Daha önce arama arama sorgularını karşılaştırmak ve eğilimlerini görebilmek için kullandığımız Google Trends’i artık web sitelerinin trafiklerini karşılaştırmak için de kullanabileceğiz.
Bu yeni servis, istediğimiz sitelerin Google tarafından hesaplanan tekil ziyaretçi verilerini grafik olarak sunuyor ve bir sitenin yer ve zaman bazında trafik eğrilerini inceleyebilmemize ve diğer sitelerle karşılaştırabilmemize olanak sağlıyor.
Google Trends, Alexa’dan farklı olarak sayfa gösterimi sayılarını hesaba katmamış ve şimdilik bir sıralama sistemi mevcut değil ancak veri kaynaklarının son geliştirmelerine karşın Alexa’dan daha geniş bir kitleyi kapsadığını varsayarak bu yeni aracı bol bol kullanacağımızı tahmin etmek zor değil.
Aynı sitelerin Alexa ve Google Trends grafikleri ise şu şekilde:
Sosyal Medya Nedir? @ 02-06-2008 23:06 Basit bir İngilizce ile sosyal medyanın ne olduğunu anlatan güzel bir video:
Yeni neler mi yaptık? Bütün oyun servisinin tasarımı baştan aşağı değiştirdik. Yeni tasarımımız, çalışmalarını çok beğendiğim ve ileride adını bolca duyacağımıza emin olduğum Halit Görgeç’ten:
Geçtiğimiz aylarda hayata geçirdiğimiz Zylom işbirliğinden sonra, bu seferde dünyanın önde gelen oyun üreticilerinden biri olan BigPoint ile yeni bir işbirliğine başladık. Bu işbirliği kapsamında 10 adet browser tabanlı yüksek kaliteli çok kullanıcı oyunu yayına aldık. Farklı senaryolara sahip MMORPG ve arena oyunlarının yanısıra 3 adet menajerlik oyunu sayesinde bizim için yeni bir oyuncu kitlesine de artık hizmet verebileceğiz. İster bilgisayara karşı, ister gerçek rakiplere karşı 3 boyutlu futbol, basketbol ve buz hokeyi oynayabileceğiniz Action League ise benim kişisel favorim :) Üzerinde çalışmaya devam ettiğimiz yeniliklerimizle daha fazla oyun severi sevindirmeyi planlıyoruz. Bizi takip edin ;)
Bugün, Türkiye’de dijital oyun ve oyuncularla ilgili hazırladıkları bir belgesel için Eray Ant, ekolay’dan Aslı Yerdekalmazer ve benimle online oyuncu profilleri üzerine bir röportaj yaptı. Eğlenceli bir röportaj olmasının yanı sıra ülkemizde böyle çalışmalar yürüten gençlerle tanışmak ayrıca oldukça keyif verici oldu.
Eray Başkent Üniversitesi’nde öğrenci ve Türkiye’de bir ilk olan bu bağımsız belgesel çalışmasını çoğunluğu öğrencilerden oluşan ve son derece profesyonel bir ekiple beraber yürütüyor.
Oyunlar ve oyun alışkanlıkları konusunda bazı yanlış anlaşılmaları, özellikle de anne ve babaların çocuklarının oyun oynamasına olan bakış açılarını değiştirebilecek bu çalışmada; Türkiye’de dijital oyun piyasasında yer alan önemli firmaların ve uzmanların görüşleri alınarak, farklı oyun çeşitleri ve mecralara göre oyuncu profilleri incelenecek.
Bizim de tamamlanmış halini merakla beklediğimiz belgeseli 20 Mayıs 2008 tarihinde Başkent Üniversitesi Dijital Oyuncu Paneli'nde izleyebilirsiniz. Dağıtımı veya yayınıyla ilgili başka bilgiler elime geçtikçe buradan paylaşacağım.
Pek çok açığı bulunmasına ve sonuçlarının son derece tartışılabilir olmasına rağmen Alexa halen global bazda web sitelerinin trafiğini karşılaştırmakta kullanılabilen tek araç. Özellikle Türkiye’de hiçbir benzeri hizmetin bulunmamasından dolayı reklamverenlerin, ajansların ve web yatırımcılarının kullanabildikleri az sayıda veriden belki de en önemlisi.
Şimdiye kadar Alexa’yla ilgili en çok tartışılan konu sıralamanın sadece Alexa toolbar kullanıcılarının sağladığı verilere dayanarak yapılmasıydı. Alexa toolbar kullanan kişilerin toplam internet kullanıcıları için doğru bir örneklem olamayacağı son derece ortadaydı.
