En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Videovarmi.com'da onbinlerce video sizi bekliyor. Videovarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Pazarlama - [Brand Box] Onur Yüksel RSS

Sony PSP @ 16-07-2008 07:44
Ajans: Advertising Agency: TBWA\ESPANA, Madrid, Spain
Başarılı iş...

via


Geleceğin Toplumu ve İnternet @ 11-07-2008 08:29
Peter F. DRUCKER “Geleceğin Toplumunda Yönetim” adlı kitabında, 1990'lı yıllar ve sonrası için yönetim ilkelerinin değişimini ortaya koyduğu gibi geleceğin toplumunuda anlatmaya çalışıyor. Bu öngörülerinin temelinde de Bilgi Devrimi ve gelecekte bilginin nasıl daha değerli bir araç olacağını açıklıyor. İnternet Yönetim'in kullandığı, kullanması gerektiği en etkin araçlardan biri konumuna geldi. Demoraksi denilince akla ilk gelen nasıl Fransız İhtilali ise Bilgi Devrimi denilince çoğunluğun söylemlerinde de internet var. İnternet bilgi devrimini hızlandırdığı gibi kontrolsüz kullanım sonucu bilgi çöplüğünü de yanında getiriyor. Yöneticileri faaliyetlerinde ve sonuç üretmeye yönelik çalışmalarında desteklemek, onların çalkantılı, tehlikeli, hızlı değişen ekonomik, toplumsal ve teknolojik ortamlar içinde faaliyette bulunmalarına yardımcı olacak kuralları Bilgi Devrimi ve Toplum çerçevesinde açıklamak gerekliliği doğuyor. İnterneti salt kaynak olarak gösterip Toplumu bundan ayrıştırmak ne kadar doğru? Halen hali hazırdaki çoğu internet kullanıcısı için bu alem büyük çaplı bir sosyalleşme platformu.

Peter F. DRUCKER'ın Bilgi Toplumu, İş Fırsatları, Değişen Dünya Ekonomisi ve Gelecek Toplum adlı dört bölümden oluşan kitabı, bilgi devrimini ve onun oluşturduğu bilgi toplumunu analiz ederek başlar.

Ekonomi, insan, yönetim ve organizasyon kavramları üzerine gelecekte beklenen değişimler elebetteki öngörülebilir, test edilebilir veriler üzerinden incelenebilir. Ama değişimin hızı artık beklediğimiz gibi değil. Öngörülerimiz bir sabah uyandığımızda ortadan kaybolmuş olabilir.

Etkilerinin daha yeni yeni hissedildiği e-ticaret ve internet kavramlarını irdelemeye çalıştığımızda aslında kullanılan araçların değişimi benzer sonuçlara sebep verebilir. Tıpkı Demiryollarının dağıtım kanalı olarak kullanılmaya başlandığı zaman Sanayi devrimindeki değişme ne ise internetin dağıtım kanalı olarak kullanılması ve e-ticarette Bilgi devrimi için aynı etkilere sebep oluyor, olacak...


E-ticaret diğer çok uluslu şirketler gibi farklı coğrafyalara dağılmış imalat, montaj, dağıtım gibi unsurları bir noktada “com” ibaresin de birleştiriyor. Özellikle Amazon.com’un internet üzerinden kitap satışındaki başarısı bu güçlü dağıtım kanalının doğru kullanıldığında nasıl bir fırsat sunduğunu açıkça göstermekte. Kitabın paketlenmesi ve kargo ile gönderilme masrafları oldukça düşük. Farklı ürünler düşünüldüğünde farklı stratejilerin kullanılması gerekmekte, tabi bu stratejiler yine e-ticaret ile birlikte güçlendirilmekte. Bir firma Japonya’da teslimatı zor ürünler için 7eleven firması ile anlaşarak internet üzerinden satmış olduğu ürünlerin teslimatlarını 7eleven marketlerinden müşterilerine yapmakta, marketler zincirinin bu şekilde kullanılması müşterilerin istedikleri ürünü hemen alabilmelerini sağladığı gibi Şirkette dağıtım kanlarlını etkin bir şekilde kullanma başarısı gösteriyor. Bilginin bu yeni sistemde rolü oldukça fazla.

Peter F. Drucker’a göre tüm yönetici ve liderlerin anlaması gereken “Yeni Ekonomi” değil, “Yeni Toplum”dur. Çünkü Bilgi Devrimi Toplum ile içe içe geçmiş bir unsurdur. İnternet kullanımının artık 6-7 yaşında başlandığını düşündüğümüzde Peter F. Drucker’ın geleceğe yönelik tahminlerinde Bilgi Toplumunun neden bu kadar önemli olduğunu daha iyi anlayabiliriz.

