Pişmanlık- AnadoLu Ateşi - Dawool @ 07-01-2009 20:18
AnadoLu Ateşi - DawooL
Müzik/düzenLeme/kayıt/mix: Ersin Bişgen
KavaL: Turgay GüzeLcan
Müzikte çokseslilik / Nenni / Bebeğin beşiği çamdan @ 07-01-2009 19:20
Bu birkaç haftadır derslerde “çokseslilik” konusunu işliyorum. Müzikte çoksesliliği teorik olarak anlattıktan sonra öğrencilerime BinaLi SeLman’ın Bayburt yöresinden derLediği “Nenni – Bebeğin beşiği çamdan!” türküsünü öğretiyorum. Farkettim ki bizim çocuklar türküLeri daha çok seviyorlar.
Tabii ki önce türkünün hikayesini anLatıyorum onLara…
Nenni / Bebeğin beşiği çamdan” türküsünün hikâyesi…
Seferberlik ilan edilir. Erzurum’da diğer ahalide halk yerlerini ve yurtlarını terk etmek zorunda kalırlar. Osmanlı imparatorluğu zamanında memleket sınırları ta Afrika’ya kadar uzanmaktadır ki şimdiki Arap yarımadası Osmanlının hâkimiyeti altındadır.
İşte bu seferberlik zamanında Erzurumlu delikanlı da askerlik vazifesi için o zaman Osmanlının hâkimiyeti altında olan Şam’a gider. Gider ama geride yaşlı bir ana ve baba ve hamile bir eş bırakır. Hanımı aynı zamanda amcasının kızıdır. Erzurumlular iç Anadoluya göç ederler seferberlik zamanında. Seferberlik biter ve sılaya geri dönüş başlar ailede bir bayram havası vardır.
Asker olan delikanlının hanımı yolda doğum yapar aile sevince boğulur yola devam eder ama yolda ihtiyar kaynana vefat eder. Gelinle amcası olan kayınbaba yola devam ederler. Kayınpeder önde gelin arkada bebeğin beşiği de devenin sırtında yola devam ederler. Çam ağaçlarının içinden geçerek yola devam ederken devenin sırtındaki beşik ağaca takılır ve kalır. Gelin bunu görür ama söyleyemez çünkü eskiden Erzurum’da gelinler kayınbabalarına karşı yaşmak çekerler ve konuşamazlardı. Gelin de aynen yaşmaklı olduğu için ve saygıdan konuşamadığı için bebeğim takıldığını görür ama söyleyemez. Zaten bunun yanında kayınpederde çok sert mizaçlı bir adamdır. Erzurumun havası da serttir insanı da. Ama bu sert mizacın altında misafirperver ve hoş görülü bir insan vardır.
Gelinle kayınbaba belli bir zaman sonra mola verirler. Kayınbaba devenin üstündeki bebeği kontrole gider bakmaya ne baksın bebek yok. Geline sorara gelin konuşmaz konuşamaz kafasıyla işaret eder anlatır dönerler geriye çam ağacının da salınan beşiği bulurlar ama bebek yoktur. İçleri yanar konuşmayan gelin artık içi yanmıştır ana yüreği evladını kaybetmiştir ve başlar söylemeye...
Bebeğin beşiği çamdan
Yuvarlandı düştü damdan
KurtuLur mu geLin gamdan
Nenni Nenni (3) Nenni bebek oy
Bebek beni del’eyledi
Yaktı yıktı kül eyledi
Her kapıya kul eyledi
Nenni Nenni (3) Nenni bebek oy
Türkünün sözLeri bu kadar değiL daha uzun ancak ben bu iki kıtasını öğretiyorum.
Onlar nenni hu bölümünü okurlarken ben asıl ezgiyi okuyorum. Biraz daha basitleştirdim çoksesliliği. NasıL mı?:Nakarat bölümü olan Nenni Nenni (3) Nenni bebek oy bölümünde teksesli olarak ana ezgiyi okuyoruz.
türkünün sözsüz mp3’üne şuradan uLaşıLabiLiyor.
BüLent evciL – obLivion : Flüt/piyano @ 07-01-2009 02:56
iLLe de obLivion :))
notasını arayan varsa buyursun “buRadan” yaksın.
nâzım tüRk vatandaşı oLuyor-muş yine … @ 06-01-2009 00:09
( ==== )
masaL masaL matitas
seçimLer mi yakLaşıyor ne ?!?!

AsıL açıkLanması gereken… @ 05-01-2009 22:27
“AsıL açıkLanması gereken, neden aç insanın çaLdığı ya da sömürüLen adamın grev yaptığı değiL, neden aç insanLarın çoğunun çaLmadığı ve sömürüLenLerin çoğunun greve gitmediğidir!”

Bela Bartok'UN SANDALETLERİ.. @ 03-01-2009 18:29

BartOk MÜZESİ Budapeşte
buLanLar arayanLardır, arayanLar buLamaz! @ 30-12-2008 00:38
Gülümseyen düşünceden yanayım. Pişmiş kelle gibi değil. Müeddep ve mahzun. Belki hafif hınzırca ama hep arayan. Asık suratlı “ölmeye sözde hazır”, lafını sakınmayan, her sözüyle dünyayı boyayan muhalif olmak için muhalif olma özürünü taşımak istemem. Henüz ölmedim. Demek söyleyeceklerim bitmemiştir. (İşin en eğlenceli yanı da henüz bir şey söylememiş olmamdır. Dostum üzülmesin, zaten ölüyüm.)
(…)
Gülümseyen düşünce, iletişime hazır düşüncedir. Bunun ardındayım. Herkesle, her zaman değil. Yeri gelince, bazılarıyla muhabbet. Seçiciyim.