Bu çekincelere Alexa’da hak vermiş olmalı ki dün sıralama sistemlerini değiştirdiklerini açıkladılar.
En önemli değişiklik artık Alexa Toolbar haricinde farklı kaynaklardan verilerin sıralama hesaplamalarında kullanılacak olması. Alexa bu yeni kaynakların neler olduğu konusunda bir açıklama yapmamış ancak daha fazla kaynak kullanılarak daha doğru ölçümleme yapılması için bir avantaj sağladıklarını söylüyorlar.
Aynı şekilde algoritmalarını da daha geniş bir internet kullanıcı kitlesinin ilgi ve internet kullanım alışkanlıklarını yansıtacak şekilde geliştirmişler.
Benim takip ettiğim sitelerin sıralamalarında, geçmiş verilerin bulunmaması haricinde, bir farklılık gözleyemedim. Geçmiş için ise şu an için sadece 9 aylık veriler bulunuyor ancak bütün veriler tekrar hesaplanarak önümüzdeki haftalarda raporlara eklenecekmiş.
Umarım Alexa’nın bu yenilikleri ile daha doğru sonuçlara ulaşabiliriz.
O'Reilly Radar'daki bu yazıda, Fransız Le Monde gazetesinin farklı kıtaların sosyal ağ tercihleriyle ilgili hazırladığı bir çalışmaya rastladım. Çok ayrıntılı olmamakla birlikte genel eğilimleri göstermesi açısından ilgi çekici:
*Grafiklerdeki rakamlar milyon saat/ay değerlerini gösteriyor.
Türkiye’de e-ticaret hacmi Bankalararası Kart Merkezi raporlarına göre 2007 yılında %150 büyüme göstererek 5.5 milyar YTL’yi geçmiş. Alışveriş hacmi her yıl ikiye üçe katlanarak büyürken e-ticaret sektörünün büyümesi ise malesef aynı hızda olmuyor.
İnternette daha çok ve daha çeşitli e-ticaret girişimleri görmeyi beklerken birkaç büyük sitenin sektörde tekelleşmesi ve bunlarla rekabet etme amacıyla ortaya çıkan ve birbirinden elle tutulur hiçbir farkı olmadığı için rekabeti fiyata taşımak dışında bir etki yaratamayan küçük oyuncular dışında bir gelişme gözlemleyemiyoruz.
Farklılaşmayı becerebilen çok az sayıda girişim ise ya altivi gibi alışverişten daha çok bir şans oyunu ya da her gün tek ürün satan bendeistiyorum ve indragandi tarzında ihtiyaçlarınızı gidermekten çok fırsat ürünlerini değerlendirmek üzerine kurulu. İstediğiniz ürünü, istediğiniz zaman alabileceğiniz ancak e-ticaret modeli olarak fark yaratabilen bir girişim şu an için yok.
Yeni bir oyuncunun bu çetin ve oldukça dengesiz sektörde büyümesi veya en azından ayakta kalabilmesi için nelere dikkat etmesi gerekiyor?
İlk olarak akılda tutulması gereken önemli bir konu online alışverişin en büyük rakibinin diğer e-ticaret sitelerinin değil, geleneksel offline alışveriş olması.
Geleneksel alışverişin ürünü çıplak gözle görme, fiziksel temas ve inceleme ve belki de en önemlisi hemen teslimat gibi avantajları halen online alışverişin ikincil alternatif olarak görülmesine sebep oluyor.
İnternette ise mevcut modellerden belirgin bir fark yaratamayan e-ticaret denemeleri için en ciddi tehdit, müşterileri tanıdıkları ve güvendikleri büyük sitelerden ayıramamaları.
Bu iki büyük engeli aşmanın yolu ise şu soruya tatmin edici bir yanıt bulabilmek:
“Neden müşteriler benim sitemden alışveriş yapmalı? Neden bir mağazaya gitmek veya diğer büyük, tanınan ve güvenilir e-ticaret siteleri yerine benim sitemi tercih etmeli?”
Bu sorulara mantıklı ve elle tutulur bir yanıt bulunamadığı sürece yeni bir e-ticaret girişiminin bu ortamda barınabilmesi çok da kolay görünmüyor.
Ülkemizde e-ticaretin farklı modeller ve girişimler açısından halen son derece bakir olduğunu düşünüyorum ve bu alanda daha parlayacak bir çok yıldız bizi bekliyor.
Kendi web sitelerimizde ve bloglarımızda web trafiğimizi ölçerken önemli konulardan birisi de kendi kendimize yarattığımız trafiğin raporlarımızda sapmalara yol açması.
