Kraliyetimiz devrilmiş yerine demokrasi gelmiş olsa da, gördüm ki halkın bazı aklı başında kesimi bizden halen umudunu kesmemiş. Biz VI. Tutungaç Kraliyeti olarak halkın isteklerine kulak verip kendimiz yönetimden elimizi eteğimizi çektik, alın size işte demokrasi!
Biz de çok büyük işler yaptık bu ülkede elbette, ama bunları yüzünüze vuracak değilim. Şunu biliniz ki,kendini sürgüne yollayan tutunamayanlar sessiz sedasız yeniden geldiler. Görmek istemeyenler olabilir. Sevmek istemeyenler olabilir; 'Hadi canım sen de oradan!' diyecekler çıkabilir ancak bütün bunlar sırasıyla;
Sözlüklerin bir tutungaç olduğu fikri, gittikçe anlamsızlaşan bir dünyada kendimizi pek bi' güzel hissettirebilir. Hatta bizi hayata bağlar, ellerimizden filan tutar, ne oluyor sakin ol filan, der. En başından “anlam” kelimesini bize ne demek olduğunu söyler.
anlam: 1 . Bir kelimeden, bir sözden, bir davranış veya olgudan anlaşılan şey, bunların hatırlattığı düşünce veya nesne, mana, fehva, valör. (kaynak: tdk)
Gördüğünüz gibi bizlere sürekli ipucu vermeye çalışır. Neleri kaybediyoruz, az da olsa farkına varmamızı, hatırlamamızı ister. Dünyada güzelliklerin de olduğunu anlatmaya çabalar. Bu özellikleriyle bizleri annemiz kadar sever, hem de annemiz gibi her gün odamızı toplamamız gerektiğini söylemez.
Bütün bunlarla mutlu bir halde dolaşırken, Kemal Sayar, şöyle söylüyor:
"Biz haksızız, çünkü inandığımız değerlere olan sadakatimizi yitirdik. Sadakatimizi yalnızca sözcüklere; çünkü onların bir gerçekliği yok. Onlar yaşadığımız dünyada sahici bir şeylere tekabül etmiyorlar. Bizi daha iyi, daha öfkeli, daha inanmış, daha bilgili gösteriyor sözcükler; ama onlara inanmıyoruz, çünkü hayat artık sözcüklerle de açıklanamıyor. "
Tam yıkılmış bir halde, kitabı kapatıp, tekrar zırvalıklarla, boşluklarla, değersizliklerle dolu televizyona ve amaçsız insanlara dönecekken, Sayar ekliyor:
“Gerçi pek çok kimsenin de bir açıklama, sürüp giden şeylere bir anlam bulma gayreti yok.” diyor. Temiz hava almış kadar rahatlıyorum, oh filan diyorum, evet bildiniz.
İsterseniz bu yazıda geçen sözcüklerin karşılıklarına bakarak sözlüklere tutunmaya başlayabilirsiniz: Sadakat, güzel, ipucu, tekabül,
İntegrale tutunulur mu? @ 25-12-2007 21:26 Zordur... Kolaydır... Aslında ne zordur ne kolaydır... Kolaylığının içinde bir zorluğu zorluğunun içinde bir kolaylığı vardır.
Söz konusu integral işaretiyse fazla dayanıklı değildir...
Hem integral işaretinden sonra 'dx'ini bir de sorularda cevabı bulduktan sonra "C" sabitini eklemeyi unutmamak gerekir(buraya da yazayım ki finalde aklıma gelsin 'hee unutmayayım diye tutungaç'a da yazmıştım' diye)...
Çözemediğiniz soruları yarıda bırakmak da güzeldir. Önemli olan katılmak değil miydi?
Hatta çözmeye yakın integral AAAAAAA'yı hesaplayıp hesaplayamayacağınızı düşünmekte güzeldir. Tıpkı finalleri düşünmek gibi...
Feysbuuk!!! @ 19-11-2007 18:50 Olmuyorum kaaardişim, üye olmuyorum, davet göndermeyin...
Ben ilkokul arkadaşlarımı hiç sevmezdim, soruları yanlış çözenlerle alay eden, 'seni annene diyceeeem' diyen bir grup kendini bilmez adamı şimdi bulsam ne olacak? Üstelik içlerinden biri havuza 'ayçiçek yağı kutusu' atayım derken kendini de atmıştı, böyle de şuursuz insanlardı benim ilkokul arkadaşlarım işte...