Gülümseyen düşünce, boyun eğmez düşüncedir. Kavga etmeden. Kavga tebessümünüzün derinliklerindedir. Kavgayı ayağa düşürmediğimiz için ölmekte gecikmişizdir. Zordan yanayızdır. Bundan dolayı anarşist olduğumuzu sanmaktayız. (Bir de sır vereyim: Anarşizmin ne olduğunu da hâlâ bilmiyorum.) Zordan yana demek: Zor kullanmaktan yana demek değil. Zorluk bizi çeker. Zorluk çekiminde muallaktayız. Muallakta oluşumuz şaşkın tavukluğumuzdan değil, iflah olmaz arayıcılar sınıfına mensupluğumuzdandır.
Kolayı seçse idik, çoktan ölmüştük. Kızmadığımız düşünce ve insan yoktur. Kızıp silaha ya da kaleme davranır, muarızlarımızı yerle bir ederdik. Bir düşünce gerillası olarak ev basar, ideoloji soyar, inançları yakardık. Sustuk. Ve gülümsedik. (Ağladığımızda oldu. Sonra katıla katıla güldük. Aczimize. Kolaycılığımıza. Sığlığımıza.) Herkesin buluverdiği bir dünyada “arama” denilen tehlikeli yolculuğu seçtik.
Gülümseyen düşünce, basma kalıp “vaiz”, “muallim”, “aydın” düşüncesi değildir. Zehri tebessüme dönüştürdük. Simya ehliyiz çünkü. Her gece simyahanede saatler süren mesaimiz vardır.
Anlamaya çalışırız. Kimse düşmanımız değildir, önceden. Kızarız belki. Sözümüz varsa kızdıklarımıza söylemek isteriz. Onları ıslah etmek için değil. (Hâşa!) Kendi kendilerini ıslah etmelerine yardım etmek için. Bizim için önce inanç, önce ideoloji, ırk, cinsiyet gelmez. Önce insan gelir. Gönlü, beyni, marifeti olan insan. Bundan dolayı her kanattan dostlarımız vardır. Düşmanlarımız da olabilir. Biz onlara düşman değiliz.
Türkiye’de, birbirimizi bulunduğumuz yere göre “dıştan” değerlendiriyoruz. İçimizi kimse merak etmiyor. Beni kafir sanan arkadaş, nasıl kafir olduğumu, yüreğimi duygularımı merak etmiyor. Damgalıyor ve öldürüyor.
Ölmedim daha. Beni damgalayıp öldürdükleri için ölmedim. Damgadan kurtulmak mümkün değil. Gerek de yok. Ben bakış tarzlarının, yaşama biçimlerinin farklılığından dolayı insanların birbirlerine kolayca düşman oluverdikleri bir dünyada şunu diyorum: “Zorlaştırın arkadaşlar! Düşmanlıklarınızı zorlaştırın! Yaşamınızın zor olduğunu sanan kolaycılardansınız. Kolay düşünüyor. Kolay duyuyor, kolay yargılıyorsunuz. Zorlaştıralım. Yaşam, o zaman arayan yaşam olur.”
Arayan ölmez. Ölmedim daha. Aramıyorsam, bilin ki artık ölmüşümdür.
ahmet inam I – II
"Sevgilim matematik bilmeli .
Çözülmesi zor bir denklem olduğum, eksi bir sayının karekökü gibi göründüğümden değil.
Sevgilim hesap bilmeli.
Beni bölmeli, bölmeli, sonra çarpmalı.
Sağlamamı yapmalı..."
“El yazınız profesyonelliğinizi ele veriyor-muş!” @ 28-12-2008 04:55
El yazınız sağa eğildikçe kararlarınızda duygusallık öne çıkıyor. L, t ve h harfleri, iş hayatınızdaki hırs ve iktidar sırlarınızı ortaya döküyor. El yazısı bilimi şimde de iş dünyasının hizmetinde...
Üç bin yıl önce Çinliler tarafından geliştirilen ve birçok kültür ve uygarlık tarafından büyük itibar gören el yazısı bilimi (grafoloji), bugün iş dünyasının hizmetinde. İş dünyasının bu yönteme en çok başvurduğu alan ise işe alımlar. El yazısı, kişinin karakterini, davranışlarını, eğilimlerini tahmin etmekte ve kişilik analizinde en etkili ve güvenilir yöntemlerden biri olarak addediliyor. Bu yöntem eleman seçme ve yerleştirme süreçleri, mülakatlar, ekip kurma çalışmaları ve kariyer planlaması gibi geniş bir alanda sık kullanılan bir yöntem olarak karşımıza çıkıyor.
Sodexho gibi çokuluslu şirketlerden bazıları dünyanın her yerindeki ofislerinde işe alım süreçlerine el yazısından kişilik tahlil etme yöntemini dahil ediyor. El yazısının kişinin sosyo-ekonomik kökenini, yaşama biçimini, hayattaki duruşunu ve eğitimini yansıttığı Fransa gibi ülkelerde şirketler yüzde 80 oranında iş görüşmelerinde el yazısıdan kişilik tahlili yapıyor.
İngiliz Grafoloji Enstitüsü Başkanı Elaine Quigley, tüm dünyada tanınmış grafologların başında geliyor. Quigley'e göre el yazısı bir nevi 'zihin yazısı' demek. Bu konuda grafolojinin kullandığı evrensel bir metodoloji de var. Yani el yazısıyla kişinin karakterini okurken kullanılan göstergeler, ulustan ulusa, kişiden kişiye değişmiyor. Uzman bir grafolog, kişi hangi ulustan gelirse gelsin hangi lisanda yazarsa yazsın, o kişinin düşüncelerinin el yazısıyla kağıt üzerine yansıyan izdüşümlerini okuyabiliyor.