Siteyi/blogu güncellerken ve gerekli kontrolleri yaparken yarattığımız iç trafiği IP numarası filtreleri kullanarak raporlarımızdan çıkartabiliyoruz ancak özellikle blog yazarlarının statik IP kullanmaması yüzünden ve işyerinde siteyle ilgilenen birkaç kişi hariç yaratılan trafiğin rapora dahil edilmesi gerektiği durumlarda IP filtreleri işimizi görmüyor.
Peki bu durumda ne yapılabilir? Bir çözüm bir çerez tanımlayarak trafiğini hariç tutmak istediğimiz makinalarımıza bu çerezi göndermek.
Bunun için aşağıdaki aracı kullanabilirsiniz. Kutucuğa istediğiniz bir metini girerek “Çerez Gönder” butonuna basın. (örn: benisayma)
Çerez gönder butonuna bastığınız zaman girdiğiniz metnin değer olarak atandığı bir çerez bilgisayarınıza gönderilir. Bundan sonra yapmanız gereken Google Analytics Filtre Yöneticisinden aşağıdaki şekilde bir filtre hazırlayarak bunu ölçüm yaptığınız hesaba tanımlamak.
Eğer iç trafiğinizi de izlemek veya şu andaki raporlarınızı muhafaza etmek isterseniz, mevcut etki alanınız için yeni bir web sitesi profili oluşturmalı ve filtreyi bu yeni profile tanımlamalısınız.
Bu yazı ilk konuk yazımız. ekolay oyun'da beraber çalıştığımız, Action Script geliştirme ve yazılım uzmanımız Oğuz Sandıkçı, kendi uzmanlığıyla ilgili ve birçok kişinin merak ettiği bir konuda son derece aydınlatıcı bir yazı yazdı:
Silverlight Flash'a karşı (mı?)
Microsoft S2B kapsamında ve Daron Yöndem'in eğitmenliğinde gerçekleşen üç günlük Silverlight eğitimi yeni bitti. Eğitim öncesinde pek çok insan gibi benim de kafamı bu soru (Silverlight Flash'a karşı mı?) kurcalıyordu. Edindiğim yeni bilgiler ve biraz araştırmadan sonra bir yazı yazmak istedim. İstediğim kadar kapsamlı bir yazı olmadı ama giriş için yeterli sanırım ;)
İlk bakışta iki teknoloji de neredeyse aynı gibi gözüküyor. İkisi de vektörel grafik kullanıyor, video oynatabiliyor, kullanıcı ile etkileşimde bulunabiliyor, sunucudan veri alıp-yollayabiliyor... Fakat temel tasarım amaçları ve geliştirici kitleleri birbirinden farklı. Bir de araya şirket politikaları girince bu fark iyice açılıyor.
Bazı bölümler sonuna burası gibi italik ile yazılmış notlar ekledim. Bunlar teknik detay ve kendi düşüncelerimi içeriyor. İlgilenmeyenler buraları okumadan geçebilirler.
Web'e Entegrasyon
Şunu önceden kabul edelim; amacınız geniş bir kitleye ulaşmak ise Flash şu anki tek seçeneğiniz. İnternet kullanıcılarının neredeyse hepsi flash oynatabilen tarayıcılara sahip. Sanırım bu tarafta başka söze gerek yok (:
Silverlight sahnesinde ise durum şu an pek iç açıcı gözükmüyor. Özellikle 1.0 versiyonundaki eksikliklerden dolayı geliştiricilerin bir kısmının da 2.0 versiyonunu beklediğini düşünürsek, yaygınlaşması biraz zaman alacak gibi. Yeni versiyonun çıkması, Windows güncelleme ile dağıtılması, internetteki silverlight içeriğinin zenginleşmesi gibi zincirleme bir senaryo gerçekleşse bile yeterli yaygınlığa ne zaman ulaşacağını tahmin etmek için henüz erken. Ama 2.0 versiyonun çok şey vaat ettiğide bir gerçek.
Geliştirme ortamı
Silverlight'ın yazılımcıları en çok memnun eden özelliklerinden biri çok tanıdık ortamda geliştirilebilmesi. Her zaman kullandığınız Visual Studio ile kod tamamlamanın da yardımıyla rahatlıkla uygulamalarınızı geliştirebiliyorsunuz. Gerekli görsel bilgiyi Expression Studio’nun Blend ve Design programlarından alabiliyorsunuz.
