En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Videovarmi.com'da onbinlerce video sizi bekliyor. Videovarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Kültür Sanat - Babil RSS

YİNE KAYIPLARDAYIM! @ 17-06-2008 22:55

Ne zaman yeni bir diziye başlasak ortalıktan kayboluyorum. İlk bölümler genelde yoğun geçtiği için vakit bulamıyorum. Akşam eve dönünce pc'ye bakıp "yemişim blog'u" dedirtecek bir yoğunluk yani. Bir müddet daha yokum ortalıklarda. Bu arada, Dali gelmeden dönmüş olacağımı umuyorum compir :)



SALVADOR DALİ İSTANBUL'DA @ 16-05-2008 22:53
Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM) Picasso ve Rodin'den sonra 20. yüzyılın en büyük sanatçılarından, Sürrealizm akımının dev ismi Salvador Dali'yi "İstanbul'da Bir Sürrealist: Salvador Dali" sergisiyle İstanbul'a getiriyor. Akbank'ın sponsor olduğu sergi, Gala-Salvador Dali Vakfı'nın işbirliğiyle 19 Eylül 2008- 19 Ocak 2009 tarihleri arasında İstanbullularla buluşacak. Sergi aynı zamanda Gala-Salvador Dali Vakfı Koleksiyonuna ait eserlerle Vakıf dışında gerçekleştirilen en büyük geçici sergi olma özelliğini taşıyor. Serginin küratörü Montse Aguer Teixidor.



VATİKAN UZAYLILARI RESMEN TANIDI! @ 15-05-2008 17:10

Günlük olağan web gezintimi yaparken iyibilgi'de "Uzaylılar Amin Der mi?" gibisinden saçma bir başlık gördüm. İçeriğe baınca Vatikan'ın uzaylıları resmen tanıdığına, varlıklarını kabul ettiklerine ilişkin resmi bir açıklama yapıldığını gördüm. Toplumların yaşadıkları dönemlerde kendi mitlerini yarattıklarını, ardından bu mitlere tapındıklarını düşünürüm. Zeus'lardan Zerdüşt'lere kadar geniş bir mit arşivine sahip tarihsel belleğimiz bunun göstergesi. O dönemlerde yaşayan insanlar bu mitlerin varlığına şüphesiz inanmaktaydı. Onlar inandıkları için de bu mitler vardı ve gerçekti. (Aslında uzun felsefik tartışmalar gerektiren bir konu, o yüzden şimdilik kısa bir açıklamayla geçiyorum. İlerde tekrar bu konuya değineceğim.)

Günümüzde böyle bir mitin insanoğlu düşüncesiyle yaratılış serüvenine tanıklık etmekteyiz. Malum geçtiğimiz yıllarda Türkiye gündemnde de kendine yer bulmuştu "Yeni Çağ Dini" veya "Uzaylı Dini" gibi adlandırmalarla. İşte şimdi bu inanış farklı bir düzleme girmiş durumda. Dünya üzerindeki en çok cemaate sahip dini merkez Vatikan'ın Baş Astronomu Jose Gabriel Funes, "Tanrı bizimle birlikte uzaylıları da yarattı. Bunu düşünmek inanca ters düşmez. Çünkü uzaylılarda Tanrı'nın yarattıkları. Uzaylıların varlığını dışlamak Tanrı'nın yaratma özgürlüğünü sınırlamak anlamına gelir." demiş. (Yeni Asır)
Böylece Vatikan ilk kez resmi bir ağızdan uzaylıların varlığını kabul etmiş oldu. Önümüzdeki günlerde Papa konuyla ilgili bir açıklama yapar mı yoksa bu açıklama bütün Katolikler için yeterli bağlayıcılığı olan bir açıklamamıdır bilemiyorum ama kesinlikle gerçek bir mitin doğuşunu işaret etmekte.




POLİS DEVLETİNE DOĞRU ADIM ADIM! @ 14-05-2008 22:58

  • "Zenci" bir adam vardı bilmem hatırlarmısınız Festus Okey diye. Gözaltındayken polis tarafından öldürülmüştü. Şuradaki habere göre deliller karaltıldığı için Festus Okey'i öldüren üniformalı katil ceza almadan kurtulacak.
  • Baran Tursun'u hatırladınız mı? O da İzmir'de üniformalı bir katil tarafından öldürülmüştü. Katil henüz ceza almadı.
  • Şu haberde ise bir dişhekiminin Beyoğlu Polis Karakolunda yediği dayak anlatılıyor. Muhtemelen bu arkadaşlar da ceza almayacak. Şimdiye kadar olduğu gibi.
  • Dün, medya organlarına yansıyan bir habere göre Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt kendilerini takip eden bir aractan şüphelenmiş, ardından aracın polise ait olduğu ortaya çıkmıştı.
  • Ve 1 Mayıs'ta polisin yaptığı "gövde gösterisi." İlginç bir yaklaşım Eski İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı Nihat Çetinkaya'dan geldi. Odatv.com'un haberine göre 1 Mayıs'ta polis, Taksim'de askere karşı bir güç denemesi yaptı. (Odatv.com'un Cüneyt Özdemir ve onun da Doğan Medyası ile ilişkisini hatırlamakta fayda var. Bir önceki yazıdaki Doğan Medyası ile ilgili düşüncelerim bu haber için de geçerli.)

Polisle ilgili yukarıdaki tesbitler, hükümetin Avrupa Birliği ile ilgili sözde yaklaşımlarının aksine ülkeyi hızla polis devlet haline getirmeye çalıştığını gösteriyor. İlk üç madde polisin hükümet tarafından kollandığını gösterirken son madde (her ne kadar komplo teorisi gibi dursa da) iç savaş olasılığında hükümetin askere karşı bir silahlı güç hazırlığında olduğunun göstergesi. 1 mayıs'ta Taksim'de olan olaylara hükümetin abartılı yaklaşımını düşününce iddianın olasılık gücü artıyor. 28 Şubat sürecinde polisin elindeki ağır silahların, herhangi bir darbe olasılığında askere karşı kullanılmasın diye toplatıldığı dedikoduları vardı. (Yaklaşık 10-15 yıl önce polis te ağır silahlar vardı ve grektiği gibi mücadele yapıyordu.TSK polisi herhangi bir askeri darbe ihtimaline karşı karşısına çıkabilecek en büyük silah güç olarak polisi gördüğü için polisin elindeki bütün ağır silahları toplattı.Diğer bir konuda terörle mücadelede çok büyük başarlı çalışmaları olan özel harekatın sayılarının azaltılarak ve bu bölgelerden uzaklaştırılarak yerine askerin özel kuvvetlerinin geçirilmek istenmesi... polis-haber.com adlı siteden) Dolayısıyla ihtimalin ötesinde A.K.P.'nin polisin sırtını sıvazladığı bir gerçek. Mehmet Ali Birand'ın da dediği gibi "iç savaş korkusu" yaşadığımız bu günlerde olaylara bir de bu gözle bakmakta fayda var.



