Synecdoche, New York @ 26-11-2008 04:16
Ve yine karşı karşıyayız. Sen, pek mühim yazar; ben, eleştirmencilik oynayan çömez.
"Being John Malkovich" ilk Charlie Kaufman "deneyimim"di ve açık konuşmak gerekirse pek birşey anlamamıştım. Gençtim daha, sinemaya aşık değil sadece hayrandım. Yine de o güne kadar başkasının gözlerinden dünyanın nasıl görüneceğini (gerçek anlamıyla) düşünmediğimden, ilgimi çekmişti film. Sonraki "Human Nature"dı sanırım. Toplum kurallarının incelemesi. O film de farklı ve eğlenceliydi ama pek bir iz bırakmadı.
"Adaptation" kafamda şimşekler çaktıran ilk filmin oldu. Bazı eleştirmenlerce zayıf bulunduysa da, basit bir roman uyarlamasını eğip büküşün ve sinemaya ilan-ı aşk ederken anaakım senaristlerle dalganı geçişin ilham vericiydi. Kısıtlı öğrenci bütçemle sinemada iki kez izledikten sonra DVD'si çıktığında tekrar izledim "Adaptation"ı.
Özgünlük tanımının ötesindeki özgünlüğüne karşın, "Eternal Sunshine Of The Spotless Mind", "Adaptation"a göre zayıf geldi başta. Ama yıllar sonra yaptığım ikinci ziyaret, ilk izlediğimde yeterince olgunlaşmamış olduğumu gösterdi. Meğer anlamak için biraz aşk acısı çekmek gerekirmiş.
Bu sonuncusu ne üzerine peki Charlie? Ölüm mü? Bayağı lafını ediyorsun ama öte yandan da ölüm üzerine bir filmmiş gibi gelmiyor insana. Yaşamın sonu yaşam üzerine konuşmak için bir bahane olabilir mi acaba? Konuyu açmak için bir ipucu?
Ya da aşk üzerine mi? Hazel ve Caden'la aşk etrafında da dolaşıyorsun uzun süre. Woody Allen'ın arazisine mi giriyorsun, hazır usta Avrupa'dayken? New York, aşk. O da böyle başlamıştı hatırlarsan. "What's Up Tiget Lily?" en az "Being John Mlakovich" kadar garip değil miydi? Arkasından otobiyografik aşk öyküleri geldi sonra. Annie Hall, Manhattan. (biliyorum, biliyorum, ikiniz de hayali karakterler yazıyorsunuz. Filmlerinizin hayatınızla hiç alakası yok)
Allen'ın sınırlarını ihlal etmesen de kadrolularından bir kısmını kullanmaktan çekinmemişsin belli ki. Jerry Adler konuk oyuncu belki ama Samantha Morton ve Dianne Wiest çerçevenin içinde. Artık gerçek anlamda bir "auteur" olduğuna göre (kurguna hayran kaldım bu arada, söylemem lazım. Bağlantılarla vakit kaybetmeye gerek yok, hikayenin özü yeterli), belki sen de kendi çeteni kurmalısın artık. Catherine Keener zaten hazır. Eh, Philip Seymour Hoffman'la çalışmak da her yönetmenin hayali olsa gerek (bir şeyi merak ettim ama Hoffman adım adım izledi mi seni? Daha iyi canlandırabilmek için (evet, evet biliyorum, onlar hayali karakterler, seninle ilgisi yok))
Başyapıt diyenler de çıkacak bu filme; burnu büyük ve "fazla zeki" bulanlar da (bu da son zamanların modası. "Dizinizi yayından kaldırdık, çünkü çok zeki")
Ben? Ben daha kararımı vermeyeceğim. Esprilerine güldüm, oyuncularını beğeniyle izledim, ortaya koyduğun bulmacaları çözerken belki bir iki beyin hücresini hareketlendirdim. Eh, Bir Kaufman filminin (Kubrick ve Lynch filmleri gibi) ilk izlemesinden beklentim de bunlardan çok farklı değil zaten. Biliyorum ki, "Synecdoche, New York"u belki aylar, belki yıllar sonra tekrar izleyeceğim ve senin uğradığın yaşam duraklarından geçtikçe taşlar yerine daha bir iyi oturacak.