Feysbuuktaki fotoğraflara da bir bakıyorum, maşallah hepimiz Angelina Jolie, hepimiz Tom Cruise... Fotoşopla ufak rütuşlar attığım fotoları feysbuka koyupta bütün dünyayı kandırmaya ne gerek var, ben kandırılmakta istemiyorum, fotoşop çıktı mertlik bozuldu. Hem güzelliğin on para etmezki bu bendeki aşk olmazsa...
Birbirinizi feysbuukla dürtmeyin, rakı şiş kebap göndermeyin; arayın en yakın arkadaşınızı çıkın sahilde bir tavla atın, temiz hava falan, açılırsınız...
Yahu en uzun boyluya en aptal demeyi öğrendik biz Red kit'ten hiç olmadı...
En garibi de hapishaneye düşen herkesin çizgili bir şeyler giydiğini sandık. Bir de ıslık çalınca bütün atların sahiplerini bulduğunu düşündük(hımm, bu konuda halen kesin bir fikrim yok doğrusu). Galiba çoğulu anımsatan düşüncelerimi değiştirip tekil yapsam daha iyi olurdu; ama ben bir 'lonesome cowboy' değilim; yani birkaç kişi daha düşünmüştür bunları sanıyorum...
Neyse efenim, sevgili Sinan'ın meşhuuuur(değildiyse de artık oldu :P) müzik arşivinden nasiplenerek hatırladığımız şu şarkıyı sizlerle paylaşmak isterim son olarak; tabii ki de hafızalarımıza kazınan o 'the end' ile beraber...
Şakaysa hiç komik değil, ciddiyse çok komik @ 24-10-2007 21:17 (Saçmaladıklarımı okutabileceğim hiçbir platform kalmadı be tutungaç kusura bakma. Kendi kendine yazıp okumak da bir yerden sonra sıkıyor adamı. Hem halen okuyan var mıdır burayı, ondan da emin olmamakla beraber, bu açıdan sadece bir nebze olsun rahatım.)
Sevgili tutungaç,
Bir savunma biçimi geliştirip "Hayata ahanda bundan dolayı sarılın." diyeceğim bir şey düşünüyorum bu aralar boş vakitlerimde. Birkaç tanesi şöyle:
-Sizi sevenler var. -Sonra işlerin yürümesi için bir grup insanın size ihtiyacı var. -Çocuklar halen gülümsüyor, hem de çok içten.
Hiç olmadı ağaçların karbondioksite ihtiyacı var yani, anlatabiliyor muyum?
Ama sen de görmüyor değilsindir; işler iyice sarpa sardı.
E elinden de bir şey gelmiyor; hani 'İmla kurallarına dikkat etmeliyim.' gibi bir şey de değil bu...
İşte böyle anlarda tüm imla kurallarını küçümsüyorum, biliyor musun:
istiyorus yasmak geliyo içimden ya da yawww demek istiyom gelcem diyom içimden kalıyom sonra bunlardan bisürü war diyom burda kar derken maddi kazancımıkastediyon yoksa bi yağış biçiminimi mesela yoq ben mileri ayrı yazıyom ama bugün değil hatta dahi anlamındaki deleri ve haatta hatta kileri bile ayırmayasım war.
(Başlığın telif hakkı ekşi sözlükteki abilere aittir.)
Sıkı tutunun... @ 21-10-2007 10:44 Bu sinan da nerelere gitti kendine başka tutungaçlar mı buldu diye sorular akıllara gelmiş olabilir. Arada bir biryere gitmediğimi göstermek için bile olsa yazmak gerek herhalde.
Neticede ne demişler. Tutunamadığınız tutungaç tutungaç değildir. (Sizin değildir mi olacaktı yoksa)
O zaman bugün size biraz kişisel şeylerden bahsedeyim diyorum. Yanlış anlaşılmasın genel anlamda kişisel değil benim için kişisel. Şahsımla ilgili manasında. Hayatımda epey vakit aldığını ve bazen başka bişeye tutunmaya fırsat vermediğini fark ettiğim için bi yazayım dedim.
Bir garip bilgisayar mühendisi adayı olarak bölümde bize verilen projelerle ilgili sizleri bilgilendirmek istedim. Ama sakın şimdi "offff ne yazmış" deyip yazının gerisi okumadan bırakmayın. Çünkü durum tahmin ettiğinizden biraz daha eğlenceli. (Ah bi de bana sorun.)
