(yılda maksimum 10 entry girerek, ünite ünite kan kaybederek hala yaşadığını zanneden blog)
yazmaya yazmaya cümle kurmayı bile unutunca, ne dinlediğini anlatmak, ne de dinlediğinden zevk almak olası. konum itibariyle ve konum itibariyle de müzikten soğutacak bütün veriler girilmiş durumda. okulda leş, sokakta leş, komşu şehirler de pek indie göründü gözüme.. bana da baksanız alemin ne kadar popüler drone ambient witchouse grubu varsa dinliyorumdur ama (çaktırma..) en azından sagopa kajmer dinleyip ardından, dengeliyorum. neyse. neler var? birkaç aydır geçmişte çok sevdiğim ne varsa dinleyip tüketip tekrar yeni albüm arayışlarına geçtim. holy otherçok hoş. albümün ismi with u. bunun için de şöyle böyle diyorlar ama gayet dark ambient, witchouse falan.. fazla gürültü de değil.. kafa ütülemekle uğraşmıyor hiç. ajda pekkan da eskiden ne süperstarmış ayrıca. '69 yılında çıkardığı fecri ebcioğlu sunar albümünün tamamına aşık oldum. bu yaşıma kadar böyle önyargılı, pis bir insandım ama artık türk popunun geçmişine saygı duyuyorum sayesinde. gidicem, ben de evime pikap alıcam. bütün komşular bana küfredene kadar bu kadının plaklarını (ve de nükhet duru ve de timur selçuk) döndürcem durucam. çatır çutur..
burada (yanlış anlaşılmasın) a.p.'nın sübyancı ve kızcı olduğu kanısına varacağınız "gerçekten" çok hoş bir şarkısı sizi bekliyor. hayli rikomendıddır kendisi >> http://www.youtube.com/watch?v=GYEF2r34YY8
kahve, sosyal anksiyete. ev ne balkonlu. noize, evde dinlen. noize uykuda yeşil, gündüz ne perdeli. maviysen kilim yerde, tungsten senin. kahve, yalnız da anksiyete. sokak ne kimsenin.
Barn Owl - Awakening Arms And Sleepers - Rondo Julia Kent - The Toll Grouper - Hold a Desert, Feel Its Hand Grails - Lord I Hate Your Day Grails - The Deed Sun City Girls - Sev Acher Grails - Predestination Blues Yoga - Encante Oneohtrix Point Never - Nil Admirari White Horse - God And The Void I.U.D. - FF'ing Liturgy - Life After Life Chelsea Wolfe - Moses (Dub Mix) Balam Acab - See Birds (Moon) GR†LLGR†LL - sLOwDanciNg
rabbim, gününden nefret ediyorlar. belki de tüketmeden sahip oluyorlar. belki de aynı şeyler. belki dekendini bırak.
sınırlara özdeş, soğuk ülke hayalli ve evden sonsuza kadar ayrılmalı. çocuklarımız bizi görünmez kılarsa diye görmesinler. bir biz, birbirimizin çocuğu olur. kaburgalarda krallık, omuzlarda uyku, paketlerce sigara ölür. su tutar. şarkı kalır. kucak sarılır. Daniel söyler, bizim için:
Hercules and Love Affair'den tanıdığımız Kim Ann Foxman ve Andy Butler yeni ortaklıklarının ismini Mr. Intl. koymuşlar. Henüz ortada üç şarkı ///And I'm(So in Love With You), What You Need, Creature\\\ görsek de, devamı hakkında bilgi sahibi olabileceğimiz derinlikte 90'lar house yapıyorlar. Kim Ann Foxman yeni divamız. Maskülen diva. Creature videosu, You Belong'da olduğu gibi, bize yine, nasıl vogue vogue dansedildiğini, break dance'a tapılması gerektiğini ve bu ekibe karanlığın ne kadar da yakıştığını ispatlıyor.
Geometriyi(Foxman'ın üzerindeki beyaz deri aksesuar) ve dans edenlerden Shayne Oliver'ın (Hood by Air) elindeki yüzükleri ve tasarımlarını ve dansını özellikle, ama Kim Ann Foxman'dan önce değil, seviyoruz. Videonun yönetmeni Jonathan Turner'ı da seviyoruz. Kim Ann Foxman.
şahsım pessimist raple alkole meze olurken, sizi derthüzünsevinçözlemkahır sıfatlarıyla boğmaya yine bir şarkı listesi ile yetişebiliyorum. geç kaldık baya, zira bu listeyi birkaç ay önce yayınlamam gerekiyordu. çünkü bilgisayara alışmak önemli bir şey. ve bu, birçok boş vakit boyunca bilgisayarın önünde boş boş oturarak gerçekleşiyor. boş derken, sizi bu listeye hazırlıyor, ruh halini listenin seyrinde sabitliyorum. iki kadeh, bir tabak kavun, bir tabak da beyaz peynirle de masamı süslüyorum. (bkz. jpeg.) bu listeyi en az 2 kez dinleyip skropladığını printscreen ile ispatlayan kişilere de alkol ısmarlıyorum. masayı sohbetle de donatalım diye. not: jpeg.den kastım, kavun ve peynir değil, buradaki jpeg.dir. öperim.