TÜRKİYE'DE İÇ SAVAŞ SESLERİ @ 14-05-2008 14:45

"Bosna İzlenimleri" başlıklı yazımın sonunda Boşnak tercümanımızın Bosna'daki iç savaşla ilgili sözlerine yer vermiştim; "Yugoslavya böyle bir savaşı beklemiyordu, hiç birimiz böyle bir savaşı beklemiyorduk. Ne olduysa bir gecede oldu. Tamamen politik sebeplerden." Ve eklemiştim; "Dönünce gördüm ki burada da bir gecede her şey değişebilir"

İçerisinde bulunduğumuz politik zeminin iç savaş için elverişli olduğu kanaatindeyim. Bunu pek çok yazımda dile getirdim(bkz:İstanbul Beyrut Olmasın). Fakat içimden hep "kuruyorsun" diyip korkumu dizginlemeye çalışıyordum. Bu gün iç savaş olasılığından ilk defa gerçekten korktum.

Mehmet Ali Birand Milliyet Gazetesi internet sitesindeki köşesinde bu gün "İç savaştan veya darbeden korkuyorum" demiş. İşte bu cümle beni gerçekten korkuttu.

Mehmet Ali Birand'ın usta gazeteci olupta benden daha öngörülü olması v.s. gibi sebeplerden ziyade şu anda Doğan Medyası'nın haber kısmının başında bulunan bir insanın böyle bir cümle kurması beni korkuttu. Zira geçmiş deneyimlerimiz şunu söylüyor bize; Doğan Medyası ülke gündemini yönlendirme konusunda uzman. (28 Şubat sürecinden tutun K. Irak'a ordunun girmesine kadar.) Yani Türkiye ne zaman bir kırılma noktasına sürüklense Doğan Medyası kırılma zeminini hazırlama konusunda uzman. İşte bu yüzden korktum. Ve yabi gözümüzün önünde duran gerçekler.

  • Farkındamısınız bilmiyorum ama P.K.K.'nın saldırıları yine tırmanışa geçti. En son Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde sebepsiz yere bölge alevlendirilmişti. (Durduk yerde P.K.K. neden baskın yaptı anlayamadık.) Geçen gün yine aynı şey oldu. Karakol bastılar. Bölge her an bir iç savaşa gebe.
  • A.K.P. ve D.T.P. hakkında açılan kapatma davalarını biliyoruz. Üzerinde fazla durmaya gerek yok.
  • Ergenekon çetesi, sonuna takılan "çete" sıfatı her ne kadar zihinlerimizde olayı mahalli bir boyuta indirgeyip küçültse de gerçekten ciddi boyutları olan ve Doğan Medyası tarafından görmezlikten gelinen bir konu. Hırat Dink'in öldürülmesinden tutun Malatya Katliamına kadar pek çok konuyla bağlantılı bir olay. Orduyu darbeye teşvik suçlaması bile var. İlhan Selçuk'tan Perinçek'e, Paşalardan işadamlarına kadar bir sürü bağlantısı var Ergenekon'un. Bence Susurluk Ergenekon'un yanında mahalle çetesi kalır.
Mehmet Ali Birand'ın yazısını okuduysanız yazının bir tehdit niteliğinde olduğunu da görürsünüz. Direk olarak Tayyip Erdoğan'ın atacağı adımların önemli olduğunu ve ülkeyi iç savaşa götürüp götürmemenin kendisinin elinde olduğu üzerine basarak vurgulanmış. A.K.P.'nin medyayı ele geçirme operasyonuyla ilgili olarak "Bize Dokunmayın, Doğan Medyasından Uzak Durun!" şeklinde algılanabilecek bir yazı niteliğinde de algılanabilir. Ve işte benim asıl korkum burada yatıyor. A.K.P. Doğan Medyasına dokunmaya kalkarsa Türkiye'de iç savaş çıkar.

Bu arada Türkiye'de bir iç savaş çıkması konusunda istekli olan gurupları tanımak ve Güneydoğu'daki meselenin neden yıllardır bitmediğini anlamak için Savaş Tanrısı adlı filmi izlemenizi şiddetle tavsiye edeceğim. İnanın bana savaş konusundaki algınız, tarih kitaplarında anlatılan her şeyi yadsıyacak ve savaşa bakış açınız çok değişecek.



BLOG GURULARINDAN BLOG DERSLERİ! @ 14-05-2008 12:58

Ben sıkıldım artık. İnsanlar yazı yazmayı bırakmışlar blog yazmaya başlayanlara ders veriyorlar. Başlıklar güzel, cezbedici "Blog nasıl yazılır?" , "iyi blog yazma rehberi" veya "Blog yazarlarına alternatif konular" Aslında beni bu yazıyı yazmaya iten sebep bu sonuncu başlık oldu. Wolkanca'dan readerime düşen yazıya bir göz atayım dedim. Yazının içerisinde başlıkla alakalı tek bir cümle olmadığı gibi bir de iddialı bir ara başlık var "Blog yazarken nereden ve nasıl kimsenin değinmediği konular bulabiliriz?" (içimden "rüyaya yatın" demek geldi) Dediğim gibi başlıklar güzel ve fakat içerikte bir şey yok. Bırakın bir şey olmamasını şöyle de saçma bir 7.madde var; "Wolkanca'yı sık sık takip edin. Reklamını yapmak adına değil gerçekten yazarlarının kaliteli ve bilinçlendirici yazılar yazdıklarına inanıyorum. Aradığınız bir çok içeriği bulabileceğinize inanıyorum."