Mesela zamanında basit bir veri tabanı yönetim sistemi ödevi almıştık. Eski bir ödev aslında. Ama veri tabanı yönetim sistemine dair herhangi bişey beklemeniz tamamen yanlış olur. Pek alakası yoktu zira. Ne kayda değer bir veri, ne de adam gibi bir taban vardı. Ödevde amaç tabii ki programlama becerilerini geliştirmekti.
Gel zaman git zaman neler yapmadık. Hapishanedekilerin çetelesini tuttuğumuz bir proje bile oldu. Eh pek bi işinize yaramayacağı da açıktı bunun pratikte. Çünkü ne mahkumlar ne çalışanlar hakkında öğrenebileceğiniz bişey yoktu. Amaç sadece programlamaktı biz de öyle yaptık. Ha bi de mahkumları eşşek gibi çalıştırabiliyorduk o sistemde karşılığında da daha az kalmalarını sağlıyoduk hapiste o kadar...
Bazı ödevler de zevkli gelmedi değil zaman zaman. Mesela bir yap-boz ödevi almıştık. Yapay zekayla ilgili temel zımbırtıları öğrenmek için. Hani eskiden oynardık böyle plastik bir levha tarzında bir avuçluk bir oyuncak. içinde birbirinin içine geçmiş sağa sola oynayabilen kareler vardı. Bir resmi karelere bölüp karelerin yerini karıştırırlardı da biz de resmi geri tamamlamaya uğraşırdık boş olan kareye kaydırmak suretiyle kareleri. Eh iyi anlatamadım ama belki anlayan çıkar. Ama bizim ödevde ortada resim falan yoktu bizimkisi sayıları diziyordu sadece en kısa şekilde nası dizilebileceğini gösteriyordu. Bir nevi işin cılkını çıkartıyordu yani. Kendimiz dizmedikten sonra o parçaların ne anlamı var değil mi :)
Yakın zamanda ise bir dosta paylaşım programı simülasyonu yazmamız istendi. Hiç boşuna "uuuuuu" demeyin çünkü ne ortada dosya vardı ne de bir paylaşım. İnternetle soketlerle falan da alakası yoktu. Eğer size bir bilgisayarın bişey paylaştığına dair bir komut gelirse o paylaşıyordu her şey bu derece monarşik ve basit... Yapılması gereken Adam bağlandı derlerse adam bağlanmış gibi yapmak bilmemne dosyasını aradı diyorsa aratıp dosyayı öyle bir şey paylaşılmışsa da indiriliyormuş gibi yapmaktı. Bilgisayar zaten sanal, sanalın da sanalı lur mu demeyin oldu aha işte...
Şimdi de mayın tarlası yapacakmışız. Başlangıçta her zamanki gibi karizma ve eğlenceli geliyor. Ama bilgisayarınızdaki farelerin hiç işe yaramayacağı bir mayın tarlası hayal edebiliyor musunuz.?Bizimkinde fare hiçbir işe yaramaz kara ekrana bakarak oynamak zorundasınız :)
Tutungaç'tan aforoz edilmeden saçmalamayı keseyim ve yazının sonlarına doğru yol alayım.
Asıl bağlamak istediğim nokta şu: Hiçbişey göründüğü gibi değil. Bilgisayar mühendisleri Üniversite öğrencisi karizmasından hayatta yararlanamazlar. Yukarıda görüldüğü gibi projeleri pratikte bir işe yaramaz. Oysa diğer bölümlerde öyle mi 2. 3. sınıftan itibaren bilmemne şirketinde bilmemne yapan bir sürü insan var. Doğrudan bir yerlerde bile çalışabiliyorlar. Bilmemnerenin tasarımını yaptım diyor mesela mimarlar. biz yaptıklarımızı gösteremiyoruz bile...
Hayır yani T cetvelimiz falan da yok ki böyle gezinirken desinlar ahada bu öğrenci kesin. Vallah işin kaymağını onlar yiyor.