Kafanın içine bizi bir kez daha konuk ettiğin için teşekkürler. Karışık olduğu kadar eğlenceli bir yer.
iPS hücreleri @ 05-11-2008 08:32
Bu arada, sizlerden uzak kaldığımız süreçte, sayın dinleyenler, deri hücrelerinin embryonik kök hücre benzeri hücrelere dönüştürülmesi konusunda büyük bir adım atılmış. Bilindiği, veya aslında bizim gazetelerin pek haberi olmadığından bilinmediği, üzere, bir süre önce Japonya'dan Yamanaka liderliğinde bir grup bilimadamı, 4 proteini (Oct4, Sox2, c-Myc, Klf4) belli bir süre deri hücrelerine sentezlettiklerinde bu hücrelerin teorik olarak her tür dokuyu oluşturma yeteneğine sahip embryonik kök hücrelere dönüştüğünü göstermişti. Bu haber bilim dünyasında büyük heyacan yarattı, zira çekirdek transferi (yaygın adıyla klonlama) yöntemiyle embryonik kök hücre üretimi hem verimsiz hem de etik açıdan tartışmalıydı.
Ne çare ki, Yamanaka'nın metodunun da sonuçta elde edilen hücrelerin tedavide kullanılması konusunda önemli bir eksiği vardı. Yeniden programlama metodu, gerekli 4 proteinin hücrenin DNA'sına virüsler yoluyla eklenmesini gerektiriyordu. Hücreler hastaya verildiğinde bu proteinlerin tekrar aktif hale geçip sorun yaratmasının yanında, genomda rastgele yerlere girerek hasara da neden olabilecekleri düşünülüyordu. Bu sebepten iPS (induced pluripotent stem) hücrelerinin kliniğe geçebilmesi için proteinlerin genoma DNA eklenmeden sentezlenmesini sağlamak gerekliydi.
Hem Yamanaka'nın hem de alanın yeni yıldızlarından Hochedlinger'in grupları geçtiğimiz ay içerisinde bu soruna çözümlerini makale olarak yayınlamış. Yamanaka virüse gerek duymadan proteini sentezleyecek DNA'yı tekrar tekrar hücrelere vermeyi tercih ederken; Hochedlinger, kendisini genoma eklemeyen adenovirüsleri kullanmış. İki çalışma da şu an için fare hücreleriyle sınırlı kalsa da çok geçmeden insan versiyonlarının yayınlanması mümkün. Hatta daha yayınlanmasa da kulağıma çalınan bir diğer bilgi de, bir şirketin 4 yerine 1 protein ve birtakım kimyasallarla aynı programlamayı yapabildiği yönünde. Arka arkaya yayınlanan ve 4 proteini önce 3'e sonra 2'ye indiren makalelerden sonra bu da beklenen bir sonuçtu zaten.
Pek yakında insan yedek parçası yapmak hayal olmaktan çıkıp pratik sorunları üzerinde çalışmaya başlayacak gibi görünüyor.
Bu arada, yedek parça demişken, Repo: The Genetic Opera diye de bir film var ki bu hafta burada vizyona giriyor. O da üstüne tuzu biberi.
Seçim 2008 @ 05-11-2008 00:28
Bir seçim döneminin daha burada sonuna gelmiş bulunuyoruz. Birkaç saat sonra Amerika'nın yeni başkanı belli olacak (demokrat arkadaşlar sonuçların erken çıkacağını umuyor). Şu an için söylenebilecek tek şey seçime rekor düzeyde katılım olduğu ve Amerikanların nasıl olursa olsun değişim istediği.
Giden başkan hakkında detay isteyeniniz varsa, Oliver Stone W. adlı bir film yaptı, izleyiniz. Çıkarken hissettiklerinize şaşırmanız mümkün yalnız.
Güncelleme: Ve sabah 6 itibariyle seçim sona erdi, Barack Obama Amerikan başkanı.