  • Blog yazmaya başladığım ilk günleri gözümün önünde canlandırdım. Ne olduğunu bilmediğim bir konuda elbette araştırmalar yaptm. Buna benzer bir sürü yazı okudum. Blog yazımında şekil konusunda insanlara yardımcı olabilirsiniz ama içerik konusunda asla. İçerikle ilgili insanlara bir şey söylemeye kalkarsanız, yönlendirmeye çalışırsanız hele ki yukarıdaki başlıklar gibi iddialı başlık atıp ardından "Wolkanca'yı takip edin" gibisinden zırvalarsanız bu insanları kandırmaya girer. Malum, blogları en çok takip edenler blog yazarları. Yukarıdaki gibi maddeler peşinden koşanlar ise blog yazmaya yeni başlamış insanlar. Ve bu başlıkların amacı sadece ve sadece işe yeni başayanları kandırarak trafik artırmak. Aldatmaca yani, insan kandırmaca. Bir nevi seo uzmanı çakallar ya arkadaşlar, işlerini iyi biliyorlar. Başlığın altına "çocuk pornosu ile ilgili bir içerikle yayın yapın" deseler diyeceğim ki "hakkaten alternatif bir şey sunmuşlar insanlara." Ama bu bile yok. (Yazıya bırakılan yorumlardan biri şöyle: seks üzerine yazan blogcu aranıyor:)
  • Bir de sevgili gurularımız iktisat teorisyenleri gibi "hedef kitle" lafını dillere pelesenk etmişler ki dersiniz "adamlar herhalde eskiden HSBC'nin genel müdürü filandı, iktisat teorilerinin altını üstüne getirip pazarlama stratejilerinin dibine vurmuşlar sonra işi gücü bırakıp blog yazmaya başlamışlar." Yok öyle bir şey. "Hedef kitle" dedikleri şey işte bu; "blog yazmaya yeni başlayan insanları nasıl kandırırım?" Kendinize "hedef kitle" ararken bir bakmışsınız başkalarının "hedef kitlesi" olmuşsunuz ve sömürülüyorsunuz. "Hedef kitle" kavramı bloglar için pek geçerli değildir. Kendinize bir kitle belirleyemezsiniz. Daha doğrusu internet ve google kullanabilen herkes bir blog için "hedef kitledir" İçeriğinizi beğenip kendi takip listesine eklerse sizi ne ala. Gerisi yalan dolan. Daha doğrusu, arkadaşlar Amerika veya Avrupa'daki internet alışkanlığıyla Türkiyede'ki internet alışkanlığını eşit zannedip, buralarda blog yazmaktan iyi paralar kazanan insanların yazdıklarını Türkçe'ye çevirip yayınlıyorlar. Sonra da kendilerinden bir şey çalındı mı "İmdaaatt içerik hırsızlarııı" diye yaygarayı koparıyorlar. Bizdeki blog aleminde dolaşan "hedef kitle" kavramının kökeni budur. Eğer blogunuz İngilizce değilse hiç aldırış etmeyin. Gülün geçin. İlla kendinize Türkiye üzerinden bir hedef kitle arıyorsanız pornagrafik içeriğe yönelin. Böylece hedef kitleniz interneti porno kanalı zanneden abazan Türk erkekleri olacaktır.
  • "Blog yazarken özgün olmaya çalışın" bir tavsiyedir. Ama "Blog yazarken nereden ve nasıl kimsenin değinmediği konular bulabiliriz?" diye aşlık atıp "Wolkanca'yı takip edin" diye madde eklemek ahlaksızlıktır. Bize büyüklerimiz insanları kandırarak para kazanmanın yanlış olduğunu öğrettiler. Bu örnek işte bu yanlışa girer.
  • Bu bağlamda blog yazarlarına bir tek tavsiyede bulunulabilir. Blog yazarken şekil konusunda (templatesler, widgetler, adsense reklamlarının konulacağı yerler v.s.) google'da arama yaparak bir sürü faydalı bilgiye ulaşabilirsiniz. Pek çok blog bunlara yer veriyor. Fakat sakın ama sakın blog içeriğiyle ilgili başlıklara kanmayın. İçerik zaten sizin içinizden gelenin bir yansıması olacağı için başkalarından istesenizde yardım alamazsınız. Sadece ve sadece kandırılmış olursunuz. Yukarıdaki gibi.
  • İlla içerikle ilgili bir şeyler peşindeyseniz elinizden geldiğince çok blog gezin. Bu işi daha iyi kimse öğretemez size.
  • Ve blog yazmaya yeni başlayanlar için hayati bir not; sakın ama sakın blogunuz herşeyiniz olmasın. Sonra tanımadığınız bir sürü insanla kavga eder, mahkemelerde sürünür, bir sürü emek verdiğiniz blogunuzu kapatmak zorunda kalırsınız. Siz siz olun başkalarının dediklerine kulak asmayın. İnsanoğlu her konuda kendi yolunu bulabilecek içgüdüye sahip. Yeterki istesin.

Ayrıca bkz; çingeneye beylik vermişler, ilk önce babasını asmış. (Beyliği veren blog ödülleri olsa gerek)



YALAKALIK NEDİR? İŞTE BUDUR! @ 12-05-2008 20:51

Fotoğraf Bursa'dan. Çömelmiş insan Bursa Valisi Şehabettin Harput. Ceketli adam valiyi tozdan koruyor. Ortaya "yalakalık nedir?" sorusunun cevabı niteliğinde bir fotoğraf çıkıyor. Osmanlıdan kalma son "kulluk" denemeleri. Amatör kullar. Kameraların önünde bunu yapan "kul" kameraların olmadığı yerde kim bilir neler yapıyodur. (Vali abdest alıyorsa, ayaklarını kuruluyordur anlamında söyledim. Öteki sizin fesatlığınız:) (kaynak)



BİR ZÜBÜK (TUNCAY ÖZKAN) HİKAYESİ @ 12-05-2008 18:25

Gazete sayfalarını dolaşırken hemen herkesi şok eden bir haber başlığıyla karşılaştım; Kanaltürk Fethullahçı Koza Davetiye'ye satılmış. "Satılmak" kelimesinin öteki anlamının da "cuk" oturduğu bir haber. Öte yandan haber medyamızın, entellektüellerimizin ve bilimum Türk halkının kafa ve vicdan yapısını da gözler önüne sermekte. Odatv "Biz kaç kişiyi kandırdık!" şeklinde mümtaz şahsın hikayesini dile getirmiş. Her ne kadar eski hesapların görüldüğü bir yazı niteliğinde de olsa bakmakta fayda var. Öte yandan odatv Ahmet Altan'a yazdıkları şu mektup ile, aslında kendilerinin de pek bir farkları olmadığını ortaya koyuyorlar. Yazının içeriğinden çok "Sabancı ailesinin avukatlığı"nı yapar nitelikte bir yazı olması önemli.

Medya-sermaye ilişkisi çok kapsamlı bir konu. Yarın bir gün Vakit gazetesini satın alan bir C.H.P. görürseniz şaşırmayın. Ya da Cumhuriyeti satın alan bir A.K.P. Kanaltürk'ü alan, Cumhuriyet'i iki defa satın alır gibi geliyor bana. Para bu, din ve imanla aynı kefede artık.



ÇILDIRDIK MI? ÇILDIRDIK! @ 12-05-2008 17:13








İnsanlarla kavga edecek derecede değilse bile birazcık fanatiğimdir. Fenerbahçe taraftarının Bağdat Caddesi'ndeki kutlamalarına pek çok kez tanıklık etmişimdir de Galatasaray taraftarının İstiklal Caddesindeki kutlamasına ilk kez denk geldim. (Taksim Meydanı'ndan bahsetmiyorum. Onu herkes biliyor zaten:)

EN üstteki foto; Nevizade, alttakiler İstiklal'den.



İSLAMCI-LAİK KAVGASINDA 2.RAUND, YA DA UÇKUR DAVASI! @ 10-05-2008 20:03

Karikatürü ilk gördüğüm haber sitesinin düşündüğünün aksine, Yiğit Özgür Türkiye'nin içerisinde bulunduğu ortamın bir haritasını çıkarmış aslında. Türkiyenin şu andaki gündemi bundan daha iyi özetlenemezdi herhalde. Herkesin bildiğini bir birimizden saklamanın bir manası yok.

Durumu özetlemek gerekirse; 1980 darbesi sonrasında meydana gelen siyasal boşluğu 1990'a doğru islamcılar doldurmaya başladı. Malesef ki karşılarında sağlam bir ideolojik örgütlenme olmadığı için "28 Şubat süreci" (1997) diye siyasi tarihimize geçen "postmodern darbe" islamcıların bu yükselişin önünü kesmekte başarılı olamadı. İslamcı gelenekten gelen bir parti olduğunu sokaktaki çocuğun bile bildiği A.K.P., seçim öncesi oluşturulmaya çalışan Cumhuriyetçi-Laik rüzgara rağmen % 47'lik tarihi bir oy oranıyla iktidar oldu. Ve icraatlarıyla karşıt gurubun (ki bundan sonra "laik" olarak adlandıracağım) tepkisini çekmeyi başardı. Şimdi önümüzde yeni bir "28 Şubat Süreci" var. A.K.P. hakkında açılan kapatma davası tarihin nasıl tekerrür ettiğini gösterir nitelikte. Tarihin tekerrür edişinin bir diğer örneği de şu; laikler islamcıları tıpkı 1997'de, Acizmendi Tarikati Lideri Müslüm Gündüz ile Fadime Şahin olayında olduğu gibi, kapalı bir şekilde yaşamaya çalıştıkları "cinsellikleriyle" vurmaya çalışıyorlar.

