En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Oyunvarmi.com'da binlerce flash oyun sizi bekliyor. Oyunvarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Kişisel - Az ve Öz RSS

Sakin - Edepsiz Komedya Klibi @ 16-12-2008 12:53
Kentsel dönüşümün mağduru olan Sulukule'de çekilen klip...



"Az ve Öz"

Alexandros Grigoropoulos Cinayeti ve Yunanistan Ayaklanması @ 10-12-2008 14:39




6 Aralık'ta Atina'nın Eksarhia semtinde Alexandros Grigoropoulos'un polis tarafından öldürülmesi Yunanistan'ı sokağa döktü.




"atina’da dün gece 16 yaşındaki bir gencin polisin açtığı ateş sonucu yaşamının yitirmesinin ardından başlayan olaylar tüm yunanistan’a yayıldı.


kendilerini "anarşist" ve "iktidar karşıtı" olarak niteleyen gruplar, atina, selanik, yanya, patras ve girit adasında çok sayıda banka şubesi, işyeri, polis karakolu, kamu binası ve aracı ateşe verdi...

vatanseverlik 135 bin olu daha verir yunanistan i bile aliriz degil iste.
it dalaslarinda uste cikmak, kardaklara bayrak dikmek degil vatanseverlik.
kimse sirtina uniformayi gecirince vatansever olmuyor.
polis copu degildir vatan nazim'in dedigi gibi.
vatani sevmek o vatanin cocuklarini sevmektir.

adi ne bilmiyorum, o yolun yolcusu ya da degil.
su testisi su yolunda kirilir da diyebilirsiniz.
simdi onun adi yaziyor kocaman, yunan bayraginin ustunde.
karsi yaka bize ahlak dersi veriyor.

bizse ne deniz'e sahip cikabildik, ne erdal'a,ne metin'e ne de ugur kaymaz'a.
çocuklardan katiller yaratıp,
yarattığımız katillere sahip çıkıyoruz anca.
beyaz bereler geçiriyoruz kafamıza, karanlığımızı örtmek için.
yazıklar olsun bize. "


Kaynak: http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=7+aralik+2008+yunanistan+ayaklanmasi%2F%2314547185

"Az ve Öz"


Issız Adam - Çağan Irmak @ 17-11-2008 20:25
Issız Adam Fragmanı


Issız Adam'ın resmi web sayfası
http://www.issizadam.com/




Issız Adam'ın etkileyici müzikleri...

Michel Fugain - Une Belle Historie



Michel Fugain - Une Belle Historie'yi indirmek için buraya tıklayınız.


Ayla Dikmen - Anlamazdın


Ayla Dikmen - Anlamazdın'ı indirmek için buraya tıklayınız.



Semiramis Pekkan - Bana Yalan Söylediler'i indirmek için buraya tıklayınız.


"Az ve Öz"

Anadolu'yu Türkleştirme Faaliyetleri @ 09-11-2008 13:50
Anadolu kelimesinin kökeni, bize yıllarca öğretilenin aksine Türkçe değil Yunanca'dır.

Anadolu kelimesi, Yunanca "Doğu" anlamına gelen ή άνατολή (anatole) kelimesinden türemiştir. Bu sözcük, "doğmak, yükselmek" anlamına gelen Yunanca άνατέλλειν (anatellein) fiilinden gelir. "Doğu ülkesi" anlamına gelen Anatolia ilk kez 7. yüzyılda Doğu Roma İmparatorluğu'nun Afyon, Isparta, Konya, Kayseri ve İçel yörelerini kapsayan idari birimi (Anatolikon Thema) için kullanılmıştır.

Anadolu'yu Türkçe ana ve dolu sözcükleri ile açıklayan görüş, Türkiye'de 1930'lardan itibaren yaygınlık kazanan milliyetçi tarih anlayışı çerçevesinde değerlendirilmelidir.



Kaynak: http://tr.wikipedia.org/wiki/Anadolu

"Az ve Öz"


Reamonn - Supergirl @ 31-10-2008 12:52



Reamonn - Supergirl Lyrics / Şarkı Sözleri
You can tell by the way, she walks that she's my girl
You can tell by the way, she talks that she rules the world.
You can see in her eyes that no one is her chain.
She's my girl, my supergirl.

And then she'd say, it's Ok, I got lost on the way
but I'm a supergirl, and supergirls don't cry.
And then she'd say, it's alright, I got home late tast night,
but I'm a supergirl, and supergirls just fly.

And then she'd say that nothing can go wrong.
When you're in love, what can go wrong?
And then she'd laugh the nightime into day
pushing her fear further long.

And then she'd say, it's Ok, I got lost on the way
but I'm a supergirl, and supergirls don't cry.
And then she'd say, it's alright, I got home, late last night
but I'm a supergirl, and supergirls just fly.

And then she'd shout down the line tell me she's got no more time
'cause she's a supergirl, and supergirls don't hide.
And then she'd scream in my face, tell me that leave, leave this place
'cause she's a supergirl, and supergirls just fly

Yes, she's a supergirl, a supergirl,
she's sewing seeds, she's burning trees
She's sewing seeds, she's burning trees,
yes, she's a supergirl, a supergirl, a supergirl, my supergirl..