The Irrepressibles son yılların belki de en ilginç çalışması, neden deseniz de demeseniz de yazı gereği açıklamak durumundayım.
On kişiden oluşan tiyatral orkestrası ile yer yer öfkeli, yer yer pişmanlıklarla dolu hikayeler anlatan Jamie McDermott, neredeyse on yıldır bu proje ile meşgul, ancak 2010 yılında ürün verebilmiş olsa da onlar için çalışmaya bizim için de beklemeye değmiş bir çalışma ile karşımızda.
Grubun ilk ürünü olan “Mirror Mirror” bir müzikalin albümü olarak da nitelendirilebilir, çünkü sahne performansları ödüllü bir koreografi çalışması ile sunuluyor. Batı sanat müziği ile birleşmiş bir melankolik ballad atmosferine, Jamie'nin dokunaklı lirikleri ve pürüzsüz bir kadifenin yanağınıza sürtünüşü hissini veren androjen sesi eklenince her parça ayrı bir katarsis yaşatmış oluyor.
Queer müzik teorisine göre, sözlerin, müziğin, hatta oturtumun ve performansların eril-dişil içeriği de dışarığı da kalmayacaksa ve Antony & The Johnsons bu teorinin günümüzdeki en popüler örneği ise The Irrepressibles bu mimarinin kusursuz örneği kabul edilebilir.
Fritz Stolberg'in 2007'de çektiği kısa film ya da klip olan "In Your Eyes" ile en belirgin görücüye çıkma hikayesini yaşayan grup, görselliğe ne denli önem verdiğini her çalışmasında vurgularken bu görsel düşkünlüğün müziksel zayıflıkla ilgisi olmadığını da zehirli gri kozasıyla sararak ifade ediyor.
Gökkuşağında kaybolan Jamie'nin karamsarlığına gerçekçiliğinden ileri gelen bir duruş diyenler için umutsuzluk kelimesi ve Mirror Mirror albümü hem açıklayıcı hem de her devaya dert olacaktır ya da huzur ve umut gibi kelimeler tekrar tanımlansın.
aysti'nin bağımlılık yaptığını ve uzaktan bir tek kumandaların hayatı kolaylaştırdığını düşündüğüm şu günlerde sizlerle şuursuzca arabesk, türkçe pop ve türkçe rap paylaşımı yapmak istiyorum sayın hâlâ bloglarda yazan müzik yazılarına inanan bloggerlar. sizleri seviyorum.
bilgisayarlarınızın başından ayrılmayın çünkü bombastik bir kompileyşınla gününüzü aydınlatmaya, gereksiz sıcaklardan ve yapışkan insanlardan sizi kurtarmaya geldim. şaka şaka.. son sürümümü indirmeniz gerekiyor bu özelliklere erişebilmeniz için.
sosyal olunduğunda dünya daha katlanılabilir bir yer olduğu için bu pileylisti bir pazar kahvaltısında dinlemenizi ya da artık size her gün pazarsa akşamüstü güneş batarkene balkona atletle çıkıp komşularla yüksek sesle konuşurken ya da sakin bir anda dinleyin. iyice dinleyin.
ambiyans yaratmadan da dinleyin. klavyenizdeki külleri temizlerken dinleyin.
lafın kısası,
tatiliniz kutlu olsun. tatil yapamayanlar da çalışsın, para kazanmak çok eğlenceli.
here's dı pileylist:
*Bears on Parade - Water + Detergent = Not As Clean As When You First Bought It
Her şeyin sahteleşmeye başlayacağı ve renklerin her birine yapılan gri ilavesiyle donuklaştırılacak yılların içinde, armonik bir çözülmenin bile rahatlatamayacağı seslerin sentetik kompozisyonuna delalettir. Hayra alamet midir, bilinmez. Ancak kendinde bir devrim yapacağını gösterir. Devrimine yirmi yılda yankı bulacaksa şanslıdır gören kişi. Dünyada bir yerde yakacağı işaret fişeğini gören herkes onu kurtarmaya gelebilir ama kendini kurtarabilir mi, bilinmez. Bu anlamda risklidir. Çünkü o zamanını harcarken, sen zamanını bulmaya çalışansındır. O, kendini konumlandıramadığı formaldehit katkılı bir çağda çürümeyen bir kültür yarattı. Ama tüm koruyucu ilavelere rağmen bu çağ hala çürüyor ve çürüyecek.