HÜSEYİN ÜZMEZ KİMDİR?
  • Bugun Gazetesi Yazarı Nuh Gönültaş'ın dediği gibi "kendi devrinin Ogün Samast'ıdır." 1952 yılında daha 17 yaşındayken Gazeteci Ahmet Emin Yalman'ı vurdu. Bu olayla "Türkiye Cumhuriyeti'nin bilinen ilk suikastçisi" olarak olarak kayıtlara geçti. 20 yıl hapse mahkum edildi, 10 yıl yatıp çıktı.
  • 28 Şubat Sürecinde islamcı-laik kavgasının en hararetli oldğu dönemde Müslüm Gündüz'ün Fadime Şahin'le birlikte basıldığı evin sahibiydi.
  • Ve bu gün; yine islamcı-laik kavgasının tırmanışta olduğu günümüzde 14 yaşında bir kıza tecavüz suçlamasıyla tutuklanarak hapse gönderildi.
Bence yeteri kadar enteresan bir tanıtım oldu. Malum 1980'lerde "devleti yıkmaya çalışmaktan " hapis yatan "dava" adamlarını 90'larda "derin devlet" adamları olarak arenada gördük. Yukarıda yazanlar Üzmez'in de sağlam pabuç olmadığını gösteriyor. Ayrıca entellektüel bir gazeteci, fikir adamı filan da değildir kendisi. Tanıyanlar bilir, gayet sokak insanıdır. Tarihe geçen eylemi sonrasında ülkücü-islamcı camia tarafından sevilip kollanmış, bir yerlere gelmiştir. Romanları edebi değildir, köşe yazıları sokakta kavga edercesine avam bir dille yazılmıştır. Yaşına hürmeten "ağabey" olmuştur Vakit Gazetesinde v.s.

MEDYANIN TAVRI!

Son zamanlar medyanın en çok konuştuğu konu tıpkı 28 şubat sürecinde olduğu gibi Hüseyin Üzmez'in durumu. Laik medya saldırırken, islamcı medya sus-pus olmuş durumda. Arada bir iki zırtapoz çıkıp savunmaya bile kalkıyor. "28 Şubat"ta da Hüseyin Üzmez "sevmek suç mu?"(bkz.) diyerek Müslüm Gündüz'ü savunmuştur. Şimdi de "Peygamber Efendimiz de 9 yaşında kızla evlendi" (bkz.) diyerek Hüseyin Üzmez'i savunanlar var. Yani dolap aynı dolap, beygir aynı beygir.

VATANDAŞIN TAVRI

Değişen bir şey yok. Koyun her zaman koyundur. Olan biteni izlemede.

Sonuç olarak; yıllardır süregelen bu kavgada islamcıların yaygın deyimiyle "takiyye" yaptıklarını artık herkes biliyor. Laiklerin, islamcıların bu taktiğine karşı geliştirdikleri taktiği de artık biliyoruz. Açık konuşmak gerekirse bana yaratıcılıktan yoksun ve basit geliyor.

Yiğit Özgür'ün karikatürü günümüz siyasi arenasını gayet iyi özetliyor. Bakalım 2. raundu kim alacak?

(Bu yazı ilk olarak başka bir web sitesinde yayınlanmış, oradan kaldırılması kararı alınınca tarafımdan buraya konmuştur.)



BLOGLAR ALEMİNDE ENTERESAN İŞLER! @ 08-05-2008 22:53
Efendim; A blogunun sahibi kendisi aday olamamış fakat blog ödüllerinde kimlere oy verdiğinin listesini yapmış. Bu listeyi yaparken de B bloguna dokundurmadan edememiş. Dokundurduğu B blogunun bir arkadaşı olan C blogu da basmış küfrü. Bunun üzerine A blogu C blogunu mahkemeye vermiş. Buraya kadar gayet ciddi bir olay olarak gelebilir fakat bundan sonrası komedi. Bunu duyan KOSKOCA TÜRK BLOGGER CAMİASI bu olaya kilitlenmiş. Komik geldi. Herkes bir şeyler yazıyor şu sıralar. Asıl komik olan, dilenen özürlerin ardından bloglardan kaldırılan yazıların tekrar bloglara konması. Sanırım blogger arkadaşlar işi çözdüler. Hani magazin programlarında bir birlerine laf atarak piyasa yapan, rolleri ve paraları kapan zibidiler vardır ya. İşte o taktik. Arkadaşlar kavganın prim yaptığını anlamış olacaklar ki, bir gün önce "özür dileyen" ve "affeden" karakterleri oynarken, bir gün sonra tekrar kavga eden karakterlere dönüşmüşler. Bu arada C blogu A blogunun kavgadan sonraki trafik artışının görselini yayınlayarak kavgayı tekrar alevlendirdi. Karşı tarafın kavgadan prim yaptığını ifade ederek. Sanki kendi trafiğinde bir artış olmamış gibi. Önerim şu; blog ödülerinde yeni bir kategori açılsın, hiç oylama yapılmadan arkadaşlara "yılın akıllıları" ödülü verilsin :)

(Merak edenler olayın detaylarına Beyn'in şu yazısını takip ederek ulaşabilir, kendilerine bu bağlamda yeni taktikler üretebilir. Ne de olsa yukarıda "zibidi" diye tanımladığım kitleyle aynı işi yapıyoruz; reklam ve pazarlama:)



PANGEA DAY SULTANAHMET MEYDANINDA @ 07-05-2008 15:27

Nihayet "Bir Film Dünyayı Ne Kadar Değiştirebilir?" sloganıyla yola çıkanPangea Day'inTürkiye'deki organizasyon yerleri belli olmaya başladı. Benim de katılacağım ve muhtemelen Türkiye'deki en kalabalık katılımcı kitlenin buluşacağı yer Sultanahmet Meydanı olarak belirlendi. Organizasyonu İltek Medya gerçekleştiriyor. 10 Mayıs akşamı Türkiye saatiyle 21:00'da başlayacak organizasyona katılımlar ücretsiz.

Ayrıca 24 filmin gösterileceği organizasyonda Serdar Ferit "Elevator Music" filmi ile Türkiye'yi temsil edecek. Ayrıntılar için Pangea Day Türkiye Blogu'nu ziyaret edebilirsiniz. Bu da organizasyonun Facebook gurubu. Resmi web sitesi için buraya, daha önce yazdığım yazılar için buraya ve buraya bakabilirsiniz.