Birisi bişey danışmaya kalkacak olsa bile en iyi ihtimalle bir program yüklemek ya dabilgisayarına gien virüsü defettirmek istiyordur. Sizi temin ederim ki bize okulda gösterilenlerle neredeyse hiçbir alakası yoktur. Eğer daha şanssızsanız bir programı nasıl kıracağını, çalınan msn adresini hekleyip hekleyemeyeceğinizi sorarlar. Yarım saat dil döküp neyin yanlış neyin doğru olduğunu anlattıkta sonra da şu yanıtı alırsınız: "Yapamıycaksan yapamıycam de."
Ne hoş dimi...
Nitekim bilgisayar mühendisliği öğrencisinin tek olayı halk arasında "geçerli" bir meslek olarak nitelendirilmesidir ki. Şu durumda o bile sorgulanabilir. Bunlar sadece çekilen çilelerin bir kısmı yeter artık uzatmiyim diye bırakıyorum.
Bu türden bir öğrenci görürseniz dikkatle ve şefkatle yaklaşın lütfen efem...
kelebek çıktı kurumuş çamaşırlar arasından asılıdır gömleğim ben acıyı isotta tattım yarımcadır biberim bağcıklarım bağlanmaz oldu ayaklarım dolandı çatladı gören komşular menekşem soldu Mars'tayım Merkür'deyim Jüpiter'deyim gelebilirsen gel de kurtar bulunduğum koordinatları tanımla (x,y) biçimine getir yepyeni koordinatlara sal
Tutungaç müzisyenlerinin ortak olmayan kararı: Anlatmak istediğini direk söylemeyince daha etkileyici oluyor. Demek istediklerinin etrafında dolanınca zaten dinleyici anlatmak istediklerini hissedecek. (Biz bu adamı seviyoruz. Çelişki? Hayır daha iyi olması için ufak bir tavsiye) 'Ninni bu hayat' demiş ya, iyi demiş. Aslında iki kardeştir dandiniyle dasdana, birbirini çekemeyen... Etkileyici oldu değil mi?
Az oturgaçlı götürgeç sürücü adayları sınavı @ 31-08-2007 16:51 Bu testin tüm hakları Tutungaç'a aittir. İzinsiz kopyalanır, izinsiz yayınlanır, ama bu yazılanlardan ötürü çevrenizce yadırganırsanız sorumluluk kabul edilmez. Süre 460 dakikadır. Şıklara birden fazla cevap verirseniz bu sizin zekanızı belli eder, değerlendirme kurulumuz sınav kağıdınızı ağzı açık değerlendirir. Her bölüm iki sorudan oluşur. Dört doğru bir yanlışı götürür. Bir bölümden başarılı olmak için en az bir yanlış yapılması gerekir. Başarılar!
Bölüm 1: İlkyardım Bilgisi
1)Bayılan bireye aşağıdakilerden hangisi yapılır?
A)Karnına yumruk atılır. B)Başından aşağı oksijenli su dökülür. C)Bayılan yerine sıcak kompres yapılır. D)Yüzüne limon sıkılır, ayılır ayılmaz gazoz içirilir.
2)Bacağında kırık olduğu tespit edilen bireye ilk olarak ne yapılır?
A)Moral verilir. B)Kırık bacağı üzerinde yürütülür. C)Kırık olan yere salça sürülür. D)Kırık olan kemikler uçuca getirilir.
Bölüm 2: Trafik ve Çevre Bilgisi
1)Yandaki trafik levhası ne manaya gelir?
A)Dikkat, civarda alkollü sürücü olabilir. B)Arabasıyla intihar eden çıkabilir. C)Yağış ayağınızı kaydırabilir. D)Araba denizde yüzdürülebilir.
2)Kollarını size doğru iki yana açmış Tutungaç trafiği görevlisi ne anlatmaya çalışmaktadır?
A)Dur da sarılalım koç, epey özlemiştim. B)Hop hemşerim, geçiş yasak. C)Bugün çok mutluyum. D)Bütün Dünya buna inansa, bir inansa hayat bayram olsa.
Bölüm 3: Motor ve Araç Tekniği Bilgisi
1)Aracı çalıştırdığınız da gelen 'tık' sesi hangisini belirtir?
A)Araca dışardan taş atılmıştır. B)Aracınız bugün çalışmak istemiyordur. C)Arkasından bir 'tık' sesi daha gelecek ve motor duracaktır. D)Motor boğulmuştur suni tenefüs yapmak gerekir.
2)Araç motoru çalışırken yanan yağ göstergesini görünce ne yapmak gerekir?
