Dün izin günümdü ve rahat rahat özlediğim takip ettiğim arkadaşlarımın sayfalarına girip baktım heyecanla ve merakla...
"Az sonra gidip yeniden aynı temponun içine gireceğim ama gitmeden önce dün bilgisayarımda meydana gelen aksaklıktan dolayı yazamadığım yazımı şimdi yazmak istedim."
Ümit , Nurum ve Harun tema değiştirmişler çok da güzel olmuş bence yeni temaları...
Ve üzüldüğüm bir şey daha oldu ki o da canım meleğim Eda'm artık yazmayı bırakmış...
Hemen telefona sarıldım ve Eda'mı aradım. Bırakma sebebinde haklı aslında ama bu şekilde onu sevenleri üzdü diye düşünüyorum ama yine de en doğru ve kendisi için en iyi olanı tercih edeceği ve ettiğinden kuşkum yok.
Dinlenmesi ve kendini toparlaması gerek sanırım meleğimin...
"Seni seviyorum Eda ve internet aracılığı ile senin gibi değerli bir insanı tanımış olmaktan dolayı çok mutluyum . Kararın her ne olursa olsun hep seninle olacağım meleğim (K)"
Sınıfın geç kalan çocuğu oldum çıktım biliyorum ama Şevlal, Dilek ve Aslı'mdan sonra sırası gelen iki kişiyi daha bekleyip "yani toplam beş kişi olmasını bekleyerek" çoook "ÖZEL" bir gönderi hazırlamayı planlıyorum ;)
Ama ne olduğunu söylemem çünkü süprüz! :D
Ben bir daha ne zaman gelirim buralara bilemiyorum şimdilik ama kendinize iyi bakın ve dikkat edin. Her şeyi bıraktığım gibi bulamam biliyorum ama güzel, olumlu gelişmelerle dolu ve çok çok iyi bulmayı diliyorum hepiciğinizi...
Sabah 06:00'dan gece 00:00'a kadar çalışıyorum. Ve bu çalışma temposuna Cumartesi - Pazar günlerim de dahil. Dolayısı ile bana geri kalan zamanda ancak uyumaya ve dinlenmeye, günceli yakalamaya, aileme sarılmaya, unutulduğunu zanneden sevdiklerime unutulmadıklarını hatırlatmaya "çalışıyorum" Bu bir yakınma veya hayıflanma değil. Çalışmaktan veya yorulduğumdan şikayetçi değilim. Vücudum ve bünyem kaldırabiliyor bu tempoyu çok şükür, ancak tek üzüldüğüm-düşündüğüm size ve sevdiklerime yeterince vakit ayıramıyor olmam...
Fakat benim bu durumuma rağmen ; Yokluğumda beni unutmayan, beni burada yalnız bırakmayan iki satırla bile olsa benden ilgilerini esirgemeyen ve her ne olursa olsun, her zaman benimle olacaklarını hissettiğim bütün DOSTLARIMA-ARKADAŞLARIMA teşekkürü az buluyorum "kendimce" ...
Günler sonra bilgisayar başına oturma imkanı buldum...
Yaptığım ilk şey gelen mektuplarımı okumak oldu...
Sevgili Koray, yazdığı mektubunda: "Yaşamımızı çalan rollerimize azad kabul etmez köle olarak, teslimi silah edişimizin kaotik bir ortamda içler acısı bir patolojik vaka olaraktan karşımıza çıkması da cabası." demiş...
Ne doğru söylemiş sevgili dostum...
Sizlerle genel olarak aynı düşünce ve hisleri paylaşıyor olduğumuzu öğrenmek, onca keşmekeşin ortasında dost kelamı ile duygulanmak ve huzur bulmak ne eşsiz bir armağan insana...
Ve ben geçen hafta yapılan günümüze çook geç kaldım :(
Bunun için Sevgili Besin'imden çok özür diliyorum.
Bu gidişle hep gecikeceğim gibi görünüyor ama inatla çıkmayacağım günden!!!
Fırın makarna tarifini okudum tatlım, çok lezzetli olduğuna kuşkum yok bana ayırdın mı bilmiyorum ama ayrıca gelip seninle baş başa yemek istiyorum ...
"Blog Yuvası isimli sayfanın da sahibi olan ve bu sayfada sevdiği beğendiği sayfaları okuyucuları ile paylaşan sevgili Başak Esin Köktürk'ü "benim deyimimle" Tatlı Besin'imi daha yakından tanımak ve hayata onun gözleri ile bakarak farklılıkları fark etmek ve görmek isteyen arkadaşlarıma hiç çekincesiz, keyifle veriyorum adresi, not alın lütfen; http://www.basakesin.net/ "
***
Mercimeğim , Başağım, Ruhum... Gözyaşım, kahkaham... Ömrüm! Sesimde de sen varsın, sessizliğimde de...
Yanımda değilsin ama canımdasın.........
***
Bilen yakınlarım çok iyi bilirler ben Orhan Hakalmaz'ı çok severim.
Beyefendi kişiliği , sanat ve sanatçı anlayışına gösterilebilinecek daimi bir örnektir bence Orhan ağabey.
özledim... @ 27-04-2008 21:11 dünya telaşesi ... özlüyorum ama arıyamıyorum içimdesin hep -kalbimde -aklımda -ruhumda sessizliğim sana değil herkeze ... herşeye ... gitme benden, ben gitmiyorum ... aklım çok karışık mercan yeniden geldi biliyorsun alt üst etti beni olsun gitmesin de alt üst olayım razıyım... işler yoğun bazen gece 3 te eve geldiğim oluyor, sabah 6 da işe gittiğim annemle herzamaki gibiyiz işte herşey bildiğin gibi Pınarım sadece seni özlediğimi yazmak istedim canımsın , herşeyimsin seni seviyorum kıvırcığım ...
yeni bir şarkımız daha var artık en kısa zamanda bağıra bağıra söyliyelim olur mu ?
Günlerdir doğru dürüst ilk defa geçiyorum bilgisayar başına...
Çoğunuz biliyorsunuz; Bir süre öncesine kadar işsizlikten yakınıyordum. Yılbaşından itibaren üç aylık bir işsizlik dönemi yaşamıştım biliyorsunuz ama şimdi her şey tersine döndü çift işte birden çalışıyorum ve dolayısı ile (ne yazık ki) buraya ve sizlere gönlümden geçen ilgi ve alakayı gösteremiyorum. Sabah 08:00 den akşam 17:00 ye kadar kendi nakliye firmamızda saat 17:00 den gece 00:00 veya 01:00'a kadar da başka bir işte çalışıyorum. Ama son üç gündür diğer işyerime alışmak ve daha çabuk kavramak için , kendi nakliye firmamıza uğramadan direk diğer işyerime gidip gece 00:00'a kadar orada bulunuyorum ve dolayısı ile ne bloğa uğramaya, ne de sizlere zaman ayrımaya imkanım olmadı.
Ama bu gün minicik bir kaçamak , mini minnacık bir tatil yaptım...
Sabah manevi babamın yazığında Kumburgaz'daydım.
O kadar sakin ve güzeldi ki !
Önce kışın yazlıkta duran karı-koca ağabey ve abla ile birlikte güzeeel bir kahvaltı yaptık.
