En büyük ve en sade açılış sayfası
Olmazmi arama
tr
en
anasayfa siteler rssler
   
 Telefonvarmi.com'da binlerce cep telefonu sizi bekliyor. Telefonvarmi.com ile tanışmadıysanız buraya tıklayınız.

Yemek - Aslicin RSS

Kızgınım... @ 08-01-2009 00:07
Kendime.

Buradaki "Hin asansör" yazımdan sonra asansör korkum kalınca bugün gittiğimiz bir yerde 13. katta benden etkilenen oğluş, son bindiğimde kapıları açarken bir nevi panik atak geçirdiğimi gördükten sonra, asansöre binmeyi reddetti. Babası bunun üzerine çocuğu korkutup duruyorsun senin gibi korkak bir şey oldu bu dedi, ben de kızgınlıkla o zaman gel sen bak dedim. Sonra böyle dediğim için kendime kızdım, daha sonra da çocuğun önünde korkumu belli ettiğim için kendime kızdım. Zaten 1 ay homini gırtlak tumba yatak İstanbul'da yaşadıktan sonra burada kilo verebileceğimi düşündüğüm ve buna rağmen 3 gündür yediklerimi kısma konusunda pek de başarısız olduğum için kendime kızgındım, tam da üzerine tuz biber oldu. Burada bahsetmedim henüz ama buradaki evimizi değiştirmek isterken, halihazırda bulunduğumuz evin sözleşmesinde bir sene daha oturmamız gerektiğine dair bir ibare olduğunu da duyunca , heveslendiğim ve yeni eve dair hayaller kurduğum için de kendime kızdım.

Hayır hiç pozitif değilim ve şu an canım kimseyle tek kelime konuşmak istemiyor.

Sanırım gidip yatsam iyi olacak...

İnsanoğlunun yapacakları, hayal ettikleri ile sınırlıdır... @ 06-01-2009 09:17
Yeni yıla dair dileklerimi sıralamak, yapmak istediklerimi yazmak, hayaller kurmak, yılın daha ilk günlerinde acılar yaşayan dünyada, bir nevi şımarıklıkmış gibi. Fırsattan istifade yeni yıl eğlencesini iptal edenler gibi ben de yeni yıla dair yeni fikirlerimi bir kenara atayım diyorum ama olmuyor işte. Bir umuttur insanı yaşatan dememişler mi? Hayallerimiz yada geleceğe dair inandığımız, istediğimiz şeyler de olmasa ne yaparız biz?

Yeni yıla girmeden yeni yıla dair dileklerimi şurada yazmıştım ama anlaşılan o ki daha ilk günden tutmadılar.

Buraya öncelikle kendi adıma not düşmek isterim planladıklarımı...

İlk altı ay içinde bu dil iyice öğrenilecek.
Oğluşun da İngilizceyi öğrenmesi için elden gelen yapılacak.
İstanbul'a gittiğim ilk hafta bu güzel şehir bir turist gibi gezilecek.
Bu yaz tatilinde zaman bulup da gidemediğim her şehir, ve belki Kanada gezisi de yapılacak.
Nihayet karar verdiğim dövme fikri en geç haziran sonu hayata geçirilecek.

Hayal ettiklerim...

Bu ay buradaki ev değişse, yaz aylarında da İzmir'de istediğim gibi bir ev bulabilsem.
Kendime istediğim gibi ev ofis yürütecek bir işe girsem yada kursam.
Sonbaharda yen bir dil öğrenmeye başlasam.
Artık ne yapacağıma karar verip o spora daha fazla eğilebilsem.
Küçük hayallerimin küçük sürprizlerle gerçekleştiğini görsem.

Asla asla asla dediklerim (en azından demeye çalıştıklarım )...

Aburcubur yeme.
Hareketsiz kalma.
Negatif olma.
Hayal kurmayı bırakma.
Büyük konuşma...

Teşekkür @ 03-01-2009 23:40
Gittim, gördüm, yedim,içtim, güldüm, eğlendim, geldim.Şimdi teşekkür etme zamanı.

Öncelikle anneme teşekkkür etmeliyim, ben gezmek istediğimde Kerem'le ilgilendiği, sevdiğim şeyleri pişirip, elimi bir işe sürdürmeden bolca dinlendirdiği için. Sonra beni oradayken sık sık arayan soran arkadaşlarıma teşekkür etmeliyim. Beni yalnız bırakmayanlara. Misafir edenlere.