Flash'a karşı ise bir ön yargı olduğunu düşünüyorum. Çünkü yazılımcılarda çizim arayüzlerine karşı bir antipati vardır :). Sırf bu ön yargı yüzünden, Flash'ın arayüzünü açıp sahne, zaman ekseni ve çizim araçlarını gördükten sonra kaçan çok yazılımcı olduğuna eminim :) Oysa zaman ekseninin ilk karesine tıkladıktan sonra Action Penceresini açarak (kısayoltuşu F9) bir çizgi bile çizmeden uygulamanızı geliştirmeye başlayabilirsiniz. Flex bu sebepten dolayı birçok yazılımcının ilgisini çekecektir ki Silverlight ile onun karşılaştırılması daha uygun olur. Ama Flex şu an konumuz dışında, belki başka bir yazıda ele alınabilir.
Özetle Microsoft'un Silverlight'la yaptığını Adobe'un Air'ine benzetebiliriz. Air, web geliştiricilere bildiği yazılımlar dışına çıkmadan masaüstü uygulamaları geliştirmelerini sağlıyor. Silverlight aynı rahatlığı yazılımcıların görsel web uygulamaları geliştirmesinde sunuyor.
Görsel elementlere sahip yazılım geliştirme araçları çok kullanışlı olabiliyor. Flash sadece uygulama geliştirmede değil, arge çalışmalarımda da işimi oldukça hızlandırıyor. Çünkü müdahale etmem gereken herşey tek programda ve ulaşması çok kolay.
Kodlama
Silverlight 2.0 da gelecek olan C#.net ve VB.net ile programlama sayesinde hem çok daha hızlı çalışacak hem de hazırda bulunan C# kodları kullanılabilecek. Özellikle Sunucu-istemci arasında ortak yapılan bir işlemde tek kod kullanılabilecek. Şahsen ben dört gözle bekliyorum kendisini :).
Flash'ın ActionScript'ini öğrenmek istemeyen yazılımcılar olabilir. Eminim iki teknolojiye de yabancı olanlara Silverlight daha kabul edilebilir geliyordur. Buna bir yorumum yok, haklılar ama bir dil öğrenip tüm hayatına onunla devam etmek isteyenlere kolay gelsin diyorum :)
Burada biraz profesyonel davranmak gerekiyor. Herkesin kendini rahat hissettiği bir dil mutlaka vardır. Ama diller ve yazılımlar aslen araçlardır, amaçlar değil. Yeniliklere ve değişikliklere açık olmadığımız sürece bir dile, firmaya, veya platforma ve bunların sunduklarına bağımlı kalırız. (Bu genel bir düşüncedir, bir hedefe ithafen söylenmiyorum)
Video
Silverlight'ın video oynatabilme yetenekleri şu an onu Flash'ın önüne geçiriyor. Windows Movie Maker gibi herkesin bilgisayarında bulunabilecek yazılımlarla oluşturacağınız wmv uzatılı birçok formattaki videoyu oynatabiliyor. Flash ise sadece kendi formatını destekliyor ve piyasada benim bulabildiğim ücretsiz dönüştürücü yok. Ücretli olanlarla ilgili de bazı sorunlar olduğunu okumuştum. Flash'ın yeni versiyonunda bir çözüme gidilmezse, webdeki video oynatıcıları yavaş yavaş Silverlight'a dönüşebilir.
Vektörel çizim
Silverlight'ı ele alalım; Microsoft'un vektörel arayüz standardı olan Windows Presentation Foundation'ın bir alt sınıfı olarak geliştirildi (eski adı WPF/E - Windows Presentation Foundation/Everywhere idi). Amacı daha çok internette ve mobil araçlarda vektörel arayüze sahip medya uygulamaları geliştirmek diyebiliriz.
Flash'ın vektörel tabanlı bir kare animasyon programından gelme bir yapısı var. Çizim ve animasyon için çok daha geniş ve rahat araçlar sağladığı bir gerçek. Karmaşık çizimler yaptığınız zaman Flash sahip olduğu araçlarla (movieclip,symbol,group,layer..) sahne yönetimini çok rahatlaştırırken Silverlight bu konuda epey zayıf kalıyor.
Silverlight'ta oluşturduğunuz görsel objeler özel bir XML olan XAML ile tutuluyor. İçerisinde her nesnenin her özelliği açık ve kod ile ulaşıp müdahale edebiliyorsunuz. Bir derleme söz konusu olmadığı içinde kodla kullanıcı tarafında rahatlıkla generate edilebiliyor. Hatta tagleri sunucuda oluşturup yollamak bile mümkün. Bu da size sınırsız bir esneklik sağlıyor. Fakat XML formatından kaynaklanan açıklığı ve içeriğin karmaşıklaştıkça boyutun şişmesini göze almanız gerekiyor.