Kahvaltıdan sonra aldım bisikleti bir saat boyunca bisiklet sürdüm. :))
Özlemişim bisiklet kullanmayı , bacaklarıma ve ciğerlerime çok iyi geldi valla !
Daha sonra biraz kumsalda yürüdüm denizi ve dalgaları izledim.
Poyraz esmesine rağmen tertemizdi su... Kendimi suya bırakmak geldi içimden ama soğuktur diye gözüm yemedi :D
Sonra 12 ve 14 yaşında iki kız buldum, (Birinin adı Ebru diğerinin adı Hülya. Ebru kışın yazlıkta duran o çiftin kızı) top oynuyorlardı... "Hadi yakan top oynayalım" dedim :D Hiç itiraz etmediler. Birlikte yakan top oynadık :D
Sonra yazlığın bahçesinde gezdim biraz , ağaçların meyveleri olmaya başlamış zerdali ağacından bir kaç tane "çağla kadar olan" tazecik zerdali koparıp yedim. Sonra Nuriye abla çay demlemiş oturduk yazlığın bahçesine dalga sesleri bir yanda Nuriye ablanın tatlı dili - sohbeti bir yanda hep birlikte çaylarımızı içtik, babamda ben bütün bunları yaparken; yazlığa boya badana ve tadilat yapan ustalarla haşır neşir oldu daha çok, o işlerini bitirdi , ben gezdim dolaştım ve sonra geldik yine bir sürü işin gücün ortasına İSTANBUL'a geri. :(
Şu an saat 15:00. Bir saat sonra ikinci işyerime gideceğim (Hafta sonları "C.tesi-Pazar" ikinci iş yerimde olacağım sürekli) çalışmaya...
Yani bende durumlar böyle canlar. Bütün işlerimi belirli bir düzene oturtana kadar bir süre daha bu şekilde olacak sanırım ama ben yine zaman zaman gelip küçük ziyaretler yapacağım size arkadaşlar.
Aklımda ve kalbimdesiniz emin olun!
Çok konuştum ben yine sanırım :))
Ama anlatacak o kadar çok şey var ki !!!
Neyse; İnşallah uzun uzadıya yazacağım yine ilk fırsatta ;)
***
Bu gün blog günümüz var biliyorsunuz ve bu gün Blog Shekeri'nde yani Eda Gizem'deyiz!
Gittim baktım daha kimsecikler yok (ev sahibimiz dahil) Kendi kendimi "bir gün bir gün bir çocuk eve de gelmiş kimse yok , açmış bakmış dolabı şeker de sanmış ilacı ..." diye şarkı söylerken buldum nedense :D
İlk gelmiş olmanın avantajı ile biraz sonra gidip Elma Şekerimin yatağına uzanıp biraz dinlenmeyi düşünüyorum valla ! Çünkü çok yorgunum!
Ama dinlenmeye geçmeden önce şu altınımı küçük hanıma bir vereyim önce. Benden Külçe altın. Bozdur bozdur harca Elma Şekeri. Malûm sen öğrencisin ;)
Benim Elma Şekerim büyüyünce doktor olacak olan idealist kız çocuklarından ;) Ama ben özellikle beyin cerrahı olmasını istiyorum çünkü bende böyle çalışmaya devam edersem zengin olup beyninden şüphe duyduğum bir kaç kişiye Elma Şekerimin şifalı elleri ile beyin nakli yaptırmayı istiyorum :D :D :D
Şaka bir yana lüften kimse üzerine alınıp da saldırıya geçmesin, uğraşamam!!! :D :D :D :D
Bu tatlı kızın sayfasına uğradığınızda; Yazılarında, sınavlarının ve okul hayatının onda bıraktığı derin izlerle sık sık karşılaşacaksınız.
Eğer boşlukvermedenbütünkelimeleriböylebitişikyazıyorsa bilin ki ya canı sıkkındır , ya morali bozuktur ya da küçük kuzunun kafası karışıktır ve bütün içtenliği ile sizinde kafanızı karıştırır. :))Eğer ağzınız tatlansın istiyorsanız ve siz de benim gibi şekeri ve şeker ürünlerini seviyorsanız mutlaka bi uğrayın !!!!
Çok yorgunum ve gerçekten çok yoğunum... Pek çok şeye yetişemez oldum son zamanlarda... Sıkıntıdan veya problemler olduğundan değil; Aksine çok güzel , beni çok şaşırtan , çok heyecanlandıran ,mutlu eden ve hiç düşünemediğim pek çok gelişme=yenilik var hayatımda, biraz da bunun şarhoşluğunu yaşıyorum sanırım... :) Bu nedenle de kendimi toparlayamıyorum bir türlü...(Hayat gerçekten "HERŞEYE RAĞMEN" çoook güzel ve gerçekten süprizlerle doluymuş! Bir kere daha "çok iyi" anladım bu iki önemli şeyi..."ŞÜKÜRLER OLSUN!") Ben yine "Bir süre yokum..." Çabuk dönmeye, çabuk toparlanmaya çalışacağım.
Herkese güzel bir hafta dileyerek başlıyorum yazacaklarıma; Şu an saat 18:20 ve ben şu ana dek , gerçekten çok güzel bir Pazartesi günü yaşadım. Daha önce de dediğim gibi çok seviyorum ben bu Pazartesi'yi :) Yoğun ve yorucu bir hafta sonunun ardından , yine yoğun ama harika bir gündü bu gün benim için. Bilgisayarımın başına ancak oturabildim ve daha önceki yazımda da belirttiğim gibi şimdi başlıyorum cevaplayamadığım yorumlarınızı teker teker cevaplamayaaaa ;) Neden bilmem, bu defa böyle yanıtlamak istedim yorumlarınızı canlar...
punisher dedi ki... teşekkür ederim, hoşbulduk. takipteyim :) 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:06 Mınar dedi ki... - Ben teşekkür ederim Punisher, Sende takiptesin haberin ola , ondan sonra yok efendim; "-benim haberim yoktu...! / -Aaa o ıp senin miydi..." bilmem ne lafları duymayayım ! :D ;) ttp://www.seyitali.net dedi ki... çok güzel bir şiirdir.yılmaz erdoğanın şiirleri bir ayrı oluyor.paylaştığın için teşekkür ederim. 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:09 Mınar dedi ki... - Rica ederim Seyit Ali'ciğim. Her zaman ;) tosbaa dedi ki... Aaa ayşe diil mi o =) 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:25 Mınar dedi ki ... - Yok leyn ne Ayşe'si, bildiğin Fahriye o ! Bizim Fahriye :D
tosbaa dedi ki... Ay üstüme alındım bu yazıyı iyi mi, iyi dimi, di =DBu arada bloggunleri kızsal bir olay değilse bende dahil olabiler miyim? 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:15
diLék dedi ki... biz de basakla en son benim için kuaföre gittiğimizde başak bayılıyordu kuaförüm de deliriyordu :D ama konuştuğun kadar özeniyorlar o kadar da güzel oluyooo ((: güle güle kullan canım saçlarını ((: 11 Nisan 2008 Cuma 22:29
- Ben de delirtmek üzereydim az daha Eyüp ağabeyi galiba :D
Ve büyük ihtimalle yeniden boyayacağız :D
Teşekkür ederim Dileğim (K)
http://www.seyitali.net/ dedi ki... çok güzel olmuş.şaka yapmıyorum.bu kadar söz söyledikten sonra kötü olusa başına gelecekleri bilen eyüp abi gerçekten çok güzel bir ton kullanmış.bu arada resimleri inceledim gerçekten çok güzel olmuş. 12 Nisan 2008 Cumartesi 00:46
- Çok teşekkür ederim Seyit Ali'ciğim. Beğenmene (?!) :D sevindim.
tosbaa dedi ki... Çok şeker olmuş, harika olmuş, aslansıni gablansın =)Bu arada anbiyansları fayansları da kaçırmıyoruz, niyse artık =P 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:12
turklerklani dedi ki... aaa bu fotodaki güzelde kim Türkiyede dünyada böyle güzeli yok mankenlerde neymiş valla yazıdan çok fotoğraflara baktım ayzıyı okudum ama fotolar o başka hala bakıyorum :) 12 Nisan 2008 Cumartesi 01:38
Bakmaya devam etmen için değişik başka bir fotoğrafımı koydum bak ;)
Bu defa kahküllü hem de :D :D
Nurum dedi ki... kuzuuuum pek de güzel olmuş canımın içi yerim seni sosis...sen hep güzelsin zaten bee... :) ben değiştiremiyorum saçımın rengini,ne zaman öle bişi desem herkes tepeme dikiliyo... :( hevesim kursağımda kalıyo... :(neyse sen değiştirdin ya ben değiştirmiş gibi oldum bak... :) öpüoom kuzuucuuuum... :) 12 Nisan 2008 Cumartesi 10:35
Ara sıra abartıya kaçmadan ufak tefek değişiklikler iyi oluyor gerçekten.
Kimmiş o başına dikilenler kız!?
Uzaklaştıralım istersen
:D ;)
ya/sin dedi ki... Obsesif kompulsif belirtiler görüyorum sende :P Şişman gösterdiği kısmına katılmıyorum, kim kafana sokuyor böyle şeyleri yahu :))) Birileri dese bile bu kadar takma diyeceğim ama bayanlar istese de istemese de takıyorlar galiba :)) 12 Nisan 2008 Cumartesi 16:53
Ama ne zaman sen beni arasan ya yolda oluyorum, bir yerlere gidiyorum...
Ya da kuaförde oluyorum ! Ama nasıl oluyorda her defasında beni orada yakalıyorsun bende işin sırrını çözmeye çalışıyorum !
Ama sanırım tamamen tesadüf gibi :D
Yoksa bir mesaj mı ki !?
Hani sende bir şey yaptırmak istiyordun ya !
;)
:D
Bu konunun üzerine gidelim bence Ersin !
ANNA dedi ki... aaa bi dön bakiim arkanı :Pçok güzel olmuşsun:) özlemişimde..problemli bir dönemim:) yer değişiklikleri filan.. bağışla.. 13 Nisan 2008 Pazar 22:22
sHeker dedi ki... aman efendim ne güzel bi gün oluyor bu böyle :)dilek'in profiteroller de süpermiş canım... e senin kek de süper olmuş tabi :)aslı da geldi mezdeke kasediyle... e diğerleri de geç kalmadan gelse bari, hep beraber kurtlarımızı dökerdik :) 13 Nisan 2008 Pazar 20:26
- Sen de Dilek gibi önceden sipariş verseydin senin için de özel bir şey yapardım tatlım.
Kek bizim komşunun tarifiydi ilk defa denedim bu tarifi ve ben de beğendim valla ve senin de beğenmene sevindim Elma Şekerim! Tatlı Cadı , acele ile kaseti unutur sanmıştım ama unutmamış... Düşünceli kız vesselam ;)
Eksikliklerimiz oldu ama yine de güzeldi bence ;)
ANNA dedi ki... ya bewn bişi anlamadım:S blogger günümü yapıyosunuz? ne güzel yaa hepiniz birbirinizi tanıyosunuz:( 13 Nisan 2008 Pazar 22:23 Mınar dedi ki...
-Evet Anna'cığım. Günümüz var !
Anlaşılmayacak bir şey yok ki kuzum.
İstersen detaylı bilgi veririm ama istersen bu yazımı okuyarak da bilgi edinebilirsin ;)
Üçüncü sezonda seni de aramızda görürüz inşallah !
;)
ANNA dedi ki... birde yokluğumu farketmen güzeldi:) yani öldüğümde bunu farkedecek birinin varlığını hissetmek:) mutlu oldum:)bitanesin 13 Nisan 2008 Pazar 23:24 Mınar dedi ki...
- Allah gecinden versin deli !!!
Yokluğunu fark etmemek mümkün değil emin ol meleğim!
Gui.. dedi ki... ya pınar, çok utanıyorum ben yaa:( ilk haftadan yediğim halta bak. ben bugün okula gidince haftasonunun bittiğini farkettim yaa. çok yoğun olduğum zamanlar ömer beni dürterdi len gün yazısını unutma diye, bu sefer o da yok ortada:( hala haftasonu bitmedi diye de mazeret bildirmedim kafama tüküreyim. akşama yazın hazır canım rötarlı da olsa. affet:( 14 Nisan 2008 Pazartesi 13:34
Pazartesi gününe sarkmaması gerekiyordu ama insanlık hali olabilir diye düşünüyorum ben!
:) Ömer'de hafta sonu burada "İstanbul'da" idi belki bu nedenle onun da gözünden kaçmış olabilir canım.
Tamam üzülme ;)
Kızma kendine ;)
Öpüyorum seni kocaman ;)
***
Bu defaya mahsus olarak "değerli" yorumlarınızı bu şekilde cevaplandırmak istedim.
Yazımın başında da dediğim gibi;
Çok günü birlik ve "kimi" havadan sudan olan konulara değinir oldum farkındayım ama gerçekten zaman sıkıntısı "yani iş konusunda yoğunluk=yorgunluk" yaşıyorum canlar. Düşündüğüm , yazmak ve yapmak istediğim , "başladığım şeyi yarım bırakmaktan nefret etsem de" yarım bırakmaya mecbur kaldığım şeylerle dolu olan kafamı boşaltmak , ilgi ve alaka göstermem gereken arkadaşlarım ve dostlarımla ayrıca yakınlarımla da gerektiği ve arzuladığım gibi ilgilenmeyi gerçekten çok istiyorum ama sadece bir kaç güncük beni idare edin olur mu ?
Kampanya için ayırdığım kitapları teslim edebilmem için gerekli bilgileri kendileri ile paylaştım.
Yani neymiiiş! "- Mail attım ama arayan soran yok!" diye caymayın hemen , arıyorlar ;)
Yoğunluktan dolayı geri aramaları birazcık gecikse bile aranacaksınız!
Kitaba , okullarında kütüphaneye ihtiyacı olan o kadar çok kardeşimiz var ki...
***
"Ayrıca;
Şevlaal!!!
Fotoğrafları bekliyorum kuzuuu!"
.................
Çok mu konuştum yine?!.....
:)
Tamam gidiyorum...
Ama söylemeyi unuttuğum bir şey varmış gibi sanki ya !
Offf!
Bak şimdi ....
...... ............. ...........
Tamam gidiyorum ....
.............................................
Blog Günü Sezon 2 (Kabul Günüm) @ 12-04-2008 17:46 Daha kuşlar bile kahvaltısını yapmamışken bir de baktım kapı çalıyor ! Kim olabilir dersiniz ? Tabiki; Benim guzum yani Omar :) Almış altınını gelmiş! "-Ortalığı toparlayalım , gelmeye başlayacaklar , masayı hazırlayalım, şunun ucundan bir tutuver de birlikte yapalım guzum" desem de hiç oralı olmadı valla ! "Ben anlamam öyle şeylerden , yiyecekler hazır mı?!" dedi geçti oturdu baş köşeye! Otursun tabi , yakışır ;)) Allah'tan Başak'ım geldi de hallediverdik her bişeyi. Tabiki Dilek'imizin profiterol'ünü unutmadııık ;) Hadi bakalım gelsin altınlar bekliyoruuuummm!!! Her bişeycikler hazır ;)
"Şevlal'imle bugün fuarda da görüştük, çok da iyi oldu valla! Nasıl mutlu oldum , anlatamam... Ama henüz işi bitmediği için gelmedi tatlım daha ..." Ama gelince onu neler neler bekliyor bir bilse ! ;)
Açık büfe; İsteyen istediğinden, istediği kadar alsın. Bu arada; yiyecek içecek konusunda istekler alınır !!! Annem mutfakta destek kuvvetler çalışıyor yani merak etmeyin ! :D
Eveeeet ! İçecekleri saymama gerek varmı bilmiyorum artık :D Tabi bedava değil !!! Bekliyorum altınları ;)
Not: Bütün yorumlara pazartesi günü teker teker cevap vereceğim ;) Şu an gerçekten "her anlamada" iki ayağım bir pabuçta! Görüşmek üzere dostlar! İyi hafta sonları !
5-6 tane renk kataloğu ve etrafımda saçımı boyayacak olan Eyüp ağabeyin yardımcılarının "hazırlık için beklerken"arasında kendini kaybeden ben ve saçımı boyayacak olan Eyüp ağabeyle aramızda geçen dialog.
Mınar : Ya Eyüp abi, ne istiyorum ben biliyor musun, kendi koyu rengimden kurtulmak istiyorum.
Eyüp : Tamam ...
Mınar : Açık renk olsun ama doğal dursun.
Eyüp : Zaten çok açık renk yapmam ben senin saçına şimdi. Yavaş yavaş açarız. Bir süre şimdi boyayacağımız rengi kullanırsın, sonra yavaş yavaş tonunu açarız....
Mınar : Tamam ama şimdi böyle kızıl bakırla, karamel kumral karışımı olsun. Yani ne kızıl olsun , kızıl istemiyorum , daha önce kullandım değişik bir şey olsun kızıl olmasın , ama kızılla kumralı karıştıralım böyle açık tonda bir renk olsun. Daha çok kumrala çalsın. . . .
Eyüp : Sen bana bırakırsan eğer ben çok güzel bir renk yapacağım senin için...
Mınar : Tamam bırakırım tabi ama , bak benim istediğimi anladın dimi, öyle istiyorum...Koyu istemiyorum , kurtar beni bu koyuluktan , yüz hatlarımı yumuşatsın. Yumuşak bir ifade versin işte ... ....
Bu arada Eyüp ağabey hiç bir şey söylemeden gözlerimin taaa içine bakıyor ve içimdeki ses"Bismillahirrahmanirrahim! Bakma gözlerime ! Ne bakıyon gözlerime , Ne ? Ne ? Ne oldu bea! Allah Allah bişey de bari ! Kızlar! yardımcı kızlar; ne oldu bu adama ?! Niye bakıyo böyle bana :D"diye içimden geçirirken ... ... ...
Eyüp : Çok tatlı bir renk yapacağım senin saçlarını !
Mınar : Nasıl , benim dediğim gibi dimi ? :)
Eyüp : Çok güzel olacak , gözlerinin renginde bir renk yapacağız !
Mınar : Nasıl yani ?! Elâ mı , açık kahverengi mi ? :D
Koyu renk olmasın demiştim dimiii ??? !!! :D
Eyüp : Sen bırakıyor musun bana !?
Mınar : Tamam bırakıyorum da , bak çok koyu olmayacak ona göre :D :D :D ... ... ...
, diye ben konuşmaya devam ederken Eyüp ağabey boyayı hazırlamaya gidiyor gülerek... ...
Eyüp : Boyayalım istiyorsan tabiki ama şimdi değil 10 gün sonra ama bu renkte harika oldu Pınar. Şimdi birden bire iyice açarsak rengini, Allah muhafaza çingene olduğun ortaya çıkar ! :D
Mınar : Eyüp abiiii !!!!
,Eyüp ağabey; Pasta tadına bakar gibi bir hareketle işaret parmağını saçıma sürüyor ve daha sonra da parmağını diline götürüyor .... :D
Eyüp : Hımmm, çok acı olmuş, zaten çirkin bişeydin hepten çirkin oldun kız sen! Mınar : Teşekkür ederim!
Bilgisayarımın kamerası ile az önce çektiğim fotoğraflardan anlaşılabilecek mi bilemiyorum ama gerçekten dediği gibi gün ışığında renk daha bir belli etti kendini ve gerçekten çok güzel olmuş!
Daha sonra daha net , daha güzel fotoğraflar koyacağım... ;)
Notu : Fotoğrafların üzerine tıklayarak daha büyük boyda görebilirsin ;) Bir de kameralar şişman gösteriyor ona göre ! kilolu değilim yani :D bakmayın siz benim yüzümün tombiş görüktüğüne :D :D :D "NOLUYOR BANA YA :D :D :D :D"
Herşeyden biraz... @ 09-04-2008 11:36 Yayımlamak için merak ve büyük bir heyecan ile okuyorum (duygu ve düşüncenizi paylaştığınız , bu nedenle benim için çok değerli ve önemli olan) yorumlarınızı okurken. Sanki hediye paketi açmak gibi bir his bu. Yorumlarınızı okuduktan sonra ise merak ve heyecanım mutluluğa karışıyor.
Teşekkür ederim.
Laubali olmayan samimiyetiniz,
Sanal olmayan GERÇEKliğiniz;
Bana kattığınız tüm güzellikler için tüm içtenliğimle ve tüm kalbimle teşekkür ediyorum...
Her birinin bende bambaşka yeri olan ; "ailem, yakın dostlarım, sevdiklerim-sevmediklerim, arkadaşlarım" yani tek tek sayamayacağım ama varlığı ile varlığıma onur veren, mutluluk veren , ayrıcalık veren; Hayatıma dahil ettiklerim ve beni hayatlarına dahil eden , benim için bunca özel ve önemli olan İNSAN'ın bulunduğu, değeri hiç bir şey ile ölçülemeyecek ve paha biçilemeyecek bu eşsiz hazineme, hepsi birbirinden farklı ve değerli ne çok insan tanıdım ve kazandım burada...
SİZ BENİM HAZİNEMSİNİZ.
Çok teşekkürler...
Elbette zaman zaman aynı görüşü ve düşünceyi paylaşmadığım dost ve arkadaşlarım da oluyor. Ama illaki aynı şeyleri savunacağız ve düşüneceğiz diye bir kaide yok tabiki... ki böyle olması da birbirimizle empati kurmamıza ve birbirimizden bir şeyler öğrenmemize vesile oluyor. Ne güzel!
Ve hatta kimi zaman ; Sizin görmediğiniz ama benim okuduğum ama seviyesizliği ve uygunsuzluğu nedeni ile burayı kirletmemek adına yayımlamadığım çok sert ve hoş olmayan eleştiri ve düşüncelerde alıyorum... Eleştirmek ve eleştirilmek güzeldir bence ve kesinlikle olmalıdır da ama önemli olan eleştirinin nasıl yapıldığıdır değil mi?
Ve bu doğrultuda elbette hiç kimse beni övmeye , takdir etmeye, onaylamaya , beğenmeye ve kısacası sevmeye de mecbur değil asla. Ama yeryüzünde yaşayan , yaratılmış en özel-üstün ve ayrıcalıklı yaratık olduğumuzu "İNSAN" olduğumuzu unutmamamız gerek diye düşünüyorum.
Bu nedenle ve bu bağlamda; Her türlü "saygı çerçevesindeki yapıcı" eleştiriye de sonuna kadar açık olduğumu da bilmenizi isterim.
Böyle olmalı ki hayatı paylaşmaya çalıştığımız bu ekran daha net, daha temiz , daha samimi, daha kendini aşmış ve geliştirmiş ; Kısacası verimli ve güzel olsun...
İyiki varsınız...
İyiki varım !
***
Bir Beşiktaş taraftarı olarak dün akşam Fenerbahçe'nin Chelsea karşısındaki oynamış olduğu futbolu "32. dakikadan sonra izlemeye başladım maçı" can-ı gönülden tebrik ediyorum... Gerçekten Fenerbahçe oynadı ama golleri Chelsea attı...
:(
:)
Buraya kadar gelmiş olmamız bile büyük bir başarı ve tek kelime ile Helal Olsun !
Ayrıca ; Hepimiz biliyoruz bu hafta "Polis Haftası" ve tüm teşkilatın 163. Yılı kutlu olsun...
***
Accık gülelim mi :)
Yine posta kutuma gelen bir elektronik postadan çıkan ve hoşuma giden bir fıkra...Belki biliyorsunuzdur ama ben yine de yazmak istiyorum ;
"Kadının biri, 46 yaşındayken kalp krizi geçiriyor ve hastaneye kaldırılıyor.
Ameliyat masasındayken, ölüme yakın, birden bir hayal görüyor.
Azraili görüyor ve soruyor: 'Benim saatim geldi mi?'
Azrail cevap veriyor: 'Hayır, senin daha 43 sene, 2 ay ve de 8 günün var'.
Narkozdan uyandığında, estetik yaptırmaya karar veriyor.
Yüzünü gerdiriyor, dudaklarını doldurtuyor ve de göğüslerini düzelttiriyor.
Kısacası: 'Yeniden doğmuş gibi' daha uzun bir süre yaşayacağını bildiği için şimdi, o kadar ameliyatın değdiğini düşünüyor.
Son ameliyattan sonra, hastaneden tamamen yeni bir insan gibi çıkıyor.
Tam karşıdan karşıya geçiyor ki, ambulans çarpıyor ve ölüyor.
Cennette Azrail'e soruyor: '40 seneden daha fazla yaşayacağımı sanıyordum! Neden o zaman bana o ambulansın çarpmasını sağlayıp beni öldürttün?
'Azrail cevap veriyor: 'Kız, ben seni tanıyamadım.. ' :))) "
Bloggünü adı ile bir etkinlik düzenliyoruz blog sahibi arkadaşlarımla. Detaylarını vaktiniz varsa okursunuz zaten o yüzden şimdi bu konudan uzun uzadıya bahsetmeyeceğim.
Bahsedeceğim konu şu ;
Bloggünü sayesinde farkına vardığım yeni üç arkadaşım oldu.
Henüz Merve ve Seda'nın sayfalarını "detaylı olarak" inceleme imkanım olmadı ama Hülya'nın sayfasında okumadığım tek bir satır bile kalmadı sanırım. Ve "-iyiki bloggünü'ne katılmışım!" dedim kendi kendime. Katılmışım ki böyle güzel insanlar tanımaya devam ediyorum.
Kısacası ziyaret etmenizi feci halde bir şiddet eşliğinde "nasıl oluyorsa! :D" tavsiye ederim !
Oldum olası severim Pazartesi günlerini , benim Pazartesi değil Pazar günü sendromum vardır hatta !
Ne bileyim böyle ters bir şeyim işte... ...
Ben de anlamıyorum bazen kendimi :)
Neyse;
Dünden bu yana kafamın sol tarafına musallat olan baş ağrım ile birlikte bu günü de noktalamış bulunuyorum ama görünen o ki yarın çok daha yoğun olacak gibi benim için...
Aman olsun seviyorum ben yoğunluğu, seviyorum da şu baş ağrısından nasıl , ne zaman kurtulacağım bilmiyorum."Şu da var ki ölümcül bir hastalığa yakalanmadığım müddetçe ilaç da kullanmam :D dolayısı ile bu ağrının kendisi kendisine geçmesini ama bunu bir an önce yapmasını istiyorum mümkünse !!!" Sanki kafamın içinde biri almış eline balyozu, beynime masaj yapıyor!
Pazartesi yoğunluğunun ardından oturup taze yaptığım filitre kahvemi yudumlarken... "missss gibi kokuyor valla!"Nurum'un bloğuna uğradım. Mümin Sekman'ın kaleminden bir alıntı yapmış. Çok hoşuma gitti aldım getirdim buraya , bende de olsun istedim... :)
"Hem yaratıcı, hem yıkıcı taraflarımız var.
Kendimizi bir yandan inşa bir yandan tahrip ediyoruz.
Cesaret ile korku , bilgelik ile cehalet, zarafet ile zorbalık, iyilik ile kötülük , şefkat ile şiddet aynı anda içimizde yaşıyor, çatışıyor, bize egemen olmaya çalışıyor. İçimizde ki dengesizliklere rağmen dengeli bir hayat kurmaya çalışıyoruz.
Kendin yap mobilyalar gibi hayatımız. Evine aldığın modüler mobilyayı kendi başına monte etmeye çalışanlar gibi yaşıyoruz. Biraz kılavuza bakıyoruz, biraz birbirine uyan malzemelere.
Her şeyden önce güzeeel bir hafta diliyorum sana , bana , herkese...
Ama bana yine kalbin kadar temiz b... ...
Blog : Buradayım buradayım, ne oldu ?
Mınar : Canııımm!
Merhabaaa! İyiki buradasın yaaa! Sana anlatacağım o kadar çok şey var ki , nereden başlasam , nasıl anlatsam şaştım kaldım :) ! Çok heyecanlıyım, çok mutluyum! Valla iyiki buradasın kııız!
Son zamanlarda bayağı bir yoğunum biliyorsun. Ama şikayetçi değilim bilakis memnunum, sadece seni özlüyorum o kadar.
İyiki bur...
Blog : İyi , tamam , anladım. Anlat hadi uzatma , dinliyorum.
Mınar : Tamam , anlatayım. Anlatayım da ; Hayırdır ? Nen var senin kuzum ? Bir şey mi oldu ? Niye böyle sanki gerginmişsin gibi hissettim ben? Önce sen anlat istersen canım...
Söyle ; Niye sıkılmış benim güzel bloğumun canı...!?
Blog : Daha ne olsun ki ? Daha ne olabilir ki ?!!
Mınar : ???
Blog : Sıkılacak can mı kaldı bende !!! neyimi sıkayım, neyim sıkılsın ?!!!
Mınar : ???
Blog : Canıma okudun üleyynnn!
Mınar : Hı ???!!!
Blog : Canım çıktı! canımı çıkardın! Bir de utanmadan "-...niye canın sıkkın?" diye soruyor musun?
Blog : Neyi anladın ?! Ne anladın ! Ha ! Ne anladın sen ???
Mınar : BAK HAYATIM !!!!!
Blog :Efendim...
Mınar : Önce bir sakin ol tamam mı ?!
Derin derin nefes al bir kaç kere , sonra da tane tane , laf kalabalığı yapmadan , düzgünce anlat ne olduğunu. Anladım ben üzmüşüm seni sanırım ama konuşmazsak çıkamayız ki işin içinden!
Blog : ...... Tamam... Sakinim.... Daha da sakin olacağım....
Ve sakinleşmemde bana yardımcı olan şarkıyı dinlemek ister misin ? Çok işe yarıyor hakket ! Bu şarkıyı dinlerken seni düşünüyorum ! Ve sana armağan ediyorum. Dinle bak...
Mınar : Neymiş o kuzu :) ?
Blog : Bu ;
Mınar : Ah canıııım, canım, canım ...
Çok duygulandım ! Bak gözlerim doldu ! Her zaman duygulanmış ve hislenmişimdir zaten bu sanat eserini dinlerken ! Çok incesin bebeğim ya! Teşekkür ederim! Bilmukabele... yavrum benim ...
Tövbe tövbeee! :)
Şimdi konuşmaya başla istersen ? Çok uzattın, Daha fazla sabrımı zorlama BENCE!
Blog : Mınar!
Ne uğraşıp duruyorsun sen benimle yaaa! Ne uğraşıyorsun! Ne istiyorsun benden!? Benim etim neee, budum neee, yaşım ne , boyum ne , kilom ne ! Ne ne ne ??? Sen gidip alış veriş filan yapsana mesela , saçını boyat , kestir ! Ya da ne bileyim uzat! Kaynak yaptır , postiş tak ! manikür -pedikür olayına gir! Değişiklik istiyorsan kendinle uğraş ! Beni ne kurcalayıp duruyorsun ? Şeklimi şemalimi bızıklıyorsun !? Benden mi göründüler sana anlamadım ki ?! Ne istiyorsun benden YETER YAAA! Ajda Pekkan'ı geçeceğim sayende ! Bir ayda tam üç tema değiştirdin üzerimde ! Rahat bırak beni yaaa! Lütfen, rica ediyorum , hatta yalvarıyorum sana!!!!
Mınar : Aaaaa, bak sana söyleyeceklerimden biri de buydu! İyi oldu hatırlattın ;)
Deniz mavisi ve yosun yeşili olmak üzere iki tane lens aldım. Artık renkli renkli bakacak ablan sana :D Valla kendim diye demiyorum :D yakıştı kııız! Eminim sende beğeneceksin. Özellikle koyu mavi olanı. Deniz mi , okyanus mu ne , onlardan birinin mavisiymiş :D öyle dediler. Biliyorsun zaten ablanın ruh haline göre değişiyor göz rengi ;) Bazen ela bazen kahverengi oluyor ama artık ruh haline göre değil; keyfine , isteğine göre değiştircez rengimizi :D Ayrıca saçımıda boyatacağım bu hafta ama söylemem ne renk olacağını ! Süprüüüüüüüz!!! :D
Yani ablan evrim geçiriyor fıstık ;) Değişiklikler bu tarafta da oluyor kuşkun olmasın ;) İçin rahat olsun yani ......
Blog : Peki de benim tem.. .....
Mınar : Bu arada artık bir de topi top leptop'umuz oldu ;) Ayrıca ...
Blog : Hayırlı olsun , iyi güzel de , benim bu tema...
Mınar : Tşk. ;
Ayrıca Blog Günü'ne girdik biliyor musun?
Şöyle ki ;
"Günümüz her hafta birisinde olacak. Gün üyeleri kendi bloglarında o hafta gün kimdeyse onun hakkında yazı yazacak. Bu yazının içeriği keyfinize göre olacak, yani isteyen uzunca ve ciddi bir yazı yazabilir, isteyen gayet geyik muhabbet edercesine yazar ya da sözün bittiği yer hesabı bir resim koyup altına bir iki cümle ile yazısını yazar geçer.... OMAR"
Ve bu Cumartesi günü başlıyor ve açılış bizimle yapılıyor bebek ;)
Güzel olacak yani anlayacağın. Keyifli olacak ;)
Bütün gün arkadaşlarımızı tanıyoruz biliyorsun. Sadece; Seda , Hülya ve Merve ile yeni tanışacağız.
Çok heyecanlandım nedense bea!
Blog : Pınaaaar !
Mınar : Efendim canım ?
Blog : Çok güzel, harika , süper , muhteşem , gerçekten pek çok şey olmuş anladığım kadarı ile ama benim bu tem.. ...
Mınar : Evet hala da olmaya devam ediyor, daha anlatacağım bir sürü şey var gerçekten ! Ama şimdi gitmem gerek, bir sürü işim var. Yine geleceğim tamam mı , sen kendine ve buralara göz kulak ol, yokluğumu aratma , akıllı ol , iyi davran gelen misafirlerimize, ben de işlerimi toparlayınca geliyorum hep buralardayım zaten biliyorsun ;)
Blog: Ama ama ama...
Mınar : Ben de sana bir şarkı hediye etmek istiyorum kuzuuu , içimden geldi :D
Büyük şirketlerden birisinin genel müdürü, gerçek bir klasik müzik aşığıymış. Günlerden bir gün, şehre ünlü bir orkestra gelmiş. Vereceği konserin en önemli parçası da Schubert'in ünlü 'Bitmeyen Senfoni' siymiş'.
Genel Müdür bu eseri dinlemek için çok hevesli olmasına rağmen, işi nedeni ile, konsere gidemeyeceğinden, gelen davetiyeyi şirketin İnsan Kaynakları Müdürü'ne vermiş ve "Lütfen bu konsere git ve bana izlenimlerini aktar" demiş.
Genel Müdür'den aldığı talimatla konsere giden müdürden, ertesi gün bir değerlendirme raporu gelmiş.
" Sayın Genel Müdürüm ,
1- Dört obuacı konserin önemli bir süresinde boş oturdular. Bunların sayısı azaltılırsa konsere daha çok katkıda bulunurlar.
2- Orkestrada on iki kemancı var. Bunların hepsi aynı anda hareket ediyorlar, ve aynı notaları seslendiriyorlar. Bence ciddi bir yanlışlık. Kesinlikle personel tasarrufu yapılmalıdır.
3- Onaltılık notalara ağırlık verilmiş. Doğrusu büyük ziyan. Seyirciler sekizlik ve onaltılık notalar arasındaki farkı anlamaz. Bu nedenle; Onaltılık notalarla eser çalarak yüksek ücret alan elemanlar yerine, sekizlik notaları çaldırıp, düşük ücretle çalışan stajyerler kullanılmalıdır.
4- Yaylı sazlarla işlenen pasajlar, nefesli sazlarla aynen tekrarlanıyor. Bu durum gereksiz tekrardan başka bir şey değildir. Dolayısıyla; Tekrarlar önlendiğinde, iki saatlik konser yarı yarıya inecektir.
Özet olarak sayın genel müdürüm;
Eğer Schubert bu önlemleri alsaydı "Bitmemiş Senfoni" kesinlikle biterdi.
Arz ederim efendim. "
Bu sabah okuduğum bir elektronik posta idi ... ... ...
Keşke Genel Müdür'ün cevabını da okuyabilseydik ... ...
Ya da keşke Genel Müdür , İnsan Kaynakları Müdürü yerine Muhasebe Müdürü'nü yollasaymış... ... ...
:D :D :D
Şimdiden herkese güzel bir hafta sonu tatili diliyorum...
Daha önce, kendimce, gücüm yettiğince, imkanım doğrultusunda bir fayda sağlayabilmek arzusu ile bu yazımdakampanyayı duyurmaya çalışmıştım sizlere arkadaşlar. Sağolun ki pek çok arkadaşımız ilgi ve alakasını esirgemedi. Konu ile ilgili, sevgili Barış'ın konu başlığına yapmış olduğu yorumu burada yayımlayarak sizleri de bilgilendirmek istedim... Herkese tek tek teşekkür ederim. Hassasiyetiniz ve gösterdiğiniz duyarlılıktan dolayı...
Gösterilen ilgi çok büyük arkadaşlar, Gecen gün kanal 1 tv’de sabah canlı yayına bağlandım telefonla ve kalemkurusu.com olarak bizim göstermiş olduğumuz bu ilginin aslında sizler tarafından destelendiğini anlattım ve yardımların devam edeceğini vurguladım.
Destek vermek isteyen tüm arkadaşlarımız mutlaka aranacaklar bu konuda kuşkunuz olmasın. En geç bir hafta içinde aranacaklar ve kitaplarınızı almak üzere kargo belirlediğiniz adrese gelecektir.
Bu konuyu mim olarak başlatmadım, sebebi istismar edilebilir diye düşündüğümüz için. Bir kaç arkadaşımıza mail olarak haber verdim sitelerinde paylaşmak isterler diye. Sağolsunlar ki kimse bizleri kırmadı ve sitelerinde bu konuyu özel olarak duyurdular.
Bu arada bu konuyu sitelerinde duyuranların web adreslerinden kanal 1 tv’de konuk olduğum zaman ekrandan bahsedeceğim.Konuyu mim olarak başlatıp yayınlamak isteyenler var, herkes sitesinde gerek mim gerek konu olarak paylaşabilir ve bu konu için iletişim adına sayfamıza verdiğiniz link sayesinde sizi takip edebileceğimiz için katılacağımız tv programında paylaşabiliriz.
Şimdilik bu konuyu ilk konu olarak belirledik ama sitede bulunan tasarım çalışmaları için hazırlayacağımız özel bir bölüm olucak. Katılan ve katkıda bulunan tüm arkadaşlarımıza teşekkür ederiz.
Hepimizin hayatında İLK sözcüğü, bunun anlamı ve bize anımsattıkları şüphesiz çok önemlidir. Hafizamızı yitirmediğimiz müddetçe , iyi-kötü yaşadığımız hiçbir İLK' i kolay kolay unutmayız. Kimi İLK hayatımızın dönüm noktası olur... Kimi İLK silinmeyecek izler bırakır... Kimi İLK ise , tekrarını yaşayacağımızda veya yaşamak istediğimizde bize üçüncü bir göz kazandırarak , olumlu - olumsuz yapacaklarımız veya yapmayacaklarımız hakkında kendimizi yönlendirmemizi sağlar. Her yeni gün; Büyük- küçük , fark ettiğimiz veya edemediğimiz pek çok İLK yaşarız aslında. Her gün yeni bir şey öğreniriz... (Gerçekten öğrenebiliyorsak ne alâ!) Kısacası ; Hayatlarımızda İLK' ler çok özel ve önemlidirler... Meselâ; Yeni tanışacağımız bir insanla yaşayacağımız ilk karşılaşma önemlidir değil mi ? Ses tonu, mimikleri , vücut dili, hitap şekli, giyimi, konuşulan konudaki hakimiyeti ve "zekasını sınamakta faydalı olabilecek" soruları-cevapları , gözleri , bakışları vs. ... Kısacası ilk karşılaşmada; Karşılama, ağırlama ve uğurlama , yani baştan sona yaşanılan herşey , geleceğe dair yaşanılabileceklere ve o kişi ile aranızda geçecek dialoglara ışık tutar...
"(İNSAN)larla ilgili şekilci değilim! Olanları da pek haz etmem açıkçası. Elbette ELEŞTİRİRİM ancak bu doğrultuda asla YARGILAMAM!"
Bu bağlamda dikkatimizi İLK görünüme, yani giyime veririz karşımızdaki insanda. Ve "bence" karşılıklı olarak, haberli ve planlanmış bir ilk görüşmede giyim mutlaka önemsenmiş olmalıdır. Herkesin tarzı ve zevki bu konuda elbette farklıdır buna müdahale edemeyiz ancak; Yerine, durumuna ve ortamına göre giyinmek, çoğu zaman artılar kazandırabilir. "Gıcır" olması veya "bayram çocukları" gibi giyinilmesi de şart değil elbette! :)
Temiz ve uyumlu olması mühim olandır bence. Çünkü kişinin " herşeyden ve herkesten önce kendi başta olmak üzere" karşısındaki insana veya insanlara olan saygı, ilgi, özen ve önemini yansıtır bu tutumu.
"(Dost başa , düşman ayağa bakar) denir ama ben bu konuda nedense(!) hemen ayakkabılara dikkat ediyorum çoğu zaman :)"
Giyimden sonra ise "en önemli" nokta tokalaşmadır "bence". Tuttuğum eli rahatça kavrayabiliyor ve dolu dolu sıkabiliyorsam eğer kendimi rahat hissederim. Tabiki gücünüzü karşınızdaki insanın parmaklarında - avucunda sınayın veya o an kendinizi hayvan pazarında büyük baş için pazarlık ederken hayal edin demiyorum ! :) Ve tam aksi ; Karşınızdaki insan elinizi sıkarken "veya tutup sıkmaya çalışırken" "- Acaba bende AIDS mi var da benim haberim yok ....?!" veya "- ....sorunlu galiba zavallıcık! Beni geçirir geçirmez koşa koşa gidip bir boy abdesti alır artık herhalde...!?"
gibi düşüncelere de sürüklemeyin sakın! :)
Sadece kendinizden emin, kendinize güvenip inanarak tokalaşın, korkmayın! Kendine güveni olmayan biri, başkasına nasıl güven verebilir veya nasıl başkasına güven duyabilir ki ... ???
İLK' ler ve TOKALAŞMAK güzeldir....
:) "-Bu konu nereden çıktı?" gibi düşünecek olursanız eğer söyleyeyim; Dün yapmış olduğum bir müşteri ziyaretimden sonra karşımdaki beyefendinin bende bıraktığı olumsuz izlenimden çıktı... :)
Dip not : Bazen de kimi insan karşısındaki kişinin elini bilerek parmak uçları ile tutar. Ama bu kendine olan güvensizliği veya başka her hangi bir "x" nedenden dolayı değildir. Ya o kişiye dokunmaya bile kıyamıyor ve çok hassas davranmaya özen gösteriyordur. Ya da parmaklarında çok küçük, minicik bir fiziksel sorun vardır "kendine özel" ... ... Bunu anlayabilmeniz için de ya güçlü hisleriniz , ya da karşınızdaki insanı çok iyi tanıyor olmanız gerekir :)
***
Çok sevdim ben bu şiiri dostlar, umarım siz de benim kadar beğenirsiniz...
*** TEĞET***
Herkes kırılamaz , ipince bir dal olmak gerekir kırılmak için, Ama dünya KÜTÜKLERİN... Ağlayamaz herkes, ağlayabilecek kadar büyümek gerekir, Dünya ise KÜÇÜKLERİN... Sevemez herkes, bir orman olmak gerekir sevmek için , Bak ki dünya ÇÖLLERİN... Ve vakur bir damla olmak , dalga için, Katılmak okyanusa, aşk için, isyan için... ! "YILMAZ ODABAŞI"
Evimize her gün mutlaka bir tane gazete alınır. Ama özellikle Pazar günleri eve alınan gazete sayısı artar ve farklı yayın gruplarına ait olur. Bu, ben kendimi bildim bileli böyledir.
Ve ne yalan söyleyeyim ; Ailemdeki herkesin gazete okuma alışkanlığı olmasına rağmen , ben son iki senedir daha fazla gazete okur , özellikle köşe yazılarını takip eder oldum. Bu anlamda kendi kendime ilgisizliğime hayıflansam da, evin içinde 9 yaşındaki yeğenim Sıla'nın hareketleri ve özentisini gördükçe gülümsüyor ve keyif duyuyorum.
Özellikle Pazar günleri kahvaltıdan sonra "başka programı olmayan :)" tüm aile bireyleri ellerinde okuyacakları gazetelerle koltuklarına yerleşirken Sıla'nın elinde kurşun kalemi; "-Sarı sayfa eki kimdeee!" diye seslenmesi beni kahkahaya boğuyor. "- Ne yapacaksın sen sarı sayfayı ....?" diye sorduğumda ise o görülesi ukala tavrı beni çıldırtıyor! :) "- Tabiki sana iş bakacağım! Nasıl olsun istersin teyzoş....?" Kime çekti bilmem ki !!!
" Sıla ile aramızda 17 yaş gibi bir fark olmasına rağmen (NEDENSE) bazen karıştırılırız. Bana Sıla, Sıla'ya ise Pınar diye seslenilir bazen mesela :) Ve Sıla'nın iddası; Kendisinin benden büyük olduğu, ben dünyada yokken onun var olduğu yönünde olmakla birlikte; Can sıkıntısından zaman zaman aile bireylerini kendi boya kalemleri ile resmederken, kendisini benden önce ve beni en sona çizmesi durumuna da yansır. Ve çizdiği o resmi evin en görünür yerine asarak günlerce orada bırakır. Kimseye de bu tutumu ve düşüncesinin aksini dile getirtmez... "
Dün poposundaki bezi temizlediğim sıpa, bu gün neler konuşup yapıyor bana ... ... !:D İşim var sanırım benim bu pıtırcıkla ... :D
Neyse konu nereden nereye geldi yine...
Dikkatimi çeken ve yan yana bulunan iki haberi yorumsuz olarak olduğu gibi "kısa kısa" buraya aktaracağım.
Bu arada; Sıla'm , melek kızım ... Allah sana uzun ömürler versin inşallah şeker kavanozum. İşçi emeklisi olabilirsen(!) eğer gelecekte (!) umarım 65'inde emekli sadakanı kullanabilecek ve doya doya (!) tüketebilecek kadar dinç, sağlıklı ve elin ayağın tutar halde olursun çiçeğim!
***
... AYLIKLAR DA DÜŞÜYOR Öteden beri süregelen uygulamaya göre, çocuksuz dul kadınlara, ölen SSK'lı eşinden dolayı, yüzde 75 oranında aylık bağlanıyordu.Sosyal Güvenlik Reformu(!), aynen yasalaşırsa, dul kadınlara bağlanan aylığın oranı, yüzde 75 yerine yüzde 50 olacak. Buna göre, şu anda 750 YTL aylık bağlanan dul kadına, tasarı yasalaştığında, 500 YTL aylık bağlanacak.Görüldüğü gibi, Sosyal Güvenlik Yasa Tasarısı'nın aynen yasalaşması halinde, dul kadınlar da perişan olacaklar.
***
... Belki biliyorsunuzdur, "Ben de SSK emeklisiyim, ben de işçi emeklisiyim" diye açıklama yapan Başbakanımız da SSK'dan emekli olmuştu. 5587 işgünü prim ödeyen Başbakan, 1 Nisan 2000'de emekli oldu. Son olarak 1 Mart 2003'de 333 YTL aylık alan Başbakan, 2003'de aylığını dondurdu. Ardından 2 yıl bekleyip, iki yılını dolduran milletvekillerine tanınan ayrıcalıklı haktan yararlanarak, Emekli Sandığı'ndan emekli oldu ve kendisine o tarihte, 2 bin 113 YTL aylık bağlandı.Böyle olunca, SSK'dan son aldığı 333 YTL aylık, yüzde 540 artmış oldu.Şu anda Başbakan, benzer durumdaki yüzlerce milletvekilinin ayrıca 2 bin 486 YTL emekli aylığı aldığı gibi, hem Başbakanlık maaşını hem de TC Emekli Sandığı'ndan emekli aylığını alıyor.Hemen belirtelim, bu haklardan yararlanabilmek için; milletvekili, bakan ya da başbakan olmak gerekiyor.
***
Bu da hoşuma gitti :) Bir filozofa sormuşlar: - Şansa inanır mısın? Filozof: - Evet, yoksa sevmediğim insanların başarılarını neyle açıklayabilirdim. Ama bence filozofa yanlış soru sorulmuş; "-Alenen dua etmeye inanır mısın, faydaları nelerdir , var mıdır ?" diye sorulabilirdi... :D
Bu arada ; Cumartesi akşamı Türkiye genelinde, küresel iklim değişikliğine karşı farkındalık yaratmak amacıyla başlatılan bir saatlik ışık kapatma eylemine tüm ceryanlı :) alet ve edevatlarımızı kapatarak , elektiriklerimizi :) söndürerek dahil olduk... Saat 20:00'den 21:00'e kadardı bu eylem. Bir saat nasıl geçti anlayamadım açıkçası ve güzel de oldu aslında. Sohbet, muhabbet, karanlıkta bilmeceler ... Ve aklıma nedense 1997 yılında yapılan "Aydınlık İçin Bir Dakika Karanlık" eylemi geldi. Hemen koştum mahallemizdeki ışıklara baktım haberi olan, bizden başka uygulayan var mı acaba diye. Ama ya haberi olan yoktu, ya da bir saat çok uzun geldi insanlara sanırım... Böyle vesilelerle geçmişi anımsamak ne tuhaf ! :)