Her iki Sinem'e, Vij'e, Şehnaz'a, Gülcan'a, Şebnem'e öncelikle. Erken yılbaşı partisinde konukseverlikleri için Ersin hoca ve Tanya'ya, hoş sohbetleri için orada bulunan tanıştığım tüm arkadaşlara. Yılbaşı gecesi partisinde bir arada olduğum herkese. Yeni yıla özel kitabı için Angelmama'ya. Birilerini unuttuysam affola.

Yerleşeyim, yeni yıl dileklerim, planlarım, hayallerim var. Bir de haberlerim. Şimdilik bu kadar...





Adiliğin dini yok. @ 02-01-2009 23:14
Yok. Din Allah korkusu verir insanın kalbine. İnsan inançlıysa, kime, neye, nasıl inanırsa inansın, biraz çekinir, elini ayağını denk alır, tabiri caizse biraz da olsa tırsar. Ama en baba inançlı geçinen adamlara bakarsın ki Allah korkuları yokmuş gibi davranırlar. Bir deşsen her türlü pisliği görür, şaşakalırsın.

Nitekim, benim için doğalgaza kurban giden 7 kayıp insan hakkında yok içmişlerdi, efendim yarıçıplaklardı diyerek aklı sıra olayı başka tarafa çekmeye çalışan bir iftiracının Filistin'deki çocuk katillerinden bir farkı yoktur.

Biri fiilen öldürüyor, biri ölünün üzerinden prim yapmaya çalışıyor.

Çünkü özünde ikisinde de Allah korkusu yok.

Gerisi boş...

Not: Ki içmiş, soyunmuş, yada başka bir şey yapmış olsalar da bu o beyefendiyi ilgilendirmezdi.

Dip not: Bu açıklama ellerinden gelse evimizin içine bile karışacaklarına da iyi bir örnektir hani.

Dip sos: Bu yazıyı okurken duyduğum şu haber de yazının tuzu ve biberidir. Bu gazetenin adını duyunca o dede geliyor aklıma. Tabii canım gençlerin bir arada ne işi var, hani olsa 70 lik bir dede ve 14 lük bir kız amenna, dimi ama ?

Hepi niv yiırsss... @ 31-12-2008 00:53

Aşk, dost, sağlık sıhhat, şans, bereket, hayal, mutluluk, huzur, lezzet, ağız tadı, müjdeler dolu yeni bir yıl diliyorum.

Eşe, dosta, akrana akrabaya, çoluğa, çocuğa, arkadaşlara, sana bana.

Nice yıllara...



Yeni yıl şiiri- Söz @ 30-12-2008 00:01
Bilirsiniz sözümde hep durmuşumdur duracağım
Sevgilime sözverdim ben yirmi yıl yaşayacağım
Düşmanlarım sevinmesin yirmi yıl sonra yok diye
Belli değil yirmi yıla ne zaman başlayacağım.
Aziz Nesin


Yeni yıl şarkısı- Roundabout @ 29-12-2008 00:02




Ayrılık, her şiir-i muhabbetin son mısrasıdır... @ 27-12-2008 22:25
Ayrı kalmak aşka iyi geliyor. Tecrübeyle sabit. Şimdi de ayrıyız. Özledik...

Biz birbirimize özgür zamanlar veririz. Arkadaşlarımızla ayrı yerlerde ayrı zamanlar geçirebiliriz. Farklı şeylerden hoşlanabiliriz.

Her daim dip dibe zaman geçirmeyiz.

Birbirinden ayrılmayan çiftler anlayamaz bizi. Bizim de onları anlayamadığımız gibi. Bunca yıldan sonra nasıl bu kadar iyi anlaşıyorsunuz diyorlar. Çözüm bu arkadaşlar. Biz birbirimizi yemiyoruz, tüketmiyoruz, sıkmıyoruz. Zaten fazla bir arada olunca birbirini yemeye başlıyorsun, niçin bıktıralım birbirimizi?

Velhasıl bu aralar arkadaşlar arasında çok muhabbeti olduğundan yazıyorum, budur sırrımız.

İş gezileri için bir yere gittiğimde yanımda bir tşirtünü götürürdüm özlediğimde koklamak için. Dalga geçti bundan haberdar arkadaşlarım benimle ama olsun.