Yeni Toplum’u şekillendiren üç trend;

* Genç nüfusun azalması
* Üretimin azalması
* Bilgi devriminin yükselişi


Bu unsurlar göz önüne alındığında şirketlerin çalışanlarını ellerinde tutması, özel projeler için dışarıdan destek almaları ve bürokrasi - işçi maliyetlerini azaltmaları için dışarıdan -insan kaynakları şirketleri- bu gereksinmeleri karşılamaları oldukça popüler olmuştur. Daha da etkin bir şekilde kullanılması yönetimin işe odaklanmasını sağlamaktadır.

Yöneticiler için kısa vadede yönetim çok caziptir. Fakat yapılması gereken -ama sıklıkla göz ardı edilen- kısa vade ve uzun vade arasında denge kurmaktır. Peter F. Drucker, -değişimi öngörebilmek- sistemin mekanik yapısının uygulanmasının daha zor olduğu bir döneme girildiğinden bahsetmekte. Bilgi emekçilerinin maliyetlerinin artması buna paralel gelişmiş ülkelerde yaşanan nüfus azalmaları buna çok büyük etken. Organik yapı çalışanların şirkete bağlı hareket etmelerini için daha etkin kullanıldığında olumlu sonuçları da beraberinde getirecektir. Bir işletme içerisinde barındırdığı tüm farklı grupların arzulanan ürünü üretecek şekilde birleşmesini sağlamalıdır.

Gelecek, toplum ve bilgi üzerine şekillenecek, Sadece yönetim ve işletme değil ikisinin arasında şimdi de dikkate alınması gereken sivil toplumda var. İnternet Sivil toplum örgütlerininde etkin kullandığı bir araç. Ve tepkilerini hemen gösterebilmeleri için en hızlı çözüm.


Geleneksel iş gücünü üretken ve verimli hale getiren sistemdi. Sistem zaten doğru işleyebilmesi için bilgiyi bünyesinde bulundurmak zorundaydı bu sayede tek tek her bir işçinin fazla bilgi ya da becerisi olmaksızın iş görmesine imkan vermekteydi. Bilgiye dayalı bir organizasyonda ise sistemi üretken yapan birey işçinin üretkenliğidir. İşçi geleneksel iş gücünde sisteme hizmet eder, bilgiye dayalı iş gücünde ise tam tersi bir durum söz konusudur. Asıl olan işçidir ve sistem işçiye hizmet eder.

PETER F. Drucker, Gelecek toplumun bir bilgi toplumu olacağını dile getiriyor. Bilginin sınır tanımaması herkesin bilgi edinebilmesini ama herkesin galip gelemeyeceğini bunun sonucunda da bilgi toplumunun hem organizasyonlar hem de bireyler için son derece yarışmacı bir hale geleceğini öne sürüyor.

Japonya ve Kore örnekleri dikkate alındığında Kore’nin 40 yıl gibi kısa bir sürede –bilgi sayesinde- nasıl etkili bir oyuncu olduğunu, Japonya’nın değişimi yakalama konusunda, yaptığı hatalar kadar karar vermede hızlı davranması ile nasıl avantaj kazandığını görüyoruz, geleceğe yönelik önermelerin bilgi devrimini ve onun oluşturduğu bilgi toplumunu analiz ederek başlayacağını ifade etmek herhalde yanlış olmaz.




Ebay! Bu modelde sorun mu var? @ 02-07-2008 10:25

Louis Vuitton ve Hermes'in Ebay'a karşı taklit ürün sattığı gerekçesi ile açtığı dava sonucu çıkacak karar belkide bir dönüm noktası olacak. Ebay çoğumuzun bildiği gittigidiyor.com'un ortağı ve açık arttırma siteleri arasında zirvede yer alan bir Amerikan girişimi. Satılan ürünler üzerinden komisyon alarak gelir modelini oluşturan Ebay'ın bunun gibi davalarla karşı karşıya kalması kaçınılmazdı...

Satılan ürünlerin sahte olup olmadığı ile ilgilenmeyen Ebay aleyhine çıkacak karar sonucu yeni bir yapılanmaya gitmek zorunda kalabilir. Aynı tehlike gittigidiyor.com için de geçerli. Türk Firmaları tarafından gittigidiyor.com'a karşı dava açıp açmadıklarını bilmiyorum ama bu açmayacakları anlamına gelmiyor. Firmaların özellikle haklarını korumaları ve taklit ürünleri izlemeleri için açık arttırma sitelerini takip etmeleri ve taklit ürünleri site yönetimine bildirmeleri çıkarlarını korumak adına bir başlangıç olabilir.

via


Hayat bir yarıştır... Megane @ 20-04-2008 16:44


Şiddete Karşı Post-it @ 19-04-2008 11:49



Şiddete karşı hazırlanmış oldukça düşük maliyetli ama bir o kadar dikkat çekici kampanya. Danimarkalı şiddet karşıtı bir grup tarafından düzenlenen kampayada mesaj çok net " Sadece zayıflar şiddete başvurur". Bu mesajı vermenin en kolay yolu bir kalem ve post-it. Özellikle sosyal içerikli kampanyalarda insanların mesajları daha net algıladığı ve ürün-hizmet (marka) mesajları için geliştirdikleri savunma mekanizmasını bir tarafa bıraktıkları biliniyor.


via


Gmail Nasıl Kullanılır? @ 06-04-2008 21:02


Saatchi & Saatchi tarafından Rusya için yapılmış bir uygulama oldukça eğlenceli. Gmail nasıl kullanılır? sorusunu oldukça eğlenceli anlatıyorlar.