Flash dosyalarının derlenmiş olmasının artı ve eksi yanları burada karşımıza çıkıyor. Boyuttu çok küçük ve yardımcı bir program kullanmadan içeriğinin tekrar kullanım için dışarı aktarılması mümkün değil. Fakat dinamik vektörel şekiller kullanmak için nesneleri silip baştan istediğiniz değişiklerle tekrar oluşturmalısınız. Kulağa yavaş gelsede derlenmiş kodlar bunu yeterince hızlı yapabiliyor. Ama kodda değişiklik gerektiren her durumdan sonra bir derleme yapmak zorunlu.
Animasyon
Flash ilk versiyonundan beri kare animasyon yapmak için tasarlanmış bir araç. Ardarda karelere istediğiniz içeriği yerleştirip oynatmanız mümkün. Hatta karelere kod yazılarak uygulamanın akışının kontrol edilmesi Flash için çok genel bir kullanım.
Burada gözleri Silverlight'a çevirdiğimizde malesef bu ihtiyacı karşılayacak hazır bir çözüm yok. Çünkü Silverlight'ın animasyon sistemi karelerle değil zaman aralıklarıyla çalışıyor. Animasyon için video kullanmak, eğer dosya boyutunun büyüklüğü ve ölçütü değiştirildiğindeki kalite kaybı sorun teşkil etmiyorsa, bir çözüm olabilir. Fakat iş sıralı işlemler yapmaya geldiğinde programcılara kodlamanın yolları gözüküyor.
Kare animasyon her zaman uygun bir teknik değildir, özellikle geçen zaman aralığına ihtiyacımız olduğu durumlarda. Herhangi bir şekilde bilgisayar kasılıp, flash oynatıcısı geri kaldığında önceden tahmin edemeyeceğimiz zaman atlamaları oluşması çok yüksek ihtimallidir. Tabi kısmen kod içerisinden müdahale edilip tekrar senkronizasyonu sağlayabilirsiniz. Genede kare animasyonlu bir sistemde zaman aralığı bulmak, zaman aralıklı bir sistemde kare animasyon oynatmaktan çok daha kolaydır :).
Sonuç
Biraz kısa ve eksik bir yazı olmasına rağmen özet olarak şunu diyebiliriz. İhtiyaçlara çözümler üretmenin çok yolu olduğundan zor veya kolayda olsa iki teknolojide her tür uygulama için kullanılabilir. Bana sorarsanız seçim kriterimiz bu teknolojilerin sağladıkları benzer özellikleri kimin daha iyi yaptığının yanında, birbirinin sağlayamadıkları da olmalı. Böylece ilerde "Flash mı, Silverlight mı?" sorusu "Ne zaman Flash, ne zaman Silverlight?" sorusuna dönüşebilir. Yakın gelecekte internette Flash ve Silverlight ortak ürünü siteler bile görebiliriz. Her şey programlarımızın yeni sürümlerine ve geliştiricilerin seçimlerine bağlı ;).
Okuduğum bir makale üzerine şu sıralar yakından ilgilendiğim e-ticaret sitelerine farklı bir açıdan bakma fırsatı yakaladım.
Başarılı bir dönüşüm oranı yakalamanın en önemli unsurlarından biri üye kayıt sayfalarında bulunan formların kullanılabilirliği. Buradan yola çıkarak Türkiye’de 20 farklı e-ticaret sitesinin üye kayıt sayfalarını inceledim ve kayıt formlarında istenilen bilgiler ve bunların sitelerde bulunma oranları şu şekilde:
Eposta - 100% Şifre - 100% Ad Soyad - 95% Şifre Doğrulama - 95% Telefon - 85% Doğum Tarihi - 80% Cinsiyet - 70% Bülten Kayıt Talebi - 55% Adres - 40% Kişisel Bilgiler (eğitim, ilgi alanları, vs) - 35% TC Kimlik No - 30% Kullanıcı Adı - 25% Eposta Doğrulama - 20% Şehir (adres istemeden) - 20% Sitemizi Nereden Duydunuz - 15% Güvenlik Sorusu - 10% Koşullar - 5% Medeni Hal - 5% Captcha - 0%
Eposta ve şifre haricinde 20 sitenin hepsinde istenilen ortak bir bilgi yokken ad soyad ve şifre doğrulama alanlarından sonra en çok talep edilen bilgi telefon numarası. Ortalamaya bakarsak bir e-ticaret sitesine kayıt yaptırırken büyük çoğunluğu metin olarak 9 farklı form alanını doldurmak gerekiyor.
