Galatasaray 2011-2012 @ 22-05-2012 00:00 Biri diğerinden çok daha fazla şampiyonluk hasreti çekse de, ikisi farklı nedenlerden dolayı dibe vursa da onların ortak yönü bu sezon ipi önde göğüslemiş olmaları. Juventus, Galatasaray, Nedved, Hakan Şükür, basiretsiz teknik adamlar, Pirlo, Selçuk İnan, yeni stad kelimelerine yüklemler eklemesek de birşeyler anlatır sanırım... Ünal Aysal’ın Adnan Polat’tan teslim aldığı Galatasaray, boya ve motordan çok kaporta problemi olan bir araçtı ve bırakın koşmayı yürümeyi unutmuştu. Polat ile yaratılan bir başka Galatasaray’dan bilinen Galatasaray’a dönüş tamamlanmamış olsa da başkalaştıran öznelerin kulüpten uzaklaştırılmış olması bile bu sene kazanılan şampiyonluğun tuzu, biberi...
Geçen sezonu 16 mağlubiyetle tamamlamış bir büyük takımın yenilmeye alışmış ruh halinden çekip çıkartmanın ilk hamlesi Fatih Terim oldu. Ardından da onun icraatları. Galatasaray’da neyi artık ne kadar oynadıkları ve kaç tane atıp kaç tane kurtardıkları önemli olmayan, tribüne gelen, futbol sohbeti yapanın adını bile duyduğunda irkildiği adamlarla yollarını ayırarak başladı Terim. O noktada ayar biraz şaşmış olabilir ki sezon başında gönderilen adamların çokluğu yüzünden sezon boyunca yarışta kadro derinliği en az olan takım da hep Galatasaray’dı. Bu oyunda rakibe karşı dik durmanın kuralı sağlam omurga. Onu sıfır isimlerle yarattı Terim. Muslera, Ujfalusi, Melo, Selçuk İnan ve Elmander... 3 hat boyunca sağda ve solda olanların en uçtaki partnerin önemi yok mu, var elbette ama geçen sezonu -5 averajla kapatmış bir takım için önce az yemek ve kazanacak kadar atmak önemliydi. İsim, isim gideyim bu kez....
Muslera: Lorik Cana artı kaç milyon, federatif haklar vs. Derken başta maliyeti anlaşılmadı ama Galatasaray’ın en büyük transfer hamlesiydi. Güney Amerika Kupası’ndan önce anlaşma yapılmamış olsa, o kupada kurtardıklarıyla bugün kendisine talip olan Chelsea’ye çoktan gitmişti. Lazio’da iyi bir defansın önünde oynayan bu küçük elli adam, Mondragon’dan sonra kaleyi kaplamasını bildi. Sezon boyunca bozmadığı çizgisini, Süper Final’de biraz olsun aşağı çekse de son maçta kurtardığı iki çıkmaz topla geldiği ilk sezonda yılın en iyi kalecisi olmayı başardı. Eboue: Arsenal’de forma şansının azaldığı gerekçesiyle satıldı ama Wenger’in iki Afrika Kupası öncesinde, toplam 3 aya yakın gözden ırak olacağı gerekçesiyle de vazgeçtiğini düşünmedim değil. Rakip tribünler için kolay adam olmadı, rakip futbolcular için de. Oyunu bilen bu adam, yüksek dozdaki bir ligden gelmenin avantajıyla artık fıkra öznesi olan Sabri’den sağ beki devraldı. Afrika Kupası’na gittiğinde de takım onu çok aradı. Faul aldığında 3 hafta yok şeklinde kıvranıp, 30 saniye sonra ayağa kalkmasıyla da haklı bir şöhret edindi. Ujfalusi: Bazıları kaptan doğar. Kariyer planlamasını doğru yapmak da buna denir. Atletico Madrid defansında bu sezon da banko oynardı. Katar ya da ABD yerine Galatasaray’ı tercih etmesiyle sezonun kendi adına ilk doğrusunu da yaptı. Sertliğe sertlikle cevap verecek oyun aklı, yaşının getirdiği yavaşlığı gölgeledi. Galatasaray’a Lucas Neill’in verdiğinden çok daha fazlasını verdi bu sezon. Semih: Taraftarın gözünde kredisini tüketen Servet ve Gökhan Zan’ın yapacağı bir hata bin görüneceğinden, sonsuz krediye sahip bu evlat statüsündeki genç adam tüm eksikliklerine rağmen kendi adına rüya gibi bir sezon yaşadı. Rakiple yüksek toplarda ve omuz omuzalarda ezilmedi ama çıkış sürati ve dönüşleri zayıf olduğu için de bol bol pozisyon verdi. Şampiyonlar Ligi düzeyinde mi? Elbette ki değil, ama sıfır maliyetiyle Galatasaray yeni bir yürek ekledi vücuduna. Hakan Balta: Son yıllarda daha iyi bir sezon geçirmemişti. Türkiye’nin oyunu bölgesinde en iyi okuyan adamlarından biri ama karakteri savaşçı olmayı engellendiğinden kimi zaman tribünlerin tepkisini çekti bu forma altında. Fizik olarak