Volkswagen BlueMotion @ 06-04-2008 20:52

Volkswagen yeni motoru BlueMotion için hazırlanan ilan. BlueMotion çevreci olduğu kadar az yakıt tüketimi ile öne çıkıyor. A ve B şehirleri arasında... şeklinde başlayan problerimleri hatırlarsınız. Basit uygulama iyi fikir.


Google'a rakip aranıyor... @ 18-03-2008 23:05

Marketing Türkiye internet sitesinde çıkan haber:

Avrupa ülkeleri Google'a rakip çıkartmak için güçlerini birleştirmeye başladı. Quaero, yani latincede "Arıyorum" anlamına gelen arama motoru için çalışmalar başladı.

Projenin arkasında Avrupa Komisyonu'ndan onay alan Fransa var. Fransız hükümeti, 5 yıllık bütçenin 152 milyon Dolarlık kısmını gözden çıkarmış durumda. 2005 Nisan'nında ortaya çıkan fikir şimdiye kadar gizli tutuluyordu. Quaero projesi Fransız teknoloji devi Thomson'ın liderliğinde, 23 Fransız ve Alman yazılım şirketi ve üniversiteden oluşan bir konsorsiyum ...


MSN, Yahoo şimdi de Quaero. Ne ilginçtir ki Quaero projesinin -eğer olur ise- en sıkı rakibi kendisi olacak. Bunca yatırım, tanıtım www.quaero.com adlı marketing üzerine çalışmalar yapan bambaşka bir şirkete yarayacak gibi geliyor bana.


Fenerbahçe özel @ 05-03-2008 10:14

Seyri ve zevkine doyulmaz bir maçtı. Teşekkürler Fenerbahçe!


Vakti zamanında söylenmiş hatalı sözler:


"Artık yeni hiçbir şey yok. İcat edilebilecek herşey icat edildi."
Charles H. Duell - Amerikan Patent Dairesi Baskani 1899

"Bilgisayarlar gelecekte belki sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar."
Popular Mechanics Dergisi - 1949

"Sound'larını beğenmedim,ayrıca gitar gruplarının modasi geçti."
Decca Record Plak Firmasinin bir yöneticisi.
Beatles hakkında - 1962


"İnsanlarin evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden göremiyorum."
Kenneth Olsen, Digital Equipment Corp.'un (bir bilgisayar firmasi) başkani - 1977

"Fenerbahçe Şampiyonlar Ligin'de turu geçsin bikini giyeceğim"
Ahmet Çakar, Spor yorumcusu - 2008






Öldüren ? @ 04-03-2008 00:36
Geçtiğimiz hafta vizyona giren bir filmden bahsetmek istiyorum, Öldüren Sis. Yönetmenliğini Frank Darabont yaptığı bir Stephen King uyarlaması. Filmin konusu , uyarlama olarak başarılı ya da başarısız oluşu üzerine laf etmeyeceğim. Lakin afişte yer alan filmin isminin Türkçe meali üzerine bir kaç lafım var, The Mist = Öldüren Sis.




Filmler Türkiye'de vizyona girdiği zaman gayet haklı olarak (Filmin daha çok ilgi çekmesi, İzleyicinin filmin isminden türünü/konusunu anlayabilmesi, özellikle korku filmi seyircisinin dikkatinin hemen çekilmesi v.s.) orjinal isimleri oralarından buralarından çekiştirilerek yeni bir forma sokuluyor. Orjinal "The Mist" olan yapıtımız Türkiye sınırları içerisine girdiğinde (malesef) birden "Öldüren Sis" adını alıyor. Pek tabi yukarıda da bahsettiğim haklı sebeplerden (kime göre?) ötürü konu hakkında yetki sahibi kişilerin tercihleri, sektör bilgileri bu eylemin gerçekleşmesinde önemli bir etken, gibi düşünebilirsiniz ama ben ne kadar zorlarsam zorlayayım bu şekilde düşünemiyorum. Gözümün önüne filmin orjinal afişini eline almış bir adam canlanıyor ve öldüren koyun şık durur sesleri kulaklarımda yankılanıyor.

Neden öldüren?

Evet öldürüyorsa ve bu öldüren sis ise bu bir korku filmidir ama 2.sınıf bir korku filmi.

Ürününüz için isim seçerken ne kadar dikkatli davranıyorsunuz? Sizin için markanızın hedeflediğiniz kitle tarafından nasıl algılandı önemli mi?