Özellikle ilk defa girilen bir sitede bu kadar çok bilgiyi paylaşmak, metni yazmak ve zaman harcamak çok sayıda müşterinin kayıt sayfasından çıkış yapmasına neden olacağı neredeyse kesin.
İlk kayıt sayfalarını olabildiğince kısa ve öz tutmak, istenilen bilgilerin gerekliliğini ve ne işe yarayacağını açık şekilde belirtmek, gerekirse bazı bilgileri kayıt sonrasında veya ilk sipariş sırasında talep etmek dönüşüm oranlarının artmasında faydalı olacaktır.
Dün sabah Wikipedia’nın kurucusu Jimmy Wales’ın konuk olduğu "Altivi İle Sınırsız Dünyanın Liderleri” seminerlerinin ilkine katıldım. Jimmy Wales’ın Wikipedia ve yeni girişimi olan Wikia’dan bahsettiği seminer farklı bir konuk ve farklı bir konusu olması açısından oldukça ilgi çekici ve faydalıydı.
Seminer süresince bilgi özgürlüğü ve paylaşımın nasıl başarılı sonuçlar doğurduğu ve bunlardan korkulmaması gerektiğinden bahsedilirken aynı gün ülkemizden Youtube’a erişimin ikinci kez engellenmesi ise ironik oldu.
Mutlu Yıllar @ 31-12-2007 15:18 2008 yılı umarım herkese mutluluk, başarı, sağlık ve bol bol şans getirir.
Günümüzün popüler ve faydalı iletişim araçlarından biri olan blogların Türkiye’de yöneticiler tarafından nasıl görüldüğü ve kullanıldığıyla ilgili bu güzel yazıyı okumanızı tavsiye ederim.
Genç Girişimciler Kulübü’nün artık geleneksel hale gelen seminerlerinin 16 Aralık’ta konuğu ben olacağım.
Google Analytics'in doğru şekilde kullanımının yaygınlaşması ve hatta endüstri standartı haline gelmesinin web yatırımcıları ve çalışanlarına ölçümleme ve özelikle de site performanslarının karşılaştırılabilmesi konularında büyük faydalar sağlayacağına inanıyorum.
Bu doğrultuda, 16 Aralık Pazar günü Genç Girişimciler Kulubü'nde Google Analytics'i ele alarak, genel olarak web trafiğinin ölçülmesi ve yorumlanması üzerine bilgi paylaşımı yapmayı planlıyoruz.
Katılım herkese açık ve ücretsiz.
Ayrıntılı bilgiyi buradan, ulaşım bilgilerini buradan bulabilir, buradan da katılım için kayıt olabilirsiniz.
Şu sıralar işlerimin yoğunluğundan dolayı pek yazı yazamıyorum. Geçen hafta izleme şansı yakaladığım İnteraktif Pazarlama Zirvesi 2007 hakkında bile ancak şimdi yazma fırsatı bulabildim.
Geçen yıl ilki düzenlenen zirve bu yıl son derece aktif bir interaktif pazarlama zirvesi oldu ve yoğun programa 1 gün içerisinde 5 sunum, iki farklı salonda 8 oturum, toplam 29 konuşmacı ve 1 ödül töreni sığdı.
Bu yıl dikkatimi çekenler konular şöyleydi:
- Geçen yılın favorisi olan Secondlife’ın yerine bu yıl bol bol Facebook anlatıldı.
-Davranışsal hedefleme ve Medyanet’in bu konuda yeni ürünü Mediamind İnternet reklamcılığı için önemli bir gelişme olacak gibi.
- Mobil önemini giderek arttırıyor. Yakında mobil, İnternet ve hatta TV gibi mecraları ayrı ayrı değerlendirmek mümkün olmayacak.
- Cem Mumcu’nun Hakan Senbir’le birlikte stand-up tadında ki oturumu ve İnternet kullanıcılarının psikolojisi üzerine analizleri umarım video paylaşım sitelerinde yerini alır.
Organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürler ...
Sosyal Medya her geçen gün iletişim kanallarımız ve dolayısıyla pazarlama araçlarımızda önemli bir paya sahibi oluyor. Özellikle benim gibi pazarlamanın online tarafına odaklanan profesyoneller için bloglar, wikiler, video, foto, sunum ve döküman paylaşım servisleri, Türkiye’de etkisini tüm gücüyle halen sürdüren forumlar ve e-posta grupları gibi mecralar iletişim konusunda büyük önem taşırken göz ardı edilemez fırsatlar ve tehditler oluşturuyor.
