The largest and the best home page
Olmazmi search
tr
en
home page sites rsses
   
 There are thousands of mobile phones in Telefonvarmi.com Click here to go Telefonvarmi.com.

Marketing - Morfikirler RSS

Sırtta süpürge sizce nasıl olur? @ 16-05-2008 03:27

Konsept aşamasında olan bir tasarım ilgili habere buradan ulaşabilirsiniz.

Etkili Satışın Püf noktaları 1 @ 16-05-2008 02:31
Konuştuğumuz kişinin alıcı olup olmadığını nasıl anlarız?


Abla Siparişi Hayatını Değiştirdi, Spa Kralı Oldu @ 16-05-2008 02:19

Çorumlu Dursun İnanır, Almanya’da öğrenciyken, ablasının sipariş ettiği epilasyon cihazını ararken tanıştığı güzellik sektöründe, bugün profesyonel bakım ürünleri ve ekipmanları, spa ve solaryum denilince akla gelen ilk isimlerden biri oldu.
Türkiye’de pek çok otelin spa’sındaki ve solaryum merkezini kuran İnanır, kendi yarattığı Türk spa kültürünü ihraç etmeye hazırlanıyor.

BUGÜN profesyonel bakım ürünleri ve ekipmanları sektörü denilince akla ilk gelen isimlerden biri olan İnanır Group’un Yönetim Kurulu Başkanı Dursun İnanır, yurtiçinde olduğu kadar yurtdışında da işlerini büyütmeyi hedefliyor. Eşi Neslihan İnanır’ın desteği ile İnanır Group’un faaliyet alanını yüz ve vücut bakım ekipmanlarından spa&welness, termal merkezlerinde kullanılan her türlü ürün ve ekipmanlara kadar genişleten İnanır, Türkiye’nin spa ve solaryum kralı olarak tanınıyor. 
 
İlk profesyonel ürün ithalatçısı

İnanır’ın 21 yıllık profesyonel iş hayatının başlangıcı, tamamen tesadüfi bir olaya dayanıyor. Çorum’dan Almanya’ya üniversite öğrencisi olarak giden İnanır’ın hayatı, kuaför ablasının bir epilasyon cihazı siparişi vermesiyle değişiyor. Bu cihazı ararken, hiç bilmediği bir sektörün kapısını aralayan İnanır, profesyonel kozmetik ürünlerinin Türkiye’de pek bulunmadığını farkedip, kendine meslek ediniyor. 1983 yılındaki gümrük değişiminden sonra güzellik sektöründe ilk profesyonel kozmetik ürünü getirenin kendisini olduğunu belirten İnanır, "Hiç bilmediğim bir alandı ama Türkiye’de bu alanda bir boşluk ve potansiyel görünce bu işi yapmaya karar verdim. Ablama epilasyon cihazı ararken yaptığım görüşmeler de beni yüreklendirdi. Bugün İnanır Group 21’inci yılında ve artık Türkiye dışında da faaliyet gösteriyor."

İlk güzellik uzmanı erkek

Bu sektörde iş yapmaya karar verdiğinde önce bu işin eğitimini aldığını söyleyen İnanır, "Sanırım Türkiye’nin ilk güzellik uzmanı erkeğiyim, şimdi çok erkek uzman var ama o günlerde yoktu" diye konuştu. Şirketi 1987’de Ankara’da kurduklarını, 1990’da İstanbul’a taşındıklarını anlatan İnanır, gelişmeleri şöyle özetledi: "Bugün İnanır Group, Türkiye’de profesyonel kozmetik alanında lider olan Thalgo, Babor, St. Barth, Sothys, Depileve, Biomaris gibi markaların temsilciliğini gerçekleştiriyor. Kozmetik, kişisel bakım ekipmanları, spa ve solaryum alanında lider firmayız. Alanında dünyanın en tanınmış profesyonel markalarının Türkiye temsilciliğini yapıyoruz. Türkiye’nin yanı sıra Dubai, Kıbrıs, Almanya, Azerbaycan, Ukrayna ve Kazakistan’da hizmet verdiğimiz spa, termal, wellness, deniz kürleri ve thalassoterapi merkezi, medikal estetik merkezi, güzellik salonları, solaryum salonlarının sayısı 3 bin 800’ü buluyor."