düşmediği sürece, en iyi yerli sol bek. Kadıköy’de attığı kritik golle, şampiyonluğa da direkt katkı yaptı. Felipe Melo: Bu memlekette meraklısı dışında kimse İtalya Ligi izlemediğinden mi nedir; bolca atıldı, tutuldu. Fiorentina ve Juventus’ta bir sezonunda mükemmele yakın oynamış, bir sezonda ise Juventus kötü gittiğinde tribünlerin günah keçisi olmuştu. Kısa sürede bir armayı bu kadar sevince, sevgisini de bol tezahüratla verince samimiyeti sorgulanmadı değil. Kiralık statüsünde gelip bir formayla bu kadar bütünleşen adam azdır futbol dünyasında. Terim’in kariyerinde şampiyonluk yaşadığı sezonlarda, orta sahadakiler illa ki bol gol atar. Melo da kariyer rekorunu Galatasaray’da kırdı. Büyük maçları da büyük oynadı. Onan tanınan özgürlük kimi zaman gereksiz top kayıplarını da getirmedi değil ama Galatasaray, uzun zaman sonra göbekten dikine oynayan ve gevelemeyen bir adamla sezonu tamamladı. Riera ile kavgası çok şeyi silip götürebilirdi, affedilmez bir hataydı ama Terim krizi kendi açısından iyi yönetti. Selçuk İnan: Espanyol ve Toulouse’a hayır deyip taraftarı olduğu takıma imza attı ve kendi kariyeri adına da doğruyu yaptığını sezon boyunca gösterdi. 39 maçta forma giydi ligde. Gelecek sezon Şampiyonlar Ligi trafiğiyle birlikte bu tempoyu kaldırması elbette ki imkansıza yakın. Sarı adamlarıyla frikik çalıştı ve bu sezon Avrupa’nın en iyi frikikçilerinden biri olmayı başardı. Biraz daha atsa, Juninho/Lyon efekti yaratabilirdi. Melo ile birlikte o lafta söylenen ama sahada pek görülmeyen oyunun iki tarafını oynama yeteneğiyle tavan yaptı. Yeni sezonda arkası biraz daha kollanırsa, asist sayısını da ikiye katlayacak kadar ara pası atar en uçtakilere... Engin Baytar: “Terim, adam eder”in elbette ki istisnaları var ama deli mi dahi mi bu adam denilen Engin, bu kez kendini oyuna vermeyi başardı. Ne attığı gol sayısı ne de yaptığı asist bir büyük takımın orta sahasında oynayan oyuncu için yeterli ama sahaya verdiği renk ve mücadeleyle her şey istatistik değil dedirtti. Yine de yeni sezonda Selçuk’u yedekleyen ve yeni bir kanat oyuncusuna yerine kaptırma ihtimali olan adam olarak bitirdi sezonu... Emre Çolak: Ligin ilk yarısında Fenerbahçe derbisiyle sahaya sürüldü ve bir devre boyunca da formayı bırakmadı. Ne o, ne de Engin, klasik kanat oyuncusu olmadığından, Galatasaray forvetleri istedikleri kadar beslenemedi. Fizik yapısı ve oyununa zarar veren gereksiz özgüveni ile bu çıkışı yapmasını beklemediğim bir oyuncuydu. Yeni sezon da o da onbirden düşmeye aday bir isim. Elmander: Sezon başında onbirde düşünülmüyordu ama bonservisi elindeyken Türkiye’ye üstelik de makul bir yıllık ücretle neden geldiğini anlamadığım bu adam, Galatasaray taraftarı için sahadaki sigorta oldu. O varsa, takım ayakta kaldı. O oyundan çıkınca Galatasaray topu rakibe verdi. Ocak ayındaki sakatlık sonrasında en büyük kozu gücünü yitirince sallandı. Süper Final’de vasatı aşamadı, gol atamadı ama sezon boyunca bir takımın parçası olmak ne demek izleyen herkese gösterdi. Necati Ateş: Şampiyonluklar bazen devre arasında yapılan transferlerle kaybedilir. Bazen de kazanılır. Necati, transferi Galatasaray’a kazandırdı. Kritik bütün deplasmanlarda işi bitirdi. Yaşı kadar, Antalya’da yediği idman da yetersizdi ki yeri geldi birçok maçta sallandı ama bu memlekette oyunu bilerek oynayan adamlardan biri olduğu için formayı zor çıkardı. Yeni sezonda kadro derinliği peşinde koşacak Galatasaray’ın kulübedeki ilk forveti olur. Milan Baros: Tarak kemiği kırıldığı günden bu yana sırtında yazan ismin kendisine ait olduğunu kimselere inandıramadı. O sakatlığın kalıntıları idmanlarda yükleme yapmayı önledi. Güçsüz bir Baros, Galatasaray taraftarı için her zaman mide ağrısı oldu. Baros’a rağmen takımı şampiyon oldu bile denilebilir. Yeni sezonda Euro 2012’de bir rüzgar yakalarsa kendine 3 yıllık sözleşme verecek bir kulüp bulur.