"Az ve Öz"



Fool's Garden - Lemon Tree @ 31-10-2008 12:41



Fool's Garden - Lemon Tree Lyrics/Şarkı Sözleri
I'm sitting here in the boring room
It's just another rainy Sunday afternoon
I'm wasting my time I got nothing to do
I'm hanging around I'm a-waiting for you
But nothing ever happens - and I wonder

I'm driving around in my car
I'm driving too fast I'm driving too far
I'd like to change my point of view
I feel so lonely I'm waiting for you
But nothing ever happens - and I wonder

I wonder how I wonder why
Yesterday you told me 'bout the blue blue sky
And all that I can see is just a yellow Lemon tree
I'm turning my head up and down
I'm turning turning turning turning turning around
And all that I can see is just another Lemon tree

(Sing)

Dab- da da da da- dee dab da-
da da da da-dee dab da-
dab deb dee da

I'm sitting here I miss the power
I'd like to go out taking a shower
But there's a heavy cloud inside my head
I feel so tired put myself into bed
Well, nothing ever happens - and i wonder

Isolation - is not good for me
Isolation - I don't want to sit on a lemon tree
I'm stepping around in the desert of joy
Baby anyhow I'll get another toy
And everything will happen - and you'll wonder

I wonder how I wonder why
Yesterday you told me 'bout the blue blue sky
And all that I can see is just another Lemon tree
I'm turning my head up and down
I'm turning turning turning turning turning around
And all that I can see is just a yellow Lemon tree

And I wonder wonder
I wonder how I wonder why
Yesterday you told me 'bout the blue blue sky
And all that I can see
And all that I can see
And all that I can see
is just a yellow Lemon tree

"Az ve Öz"

"Tuhaf Filmler", Pera Müzesi'nde @ 30-10-2008 15:22


Centre Pompidou Film’in katkılarıyla 1 - 9 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek ‘Tuhaf Filmler’ programında, ‘Sinemaya farklı bir gözle bakmak’ başlığıyla kurmaca, belgesel, video sanatı, dans, deneysel filmler ve video oyunlarını bir araya getiren 12 orta metrajlı film gösterilecek.

Gösterimi yapılacak olan 12 filme ait ayrıntıları aşağıdaki bağlantıyı ziyaret ederek öğrenebilirsiniz.

http://www.peramuzesi.org.tr/tuhaf.html

"Az ve Öz"

Acıdır, hala yaşadığımızı hatırlatan! @ 30-10-2008 14:57

"Az ve Öz"


The Rasmus - Livin' in a world without you @ 28-10-2008 19:03
The Rasmus'un süper single'ı.



The Rasmus - Livin' in a world without you Lyrics / Şarkı sözleri

It's hard to believe that it came to this
You paralyzed my body with the poisoned kiss
For 40 days and nights I was chained to your bed
You thought that was the end of the story
Something inside me called freedom came alive
Living in a world without you

You told me, my darling
Without me, you're nothing
You taught me to look in your eyes
And fed me your sweet lies

Suddenly someone was there in the window
Looking outside at the sky that had never been blue
Ah, there's a world without you
I see the light
Living in a world without you
Ah, there is hope to guide me
I will survive
Living in a world without you

It's hard to believe that it came to this
You paralyzed my body with the poisoned kiss
For 40 days and nights I was chained to your bed
You thought that was the end of the story
Something inside me called freedom came alive
Living in a world without you

You put me together
Then trashed me for pleasure
You used me again and again
Abused me, confused me

Suddenly naked I run through your garden
Right through the gates of the past and I'm finally free
Ah, there's a world without you
I see the light
Living in a world without you
Ah, there is hope to guide me
I will survive
Living in a world without you

It's hard to believe that it came to this
You paralyzed my body with the poisoned kiss
For 40 days and nights I was chained to your bed
You thought that was the end of the story
Something inside me called freedom came alive
Living in a world without you

It's hard to believe that it came to this
You paralyzed my body with the poisoned kiss
For 40 days and nights I was chained to your bed
You thought that was the end of the story
Something inside me called freedom came alive
Living in a world without you

Ah, there's a world without you
I see the light
Living in a world without you
Ah, there is hope to guide me
I will survive
Living in a world without you
Living in a world without you
Living in a world without you
Living in a world without you
Living in a world without you

Genelkurmay başkanına... @ 17-10-2008 15:20
Taraf Gazetesi'nde Ahmet Altan'ın 16.10.2008'de kaleme aldığı yazısını alıntılıyorum...

Genelkurmay başkanına....
Siz, böyle saygısız, nezaketsiz, tehditkâr bir konuşma üslubunu benimseme cüretini nereden buluyorsunuz?

Ağzınızdan çıkanı kulağınız duyuyor mu sizin?

Siz kimi korkutmaya çalışıyorsunuz?

Korkutabileceğinize inanıyor musunuz gerçekten?

Bakın ben size dostça bir şey söyleyeyim general, vazgeçin bu kaba tehditlerden, öfkeli jestlerden, asabi mimiklerden.

Bunlar bizi korkutmaya yetmez.

Ha, sanmayın ki bu ülkede “derin devlet” dendiğinde kimin kastedildiğini bilmiyoruz, sanmayın ki patlayan arabalardan, ensesinden vurulan adamlardan haberimiz yok.