Grafolojide en az 300 farklı el yazısı örneğinden yola çıkılarak inceleme yapılıyor. Fakat yine de değişmeyen ve temel olarak nitelendirilen belli bazı göstergeler var. İşte bunlardan bazıları:
Eğim:
+ El yazısının sağa doğru eğimi, kişinin iletişim yeteneğinin göstergesi olarak yorumlanıyor. Örneğin kişi daha arkadaş canlısı, yönlendirici, sorumluluk sahibi, girişken olma eğilimi taşıyordur. Aynı zamanda satış yapmaya, kontrolü elinde tutmaya, sevilmeye, destekçi olmaya kadar uzayan birçok olasılığı barındırır.
+ Yazı sağa doğru eğildikçe kişinin kararlarında duygularının etkisinde kalma özelliği artar.
+ El yazısının genellikle dik oluşu kişilik bağımsızlığına işarettir.
+ Sola doğru eğilen el yazısı, duygusal olarak ihtiyatlılığı temsil eder. Bu el yazısının sahibi, öncelikle her detayı doğrulama ihtiyacı duyar. Başkalarının onu herhangi bir söz vermeye zorlamasından hoşlanmaz.
Büyüklük:
+ Büyük el yazısıyla yazan kişiler daha çok dışadönük, dost tavırlı kimselerdir. El yazısının sahibi kişi yabancılara karşı daha mesafeli olmayı tercih etse de kendine güvenle hareket eder.
+ Küçük el yazısı mantığı temsil etmenin yanı sıra zıt düşülen kişilere karşı acımasız olmayı da ifade eder. Akademik ve zihinsel uğraşılardan hoşlanan kişilerde bu tip el yazısı görülür.
+ Eğer yazı hem küçük hem de zarif ise kişinin kendi dalga boyuna uygun olmayan kişilerle de iyi bir iletişim kurması olası değildir. Bu kişiler, sosyal olarak kabul görmüş kuralları yıkmak konusunda zorlanırlar.
Baskı:
+ Koyu harflerle yazan kişiler verdikleri sözü yerine getirmek konusunda çok titizdirler. Ve etraflarındaki birçok olan biteni ciddiye alırlar.
+ Çok koyu harfler ise kişinin gerginliğinin, eleştiriye karşı sinirlerine fazla hakim olamayışın ve küçük imalardan bile alınganlık gestermenin ifadesi olarak yorumlanıyor. Bu kişiler önce tepki gösterir sonra soru sorarlar. Ve duygusal davranışlarını devam ettirirler.
+ Çok silik ve ince yazılar ise ortama ve insanlara olan hassasiyeti temsil ediyor. Ama yazı aynı zamanda kaba saba ve şekilsiz ise kişi duygusal derinliği bile devam ettiremiyordur ve sönük bir yaşam tarzı sürdürüyordur.
L, t ve h harflerindeki sırlar:
+ Bu harflerin üst kısımlarının uzun olması hedef ve hırsın mevcudiyetini gösterir. Ancak üst tarafı fazla uzun l, t ve h'ler, kişinin başarması gerektiğini düşündüğü meselede gerçekdışı beklentiler içinde olabileceği anlamına gelir.
+ Bu harflerin üst tarafının oranlı bir şekilde kuyruklu olması kişinin herşey üzerine etraflı bir şekilde düşündüğünü ve hayalgücünü makul bir şekilde kullandığını gösterir.
+ Kıvrımın enli olması, yeni fikirler üretme ve bunların üzerine uzun uzadıya düşünme eğilimini ortaya koyar.
+ Üst kıvrımın tekrar harfe geri dönmesi, yazı sahibinin hayalgücünü kullanmaktan kaçındığını ve elindeki işi bitirebilmek minimum gerekliliklerle kendini sınırladığını gösterir.
G, y, p harflerindeki sırlar:
+ Kuyruğun dik olması, sabırsızlık alametidir.
+ Kuyruğun basık bir şekilde yuvarlanması, saldırganlık ve yüzleşmekten uzak durma isteğini ortaya koyar.
+ Kuyruğun bastırılarak yazılmış tam bir kanca halini alması, enerji, para kazanma isteği ve tenselliğin göstergesidir.
+ Kuyruğun bastırmadan tam bir kanca şeklini alması güvenlik ihtiyacını gösterir.
+ Kelimeler arasındaki mesafe
+ Kelimeler arasındaki mesafenin fazla olması, "bana nefes alacak alan bırak" mesajını içerir.
+ Kelimeler arasındaki mesafenin daha az olması ise başkalarıyla birlikte olma isteğini ortaya koyar, ama böyle yazan insanlar zaman zaman gereksiz bir kalabalığa neden olabilirler ve dayatmacı bir kişilik sergileyebilirler.
Satırlar arasındaki mesafe:
+ Satırların arasının açık olması, olaylara sakin ve geniş perspektiften bakma eğilimini ortaya koyar.
+ Satır aralarının dar olması, yazarın hareketi sevdiğini ve eylemin içinde olmaktan hoşlandığını gösterir.
+ Satır araları dar olup, harfler arasındaki bağlantı çok sıkı değilse, söz konusu el yazısının sahibi baskı altında sükunetini koruma disiplinine sahiptir.
Sayfa kenarındaki boşluk:
+ Sayfanın sol tarafındaki boşluk, kişinin köklerini ve ailesini gösterir.
+ Sağ taraftaki boşluk, diğer insanları ve geleceği temsil eder.
+ Tepedeki boşluk hedef ve hırslardır.
+ Sayfanın dibindeki boşluk, enerji, içgüdü ve pratiklik anlamına gelir.
+ Sayfanın sol tarafındaki geniş bir boşluk bırakılması, hareketliliği sürdürme isteğini ortaya koyar.
+ Soldaki mesafenin az olması ise temkinlilik ve hazır olmadığı takdirde bir şeyleri yapmaya zorlanmaktan kaçınma isteğini belirtir.
+ Sağ taraftaki boşluğun az olması, sabırsızlık göstergesidir ve bir an once işe başlayıp işi bitirme eğilimini yansıtır.
Sağda geniş bir boşluk bırakılması ise bilinmeze karşı korkunun mevcudiyetini ortaya koyar.