O iş gezilerine gittiğinde fotoğraflara, eski mektuplara baktım, kah hüzünlendim, kah ağladım.

O zaman zor zamnlar gelmiyor akla, her şeyin güzelliği hatırlanıyor.

Siz de her zaman sevin birbirinizi, saygı bitmesin, özleyin arada bir, eskisi gibi ayrılıklardan sonra kavuşun sıkı sıkı sarılmak üzere, 13 sene birliktelikten sonra bile telefonda fısıldayın birbirinize böylece, msn de kalpler gönderin birbirinize.

Daralmayın, daraltmayın, bu da benden yeni yıl hediyesi olsun yeni evlilere.

Eskilere lafım yok, haşa, ne haddime :)

Bizi nasıl bilirdiniz? @ 25-12-2008 22:13
Başbakan " Ölmemiş adama kefen mi biçeyim" demiş.



Ölmedik ama sürünüyoruz.



Eski şirketimin olduğu yerde son bir hafta için 1600 den fazla kişi işten çıkarılmış.



Ama tabii henüz ölmediler, sadece işsiz kaldılar.



Öldükten sonra kefen biçsen kaç yazar bilmiyorum ama ben bunu yıllar sonra da okunması için buraya yazmasaydım hatırı kalırdı.



Allah halkımıza sabır ama en çok da akıl fikir versin. Cenaze namazı için şimdiden Amiiiin !

İyi bir şey... @ 24-12-2008 22:04
Sevgili Yeliz'in blogunda gördüğüm yazıdan sonra şaşkınım, ama bir yandan da ilk kez internet ortamında bir hakaret davasının sonuçlandığını gördüğüm için memnunum. Bu benim ve bir bir çok insanın olası davaları için sonuç teşkil ediyor. Onu ve hissettiklerini çok iyi anlıyorum. Ben zamanında benzeri yorumlar ve mailler için dava açmadım, ama bir gün açarsam sonuçlanacağını biliyorum artık.

Yeliz interaktif katılımı ile sıcacık bir bloga sahip, ayrıca blogu sık güncellenen, bir çok haberi de günü gününe alabileceğiniz bir yer. Her zaman izleyemesem de iletişimini çok beğeniyorum. Umarım hiç bir zaman yılmaz, yorulmaz :)

Zavallı ıssız adam @ 23-12-2008 00:43



Beğenenler beğenmeyenler anlatsın, ben de size bahsedeyim. Gittim gördüm geldim. Bir şeyi gözünüzde çok büyütürseniz, hayal kırıklığı kaçınılmaz olur, nitekim öyle oldu. Ama uzun zamandır bir filmde ağlamamıştım, bu filmde ağladım mı? Ağladım. Çıkınca, iyi filmdi aslında dedim mi? Dedim. Soranlara ne dedim? İzlemelisiniz. Neden?

Nedenini tam olarak açıklayamıyorum. İlk yarı şişirilmiş, kasılmıştı hatta sanki fazlasıyla zorlanmıştı, hikaye çok da bilmediğimiz bir şey değildi. Peki bizi yakalayan neydi?

Sanırım samimiyet, herkesin kendisinde veya sevdiklerinden birinde gördüğü imkansız aşk hikayesi, belki aşkın eğlenceli ve acı veren yanlarının hikayede bir arada olması.

Issız adamın hayatını anlatabilmek için ilk yarıdaki kimi sahneler ve diyaloglar o kadar da gerekli miydi, veya farklı bir şekilde anlatılabilir miydi bilmiyorum, sinema eleştirmeni değilim nihayetinde. Ancak şu bir gerçek ki, bu film bunca film içinde, onların yerine gidilecek görülecek bir film. Belki filmin hikayesi değil de bir sahne, bir diyalog yada müzikleri yakalayacak sizi.

Günümüzden bir aşk filmi. Filmin son 15 dakikası için defalarca izlenebilecek, ve ıssız adamın çaresizliğine de bir posta ağlatacak bir film ayrıca.

Her film gibi istenirse acımasızca eleştirilebilir, hatta şimdiden filmle dalga geçen saçma sapan bir mail de dolaşıyor ortalıkta.

Ama benim aklımda müzikler, filmden bir iki hoş söz, bir kaç sahne, bir kaç tasarım ve iç mimari fikri, ve o aşkın bana hatırlattığı eski arkadaşların hikayeleri kaldı.