YOUTUBE NEDEN KAPANIR? @ 07-05-2008 01:10
Youtube yine kapanmış. Alıştık artık. Biraz dolaştım da insanlar bu sefer neden kapandığını bilmiyor gibi. Melih Bayram Dede'nin yazdığına göre "Video paylaşım sitesi Youtube, Atatürk’e hakaret içeren görüntüler içerdiği gerekçesiyle Ankara 11. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından verilen kararla Türkiye’den erişime kapatıldı." Ben de; "ya Atatürk ya P.K.K" diye geçirmiştim içimden. Tutturdum.

Gelelim komploya yatkın kafayapımı heyecanlandıran Beyn'in varsayım niteliğindeki tesbitine. Özetlemek gerekirse Türktelekom'un altyapısı yurtdışı çıkışlarına yetmediği için sistemi rahatlatmak adına bu yönteme başvuruyorlar. Mantıklı geldi. Bildirgeç'te de benzer bir yazı gördüm. Alıntı yapmak gerekirse; ""ülkenizde Youtube o kadar çok ziyaret ediliyor ki, bizim proxy serverlarımız bu trafiği karşılayamayamıyor. Bizce siz, ülkenizde neden Youtube yasaklanıyor bir bunu araştırın" demek istiyorlar." (Beyn'in yazısı bir gün önce yazılmış)

Beyn'in yazısına bıraktığım yorum şöyle oldu; "Hmm, üzerinde düşünülmesi gereken bir varsayım. Daha doğrusu üzerine yazılması gereken. Türkiye içerisinden Atatürk'e hakaret eden binlerce site dururken neden youtube bu sebeple defalarca kapatılıyor? Hatta teorini şöyle genişleterek "komplo" haline getirebiliriz; "söz konusu videolar, söz konusu ülkelerde faaliyet gösteren istihbaratçılarımız tarafından youtube'a konuyor:)"

Yorumumda geçen "üzerine yazılması gereken" kısmından hareketle bu yazıyı yazdım. Bir elin nesi var... düşüncesiyle.



HALK OTOBÜSÜ @ 06-05-2008 22:31
AŞAĞIDAKİ YAZI "GENEL AHLAKA MUGAYİR" BİR YAZIDIR. İÇERİSİNDE BARİZ "KÜFÜR" NİTELİĞİNDE CÜMLELER MEVCUTTUR. BİR TAKIM İNSANLARI RENCİDE ETMEK AMACIYLA YAZILMIŞTIR. RENCİDE ETMEYİ AMAÇLADIĞI İNSANLARIN BİRİNCİ ELDEN BU YAZIYA ULAŞABİLMELERİ GENEL KÜLTÜR SEVİYELERİ AÇISINDAN PEK MÜMKÜN GÖRÜLMEMEKTEDİR. ZİRA ÖNCE AŞMALARI GEREKEN BİR "HENDEK" SÖZKONUSUDUR.

Efendim, buzcevheri'nin otobüsle alakalı yazısından mı peydahlandı yoksa uzun bir aradan sonra binmek gafletinde bulunduğum "halk" otobüsünde meydana gelen abuk sabuk bir diyalog (kısa tartışma veya "tek taraflı haykırış"da diyebiliriz) nedeniyle mi bilmem ama bir otobüs yazısı da benden geldi. "Ne zaman?" İşte şimdi;

Toplu taşıma aracı olarak otobüsle nadiren işim olur. Metro, tramvay veya dolmuş tercihimdir. Trafikte çekilmiyor malumunuz, otobüsler biraz boğucudur. Hastası olduğum vapur seyahatlerini es geçiyorum. Her ne kadar az da olsa bazen mecbur kalıp otobüse binerim. Gideceğim yere başka vasıta yoktur v.b. Okul yıllarımdan kalma bir alışkanlık (ben bilinçli tercih veya prensip demeyi daha uygun buluyorum) "halk" otobüslerine binmem. Her İstanbul'lu tarafından bilinen malum nedenlerden. Gel gelelim bu gün talihsiz bir şekilde bir "halk"otobüsüne binmek gafletinde bulundum. Talihsizlik kısmı şu; 3 tane "halk" otobüsü peşpeşe geldi ve işe geç kalmamam gerekiyordu. Gaflet kısmı şu; bindiğim "halk" otobüsünü 2 normal İ.E.T.T. otobüsü solladı.(Aynı hattın otobüsleri-en azından Beşiktaş istikametinden Sarıyer istikametine, sahilden giden otobüsler) Uzatmadan "halk" otobüsünde yaşanan olaya geçeyim.

Otobüs Ortaköy yoluna girmeden önceki son Beşiktaş durağına geldi.(durağın tam ismini bilmiyorum) Yolcular inip bindiler ve hareket edemedik. Evet hareket edemedik. Önündeki kocaman sarı tabelada hayvani boyutlarda harflerle"İ.E.T.T. otobüsleri yolcu indirme-bindirme yeridir, bekleme yapılmaz" mealinde bir yazı bulunan durakta yaklaşık üç dakika bekleyince yolculardan biri "Kaptan! Ne bekliyoruz?" şeklinde bir soru sorma gafletinde bulundu. Kaptan hiç istifini bozmadan "Yolcu bekliyoruz" demesin mi? Erkek olmasam veya yalnız olsam gözlerimden yaşlar boşalırdı, emin olun. "Be öküzz! Be hayyvanoğlu hayyvan! Be dangalakkk! Be vicdansız O.Ç. (bkz. ekşi sözlük halk otobüsü entryleri) İşimiz gücümüz var ulaaaannnnn." Diyememenin vicdan azabıyla geçti bütün günüm. "Demeliydim" diye kızdım bütün gün kendime, ama diyemedim işte. Çünkü "duvar=bizim şöför." Vakti zamanında Kibariye'nin annesinin "şöfeeeeeeerrrrr, şöferr" dediği adam bizim şöför. Hendeği atlayamayan "deve" bizim şöför. Söylesem ne olacak. "Binmeseydin kardeşim" diyecek kadar "öküz" bizim"şöför. (Ohh! rahatladım- Şu blogda ilk defa ağzımı bozuyorum ama olsun rahatladım) Şimdi biraz ağzımızı toplayarak bir kaç cümle daha kuralım. (Toplum vicdanının sesi kıvamında)

"Halk Otobüsü" nedir? sorusuna İ.E.T.T. web sayfalarında raslayamadım. Başındaki "Halk" kelimesi neden vardır bilemedim, bulamadım. Bu otobüslerin var oluş nedeni hakkında bir bilgiye sahip değilim. Aslına bakarsanız sorgulamak istediğim asıl olay şu; bir rant kapısı olduğu herkes tarafından bilindiği halde neden İstanbulluların hayatında halen bu otobüsler var. Rant kapısı olmayı bırakın bizzat "trafik canavarı" oldukları herkes tarafından bilindiği halde neden bu otobüsler halen var. Hadi varsayalım bilmediğimiz bir zaruri sebepten dolayı var olmaları gerekiyor. O zaman neden şöförleri ve muavinleri belli bir eğitimden geçirilmiyor. Kimse denetim yetersizliğinden bahsedemez. Çünkü yukarıda anlattığım olayın geçtiği durağın hemen arkasında "İ.E.T.T. Beşiktaş Hareket Amirliği" var. Her şeyi bir kenara bırakın Ercan Arıklı'nın katili "halk" otobüsü kamuoyunda çok tartışılmıştı. Daha doğrusu bu vesileyle "halk" otobüsleri çok tartışılmıştı. "Neden var?" sorusuna bir yanıt çıkmadı. "Neden bu haldeler?" sorusuna da. Korkarım "halk" otobüsü devletin "halk"ına bakış açısının bir göstergesi. "Balık istifi gibi üst üste dizilmiş insanlar." İşte size devletin "halk" tanımı. Aklıma sonuç cümlesi olarak şu geliyor; Susurluk mafyasını çözen devlet "halk" otobüsü mafyasını çözmekten aciz.

