugün. Aslında uzun zamandır aklımdaydılar ama radyodaki bir dj’in mega star kavramını uhrevileştirmesi sonucu daha da büyük bir kuvvetle üstüme gelmeye başladı o sorular.
Peki nedir benim kafama 3. sınıf bir dj tarafından sokulan bu soru?
Şöyle ki güzel yurdum Türkiye’nin tek ve eşi benzeri olmayan mega starı(!) Tarkan; neye, kime göre mega star? Mega starlık kriterleri nedir bu vatanda? Bu mega olan şeyin klibi ana haber bültenlerin de mi yayınlanır? Yoksa bu mega starlık dünyaca ünlü kişilerin basit bir taklidi olmak mıdır? Sürekli kendini tekrarlamak bir adım dâhi ileri gitmeksizin yerinde saymak mıdır? Michael Jackson’ın dâhi –ki kendisi pop kralı olarak anılır, tanıtılır ve tipine rağmen milyonlarca hayran yapmış bir ağabeydir- mega olarak nitelendirilmediği bir dünyada Tarkan’ın bu derece büyütülmesi ne kadar doğrudur? Kısacası kimdir bu mega star ve neden bu kadar büyütülür?
Benim için hiçbir değeri olmayan bu kişinin bu kadar abartılıp gündeme oturtturulması tabi ki anlayamadığım bir durum. Tabii ki renkler ve zevkler tartışılmaz ama bir insanın –evet o bir insandır. sen gibi, ben gibi, sıra arkadaşın ya da öğretmenin gibi bir insan- bu kadar büyütülmesini mantığım almıyor, alamıyor!
.. ( devamı )
Mim... @ 04-02-2008 15:16
Gelir gezmez mimlenmişim yahu. bilimseven e-kardeşim beni acımadan mimlemiş. Eee biz de üzerimize düşeni yapalım ve renkli bir resim koyalım buraya.
Bir öğrencinin en renkli resmi:

Gelelim benim mim kurbanlarıma
asheke ablam
İsmi roketleri hatırlata ciiyuww
Veee okyanustaruzgar
Kolay gelsin...
.. ( devamı )
Bu ne yaa!... @ 02-02-2008 14:35
Aman Allahım neler olmuş blogcuma?! Ne bu hâlin yaa. Yaa tamam ne zamandır gelmiyordum ama böyle pat diye de değişim geçirilir mi? Elim, ayağım birbirine dolaştı. Nereye basacağımı bulamadım. Ama güzel olmuş. Ben demiştim zaten bu bakımdan sonra güzel bir şey çıkacak diye. (Tabi o kadar bakımı bana yapsan Angelina Jolie'nin Türkiye şubesi olurum.
)
Neyse efendim gelelim bana. Nerelerde olduğuma. İçimden bir ses diyo ki " Çok özlediler seni."
Tabi beni özleyin diye kaybolmadım ama özlenmek güzel bir şey.
Ben bu yazmadığım, elimin klavyeye gitmediği zamanlarda genelde ders çalışıyordum. Daha doğrusu çalışıyormuş ayağına miskinlik ediyordum. Sonra geziyordum, tozuyordum. O kadar çok şeyi yapmama rağmen yazacak bir şey bulamıyordum ki zaten bulsam da yazasım gelmiyordu. Sonra bir de karne aldım o arada. Bu gezmelerin tozmaların ve miskinliklerin faturasıymış. Pek parlak olmamakla birlikte yerden yere vululur bir hâli de yok karneciğimin.Teşekkür edilecek bir vaziyetteymiş ben de rica ettim kapattım karneyi. Ama hepsi şu yeni sistemin suçu. Benim bir günahım yok. ( Zaten sistem hep şuçludur mantığıyla işin içinden sıyrılıyorum.
)
Neyse bu kadar gevezelik yeter. Ben yine kaçar. Belki sonra yine uğrarım...
.. ( devamı )