Filmin afişi ve ismi o filmin markasıdır. Seçeceğiniz isim filmin algısını bir anda değiştirebilir. Öldüren Sis 2. sınıf korku filmi ismidir. Bunu sadece bir korku filmi izleyicisi olarak söylüyorum belki / belki de değil. Testere (Saw) filmi özellikle senaryosu ve senaryoyu destekler kurgusu ile beklenmedik bir başarı elde etti. Bu başarı Türkiye'de vizyona girdiğinde yapılan reklam çalışmalarıyla olmadı, filmin mütevazi bütçeside göz önüne alındığında birleşen diğer unsurların toplamı filmin izleyici sayısını belirledi (Filmin sıradışı konusu, izleyicilerin birbirine tavsiyeleri, internet... Filmin ismi bu unsurlar arasında yerini alır mı? Benim fikrim alacağı yönünde). Neden ismi Öldüren Testere değil di? Ya da vizyona girmesi beklenen "The Eye" neden Öldüren Göz, Lanetli Göz, Kanlı Göz gibi bir takım eklemeler ile sinema seyircisine duyrulmadı. Filmin isminde ana mesajı doğrudan vermek, kandan ölümden bahsetmek korku filmi izleyicisinin asıl istediği gizemi ve merağı nasıl alaşağa ettiği hiç düşünüldü mü? Ya da bunlar aslında üzerinde konuşulmaması gereken mevzular mı?

Sadece filmin ismini beğendiğiniz için -filmin hakkında bir bilgiye sahip olmadan- izleme isteğidiniz oldu mu? Filmin isminin etkisi tıpkı markada olduğu gibi tüketici tarafından tercih edilebilirliği açısından oldukça etkili. Bu arada UIP internet sitesinde senaryonun kime ait olduğu şu şekilde açıklanmış;

"Senaryo: Frank Darabont (Steplen King’in aynı adlı kısa öyküsünden)"

Sanırım "Steplen" Stephen King'in oğlu , eminim öyledir.... En kısa zamanda düzeltilmesi dileği ile...


Bildiğiniz KARnaval Değil! @ 17-02-2008 15:17

Hava soğuk, hafif hafif kar atıştırmakta. Değişen iklim koşulları, umrumuzda olmasada küresel ısınmasının getirdikleri, hatta tiye alınacak "Bu mu küresel ısınma? Dondum be!" diyalogları arasından sıyrılıp sokağa atıyorum kendimi. Lakin bir daha kar göreceğimizi kimse garanti edemez. Sabahın erken saatlerinde Beşiktaş sahile doğru yavaş bir yürüyüş. Sokaya çıkma yasağını andıran sessizlik ana caddeye çıkınca birden kendini araba çığlıklarına bırakıyor. Ana arterler açık bunun getirdiği karmaşıklık konusunda ise düşüncelerim var. Belediyeyi bu karmaşık, kalabalık, beton oluşum üzerine tuz dökmeye çağırıyorum. Lakin üzerinde kaymadan ayakta durabilmek imkansız. Düşme eylemi illede fiziksel olmak zorunda değil. Ruhunuzda kalabalığın arasında defalarca düşüyor.

Caddeler ve sokaklar. Karakter olarak birbirine zıt ama iç içe yaşama konusunda da bir o kadar uyumlu. Bahsedeceğim karnaval kesinle Sokak karnavalı. Öyle aklınıza hemen RIO gelmesin. Uçsuz bucaksız caddeler v.s. değil. Kendi halinde bir sokak karnavalı bu. Daha çok inandıklarını yazan mahalle sakinlerinin -mahallenin delikanlılarının, abilerininin, hanımefendilerinin- dünya caddelerine karşı duruşları. Birçift lafı olanların, hiç sıkılmadan, üşenmeden düşüncelerini anlatmak isteyenlerin karnavalı.

Selim Abi, bu yazısında internet sokaklarından bahsediyor: Sosyal Ağlar ve etkileri

Caddeler araba dolu, hergün bir yenisi daha çıkıyor. Renk renk yeni modeller. Renk renk olduğu konusundan şüphelerimiz var. Marka:Fiat Model: Punto Renk:? . Güzel tespit. Teşekkürler Hüseyin...

Özgür Emre Öztürk, sokağındaki alt yapı bakım çalışmaları yüzünden biraz yorulacak anlaşılan.

Zeynep Hanım yoğun kar yağışından dolayı biraz ara vermiş. Ara vermeden önce yazdıklarından "Kafalarımızı büyük fikirlere hazır etmek için bir şeye daha ihtiyacımız var" adlı yazısına bakmadan geçmeyin.

Bence Wom.com 'dan bir nevi navigasyon cihazı. Online Womm takibi.

Marketingieee 08 nerede? Sokağın sonunda, kime sorsanız söyler...

Pazarlama Cadısı süpürgesini bırakacak mı? Çok magazin vari oldu , ben de farkettim ama Second Life 'da test sürüşü haberi ile ilişkili başka bir başlık bulamadım.