Sadece umurumuzda değil.

Bunu anlayabiliyor musunuz?

Bazı insanların, ülkeleri özgür ve mutlu olsun diye her şeyi göze alabileceğini kavrayabiliyor musunuz?

Bunu kavramaya çalışın.

Bırakın bu korkutma çabalarını.

Bunlar yakışıksız işler.

Üstelik gerçeği ortaya çıkarma çabasından bizi vazgeçirmeye de yetmez.

Siz bir şeyler söylediniz dün.

“Herkesi dikkatli olmaya ve doğru yerde bulunmaya” davet ettiniz galiba.

Siz, “doğru yerin” neresi olduğunu biliyor musunuz?

“Doğru yer” neresidir biliyor musunuz?

Doğru yer, insanın mesleğini dürüstçe ve gereklerini yerine getirerek yaptığı yerdir.

Biz, “doğru yerde” duruyoruz.

Mesleğimizin gereğini dürüstçe yerine getiriyor ve gerçekleri, yıllardır yalanlarla kandırılan bu halka açıklıyoruz.

Siz doğru yerde durmuyorsunuz.

Kendi mesleğinizin gereklerini yerine getirmiyorsunuz.

Sizin mesleğinizin gereği, size emanet edilen o genç askerleri korumaktır.

Karakol baskınını an be an gösteren kamera kayıtlarına rağmen gerekli tedbirleri almamak, istihbarat raporlarına aldırmamak, çatışma başladıktan sonra yeterince yardım göndermemek ve o çocukları ölüme terk etmek sizin suçunuzdur.

Görevinizi yerine getirmediniz.

Neden?

Niye o çocukları korumadınız?

Bunun için yargılanmanız gerektiğini biliyorsunuz değil mi?

Tabii savcıların sizi mahkemeye çağıramayacağına, sizi yargılayacak bir merci olmadığına güveniyorsunuz.

Ama bu, yargılanmanız gerektiği gerçeğini değiştirmiyor.

Tabii, bir de istifa müessesesi denilen bir şey var.

Sanırım sizin o müesseseden pek haberiniz bulunmuyor.

Başbakanın, hükümetin, parlamentonun sizden hesap sormaması da sizi cesaretlendiriyor.

Ama bir de halk var bu ülkede.

Gerçekleri duymak isteyen bir halk.

Ve, o sizin peşinizi bırakmaz.

Biz de bırakmayız.

Arkanıza kuvvet komutanlarını alıp kameraların önüne geçerek asabi bir şekilde medyaya verdiğiniz “muhtıra” bu gerçeği değiştirmez.

Siz bize Aktütün’ü anlatın.

O çocuklar niye öldü?

Niye baskını önlemediniz?

Bir de pek anlayamadığımız bir sözünüz var.

“Bu tip saldırılar karşısında her ordunun vereceği cevap ve tepki bellidir.”

Ne demek bu?

Birincisi bir saldırı yok, saldırmıyoruz, gerçekleri açıklıyoruz.

İkincisi, “her ordu” böyle eleştiriler karşısında nasıl tepki veriyor?

Siz nasıl tepki verdiklerini bilmiyorsunuz.

Gelişmiş ülkelerde böyle bir facianın sorumlusu olanlar derhal görevlerinden alınıp yargılanırlar.

Ama sizin aklınızdaki bu değil, açıkça anlaşılıyor.

O zaman, nedir o “ordunun vereceği tepki”?

Ordular, kendilerine saldıran “düşmanı” yok etmek için eğitilirler.

Bizim gerçekleri açıklamamızı bir “saldırı” olarak nitelediğinize göre bizi de “düşman” olarak görüyorsunuz.

Eee, ne yapacaksınız?

Saldıracak mısınız, gazeteyi mi bombalayacaksınız, F-16’ları mı göndereceksiniz?

Siz ne dediğinizin farkında mısınız?

Baskını daha önceden bildiğiniz halde o çocukları korumayacaksınız, bunu açıklayan gazeteleri de, “ordu tepkisiyle” korkutmaya çalışacaksınız.

General, “doğru yerde” durun.

Haddinizi aşmayın.

Bizim ülkemizde, yetmiş milyon insanın boğazından kesip verdiği paralarla ayakta duran bizim ordumuzla, bizi tehdit edemezsiniz.

Ordu, sizin hatalarınızı kapatmak için kullanacağınız bir tehdit aracı değildir.

Haa, bir de “bölücü terör örgütünün eylemlerini başarılı gibi gösterenler, akan ve akacak olan her damla kanın sorumlusu olurlar” sözünüz var.

Bakın bunu doğru söylüyorsunuz.

Ama “başarılı gösteren” kim?

Baskının önlenmediğini açılayan gazeteler mi yoksa baskını bile bile önlemeyenler mi?

O kandan kimin sorumlu olduğunu şimdi anladınız mı?

Sorumluluğu hissediyor musunuz?

Hissetmelisiniz.

Ve tehditleri bırakıp gerçekleri açıklamalısınız.

Tehditlerinizden ve üslubunuzdan hoşlanmadık.

Gerçekleri söyleyin bize.

Gerçekleri.

Biraz cesaret yeter buna.