Ünlü spa’lara imzasını attı

Bİr yandan pekçok markanın temsilciliğini yapan, bir yandan da kendi markası Finex ile ekipman ihracatı yapan İnanır Group’un bugünlerde en yoğunlaştığı alan spa. Türkiye’de de hızla yayılan spa’lar konusunda ürün ve ekipman teminin yanı sıra danışmanlık da veren Dursun İnanır, imzası bulunan bazı spa’ları şöyle sıraladı:

 Tüm Kempinsky spa’ları

 Harvey Nichols İstanbul

 Richmond Nua Sapanca

 Gloria Otellerin spa’ları

 Hotel Les Ottoman

 Rixos Otelleri

 Ritz Carlton Hotel

 Sheraton Hotel Çeşme

 Paloma Grubu otelleri

 WOW Grubu otelleri

 Silence ve Sueno Grubu

 Klassis Hotel spa’ları

 Robinson Club spa’ları

 Xanadu Hotel Shang du spa

Asya Thermal Holiday Village

’Made in Yozgat’ diyerek 25 ülkeye ihracat yapıyor

GÜZELLİK salonları ve spa’larda kullanılan bazı temel makine ve mobilyanın üretimini de gerçekleştiren Dursun İnanır, bu konudaki faaliyetlerini şöyle anlattı: "1993’te 20 metrekarelik alanda ilk epilasyon cihazımızı monte ettik. Sonra Yozgat’ta fabrikamızı kurduk. ’Made in Yozgat’ diyorduk, kimse bu ekipmanları bizim yaptığımıza inanmıyordu. Bugün 150 çalışanımızla, CE belgeli, Finex markalı ürünler yalnızca Türkiye’de değil pek çok ülkede mümessillikler aracılığıyla satılıyor. Yozgat’taki fabrikamızdan 25 ülkeye ihracat yapılıyor. Bu arada 2005 yılında Almanya’da kendi şirketimizi kurduk. 2002’den beri kendi markamızla üretim yapıyoruz."

Hypoxi’ye franchising zinciri kurmaya çalışıyor

GÜZELLİK sektörü denilince İnanır Group’u pek çok alanda görmek mümkün. Bunların en yenisi de bir zayıflama yöntemi olan Hypoxi. İncelmekte zorlanılan bölgelerdeki yağı yakma iddiası bulunan Hypoxi cihazını Türkiye’ye getiren Dursun İnanır, franchising yöntemiyle Hypoxi merkezleri açmayı planlıyor. 5 yılda 50 merkez hedefleyen İnanır, bu işi yapmak iisteyenler için 150-200 bin Euro’luk bir yatırımın gerekli olduğu bilgisini verdi.

Marash ve Anthep’le Türk spa kültürü satacak

İNANIR Group’un üzerinde çalıştığı projelerden biri de Türk spa kültürünü geliştirmek. Bu işin sanki daha çok Uzakdoğulular’a mal edildiğine dikkat çeken Neslihan İnanır, şunları söyledi: "Oysa ’salus per aquam’ yani sudan gelen sağlık anlamına gelen spa, Romalılar’dan bugüne kadar uygulanan su terapilerine deniyor. Bu alanda bir yenilik yapmak için biz de ’Türk spa kültürü’ diyerek Marash ve Anthep markalarını yarattık. Eski Osmanlı sanatlarını kullandık. spa’lara yeni bir soluk getirecek bu seriyi İstanbul serisi ile devam ettirmek istiyoruz."
Kaynak: Haberler.com



Kocatepe kahve @ 13-05-2008 12:19
Türk kahvesi üretiminde 59 yıldır söz sahibi olan Kocatepe Kahve Evi'nin isim haklarını alan Uğur Gıda, kayısılı, acıbademli, fındıklı Türk kahveleriyle hızla gelişen 'caffe shop' pazarından pay almak istiyor. Kocatepe'nin hedefi 2010'a kadar 50 şube açmak. 
 
Türkiye, "kırk yıl hatırı var" dediği kahvenin değerini son 10 yıldır fark ediyor. 1999'da Gloria Jeans'in, 2002'de ise Starbucks'ın Türkiye'ye girmesiyle dünya kahve zincirlerini tanıyan Türkiye'de yerli markaların sayısı da artıyor. Kahve Dünyası ve Cafe Crown'dan sonra şimdi de Ankara'nın 59 yıllık kahve evi Kocatepe pazara giriyor. Kocatepe Kahve Evi'nin isim haklarını satın alan Uğur Gıda, kayısılı, acıbademli, fındıklı Türk kahveleriyle hızla gelişen "caffe shop" pazarından pay almak istiyor. Kocatepe'nin hedefi 2010'a kadar 50 şube açmak.
Kocatepe Kahve Evi'nin kökleri 1919 yılına kadar uzanıyor. Ankara'da Madam Maruşya tarafından kurulan Kocatepe Kurukahvecisi 1949 yılında Nurettin Tuncay tarafından satın alınıyor. Küçük bir dükkânda sattığı kahvelerle üne kavuşan şirket zaman içinde dünyanın çeşitli bölgelerinden getirttiği kahvelerle ürün yelpazesini genişletiyor ve aynı zamanda çeşitlendirdiği kahvelerini de ihraç etmeye başlıyor. Bayilikler ve bölge müdürlükleri ile Türkiye çapında yaygınlaşan Kocatepe, 1996'da ise Ankara Meşrutiyet'te ilk kahve evini açıyor. Peş peşe 5 şube açsa da zincir olmaktan vazgeçen Kocatepe, üretime ağırlık vermeyi tercih ediyor.
Ancak son yıllarda pazarın 50 milyon dolar gibi önemli bir büyüklüğe ulaşması ve açılan her zincirin ilgi görmesi üzerine bölge bayilikleri için Uğur Gıda ile anlaşan Kocatepe Kahve Evi, franchise haklarını da bu şirkete devrediyor. Bugün Kocatepe Kahve Evi'nin "masterfranchise"sı olan Uğur Gıda'nın ilk hedefi ise İstanbul'a gelmek oluyor.
 