Ve hatırlattı: Günümüzde aslında çok fazla insan ıssız değil mi?



Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır... @ 21-12-2008 19:33
Günler şöyle şöyle yada şöyle homini gırtlak geçiyor. İnsan uzaktan gelince sevildiğini daha iyi biliyor. Onu özleyen arkadaşların kim oldukları davetlerine gidince anlaşılıyor, bu her ne kadar bünyeye şeker ve yağ olarak girse de, kahkaha atmak da bir o kadar yağ yakıyor. Bu sefer İzmir'e gidemesem de İzmir'li arkadaşların farkı ot yemekleri, ege balıkları, börülceden boyoza Ege lezzetleri oraların özlemini dindiriyor. Geceyarılarına hatta sabahlara kadar oturuluyor, geçmiş zaman anılırken kimi zaman hüzünleniyor insan, çoğunlukla ise gülerken gözlerden yaşlar geliyor. Her güne plan program yapılsa da günler o kadar hızlı geçiyor ki insan hiç bir şey anlamıyor. Neyse ki bol bol fotoğraf çekiliyor, akılda kalan birlikte yapılan programlar, birlikte kurulan hayaller, ve birlikte geçirilen zamanların hoş anıları oluyor.



Dolce Vita @ 16-12-2008 17:44


Günler güzel geçiyor şekerler. Bu şekerler lafı da 90 lı yıllar temasından kaldı, sabah şekerleri, leblebileri ile dalga geçersen sonu bu olur.

Bayramdan bir kaç gün önce geldik anavatana. Kerem ikide bir burada herkes Türkçe mi konuşuyor anne diye sordu. Bunu söylediğine bakarak şakır şakır İngilizce konuştuğunu sanmayın, başka dil duymaya alışmış, başka sebebi yok.

Eve geçtik, dinlendik, arkadaşlar geldi- ki bu arkadaşlar, iyi gün kötü gün olayı, ve özlem meselelerine binealeyh gireceğim-hasret giderme, annemin börekleri, hoş sohbet aklımda kalanlar.

Ertesi gün bayram alışverişi bahanesi ile kendimi dışarı attım. İndirim ilanları altında bindirilmiş fiyatlar eşliğinde bir kaç ayda ülkem ne kadar daha pahalı olabilir şaşkınlığı ile arkadaşlarımla bir kahve sonrası eve döndüm.

Sonrası malum bayrama hazırlık.

Oğluş oyuncaklarını unutmuş, hazine odası bulmuş gibi oldu. Arkadaşları geldikçe de coştu.

Bayramın ilk gününü ilk kez evimizde kutladık. Giyindik, bayramlaştık, anı olarak fotoğraf çekildik. Arkadaşlarımız geldi, pek keyifliydi. Sonra ertesi gün biz gittik anne, teyze ziyaretlerine. Bayram dediğin bir kaç gün ama biz tatili severiz vesselam, üçüncü günden sonra gezdik, tozduk. Oğluşla sinemaya gittik, ben karşıya geçtim Şebo ve Angelmama ile buluştum. Önce Cadde'de kahvaltı ettik, birer kahve içtik. Cappucino berbat önermiyorum. Sonra bütün kızlar toplanınca ne yapılır, tabii ki mağazalara dalınır. Yılbaşı için biletlerimizi de almayı ihmal etmedik. Umarım şans getiririz birbirimize.

Yemek için Vapiano'ya gittik. Evet, kesinlikle öneririm. Son derece sıcak ve keyifli bir ortam. Pizza feci doyurucu, kaliteli, zevkli ve fiyat olarak da makul bir yer.

Dönüşte Tanya ve sevgili sevgilisi ile karşılaştık, benim için harika bir tesadüf oldu.

Bunca yorgunluktan sonra bir kaç gün dinlendim, sadece bir gün Bahçeşehir pazarına çıktım. Mmmmm bayılıyorum oraya. Sebze meyve bölümüne de, ıvır zıvır, ev eşyası, aksesuar, markaların mallarını sattıkları diğer bölüme de. Hiç gittiniz mi bilmiyorum ama çarşı pazar dolaşmayı seviyorsanız kesinlikle öneriyorum.