Sınıf geçme yönetmeliğinde değişiklik @ 26-12-2008 19:04
Yeni ilköğretim kurumları yönetmeliğiyle artık bir öğrencinin sınıf geçmesi için iki dönemin not ortalamasının her bir ders için 2’den aşağı olmaması şartı getirildi. Yönetmelikle artık seçmeli yabancı diller de notla değerlendirilmeyecek.
ANKARA - Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayımlanan yeni ilköğretim kurumları yönetmeliğine göre eskiden bütün derslerin toplamında iki dönem ortalamasının 2’den yüksek olması şartı aranırken, artık her bir ders için ortalamanın 2 veya üzeri olması gerekiyor.
İkametgaha dayalı e-kayıt sistemi de yeni yönetmelikle ayrıntılandı.
Buna göre kayıt alanları içinde okul müdürleri hatta yerel yöneticilerin de yer alacağı yerleştirme komisyonlarınca belirlenecek.
Bir okula kapasitenin üstünde başvuru olursa kura yöntemine başvurulacak.
Nüfus kaydı bulunmayan çocukları nüfus müdürlükleri aracılığıyla tespit ederek kaydını yapacak olan okul yönetimleri, nüfusa gerçek yaşından küçük veya büyük yazılan çocukların yaşlarının 3 ay içinde düzeltilmesini velilerden isteyebilecek.
İlköğretim diplomalarına güvenlik numarası verilecek. Seçmeli yabancı diller de bundan böyle notla değerlendirilmeyecek.
Eartha Kitt hayatını kaybetti @ 26-12-2008 18:08

ABD'nin önde gelen caz şarkıcılarından, Türkiye'de ''Üsküdar'a gider iken'' şarkısının İngilizce ve Türkçe yorumuyla tanınan Eartha Kitt, 81 yaşında kolon kanserinden öldü. Kolon kanseri nedeniyle tedavi gören Kitt, 1960 yılında ''Kedi Kadın'' rolünü canlandırarak iki Emmy ödülü kazanmış ve üçüncüsüne aday gösterilmişti. Eartha Kitt ayrıca iki kez Tony ve Grammy ödüllerine aday gösterilmişti.
Guernica'yı iki metreden seyretmek.. @ 26-12-2008 17:53
Sabah kahvemi doldurdum. Fincanı masaya koydum.. Uzun uzun seyrettim.. Bu özel bir fincan.. Üzerinde dünyanın en ünlü tablolarından biri var.. En ünlü ve de en tartışmalı..
Guernica!..
Pablo Picasso!..
Madrid'den, Kraliçe Sophia Müzesi'ndeki hediyelik eşya köşesinden aldım fincanı..
Kahvemi yudumlarken, Guernica'ya iki metre mesafeden baktığım dakikaları hatırladım..
Madrid'de bir tek sabahımız vardı, keyfimize göre takılacağımız.. Kafamızda da, müze vardı.. Madrid'de o kadar çok müze var ki gidecek..
Ergun "Kraliçe Sophia'ya gidelim" dedi.. "Çağdaş sanatlar müzesi orası.." Picasso ve Dali'lerin gerçeklerini görme fırsatı..
Ver elini Kraliçe Sophia.. Muhteşem, devasa bir tarihi bina.. 4 kat..
İki katı müze.. İki katı galeri..
Biz sabah saatleri boyunca sadece bir katı dolaşabildik.. Ki ona bile yetmedi aslında.. Dört katın dördünün de hakkını vererek gezmek, dört gün..
Yok yok.. O da yetmez.. Sadece Guernica'nın önünde bir gün, bir gece, ertesi gün kalabilir insan..
Bir tablonun beni bu kadar etkileyeceğini tahmin edemezdim.. Hele bu tablo o güne kadar yüzlerce fotoğrafını gördüğüm Guernica ise.. Neredeyse ezbere biliyorum yahu..
Ama aslını, koskoca bir duvarı kaplayan o dev Guernica'nın aslını görmek başka bir şey.. Büyülenip, çakılıp kalıyorsunuz..
Guernica'yı görmek hep içimde vardı.. "Görmeden gidersem, gözüm arkada kalır" dersiniz ya bazı şeyler için.. Bu onlardan biri işte..
Şimdi size biraz bu tablonun, duvar resminin, freskin öyküsünü anlatayım..
Picasso genelde sanatın siyasete bulaşmasından pek de yana olmayan bir adamdı. 1937 Paris Fuarı hazırlanırken Avrupa'nın önde gelen sanatçıları, aydınları, Picasso'nun evine kadar gelerek ondan bir fresk istediler.. Fuarın simgesi olacak bu fresk, İspanya'da yeni kurulan cumhuriyet hükümetine karşı acımasız bir iç savaş başlatan Franko ve onun faşist güçlerine karşı bir görsel protesto olacaktı..
Picasso haftalarca konuya girmeye, ilham bulmaya savaştı. Ne var ki, pek bir şeyler hissedemedi.. Eskizler bile hazırlayamadı..
İşte tam bu sırada, 27 Nisan'da faşist isyancılar, Kuzey İspanya'da bir minik Bask kasabasına tarihin en büyük zulümlerinden birini uyguladılar.. İtalyanlar'ın da desteğini alan Hitler'in Luftwaffe'si, Guernica adlı kasabayı dört saat bombaladı.. Canlı hedeflere yapılan bu saldırı Hitler açısından yeni savaş makinelerinin denemesinden öte bir anlam taşımıyordu.
Guernica 3 gün boyunca alev alev yandı.. Tümü sivil, çoğu kadın ve çocuk, 1600 kişi öldü ya da yaralandı.