İletişimin sosyal medya ayağında 4 aşamadan söz edebiliriz:
1. İlgisizlik Aşaması
İnternet dedikoduların inanılmaz bir hızla yayılması için mükemmel bir ortam sağlıyor. Bu pazarlamacılar için önemli bir ağızdan ağıza pazarlama aracı sunduğu gibi aynı zamanda tehlikeli sonuçlar doğurabilecek vakalara da uygun bir zemin oluşturuyor. Ünlü Danone örneğinde olduğu gibi bu aşamanın başarısız yönetimi geri dönülemez hasarla sonuçlanabiliyor.
2. Takip Aşaması
Sosyal medyanın önemini kavrayan her kurum bunun takip edilmesine büyük önem vermelidir. Bu izleme medya takip ve WOMM ajansları yardımıyla yapılabileceği gibi daha küçük bütçelere sahip kurumlar Google, Technorati ve diğer arama motorları veya Google Alert gibi araçlar kullanılabilir.
Takibi gerekenler ise şirket adı, şirketin web sitesinin adresi, markalar, ürün adları, varsa ürün web sitesi adresleri, kurum ve çalışan blogları ve yorumları ve rakiplerden oluşuyor.
3. İzleme ve Tepki Aşaması
Başarılı bir takip hakkımızda neler konuşulduğunu hızla öğrenmemize olanak verir. Hakkımızda konuşulanları izlemeye başladığımızda ise önemli olan bunlara nasıl tepki vereceğimizdir. Bu aşamada, kurumsal iletişim politikalarının gerektirdiği şekilde, sohbete katılmak gerekiyor. Kendi şirket ve ürünlerimize ilgili kulanıcılarımızı bizden daha iyi ve doğru olarak kimsenin bilgilendiremeyeceğini, tabii bunu web 2.0 konsepti içinde samimi ve açık şekilde yürüttüğümüzü varsayarak, düşünürsek tepki aşamasının önemi daha kolay kavranabilir.
Bu konuda sıcak bir örnek olarak LC Waikiki’nin hızlı bir tepki ve başarılı bir iletişim yönetimi sayesinde Danone benzeri bir karalama kampanyasını hasarsız şekilde atlamayı başarmasından bahsedebiliriz.
4. Dinleme Aşaması
Sosyal medyayı tekip etmek yeterli mi? Bu mecralardan çok sayıda samimi ve değerli geri bildirim almak mümkün ama paylaşımın bu kadar ön planda olduğu web 2.0 dünyasında kulanıcılarımızı ürünlerimiz hakkındaki fikirlerini bizimle paylaşma konusunda cesaretlendirmemek büyük kayıp olacaktır. Binlerce kullanıcıdan oluşan bir ürün kontrol ve ar-ge bölümüne çok düşük hatta sıfır maliyetle sahip olmak kim istemez ki.
İzlemek zorunlu ancak yeterli değil, günümüzde firmalar aktif olarak dinlemeyi de öğrenmek zorunda.
Techcrunch’ta okuduğumuz üzere Microsoft sonunda Facebook’la anlaşmaya vardı ve şirketin %1,6’sını 240 milyon dolar ödeyerek satın alarak Facebook’un değerinin 15 milyar dolar olduğunu tescil etmiş oldu.
Bu satın almanın Facebook’a bu kadar yüksek bir değer biçmesinin yanı sıra asıl önemli noktası, Microsoft’un satın alma öncesine kadar sahip olduğu fB Amerika reklam yayın hakkını diğer ülkeleri de kapsayacak şekilde genişletmiş olması.
Facebook’un elindeki çok değerli veritabanını ve üyelerinin özel profil bilgilerini hedefleyerek reklam yayınlamayla ilgili (ne kadar etik olduğu ayrı bir tartışma konusu sanırım) yaptığı çalışmalar hakkındaki dedikoduları düşünecek olursak Microsoft’un yatırımının değerini anlamak biraz daha kolay olabilir.
Diğer bir konu ise ülkemizde her geçen gün daha popüler hale gelen ve çok sayıda Türk kullanıcısı ve Türkçe uygulaması bulunan Facebook’un yerli reklamverenler açısından durumu olacak.
Şu ana kadar flyer adını verdikleri self servis ve sabit gösterim fiyatıyla satılan reklam modelleri, network bazlı olarak Türk yayıncılar tarafından oldukça fazla miktarda kullanılıyordu. Son günlerde ise bu flyer reklamları için tıklama başına açık arttırmalı bir modeli devreye alınmıştı.