7Farkı bulamamış olabilirsiniz, yazı hala yayında. Briefistan

Gates v.s Jobs çok eğlenceli : Manhem

EcoHanger, mecralara farklı yaklaşımlar. Pazarlama Blogu

Tek kelime Süper, Tek harf S, 7 harf Antifit. ( Alemşah Marketingi(d)eeeeee )

Porsche mu alsam? Porsche mu alsa? Porhsce almışlar! Marketing Defterin'den Porsche müşteri analizi...

Gerçekleri söylemek mi? Hadi ordan. Biz sadece "Duymak İstediklerinizi" söyleriz. Bir FikirAtölyesi Filmi.
"Bu filmi daha önce nasıl görmedim diyeceksiniz" . PaKa Times
"Sarsıcı" Sitivın Şipilbörger
" Tunç, Blogunda kullandığın fotoğrafın Telif Hakkı kime ait?" Onur Yüksel

Mondus Türkiye'nin Facebook'u mu? İbrahim Ulga cevaplıyor...

Yerinde Tespit. Eren yazıyor...

Mac alacaklara duyrulur. www.gokcenkaran.com

Murat Kaya tavsiyesidir : Yael Naim

-Bitti- mi?


Adi Dassler adi+das @ 10-02-2008 18:10


Adidas 1949 yılında Adi Dassler tarafından kuruldu. Bu kuruluşun öyküsünü kısaca anlatan bir animasyon. 180 Amsterdam tarafından yapılan animasyon ve Adi Dassler karakteri oldukça başarılı. Adidas şu anda dünyanın en büyük 2. spor malzeme üreticisi.


Sinema derslerinden pazarlama çözümleri. @ 20-01-2008 19:53

Kısa bi sürü önce Sergey M.Eisenstein ders notlarını tekrar okumaya başladım. Öğrencisi Vladimir Nijni'nin tuttuğu notların derlemesinden oluşan kitap "bir solukta biter" dediğim kitaplar arasında. Akıcı olduğu kadar Eisenstein'ın derslerindeymiş hissi uyandırıyor okurken. Bu bile okumak için yeterli bir sebep. Sinema oldukça ilgimi çeken bir konu. Üzerine saatlerce konuşabilecek bir becerim var diyemem lakin üzerine konuşulanları günlerce dinleyebilirim.

Senaryo, kurgu, ışık, kamera... bir filmin arkasında tam bir ekip çalışması var. Üniversite yıllarında 8 dakikalık kısa metrajlı filmi çekmek için 6-7 kişi 3 hafta çalışmıştık, gece-gündüz tekrar gece sonra tekrar gündüz... ( Üç haftayı sadece "gece-gündüz" şeklinde yazmak bile oldukça uzun zaman alıyor birde senaryo elinizde oraya buraya koştururken düşünün). Ortaya 8 dakika çıkarabilmek için. Satış belki 8 dakikada tamamlanabilir, eğer arkasında çok iyi çalışan bir ekip varsa. Pazarlama deparmanı tüm şirkettir.

Ortaya çıkan yükselen satış grafiklerinin sebebi en büyük masaya sahip olan yönetici midir? Eğer öyle olsaydı Oscar Törenlerinde sadece yönetmenlere ödül verilirdi.

Eisenstein ders notlarında -senaryonun sahneye konması- sahnenin hazırlanması, eşya seçiminin öneminden bahsediyor. Ortamın senaryoya göre hazırlanması, izleyenlere konuşma olmadan dahi bir şeyler anlatacak mekanların tasarlanması oldukça zor bir iş. Bir sahneyi ortaya koyarken aile bireyleri arasındaki mesafeyi anlatmak için Eisenstein dikdörtgen bir masa kullanıyor. Keskin köşeler, aile arasındaki mesafeyi simgeleştirdiği gibi masanın en başında oturan aile reisinin egemenliğini de pekiştiriyor. Şirketlerde toplantılar için genellikle dikdörtgen uzun masalar tercih edilir. Yönetici kendi egemenliğinin toplantıya katılanlara ister istemez onaylatmak ister. Yuvarlak masa ise daha samimi konuşmalar için kullanılır. Daha çok bağları güçlü, samimi insanların fikirlerini tartıştıkları bir alan. İnsanlar -yuvarlak masada- konum itibari ile birbirlerine eşit mesefade oldukları için lider kendisini simgesel konumlandırmaya tabi tutmaz. Sahnenin kullanılması , kıyafetlerin hazırlanması, ses, ışık tüm bunların saniyeler arasındaki uyumu sonucu ortaya çıkan 1 film için. Tek amaç için yeteneklerini sonuna kadar zorlayan bir ekip işi. Pazarlama projeleri ve filmler. "Son" yazdıktan sonra seyirciden gelecek tepkinin sabırsız beklenişi.


Jim Houser, hayal değil... @ 15-01-2008 21:24

Bant dergisinin Ocak 2008 sayısında Ekin Sanaç'ın Jim Houser ile yaptığı nefis bir röportaj yer alıyor. Derginin sıkı bir bağımlısı olmasamda zaman zaman alıp karıştırmadığımı inkar edecek değilim. Özellikle bu sayıda Jim Houser'in olması ayrıca dikkatimi cezbetti...