Cesaretiniz de öfkeniz kadar büyük olduğunda bize gerçekleri söyleyeceğinize eminiz.

O günü bekliyoruz.

Ahmet Altan, Taraf Gazetesi


"Az ve Öz"

Trakya'da Sonbahar @ 05-10-2008 17:23

Trakya; ayçiçeği mevsimi bitince bomboş kalan tarlalardan ve tek tük ağaçlardan oluşan bir coğrafya...

"Az ve Öz"


Gölgeler - Bir Milcho Manchevski Filmi @ 05-10-2008 16:39
Gölgeler'in fragmanı




Filmlerinin senaryosu da kendisine ait olan yönetmen, anlattığı hikayelerde ölüm, döngü, kesişme gibi mistik konuları, yerel mitolojilere harmanlamayı tercih ediyor. Filmlerinin odak noktasına karakterlerinin iç dünyalarını koyan Manchevski, parçalı kurgu ile de izleyenin merakını filme bağlamayı başarıyor.

Orijinal ismiyle Senki (Gölgeler)de aslında en bilindik psikanalitik hikâyelerden beslenerek, bildiğimiz bir akışı, gerilimin dozunu Hollywoodvariye kaçırmadan, tam da ait olduğu coğrafya iklimiyle anlatmayı başarıyor. Başkarakter Lazar (ki Hristiyan mitolojisinde ölümden ‘geri dönen’ en ünlü karakter Lazarus’la adaş) karısıyla problemleri olan bir cerrahtır. Tartıştıkları bir akşam arabayla yola çıkan Lazar, kurtulması neredeyse imkânsız bir kaza geçirir, bir süre komadan kaldıktan sonra hayata ‘geri döner ’. Annesinin yazlığında geçirdiği bir senelik iyileşme sürecinin ardından, işe ve evine ‘geri dönüşü’ ise tuhaf olayları da beraberinde getirir. Evinde bir anda beliren ve eski bir dilde konuşan yaşlı, siyahlar içinde bir kadın, daha önce fark etmediği, bebekli, erkek bir komşusu, üniversitede karşılaştığı genç ve hüzünlü bir kadın. Yaşlı kadının, artık kullanılmayan Ege aksanından öğrendiği kadarıyla Lazar’ın kendisine ait olmayan bir şeyleri geri vermesi gerekiyordur, ama neyi? Bu sorunun cevabını ararken, karakterin aslında otoriter figür olan annesinin ekseninden çıkamayıp halen büyüyemediğini, tam bir Freudyen vaka olarak annesinden kopmayı kabullenemediğini (ya da annesinin kabullenemediğini) öğreniyoruz. Cerrah olarak da annesinin hastanesinde çalışmaktadır Lazar, tatillerde annesinin yazlığına gidilmektedir; annesinin sözü her yerde herkesten önce gelmektedir. Halen büyüyememiş bir çocuk gibidir.

İşte karşısına çıkan bu ‘garip’ insanlara geri vermesi gereken şeyi keşfettiğinde, anne rahminden de çıkmayı en nihayetinde başarır; Manchevski iki konuyu, geri dönen ölüleri ve anne rahmine dönme arzusunu birleştirip, bir taşla iki kuş vuran psikanalitik bir hikâye kaleme almıştır. “Usulüne göre gömülmeyen ölüler eninde sonunda geri döner” teması en bilindik gotik hikâyelerin göbeğini oluşturmaktadır. Bu filmde de, Lazar’dan başka kimsenin görmediği gölgeler olarak çıkar karşımıza ölüler. Bir şeyler ters gitmiştir, ve geri gelmişlerdir; çünkü huzura kavuşmaları gerekmektedir.

Tv dizilerinde bile oldukça sık kullanılan bu temayı sinemada ilginç ve seyirlik kılmak şüphesiz özen ve yetenek işi. Kimi zaman güldüren, birden belirip kaçan karakterleriyle merak ettiren, aniden indiren yağmuruyla hüzünlendiren hikâye, zaman zaman aksasa da sürükleyiciliğinden fazla bir şey kaybetmeden izleyeni finale taşıyor. Geniş açılı manzara çekimleri, yakın planda karakterlerin yüz ifadelerini derinlemesine vermesiyle de görüntü planlarında başarılı denebilir. Oyunculuktaysa Lazar peşine takılan hayaletler ve annesine olan kompleksiyle tam bir Hamlet! Diğer yandan, küçük ipuçları olmasa çevredeki ölüleri, yaşayanlardan ayırt etmek hayli zor olacak.

Sonuç olarak, ölümden geri dönen Lazar(us)’ın yaşama bağlılığı, izleyicide hoş bir tebessümle perdeyi indiriyor

Kaynak: http://www.limonluk.net/2008/05/glgeler-senki-shadows.html



Gölgeler; Beyoğlu Alkazar'da ve Altunizade Capitol'de gösteriliyor.


"Az ve Öz"


Bir Aradayız, Hepsi Bu - Ensemble, C’est Tout @ 26-09-2008 22:12

İzlerken mutluluk duyacağınız bir film. Keşke ben de o evde, bu arkadaş ortamında bulunsam diye düşüneceksiniz. Mutluluklarına imrenmemek elde değil.