Sezonu 14 adamla oynayan Galatasaray’da, geriye kalan isimlerin oyuna ve skora verdikleri katkıyı ancak mikroskopla incelemek lazım. Ayhan futbolu bıraktı ama aslında sezon başında bırakmıştı. Ceyhun, Vernel modundan çıkamadı, sert olmadığı sürece forma bulamayacağını idrak edemedi. Yekta, Sabri gibi tribüne oynadı ve takım içi amigoluğa soyundu. Riera için gamsız, yetenekli ve sezon içinde devamlılığı olmayan diye not düşmüştüm geldiğinde. Şaşırtmadı. Sercan sezonu bu hafta açtı, fitness salonunda çalışıyor. Galatasaray’ıbir başka Galatasaray yapan hamlelerden biri olan Kazım, niye gitti, büyük bir sır olarak kaldı. Yiğit, Nişantaşı’nda kameralardan kaçarken attığı deparı yarım sezonda bir daha atmadı. Ufuk, ikinci kaleci artık benim dedirtti. Aykut, 9 yıldır bu memlekette nasıl kolay para kazanılır’ın dersini bir kez daha verdi. Servet kendini türkülere verdi, Gökhan Zan’ı kimse arayıp sormadı. Aydın, yıllardır cepten yediğini 2-3 maç iyi oyun ve bir kritik golle biraz olsun geri ödedi. Çağlar, idmanlardaki çift kalelerde yedek onbirin bir adamı olmaktan öteye gidemedi. Mehmet Batdal ise 15-20 dakikada olmaz benden dedirtmeyi başardı.
Galatasaray’ın 18. şampiyonluğunda Terim bu kez doğru ekibi kurdu. Hasan Şaş ve Ümit Davala, taktik olarak ne kadar katkıda bulundular bu soru işareti ama kazandığı kupaları önce Florya’nın havasında suyunda kazanan bir takım için iyi birer ağabey ve rol modeli oldular. Taffarel, İtalya’dan getirdiği şut makinesiyle Florya’da havayı değiştirdi, iyi kaleci vardır, çok iyi kalecinin çok iyi de idman vereni vardır diye bir futbol gerçeği yoksa da ben şimdi uydurdum. Melo’nun Galatasaray’ı tercih etmesinde büyük etken olan Taffarel, Muslera’yı hep fit tutmayı başardı. Euro 2008’de milli takım masal yazarken, takıma kondisyonu veren Amerikalı Piri tartışılan adamdı. Onun çalıştırdığı takımlar bir zaman sonra telef oluyordu. Piri, bunu tekzip etti ve sezon devamlılığının şampiyonluk için çok önemli olduğu 40 haftada, perde arkasında en önemli karakterlerden biri oldu.
Yedi sezondur lig yarışından uzak olan Fatih Terim, başarısız olsa belki de son denemesi olacak üçüncü Galatasaray döneminde, ciğerini bildiği kulübün takımını sil baştan yarattı. Onu hep başarıya götüren çift forvete dönmek için haftaların geçmesini bekledi ama daha sonra da geri dönüş yapmadı. Delisi birden fazla takımını kazansa da kaybetse de taraftarının gözünde savaşan bir onbir olmasını sağladı. 40 haftalık maratonda tek tek bakıldığında mutlaka taktik hatalar da yaptı ama sonunda geminin karaya yanaştırılıp yanaştırılmadığına bakılan bu oyunda bir sene önce karaya oturmuş Galatasaray’ı şık bir şekilde limana bağladı... İç denizlerden, okyanuslara çıkmak; onun hakkıdır...
Forma Müzeye? @ 15-05-2012 16:05 Del Piero:"Juventus'ta 10 numaranın müzeye kaldırılmasını istemiyorum. Alt yapıdaki çocuklar bir gün o formayı giymenin hayaliyle çalışsınlar."
Başkaları Uyurken @ 10-05-2012 14:40 Atletico Madrid çok kral tişört yapmış Avrupa Ligi zaferi için: "Başkaları uyurken biz Avrupa'yı fethediyoruz."
Üç Yıldız @ 10-05-2012 14:31 Taraftar yapar, yapsa haber olur mu? Belki. Futbolcu yaparsa? Juventuslu Paolo De Ceglie'nin (bu sezon Conte ile birlikte dibe vurdu) Jeep'i. Üç yıldız her bayrakta, stadyumda, pankartta olacak ama resmi tarih şimdilik 28 yazacak Juventus için...