A)Derhal araçtan atlamak. B)Akümülatörün kutup başlarını gevşetmek. C)Yağ fazladır, bunu dökmek gerekir. D)Fazla yük vardır, derhal diyete başlayıp fazla kiloları vermek gerekir.
(Burada yazılanlar tamamen şaka amaçlıdır, aman ha ciddiye falan almayınızdır...)
Akut şablon sendromu @ 23-08-2007 15:27 Ey tutungaç sakini bu sana bir duyuru; Haberin var mı ki bizim eski şablonumuz tuzla buz oldu!
Yok valla ben bir şey yapmadım. Serotonin kardeş dedi ki 'Aaa tutungaç'a nolmuş böyle' biz de bakalım dedik, ne olmuş diye...
Tam olarak şu olmuştu: Yazılar havada asılı kalmış ve not defteri görünümünde bir bloga dönmüştü zavallı Tutungaç. Antimanik geyiksif blogumuz bu yaşadığı talihsizliğe rağmen halen yıkılmadı ayakta. Fakat bence bizim eski şablonumuz da güzeldi, alışmıştık. Ben yine onu kaydettim, eski haline getirmeye çalışacağım burayı.
Ya da, kendi haline bıraksak düzelmez mi...
Belki de kronikleşir. Ne yapayım bilmiyorum ki, ben doktor değilim.
Tutuvole'den Magazin Çalışmaları @ 14-08-2007 23:33 Tutuvole magazin olarak tutungac.blogspot.com'un üyelerinden iki kişinin konuşmalarını ele geçirdik.
Serotonin: ben sana canice fikirlerimden bahsediyorum sen bana edebiyat yapıyorsun ne zaman biz bu hale geldik söyleee itiraf etttt rosalindaaa
FEA: rosa rosa de la rosa hermando arkansas herouna esperaldo domestikus kümülüs ismimi kısaltma bir daha
Serotonin: pardonnn
FEA: ben sana eldarado diyor muyum?
Serotonin: uzun adım ne ola ki
FEA: sen kendin bilmezsen bu nice okumaktır
Serotonin: yok ben seni test edicem de bakam doğru mu biliyon
Serotonin: ya niye benimki erkek ismi gibi seninki rosalı mosalı
FEA: ne bilim ya sen başlattın ben bunların cinsiyetlerini isimden çıkaramıyorum kusura bakma
Serotonin: ben çıkartıyorum pembe dizi kariyerim sağolsun başlamıyorlar artık eskisi gibi
Evet, durumun vehametini anlatmaya bizim kelimelerimiz yetmiyor. Sizinkiler yeterse tutu-yorum yazın, boşluk bırakın, yorumunuzu yazın ve tutungac.blogspot.com'a gönderin. Siz de katılın,siz de kazanın...
Tutungatov'un Köpeği @ 13-08-2007 13:32 Tutungatov'un köpeği neye şartlanmalı diye düşünen Tutungaçlı bilim insanları sonunda ancak Tutungatov'un köpeğinin yemek dışında bir şey için şartlanması gerektiğinden emin oldular.
Fakat halen neye şartlanması gerektiğini bilmediklerini fark ettiklerinde çokta geç sayılmazdı.
Aradan bir gün geçti. Ertesi gün tekrar toplandılar. Aradan bir ay geçti. Aradan bir yıl geçti. Kimi bu arada vazgeçti.
Kalan sağlar bizimdi yine de geç sayılmazdı.
İki yıl sonunda -ki bu ilginç bir şekilde Tutungaç'ın açıldığı güne denk gelir- tekrar toplandılar. İlginçtir, birkaç fikri olan da vardı. Toplantıda arka fonda 'Singing in the rain' çalmasının konuyla hiçbir alakası yoktu, ama Tutungaçlı bilim insanları buna da kafaya takıp yarım saatte bunun üzerine de tartıştılar.
Sonra fikirlerinin ne kadar değerli olduğunun farkında olan bilim insanları bunları Yengeç Restaurant'ın gizli formülü gibi özenerek sakladılar. Sonra bir gün -ki bu ilginç bir şekilde Tutungaç'a Tutungatov'un Köpeği adlı bir yazı girildiği güne denk gelir- bu fikirleri açıklama ihtiyacı duydular.