Audrey Tautou'dan gözlerimi alamadım. O da ayrı bir güzellik!







Filmin seanslarını öğrenmek için:

http://www.sinemalar.com/seans/19716/Bir-Aradayiz-Hepsi-Bu/

"Az ve Öz"



Septemvriana @ 06-09-2008 14:15
Tümay Tuğyan'ın 25.08.2008 tarihli Yeni Düzen gazetesindeki yazısını alıntılıyorum....


Septemvriana
Yunanistan’ın 1950 yılında, ulusların self determinasyon haklarının Kıbrıs için de uygulanması yönünde Birleşmiş Milletler’e başvurmasıyla uluslar arası toplumun gündemine giren Kıbrıs konusu, bundan 5 yıl sonra, 29 Ağustos 1955’te Londra’da toplanan ve Türkiye, Yunanistan ve İngiltere temsilcilerinin katıldığı bir konferansta ilk kez masaya yatırılmıştı. Konferans’ta Türk heyetinin başkanlığını, dönemin Demokrat Parti hükümeti Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu yapıyordu. Konferans’ın ilerleyen günlerinde Ankara’ya geçtiği mesajda, müzakerelerin çetin geçtiğini bildiren Zorlu, Başbakan Adnan Menderes’e, “Türk kamuoyunun Kıbrıs konusunda artık daha faal olması” gerektiğini söylüyordu.

ENOSİS ilanının ardından, 1955 yılının yazında halihazırda İstanbul’da yaşayan Rumlara karşı bir kışkırtma kampanyası başlatılmıştı. Hürriyet Gazetesi’nin öncülüğünde başlayan kampanyada, Fener Patriği’nin, Kıbrıs’ın bağımsızlık mücadelesi için para topladığı ileri sürülüyordu. Türk basını, Kıbrıs’la ilgili sistemli bir şekilde uydurduğu haberlerle Türk Halkı’nı tahrik ededursun, ‘Kıbrıs Türktür Cemiyeti’ de, 28 Ağustos Pazar günü Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türkleri katledeceğini ilan ediyor, tansiyonun yükselmesine yardımcı oluyordu. (Cemiyet üyeleri, 1960 darbesinin ardından kurulan Yassıada mahkemelerinde, katliam yapılacağı yalanını, halkı tahrik etmek için uydurduklarını itiraf etmişlerdi)




Velhasıl zaten galeyana gelmiş olan Türk Halkı’nı, İstanbullu Rumların üzerine salmak için ufak bir kıvılcıma daha ihtiyaç vardı ve o kıvılcım da Selanik’te yanmıştı. Milli İstihbarat Teşkilatı’nın emirleri doğrultusunda yayın yapan İstanbul Ekspres Gazetesi, 6 Eylül öğleden sonrası yaptığı ‘acil!’ ikinci baskıda, Atatürk’ün Selanik’teki evine bombalı saldırıda bulunulduğunu duyuruyordu. Daha bomba patlamadan ( ki sadece evin bir camı kırılmıştı) gazete hazırlanmış, çoktan baskıya girmişti.

Gazete dağıtılır dağıtılmaz, yine devlet tertibiyle yüksek öğretim gençliğine düzenletilen bir gösteri, akşama doğru kitlelerin katılımıyla büyümüş, yoğunlukla Taksim’de toplanan kalabalık kısa sürede kontrolden çıkmış ve provokatörlerin çığırtkanlıkları sonucu başta Beyoğlu ve Karaköy’de olmak üzere Rumlara ait evlere ve dükkanlara saldırılmıştı (muhtarlardan alınan bilgiler ışığında Rumlara ait mekanların duvarları önceden kırmızı haçlarla işaretlenmişti). Cam, çerçeve ne varsa kırılmış, eşyalar talan edilmiş, sokaklara atılmıştı. İbadethaneler kullanılmaz hale getirilmiş, bu da yetmemiş, talan edilen mekanlar kundaklanmıştı.“Kıbrıs Türktür, Türk kalacaktır, Rumlar ittir, it kalacaktır” sloganları atan gözü dönmüşler, onbeş kişiyi öldürmüş, 30 kişiyi yaralamış, 73 kilise, sekiz ayazma, iki manastır, bir fabrika, 3584’ü Rumlara ait olan toplam 5537 ev, 2300 dükkanı tahrip, Rum mezarlıklarını talan etmişti. Rum okullarıyla gazeteleri ciddi hasar görmüş, yüzlerce Rum kızı tecavüze uğramıştı.

Londra’daki Zorlu’nun elini güçlendirmek amacıyla, halkı sokağa dökmek için yapılan plan, başarıyla uygulanmıştı. Bir yandan güya “milli dava”ya katkı yapılmış, diğer yandan da homojen bir ulus-devlet olma ve ekonomiyi millileştirme politikası güden Türkiye Cumhuriyeti devletinin, varlık vergisi ile başlattığı gayrı Müslim nüfusu yıldırıp toprakları Türkleştirmek adına yürüttüğü faaliyetler açısından önemli bir başarı sağlanmıştı. Olaylar sonucunda yaklaşık 15 bin Rum Yunanistan’a göç etmiş, sade kendileri değil, ataları da bu topraklarda doğup büyüyen 15 bin insan, vatanlarını terk etmek zorunda kalmıştı. Yani bir taşla iki kuş vurulmuştu.