21.10.2008 - Kısa Kısa @ 21-10-2008 14:59
26 Ekim Pazar Şevval Sam'ın imza günü varmış İstiklal Mephisto'da, ben çıkarken posterini asıyorlardı. Aynı gün Avrasya Maratonu da var. Ne çare ki iki gün sonra Amerika'ya uçtuğumdan ikisine de gidemeyeceğim, iki güzeli de göremeyeceğim.
------
TRT, Mehter'le Kızılordu ortak konser verecek dedi, heveslendirdi. Sunucu arkadaş, saat 6 civarı "Konser şimdi başlayacak, ilk bölüm 45 dakika sürecek, sonra arada haberleri verip 19:05'te ikinci bölümle devam edeceğiz" dedi, sevindirdi. Sonra başladı mı sana konuşmalar. Uzun bir Türkçe konuşma, onun Rusça çevirisi, kısaca Rusça konuşma, onun Türkçe çevirisi. Tam, hah gittiler derken bir de Korhan Abay fırladı sahneye. Türkçe, İngilizce (hakikaten daha iyi konuşan yok mu bu mereti bizde?), Rusça konuştu da konuştu. Milli marşlar bittiğinde saat 6:30 olmuştu, ben de sıkılıp bıraktım, yemek yedim. Beklenmez o kadar.
------
STV, herhalde evlenme programlarına inat olsun diye, Boşanmak İstemiyorum diye bir program yapmış. 1.5 dakikadan uzun izleyemedim ama bir Gerçek Kesit tadı alabilirsiniz, özlediyseniz.
Yumurtanın Kabuğu @ 21-10-2008 14:26
VATAN'da gördüm, iç sayfalardan birinde. Maliye bakanımız kahvaltılı toplantıya gitmiş, yumurta getirmişler. Garsona seslenmiş, "Soyun da getirin bunu. İnsan her zaman bakan olmuyor, bari bakanken soyulmuş yumurta yiyelim".
Aynı günlerde bir de dış haber. Amerikan başkan adayı Barack Obama'nın pek değerli zevceleri Michelle hanımın, kaldığı otelde ısmarladığı istakoz ve İran havyarı içerikli yemek, Amerika'da hadise çıkarmış.
Öncelikle. Anlaşılıyor ki ikinci haber cumhuriyetçi basının fena sallamasıymış, zira Michelle Obama (ki kendisi avukattır, kocasıyla birlikte, pek kabul etmese de, dünyalığını yapmıştır, istakoz alacak parası muhtemelen vardır), bahsi geçen gün NY'ta, haberde adı geçen lüks otelde değilmiş. Ama haberin yalan olması benim gelmek istediğim sonucu değiştirmiyor. Amerika'da, başkan adayının zengin ve halktan üstün görünmesi O'na oy bile kaybettirecek bir gelişmeyken, burada bakanın kendini üstün görmesi 10 küsürüncü sayfada, esprili haber sonuna dolgu malzemesi. (ha diğer espriler arasında bu da belki espridir, o zaman düzeltiriz VATAN'la beraber).
Sadece politikayla da sınırlı değil tabii durum. Vaktiyle bizim bölümün labında staj yapıyorum; hoca telefon etti, laba gel, iş var diye. İş dediği de basılı tablolar varmış, onları elle Excel'e geçirmemi emretti. Bu hadi yarı-bilimseldi ama ben göremesem de asistanın hocaya çay götürmesi, çanta taşıması da bizde normal kabul ediliyor.
Sonra vakit geçti, bu sefer Amerika'da doktora yapıyorum, baktım hoca yerleri siliyor bir gün. Ne yapıyorsun patron dedim, postdoc gelecek ya ona yer hazırlıyorum dedi.
Sorun sanırım Doğu kafası. Türk kafası değil, çünkü Çinliler, Japonlar, Koreliler de bizim gibi "ağzı var dili yok" sınıfından. Hem ailede hem devlette otoriteye eksiksiz itaati öğrendiğimizden büyüyünce de değişemiyoruz. (laf aramızda, çinlilerin, japonların durumu bizden kötü. Bizim arkadaşlar kendilerini toplamayı öğreniyor zamanla da, onlardan çok az)
Batı ülkelerine giderseniz aklınızda bulunsun, zaman zaman terslenecek adam arıyorlar, noter katibi ellerinde yeterince varmış.