Bu kadar öneri yeter. Şimdi yeni planlarım var. Bir kaç gündür diş hekimi, bankalar ve arkadaşlarla kahve keyifleri arasında dolaşıyorum. Yeni planlarım var, bir terslik olmazsa keyifle geçirmeyi planlıyorum. Burada paylaşmak üzere.

Şimdi izninizle Issız adama gidiyorum...

Dip not: Fotoğraftaki modeller, babaannemin gençliğinden kalma 60 senelik tek tük kalmış fincan takımım, Mehmet efendi Türk kahvesi, Bilmemkaç senelik tekila için kullanmayı sevdiğim minik bardaklar, Hare'nin Beyaz çikolatalı Mocha likörü. Mmmmm...

Baş ağrısı, I like to move it ve ağlayan İstanbul... @ 14-12-2008 16:14
Yazacak çok şey var ama başım çok ağrıyor, toparlayamıyorum konuları. Bir Asprin C sonrası buluşuruz burada belki. İnternetsiz bir bayram geçirdim bu sefer, insan ölmüyormuş, bilakis iyi geldi gibi. Bolca yemece, aile ve arkadaşlarla görüşmece, annenin kitaplığında ne zamandır duran kitapları karıştırmaca gibi yeni maceralara kucak açtım, hiç sormayın. Çok uyudum, çok dinlendim, çok zap yaptım. İzlemek istediğim filmleri izleyemedim ama oğluşla Madagaskar iki ye gittik o günden beri eski günleri anarak "I layk tu muv it" i söylüyoruz. Dün geceki Disko Kralının 90 lar bölümü de üzerine cila gibi geldi.

Şimdi dışarı bakıyorum camdan. Gri, puslu, soğuk İstanbul'da bu sisli ve kirli hava 3 günlük kömüre el çırpıp sırıtan 3 akıllıların ve onların oyunu garantileyen 3 gün sonramızı düşünmeyen kalantor amcaların suratını güldürdüğünü hatırlatırken, içine s..ılmış İstanbul ağlayarak bakıyor pencereden bana.

Elim kolum bağlı İstanbul.

Sokağa mı çıkayım? Atina mı sandın burayı? AB ülkesi mi? Orada bir can için başlar gösteriler, burada canın değeri yoktur kimsenin gözünde. Bırak hayvan haklarını, çevre kirliliğini, politik hesaplaşmaları yada ekonomik krizi. Haaa, bunlara rağmen Ab adayı sayarız kendimizi, o da ayrı bir komedya.

Neyse burada orantılı güç var, kurbanlık koyun misali sineriz oturduğumuz yere, sesini çıkaran olursa "Ne yani fakir fukarayı da doyurmayacak mıyız " derler sanki sadece seçim zamanı dağıtmıyorlarmış gibi demogoji yaparak. Sanki bizlerin cebinden değil de kendi ceplerinden veriyorlarmış yardımı gibi kasılırlar kaşınarak. O yardım alanlar da sorgulamaz zaten, acaba ben neden yardıma muhtacım diye. Neden işsizim, neden cahilim, yada neden fakirim.

Ya işte böyle İstanbul, hoş geldim ama hoş görmedim seni, rengin daha da bir solmuş görmeyeli.

Şimdi yazmayacaktım ben değil mi?

Hayat bayram olsa... @ 06-12-2008 13:00

Eski fotoğrafları bir araya getirip fotoğrafını çekeli bile 3 yıl olacak neredeyse, nasıl da çabuk geçiyor zaman.
Bir bayram daha geldi.
Benim için evime, aileme, arkadaşlarıma kavuşmak oldu bu bayramın adı. Oldum olası kan akıtmayız gözümüzün önünde. Ben küçükken anneannemlerde kesilirdi ama o da sadece fakir fukaraya giderdi. Şimdi kesenler evlerine götürüyor eti sanki her zaman yemiyorlarmış gibi. Zaten bayramların amacı da büyüklerimize gidip maaile toplanmak değil artık, Antalyada süper hüper bir otele kapağı atıp, Serdar'la zıplayıp, Fatih'le göbek atmak.
Bu mudur budur.
Ben mutluyum, mesudum, bayram alışverişi yapıp piyasayı canlandırdım dün, geldiğimden beri özlediğim her şeyi yiyorum, arkadaşlarım yanlız bırakmıyorlar, keyfim yerinde şükür.
Evde olmak güzel.
Sözün özü, iyi bayramlar dilerim size. Nerede o eski bayramlar diyenlerdenseniz, beni yad edin, bir kahve de beni anarak için, kalbim sizinle. Kurban bağışlarınızı Darülacezeye yada Lösev'e yapın mümkünse. Gülümseyin, eğlenin, sevgiyle kalın, görüşmek üzere...
Dip not: Bayram dileklerim bu başlıkla akıllıbebekte çıkacak, unuttuklarım varsa siz de dileyin bir zahmet.