Haber Paris'e 1 Mayıs'ta ulaştı. Bir milyon kişi katliamı protesto için sokaklara dökülürken, Picasso yerinden fırladı.. Duyduğu müthiş öfke, ilhama dönüşmüştü.. Çizmeye başladı.. Tablonun bütününde yer alacak parçaları ayrı ayrı çiziyor, yaratıyordu.. Parçalanmış insanlar, hayvanlar çiziliyordu. Ve de hepsinde ortak bir tek şey vardı..
Acı!..
Abidin Dino'ya mutluluğun resminin teklif edilmesinden yıllar önce koca Pablo acıyı resmediyordu.
Parçalar birleştirildiğinde resim bitmedi.. Picasso Guernica üzerinde yedi kez değişiklik yaptı..
Guernica üç ay sonra Paris Fuarı'nın İspanyol Pavyonu'nda sergilenmeye başlandığında acımasızca eleştirildi..
Tabloda sadece siyah ve beyaz boyaların kullanılmış olmasına da bakarak "Bu resim değil afiş olmuş" diyenler vardı.. "Bu dört yaşında bir çocuğun bile resimleyebileceği vücut parçalarından bir çorba" diyenler de..
Sonra tablo dünyayı dolaşmaya başladı.. Kuzey ve Latin Amerika dahil.. Giderek savaş karşıtı sanatın sembolü, baş yapıtı haline gelen Guernica'nın uğramadığı tek yer vardı.. İspanya.. Picasso tablosunu memleketi İspanya'ya armağan etmiş, orada kalmasını istemişti oysa.. Sonunda o da oldu. Franko rejimi devrilip özgürlükler ülkeye dönünce Guernica'nın önünde de engel kalmadı.
Picasso, 1973'te 92 yaşında öldü.. İki yıl sonra da Franko.. Ve 25 Ekim 1981'de yani Picasso'nun doğumunun yüzüncü yılında, tablo, ülkesine, İspanya'ya döndü.. Sonuna kadar orada kalmak üzere..
(9 Nisan 2004'te yayınlandı) Hıncal Uluç...
Názım Hikmet, Cahit Sıtkı'ya neden kızdı @ 26-12-2008 17:29

SÖZCÜKLER dergisinin yeni sayısında, şairlerin birbirine bakışını gösteren, Türk şiiri, eleştirisi açısından dikkate değer bir belge yayımlandı.
Aynı sayfada, Cahit Sıtkı Tarancı'nın daktiloya çekilmiş bir şiiri ile, bu şiiri okuduktan sonra Názım Hikmet'in el yazısıyla ona cevap sayılacak şiiri var.
Belgeyi Piraye Hanım arşivinde Yeşim Bilge bulmuş ve Sözcükler'e göndermiş.
Önce açıklayıcı notu okuyalım:
"Yan sayfada gördüğünüz tek yaprakta iki şiir var: Biri, Cahit Sıtkı Tarancı'nın 1947'de yazdığı 'Bir Şey' adlı şiir, o sıralar dergilerde yalnızca birinci bölümü yayımlanabildiği için tamamı daktiloyla yazılıp, şiirin kendisine adandığı Názım Hikmet'e bir dost aracılığıyla elden yollanmış.
Názım Hikmet, şiiri okuyunca, 'bir garip kuş', 'otur denmiş oracıkta oturmuş', 'hapislerde çürür' gibi sözlerle, sevgiyle de olsa, bir başkasının kendine acıyarak bakmasından rahatsız olmuş, kendisine yakıştırılan tanımlara kızarak aynı şiirin altına 'Yatar Bursa Kalesinde' adlı şiiri yazmış."
Önce, Cahit Sıtkı Tarancı'nın 'Bir Şey' şiirini okuyalım:
Bir şey ki hava gibi ekmek gibi su gibi
lázım insana lázım onsuz yaşanmıyor
ama baba gibi dost gibi yavuklu gibi
kalb titremeden göz yaşarmadan anılmıyor..
Bir şey ki gözümüzde memleket kadar aziz
aşkettiğimiz kendimize dert ettiğimiz
adını çocuklarımıza bellettiğimiz
bir şey ki artık hasretine dayanılmıyor
II
Bir şey daha var yürekler acısı
utandırır insanı düşündürür
öylesine başka bir kalp ağrısı
alır beni ta Bursa'ya götürür
Yeşil Bursa'da konuk bir garip kuş
otur denmiş oracıkta oturmuş
ta yüreğinden bir türkü tutturmuş
ne güzel şey dünyada hür olmak hür
Benerci, Jokond, Varanüç, Bedrettin
hey kahbe felek ne oyunlar ettin
en yavuz evladı bu memleketin
Názım ağbey hapislerde çürür.
Aynı sayfaya Názım Hikmet'in el yazısıyla yazdığı Yatar Bursa Kalesinde şiiri ve altında N.H.Ran imzası var:
Sevdalınız komünisttir,
on yıldan beri hapistir,
yatar Bursa kalesinde.
Hapis ammá, zincirini kırmış yatar,
en álá bir mertebeye ermiş yatar,
yatar Bursa kalesinde.
Memleket toprağındadır kökü,
Bedreddin gibi taşır yükü,
yatar Bursa kalesinde.
Yüreği delinip batmadan,
şarkısı tükenip bitmeden,
cennetini kaybetmeden,
yatar Bursa kalesinde.
* * *
SANATÇI duyarlığına örnek iki iyi şiir. Geniş anlamda bakarsanız, belki de birbirini tamamlıyor.
bye bye bush – seni hiç özLemeyeceğim @ 25-12-2008 15:30
:)
384 kb – excel dökümanı – hımm, güzeL bir oyunmuş
downLoad
Beyaz Saraydaki yeni guvenlik onlemleri !
2010 İstanbul Kültür Başkenti anketi acil @ 25-12-2008 15:11
Merhaba,
Ekteki anket 2010 İstanbul Kültür Başkenti etkinliklerine öğretmen ve öğrencilerin katılımını arttırmak için, ihtiyaç duyulan alanları belirlemek için hazırlandı. Çevrenizde çocuklarla sanat eğitimi yapan sınıf ve resim öğretmenleri ile paylaşıp doldurmalarını sağlarsanız önemli bir katkıda bulunmuş olursunuz. Ayrıca en kısa sürede bana ulaştırırsanız sevinirim..