15.10.2008 - Kısa Kısa @ 15-10-2008 00:11
Türkiye'ye gelmişken metrobüse de bindik en nihayetinde. İyi olmuş, güzel olmuş da ara duraklardaki akbil gişeleri çalışmıyor, otobüse (pardon metrobüse) binişte bilet alma verme telaşı olduğu için gecikiliyor.
Bir de orta kapılar açılınca binen beleşçiler vardı ki, şoför abi çok kızdı. Hayır anlamadığım normal seyreden otobüslerde arka kapılardan binenler binbir zahmetle o akbili öne uzatıyor da metrobüse gelince kaçıyorlar. Metrobüs bedava binilmesi gereken bir aygıt gibi mi geliyor bilinmez. Ha, öte yandan iki kişi de bedava binmiş, çok sorun değildi bence, hızı kesmeyip gitseydik keşke güzel güzel tadımızla.
Yavaş gidiyor bir de meret. Yol boş, hızlanmak lazım.
------
Oğuz Atay'dan Bir Bilimadamının Romanı. Mustafa İnan'ın hayatı ve idealizmi oldukça güzel anlatılmış. Bir bilimadamı adayı olarak neredeyse bir oturuşta bitirdim, tavsiye ederim.
-----
İsmail Cem'den Türkiye'de Geri Kalmışlığın Tarihi. Bir oturuşta bitiremedim, hacimli kitap maşallah ama o da çabuk çabuk akıyor.
-----
Sabrina'sı, şusu busu derken Little Women da Türkçeleşip dizi olmuş ki vay anam vay. Anneleri ölmüş diye duydum ama.
-----
Bir evlenme telaşıdır gidiyor memlekette. Sabah programlarının yerini evlilik programları almış. (pardon, izdivaç programları!, öyle deyince seviye yükseliyor herhalde) Bir yandan Amerikan TV'lerinin yörüngesinin dışına çıktık, yöresel bir iş yaptık diyeceğim ama öte yandan da "Hadi bakalım X hanımla Y bey siz konuşun biz de izliyoruz", olmuyor pek.
-----
Komedi Dükkanı TRT'de, gerçekten harika. Tolga Çevik Türkiye'nin komedi piyasasına bakışımı değiştirdi, moralimi düzeltti.
-----
Kadıköy'e çok gittim geldim bu ara. Deniz havası ciğerlere, İstanbul manzarası gözlere iyi geliyor. Fotoğraf da var ama kablo getirmemişim, artık dönünce.
-----
Devlet babayla Marmara Üniversite'si kafa kafaya vermiş, İstanbul Atatürk Fen Lisesi'nin Kadıköy'deki güzel bahçeli yuvasına göz dikmiş. Türkiye'ye değerli insanlar yetiştirmesi için kurulan ve görevini 25 yıldır eksiksiz yerine getiren okuluma bir bahçeyi çok gördüler herhalde. Sonra "neden Türkiye'de kafalı adam yetişmiyor" diye gelmesin kimse bana.
-----
Fen Lisesi ilk Ankara'da, sonra İstanbul'da açıldığında özel kurallara sahipti. Bizim kurucu öğretmenlerimiz yıllarca normal okullarda tecrübe kazandıktan sonra, sınava girip bir de üstüne Ankara Fen Lisesi'nde staj gördüklerini anlatırdı. Şimdiyse bu şartları sağlayacak öğretmen bulunamadığından, İstanbul Fen Lisesi'nin bile öğretmen kalitesinde ciddi bir düşme olduğundan bahsediliyor. Bu statüye sahip liselerin yurdun dört yanında açılması da (İstanbul'da ikincisi de açıldı) yangına körükle gitmekten farksız. Şu şartlar altında, bilimadamı yetiştirmesi gereken, analitik düşünceyi öğretmesi gereken Fen Liseleri, iyi öğrencilerin toplandığı Anadolu Liseleri haline geliyor. Diğer bir deyişle, okulun kapısına asılan "Fen Lisesi" tabelası, o efsanevi eğitimi tek başına sağlamıyor.