Amore è cieco @ 04-12-2008 08:18
"Hiç kimse uzun süre evli kalmadıkça gerçek aşkın ne olduğunu anlayamaz."

Mark Twain'in bu sözleri söylediği rivayet edilse de, bir çoğumuz için evlilik aşkı öldürür. Gerçekten de öyle mi?

Bence değil.

Belki de söylemek istediği, paylaştıkça artan güzelliği aşkın ve evliliğin. Birlikte olmanın, o insanı kendisi gibi tanıyabilmenin, aşkı yormadan, hiç bir şeyi kanıtlamadan, hiç bir şeyden korkmadan güvenle, alışkanlıklarla, huzurla yürütebilmenin hissettirdikleri.

Bunun için yılları vermek gerekmiyor mu?

Ve siz aşkın heyecanlarının, kıskançlıklarının, endişelerinin bittiği yerde nihayetinde tüm güzelliklerini görebilmek için, evet sanırım uzun yıllar vermelisiniz.

İyisi kötüsü ile kabullenmek için.

Sarıldığınızda sadece aşk değil, huzur ve güven de hissedebilmeniz için.

Birlikte anabileceğiniz anılarınız arttıkça zamanında tartıştığınız tüm saçmalıklara birlikte gülebilmek için.

Bugün 10. yılımıza giriyoruz.

Bu benim için büyük bir şey. Zamanında biri bana 10 senelik evliyim dese şaşkınlık ve hayranlıkla bakardım suratlarına. Oysa zamanın nasıl da geçtiğini anlamadım bile.

Şimdi çevremde bir sürü yeni evli var. Ne de uzak görünüyordur 10 sene. Şimdi onlar şaşkınlıkla bakıyordur bana belki de.

Benim bir çok şeye gülerek baktığım gibi. Tartışılan şeylerin aslında ne kadar da komik olduğunu bilerek. Yaşamış olarak. Çoktan o yollardan geçmiş olarak.

Nihayetinde 10 yılda öğrendiğim en önemli şey ne biliyor musun?

Seninle karşılaştığım için çok şanslıyım.

Gözlerimi kırpıyorum :)


Mutluyum, mutlusunuz, mutlular... @ 03-12-2008 17:44



Meglio tardi che mai @ 02-12-2008 22:56
Bugün ne öğrendim?

Bundan sonra, her gün herhangi bir konuda yazsam da yazmasam da mutlaka o gün ne öğrendiğimi bloga eklemek istiyorum.

Bu kararı geçtiğimiz günlerde aslında her gün ne kadar çok şey öğrendiğimi farkettiğimde aldım.

Misal bu bir kaç gün içinde ıslak kek yapmayı, ihmal ettiğim cilt bakımının ne kadar da acı verici olabildiğini unutabileceğimi - ve uzun süre daha unutamayacağımı-, yeni tanıştığımız insanlarla eski günlerden konuştuğumuzda ne kadar farklı yerlerden tanıdığımız insanların ne farklı yerlerde yollarının kesiştiğini dolayısıyla dünyanın gerçekten de ne kadar küçük olduğunu öğrendim. Bolca da yeni kelime öğrendim ki, o da kaymağı olsun.

Bildiğim bir şey daha var ki, o da heyecanlı olduğum. İstanbul'a bir iki...

Kaymak demişken varır varmaz şöyle kaymaklı bir tatlı mı yesem???

Blogger lar teyze oldu ! @ 01-12-2008 10:56
Adı Ela,

Henüz bir kaç günlük.

Tanıyamadınız mı? Oysa hık demiş Topluiğneciğimin burnundan düşmüş.

İşin latifesi.