Atletico Madrid: 3 Athletic Bilbao:0 @ 10-05-2012 00:34 Üç ay önce şöyle bir tahmine kimsenin çok fazla itirazı olmazdı. Şampiyonlar Ligi finalinde El Clasico, Avrupa Ligi’nde de yarı finalde çakışmazlarsa Manchester derbisi. Kupa 2’de ne aradıklarını kendileri de bilmeyen İngilizler kendi lig yarışlarına döndüler. El Clasico finali de bir sürpriz bir kafa kafaya eşleşmede güme gitti.Bilbao, Bielsa yönetiminde Avrupa’da sezonun en şık takımlarından biriydi. Şili kadar sempatik yapmayı başardı Bielsa, Baskların takımını da. Manchester’ı elerken de, Schalke’yi evine yollarken de büyük sempati ve övgü topladılar. Kulvardan birinde örselenmeleri normaldi, bu da lig oldu. Avrupa dönüşlerinde sallandılar. Kral Kupası finalini de düşünürsek, Bilbao ile harika bir sezon geçirdi Arjantinli hoca... Atletico Madrid garip kulüp. Son 10 yılda iki sezon arka arkaya 7 yeni transfer yapıp ligi yedinci bitiren de onlar, iki sezon önce Avrupa Ligi’ni kazananlar da aynı forma. “Futbolda istikrar önemlidir”in bir istisnasını yarattılar biraz da zorunluluktan ve yetenek çok şeydir’in de altını çizmiş oldular bu akşam. İki yıl önce Fulham karşısında kazanan onbirden kimse yoktu. Sıfırdan kurulan bir kadro, yeni bir kaleci, yeni bir golcü, bir sezonda iki teknik adam. Manzano’nun da bu takımın kurulmasında emeği büyük ama soyunma odasında Simeone kadar sert olmadığı ya da olamadığı ortada. Arjantinli geldi ve Atletico Madrid’i adam etti. Sezon başında ön tarafı ben işime bakarım, arka taraf ne hali varsa görsün diyen takım, oyunun onbir kişiyle oynandığını ve koşmayanın sahada olmayacağını Simeone ile anladı.Ligde Bilbao, Atletico Madrid’i kolay süpürmüştü 3 golle, rövanşta da Atletico Madrid, Şampiyonlar Ligi biletine konsantre olduğundan 2-1 almayı başarmıştı. Atletico Madrid’in ne oynayacağını kestirmek kolay ama Bielsa’nın inişli-çıkışlı bir grafik çizen onbiri için bugün, o gün değildi. Orta sahada Atletico Madrid’den çok daha sert durmaları gerekiyordu ama bunu başaramdılar. Rahat çıktı, rahat sızdı Atletico Madrid. Simeone’nın adamları iyi başladılar ve işi bitiren adam sahne almakta gecikmedi.Bu kupayı arka arkaya iki farklı takımla kazanmak akıl karı değil bu oyunda. İlkini kazandıktan sonra muhtemelen Şampiyonlar Ligi oynayan bir büyüğe gidersin. Agüero sonrasında cuk oturan ama oyunun acıklı tarafı Şubat ayında Calderon’da yuhalanan Falcao, İnzaghi’den emanet gol sevinçleriyle yine sahnedeydi. İlk golde son vuruş kadar ceza sahası içinde vuruş pozisyonu aldığı saliseler de önemli. Vücut, üç direğe kitlendi, sonrası kolay elbette!İkinci golde Arda Turan’ın asistini de aynı santrfor zekasıyla soktu kaleye Falcao. İlk 20 sonrasında 20 metre geri atan ve ikinciyi geniş alanda arayan Atletico Madrid karşısında bir penaltı tartışması bir de Muniain’in uzaktan şutu dışında pozisyon üretemedi Bilbao. Bielsa devrede neşteri vurdu. Arda’nın karşısında dökülen Arutenetxe ve orta sahayı ileriye taşıyamayan Iturraspe kenara geldi. Oyunun Falcao dışında çözümü de; Atletico Madrid defansında Miranda, Godin göbeği, Juanfran ve Felipe Luis final nasıl oynanırsa öyle oynadılar. Gabi’nin de hakkını vermek lazım. Bilbao orta sahasındaki her adamdan daha iyiydi.İkinci yarıda Simeone ile defans kurgusunu aylardır çok üst seviyeye taşımış Atletico Madrid karşısında Bilbao yakaladılarında da şanssızdı. Voleler ayağa oturmadı, direğin iki karış üstünden gitti. Fark bire inse başka bir oyun oynanırdı elbette. Atletico Madrid için o akşam bu akşamdı ki Diego ile de fişi çektiler.Madrid’de yürüyüş mesafesinde iki kulübün taraftarının kupayı aldığında iki çeşme. Geçen hafta Cibeles’e tırmanan Real Madrid’lilerden sonra bu hece Neptuno’ya Atletico Madridliler çıkacak. Bilbao'nun üzüntüsüne kelimeler kifayetsiz...İki farklı hoca, iki farklı 11. Bir forma, bir arma. İki yıl sonra aynı kupa... Bir de İnfantino dediğin adam madalyaları uzatan yancı...
Gol Karesi @ 06-05-2012 16:09 FA Cup finalinde Ramires'in golü. Adam vizörün arkasında değil ama çekmiş arkadaş. Topa mı bakalım, çok uzaklardaki (!) Reina'nın gözlerine mi? Uzaktan kumanda da olsa nefis kare... Nasıl oluyor? üzerine blog arşivinden: Spor Fotoğrafçılığı
Leblebi @ 06-05-2012 14:40 Dün "50'ye kadar yolu var" derken, kalan iki maç için kurulmuş bir cümleydi! Sağolsun Messi, derbide dörtleyip, son haftaya 50 ile girdi. Cristiano Ronaldo, son hafta 5 atsa yakalar da (!) Messi durur mu? 50, şık rakam. 50 , akıllara ziyan bir rakam. Avrupa gol krallığında Burak Yılmaz'ın bir zamanlar Tanu Çolak'ın yaptığını yapabilmesi için demek ki bu sezon 75 gol atması gerekiyormuş! Sıralamada üçüncü sırada bu sezon uçan Van Persie var 30 golle. Bundesliga'nın ilk yabancı (hata yapmışım, ilk Hollandalı olacak) gol kralı Huntelaar 29 gol attı. Rooney ve İbrahimoviç, 26 golle son iki haftaya giriyorlar. Burak Yılmaz ise 8. sırada. Messi: Lig'de 50 gol, Şampiyonlar Ligi'nde 14 gol, Kral Kupası'nda 2 gol, İspanya Süper Kupa'da 3 gol, UEFA Süper Kupa, 1 gol, Dünya Kulüpler Şampiyonası, 2 gol... Barcelona formasıyla toplam 252 gol, 17 hat-trick, 4 poker!