Bu konuda söylenecek pek çok söz var ama tıkandım, yazamıyorum. Daha doğrusu yazmak istemiyorum. Sanırım biraz sinirlerim yatıştı, biraz da yetkili ve etkili insanların "bu gün kaderin bir cilvesi" olarak karşıma çıkan "halk" otobüsü şöföründen daha "ÖKÜZZ", daha "DUVAR" v.d. oldukları düşüncesi zihnimde ön plana çıktı. (Bir taraftan yazıyı yazarken öbür taraftan "halk" otobüsleri hakkında internette dolaşıyorum. Bu kadar çığlığı duymayan insanlar "daha ÖKÜZZ" tabirini, zannımca hakediyorlar.) O yüzden bitirmekte fayda var. Tavsiyem "HALK OTOBÜSLERİNE BİNMEYİN. DURAKTA BEKLERKEN DİĞER BEKLEYENLERE "HALK OTOBÜSÜ GELİRSE BİNMEYİN" TELKİNİNDE BULUNUN. SÖZKONUSU OTOBÜSLER DURAĞA YANAŞTIĞI ZAMAN SIRTINIZI DÖNEREK KENDİ ÇAPINIZDA PROTESTOLAR GERÇEKLEŞTİRİN. BİRAZ MİLİTAN BİR KİMLİĞİNİZ VARSA BU YAZININ ÇIKTISINI ALARAK BİNDİĞİNİZ TOPLU TAŞIMA ARAÇLARINA (ÖRN; KOLTUK ARKALARINA) YAPIŞTIRIN. OLA Kİ; BİR HALK OTOBÜSÜNE BİNMEK ZORUNDA KALDINIZ, DERHAL UYUYUN. UYKUNUZ YOKSA DUA EDİN, ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN!"



Sony Foam City - by BSTE @ 03-05-2008 19:38



GÜÇLÜNÜN "ORANTISI" @ 03-05-2008 15:19
2008'in 1 Mayıs'ı herhalde tarihteki yerini "orantılı güç" kavramıyla birlikte alacaktır. T.v. de gördüğüm kadarıyla polis, 1 Mayıs kutlamaları için sokağa çıkan herkese karşı şartlandırılmış, bilinçaltına "düşman" olarak kazınmış. T.v. görüntüleri apaçık bunu gösteriyor. Utandım. Kadınların tekme tokat dövülmesinden, hastanelere zehirli gaz atılmasından, insanların daha D.İ.S.K. binasının kapısından başlarını uzatınca saatte bilmem kaç kilometre hızla gelen tazyikli su işkencesiyle darbeye maruz kalmasından utandım. Vali Muamer Güler'in çıkıp kendini ve polisi savunmasından utandım. Vatandaşını "düşman" olarak gören zihniyetin varlığından utandım. A.K.P. hükümetinin aslında insan hakları, demokrasi, Avrupa Birliği diyerek ülkenin % 45'ini kandırmış olabilmesinden utandım. Soğukkanlı olması telkin edilecek yerde saldırganlaştırılan emniyet güçlerinin varlığından utandım. Jop darbeleriyle kalabalığı püskürttükten sonra dönüp aralarında gülüşen polislerin varlığından utandım. Dünyanın bizi bu görüntülerle tanımasından utandım. Vali Muammer Güler ve İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah görevlerinden ayrılıncaya kadar utancım devam edecek. Ayrıca A.K.P. hükümetinin bildirilerle demokrasiyi yönlendirmeye çalıştığı için kızdığımız ordudan daha statükocu olabildiğini gördük. Tayyip Erdoğan'ın "bende işçiydim" açıklamasından utandım. Hükümet için beddua niteliğinde bir temennim var ama dile getirmeyeceğim. Çünkü ne kadar utanırsam utanayım iktidarların istediği gibi "statükocu faşist bir birey" olmayacağım.



YARIN 1 MAYIS, İŞÇİ BAYRAMINIZ KUTLU OLSUN! @ 30-04-2008 20:23

1 Mayıs 1977 (D.İ.S.K. tarafından 30 yıl sonra ilk kez yayınlanan görüntüler.)



AMERİKA'YI ANLAMAK! @ 29-04-2008 20:49
Şu sıralar "ADAM Sosyal Bilimler Araştırma Merkezi"nin hazırladığı "Amerika'yı Anlamak" isimli projeyi okumakla vaktimi geçiriyorum. Oldukça faydalı bir çalışma yapmışlar. Projenin konu başlıkları aşağıdaki gibi:
"Bireyler ya da olgulardan ziyade sistemleri anlamaya odaklanmış bir yöntem" şeklinde belirttikleri çalışmanın "Amerikan Ulusunun Doğuşu" başlıklı makaleden bir alıntı yapmak istiyorum. Roma, Osmanlı ve A.B.D. süper güçlerinin tarihsel evrimlerinde geçirdikleri süreç içerisindeki benzerliklere vurgu yapılan kısım.