Uzun çabalar sonucu bulunan ilginç fikirler şöyleydi:
-Tutungatov'un köpeğine ışık açılmadan evvel defalarca zil çalarak ışığa karşı şartlandırmalıyız. Böylece köpek kendine karanlık bir köşe bulmak için zaman kazanacaktır.
-Tutungatov'un köpeğine Ajdar dinletilmeden evvel defalarca zil çalınarak arkadaşlarını da bulunduğu ortama çağırması sağlanacaktır. Bu şekilde çikita muz eşliğinde eğleneceklerdir.
Güneş arabası arkası yazıları @ 30-07-2007 20:45 Güneş arabalarının başı kel mi? Onlar da araba değil mi? Onların da arkasına yazı yazdırmaya hakları yok mu?
Bizce var...
Tutungaç ailesi olarak güneş arabası arkası yazılarını destekliyoruz. İşte size birkaç öneri:
Seçimde hangi partiye oy verdiğiniz umurumda değil, biliyorsunuz. Olsun. Şimdi, sonuçlara bile bakmadan kendi kendime çıkarımlar yapmayı deniyorum. İlk önce kötümser, karanlık, berbat, hatta biraz da pis kaka tabloya bakalım.
- Bir kere tutungaç fiyatlarına zam gelecek. Tutunamayanlar bu duruma epey bozulacak.
- Sonra işte yeni yeni vergiler gelecek. Mesela “özel tutunum vergisi” gibi bir isim önerisi hiçte fena değil.
Bu kadar kara tablodan sonra, biraz da iyimser bakalım:
- Yurtdışından ithal edilen tutungaç sayısı artacak. Böylelikle tutunamayanlar için gereken her neyse, karşılanacak.
- Çiftçiler kazandıkları miktarın yarısını tutungaç alımları için devlete ayıracak.
- Memurlar tutunamayanların işlerini daha çabuk halletmeye bakacak. Mesai saatlerinde oyun oynamayacak, falan yapmayacak, filan yapmayacak.
(Siz de maddeleri yorumlarda artırabilirsiniz, tabi.)
Neyse, işte bu da, Paris 'ten bir tutunamayan aday örneği:
Karikatürden tutungaç olur mu? Bunu halkımız seçsin! @ 20-07-2007 23:44 Şimdi anlatmaya başlayacağım tutungaç, öyle çok yeni değil, siz de biliyorsunuz. Ama işte benim için çok yeni olduğu için, bazen kalp pıtırtılarımın artış gösterdiği oluyor.
Derken, yine böyle bir paragrafa daha başladık. Çünkü burada, karikatürün aslında nasıl bir iletişim aracı olduğunu anlatmak istiyorum. Evet başımızdan geçen bir olayı, hadi olmadı içimizden geçenleri çizgilerle nasıl da güzel anlatabiliriz. Hemen bir iki tane küçük küçük adamlar filan çizeriz, sonra onlar sıkılmasın diye konuşturmaya başlarız. Onlar konuştukça içimizde sakladıklarımızdan biraz olsun kurtulmaya bakarız. Evet bu yüzden, onlar hiç susmasın deriz, ne güzel bizi anlatıyor diye devam ederiz. Gripinin bir şarkısında dediği gibi sustuklarımız artık içimizde büyümez, onlardan çizgi yapmış oluruz. Ayrıca bunların etrafımızda gördüklerimizle tıpa tıp aynı olsun, diyenler de yok. Bu biraz da bize özgürlük katmaz mı, ey tutungaç severler veya okurlar?
Neyse bu paragrafta ise, bir karikatürde nasıl tutunamayanları anlarız gibi saçma bir anafikir üzerinde durmak niyetindeyim, şimdiden söyleyeyim, dedim. Şimdi bak, elimizde bir karikatür var diyelim. Şuradaki bir karikatür olabilir, mesela bu. Tamam baktıysanız devam edelim. İşte ediyorum. Tutunamayanları ayırt etmek için bir kere baloncuklara iyi bakmakta yarar var. Tamam bir tane var zaten, ben de biliyorum. İşte bu penguen, tipik bir kaybeden. Kendisini hemen eleveriyor zaten. Farklı olduğunu, diğerlerinden uzak kaldığını, birazcık başka olduğunu kendisi de biliyor. Ama işte, buna müdahale etmiyor sanki. Neyse benden bu kadar. Karikatürün tutungaç olup olmadığını halk seçsin.
Ve bu paragrafta ise youtube ‘a bağlanıyoruz. İşte ne güzel anlatmış bir çizer.