Sorduğumda İğne hanımcım şöyle dedi annelik için:

Bakmaya kıyamamak, bakarken ısırıp hapur hupur yemek istemek, sonra vazgeçip ağlamak, karnındki dikişlere rağmen saatlerce ikiye katlanıp o rahat emsin diye beklemek, sonra onu koklamak, koklarken dualar edip allaha şükürler etmek, nefes alıyor mu diye kalkıp kalkıp nefesini dinlemek, pansumanını bırakıp onun gazını almak.

Yani kısacası manyakça bir duyguymuş anne olmak...

Hoş geldin Ela'cığım. Uzun, huzurlu, mutlu, sağlıklı, sevdiklerinle geçireceğin bir ömür dilerim sana. Annen gibi zeki, güzel ve sıcacık kalpli ol, ve babanın anneni sevdiği gibi sev herkesi.

Kokluyoruz seni...

Yoga @ 30-11-2008 13:22
Yoga hakkında yanlış düşüncelerim varmış. Mış diyorum çünkü bugüne bugün bir ayımı doldurdum, ve bu bir ayda bir şeyler öğrenmenin yanısıra, öğrendiklerimde aşama da kaydettim.

Misal ben yoganın beni sadece rahatlatabileceğini düşünmüştüm. Evet rahatlatıyor, ama sakin bir şekilde seni zorladıktan sonra. Nefes tekniklerinden, vücudun her kasını çalıştırmaya, denge sağlamaktan, pozitif fikirlerle hiç farkettirmeden insanı sarmalamasına kadar bana çok fazla şey öğretti. Meditasyon ile başlıyor, nefesimizi düzenliyor, vücudumuzu esnetiyor, enerji değişimi yapıyor, ve sonrasında pozitif enerji ile dolarak ayrılıyoruz.

Bir çok asanayı daha kolaylıkla yapıyorum, kimi hareketleri 1 ay değil 1 yıl geçse yapamam gibi geliyor bana ama belli mi olur?

Yoga ile ilgili daha fazla bilgi almak istiyorsanız, yanlış yerdesiniz, Tanyacığımın sitesine buyrun şuradan. O ve sevgilisi sorularınıza yanıt bulabilir.

Ben yolun henüz başındayım...

Perfume @ 27-11-2008 13:21
The story of a murderer.

Sonunu saçmasapan bulduğum ama film bittiğinde düşününce çok masalsıydı, görüntülerde pek iyiydi, yok ya aslında iyi filmdi dedirten film.

Geçen gece izledim ve evet tavsiye ederim...

Dip not: Başrol için daha uygun bir isim olamazdı sanırım.

Dip sos: Filmi izlerken aklıma blogger arkadaşım Mademoiselle geldi, ne şahane meslek - hobileri var değil mi?



Benden kırmızı kurdela @ 25-11-2008 09:11
Bir parti, hayat tarzını benimsemediği ve fikir olarak karşısında durduğu kadını kadın kollarına çağırdıktan sonra, diğer partiyi çarşaflı kadınları davet ettikleri için ikiyüzlülükle itham ediyorsa ben politika denen bu iğrenç şeyle ilgili daha fazla şey duymak istemem.

Kadının çıplaklığı yada kadının örtüsü. Herkes kadınların üzerine basarak çıkmaya çalışıyor bir yerlere.

Siz kadınlar da buna alet oluyorsunuz ya.

Aferim size...

Ata mı, Can mı? @ 22-11-2008 12:37
İstanbul'a az kaldı. Gittiğimde hem Mustafa'yı hem de Ata'nın Osmanlısını seyretmek istiyorum. Mustafa hakkında ne kadar negatif eleştiriler duyduysam, Osmanlı hakkında o kadar pozitif yorumlar duyuyorum. Gidip görmek ve karşılaştırmak lazım yorumlamadan önce.

Şu okuduğum dikkatimi çekti, sizinle paylaşmak istedim.

Dip not: Youtube seyredilebiliyor değil mi ülkemde? Başbakan bile izliyormuş, siz de izleyeymişsiniz :)



Çıktık açık alınla... @ 21-11-2008 10:53
International day bitti. Kıskanılan bir masaydık çünkü en çok çeşit bizdeydi, ayrıca broşürler, bilgisayarla tanıtımlar ve hoş sohbet de bizdeydi.

Ama kalabalıktan Kerem ezilip sıkılınca ağlama krizine girdi ve onunla ilgilenmekten ben bir şey anlamadım.