Desteğiniz için şimdiden teşekkür ederim.
Gazi SELÇUK
http://rapidshare.com/files/176649417/ogretmenanketi.rar.html
Matrix 4 - Starring George W. Bush !!! @ 24-12-2008 19:09
sanki go home
Una Furtiva Lagrima @ 23-12-2008 02:24
Izzy: Una Furtiva Lagrima
bakın eser hakkındaki açıkLama ve yorumLarda neLer söyLenmiş ;
* Gaetano Donizetti 'nin "l'elisir d'amore" (aşk iksiri) isimli komik operasının şimdi en bilinen, en sevilen aryasıdır. "kaçak bir gözyaşı" diye çevirmek mümkündür adını. lagrima eski italyanca'da lacrima'ya dedikleri şeydir, "una furtiva lacrima" diye de geçer kimi kaynaklarda aryamız bu yüzden.
bir bağlam içine oturtmak gerekirse, nemorino fakir fukara bir oğlandır, ama zengin ve kendisiyle ilgilenmeyen bir kıza sevdalanmıştır. çaresizlik içinde bir "aşk iksiri" alır, ama aldığı şey ucuz kırmızı şaraptan başka bir şey çıkmaz. nemorino acınası bir şekilde yine de bunun işe yarayacağına inanmaktadır. işte birden zengin kızın ağladığını gördüğünde onun kendine aşık olduğuna, bu yüzden ağladığına inanır. çok güzeldir, çok:
una furtiva lagrima
negli occhi suoi spunto:
quelle festosee giovani
invidiar sembro.
che piu cercando io vo?
m'ama, lo vedo.
un solo instante i palpiti
del suo bel cor sentir!
i miei sospir, confondere
per poco a' suoi sospir!
cielo, si puo morir!
di piu non chiedo.
hemen hemen şöyle bir şey demeye getiriyor nemorino: kaçak bir gözyaşı onun gözlerinden çıktı, sanki şu neşeli gençleri kıskanır gibi. daha fazla ne isteyebilirim ki? beni seviyor, görüyorum bunu. kalbimin bu kadar yakınındaki kalbinin çarpıntılarını bir an bile olsa duymak! kendi nefes alışımı nerdeyse onun nefesiyle karıştırmak! tanrım, işte şimdi ölünür! daha fazlasını isteyemem.
* müzik tarihindeki tartışmasız en güzel fagot solosuyla başlayan tenor aryasıdır.arp o ana değin calmamışken sadece bu arya icin beklemesi gerekir...
*boğaz düğümleyen, bazı hallerdeyse kesen olarak bilinen donizetti güzelliği.
*evren bir gün yok olduğunda, tanrının playlistinden seçip fonda çalacağı arya.
Donizetti: "Una furtiva lagrima" Matias Mariani
Placido Domingo - Una furtiva lagrima from L'Elisir d'amore
Pavarotti - Una Furtiva Lagrima -L'Elisir d'Amore, Donizetti
Tito Schipa-1929
Una Furtiva lagrima - Rolando Villazon
iyiLikten ne doğar?!? @ 21-12-2008 21:19
geçen bana geLen bir mesajı payLaşmak istiyorum sizLerLe…
yorum yapmayacağım.
ve diğeri…
daha öncekiLeri payLaşmıyoRum !
:""Carulli ve Granados'un Eserleriyle 'Düo Gitar'a Yaklaşım" @ 21-12-2008 18:57

Seminer : Öğr. Gör. Bülent Ergüden"Carulli ve Granados'un Eserleriyle 'Düo Gitar'a Yaklaşım"
25 Aralık 2008 Perşembe
Saat: 12:30- 13:15
Yer: Yıldız Teknik Üniversitesi Beşiktaş Kampüsü N blok Agavat Binasi / Sahanlık
Gitar Duo: Kerim Altınörs ve Erdinç Erdem
Gitar Duo: Gökhan Ulutan ve Fatih Murat Belli
YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi Müzik ve Sahne Sanatları BölümüMüzik Toplulukları Anasanat Dalı
Y.T.Ü. Uluslararası 10. Gitar Günleri 2. Klasik Gitar Beste Yarışması - 2009 @ 21-12-2008 18:42

Yıldız Teknik Üniversitesi, Sanat ve Tasarım Fakültesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü, 01-08 Mayıs 2009 tarihleri arasında “Y.T.Ü 2. Klasik Gitar Beste Yarışması” düzenliyor. Yarışmanın amacı Türkiye’de Klasik Gitar repertuarına yeni besteler kazandırmak ve bestecileri yeni eserler üretmeye teşvik etmek. Y.T.Ü Uluslararası 10. Gitar Günleri kapsamında düzenlenecek olan yarışmaya katılmak için T.C vatandaşı olmak yeterli. 01-30 Nisan tarihleri arasında başvurular yapılabilecek, final ve ödül töreni ise 08 Mayıs 2009’da gerçekleştirilecek.
Başkanlığını kompozitör Turgay Erdener’in yaptığı yarışmanın diğer jüri üyeleri ise Bülent Ergüden, Ahmet Kanneci, Kaan Korad, David Martinez, Lorenzo Micheli, Koray Sazlı, Marco Socias, Erdem Sökmen, Hasan Uçarsu olarak belirlendi. Yarışmanın katılım koşullarını içeren şartname, Y.T.Ü Müzik ve Sahne Sanatları bölümünden veya Yarışmaya Katılım Şartnamesi Bölümünden elde edilebilir.