Tanrı koruyucumuz olduğundan beri doğallığını kaybetmiş, sahte ve yapay tadıyla ve tüm yavanlığıyla içinde yaşadığımız bu evrenin en kötü yerinde, cennetten intihar etmiş bir mesihin Hitler'den kaçarken göğe yükselmesinden kırk yıl sonra yeryüzüne inmesi kıyamet alametiydi belli ki... Ama erken geldiğini fark etmiş olmalı ki, geri döndü. Rüyaya girmesi de geç kalınmış bir devrime işarettir.
Mahşer günü verilecek olan ve açılışını İsrafil'in sûr konçertosu ile yapacağı konserde Klaus Nomi'nin icra edeceği -hazırlıkları tüm hızıyla süren- magnum opusunda, İsrafil de sûruyla eşlik edecektir. İlk eserde ölen her diri, Nomi'nin parçasıyla dirilecek ve sonun başlangıcını kutlayacaktır. Rüyada bu kutlamayı gören kişinin hayalini kurduğu ve yaşadığı çağdan en az yüz yıl sonra isimlendirilecek bir akımdan iki adet albümü çıkacak ve bu albümlerin de muhteşem sahne şovlarıyla bezeli konserleri olacaktır.
ege üniversitesi şiir topluluğu(eşit) şiir bülteni sonat'ın bahar '10 sayısında yayınlanan replikas yazısı, liman mehmetcihat'ın klavyesinden, kulağından, işte burada: dadaruhi üzerinden siyaset yaprak
blogspor tamblırspora karşı: tamblrda insanlar nedense daha hype görünüyorlar. daha az ego gösterimi gibi, profil olmamasından mütevellit. biraz daha projelere ve portfolyolara açık bir alanmış havası var. bu yüzden güzel projeler çıkıyor. so, manyetikbant, sessiz alanları seslerle birleştimek için the song i love projesini ortaya koyuyor. daha doğrusu tumblr'a koyuyor. ilk görüşte aşk gibi bu. ("bahar geldiği gibi tümcelerin bir kız ağzından çıktığı nasıl anlaşılır" sorusunun cevabı) facebookta paylaşması kolay ama bu projede daha anlamlı olacak diye umuyorum. haydi, herkes katılsın. koşulları sayıyorum(o kadar da zor değil):
- bir şarkı seveceksiniz. ama öyle last.fm'de <3 koyup "sevdim" dediklerinizden değil. böyle hayatınızı karartan, hayatınızı anlatan, nasıl desem.. size yazılmış olan falan. en bi' çok sevdiğiniz şarkılar listesinden yani.. - şarkıya karar verdikten sonra, bu şarkının ismini bedeninize özenli bir şekilde yazacaksınız. okunur boyutlarda olursa ne güzel. - sonra tabii babanızın hayrına vücudunuza şarkı adları yazmadığınıza göre, bunun hoş bir fotoğrafını çekebilirsiniz.(bkz. yukardaki fotoğraf) - sonra da şarkıyı upload edip indirme linkini ve mesela sizin de blogunuz, siteniz, ev adresiniz varsa onları da linkleyerek thesongilove@gmail.com adresine yollayabilirsiniz. - bunu istediğiniz kadar şarkı ve fotoğrafla yapabilirsiniz. bağımlılık yaratması bir engel oluşturmaz.
Los Angeles'ın lo-fi müzikleri pek bir surfer. Şimdi yeni albümleri çıktı. Ariel Pink ve saz arkadaşlarının. Before Today isminde. Orada bir şarkı var, Can't Hear My Eyes, geçen sene bir arkadaşım dinletmişti... öyle tanıdıydım bu kılıksızları. Ama albümdeki versiyonuyla bu benim zamanında bulduğum versiyonu farklı. Size onu dinletmek istiyorum. Yannız, of of. Bir ara ben bunları size uzun uzun anlatacağım sanırım. Hikaye karmaşık... adam ordan oraya, kayıtları kendisi yapmış, insanlar buna "boo" demiş. Her insan evladı terbiyeli olmuyor tabii. Şimdi siz dinleyin, sonra görüşeceğiz.
Tarzından ödün vermemiş bir grup iseniz ve uzun bir aranın ardından müziğe tekrar başlıyorsanız hayranlarınızı memnun etmek tercihiniz olur muydu? The Knife bu soruyu cevapsız bırakıyor ve beklentilerimizi yerle bir edecek bir albümle karşımıza çıkıyor. Tomorrow, In A Year bir electro-opera. Charles Darwin'in hayatı ve "Türlerin Kökeni"ni yazma süreci The Knife'ın karanlık sounduyla birleştiğinde kendinizi Galapagos adalarında hissetmemeniz mümkün değil.