Ona da bir şey beğendiremedim, sadece bizim odadaki Meksika, Rusya, Güney Afrika ve Malezya masalarını biraz gezebildik. Güney Afrika'nın ağız tadına bayıldım.

İtalyanlar Lazanya ve Pizza getirmiş, Uzakdoğululara çok istediğim halde uğrayamadım. Çin ve Japonya uzaktaydı. Alman ve Yunanlıların küçüktü masası. Fransızlarda pek bir şey yoktu. Mısır ve Arabistan zengindi. Bosna lokum koymuştu. Avusturalya en eğlenceli masalardandı. İngilizler çay ve elmalı turta getirmişti. Daha bir kaç ülke daha vardı ama bayrakların hepsini bildiğimi iddia edemiyorum.

Herneyse, okulumuzda bu kadar farklı ülkelerden insanlar görmek beni en çok şaşırtan şey oldu.
Bizim masada liste şöyleydi:

En çok ilgi görenler

Mantı, sigara böreği, mayalı poğaça, yaprak sarma, kıymalı börek, lokum, irmik helvası, köfte

Sonra

Revani, çerkez tavuğu, kısır, cacık, kabak salatası, ayran, aşure, mücver

Sonra

Kereviz, barbunya, piyaz...


Herkes kendi ülkesine özgü şeyler giydi, bu sene öğrenmiş olduk, seneye oğluşa bir Efe kıyafeti bana da Bindalllı alacağım.

Her yer bayrak ve geleneksel kıyafet doluydu, gösterilerde bizim çocuklar bize özgü bir şey yapamadığından yer alamasak da bayraklı balonlar kapışıldı çocuklarca. Seneye herkese yetecek kadar getireceğim burada olursak.

Kimi ülkeler hasetlerinden uğramasa, kimileri bizi yanlış tanıtmaya çalışsa, kimileri bizi sevmese de, biz herkese Türk misafirperverliğini gösterdik. Eğlenceli ve yorucu bir gündü, ve başımızdaki el işi tülbentlerimize kadar çok beğenildik, mutluyuz, gururluyuz.


Oh ne ala, Mualla! @ 20-11-2008 11:02

Ne günlere kaldık Allahım!

Yoo, gerçekten soruyorum, söylenmiyorum.

İşlerine geldiği için islamı kadınları ezip büzen bir din haline getiren adamlar, ve erkeklerin d...düğü bir hayatta sesini çıkarmadan, hakkını aramadan, salak ve sefil bir şekilde yaşamayı kendine layık gören, kapanan, sakınan, saklanan kadınlara alıştı bünyem ama...

Çocuklara saldırmayın lütfen...

Kadını sadece zevkleri için kullanıp bir yana atılabilir değerde bir şey gibi düşünen iğrenç adamların ellerine geçen hiç bir fırsatı kaçırmayacakları kesin.

Evlilik yada cinsel tacizde suç sayılabilecek yaşı indirmelerini bir kenara koyalım, şimdi de adamların canları istediğinde istedikleriyle olmalarını sağlayan değişiklikleri dini nikah üzerinde yapıyorlar. Dini nikahlılar da resmi nikahlılar gibi eşlerinin kazaları üzerine maluliyet alabilsinmiş.

Meşrulaştırın yani.

İsteyen istediği ile evlensin, bir kaç tane eşi olsun, hatta istedikleri de 14 yada 15 yaşında olsun.

Oh ne ala, Mualla !!!

Yok öle şey.

Şükür hala sindiremediğiniz, kafası çalışan, sessiz kalamayacak kadınlar var. Ve onlar burada, orada, şurada, gerekirse sokaklarda seslerini çıkaracaklar.

Kendileri, kızları ve sesini çıkaramayan sinik, salak hemcinsleri için...

Ve bunun için önce kızlarımızdan başlayacağız. İşte tam da şurada...

Aslicin

Gönderilme: 02.09.2007
Bakılma: 208
Kategori: Yemek
Etiket: cooking yemek aslicin

Paylaş
Rapor Et


Benzer RSSler
Yemek - Www.gocebe
Gönderilme: 02.09.2007
Bakılma: 78
Yemek - Evde Şarap Yapımı
Gönderilme: 27.10.2007
Bakılma: 111
Yemek - Www.mutfakrobotu
Gönderilme: 02.09.2007
Bakılma: 132
   
Olmazmi.com