Yapabildiklerimiz, Yapamadıklarımız... @ 17-07-2007 23:04 Bugün kendimizi her zaman yapmak istediklerimize adayalım. Bir film izlediğimizde o anda keşke ben de yapabilsem dediğimiz ya da çocukken çok istediğimiz ama bir türlü yapamadığımız şeyleri yapalım.
Örneğin; İmparatorun Yolculuğu’nu izledikten sonra acaba karnımın üstünde kaymak nasıl bir duygu diye mi düşündünüz? Yatın yere efendim yüzüstü. Kapatın gözlerinizi şimdi itekleyin kendinizi. Olmuyor mu? Mühim değil, büyük ihtimalle yer kaygan değildir. Ya da Üç Renk: Kırmızı’yı izledikten sonra o korku ifadesini siz de mi yapmak istiyorsunuz? Geçin aynanın karşısına, buruşturun yüzünüzü. Olmuyor mu? Mühim değil, büyük ihtimalle arka planınızın kırmızı olmamasındandır. Bakın, bu sayede size hem bir tutungaç veriyoruz hem de aynaya bakmak için bir sebep.
Size bunları asla yapamazsın diyenler mi oldu? Hatta hasta olduğunuzu mu söylediler? Bir kez de siz duymamazlıktan gelin. Tabi bunu CSI:NY izleyipte otopsi yapmanın nasıl bir duygu olduğunu merak ettiğinizi onlara anlattıktan sonra söylüyorlarsa ve siz onları duymamazlıktan gelip amacınızı gerçekleştirmeye çalışmışsanız bu durumdan hiçbir şekilde sitemiz sorumlu tutulamaz. Size bu durumlarda Tutungaç Fort'u öneririz.
Tutungaç İstatistiği @ 17-07-2007 18:43 Efendim; blogumuz açılalı bir ay oldu, hatta ikinci ayını bile yarıladı sayılır. Kim ne kadar tutunmuş buyrun bakın (bu istatistik keyfimize göre arasıra güncellenecektir):
Tutungaç Makamının 12.07.2007 tarih ve TUTU1684.NGAC8876/129 sayılı emir gereğince ön inceleme yapılmıştır. EK falan da yoktur.
MUHBİR:
Cyper (Matrix'ten bizler için özel olarak geldi)
İDDİA:
Tutungaç sakinlerinden birinin yönünü kaybetmesi üzerine bütün yönleri zincirlemeye kalkışması.
OLAY MAHALİ:
Bütün yönlerin toplandığı bir E düzlemi.
TARİHİ:
07.07.2007
KARAR:
Yapılan incelemede hakkında suçlamalar bulunan şahsın eylemlerini sadece düşünce aşamasında bıraktığı saptanmıştır. Bir daha böyle tehlikeli şeyler düşünmemesi için şahıs, hafifletici sepetler de göz önüne alınarak, tekrar yönlerin toplandığı düzleme gidip bütün yönlerin nereye çıktığını anlamakla yükümlü kılınmıştır.
Aksi takdirde kendisine defalarca nane nane adlı eserin dinletileceği bildirilmiştir.
Ey gidi günler 1 @ 07-07-2007 16:19 Öncelikle bir merhaba demek lazım. Tutungaçın en tembel yazarı olarak herkesi selamlıyorum. Hayır nereden çıkarttın en tembel benim gibi iddialarla gelmeyin lütfen ilk mesajım olduğunu farkedin :)
Fazla uzatmadan bir şeyler karalayayım dedim.
Şu günlerde eski çizgi filmlere takmış durumdayım. Aslında sadece çizgi filmlerle sınırlamak haksızlık olur. Eski müzikler, eski kitaplar, eski filmler... Ve bir arkadaşın söylediğine göre bu ne yazık ki yaşlanma belirtisiymiş. Napalım sağlık olsun...
Asıl konu çizgi filmlerdi. Tom ve Jerry, Sylvester ve Tweety gibi klasiklerden yüzlerce blogda yüzlerce defa bahsedilmiştir sanırım. (ki gördüklerimin en iyilerinden biri fea'nın kiydi :tık tık)
Bugün size daha az bilindik fakat kendi adıma daha az sevmediğim bir karakterden bahsedeceğim:
O geceleri kanat çırpan terör,
O gözlerinizi yaşartan soğan, O ayakkabınıza yapışan sakız, O sizi gece 3'te uyandıran yanlış numara, O sizi yolda bırakan bozuk buji, O kullanılan her çekteki 10 dolar komisyon, O elinizin ulaşamadığı yerdeki kaşıntı, O ruhunuzun karatahtasını gıcırdatan tırnak, O ayakkabınızdaki çakıl taşı, ...