Sonradan, 6-7 Eylül olaylarını provoke eden Selanik’teki bombalama olayının failinin, Türk basınının iddia ettiği gibi Yunanlılar değil, bizzat Türkiye Cumhuriyeti derin devleti olduğu ortaya çıkmış, Türkiye’den konsolos vasıtası ile Yunanistan’a gönderildiği tespit edilen bomba, Selanik Üniversitesi’nde Türk devletinin bursu ile hukuk eğitimi alan bir öğrencinin işbirliği ile yerleştirilmişti.

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bu utanç verici kara sayfasını, 53. yıldönümünü beklemeden anımsatmak istiyorum. İstanbullu Rumlar’ın ‘Septemvriana’ (Eylül olayları) diye adlandırdığı 6-7 Eylül trajedisini erkenci bir yazıyla anma nedenim ise, provokasyonun nelere mal olabileceğini göstermek.

Ders niyetine…

İbret niyetine…

Kaynak: http://www.yeniduzengazetesi.com/template.asp?articleid=2804&zoneid=16


"Az ve Öz"


Whopper, Big Mac kutusuna sığmayınca... @ 01-09-2008 23:22
Burger King'den Mc Donald's a bir taş.


"Az ve Öz"


Neden erkekler Dodge kamyonları çekici bulur? @ 01-09-2008 22:54
Dodge logosunun erkeklerdeki çağrışımı...


"Az ve Öz"


Kırıka - Kaba Saz @ 04-08-2008 08:25



boomp3.com

KIRIKA – Kaba Saz
Yeniden deniz şarkıları, deniz kültürü ve dionyssos ruhu...
Denizle karanın seviştiği, karanın erkek karalığına, denizin kadın maviliğine karıştığı, ufku açık mavi, gurubu yanık kızıl bir güzel coğrafya bizim evimiz.. Ege kıyıları...
Biz, gittikce kara kültürüne ve onun eğlence anlayışına teslim olmaya başlayan Türkiye'nin unuttuğu deniz kokusunun peşindeyiz.

Kırıka’nın İzmirli kurucuları gibi her İzmirli bilir ki buralara denizle gelen açıklık, güneş ile yıkanmış bir esriklik, milliyeti muğlak bir melezlik ve Dionyssos coşkusu yakışır. Yemek, içmek, şarkı söylemek, rakı ile esrimek, dans etmek, düğün, sünnet, açık hava, imbat, yosun ve deli lodos... Bu cümbüşü fişekleyen de zeybekler, sirtolar, kasap havaları, çiftetelliler, karşılamalardır.

Kırıka, müziğinde nicedir unuttuğumuz bu deniz rüzgarını arıyor...
Gelenekten gelen şarkıları bir müzeci gibi yorumlamaktan çok gelenekten beslenip, bugünün şarkılarını yaratmaya çalışıyor.
Ne ki gelenek öylesine cezbedici ki Tamburi Cemil Bey’in Rast Zeybeğini çalmadan da edemiyor.

Gelenek, şehirler ve müzik: Kaba Saz.

Kırıka’nın ana etkileşim kaynağını 1800'lerin sonlarına doğru İstanbul, İzmir, Selanik gibi Osmanlı İmparatorluğu’nun kozmopolit şehirlerinde ortaya çıkan, 1960’lara kadar özellikle meyhanelerde yaşayan "şehirli halk müziği" olarak nitelendirebiliriz.

Bektaşi nefeslerinin rindaneliğini, oyun havalarının hovardalığını, Karagöz-Hacivat müziklerinin çocuksu-neşesini, yeniçeri kahvehanelerindeki kabadayı hallerini, rembetikoların külhaniliğini, kantoların hafif meşrepliğini, ve içli sevda şarkılarının hüznünü içinde barındıran bu kalender müzik o eski zamanlarda kah bir Rum hatunun sesinden, kah Urfalı bir gazelhanın nağmelerinden, kah İstanbul'lu bir beyefendinin nidalarından yükseliyordu.

Kırıka, mayasını işte buralarda buluyor, ruhu kırıklık... yani şehirli olmanın ortaya koyduğu melez olma durumu.

MÜZİSYENLER
Salih Nazım PEKER: Vokal, saz
Hasan Devrim KINLI: Bas gitar, geri vokal
Orçun BAŞTÜRK: Davul, ziller, geri vokal
Murat Ferhat YEGÜL: Trombon, ney
Şenol ÖRSÇÜLER: Klarnet

KIRIKA KONSERLER, FİLM MÜZİKLERİ
2000 yılında kurulan Kırıka, 2001 yılında İstanbul ve Saraybosna’da verdiği konserler haricinde tamamen repertuar çalışmalarına yoğunlaştı. Çeşitli kadro değişikliklerine rağmen Ağustos 2004' te daha sonra Yabancı Damat adı ile çekilen dizinin ilk versiyonuna müzik yapmak için orijinal kadroyla tekrar bir araya geldi.