Bu yeni gelişmeden sonra MSN Adcenter’ın Türkiye’de popülaritesinin artacağını tahmin ediyorum. Belki Google Adwords’te olduğu gibi kısa bir süre içerisinde MSN’de Türkçe dil desteğini reklam hizmetleri için devreye alabilir.
Şubat ayında Web 2.0 hakkında bu güzel videosu ile tanıdığımız Micheal Wesch, bu sefer bilginin gelişimi ile ilgili yine son derece başarılı yeni bir video hazırlamış:
Geçen hafta organizasyon açısından oldukça zengin bir hafta oldu.
Salı günü, yaz için verilen aradan sonra tekrar başlayan Mobile Monday İstanbul toplantısında, bu aylık Mobile Tuesday oldu :), mobil içerik ve yeni yaklaşımlar konularında Refik Çağlayan ve İlker Yenice’nin başarılı sunumlarını izledim.
Cuma günü sabah Kanyon’da Özgür Alaz’ın organizasyonuyla gerçekleşen LikeMind İstanbul buluşmasına katılarak kahve içerek sohbet ettik.
Cumartesi ise Bahçeşehir Üniversitesi’nde BarCamp İstanbul organizasyonundaydım. Faydalı sunumların yanı sıra sektörden çok sayıda tanıdıkla bol bol sohbet etme fırsatı yakaladığım Barcamp İstanbul’un düzenli olarak devam edecek olması ise sevindirici.
Son sıralar şablonlar, tasarımlar falan derken, özellikle web 2.0 temalı hazır tasarım aracı ve neredeyse her işinizi görebilecek eklentilerin ne kadar bol miktarda bulunabildiğini farkettim.
Bunlardan hepsini kullanmamış olsamda ilgimi çeken bir kısmını paylaşmak istedim.
Şablonlar:
templatr - İstediğiniz layout’a sahip şablonları kendiniz hazırlayabiliyorsunuz. Hazır şablonları düzenlemeye göre biraz uğraştırıcı ama özgün sonuçlar açısından etkili olabilir.
Butonlar: My Cool Button - Güzel butonlar hazırlayıp kullanabilirsiniz.
Buttonator - Çok miktarda seçenek sunmasına rağmen kullanılabilir olanlar malesef ücretli.
Tabs Generator - Sekmeli bir yapı tercih ediyorsanız, bu siteye bir göz atın derim.
Logolar:Logo tasarımı iletişim açısından oldukça önemli ve online hazır bir araç yerine profesyonel bir tasarımcıyla çalışmak gerekiyor ama ufak tefek işlerinizi görmek ya da bir parça eğlenmek için bu siteler faydalı olabilir.
Web2.0 Logo Creatr - En klasik, belki de en çok bilinen web 2.0 logosunun sizin isminizle nasıl durduğunu görmek isterseniz bir deneyin.
Logo Creator - Flickr, Google, Yahoo benzeri logolarında bulunduğu eğlenci bir araç
Web 2.0 Free Logo Generator - Diğer bir web 2.0 logo tasarım aracı Web 2.0 Stylr - En kullanılabilir araçlardan biri bu sanırım. Arka Planlar: Stripe Generator 2.0 - Son günlerin popüler arka planlarından olan şeritli görseller oluşturabileceğiniz son derece başarılı bir araç. Stripe Designer - Şeritli arka planlar için diğer bir araç Background Image Maker - Şeritli, noktalı, degradeli farklı arka plan resimleri oluşturabileceğiniz bir servis. Tartan Maker - Ekoseli kumaş desenli arka planlar oluşturmak için tasarlanmış ama pek benim tarzım olduğunu söyleyemeyeceğim. Diğer Araçlar:
Web 2.0 Badges - Online olarak son derece basitçe şık görünümlü rozetler hazırlayabiliyorsunuz. Reflection Maker - Web 2.0’ın vazgeçilmez yansıma efektini kendi görsellerinize uygulayabilmeniz için online bir araç. Blogger Eklentileri: Bloggers' Add-Ons - Oynaya oynaya sıkılamayacağınız bol bol blogger eklentisi bulabilirsiniz. JotForm - İletişim formu, dosya yükleme formu ve daha birçok formu oluşturup, host edebileceğiniz benim favori servislerimden biri.
Bu araçlar, eklentiler ve hazır içerik yönetim sistemleri sayesinde yakında profesyonel tasarımcı ve yazılımcılara ihtiyaç duymadan son derece gelişmiş servisleri yayına almamız mümkün olabilecek gibi görünüyor.