Falkland vs. Malvinas @ 05-05-2012 13:54 Londra 2012 Olimpiyatları öncesinde Arjantin'de hükümet eliyle yapılan bir prodüksiyon. İngilizlere göre Falkland Adaları, Arjantinlilere göre Islas Malvinas... Arjantinliler nefis bir video çekmişler, sloganı da İngiliz topraklarında yarışabilmek için Arjantin topraklarında idman yapıyoruz. Falkland'de filmin çekildiğinden İngilizlerin haberi yokmuş tabii...
La Liga'da Gol Krallığı @ 05-05-2012 13:40 İspanya'da 1989-1990 sezonunda Hugo Sanchez'in Real Madrid formasıyla bir sezonda attığı 38 golün ardından Pizzi ve Ronaldo 30 barajını geçmişlerdi. "Harbi" Ronaldo'nun Barça formasıyla attığı 34 golün ardından son 3 sezona kadar gol kralları yine 30 barajının altında kaldılar ki bu patlama öncesindeki son kral da Güiza'dır. Ardından Forlan, 32 gol attı. Messi, 34 ile devam etti ve geçen sezon Cristiano Ronaldo 41 gol attı. Bu sezon Messi ve Ronaldo'nun rakamları artık yeter dedirtiyor. 50'ye kadar yolları var kalan iki maçta! Gol dağılımları tabloda. Messi, Espanyol derbisi ve Betis deplasmanı oynayacak. Cristiano Ronaldo ise bu akşam Granada deplasmanında ve son hafta Mallorca ile Santiago Bernabeu'da. Bilbao deplasmanı da gösterdi ki bütün takım Ronaldo'ya çalışacak kalan iki maçta...
Hafta Sonu Futbol @ 04-05-2012 16:12 5 Mayıs Cumartesi 16:30 B. Dortmund - Freiburg @TRT Haber 16:30 Köln - Bayern Münih @TRT HD 19:15 Chelsea - Liverpool @NTVSpor 22:00 Granada - Real Madrid @NTVSpor 22:00 Barcelona-Espanyol @ NTV
6 Mayıs Pazar 14:00 Elazığspor - Bucaspor @TRT 3 14:00 Adanaspor - Kartalspor @TRT 6 14:00 Göztepe - Konyaspor @TRT Anadolu 15:30 Newcastle-Manchester City @ LigTV 3 16:00 Udinese - Genoa @Dsmart Spor 16:00 Cagliari - Juventus @Euro Futbol 19:00 Galatasaray - Beşiktaş @LigTV 19:00 Trabzonspor - Fenerbahçe @LigTV2 21:45 Inter - Milan @Euro Futbol 22:00 Valenciennes-PSG @ LigTV 3
7 Mayıs Pazartesi 20:00 Lille - Caen @LigTV2 22:00 Montpellier - Rennes @LigTV2 22:00 Blackburn - Wigan @LigTV3
Top Meşin, Sevdamız Peşin @ 04-05-2012 16:10 Neden her sezon başlarken Şampiyonlar Ligi’nde finale kalma ihtimali hemen hemen hiç olmayan; belki de hiç olmayacak olan bir takımı tutarız küçüklüğümüzden beri… Neden dünyanın en iyi futbolcusu ödülüne aday gösterilemeyecek yeni transferimizi havaalanında karşılamaya gideriz düğün dernek eşliğinde… Neden oyunun kaderini değiştirebilecek futbolcular varken dünyanın dört bir yanında; kaderimiz olan futbolcularla yetinir...(Pınar Bekbölet)devamı...