O Darkwing Duck...
Süper süper kahramanlardan ziyade esprili ve sakar süper kahramanları daha süper bulan birisi olarak Darkwing Duck küçüklüğümün en süper süper kahramanlarından. (Çok süper bir cümle olmadı biliyorum)
Birkaç defa videosunu youtube'dan izledim durdum. Sizler le de paylaşayım:
Keşke günümüzde de böyle çizgi film tutungaçları yapsalar. :)
O zaman Darkwing Duck'ın dediği gibi... "Let's get dangerous"
Tutungaçlık İlkokul Fişleri @ 06-07-2007 15:27 Öğrenci kardeşlerimize yazın pratik yapmaları için birkaç fiş:
-Tuna tutunamayanlardan olma. -Ahmet hayata sıkı tutun, düşersin. -Ayşe çabuk o bilgisayarın başından kalk, kime diyorum ben. -Fatma Ayşe'yi diskoya götür. -Gülin o seni sevmez Pelin'i sever. -Hilmi batmasın bu dünya, bitmesin bu rüya. -Nil tek taşını kendin al, tek başına kendin tak. -Ezgi saçmalamayı bırak.
Ev Yapımı Zaman Makinesi @ 29-06-2007 11:12 Tutunamıyor musunuz? Tutunamadığınız için başınıza ağrılar, midenize kramplar mı giriyor? Hayatın kaygan zemininden şikâyetçi misiniz?
İşte size tüm bu şikâyetlerinizden kurtulmanız için muhteşem bir fırsat: Ev yapımı zaman makineleri...
Evet, yanlış duymadınız. Bu makineyi evde kendi başınıza yalnızca iki dakikada yapabilirsiniz. Tek ihtiyacınız olan bir adet büyük boy çikolata kutusu, bir keçeli kalem ve Tutu-Kutu imalatı yapıştırmalı siyah düğme.
Bakkaldan veya marketten aldığınız çikolata kutusunun üzerine keçeli kalemle "tutana, tutunita, tutunamıyorumita" yazdıktan sonra kutunun içerisine girerek özel imalat yapışkanlı düğmeyi kutunun tavanına içeriden yapıştırınız. Düğme özel ham maddesi sayesinde kutuya monte edildiğinde zamana otomatik olarak bağlanır ve düğmeye bastığınızda kendinizi zaman içerisinde bir yolculukta bulursunuz. Gitmek istediğiniz anı içinizden üç kere tekrar ettikten sonra melodisiyle birlikte "ben sende tutuklu kaldım" demeniz zaman makinesinin çalışması için yeterlidir.
Ev yapımı zaman makinesi tek kullanışlık olup sizi yalnızca geçmişe götürür. Bununla birlikte olaylara müdahale edemeyip onları sadece dışarıdan izlersiniz. Bu makine sayesinde geçmişinizdeki tutungaçlara yeniden tutunabilirsiniz. Geri dönmek için de gözlerinizi kapatıp yine melodisiyle birlikte üç kere "geri dön, geri dön, ne olur geri dön" demeniz yeterli.
Tutu-Kutu özel imalatı yapışkanlı düğmenin teminatı için telefon numaralarımız: 1234567890 0987654321
Ürünlerimiz ürünün ömrü boyu garantili olup memnun kalmadığınız takdirde çöpe atıp yenisini alabilirsiniz.
Not: Bu yazı yazılırken Spongebob Squarepants adlı çizgi filmden ve Umudunu Kaybetme (The Pursuit of Happyness) adlı filmden etkilenilmiştir :)
FEA tek başına bir ekip olduğundan seçilecek şarkılardan da sorumludur.
Yazılacak şarkıların bunalımla delilik arasındaki o ince çizgiye hitap etmesi gerekmektedir. Ayrıca şarkıların arasına içeceğin kalori değeri falan da yazılıp içindeki yabancı maddeler satırarasına saklanacaktır.
Bu projenin gelirleri de tutungaç fort yapımında kullanılacaktır.