"Bu noktada kendi tarihsel kosullarımıza basta yaptıgımız atfa geri dönersek benzer sorunların Osmanlı toplumu ve devletinin ortaya çıkısında da varoldugunu gözlemleyebiliriz. Osman Bey’in sürekli olarak Batı’ya ilerleme fikrine ve ideolojisine sahip Bizans sınırındaki uç beyligi -frontier establishment- pek çok açıdan Amerikan ulusunun daha Batı’ya dogru genisleyen Manifest Destiny’si hatırlatmaktadır. lginç bir sekilde Osmanlı toplumunun yükselisini “Gaza Tezi” ile açıklamaya çalısan Paul Wittek’in “Osmanlı mparatorlugu’nun Yükselisi” (The Rise of the Ottoman Empire) konferansına karsı daha önceki bir tarihte yazılmıs ve Amerikan serhat ulus karakterinin Amerikan ulusunun sekillenmesinde temel nitelik oynadıgını ileri suren Frederick J. Turner’ın “Amerikan Öncephesinin Önemi”nin (The Significance of the Amerikan Frontier) varolusudur. Wittek ilgili tezinde basarılı bir sekilde Osmanlı Beyliginin elit bir sosyal olusum liderliginde pek çok degisik toplumsal kimligi “Gaza” ideolojisi altında Bizans mparatorlugu’na karsı bir araya getirdigini ileri sürer. Bu anlamda Osmanlı Beyligi’ni kuranlar üç yüz çadırlık bir Orta-Asya Oguz-Türkü asireti-Kayı- degildir. Wittek’e göre “Gaziler”(Alperenler) bir tür sövalye örgütlenmesiyle Halveti-Seyh Edebali- Bektasi -Hacı Bektasi Veli- ve Mevlevi-Mevlanatarikatları gibi kimi ezoterik yapılanmaların da destegiyle Osmanlı Devleti’nin temellerini atmıslardır. Burada Osman Bey’in ve asiretinin konumu “esitler arasında birinci”-primius inter pares- mesabesindedir ve deneyime mekan olma sansı ve yetenegine sahiptir. Uzun vadede Osmanogulları diger gazi fraksiyonlarına egemen olarak bir hanedana dönüsmüstür (Kafadar). Bu kısa vadede tesebbüse isim koymak ve merkezi yapının gelismesi acısından Osmanlı siyasi yapısının hızlı gelisimi açısından yararlı olmus, fakat uzun vadede pek çok degisik fraksiyondan mülhem “Gaziler Konfederasyonu” niteligindeki Osmanlı tecrübesinin yaratıcılıgına, tolere edici karakterine ve evrensel kapsayıcılıgına ise zarar vermistir. lk bakısta bu gazi örgütlenmesinde pek çok degisik arkaplandan gelen kisilikler göze çarpmaktadır. Harmankaya Tekfuru bir Rumihtidası Köse Mihail’den ünleri tüm dünyaya yayılacak bir Akıncı ailesi Mihalogulları çıkacaktır. Asikar olan aynı kisiliklerin Osman Bey’in silah arkadasları olusudur. Osman Bey’in pek çok diger arkadası ise Amerikan kolonilerinin maceraperest mütesebbislerine benziyor. Samsa Çavus ya da Kara Mürsel böyle çetevari kimi tesebbüslerin yürütücüsüydüler; fakat Osman Bey’in gelecek vadeden tesebbüsüyle birlesmeyi kendi bireysel mücadelelerinden daha faydalı oldugunu gördüler. Keza Anadolu’da var olan diger Türk beyliklerinin kimi yetenekli ve cesur elementleri de -mesela Karesiogulları hizmetindeki Evrenos Gazi, Hacı lbey- Osman Bey’in gaza hareketiyle birlesmekte tereddüt etmemisler ve Osmanlılara yüzyıllarca sürecek degeri ölçülmez akıncı aileleri –örnegin Evrenosogulları- yetistirmislerdir. Osman Bey kendi oglu Orhan’ı bir Rum prensesle, Nilüfer Hatun’la, evlendirmekle yüzyıllar boyu sürecek farklı unsurlar arası evlilik gelenegini baslattı. Herseyin ötesinde Yeniçeri ordusunun kurulusu ve organizasyonu tek basına Osmanlı düzeni konusunda ipuçları vermektedir. Ordu ezoterik Bektasi örgütlenmesi bir yanda Orta-Asya disiplinli çok uluslu yapısı diger yanında– hepsi Balkan uluslarının evlatları oluslarıyla- Osman Bey’in gazi beyligine tamı tamına uygunluk gösteren bir yapılanmaydı. Burada göze çarpan bir baska husus bu yapılanmada kritik bir rol oynayan Türk asiretlerin Anadolu’ya sonradan gelisleri ve burayı “yurt” edinme mücadeleleridir. Bu durum pek çok açıdan Anglo-Saksonların Kuzey Amerika’daki kolonyal mücadelelerini anımsatmaktadır. Her nasıl Osmanlı kurucuları Anadolu halklarını Balkan ulusları ile kombine eden Batı (Rumeli ve Avrupa) ile Dogu (Anadolu ve Ortadogu) arasında bir imparatorluk özlemi çekmislerse, Amerikan Kurucu Babalar da Amerikan Batı Yakası ile Dogu Yakası’nın birlestirilmesini bir Manifest Destiny olarak görmüslerdir. Amerikalılar bu hedefe ulasmakla kendi ulusal çıkarları açısından dev bir adım atmıs ve iki okyanusa temas etme yetenegine ulasmıslardır. Amerikalılar bu hedefe Osmanlıların yaptıgı gibi bir serhat ulus bilinci ile Batı’ya dogru daha fazla yerlesim yeri açmakla ve sürekli Batı’ya dogru bir genisleme politikası ile ulastılar. Nasıl Osmanlılar Orta- Asya’dan gelen yeni ve taze göçleri daha Batı’ya Anadolu üzerinden sevketmisler ve uç beylikleri vasıtasıyla yönlendirmislerse, Amerikalılar da Avrupa’dan gelen göçleri benzer sekilde Batı’ya dogru yönlendirmislerdir. Osmanlı Kızıl Elması ya da Nizam-i Alem projesi Amerikan Manifest Destiny ile karsılastırılırsa basarıya ulasamamıs gözükmemektedir. Buna karsın Amerikan ulusu bütün bu göç dalgalarının ve Batı’ya dogru yürüyüsün verdigi dinamizmle inanılmaz bir mobillik ve enerji kazanmıs ve yepyeni bir tecrübe ortaya çıkartmıstır. Bu durum göreceli olarak günümüze dek sürmektedir. Bu durum pek çok açıdan Osmanlı toplumu için de geçerliydi. Pek çok köken olarak Türk ve Müslüman olmayan unsur Osmanlı organizasyonunun Batı’ya dogru yürüyüsü esnasında onunla birlesmis –Mihalogulları yalnızca bir örnek- ve onun bir parçası haline gelmistir ve Osmanlı toplumu ve düzeninin olusumuna olanak saglamıstır. Kuskusuz Osmanlı Devleti’ni diger bütün diger Anadolu beyliklerinden ayran özelligi de böylesi bir yapılanmayı organize edebilen liderlere sahip olusudur. Anadolu’da ve Balkanlar’da var olan istikrarsızlıgı ve belirsizligi Osmanlı Kurucu Babaları Batı’ya karsı bir “gaza” ile kendi liderlikleri altında çözümlemeyi vaat etmis ve bunu büyük ölçüde basarmıslardır. Bunun içinde pek çok kez Osmanlı Türkleri Orta Asya kökenli diger Türklerle çatısmaktan kaçınmamıstır. Aynı sekilde Amerikan Kurucu Babalar da aynı istikrarsızlıgı ve belirsizligi Amerikan kimligi ve birlesik bir federal devlet organize etmekle çözmeyi önermislerdir. Ve bu ugurda Amerikalı Anglo-Saksonlar olarak Britanyalı kardesleriyle çatısmaktan -Bagımsızlık Savasıkaçınmamıslardır. Daha ilginç bir analoji Timur-Bayazıd çatısmasında çıkmaktadır. Osmanlılar daha henüz kurulusundan belki yüz yıl geçmeden tam bir Orta Asya Türkü Timur tarafından günümüz Türk devletine baskentlik eden Ankara’da (1402) agır bir sekilde cezalandırılmıslar ve kendilerini toparlamaları için bir on yıla ihtiyaç duymuslardır (Fetret Devri). Benzer sekilde Amerikalılar bagımsızlıktan henüz kırk yıl geçmeden ngiliz Krallıgı tarafından 1812 Savası’nda agır bir imtihandan geçirilmistir. Yeni kurulan ‘Beyaz Saray’ ve Capitol-Ulusal Meclis-Kongreünlü Kongre Kütüphanesi ile birlikte ngilizler tarafından yakılmıs Amerikan baskanı Madison baskent Washington’ı -Bush’un 9/11’da yaptıgı gibi- terketmek zorunda kalmıstır. Amerikalıların da toparlanması belli bir zaman almıstır. Bütün bunlara ek olarak Osmanlı Kurucu Babalar’ının diger uluslara ve özellikle dinlere karsı gösterdikleri tolerans pek çok açıdan Amerikan Kurucu Babalar’ın dini hosgörü ve herkesin istedigi dini ve inancı pratik edebilmesine -to profess- imkan tanımalarıyla büyük benzerlik tasımaktadır. Son olarak Osmanlı kurucularının heterodoksezoterik Anadolu tarikatları ile kurdukları ciddi iliski ve Anadolu halklarının ahi loncaları ve tekkelerle derin dindarlıgı ile Amerikan Kurucu Babalar’ın Masonik –bir baska ezoterik yapılanma- kimlikleri ve Amerikan ulusunun kimi Püriten temeller üstünde yükselisi arasında da iliskiler kurulabilir. Görüldügü üzere pek çok noktada Osmanlı “Kurucu Babaları” çok-uluslu ve çok-dinli evrensel bir imparatorlugu üretme kapasitesi ve karizmasını göstermekle ciddi bir sekilde Amerikan “Kurucu Babalar”a benzemektedirler. Esasında bütün bu kalıcı ve uzun süreli çok-uluslu, çokdinli imparatorluklarda görülen ortak bir özelliktir. Roma mparatorlugu da Roma Senatosu – Romalı “Kurucu Babalar”-ve Cumhuriyet’inin ürünüdür. Bu bir açıdan bakıldıgında Toynbee’nin “evrensel devletlerin”(universal states) “yaratıcı ve egemen azınlıklar”(”Dominant/creative minorities”) tarafından kuruldugu teorisine de uygunluk gösterir gibi gözükmektedir. Bu Amerikalıların ısrarla kendilerini Roma örnegine “Capitol”ları, Ulusal Anıtları-“Memorials”- ve diger mimari yapıları ile benzetmeye çalısmalarını da bir ölçüde açıklamaktadır. Kurucu Babalar’ın kurmayı arzuladıgı “Cumhuriyet”, pek çok açıdan Roma Cumhuriyeti’ni çagrıstırmaktadır ve Kurucu Babalar’ın bunun bilincinde eserlerini olusturmaya çalıstıkları da açıktır. Belki de Kurucu Babalar’ın sahip oldugu bu tarihsel derinlik ve tarihe yaptıkları bilinçli ve samimi atıf, onları farklı ve biricik yapan özellikti. Belki de dünya tarihine damga vuran evrensel imparatorluklar böylesi bilinçli, samimi, cesur ve derin atıfların ve o atıfları yapma bilgeligini gösterenlerin eseriydi. Fakat her ne sekilde olursa olsun Kurucu Babalar’ın böylesi bir atfı yapmasına ve gerçeklestirmesine imkan saglayan bir zemin ve ortamın Kuzey Amerika kolonyal kosullarında var olusu bu atfı anlamlandıran ve tarih içinde farklı ve biricik bir tecrübe haline getiren seydir. Bütün bu olgulara karsın unutmamak lazım ki dünya tarihi yüzlerce benzer tesebbüsün içinden ancak birkaçının gerçek bir basarıya dönüstügüne tanıklık etmistir. Azın azı bu sansa ya da ilahi takdire mucip olabilmistir. Azın azı bu gizli formülü kesfedebilmeye nail olmustur. Bu perspektifte Kurucu Babalar tesebbüslerini “E plubiris unum”(one out of many)- “pek çok içinde tek”-olarak görmüs olsalar ki bu seçiciligi kendi devletlerinin “Büyük Damgasına” (The Great Seal of the U.S) geçirme geregi hissetmislerdir. Kurucu Babalar sanki Osman Bey’in kendinden çıkan bir çınarın tüm dünyayı kaplayan rüyasına benzer “Amerikan Rüyası” ile bitmemis piramidin -dünya tarihi- tamamlayıcıları olarak kendilerini görmekte ve “lahi Takdirin Gözü” (The Eye of Providence) esliginde “Annuit Coeptis” (Tanrı bizim baslangıcımızı onayladı) demektedirler."