Jim'in röportajını okumanızı şiddetle tavsiye ederim. Özellikle şu bölüm aslında Jim'i özetliyor:

Ekin Sanaç Jim'e sanatçı olmanın çocukken hayalini kurduğu bir şey olup olmadığını soruyor. Jim'in cevabı oldukça net ve zekice...

"Kısaca cevabım, hayır, sanatçı olmak gibi bir hayalim hiçbir zaman olmadı, çünkü zaten olmama gibi bir ihtimali asla ciddiye almadım."

Yapmak istediklerimiz, hayallerimiz ve yaptıklarımız, nekadar iç içe geçmiş eylemler aslında.


Eee! Asus 'dan beklenen hareket. @ 08-01-2008 22:08

Asus ekran kartı, ana kart derken dizüstü bilgisayar ve smartphone piyasasına girdiğinde markanın ürün yelpazesini genişletmesinden dolayı sekteye uğrayacak itibarı üzerine konuşabilirdik, Asus bu genişlemeyi planlı ve akıllıca yapmasaydı. Asus'un yaptığı ürünün yan açılımları üzerinde planlı bir değişimden başka birşey değil. Asus hala aynı temel üzerine işlerini gerçekleştiriyor "Teknoloji". Teknoloji nekadar hızlı ise Asus ta bu hıza yetişmek için okadar azimli gözüküyor.

Daha üzerinde dumanı, sıcak gazete ve dergi manşetlerini hatırlarsınız. 100$'lık laptop-lar hayatımıza girmek için sabırsızlanıyorlardı ki Intel'in desteğini çekdiğini bildirmesiyle proje askıya alındı.

Asus'un projesi de internette kendisine yer buldu tabiki 100$'lık laptop kadar değil. Ama sonuç ortada...

Bildirgeç'de rastladığım yazıda, Asus Eee PC'nin Amerika'da en çok satılan yılbaşı hediyesi (laptop pazarında) ünvanına sahip olduğunu öğrenmiş oldum. Her 6sn'de bir Eee satılıyormuş... Yaklaşık 300$'dan satılan Asus'un altın çocuğu dizüstü bilgisayar pazarının Ipod'u olma yolunda ilerliyor. Çok yakın bir tarihte Türkiye pazarınada sunulması düşünülüyor. Hatta Asus'un sitesinde resmi tanıtımları başlamış bile. Özellikleri ise altın çocuğa yakışacak nitelikte. Beni cezbeden: hafifliği, kablosuz iletişim sağlaması ve 3,5 saat pil ömrü. Umarım Türkiye fiyatıda gayet makul olur (Ipod gibi 2gb, 4gb ve 8gb'lık versiyonları olacak) .

Asus Eee'nin diğer dizüstü bilgisayarlardan farkı nedir?
- Herkes için dizüstü bilgisayar, uygun fiyat.
- Herzaman yanınızda olabilecek teknoloji (Asus)
- Kolay kullanım (en önemlisi)

Oldukça başarılı.



Var mı? @ 03-01-2008 23:02
Başarının bir reçetesi var mı? Peki 10000001 adımda başarıyı yakalamanın yolu. Bu kadar basit mi? Başarının anahtarı çok standart bir söylem gibi gözüksede aslında sizsiniz. Uygulayacağınız yollar elbette var, daha önce denenmiş 50 yol, 100 anahtar kelime, 200 planlama stratejisi v.s. ama bunların hepsi +1 ile bitmek zorunda. Siz (+1) birşey katmadığınız sürece başarıyı beklemek ne kadar doğru?

Şöyle düşünüyorum...

Dünyadaki insan sayısını 6 milyar olarak ele alalım. Kaç kişi başarılı? Kime göre başarılı? İş dünyasını ele alalım kaç CEO başarılı? Manşetlerden, satır aralarından düşmeyen isimler başarılı ise diğer isimler çok berbat işler çıkardıkları için mi geri plandalar? Sadece yazılı düşünüyorum ( Anlamsız, sesli düşünmenin blog ortamına adaptasyonu sonucu ortaya çıkmış eğreti kelime, özür dilerim).

+1 aslında hep var. Siz farkında dahi değilsiniz diyemem. Onu uzaklarda aramayın gibi bir cümle sarf etmek gereksiz. Yaşadığınız sürece +1 var. Potansiyel bir başarı hikayesini hepimiz barındırıyoruz. Kime göre başarı? O kısımda +1, -1 toleransına takılıyoruz.


Viral, Ipod'umu nasıl şarj ederim? @ 01-01-2008 21:21


Ipod'umu soğan ile şarj edebilir miyim? Soru ne kadar anlamsız gibi dursa da sonuç gayet anlamlı. Denemedim lakin deneyenlerin görüşleri bu yönde. Soğan ve Gatorade ile Ipod'unuzu şarj edebilirsiniz, üstelik bu şarj ile 25 dk. müzik dinleyebilirsiniz. Oldukça ilginç. Konunun ilginç olması, merak uyandırması Youtube videonuzun ne kadar izlendiği ile doğru orantılı. Yapmış olduğunuz tanıtım ne hakkında olursa olsun önemli unsur merak uyandırabilmesi. Nasıl mı? Şöyle ki;

Bakın Ipod bu şekilde şarj edilebiliyor, inanmıyorsanız deneyin ve görün... Tetikleyici unsur.

İşte can alıcı kısım da tam burası. Deneyebilirsiniz, deneme sonucunu paylaşabilirsiniz. Herkes deneyebilir tıpkı Diet Coke ve Mentos ikilisinde olduğu gibi.

Bu videoda can alıcı kısım soğanın içinde bekletileceği sıvının bir enerji içeceği olması. Gatorade! Siz videoyu seyrederken ister istemez Gatorade+enerji+şarj doğrultusunda ilerliyorsunuz. Gatorade size "enerji içeceği" mesajını dolaylı yoldan söylüyor. Evet Gatorade için hazırlanmış viral bir kampanya olabilir, öyle olmasa dahi o yönde hizmet ettiğini düşünüyorum. Şimdiye kadar izlenme sayısı 5.000.000 geçmiş, bu verdiğim rakam sadece Youtube için geçerli. Google'da "How to Charge an iPod using electrolytes and an onion" şeklinde yapacağınız arama sonucu bu videonun yayınladığı diğer siteleride görebilirsiniz.

Denemek isterseniz.

Gerekli Malzemeler
1- Soğan
2- Gatorade enerji içeceği 2 ölçek
3-Tornavida
4- ipod ve usb kablosu


Pazarlama Karnavalı @ 31-12-2007 21:37

2007'nin son karnavalına PazarlamaCadısı ev sahipliği yapıyor. Karnaval 2008'de de devam edecek. İyi okumalar...


Mutlu Yıllar. @ 31-12-2007 14:27


Dileğin 2008'den ne dilerseniz...


Ses markası olur mu? @ 19-12-2007 14:27

Türk Patent Enstitüsü'nün üzerinde çalışmalarını sürdürdüğü ve çok yakında detayları ile ilgili açıklama yapacağı bir konu hakkında yazmak istiyorum. SES markası tescillenebilir mi?

Ses markası tıpkı ticaret ve hizmet markası gibi tescil edilebilecek. Fikri haklar, ihtiyaçlar geliştikçe bunun ile paralel gelişim gösteren bir konu. Yeni ihtiyaçlar yeni düzenlemeleri beraberinde getiriyor. Ses markasının tescilide bu gelişimin bir sonucu.

Markaların reklamlarda, kampanyalarda kullandığı müziğin kullanım sıklığı arttıkça tüketici nezdinde de bilinirliği arttıyor. Ürün-Marka ilişkisinin hatırlanması açısından da müzik daha da önem kazanıyor.

Uygulamanın nasıl olacağını bir kaç cümle ile açıklamaya çalışacağım;

  • Ses markasıda aynen marka tescil aşamalarından geçmektedir. Süreç yine ortalama 12 aydır. Bültende ses tescili ile ilgili bilgiler yer alacak melodisi Türk Patent Enstitüsü internet sitesinden yayınlanacaktır.
  • Müracaat edilirken emtia belirlenmesi zorunludur. Dolayısı ile Müracaat edilecek sınıflara göre harç hesaplanacaktır.
  • Müracaat için sesin notaları sözsüz olarak ilgili marka sahibinden yazılı ve ses cd'si olarak alınacaktır. Sözler tescil edilmemektedir. Sözlerin tescili slogan tescili olarak mümkündür.
  • Marka tescil belgesinin üzerinde sesin notaları yazılacaktır.
Markalar açısından büyük önem taşıdığını düşündüğüm bu uygulama hakkında resmi açıklama geldiğinde de sizlerle paylaşacağım.

Acaba ilk başvuran marka hangisi olacak?

Tahminlerinizi bekliyorum ve ben Aygaz diyorum.


Tarantino Sunar... @ 16-12-2007 21:52
Grind House çalışmasıyla bu sezon izlediğimiz 2 işten birisi Death Proof. Tarantino severleri ikiye bölse de ( ki fotoğraftaki bölünmeden bahsetmiyorum.) , Grind tadını oldukça damağınızda hissettiren bir çalışmaya imza atmış bir filmden bahsediyoruz. Ve artık DVD'si satışa sunuldu. O duyuruyu yapmakta bu sahipsiz kola nasibmiş. Amsterdam'ın en işlek caddelerinde yer alan bu uygulama film de düşünüldüğünde çok başarılı.

