Rabbim beni kendimin tanrısı olmaktan koru @ 17-08-2008 11:11

AMiN
Ayşe Sevim
Beni yanlış ağacın altına gömdüler
bir hayvan mezarlığında çürüyorum
körleri korkutan bir karanlıkla dağlanıyor gözlerim
tövbe ordusu dudaklarımı kılıçlarıyla temizlemeden öldüm
çünkü öldüm
çünkü şiir babamdı ve amin derken bile
kulu olmamı istedi kendimin.
Rabbim kalbimde pazarlar kuran şeytanların
tezgahları evlatlarımdır
o evlatları rüzgarla boş, hırıltılarıyla kazınsın derim
derim kazındıkça
yarasaya kendini izah edecek güneş
ama öldüm
kurşuna dizildikten sonra gelen af telgrafı gibi kalbim
kalbim
başımızın üzerinde yerin var @ 15-08-2008 21:10
İstanbul'a bir ADAM gelmiş...
Hoşgelmiş...

.. (
devamı )
HAFIZ @ 14-08-2008 23:00
Zolf bar baad - Mohsen Namjoo
زلف بر باد مده تا ندهی بر بادم
Saçivi yele savurma benide yele savurursun
ناز بنیاد مکن تا نکَنی بنیادم
Naz yapmaki nazinla benide evelden yapiyorsun
می مخور با همه کس تا نخورم خون جگر
Başkalarila mei(şarab) içmeki benim ciyerim kanamasin
سر مکش تا نکشد سر به فلک فریادم
Isyan etmeki ben feleke isyan ederim
زلف را حلقه مکن تا نکُنی در بندم
Saçivi buruk yapmaki ben kenive balgtirsin
طره را تاب مده تا ندهی.. ( devamı )
RAP @ 14-08-2008 22:18
SAGOPA KAJMER / BEN HÜSRANA KOMŞUYUM
.. ( devamı )
fayrap'ın 10. saysı kitapçılarda @ 10-08-2008 22:52
fayrap dergisinin onuncu sayısı seçkin kitapçılarda. içindekiler
1 aleks’in tribüne koşması / hakan arslanbenzer
2 fenerbahçe şiiri / ali düz
5 sarsak / hakan kalkan
7 yer-liii fener-bah-çee / murat sözer
8 22: 56 (şiir) / murat küçükçiftci
10 bak (şiir) / ali düz
12 cinderella virajı (şiir) / merve burma
13 ben hep yol derken… (şiir) / orkun elmacıgil
14 allahçı (şiir) / ömer yalçınova
16 gençliğim eyvah (şiir) / sadık koç
18 okey dörtlüsü (hikaye) / abdülkadir argıllı
22 bugün pazar (hikaye) / rabia gülcan
24 iki şiir (tüm bunlar, kız) / murat sözer
26 karnaval (şiir) / ahmethan yılmaz
30 klişeden saçmalığa / hakan arslanbenzer
33 aziz ironi: biçimin metni, özün metni / murat güzel
37 klişenin yeri, zamanı / fazıl baş
39 mutlaklaştırmaya karşı / ali akyurt
42 vatan yahut muhayyile / esin pervane
45 sevgili orhan veli kanık (mektup) / enis akın
47 seni dinleyen biri / suavi kemal yazgıç.. ( devamı )
BANA BİR YAN(L)IŞ @ 10-08-2008 12:50

Huzur bitti , aşk yok
İnsana hep sorular, hep sorular
O sorulardan kaçar konuşmaz
İnsan sorulardan bir canavar
İnsan niçin susar?
Susar çünkü susar huzura
Huzura kaçar
Huzura huzursuz kaçar
Huzursuz yaşar insan
Yaşamasa olmaz yaşar
Yaşasa olmaz kaçar
İSYAN / ENDER EMİROĞLU @ 04-08-2008 00:03

İnsan
Kendi yoluna yolcudur
Ve kendi ruhuna
Hayat dediğimiz şey düz bir oldur ve nihayet kocaman bir oyundur
Ve insan etiyle doyan bu oyunun kuralları karanlık kamuda koyulur
Yalnızdır herkes kan bağlı bir karabasandır
Aşk olsa olsa bir sanrı dostluk da arkadaşlık da zamana karşı bir rüya
sonuçta beden sancılarıyla tek başınadır yol uzun oyun zor kurallar katıdır
yalan kahkahalar masal neşe sanal ömür boyu mutluluk külliyen yalandır
insan
itaat eden bir hayvandır
ve güç dengesi asıldır
isyan
tanrım sildim buğuyu terk ettim arzuyu sardım yarama ağuyu
tanıdım ve seyrelttim heyecanı ve bu komik oyunu
her şey sahte dostluk bahane bu amaçsız güruhu
isyan
tanrım kendisine benzemeyenleri yok sayıp mütemadiyen aşağılayanları
kurallarıyla üstümüze oturan bilerek isteyerek kıyımları
başkasının yalnızlığı ve mutsuzluğuyla mutlak doyuma ulaşanları
isyan
tanrım güdüleriyle yaşayıp kraldan daha çok kralcı olanları
güce tapıp cüssenin karşısında el pençe divan duranları
uzak tut benden gör beni bil bu inançsız takatsiz halsiz adamı
herkes ağlıyor herkes susuz heyecansız aşksız ve sevdasız dedim
ve hoşgörü denilen şey sadece zaman kazanmadır bunu bildim
sakın sakla beni yaradan bu kendi kendini yiyen nüfustan
bu mutsuz huzursuz ruhsuz kendinden bile nefret eden
bu zaman dolduruyormuş gibi yaşayan
bu kan kardeşliği adına birbirinin kafasını kopartan
bu ölümün de yaşamın da amacını anlamayan
bu koyun sürüsü gibi yaşayan binlerce maske taşıyanlardan
bu yaptığı ve yapacağına inanmayan
bu kan görmeden doyuma.. ( devamı )
@ 03-08-2008 23:00