ADAM Sosyal Bilimler Araştırma Merkezinin yayın organı "Ekopolitik.org"dan alınmıştır.



TÜRK İNSANININ İNTERNET YAKLAŞIMI! @ 29-04-2008 17:03
Yurdum insanının internete yaklaşımını gösteren iki video var aşağıda. İlkinde (isbn9760806'dan alınmıştır) ne konuşulduğunun o kadar da önemi yok. Sadece fotoğraf olarak bakmanız yeterli. Oysa ikinci videoda söylenenler çok düşündürücü. Genç arkadaşımız gerçek hayatta başarısızlıkla sonuçlanan "kimlik arayışı"nı Yonja'ya taşımış, kimliğini oluşturmaya çalışıyor. İbretlik.








TANKIN İÇİNDE OLMAK! @ 29-04-2008 01:15
Şu meşhur videoya pangeaday gözüyle farklı bir yaklaşım.



SPORU STADYUM DIŞINA ÇIKARMAK @ 29-04-2008 01:01
Bayramları stadyum dışına çıkarma fikri hemen her resmi bayram konuşulan bir şeydir. Adidas sporu stadyum dışına çıkarmış.



GÜNEY AFRİKA'DA BİR ATARİ SALONU @ 29-04-2008 00:51
"Sahi çocukluğumuzun atari makineleri nerede" diye merak edenler için.





Pangeaday için çekilmiş bir video.



ANADOLU'NUN KAYIP ŞARKILARI @ 27-04-2008 05:42
Üstteki kayıt Nezih Ünen ve ekibinin Babylon'da verdikleri konserin kaydı. Alttaki videoda ise "Anadolu'nun Kayıp Şarkıları" filminin fragmanı var. Filmin 27. Uluslararası İstanbul Film Festivali'ndeki gösteriminin ardından aynı günün akşamında Babylon'da konser gerçekleşmiş. Filmin vizyona girmesi için öngörülen tarih sonbahar.






Filmin web sitesi; Anadolu'nun Kayıp Şarkıları



DEĞİŞİM, DÖNÜŞÜM V.S. @ 27-04-2008 01:45
Dove'un şu meşhur evolution kampanyasını bilirsiniz. Aşağıda bu kampanyayı ti'ye almış iki video var. Çok eğlenceli olmasının yanısıra düşündürücü.










ANTİ-CUMHURİYET REKLAMLARI @ 26-04-2008 22:58
Bu reklamlarda da aşağıdaki gibi Cumhuriyet Gazetesi'nin "Tehlikenin Farkındamısınız?" reklam kampanyasının görselleri kullanılarak anti-kampanya oluşturulmuş.








babil

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 248
Kategori: Kültür Sanat
Etiket: kultur sanat dizi-film fotograf yonetmen blog blogger sinema reklam tv elestiri yorum analiz dizi

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Kültür Sanat - Mycogen
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 65
Kültür Sanat - Megami Sama's Blog
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 49
Kültür Sanat - BuciBuci
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 139
   
Olmazmi.com