Daha albüm kayıtlarına başlamadan Türk sinemaseverlerin büyük ilgisini gören Organize İşler ve Dondurmam Gaymak filmlerine Pireli Sirto ve Hicazkar Zeybek parçalarını veren Kırıka, diğer yandan dizi müziği ve radyo tiyatrosu alanlarında beğeni ile karşılanacağını umduğu pek çok parçasını kayda düşüyor.

Kırıka, 2008 yılının ilk aylarında Tapis Volant - Uçan Halı festivali kapsamında Beyrut ve Şam’da Türkiye’yi temsilen konserler verdi.

"Az ve Öz"


Lenny Kravitz - I Belong To You @ 29-07-2008 22:02
Lenny Kravitz - I Belong To You



"Az ve Öz"

Müslüman Çöpçatan Sitesi - Muslima.com @ 29-07-2008 15:35
Hepsi o kadar güzel ve çekici ki, bir türlü seçim yapamıyorum!!


"Az ve Öz"


Vodafone'a mektup - Baz istasyonuna tepki @ 29-07-2008 14:55
Mektubu okuyabilmek için aşağıdaki resime tıklayınız...




"Az ve Öz"


Normal Televizyon ve Yüksek Çözünürlüklü Televizyon @ 03-07-2008 09:34

"Az ve Öz"


İki intihar @ 02-07-2008 15:58

Amaç aynı, araçlar farklı!


"Az ve Öz"


Uçak İkaz Lambası @ 30-06-2008 23:10
DC 24, DC48 volt ve AC 220 voltta çalışan uçak ikaz (uyarı) lambaları için DEMOS ile irtibat kurabilirsiniz. Telekomünikasyon kuleleri, gsm sektöründeki kuleler, televizyon - radyo verici kuleleri, gökdelenler, yüksek binaları için 140 lede sahip uçak ikaz lambaları sunuyoruz.

Demos - İrtibat Bilgileri
Tel: 0216 575 68 22
Fax: 0216 573 80 79

"Demos Mühendislik"

"Az ve Öz"

Joan Miro Resim Sergisi, Pera Müzesi'nde @ 30-06-2008 08:25
Joan Miró

1893 Joan Miró 20 Nisan 1893’te Barselona’da, Passatge del Crédit’te doğar.

1906-1910 1910’a dek La Llotja, the Escola Superior d’Arts Industrials i de Belles Arts’daki [Endüstriyel ve Güzel Sanatlar Yüksek Okulu] derslere katılır.

1910 Miró’nun ailesi Tarragona’da Montroig çiftliğini satın alır, bu mekân ressamın çalışmalarının temel izlerine ve esinine kaynak oluşturacaktır.

1910-1915 Annesi ve babası, onun ressam olma isteğine razı olurlar ve Francisco Galí’nin Sanat Okulu’na kaydolur.

1918 İlk solo sergisini Dalmau Galerisi’nde açar.

1919 Miró ilk otoportresini Picasso’ya vermiştir. 1920’de bu eser Paris Salon d’automne’da sergilenmiştir.

1920 Miró Paris’e ilk ziyretini yapar, orada kaldığı süre içinde Picasso’yu ziyarete gittiği ilk serüveni büyük bir hayranlık yaratır kendisinde. Grande Chaumière’de bazı derslere katılır, zamanının çoğunu müzeleri gezerek geçirir, birkaç dadacı gösteriye tanık olur, dönemin sergilerini ziyaret eder.



1922 Miró ve Masson’un çevresinde birçok avangard yazar ve ozan toplanır: Antonin Artaud, Georges Bataille, Robert Desnos, Jean Dubuffet, Paul Eluard, Marcel Jouhandeau, Michel Leiris, Raymond Queneau ve Armand Salacrou.

Nietzsche’nin, Sade’ın, Rimbaud’nun, Mallarmé’nin, Saint Pol Roux’nun yapıtlarını keşfeder, Apollinaire okumalarını derinleştirir. Bozguncu mizahının etkisi altında kaldığı Alfred Jarry’den metin okumalarına katılır. Ama her şeyden önemlisi, André Breton’un “Gerçeküstücü Manifesto”da tanımladığı şekliyle, yeni yeni doğmakta olan gerçeküstücülüğün ileri sürdüğü şeyleri okuyup öğrenmeye başlar.

1925 Miró, Pierre Loeb yönetimindeki galerinin müdürü Jacques Viot’yla bir sözleşme imzalar. Haziran’da, Paris’te ilk kişisel sergisi açılır. Gerçeküstücü gruptan herkesin yazılarını içeren ve önsözünü Benjamin Péret’nin yazdığı katalog Miró’nun artık resmi olarak gruptan sayıldığına işaret etmektedir. Yapıtları La Révolution surréaliste’te yayımlanırken, o gerçeküstücü grubun, Breton tarafından Pierre Galerisi’nde düzenlenen, “Gerçeküstücü Resim” adındaki ilk resmi sergisine katılır.

1926 Marcel Duchamp’la Catherine Dreier’ın New York Brooklyn Museum’da düzenlediği “International Exhibition of Modern Art assembled by the Société Anonyme”e katılarak Amerika’da ilk kez sergilenir.

1927 Miró, kısa süre sonra onu Paris’teki gerçeküstücü gruba sokacak olan Salvador Dalí’yle tanışır.

1928 Miró’nun yapıtları eleştirmenler tarafından resmi olarak kabul görür. Paris’te, André Breton Ekim ayında yayımlanan Le surréalisme et la peinture (Gerçeküstücülük ve Resim) adlı yapıtında onun yaratılarındaki “otomatizm”i selamlar.