10. GİTAR GÜNLERİ
2. KLASİK GİTAR BESTE YARIŞMASI
KATILIM ŞARTNAMESİ
1- Yıldız Teknik Üniversitesi 10. Gitar Günleri çerçevesinde gerçekleştirilecek olan 2. Ulusal Klasik Gitar Beste yarışması
1 – 8 Mayıs 2009 tarihleri arasında gerçekleştirilecektir.
2- Başvurular, adaylar tarafından YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü sekreterliğine yapılacaktır. İstanbul dışından katılacak yarışmacılar posta ile başvurabilirler. Başvurular;
Yıldız Teknik Üniversitesi
Sanat ve Tasarım Fakültesi,
Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü
Yıldız Merkez Yerleşkesi, 34349
Beşiktaş – İSTANBUL
adresine yapılacaktır.
* 30 Nisan 2009 saat 17:00 ‘dan sonra ulaşacak posta iletileri dikkate alınmayacaktır.
Başvuru Formuna Eklenecek Belgeler:
- T.C. Kimlik Fotokopisi
- Bir adet vesikalık fotoğraf
- Kayıt ücreti dekontu
- Başvuru Formu
- Şartname koşulların kabul edildiğine dair besteci tarafından yazılmış imzalı taahhütname.
* Başvuru Tarihleri: 1 Nisan – 30 Nisan 2009
3- Yarışmacılar, kayıt ücreti olan 30 YTL’yi (Otuz Yeni Türk Lirası) Türkiye İş Bankası YTÜ Şubesi (Şube Kodu: 1199) YTÜ Vakfı’nın 3097840 nolu hesabına “Gitar Beste Yarışması” ibaresini içeren dekont karşılığı yatırmalıdır.
4- BAŞVURU SÜRECİ
a- Yarışma T.C. vatandaşı olan herkese açık olup yaş sınırı yoktur.
b- Eserlerin Teslimi
ESER ve KİMLİK BİLGİLERİ iki ayrı zarf içinde olacak şekilde bir ANA ZARF’a konularak gönderilmelidir. Kimlik bilgilerinin bulunduğu zarfın üzerine sadece RUMUZ yazılmalı, eserin bulunduğu zarfın üzerinde ise yalnızca Eser adı ve RUMUZ yeralmalıdır. Gönderilecek her bir eser için ayrı olarak alınması gerekli banka dekontu ANA ZARF’ın içine konmalı ve ANA ZARF yukarıda belirtilen başvuru adresine gönderilmelidir.
Gönderilecek olan eserlerin teslimi aşağıdaki tanımlara uygun olarak gerçekleştirilmelidir:
* Her eser beş kopya olarak gönderilmelidir. *Eser sahibi, gönderdiği her esere beş harften oluşan bir RUMUZ vermeli ve RUMUZ’u partisyonun ilk sayfasının sol üst köşesine yazmalıdır. Nota üzerinde eser sahibi ile ilgili başkaca bir bilgi kesinlikle yer almamalıdır. Bu koşula uymayan eserler değerlendirme dışı bırakılacaktır.
c- Eserlerde aranan nitelikler:
- Eserler Solo Klasik Gitar için yazılacaktır.
- Eserlerin notalarının elle yazılmış bir nüshası olabileceği gibi, bunun yanında Finale ya da Sibelius gibi profesyonel düzeyde nota yazım programlarından birisi ile yazılmış olması tercih olunur.
- Eserlerin tercihen canlı ya da MIDI olarak bir kaydının Audio CD formatında gönderilmesi gerekmektedir.
- Eserin süresi en az beş dakika, en çok on beş dakika olmalıdır. Eser bir bölümden oluşabileceği gibi bir kaç bölümden de oluşabilir.
- Eser biçimi ve stili konusunda herhangi bir kısıtlama yoktur.
- Eserlerin daha önce seslendirilmemiş ve basılmamış olması gerekmektedir.
Eserlerin özgün (orijinal) olma şartı vardır. Bilinen bir ezginin klasik gitar için düzenlemesi özgün olarak kabul edilmeyecektir.
- Bir yarışmacı en fazla üç ayrı eserle katılabilir.
5- ESERLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ:
1. Ön Eleme: 1 Mayıs 2009 – YTÜ STF MSSB.
Yarışmaya katılan eserler, önceden belirlenmiş olan jüri tarafından değerlendirilecektir.
2. Yarı Final: 4 Mayıs 2009 – YTÜ Oditoryum
Yarı finale kalan eserler arasından finale değer üç eser ve mansiyon alan üç eser jüri tarafından belirlenecektir.
3. Final ve Ödül Töreni: 8 Mayıs 2009- YTÜ Oditoryum
Birinci, ikinci ve üçüncülüğe değer bulunan eserler seslendirildikten sonra, sonuçlar Jüri tarafından açıklanacak; dereceye giren ve mansiyon alan eser sahiplerinin ödülleri takdim olunacaktır.
6- ÖDÜLLER
- Birinciye 2500 YTL, ikinciye 1500 YTL ve üçüncüye 1000 YTL olmak üzere para ödülü verilecektir.
- Birincilikle ödüllendirilen eser, yapılacak bir sonraki YTÜ Gitar Günleri İcra Yarışması’nda zorunlu eser olarak yarışmacıların repertuarlarına dahil edilecektir.
- Ödül alan eserlerin YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü tarafından nota basımı ve çoğaltımı sağlanacaktır.
- Ödül alan eserler profesyonel gitarcılar tarafından icra edilecek ve ses kayıtları YTÜ Sanat ve Tasarım Fakültesi, Müzik ve Sahne Sanatları Bölümü ses kayıt stüdyosunda yapılacaktır.
- Ödül alan eserler bir CD-Nota birleşik yayımı olarak da hazırlanıp kamuoyuna sunulacaktır.
- Ödül alan besteciler, eser nota ve ses kayıtlarının YTÜ - STF tarafından basım ve çoğaltımına izin vermiş sayılırlar.