Mevzu geniş, ileride daha da deşeriz.
-----
Amerika'da seçim senesi malum. Obama arayı açtı gidiyor. McCain, "ben de tam bunu bekliyordum" dese de buradan seçimi döndürebilmesi pek mümkün değil gibi. 3 hafta daha bekleyip görelim.
-----
Bu arada Demokratlar Beyaz Saray'ın yanında Senatoyla Temsilciler Meclisi'ni de ele geçirip tüm yasama sistemine konacak gibi görünüyor. En azından ilk ara seçimlere kadarki iki senede büyük bir icraat dalgası bekleyebilirsiniz Obama yönetiminden.
-----
Güncel anketleri takip etmek için şöyle bir site var. Senatosu, başkanı. Hangi anketi isterseniz karşınızda
-----
Filmekimi'ne uğrayamadım pek, hakeza Caz günlerine de. Ama kulağımda hep "Take Five" diye bir parça var bugünlerde, Demi Moore'la Michael Caine'in Flawless filminden takıldı. Pandora "Cool jazz" olarak tabir etmiş, tam da yerine oturtmuş.
-----
Gelirken uçakta Recount'u izledim, seçim senesinde seçim filmi olsun diye. Florida'da 2000'de burun buruna biten Amerikan başkanlık seçimi konu edilmiş. Sürükleyici, heyecanlı, yer yer üzücü. Politikayla ilginiz varsa mutlaka edinip izleyin.
Buffy'den Gilmore Girls'ten bir Danny Strong vardı hatırlarsınız, ufak tefek, o yazmış.
Olimpik Sporlar Serisi - 1 - Equestrian - Atçılık @ 11-08-2008 03:58
Atletizm müsabakalarını beklerken diğer sporlara göz atıyoruz, ilk durağımız atçılık.
1900'den beri olimpiyatların parçası olan asker kökenli atçılık sporunun üç dalı var: Dressage, Jumping, Eventing.
Dressage dalında, atların belli hareketleri zarif bir şekilde yapması bekleniyor. Atın yetenekleri ve disiplini başarısını belirliyor.
Jumping, tahmin edebileceğiniz üzere engellerin üzerinden atlama üzerine kurulu. Parkurdaki engelleri devirmeden bitirmek ana hedef.
Eventing dalındaysa atlar ilk günkü Dressage'dan sonra ikinci gün Cross Country dalında yarışıyor. Bu günde atların hazırlanan doğal engellerin üzerinden atlaması ve parkuru verilen sürede tamamlaması bekleniyor. Son gün atlar Jumping dalında yarışıyor. Hedef üç günde en az hatayı yapıp en az ceza puanını toplamak.
2008 Olimpiyatlarının Hong Kong'da yapılan atçılık müsabakalarında şu sıralar Eventing dalı devam etmekte. Yarışmalar 21 Ağustos'a kadar sürecek.
Halter takımı nerede? @ 11-08-2008 03:40
Olimpiyatta ilk madalyamız yine halterden geldi. Doping skandallarından sonra takımımızın kendini toparlayıp zirveye oynayacak isimler çıkarması sevindirici ama şöyle bir sorun var ki resmi olimpiyat sitesinde bizim halter takımı yok. Dünden beri sitenin altını üstüne getirdim bizim halter takımının listesine ulaşamadım. Nedendir ki acaba?
Sevmedim, sevemedim @ 11-08-2008 03:37
Olimpiyat açılışından bahsediyorum. Pek ümitliydim Çin'den. İnsan gücü mevcut, disiplin deseniz girla, havai fişek gani gani. Gelmiş geçmiş en görkemli açılış törenini yapacaklarından emindim.
Aslen Çin bekleneni sundu. Binlerce dansçı, görsel efektler, izleyenlerin elinde ışıklar. Görkem, şatafat... Ne çare ki Sydney2000'de orkestranın Chariots Of Fire'ına ya da Vanessa Amorosi'nin "Heroes Live Forever"ına denk gelecek bir an bile gözüme takılmadı bu açılışta. Davulcuların geri sayımı belki biraz yaklaştı heyecan vermeye ama, törenin gerisi fazlaca pahalı bir ekran koruyucu gibiydi, geldi geçti. Gelişmiş kültürü olan evsahiplerinin kendilerinden bahsettikten sonra Olimpiyatların tüm Dünya'ya ait olduğunu hatırlaması gerekiyor.