via


Reklam imajları anlamlı olarak ilişkilendirebilme işidir. @ 09-12-2007 18:02
Yolda yürürken ya da masanızda oturmuş çalışırken... gözünüze birşeyler takılır. İmaj birden düşüncelerinizle yoğrulur ve birden asıl görevinden bağımsız başka bir imaj oluşur. İmajların çağrıştırdıkları aslında sizin hayata nasıl baktığınızla ilgili ipuçları veririr. Bir konu hakkında düşünürken duvara ya da zemine öylece baktığım zamanlar olur. Bazen bir insan yüzü görürüm. Tıpkı bir kara kalem çalışması gibi. Duvardaki çatlak ya da zeminin yapısı, rengi v.s. sizin gördüğünüz artık sadece duvar değildir. Oraya gizlenmiş bir resim. Birde arkadaşınıza sorarsınız, görebiliyor musun? işte bak tam burası gözleri! Çoğu zaman göremezler. Çünkü siz onu kendinize göre yeniden şekillendirmişsinizdir. Karşı tarafında aynı bilinç ile ona bakmasını beklersiniz. Ne büyük yanılgı.

Geçenlerde bir yerlerde okumuştum ( malesef yeri hatırlamıyorum). İnsanlar karşı tarafa bir şarkıyı sadece ritim tutarak "dim dim dimmm" tarif etmeye çalışırlarken karşılarındakininde kendileri gibi bu ritimleri anlamarını beklerler. Ama siz ritim tutarken aynı zamanda müziği de beyninizin içinde duyarsınız. Yine aynı büyük yanılgıya düşersiniz. Karşınızdaki müziği nasıl duymaz!

Peki anlatmak istediklerimizi karşımızdakine nasıl aktarabiliriz? Yardımcı İmajlar kullanarak (Referans noktası belirleme).


İşte Adidas'ın da yaptığı bu. Yolda yürürken, otobüste seyahat ederken karşımıza çıkan turnikeler, tutacaklar v.s. Yardımcı imaj olmadan size birşey anlatmayabilir. Ama Adidas logosu ve sloganını gördüğünüzde o imaj artık farklı bir görevi yerine getirmek için oradadır. Daima spor.


kaynak:http://invisiblered.blogspot.com/2007/12/adidas.html


Fikrin küçüğü büyüğü olmaz. @ 02-12-2007 18:26
Jiklet.com Burak Kaynak'ın başarılı projelerinden biri. Özellikle tasarım konusu üzerine yazılarını ve paylaşımlarını takip etmenizi tavsiye ederim. İşte Burak'ın da sitesinde paylaştığı o tasarımlardan biri...


Kupa boş ise siyah renkte ve üzerinde OFF yazıyor. Kahvenizi koyduğunuzda ise ısı ile birlikte kupanın rengi beyaza dönüşüyor ve üzerinde ON yazıyor. Oldukça başarılı bir fikir. Aslında bu fikrin karton/kağıt bardaklara uyarlanmasının daha da etkileyici olacağını düşünüyorum. Fastfood ya da kahve dükkanlarından aldığınız kahvenin altında yazan dikkat sıcaktır ibaresi bardak boş olsada dolu olsada orada sabit şekilde duruyor. Bu fikrin uygulanmasıyla müşteri açısından olduğu kadar dükkanda çalışanlar açısından da -boş bardakları toplarken-kolaylık sağlayacağını düşünüyorum. Umarım benim gibi düşünen birileri vardır da bu uygulamayı kendi sektörleri açısından uygunluğunu araştırırlar.

ON-OFF uygulaması oldukça sık kullanılan bir yapı. Bunun sebebi de 2 kelimenin kavram olarak hemen hemen tüm dillere yerleşmiş olması. İşte yine bir uygulama "switch me". Biber (P)-Tuz(S) düğmesini açıp kapatarak tek tuzluk-birberlik ile yemeğinizi istediğiniz kıvama getirebilirsiniz.


Mac, Vista'yı tavsiye ediyor! @ 28-11-2007 08:27

Cnet.com'da Microsoft'un yeni yazılımı Vista için hazırlanmış bir sayfa. Burada Vistanın özelliklerinden ve işletim sisteminin yeniliklerinden bahsediliyor. İlginç olan kısmı Mac'in banner kampanyası için bu sayfayı tercih etmiş olması. Çok başarılı. Oldukça da eğlenceli.

via


Futbolda en başarılı defans rakibinizin yarı sahasında başlayan defanstır.


Tunç yaptı yapacağını! @ 19-11-2007 23:21
  • Tunç: Richard, sana zor bir sorum var.
  • Richard: Sor tabii.
Devamı...

Mükemmel bir yazı...
Şimdi size 1 soru: Türkiye'de kaç kişide Richard'ın cep telefonu numarası vardır?


Richard: Richard Branson'dır


[Brand Box] Onur Yüksel

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 266
Kategori: Pazarlama
Etiket: internet fikir web teknoloji patent marka pazarlama dizi-20

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Pazarlama - A. Selim Tuncer | Diyalog
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 129
Pazarlama - Zeynep Özata - Blogistan
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 36
Pazarlama - Fıkra Fıkralar
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 101
   
Olmazmi.com