- Yarışmaya katılan eser sahipleri, şartnamede yer alan koşulları aynen kabul ettiklerini belirten imzalı taahhütnameyi Kimlik Bilgilerinin yer aldığı zarfın içine koymalıdır.
What A Wonderful World / Katie Melua, Eva Cassidy, Louis Armstrong @ 18-12-2008 12:55
Şarkımız : What A Wonderful World
SoListLer:
Katie Melua, Eva Cassidy
tamam şarkı güzeL ama soListLer de öyLe bir yorumLamışLar ki oRhan veLi’nin dediği gibi :”KeLimeLer kifayetsiz…!”
insanlar birgün, bir “şey”e “güzeL” demişLer, sonra biraz zaman geçmiş ve beLki de “güzel” demek yetmediği için “çok güzeL” demişLer.
Ben şarkının bu yorumu için “çok güzeL de yetmiyor” diyorum.
“What a Wonderful World” deniLince herkesin akLına Louis Armstrong geLiyor ki normaL oLan da bu… peki ben niye anormâLim :((
Nicholas Gunn @ 18-12-2008 12:25
Nicholas Gunn - Official Site
bir aLbümünü fikir versin diyerekten paylaşıyorum.
LinkLeri günceLLemeyeceğim
Nicholas Gunn - Crossroads (1996)
Tracklist:
1. Crossroads
2. Terra Nouveau
3. Universal Being
4. Qinta Essentia
5. The Calling 5:17
6. Journey's End
7. A New Dawn
8. Forever (I.L.Y.)
9. Oasis
10. Soulful Eclipse
11. Return Of The Butterfly
pass: InfinityLove
böLüm 1
böLüm 2
Lütfen dökümanı indirdikten sonra 24 saat içinde bilgisayarınızdan siLiniz.
“Halil İbrahim bereketi!”… @ 17-12-2008 02:16
eLvitodeLLa’ya…
Büyük din ve bilim adamlarından Ulu Arif çelebi anlatıyor :
Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış…. Büyüğü Halil. Küçüğü ise İbrahim…
Halil, evli çocuklu. İbrahim ise bekârmış…
Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin. Ne mahsul çıkarsa, iki pay ederlermiş..
Bununla geçinip giderlermiş. Bir yıl, yine harman yapmışlar buğdayı. İkiye ayırmışlar. İş kalmış taşımaya. Halil, bir teklif yapmış :
- İbrahim kardeşim ; Ben gidip çuvalları getireyim. Sen buğdayı bekle.
- Peki abi demiş İbrahim…
Ve Halil gitmiş çuval getirmeye…. O gidince, düşünmüş İbrahim:
- Abim evli, çocuklu. Daha çok buğday lazım onun evine
Böyle demiş ve, kendi payından bir miktar atmış onunkine.
Az sonra Halil çıkagelmiş.
- Haydi İbrahim…! Demiş, önce sen doldur da taşı ambara.
- Peki abi…!
İbrahim, kendi yığınından bir çuval doldurup düşer yola.
O gidince, Halil’i düşünür bu defa:
Der ki:
- Çok şükür, ben evliyim, kurulu bir düzenim de var. Ama kardeşim bekar.
O daha çalışıp, para biriktirecek. Ev kurup evlenecek. Böyle düşünerek, kendi payından atar onunkine birkaç kürek. Velhasıl , biri gittiğinde, öbürü, kendi payından atar onunkine. Bu, böyle sürüp gider. Ama birbirlerinden habersizdirler.
Nihayet akşam olur. Karanlık basar. Görürler ki, bitmiyor buğdaylar. Hatta azalmıyor bile.
Hak teala bu hali çok beğenir. Buğdaylarına bir bereket verir, bir bereket verir ki .
Günlerce taşır iki kardeş , bitiremezler. Aksine çoğalır buğdayları. Dolar taşar ambarları.
Bugün “Bereket” denilince, bu kardeşler akla gelir.
Bu bereketin adı Halil İbrahim bereketidir…
keLime/deyim hikâyeLeri : Dingo’nun ahırı @ 15-12-2008 14:45
Atlı Tramvaylar zamanında, tramvaylar iki atla çekilirken dik Şişhane yokuşunu çıkabilmek için Azapkapı’dan takviye at alarak yokuşu çıkabilirlermiş. Tramvay bu haliyle Taksim’e kadar gelir, burada çıkartılan atlar, bugün Taksim alanının batı kısmındaki sular idaresi maksemi (eskiden bentlerden gelen suları evlere, çeşmelere, hamamlara dağıtmak için lüleli havuz ve tekneleri olan üstü örtülü su haznesi binası) ile Fransız konsolosluğu arasında bir ahırda bir süre dinlendirildikten sonra tramvaya bağlanmadan boş olarak Azapkapı’ya götürülürlermiş.
Taksim’deki bu ahırı Dingo adlı bir Rum vatandaş işletirmiş. Gün boyu bir sürü atın girip çıkmasından dolayı dilimizdeki '' Burası Dingo'nun ahırı mı giren çıkan belli değil? '' sözünün buradan geldiği söylenir.

AlmaNova Duo Flüt/gitar @ 15-12-2008 01:00
flüt : Jessica Pierce
gitar : Almer Imamovic
buradan on-Line dinleyebiLirsiniz. beğeneceksiniz…
http://almanovaduo.blogspot.com/2008/10/review-of-classic-giuliani.html
http://www.magnatune.com/artists/almanova
http://www.almanova.us/
MEB İngilizce Dersi 6-7-8. Sınıf Dinleme Metinleri @ 12-12-2008 02:56
İngilizce Dersi 6-7-8. Sınıf Dinleme Metinleri
6. Sınıf (177 MB) İndir
7. Sınıf (157 MB) İndir
8. Sınıf (156 MB) İndir
İndirilen dosyalar zip programıyla sıkıştırılmış olup ücretsizdir!
kaynak : MEB