Hafta Sonu Futbol @ 28-04-2012 13:23 28 Nisan Cumartesi 15:00 İstanbul BŞB - Sivasspor @Lig Tv 16:30 Kaiserslautern - B. Dortmund @TRT Haber 17:00 Wigan - Newcastle @Lig Tv 2 17:00 Stoke City - Arsenal @Lig Tv 3 19:00 Trabzonspor - Galatasaray @Lig Tv 19:30 Norwich City - Liverpool @Lig Tv 2 29 Nisan Pazar 13:00 Real Madrid - Sevilla @NTVSpor 13:50 Tavşanlı - Elazigspor @TRTSpor 15:00 Eskişehirspor - Bursaspor @Lig Tv 17:00 Zaragoza - A.Bilbao @NTVSpor 18:00 Rennes -Ajaccio @Lig Tv 2 18:00 Tottenham - Blackburn @Lig Tv 3 19:00 Fenerbahce - Besiktas @Lig Tv 22:00 PSG - Lille @Lig Tv 3 22:30 Vallecano - Barcelona @NTVSpor 30 Nisan 2012 Pazartesi 22:00 Manchester City - Manchester United @Lig Tv 3
Jupp Heynckes'in Üç Günü @ 28-04-2012 13:07 Sene 2012 Jupp Heynckes, Bayern Münih’in başında. Allianz Arena’da ilk maçı 2-1 almışlar. Real Madrid’in rövanş için motivasyonu efsane yıldızı Juanito’nun unutamadıkları bir demeci: “Santiago Bernabeu’da 90 dakika çok uzundur.” Basın toplantısında İspanyol gazeteciler de bunu soruyor Heynckes’e, “İyi bilirim” diyor 67 yaşındaki Alman teknik adam. O bilmeyecek de kim bilecek… Sene 1985... Jupp Heynckes. Borussia Monchengladbach’ın hocası. UEFA Kupası’nda çeyrek finalde rakipleri Real Madrid. Düsseldorf’taki ilk maçta Real Madrid’i hezimete uğratıyorlar. Skor 5-1… Borussia M.Gladbach: Sude, Krisp, Hannes, Bruns, Frontzeck, Herlovsen, Rahn, Lienen, Borowka, Mill , Criens (Dreshen 67') Real Madrid: Ochotorena, Chendo, Salguero, Maceda (Butragueno 61), Camacho, Michel, Gallego, Martin Vazquez (Santillana 65'), Gordillo, Hugo Sanchez y Valdano
15 gün sonra rövanşta, Sanchis sakat. Chendo, Gordillo ve Hugo Sanchez cezalı. Santiago Bernabeu’da 90 dakika çok uzun! İki Valdano iki Santillana. B. Monchengladbach ve Jupp Heynckes evine dönüyor. Video Real Madrid: Ochotorena, Salguero, Maceda, Camacho, San Jose, Michel, Gallego, Juanito, Butragueno, Santillana, Valdano Borussia M.Gladbach: Sude, Brehsen, Hannes, Herlovsen, Borowka, Krisp, Rahn, Lienen, Frontzeck, Mill, Criens
Muhteşem geri dönüşlerin takımı Real Madrid, yarı finalde de yine efsane iki maç oynuyor. San Siro’da İnter’e 3-1 mağlup oluyorlar. İki Tardelli bir de Salguero kendi kalesine. Real’in golü Valdano’dan. Rövanşta 90 dakikayı Real Madrid 3-1 kazanıyor. Uzatmalarda Santillana’nın iki golüyle Real Madrid finale çıkıyor ve bir başka Alman, Köln’ün elinden kupayı alıyorlar.Jupp Heynckes’in yolu 12 yıl sonra bir kez daha Santiago Bernabeu’ya düşüyor. Bu kez rakip kulübede değil. Real Madrid’in hocası Heynckess, takım ligde iyi gitmiyor, Barcelona’nın şampiyon olduğu sezonu Bilbao ve Sociedad’ın ardında dördüncü sırada bitiriyorlar ama 32 yıl sonra en büyük kupayı getiren de Heynckes oluyor. Rakip finalde Juventus, kupayı getiren tek gol Mijatoviç’ten...
Guardiola Gide.... @ 27-04-2012 01:48 Koltuğu devraldığı Rijkaard kadar hiçbir üst düzey teknik adam bu kadar yokuş aşağı koşmamıştır futbol dünyasında. Bir sene inziva ardından Galatasaray'da yaşadığı hayal kırıklığı, azalan talipliler ve vitrinden düşmek için yeterli bir tercih. Avrupa futbolundan uzakta Erik Gerets gibi garip bir milli takım tercihi. Guardiola, Rijkaard'ın mirasını mı yedi? Yedi, yemedi, yediyse de helalı hoş olsun derler adama, Barcelona, Rijkaard'ın babasının malı değildi. Bir geleneği devam ettirdiler. B takımından gelip hiçbir hoca onun kazandıklarını kazanamaz bu futbol dünyasında. Birinci sezonundan itibaren de "Barcelona dışında bir takımda başarılı olana kadar rüştünü ispat edemeyecek" kılıcı kafasının tepesinde sallandı. 2008-2012 arasında Guardiola'daki fiziki değişim inanılmaz. Her şeyi kazanan, stadyumlardan güle oynaya çıkan, kazandıkça medyanın eleştirilerinden muaf olan adam kırklarının ilk yarısında 4 yılda çöktü. Çünkü Barcelona'yı tek başına idare ediyor. Geçen yıl Kral Kupası finalinde maç uzatmalara gitmeye yakınken yanımda oturan Barcelona'lı gibi birçok Katalan da onun oyunu okuyamadığını ve maç çevirecek hamleleri yapamadığından muzdarip. Garip ama gerçek... Yetiştiği kulüpte 3 yılı doldururken o koltukta, sözleşmeyi uzun tutmak yerine bir yıl uzatmakla gideceğinin sinyalini geçen yıl vermişti zaten... Futbolcusu kanser olmuş, yardımcısı kanser olmuş Guardiola, bir fıtıkla devam ediyor hayatına... Doktorların ona artık biraz dinlen, kenara çekil dediği söyleniyor...