1929 Yaz aylarında Montroig’de, Miró farklı ve zengin bir Kolaj dizisini geliştirmeye başlar. Bu eşi görülmemiş yapıtlar kısa sürede gerçeküstücü grubun ilgisini çeker: Breton da, Aragon da bunlardan birer tane alıp 1930 ilkbaharında Paris Goemans Galerisi’nde açılan “Resme Meydan Okumak” adlı sergilerine katarlar, katalogda da bu “kolajlar”ın gerçeküstücülük ve kübizmle karşılaştırıldığında eşsiz bir özgünlüğe sahip olduklarını ileri sürerek överler.

1930 Miró, ABD’de New York’ta bir galerisi bulunan Pierre Matisse’le tanışmasının ardından buradaki ilk kişisel sergisini Kasım 1930’da New York’un Valentine Galerisi’nde açar.

1932 New York’ta Pierre Matisse Galerisi’ndeki ilk kişisel sergisini açar.

1933 Paris’te, Calder’in evinde kaldığı bir dönemde, Louis Marcoussis’le birlikte gravür yapmaya başlar.

1936 Miró “nesne” üretimini yeniden ele alır, bu gerçeküstücü grupla yeniden yakınlaşmasını sağlayacaktır, o yılki sergilere katılır: Gerçeküstücü Nesneler Sergisi, Charles Rotton Galerisi, Paris; Uluslararası Gerçeküstücülük Sergisi, New Burlington Galerileri, Londra; ardından da Alfred Barr tarafından MoMA’da düzenlenen Fantastik Sanat, Dada, Gerçeküstücülük Sergisi’nde yer alır.

1941 Bu yılın sonbaharında, James Johnson Sweeney tarafından MoMa’da düzenlenen ve gelecekteki “Soyut Amerikan Dışavurumculuğu”nun ressamları üstünde derin bir iz bırakan retrospektif sergiyle yapıtı New York’ta tanınmaya başlar.

1942 Miró’nun ABD’deki etkisi Peggy Guggenheim Koleksiyonu’ndaki yapıtlarından oluşan ve Ekim 1942’de Guggenheim Galerisi’nde açılan sergiyle, ayrıca yapıtlarının New York’taki temsilcisi Pierre Matisse’in hemen her yıl kendisine adadığı kişisel sergilerle daha da güçlenir.

1947 Galerie Maeght’ta Breton’la Duchamp’ın 1947’de düzenlediği Uluslararası Gerçeküstücülük Sergisi’ne katılır.



1948 Aimé Maeght’la bir kişisel sergi sözleşmesi imzalar.

1959 Aimé Maeght, Paris’te Levallois’da bir basımevi açar. Miró orada, Robert Dutrou’yla birlikte gravür çalışmalarını sürdürür.

1962 Avrupa’da ve Japonya’da düzenlenen ilk retrospektif sergilerle yapıtları uluslararası alanda tanınmaya başlar.

1967 Carnegie International Prize of Painting’i alır.

1974 Yazın Maeght Vakfı’nda bir Miró retrospektifi düzenlenir, aynı sergi sonradan Barselona’daki Antic Hospital de la Santa Creu’ye taşınır, bu Miró’nun İspanya’daki ilk sergisidir.

1981 1979’dan beri artık atölyesinde çalışamayan Miró atölyelerini korumak ve canlı bir sanat merkezi kurmak amacıyla Palma-Mayorka’da vakfının temellerini atar. Bu bina Fundació Pilar i Joan Miró adını alacaktır.

1983 25 Aralık 1983’te, Joan Miró Palma-Mayorka’da ölür.




Pera Müzesi İletişim Bilgileri:

Meşrutiyet Caddesi No.65
34443 Tepebaşı - Beyoğlu - İstanbul

Tel. + 90 212 334 99 00
Fax. + 90 212 245 95 11
http://www.peramuzesi.org.tr

"Az ve Öz"


Paslanmaz Çelik Kablo Bağı - Çelik Kablo Bağları - DEMOS @ 25-06-2008 21:11
Demos, aşağıdaki boyutlarda çelik kablo bağları ithal etmektedir.
Demos marka çelik kablo bağlarından satın almak için aşağıdaki telefon numaralarını arayabilirsiniz:

Tel: 0216 575 68 22
Mobil: 0544 819 19 20

Ayrıca demos@demosmuhendislik.com adresine e-mail göndererek de siparişte bulunabilirsiniz.

Demos Mühendislik:

http://www.demosmuhendislik.com/Ekipmanlar/kablolar.aspx

http://demosmuhendislik.blogspot.com/2008/05/celik-kablo-bagi-demos.html

"Az ve Öz"



Az ve Öz

Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 273
Kategori: Kişisel
Etiket: blog blogger google-osman istanbul secim politika arastirma itu universite muhendis en-iyi-blog blogspot blogcu google yahoo msn turkiye

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Kişisel - GökSenin
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 70
Kişisel - Alemin Renkleri
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 139
Kişisel - question marx
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 69
   
Olmazmi.com