Albümün başından itibaren bir tedirginlik söz konusu. Karşınıza ne çıkacağını bilemiyorsunuz. Keşif süreci sizi dev yapraklı ağaçların arasından geçmeye ve yanardağların korkunç görkemini fark etmeye zorluyor. Mezzo-soprano Kristina Wahlin, yağmur ormanlarında kaydedilmiş abstract seslerin ve uğuldayan synthlerin arasında bir hikaye anlatıyor. Hikaye, Darwin'in günlükleri üzerinden yola çıkmakta. Darwin'in korkularını, hastalıklarını, aşırı çalışmasını, evliliğini ve aile yaşamını irdeliyor. Ancak, görüntülerden yoksun bir filmde gibiyiz. Performansın ve sözlerin derinliğini kulağımıza gelenlerle doldurmak mümkün değil. Bu açıdan, bir opera sountrackinin The Knife hayranlarına hayal kırıklığı yaşatması doğal.
Tomorrow, In A Year yine de ilginç bir tecrübe. Colouring of Pigeons, Annie's Box, Variation of Birds gibi parçalar bütünü oluşturan birbirinden bağımsız ruh hallerini ve durumlarını yansıtırken, The Height of Summer'ın Heartbeats'e benzerliği The Knife'ın özünü kaybetmediğine yönelik sinyaller veriyor.
Bir konsept albümü olmasına rağmen olağandışı bir The Knife tecrübesi yaşamak için birkaç kere dinlemekte fayda var.
Sıradaki parçamız güzelim pazar gününü evde çalışarak geçirenlere gelsin. Masa başında hülyâlara dalın şekerler.. Cam açın, balkona çıkın. The Morning Benders - Promises
Big Echo adlı albümleri bugünlerde interwebde geziyor, komple dinleyin. Limonata içerken de akustik versiyonunu seyredin.. Hayali limonata. http://www.youtube.com/watch?v=u_GYpt6DDt8
İspanyol yönetmen Jesus Franco'nun 1971 yılında İstanbul'da çektiği Alman yapımı erotik korku filmi Vampyros Lesbos(Lezbiyen Vampirler) hem görsel, hem işitsel manada izleyiciyi kendine çekiyor.. <<İstanbul Film Festivali'nde de geçtiğimiz günlerde seyredenleriniz olmuştur belki. İzleyemeyenler de üzülmesin... torrent diye bir şey var.>> Bozuk Kaset film eleştirmenliği yapmasa da psikanalitik değerleriyle olsun, psikolog ve sevişme-me sahneleriyle olsun hem kitsch kategorisinde hem de kendi reklamını zamanında yaparken kullandığı "A Psycho-Sex-adelic Horror Freak-out" kategorisinde önemli bir yere sahip olduğunu sandığımız bu film, hiçbir şey beklemiyorsanız bile Miranda Soledad'ı bir buçuk saat seyredebilmenize olanak veriyor. Eleştirmen ciddiyetinden ve cümlelerinden bıkmışsınızdır şimdi, alın güzellerim: filmin harika soundtrackinden(sexadelic dance party) bir parça için buraya, tamamı için buraya film hakkında bir takım bilgiler için buraya, buraya ve buraya vampirler için buraya lezbiyen vampirler için buraya bir bakın, derim.
CocoRosie için blog açtığımızı zannedenler yanılsınlar ama Sierra ve Bianca için saygı geceleri düzenlemeden edemiyoruz. Albüm haberleri geldiğinden beri geceleri tütsülerimizi ve mumlarımızı yakıp readerımıza riplenmiş bir "Grey Oceans" düşmesini bekliyoruz. meykin krossd fingas, Nitekim gelmekte... toptan değil, parekende. Buyrun, burdan:
CocoRosie - Hopscotch CocoRosie - Tekno Love Song (bonus track) /// White Sessions albümünden (tracks are deleted by request)
bekleyenlerine, yollarını gözleyenlerine, albüm çıkıyor. sub pop adlı plak şirketinden... 11 mayıs diyor ama muhtemeldir; canımızı yakmaya önceden gelecekler. şimdiden kıllarımızı uzatalım, tütsüleri yakalım. ciddi bir terapiye ihtiyacımız olacak zira. via hissikablelvuku
bu da playlisti olsun: 1. Trinity's Crying 2. Smokey Taboo 3. Hopscotch 4. Undertaker 5. Grey Oceans 6. R.I.P Burn Face 7. The Moon ASked the Crow 8. Lemonade 9. Gallows 10. Fairy Paradise 11. Here I Come
belirsizlikler canımızı her zaman sıkmıyor sanki. Noah Lennox yarın ekoseli battaniyenizin altında geçireceğiniz bir gün müjdelemese de geceyi olduğundan daha renkli ve hülyalı geçirmeyi garantiler gibi gibi. ne duymak istiyorsak söyleyelim diye tatlı tatlı sayıklamış: