Taksi Hikayesi - Bozuk para @ 17-05-2008 00:07 Bugün acil bir şekilde gitmem gerektiği için, yürüyüş yapmayı erteleyip kısa bir mesafe için taksiye bindim. Binmeden önce de cebimdeki metal paraları cebimden çıkarıp elimde topladım. 3 ya da 4 ytl tutar diye hesap ediyordum ve 3.60 küsur gibi bir rakam tuttu.
İneceğim sırada, avcumda paraları ayırırken şoför ne derse beğenirsin: - "Abi" dedi "bir bayan olsaydı, o bozuk paraları almazdım" dedi.
Hiçbir şey anlamadığım için adamın suratına baktım tuhaf tuhaf.
- "Neden" diye sordum.
Bir şey diyecekti ama içine attı, besbelli. Ben de çok fazla üsteleyip öğrenemedim.
Ama deli gibi merak ettim. Neden "bozuk para" bulmuş iken reddeder? Çözemedim. Var mı metal para vermek istediği için reddedilen bir bayan?
İlk duraktan bindim bu otobüse :) @ 14-05-2008 21:38 Herkese merhabalaar.Tüm blog kürenin bildiği gibi geçen hafta çok keyifli bir akşam yaşadık.O akşamdan bana kalan en güzel ödüllerden biri siz otobüs yolcularını keşfetmem oldu. :) Bir sürü ulaşım aracı hikayesi olan ve gülmeyi çok seven biri olarak bu blogta yer almak istediğime inandım.Saolsun arkadaşlarım benide davet etti,keyifle geldim oturdum koltuğuma.Yeni hikayeler çıkacağının en iyi göstergesi ömrümde ilk kez 46 numaralı son koltukta dönmem oldu blog ödüllerinden :)) 46 numaradan gözlemlediklerimi yakında yazarım,şimdilik sadece tanışalım istedim.Aranızda olmaktan çok mutluyum :) Cam kenarında oturduğum sürece sorun çıkarmam :P Sevgiler ;)
Blog Ödülleri - Otobüste Blogu 3ncü @ 11-05-2008 00:07 Bu akşam, blog ödüllerinde Komünite/topluluk blogları kategorisinde üçüncü olduğumuzu öğrendik. Artık ödüllü bir bloguz. Daha nice ödüllere diyelim mi? Yalnız sahneye Murat Kaya diye birini çağırıp ödülü ona verdiler. Neden Ned Dorsey yoktu ortada onu anlamadık.:p
Ödül töreni sırasında gözümüz salonda yolcularımızı aradı fakat Burak, Maybe ve Selim Yörük'den başka yolcumuz var mıydı, ben göremedim. (Oradaysanız, karşılaşmadıysak ses verir misiniz yorum yaparak.)
Ödülün fotoğrafını çekmek için yeterli ışıklandırma donanımım olmadığı için fotoyu buraya koymayı birkaç günlüğüne erteleyeceğim. Böylece askerlik görevindeki yolcumuz Hüseyin de görebilir:)
Organizasyon için Eray Endeş'e teşekkürlerimi sunar, Microsoft'a selamlarımızı iletiriz.
Taksi Hikayesi - Sigara Yasağı @ 09-05-2008 10:08 Geçen hafta Beyond'a gideyim diye taksiye bindim. Ön koltuğa oturdum. Gerisi klasik taksicinin "nereye abi" sorusu ve "şuraya" diye gidilecek yeri söylemesi ile geçti. Şoföre baktım, ton ton bir "orta yaş" amcası.
Arabanın içine bakındım biraz. Temiz. Sigara kokusu falan yok. Ortalıkta görünen bir sigara paketi de yok. "Herhalde," dedim "şoför amca sigara kullanmıyor." Nezaketen sordum: - "Sigara içebilir miyiz?"
Bir süre duraklayıp, hafifçe bir iç geçirdi. Ondan sonra: - "E yak hadi bakalım," dedi "nasıl olsa son 15 gününüz."
Haberleri takip etmediğim için, acaba dedim bir şey oldu da ben mi duymadım. (Evet, Mayıs'ın ortasından itibaren kapalı yerlerde sigara içmeyi yasaklıyorlarmış. Baskı var! Baskı var!)
- "Peki n'olacak içince" diye sordum. - "Hemen cezayı kesip bir karakola ya da polise ihbar edeceğiz." dedi. Kafam dağınıktı, o yüzden söylediği ceza fiyatı kalmadı tam olarak aklımda. 350 ila 450 arası bir şeydi sanki.
Sonra başladı anlatmaya. - "Geçen gün rutin kontroller için doktora gittim." dedi, "eee" dedim, "filmlere baktıktan sonra hemen sigarayı azalt biraz dedi bana" dedi, "eee" dedim, "doktor bey ne ettin sen dedim, ben hayatımda ağzıma ne sigara ne alkol koymamış adamım, nasıl olur bu diye sordum" dedi.
Meğersem amca akşamları kahveye uğrarmış. Oradaki pasif içiciliği yüzünden ciğerlerinde sigara içen birisinden daha fazla duman birikmiş. - "Doktor dedi ki kahveye de gitme madem, pasif içiciler sigarayı içinden daha fazla zarar görüyor işte böyle" demiş.
- "Kahvede de artık sigara içenler/içmeyenler bölümü yaparlar herhalde" dedi. - "E yine pasif içici olursunuz aynı çatı altında" dedim mi demedim mi, bilmiyorum ama "geçmiş olsun abi" deyip durağıma geldiğim için "müsait bir yerde ineyim" dedim.
Ve indim.
Otobüsler ve Metrolar @ 28-04-2008 13:46 Alphan Manas'ın blogundan görüp de ulaştığım bir yazı. Bir kısmı otobüste blogu için çok daha fazla çekti dikkatimi. Bir kısmını buraya taşıyorum. Orijinal hali şurada. 30 Mart 2008'de Hürriyet IK'da yayımlanmış.
dolmuş mu dolmamış mı? @ 22-04-2008 22:38 "dolmuş"; adının sonuna kadar hakkı çıkarılarak kullanıldıgı güzide şehirimiz istanbul'un gözde ulaşım aracı..belki de bir türk icadı.. geçen gün yine dolmuştayım. dolmuşumuz barbaros bulvarından yukarı tırmanıyor, her zamanki gibi ayakta yolcular var..polisin ayakta yolcu görünce ceza kestiğini bilen şöförümüz polisin kenara çek işaretini görünce şaşırmış olacak ki fren yerine gaza basıyor. dolmuş iyice hızlanıyor, hadi bakalım gidiyoruz! ne güzel bugün rutinin dışında bana da macera oluyor diyen bende bir gülümseme. derken polis arabası peşimizde, belkide günlerdir sessiz kalan sireni hevesle çınlıyor. meksika sınırına daha çok olduğunu farkeden şapşik şöförümüz her nasılsa kenara çekiyor. ceza konusunda polisle pazarlık yapan şöförümüz isteyen insin diye dolmuşun kapısını açık bırakıyor.. ama ne oluyor? dışardan başka yurdumun insanları dolmuşa binmeye devam ediyor..pazarlıkta olan şöför sesleniyor: "kardeşim binmeyin, ceza yedim yahu!"; yurdumun insanı cevap veriyor :"ee içerdekiler direk mi onlar binmiş bizim ne suçumuz var!". herkesin haklı olduğu bir ülkede yaşayan ben, yine geç kalıyorum işe ama bugün bahanem hazır. şöför cezasını ödeyip geri geliyor ve inadına polisin gözününün içine bakarak, olan oldu zaten diye dolmuşu iyice doldurup yoluna devam ediyor..
Blog Ödülleri Başladıııııı @ 21-04-2008 13:48 Blog ödüllerinde (aday gösteren arkadaşlara da teşekkür etmiş olalım) oy kullanma dönemi başladı. 5 Mayıs'a kadar www.blogodulleri.com adresine gidip, sisteme bir mail adresiniz ve şifreniz ile kaydolduğunuzda oy verme işlemini gerçekleştirebilirsiniz.
Önemli hatırlatma: Her kategoride yalnızca bir bloga oy verebiliyorsunuz. O yüzden, dikkat!
Otobüste blogu, yarışmaya "komünite/topluluk" kategorisinde aday oldu. Oylarınızı bekleriz.
:) @ 18-04-2008 01:22 Otobüse binen yaşlı teyze, akbili basarken şoförle konuşuyor. -kaç yaşına gelince bize bedava olacak otobüs? -teyze sana can feda, ölene kadar bedava olsun. -çok bişey kalmadı zaten!
Az önce okudum, Thailand'ın başkenti Bangkok'ta son birkaç yıl içinde trafik yüzünden binlerce kadın arabalarda doğum yapmak zorunda kalınca... Thailand polisi doğum vakaları için de eğitilmiş. Polisler trafikte doğum yaptırabilecek eğitime sahipmiş.
Aylardan kış; her zamanki gibi Gültepe'deki evimden sabah 08.30'da Bahçeköy'deki iş yerime gitmek üzere yollara düşmüşüm. 4. Levent'te 42 M'de nasıl olur da bugün oturacak yer bulurum planlarıyla binmiş ve ne yazık ki "arkaya doğru ilerleyelim kardeşim" sesleri eşliğinde otobüsün en arkasını bulmuşum. Bulmuşum ama arkada ateşli üniversite öğrencileri devamlı sohbet ediyor ve bu sohbet arasında gençlerin futbol muhabbetlerini dinliyorum. Yok GS yok FB derken muhabbet akşam yapacakları halı saha maçına geliyor. Yine yeneriz, yeniliriz, sen şurda oyna, ben burda oynayayım derken birden kadroda bir eksik olduğu ortaya çıkıyor. Elemanın biri akşam olmayacakmış ve bunu o sırada bildiriyor. "Yapma oğlum ne yapacaz şimdi nerden adam bulacaz nasıl olacak zaten kış günü, kimse gelmez falan filan" derken bir anda kendimi muhabbete girmiş buluyorum- ben oynarım diyorum. Hop bilader sen de kimsin demeye gerek kalmadan biraz mecburi, biraz da heyecan arayışı, belki de kaleye geçer biz de kaleci derdinden kurtuluruz hesapları ile gece 12.00-01.00 saatleri arasında oynanacak maç için sözleştik.
Sonuç: Maçı aldık. Her hafta kadronun aranan adamıyım. Kaleye de hiç geçmiyorum. Kendinize güveniniz varsa halen her hafta devam eden maçlarımıza bekleriz.
Otobüsler, sadece bizi işe/eve götüren vasıtalar değil. İşte böyle hiç beklenmedik şeylere de sahne olan hayat araçları. Geçtiğimiz günlerde Lale'nin anlattığı hikaye, bir otobüste de yaşanabilirdi. Hiç farkı yok. Hepsi toplu taşıma araçları. Takside tek başınıza otursanız da, sizden önce başkaları da oturuyordu o koltukta ve siz indikten sonra yine bir başkası oturacak...
Bu hikayeyi ağızdan duymuştum, "bu hikaye tam bloglamalık" demiştim. İlker de eline sağlık, yazıp gönderdi. Biz de paylaşıyoruz.
Buna benzer bir resim bir ara fwd olarak dolanıyordu galiba ama bugün Ulus-Elvankent dolmuşunda görünce bunu da paylaşayım dedim. Şoförlerimize burdan saygılarımı sunuyorum:) Bu arada kaptan ben müsait bir yerde ineyim, zira 12 nisanda askere gidiyorum ve nizamiyeden içeri otobüs almıyorlarmış:) Söz, ilk fırsatta tekrar bineceğim otobüse:)
Anıtpaşa Dinlenme Tesisleri teşekkür eder, iyi yolculuklar dileriz:)
Cumartesi günü, arkadaşımla şu MediaMarkt'a gidelim dedik. Saat 17:00'de Sirkeci'de işten çıktık, önce tramvaya binip Yusufpaşa'ya geldik. Aktarma yaparak 145T (express - çift katlı) Beylikdüzü otobüsüne bindik. Çok kalabalıktı kapı ağzına yakın bir yerde, şoförün tam yanında idik. Yola çıkan otobüs Vatan Caddesi'ne indiğinde arabaların kırmızı ışıkları gözümüzü almaya başlamıştı (yani yoldaki araçların stop lambaları). İlk gördüğümüzde irkildik ama o meyanda otobüs şoförü biz sormadığımız halde "az ilerde yol çalışması var, birazdan yol açılır dedi". Biz de iyi dedik ama aradan geçen 45 dakika boyunca sadece 100, hadi bilemedin 150 metre kadar yol almıştık. Bu saatten sonra inelim artık, dedik ama ikimizde de şoföre "inebilir miyiz" diye soracak yürek yoktu. Şoförün bize bu kelimeyi kullandıktan sonraki düşüncelerini inanılmaz derecede merak ediyorduk, tabi bu arada bir de yolcular var. Neyse aradan bi 5 dakika daha geçti . Mükemmel bi hamle ile cümleyi kullandık... Ve sonuç: sadece kapı açıldı, biz de indik. :)
Kurye @ 19-03-2008 11:33 Geçtiğimiz haftalarda, Çağlayan tarafında bir sahne ile karşılaştım. Paylaşması şimdiye kaldı... Akşam dönüş trafiğinde arabaların otobüslerin arasından makaslar yaparak geçen bir kurye hızla yola atıldı. E-5 üzerinde. O sağa sola hızlı hareketler sırasında, rüzgarın da etkisi ile arka tarafındaki evrak çantası bir anda açıldı ve zarflar E-5'e dağılıverdi. O kadar hızlı gidiyordu ki, arkasındaki arabalar uyarsa bile fark etmeyecekti -ki aynen öyle oldu-. Yola dağılan zarflara bakarken "birisinin hayatı kararmış olabilir" diye düşündüm. Elden ne gelir ki şimdi. Hangi kurye firmasına ait oldukları bile belli olmuyor uzaktan...
@ 16-03-2008 13:28
Bundan çok değil 2 sene önce, bundan 2 önceki işimdeyken, evden işe gitmek için taksiye bindim. Çok çok 7-8 dakika sürecek bir mesafeydi. Taksici beni Beşiktaş sahil yolundan aldı, Akaretler yokuşuna bıraktı. Bu süre zarfında geçen olaylara gelirsek.. Taksiciyi gözyaşları içinde görünce tabiki her normal insanın yapacağı gibi iyi misiniz beyfendi herşey yolunda mı diye sordum. Adamcağız kızının lösemi olduğunu, Ortaköy'deki Pfizer ilaç şirketinden az önce çıktığını ve kızının yaşaması için bir gün içinde alması gereken bir ilaç olduğunu ve artık hiç parası kalmadığı için ilacı alamadan çıktığını söyledi. Para isteyecek kimsesinin kalmadığını ve hastaneye gitmeye cesaretinin olmadığını söylüyordu. O yaştaki bir adamı ağlarken çok görmemiştim, olay tümüyle çok üzücüyüdü. Adama ilacın fiyatını sordum, beni ne zengin ne de fakir yapacak bir paraydı, maaşımı da yeni almıştım, taksiden inerken adama bir dakika beklemesini söyledim ve bankadan parayı çektim, verdim. Benim zengin olmadığım belliydi, adam gerçekten şok olmuştu, bakışları bir değişmişti, sanki pişmanlığa benzer bir bulut geçiyordu gözlerinden, neyse çok teşekkür etti ve hızlıca ayrıldı. Bu arada ben yolda adama kızının hangi hastanede olduğunu ve adını soyadını falan sormuştum. Ofise çıkınca hastaneye telefon açtım ve böyle bir hastanın olmadığını öğrendim. Üzüldüğüm gerçekten yardıma ihtiyacı olan bir sürü insan vardı ve ben salak gibi doğru yere yardım edememiştim, ama bunu o sırada bilemezdim tabi. Yine de bir tebessüm belirdi yüzümde, elimde adı soyadı yazan kız ölmek üzere olan küçük bir kız değildi, öyle bir kız yoktu.
Özel bir şirkette çalışıyorum. Evim Fındıklı'da, işyerim Levent'te. Bir gün iş çıkışı iş arkadaşımla Levent durağına otobüse binmek üzere geldik.. Beklemeye koyulduk... 559C geldi işimize yaramadığı ve aktarma yapmayı pek sevmediğimiz için pas geçtik.. İyi ki pas geçmişiz..:)) Sonra 58 ul geliverdi.. İkarus, Macaristan yapımı.. Neyse ilk akbili ben bastım. Aylık akbil kullandığım için basmaktan korkmuyorum eskisi gibi.. Yanımdaki arkadaşım bayan olduğu için otobüsün harekete geçmesinden 3-4 dakika sonra akbilini bulabildi ve bastı.. Ben de her şeyden habersiz ön kapının yanındaki girintide bekliyorum :) Zincirlikuyu durağına yaklaşınca şoför amca bey "senin neyin var?" diye bir soru yönetti bana.. Ben ansızın cevap verdim: "Böğrüm ağrıyor, kalbime bişeyler batıyor sanki" dedim.. Gülmeye başladım.. "pardon" dedim sonra, anlamamıştım neyi kastettiğini.. Şöför tekrarladı "senin neyin var" Ben gene gülmeye başladım... Anladım ki ben akbil bastım mı , bilet attım mı ya da şöföre 150 lira kazandırdım mı diye soruyormuş.. Şoför bey "kusura bakmayın anlamadım neyi kastetdiğinizi dedim ve tatlıya bağladım". Haliyle baya bozuldu şöför amcamız.. "Bizim oralarda öyle derler." dedi.. "Nerelisiniz?" diye sorduğumda... "Yozgatlıyım." yanıtını aldım. Otobüsten indiğimde deli gibi gülmeye başladım.. Hâlâ da aklıma geldikçe gülüyorum.. Hatta işyerinde arkadaşlarımız arasında bi espri oldu.. Gördüğüm her Yozgatlıya da soruyorum var mı böyle bir şey diye... "senin neyin var".
Taksilerin "Geçiş Önceliği" var mı? @ 06-03-2008 16:36 İsmi bizde saklı bir arkadaşımız bir yakınını hastaneye götürürken bir taksici tarafından sıkıştırılıyor. Hani şu sağa dönüşlerde/sağdan girişlerde kuyruğa girmeyip sıranın en baş tarafına burun sokarak yola girmeye çalışan modellerden bir tanesi denk gelmiş. Burnunu dayayan taksiciyle aralarında bir diyalog yaşanmış ve....
Yazışma aşağıda:
BAŞVURU TARİHİ : 02/03/2008 11:19:28 BAŞVURU AÇIKLAMASI : 1 Mart 2008 Cumartesi akşamı Ümraniye trafiğinde normal seyir halinde iken bir taksi tarafından tehlikeli bir şekilde sıkıştırıldım. 34 TBU 91 plakalı taksinin şoförünü uyardığımda, "sen keyfin için geziyorsun ben ekmek parası kazanıyorum, ben geçerim" cevabını verdi. Sorum şu: İstanbul trafiğindeki taksilerin diğer araçları sıkıştırıp önlerine geçmelerine imkân tanıyan bir geçiş üstünlüğü var mıdır? Kanunda ya da belediye düzenlemelerinde böyle bir yol üstünlüğü tanımlanmış mıdır? Taksici esnafına belediye eğitim vermeyi düşünmekte midir? Bu eğitimlerde "medeniyete giriş" ve "başkalarının hakkında saygı" gibi kavramlara yeterince yer verilmekte midir?
imza (ismi gizli)
Gelen cevap ise şöyle:
Sayın (ismi gizli); Başvurunuz Toplu Ulaşım Hizmetleri Müdürlüğü'ne iletilmişti. İlgili müdürlüğün cevabı aşağıdadır.
"Söz konusu şikayet üzerine 34 TBU 91 plakalı ticari taksi sahibine ve şoförüne bu tür şikayetlere mahal vermemeleri konusunda gerekli yasal uyarı yapılmıştır. Ayrıca 2006 yılında 6000 2007 yılında 8000 taksi şoförüne eğitim verilmiş olup eğitim sonrasında yapılan sınavda başarı gösterenlere ticari araç kullanım belgesi verilmiştir. Bu kapsamdaki eğitim çalışmalarımız da devam etmektedir." Bilgilerinize...
Londra metrosundan bir Thriller 25'nci yıl kutlaması. Benim de hoşuma gitti. Videoyu buraya da taşıyoruz. İstanbul metrosunda böyle bir kampanya yapmak için metro hattının biraz daha uzaması gerekiyor galiba. Hani Taksim'de başladığın gösteri, daha 4 Levent'e geldiğinde henüz yarısına bile gelmemiş olabilir. : ) (yoksa o hat sadece bana mı o kadar kısa geliyor?)
Otobüs Genel Bilgi @ 05-03-2008 11:40 Otobüslerin sağında solunda yazan rakamlar vardır hani. Ne olduğuna dair herhangi bir fikrim yoktu. Bizim şoförden öğrenene kadar. Meğersem (mesela fotoğraftaki otobüste gösterdiğim gibi) o rakam yığınının başındaki şey, otobüsün "model yılı" oluyormuş. Yani fotoğraftaki bu otobüs 2007 modelmiş. Bu bilgiyi öğrendiğim sırada 2006 model bir otobüsün içindeydim. Eskiden kullandığı 92 model otobüsün nasıl da "canavar gibi" olduğunu anlatıyordu şoför bize.
Bir de İstanbul'daki taksiler ve minibüsler ile ilgili ek bilgi: İstanbul'a dışarıdan gelen kişilerin işine yarayabilir (hatta çoğu İstanbullunun da bu ayrımın farkında olmadığını keşfettim geçtiğimiz günlerde. O yüzden paylaşıyorum.). Eğer önünüzde sarı bir taksi duruyorsa ve plakası T ile başlamıyorsa sahte taksi demektir (Yalnız, unutmayın; şehir dışında çalışan vişne rengi taksilerin plakası T ile başlamıyor). Önünüzde bir minibüs duruyor ve plakası M ile başlamıyorsa o da kaçak minibüs demektir. Lütfen oradan hızla uzaklaşınız.
Kadıköy, Kadıköy @ 02-03-2008 23:44 Dün akşam Onur'la Taşkışla'ya doğru yürüyorduk. Kadıköy dolmuşlarının oradan geçecektik. Dolmuş şoförleri kenarda dikilmişler, çay içiyorlar; yolculardan bir kız da dolmuşun kenarında, sigara içip "son yolcunun" gelmesini bekliyor. Hani yolcuların sabırsızlıkla "e hadi biri gelse de dolmuş hareket etse" dediği bekleme anlarından biri yani. Gecenin o saatinde de pek yolcu gelecek gibi görünmüyor. Sigara içen kız da sıkılmış herhalde, biz tam dolmuşun yanından yürüyüp geçerken "Kadıköy, kadıkööy" diye muavinlik yapmak zorunda hissetti. Dolmuşa binseydik demek ki çok sevinecekti ama maalesef, biz Kadıköy'e gitmiyorduk.
O arkadaşa özrümüzü buradan iletirim. İyi yolculuklar dilerim.
Bunu Otobüste'ye yazalım dedim Onur'a ama Onur'un yazmayı unutacağını tahmin ederek, bu girişi de ben yaptım.
Otobüslerde Sık Karşılaştığımız Kitaplar Bölümü: 1. Olasılıksız @ 28-02-2008 11:45 Olasılıksız diye bir kitap var. Birkaç yıldır, kitabevlerinde, gazetelerde, dergilerde, oralarda, buralarda görmüşsünüzdür. İnternetten satış yapan yerlerde de (Pandora, İdeefixe, ilknokta gibi yerlerde) halen ilk üç sırada bulunuyor. İlginç bir şekilde, kulaktan kulağa yayılarak satış rekoruna koşuyor (çoktaaan Da Vinci'nin rekorunu bile kırmıştır belki de) ve otobüste, metroda bile rastlanabiliyor.
Bu kitabı şimdiye kadar sağda solda hep aynı özet cümlesi ile duydum. Kitabı okumamış olan birisi, okuyan kişiye sorduğu zaman, şu cümleyi duyuyor genelde: "Adamın biri var, devamlı olasılık hesabı yapıyor ve kumar oynuyor."
En son, havaalanı servisinde yan tarafımda oturan iki kızın konuşmasında duymuştum. - Aaa Olasılıksız'ı mı okuyorsun. Bu kitabı herkes bana tavsiye edip duruyor. Nasıl bir şey? Beğendin mi sen? - Valla güzel. Adam, devamlı olasılık hesapları yapıyor ve kumar oynuyor. (Bu cümlenin ardından "kazanıyor mu peki?" diye soran olmadı henüz. Demek ki "olasılık hesabı" yapabilen kişilerin kumarda iyi para kazanacağına dair bir inanç da yerleşmiş.) - Ben de okuyacağım. Dedi kız ve ben servisteki "Olasılıksız" sohbetine kulak vermeyi kestim.
Siz de otobüste Olasılıksız'ı okuyan birine rastlarsanız... Sakın "bu kitap ne hakkında" diye sormayın. : )
Kars'tan Ardahan'a: Beş dakika içinde hayatını özetleyebilenlere hayranız @ 27-02-2008 16:34 Geçen hafta. E5 üzerinden giden 145M. Çift katlı Beylikdüzü otobüslerinden bir tanesine attım kendimi. Akşam saati. Hatta Fenerbahçe'nin maçının olduğu gün (Sevilla ile ilk maç). Maçın başlamasına yirmi dakika varken her şey güzeldi. İyi gidiyorduk. Karşımda yaşlı bir teyze ile kocası vardı. Sakin sakin gidiyorduk. Arkalardan birisi kalkıp benim yanıma oturdu yani amcanın tam karşısına.
Amca, karşısına oturan bu adama kibarlık olsun diye gülümsedi. Maça kaç dakika olduğunu kendisi sordu ve sonra saatine bakıp "yirmi dakika kaldığını" kendisi söyledi.
- "İstanbul bitmiş amca." Deyiverdi. Bu sihirli laf, Türkçe konuşulan coğrafyalarda (coğrafyanın çoğulu olur mu) her zaman, her şartta işler mi diye düşünmeye başladım ben. - "Valla İstanbul bitmiş. Şu hale bak." Diye devam etti.
Bu lafı hayatı boyunca belki de on bin kere duymuş olan amca, belki de aynı cümleyi bir daha duymamak için bir soru sordu: - Memleket neresi?
Ardahanlıymış. Kars'ta mı ne yaşıyormuş. Ardahan'da çalışmaya başlamış. "Ne iş yapıyorsun" diye soran amcaya "imalat müdürüyüm" cevabı verdi. Bankanın krediler bölümündeki bir eleman "kredi bölümünde çalışıyorum" mu der, ya da gazetede çalışan bir adam "sayfa sekreteriyim" mi der. Sırasıyla; "tekstille uğraşıyoruz, tekstilde çalışıyorum, bankada çalışıyorum, gazetede çalışıyorum" falan demez mi? Neyse bu titri konuşmayın ilerleyen kısımlarında bir daha duyacakmışım.
Oralarda tekstil fabrikaları varmış. Buraya arada bir, iş için falan gelirmiş. Ayda 750 lira kredi borcu ödeyerek aldığı bir evi varmış. O ev olmasaymış, zaten 1.800'lük maaşının büyük bir kısmı İstanbul'daki evin kirasına gidermiş. Neyse ki Ardahan'da çalışanların ev kirasını patron ödüyormuş (hepsininkini)...
- Oralarda aylık masrafın yok gibi. Aldığın parayı harcayacak yerin yok ki. İstanbul'u bilirsin amca. Adım başı para. (Bu cümleyi de sık zikrederler. İstanbul'un her tarafında dikilip, gelenden geçenden para toplayan kişiler var diye algılayan kaç insan vardır acaba uzaklarda.)
İstanbul'daki ve batıdaki diğer şehirlerdeki tekstil fabrikalarına göre fiyat avantajı çokmuş. O yüzden herkes onlara yaptırıyormuş fason malını. "Biz de lise, üniversite mezunu kızlara iş veriyoruz, hem makineleri kullanmayı öğreniyorlar, hem para kazanıyorlar, işi öğretiyoruz" diyor. "Ben imalat müdürüyüm, en fazla maaş alan elemana ayda 750 lira veriyoruz. Diğerleri daha az. Ama n'apacaklar ki orada parayı. Zaten ev kiralarımızı patron ödüyor. Başka ne masrafı olacak ki." diye devam ediyor. "Benim maaşım bir sekizyüz (1800 ytl), işte böyle arada bi İstanbul'a geliyorum işleri halletmeye, Avcılar'da da evim var. Ayda 750 lira ödüyorum o evin kredi borcuna. Yetiyor. Eyvallah." diyor.
O sırada ben de bir insanın, beş dakikalık mesafede, mesleğini, maaşını, evinin ayrıntılarını neden anlattığını düşünüyorum. Bir cevap bulamıyorum. Durağım geliyor. İniyorum. Hatta, galiba aynı durakta iniyoruz. O, hayatından memnundu. Koskoca imalat müdürüydü.
Galatalı'yla İmrahorlu'nun tramvay macerası. Blogumuz için kaydetmişler, sağolsunlar. Gerçi Galatalı'nın da dediği gibi video biraz uzun olmuş ama... : ) Olsun. Tecrübe olmuştur. Sonradan istenildiği şekilde kesilip, biçilip, edit'lenebilir nasıl olsa.