3 milyon dolar harcayacaklar
Şirketin ortağı Uğur Çiçek, şirketin yeni stratejisini önce İstanbul ardından da tüm Türkiye'ye yayılmak olarak açıklıyor. "Ataşehir'den başladık. Mağaza sayısını çok yakında 14'e çıkaracağız. Yıl sonu hedefimiz 20 mağaza. Yılda 5 şube açmayı, geri kalanını da franchise olarak büyütmeyi hedefliyoruz. 50 şubeye ulaşana kadar 3 milyon dolar yatırım yapacağız. Bundan sonra klas noktalara girmeyi düşünüyoruz" diyor.
Çiçek, bu kararı aldıkları yılbaşından bu yana 300'e yakın franchise talebi aldığını söylüyor. Amaçlarının Türk kahvesini yeni kuşağın taleplerine uygun hale getirmek olduğunu da vurgulayan Çiçek, "Mönülerimizde dünya kahveleri var ve daha da çeşitlenecek" diyor.
 
Yabancılar bizi de büyütüyor
Çiçek, varolan yabancı ve yerli zincirlerden kendilerini ayıran özelliği ise yemek ve kahveyi aynı mekânda sunmak olarak açıklıyor. "Farklı konseptlerden biriyiz. Yemeklerimizi ön plana çıkartacağız ki kahvelerimiz yemeklerin ardından tüketilebilsin" diyor.
Bu arada yabancı kahve zincirlerinin Türkiye'ye gelmesinden son derece memnun olduklarını da anlatan Çiçek, sayıları 17'yi bulan kahve zincirleri içinde Türk markalarının geri kaldığını da düşünüyor ve yıllardır zincir oluşturamayan Türk kahvecilerin agresif davranması gerektiğini sözlerine ekliyor. Kocatepe Kahve Evi zincirinin fiyatıyla ve kalitesiyle pazarda farklılaşacağını da söyleyen Çiçek, şöyle devam ediyor: "Biz 42 çeşit kahve satıyoruz. Aynı ürüne Starbucks'ta 8 lira veren burada 3.5 ya da 5 lira verdiği zaman marka mı, lezzet mi, dekorasyon mu kıyaslaması başlayacak. Biz yabancı zincirlere kıyasla yüzde 50 daha ucuzuz ve öyle olacağız. Yabancı kahve zincirleri herkes için pazarı büyüttü. Biz de Kocatepe olarak bu pazardan yüzde 15-20 pay almayı hedefliyoruz."
 
 
25 yıllık bankacıydı Kocatepe ile kahveci oldu
Kocatepe Kahve Evi'nden franchise alan ilk isimlerden biri ise eski bir bankacı... Bağdat Caddesi'nde Kocatepe Kahve Evi mağazası açan Barbaros Karakışla, 25 yıllık bankacılık hayatı boyunca Akbank Genel Müdür Yardımcılığı, Deutsche Bank CEO'luğu gibi yönetici pozisyonlarda çalışmış. Geçen yıl bankacılığa veda ettikten sonra yeni bir sektöre girmek için çalışmalara başlayan Karakışla, "5 değişik iş modelini birbiri ile kıyaslayarak analiz ettim. Bir skor tanzim ettim ve 7-8 değişik parametrede değerlendirmeden geçirdim. Birkaç aday çıkardıktan sonra bu adaylarla tanışmak üzere franchise fuarına gittim. Bu firmalar arasında Kocatepe yoktu, tesadüfen onlarla tanıştım. Uğur Bey ile görüşmemizden sonra Ataşehir'deki Kocatepe Kahve Evi'ni çeşitli aralıklarla gizli gizli ziyaret ettim. Önümüzdeki 4-5 yıllık perspektifte Kocatepe Kahve Evi akılda kalan ilk 5 markadan biri olacaktır" diyor. Karakışla, kahve satmaya başlama nedenini ise şöyle açıklıyor:
"Eskiden sosyalleşme fast food restoranlarında olurdu, şimdi 'cafe shop'larda olmaya başladı. Pazar bu toprağa doğru kayıyor. Şimdi bu trendi yakalamak lazım. Ben de baş vagonlardan biri olmak istedim. Bankacılıkta bir mudi içeri girdiği zaman 3 aşağı beş yukarı istekleri bellidir. Müşteri temsilcileri ona satış yapmaya çalışırlar. Buradaki de aynı konsept aslında. Bir kahve içmek isteyen müşteriye yemek satmaya çalışıyoruz, çapraz satış budur. Tek fark var: Benim artık macchiato nasıl yapılır öğrenmem lazım."
 