NAKİL
Neden kaçınmadım başıma gelenlerin
Aksından. Kimse kimsenin sahibi değil.aşk
Gidince “ yarin yanağı” da ortaktır. Bölündükçe
Böyle her şeyi unuttum. Tanrım neden yok
Kendini evinde hissedebileceğin bir yer
Dünyada. Göz içi bile siyah. Biliyorum civara
Nakledecekler beni. Ama etmedim kimsenin
İhsanına tamah.
Yalan ve hiledendi yüzleri değildi deriden. Ben
Kendimi zeminde bıraktım. Kaybolduğumda
Biliyorum kimse aramayacaktı beni.
Büyüdükçe her şeyi unuttum. Sadece ateşler
İçinde yatarken iyi hissettimdi kendimi. Her
Edimin alacaklısı varmış dünyada. Benim yok.
Yokluktan başka bir şey yok ait olduğu kalpten
Nakil olana.
Somut hatıra bile yok. Sorularla gerilmiş
Beden. Aşık kayıt tutamaz. Özlüyorum nefes
Alamadığım günleri de; ter içinde titrerken
Sokağa düştüğüm vakitleri de. Gün yoktu.
Kalamadım hiç, tek bir duygu durumunda.
Benliği korumakla sürüklenirmiş insan yokluk
Durumuna. Biliyorum aynı ben değilim artık
Hafızadaki bedenle.
Yücel Kayıran
.. ( devamı )
MEKSİKA SINIRI/ MEHMET EFE @ 25-07-2008 23:56
MEKSİKA SINIRI
Hep bir Meksika sınırım olsun isterdim,
alamancı komşumuzun siyah beyaz tevesinde
kovboylar hep Meksika sınırına giderdi
kimse dokunamazdı sınırı geçtiler mi
Meksika sınırı isterdim en sevdiğim şairlere
hep hapiste olurlardı nedense
Hapis yatmış olurdu yoldaşım gönüldaşım
saf tutmak istediğim namazda omuz omuza
hapse düşersin derlerdi
tutup ciğerimden yazsam
en sevdiğim filim artisi
hapsi boylardı illaki
filmin en güzel yerinde
Camimizin imamı
edebiyat öğretmeni
Meksika sınırımız olmadığından belki
ortasında dururlardı
en canalıcı lafın
bir damar kabarırdı cümlelerinde
meksika sınırı olsaydı Türkiyem’in
ondokuz yaşımda sevdiğim kızla
atlar geçerdim sınırı kimse dokunamazdı
yerine Gayrettepe’de dayaklar yedim
günlerce uyutmadılar siyasi şubede
Şimdi
Meksika sınırına iki saat mesafede
tekrarlayıp duruyorum kendi kendime
bir Meksika sınırı lazım her memlekete
Meksika’nın kendisine de
Mehmet Efe
.. ( devamı )
Meksika Sınırı", sadece bir kalkış noktası değil, aynı zamanda bir varış noktasıdır @ 25-07-2008 23:52

Televizyon felsefesi: Meksika Sınırı
YUSUF KAPLAN
Ülke TV'de yayınlanan, İsmail Kılıçarslan, Tarık Tufan ve Selahattin Yusuf'un birlikte "ürettikleri" Meksika Sınırı programı, bu ülkede televizyon üzerinde nasıl düşünebileceğimize, televizyonun hâkim kodlarını kırarak televizyonu nasıl dönüştürebileceğimize ve bu ülkenin çocukları olarak nasıl özgün bir televizyon dili icat edebileceğimize dair bize çok şey vadeden bir program.
İnsanlık tarihinde hayatın ve hayat üstüne düşünülerek geliştirilen düşüncenin üretildiği ontolojik mekân, bütün ön-kadîm medeniyetlerde "polis"ti; yani "şehir devleti"ydi.
Geç-kadîm medeniyetlerde "şehir-devleti" / "polis", yerini şehir merkezli "metropolitan" hayata terk etti. İslâm medeniyeti de, "metropolitan" bir medeniyetti; ortaçağ ve modern Batı uygarlığı da; Çin, Hint, eski Amerika medeniyetleri de. İslâm medeniyetinde şehir'in / "medîne"nin diğer medeniyetlerdeki "kent"le sadece biçimsel ya da yapısal bir benzerliği vardı; ama medîne'nin kent'ten ayrılan bir de ruh boyutu, yani "din" ile epistemolojik, ontolojik ve fenomenolojik, dolayısıyla etimolojik, semantik ve tarihî bakımdan kopmaz ilişkileri vardı. Medine, din'in hem vasatı, hem de vasıtasıydı.
Postmodern süreçte ise, motropolis'in yerini NETropolis aldı: Artık kent öldü, yaşasın "sanal âlem" (mi?) diyeceğiz!
Bütün bunların Meksika Sınırı'yla ilişkisi ne? Şu: "Polis" sürecinde alfabe keşfedilmişti ama hâlâ sözlü kültürün algılama ve zihin kalıpları hâkimdi. Metropolis sürecinde, yazılı kültüre g.. ( devamı )