Aylardır yılan hikayesine dönen "Gidecek mi? Kalacak mı?" meselesinde Chelsea maçı sonrasında yol alındı. 4 saat başkanla toplantı yapan Guardiola'ya Sandro Rossell transfer için açık çek teklif etmiş. Adamın bir yıldır burnundan getirdiler, transfer dediğinde olsa dükkan senine getirdiler. Galiba artık çok geç. Madrid tarafında göbek atılıyor tabii, son 3 yılı kabusu çeviren adamın bir an önce ülkeden valizini toplayıp gitmesi lazım. Adaylardan Bielsa dışında her ismi Mourinho çiğ çiğ yer, etini kemiğinden sıyırır da ondan. Ne Blanc, ne Valvarde, Barcelona'yı yönetecek isimler değil. Kararını bugün açıklayacak Guardiola. Barselona'da artık kalmasına sürpriz gözüyle bakıyorlar. İşler yolunda gitmezken takıma asıl şimdi sahip çıkmalısın diyenler galip gelmezse, Barcelona'da Guardiola dönemi, kulübün en parlak dönemine bir son nokta konulacak. Onu isteyen çok... Milan, Inter, Chelsea... Ya Rijkaard gibi bir yıl kenara çekilecek ya bu kulüplerden birinin teklifini kabul edecek ya da o meşhur senaryo gerçek olacak. Gidip, Alex Ferguson'un asistanı olacak ve ondan bayrağı teslim olacak.. Olacak olan, Barcelona'da hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı...
Sen Barcelona'sın @ 27-04-2012 01:20 Üç yılda Guardiola ile kazanabilecek ne varsa kazanıyorsun, bütün dünya senin peşinden koşuyor, en sempatik takım sensin, topun kralını sen oynuyorsun, en çok sen izleniyorsun ama Deloitte Para Ligi'nde hala zirveye çıkamıyorsun. Real Madrid bırakmıyor sana o zirveyi. İspanya'da yayın havuzunun yüzde ellisini iki büyük olarak paylaşıyorsun, Avrupa'nın en büyük stadı sende, forman, bayrağın dünyanın her yerinde satılıyor, 40 yıl sonra bir kuralını çöpe atıyor, formanın dünyanın en pahalı reklamını alıyorsun, operasyon harcamalarının neredeyse tamamını sponsorlara ödetiyorsun, alt yapın dünyanın en iyisi, her sene 3-5 adam yetişiyor, 1-2'sini takıma monte ediyorsun ama elindeki kadroya takviye yapman gerektiğinde para musluklarını kısan bir başkanın var ve hala yüz milyonlarca Euro borç batağındasın...
Çünkü futboldan gelen para belli. Pasta ne kadar büyürse büyüsün, bir İbrahimoviç yanlışının altından kalkmak sana 2 yıla mal oluyor. Kupayı sen de kazansan, senden ufak bir bütçeli kulüp de kazansa UEFA'nın primi değişmiyor. Yayın havuzundan sadece daha fazla gelir elde ediyorsun. Ülkende ekonomi çökmüş, İspanya'da en yüksek refah seviyesine sahip şehrin takımısın ama üyelerinin kombine aldığı stadında İngilizler gibi çılgın fiyatlara koltuk satamıyorsun, alt yapıdan yetiştirdiğin adamları onlu, yirmili rakamlara satamıyor, yeri geldiğinde senin arka kapından kaçana 40-50 milyon bayılıyorsun.. Ne kadar kupa kazanırsan kazan o borç bitmiyor. Çünkü seni hep soymuşlar, eski başka(lar)ın soymuş, menajerler soymuş... Futbolcularına ödediğin yıllık ücret, takım dengesi adına uçup gitmiş... Yeni transfer yapamıyorsun. Sol bekin yok, stoperin yok, sakatlanan forvetinin yerine koyacak adamın yok... Bir de bu oyunun adı futbol, güzel ama garip oyun, sen de kaybedersin, herkes kaybeder... Sen Barcelona'sın...
3 Günde @ 27-04-2012 01:17 Sezon çok uzun ama 3 gün futbolda çok şeyin değişmesi için yeterli bir süre. Takvimi geri saralım. El Clasico akşamında Barcelona kazansa puan farkı bire düşecek ve ertesi gün 10 puanlık farkın kapanması nedeniyle Jose Mourinho toplu tüfekli saldırıya uğrayacaktı. Olmadı, 3 yıllık serinin ardından bu sezon olmasa gelecek sezon olacak olan oldu. Real Madrid, ligin fişini çekti ve el bombası Guardiola’nın kucağında kaldı. Barcelona-Chelsea maçı bir dram. Savunmanın bir sanat olduğunu gösterseler de, onca dakika 10 kişi oynasalar da Chelsea, karşısında tam kadro bir Barcelona bulsa Camp Nou’dan çıkamazdı. Ne kaçan pozisyonlar, ne direkler, ne Messi’nin ben de insanım oyunu... Barça bu sezonki transfer politikasıyla, gidenlerin yerine adam koymayarak ikinci hedefini de dipsiz kuyuya attı. Guardiola’nın eline bırakılan el bombasının pimi de böyle çekildi. Real Madrid, 10. Şampiyonluğa giden yolda bu kupada en baş belası takıma elendi. Herkesin bir baş belası var bu futbol dünyasında. Bayern Münih de Real Madrid’inki.. 3 günde çok şey değişti. Mourinho, kaybedilen yarı finalin ardından “Kalıyorum” derken, Barcelona’da Guardiola, başkanla 4 saatlik pazarlık masasına oturdu ve...