Ülkelerin resmi geçidi yine her zamanki gibi keyifliydi. Sizi bilmem ama mini mini ülkelerin birer sporcuyla geçip, "Biz de buradayız" demesi benim hoşuma gidiyor. Töreni NBC'de sunan (Amerika'larda TRT3 yok tabii, NBC'den idare ediyoruz, hatta aslen televziyonum da yok, internetten yayınları takip ediyorum ancak) Bob Costas - Matt Lauer ikilisi ara ara buzdolabından çıkma esprilere başvursa da genelde resmi geçide neşe kattı. (Bilmeyenler için bu Matt Lauer gezen bir adam. Bizim Barış Manço gibi her memleketi karış karış dolanıyor.)
NBC web sitesinde bu sezon olimpiyatların her dalından görüntüleri canlı aktarıyor. Tabii bu görüntüleri aktaran kimse yok, kurgu falan da yok. Diğer bir deyişle işlenmemiş haber bandını sunuyor NBC bizlere. Orhan Ayhan'ın uçuk istatistiklerinden hoşlananlara kuru gelebilir ama Wikipedia başta olmak üzere İnternet sayesinde "kendin pişir kendin ye" modeliyle yarışmaları izlemek de keyifli.
Bir hafta sonra atletizm müsabakaları başlayana kadar, TRT3'ün bile yayınlamadığı sporlarda görüşmek dileğiyle efendim.
ABD - Seçim 2008 @ 29-07-2008 14:43
Muhtemelen duyduğunuz üzere Demokrat parti adayı Barack Obama geçtiğimiz hafta, dış politika tecrübesini arttırmak için Avrupa ve Orta Doğu turnesine çıktı. Basının yoğun ilgisi altında (üç büyük kanalın haber yönetmenleri tura katıldı, hatta Stephen Colbert "memlekette kimse kalmadı, kalanlar arasında en etkili gazeteci benim" diye espri yapıyordu programında) kusursuz, gafsız bir gezi tamamlayıp geri geldi. Aynı süreçte John McCain genç seçmenlere yönelik bir Conan O'Brien ziyaretini saymazsanız adeta hayalet gibi ortalıkta dolaştı. Hatta, ziyaret ettiği ufak mekanlar basında alay konusu oldu.
Haftanın ardından açıklanan anket sonuçları beklentilerle pek uyumlu değil. USA Today/Gallup anketine göre geçtiğimiz hafta 3 puan geride olan McCain, bu hafta 4 puan ileride. CNN'in 3 anketin ortalamasını aldığı Anketlerin Anket'indeyse Obama 44-41 üstünlüğünü ancak 45-40'a taşıyabilmiş.
Bir sorun var ama, anketölerde mi, Amerikan halkında mı bilmiyorum.
Joffe @ 27-07-2008 05:41
Biraz geç haberim oldu ama Woody Allen filmi izlemiş her sinemaseverin adına aşina olduğu yapımcı Charles Joffe 9 Temmuz'da hayatını kaybetmiş.
Joffe, Allen'ın ilk kendine ait filmi Take The Money And Run'dan son çektiği Vicky Christina Barcelona'ya kadar birçok filmde yapımcı olarak görev yapmıştı.
Gececilerin nöbet değişimi @ 24-07-2008 05:04
Bizim TV'lerin genelde astronomik uzunluktaki dizilerle doldurduğu gece yarısı kuşağı, Amerikan TV'lerinde önemli rol oynuyor. Programlar genel olarak komedyen olan sunucularının monologuyla açıldıktan sonra bir bir gelen ünlü konuklar 5-10 dakikada son projelerinin tanıtımını yapıyor. Yani izleyici bir yandan gülerken bir yandan da reklam izlemiş oluyor.
1950'lere dayanan kökeniyle kuşağın en önemli programı, NBC'nin The Tonight Show'unda önümüzdeki sezon bayrak değişimi olacak. 92'de efsanevi Johnny Carson'dan (Heeere's Johnny!) görevi alan Jay Leno, 2009 Mayıs'ı sonunda koltuğunu söz verdiği üzere şu sıralar Tonight Show'dan sonraki Late Night'ı sunan Conan O'Brien'a bırakacak. NBC'nin henüz Leno'yla başka bir proje için anlaşmamış olması, şu sıralar bu yayın diliminde üstün durumda bulunan Leno'nun başka bir kanala geçip O'Brien'a rakip olabileceği dedikodularına sebep oluyor.
Hulu sayesinde son dönemde hem Conan'ı hem Leno'yu izleme şansı buldum. Leno'nun monoloğu ve konuklarıyla iletişimi her akşam üst seviyedeyken, Conan O'Brien'ı izlemek azap veriyor (vaktim çok ondan izliyorum, yoksa izlemem). Artık gece geç saatte diye kimse aldırmıyor mu, yoksa yazar grevinden sonra bütün yazarlarını mı kaybetti bilmem ama Tonight Show'un yenilmezliğini sürdürmek istiyorsa Conan O'Brien'ın tedbir ve yazar alması gerekiyor. Aynı espriyi 3-4 kez tekrarlayıp zamandan çalarak fazla yol alamaz.
Conan'dan boşalan Late Night'ı SNL mezunu Jimmy Fallon sahiplenecek. Her iki programın da yapımcılığını yapan Lorne Michaels, Fallon'ın yerine ısınması için programı devralmadan önce internetten deneme amaçlı kısa klipler yayınlayacağını açıkladı. Fallon 2009'un Nisan'ı gibi koltuğu devralacak.
Büyük kanallarda bunlar olurken, kabloluya mahkum Comedy Channel'da Jon Stewart ve Stephen Colbert politik taşlama alanında tarih yazmaya devam ediyor. Hulu sayesinde artık internetten de izlenebilen The Daily Show ve The Colbert Report'un seçime kadarki programları ve yeni seçilecek başkana karşı alacakları tavrı şahsen merakla bekliyorum (Obama'yı bütün önseçim süresince desteklediler, seçime kadar da devam edecekler. Öte yandan McCain seçilirse onunla da eskiden muhabbetleri olduğu biliniyor. Bu arada McCain geçenlerde Conan'ın konuğuydu, iyi performans sergiledi, hazır Obama da ülke dışındayken. İkisini de Jon Stewart'ın sandalyesine bekliyoruz günler ilerledikçe).
Moleküler-Biyolojik @ 23-07-2008 17:27
ÖSS tercih dönemi gelince gazeteler meslek listelerini şöyle bir tozunu alıp tekrar piyasaya sürmeye başladı.
Milliyet'in, Bugün'den aşırdığı (alıntıladığı mı desek) listesinde Bilgisayar, Elektronik, Makine, Endüstri gibi mühendislikler başı çekmiş, ki zaten gazeteciler söylemese bu mesleklerin revaçta olduğu kimsenin aklına gelmezdi.
Listenin dibinde Moleküler-Biyolojik diye bir isim göze çarpıyor. Ben Moleküler Biyoloji ve Genetik diye bir bölümden mezun oldum o yüzden Moleküler-Biyolojik üzerine yorum yapamam ama tanımından bizim bölüme benzer görünüyor.
Yazının ikinci bölümü "Yapay zeka pazarlamacılığı", "Gen terapistliği" gibi yarının mesleklerini içeriyor. Bana sorarsanız bu mesleklerden birini hedefleyerek bugün üniversiteye giren gençlerin, mesleklerin bilimsel temeli oluşana kadar (10-15 yıl) işsiz kalması muhtemel (kapı kapı dolaşır, "şöyle yapay zekalı bir robot üzerinde çalışmalar var, piyasaya sürülür sürülmez dağıtımcılığını alacağım, bir tane ister misiniz?" diye insanlara sorarsanız o ayrı).
Moleküler Biyoloji ve Genetik hakkında sorusu olan varsa cevaplayabilirim.