Barcelona: 1 Real Madrid: 2 @ 22-04-2012 00:24 20-25 yıl önce başka bir futbol oynanıyordu. Eskinin uçuk gol rekorlarını, galibiyet sayılarına hep kırılamazmış gibi bakardım. Bir sezonda 40 gol atmak. Bir takımın 100 golün üstüne çıkması... 2-3 yıldır bireysel rekorlarını paramparça eden iki süperstarın istisnasız her maçını izliyor, bu tarihe canlı tanıklık ediyoruz. Real Madrid’in 22 yıl önceki rekoru da böyle uçuk bir rekordu. Real Madrid’in 80’lerin sonunda yakaladığı efsane kadro, Akbaba Beşlisi, Toshack yönetiminde 107 gol atmıştı. Mourinho’nun takımı Camp Nou’ya giderken cebinde bu rekoru egale etmiş kartvizitini taşıyordu. Şampiyonluk yarışı kadar önemli bir diğer istatistik ise son 5 yılda geriden gelip galibiyet sayısında beraberliği bulan (86-86) Barcelona’nın kazanıp El Clasico’da öne geçme ihtimaliydi.İki takım da Şampiyonlar Ligi deplasmanlarından mağlup döndüler. Real Madrid çok daha fazla efor sarfeden takımdı. Bayern Münih, Chelsea’dan çok daha dişli bir takım. Topa sahip olmazsan yorulursun. Barça, şanssız olduğu akşamda Chelsea’ye mağlup olurken, aslında haftalar öncesinden fizik probleminin sinyallerini veriyordu. Real Madrid daha sert, daha sağlam... Barça daha kırılgan ve daha yorgun... İki ihtimalin Real Madrid’e yaradığı bir 90 dakikaya, kendi evinde Barça’nın yine bayıltarak başlamasını beklemek doğaldır. Guardiola ‘Onlar buraya kaybetmemek için değil, kazanmak için gelecekler” demişti maçtan bir gün önce. David Villa’nın sakatlığı sonrasında transfer yapmamak, Mascherano’dan stoper yaratıp ısrarla kaliteli bir stoper almamak, Abidal’ın yaşadığı büyük talihsizlik... İdmana 15 A takım oyuncusuyla çıkıp, genç takımdan sürekli olarak çift kaleler için adam çağıran bir takımdan bahsediyoruz. Bugün 90 dakikanın genelinde, Premier Lig’de Manchester City’nin sallandığı haftalarda ne yaşadıysa, aynısını yaşadılar. Büyük maçlara, derbilere zinde çıkacak olan onbir ligde de fasulyeden rakiplere karşı ter döktü. Bu bir teknik adam tercihidir.
Real Madrid gibi dikine fişek gibi çıkan bir takım karşısında da kontrataklarla avlanmamak için defansın önünü fazla çıkartmadılar. Real Madrid ilk dakikadan itibaren ısırdı. Kopartacakları zamanı da kendileri değil Puyol belirledi. Valdes için zor pozisyondu ama Puyol vursam mı acaba derken, Khedira attı golü. El Clasico’da ilk golü kim atacak bahisine Khedira’ya para yatıracak adam ancak Khedira’nın babasıdır. Bu golle Real Madrid 108’i buldu ve rekoru kırdı.
Yetenek ve profesyonellik çıtasını bu kadar yükseğe koymuş bir takımda La Masia’dan gelen her adamın ilk günden istenileni verebilmesi mümkün değil. Bu akşam Tello hayal kırıklığı hanesine yazıldı ama El Clasico oynamak başka bir şey...
Barça tarafında Pique’nin kulübeye çakılması, Fabregas’ın sezona çok iyi girip biraz da Guardiola ile papaz olduğu dedikoduları sonrasında onbirden düşmesi, 5 yıl sonra Camp Nou’da gelen RealMadrid yenilgisinin ardından kaşınacaktır elbette... Thiago’dan istedikleri verimi alamadılar. Guardiola gemileri yakıp Xavi’yi oyundan aldığında da Real Madrid’in attığının bir benzerini 1 dakika önce oyuna giren Alexis ile buldular. 1-1’e kadar oynadıkları oyun, bu maçı çevirirler havasında değildi. Khedira ve Alonso ile iki stoperin önüne seti kuran Mourinho, Barça’nın en büyük kozu aşırtma topları kesmeyi başardı. Adriano kısıtlı bir adam, Alves röportajındaki kadar iyi değildi...Real Madrid bu kez kavga etmeden sert durmayı başardı sahada. Bunda 4 puan önde olmanın özgüveni de fazlasıyla etkiliydi tabii. Yedikleri golün ardından Mesut’un nefis pasıyla da Ronaldo ile ikiyi buldular. Raul’un Camp Nou’ya çektiği sus’un ardından Ronaldo’nun “Sakin olun, ben burdayım” jesti, ona yakıştı doğrusu. 42 gol atan adamın da biraz kibiri olsun değil mi?
Madrid’den emanet bir yorumla biterse eğer: Real Madrid, Camp Nou’da kazandı. Atletico Madrid, Cruyff’lu Ajax gibi oynuyor. Mayalılar galiba haklıymış.” Camp Nou’da 10. Maçında ilk kez kazanan Jose Mourinho, bu kez kırmadan, yıkmadan aldı 3 puanı ki Guardiola da maçtan sonra Real Madrid’i tebrik ederek başladı sözlerine... Khedira canın senin!...
Sahadaki oyundan bağımsız bu iki fotoğraf karesini sona sakladım. 90 dakika öncesi Mourinho ve Cristiano Ronaldo'nun tavırları soyunma odasında anlaşmışçasına benzer. İkisi de selamı almıyorlar, gözlerini kaçırıyorlar...