Sağ kroşe, sol rok @ 15-07-2008 05:02
TIME sayesinde yeni bir spor dalının varlığından haberdar olmuş bulunuyorum: ChessBoxing.
Adı sizi yanıltmasın, sporcular at, fil, vezir kıyafeti giyip birbirine tekme tokat girişmiyor; sadece dönüşümlü olarak satranç tahtası ve boks ringi arasında gidip geliyor. İlgilenenler için federasyonu da şurada.
Orhan Ayhan anlatırsa maçları izlerim diye düşünüyorum.
Taşındık, 1000 mil ilerdeyiz @ 04-07-2008 15:24
Sevgili ve saygıdeğer patronum labını taşımaya karar verip beni de gitmeye mecbur bırakınca, Amerika'nın güneyindeki Dallas nahiyesinden, kuzeyindeki Minneapolis bucağına taşındık. 1-2 haftadır sürekli taşıma şirketleriyle, bürokrasiyle ve paketlemeyle uğraştığımdan ne haber okuyabildim, ne siteye yazı yazabildim. Birkaç hafta daha şu Minneapolis'e bir alışayım, ondan sonra görüşürüz.
Ama bir tavsiye size, taşınmayın, oturun oturduğunuz yerde.
Ücretsiz taraftarlık kursları @ 18-06-2008 06:30
Boston Celtics - LA Lakers maçını seyrediyorum da. Yav sevgili Boston taraftarı, 3. çeyrek bitmek üzere, takım seride 3-2 maçta 30 sayı önde, şampiyonluğa 10 dakika kalmış, testi gibi oturuyorsunuz kardeşim. Sonra salon içi sunucu "bağırın" emrini verince de "Defense, Defense". Yahu defense mi kaldı. Karşılıklı 3'lük atıyor millet.
Sessiz sakin bir taraftar olarak bilinen beni bile çileden çıkardıklarına göre Boston taraftarını biraz eğitmek lazım. Aşağı yukarı 20 senedir ilk şampiyonluk gerçi, biraz da onun acemiliği olsa gerek.
Cyd Charisse @ 18-06-2008 05:50
Klasik müzikallerin tekniği en güçlü dansçılarından zarif, güzel Cyd Charisse 86 yaşında hayata gözlerini yummuş.
Silk Stockings'ten şu güzel sahneyle güle güle diyelim biz de kendisine.
Taze taze Firefox 3 @ 18-06-2008 05:38
Firefox 3 bugün itibariyle son kullanıcıya ulaştı. Tanıtım etkinlikleri kapsamında tilkiseverler "Bir günde en çok indirilen program" rekoruyla Guiness rekorlar kitabına girmeye çalışıyor.
Bendeniz de FoxyQuotes eklentimin Firefox 3 uyumlu versiyonuyla çorbaya tuz atmış bulunuyorum, beklerim.
2008 Amerikan Demokrat Parti Önseçimleri @ 10-06-2008 17:29
Amerikan Demokrat Parti'sinin tarihi 2008 önseçimlerini özetleyen şöyle bir video hazırlamışlar:
AIDS ve cinsel tercih @ 09-06-2008 16:39
VATAN gazetesi bir kez daha hatalı ve sorumsuz bir haberle karşımızda. Habere göre Dünya Sağlık Örgütü'nün AIDS'ten sorumlu başkanı virüsün heteroseksüel seksle bulaşmadığını ve yıllardır bu uğurda harcanan paranın boşa gittiğini söylemiş.
Dış kaynaklardan orjinal habere baktığımızdaysa başkan Kevin De Cock'ın heteroseksüeller arasında salgın hastalık riskinin ortadan kalktığını söylediğini görüyoruz. (WHO'nun raporuna ulaşamadım, yakında yayınlanırsa okuruz) Salgın riski Afrika'da ve eşcinseller arasında ise yüksek. Diğer bir deyişle, de Cock virüsün bulaşma yollarından değil, salgın şeklinde yayılma ihtimalinden bahsediyor.
İlk yıllarında eşcinsel hastalığı olarak görüldüğünden hasarı (hem sağlık açısından hem sosyal açıdan) artan AIDS konusunda haber yaparken daha dikkatli olmakta fayda var.