 
Kayısılı Türk kahvesi bile var
- Kocatepe Kahve Evi'nde kayısılı, fındıklı, sütlü, acıbademli, çikolatalı 40 çeşit Türk kahvesi mevcut.
- Kocatepe Kahve Evi'nden franchise almak için 7 yıllık sözleşme imzalamak gerekiyor.
- 25 bin dolarlık giriş bedeli alınıyor.
- Net satıştan yüzde 5 "royality" bedeli alınıyor, bu bedelin yüzde 20'si bir havuzda toplanarak Kocatepe Kahve Evi'nin tanıtımı için kulanılacak.
- Yıl sonuna kadar İstanbul'da 7 mağazaya ulaşılması hedefleniyor.
 
Kahve pazarı 120 milyon dolarlık hacme sahip
- Türkiye'de kahve zincirlerinin yıllık müşteri sayısının 10 milyonu aştığı tahmin ediliyor. Yıllık pazar hacmi ise 100-120 milyon dolar arasında değişiyor.
- Yıllık büyüme hızı, yüzde 60'lara varan çok yüksek seviyelerde seyrediyor. Uzmanlara göre önümüzdeki 5 yıl içinde bu hızlı büyüme devam edecek.
- Gloria Jean's, Starbucks ve Barnie's gibi yabancı zincirler ile Cafe Crown ve Kahve Dünyası gibi yerli kahve zincirlerinin toplam şube sayıları 150'yi aşıyor.
- Resmi olmayan rakamlara göre, yıllık 8 bin ton civarında kahve çekirdeği girişi olduğu hesaplanıyor.
- Türkiye'de kişi başı 250 gram kahve tüketiliyor. Kuzey Amerika'da bu rakam 8-8.5 kiloya kadar çıkıyor.
- 5 yıl içinde 100 noktada olmayı hedefleyen Cafe Crown, çok yakında Gaziantep, İzmir, Zonguldak, Diyarbakır, Trabzon ve Kayseri'de şube açacak. (Referans)


Prefabrik ev @ 12-05-2008 01:18

Vizyon Yapı
Tel - Fax :0264 278 52 30
Cep : 0 543 607 93 90
Yenidoğan mah.Bosna Cad.82/A
Adapazarı-Sakarya

Alüminyum doğrama ve korkuluk  - Cam - Otomatik fotosel kapı - Pvc - Cam balkon ve Prefabrik konutlar

KONTEYNER -Konteyner Paket Ev

KABİN Modüler Kabinler - Wc-Duş Kabinler

PREFABRİK Tek Katlı Konutlar - Çift Katlı Konutlar - Hafif Çelik Konutlar
Hangarlar - Depolar

ŞANTİYELER Ofisler -Cumbalı Ofisler -Yemekhaneler -Yatakhaneler
Wc-Duş Üniteleri



Cam balkon @ 12-05-2008 01:15
Vizyon Yapı
Tel - Fax :0264 278 52 30
Cep : 0 543 607 93 90
Yenidoğan mah.Bosna Cad.82/A
Adapazarı-Sakarya


Sektör lideri Beyaz Butik Franchise sistemi ile büyüyor @ 11-05-2008 01:19

Türkiye’nin ilk ithal hazır gelinlik markası Beyaz Butik, sektör öncülüğüne yeni bir atılımla devam ediyor: Beyaz Butik mağazaları artık hem Türkiye’nin diğer illerine hem de yakın coğrafya ülkelerine FRANCHISE sistemiyle yayılıyor.
Türkiye’de hazır gelinlik sektörünün kurucusu olan ve 10 yılı aşkın süredir pazardaki liderliğini sürdüren Beyaz Butik, sektördeki deneyimi ve dünya çapındaki birçok gelinlik markasının Türkiye’deki tek temsilcisi olmanın güvencesi ile franchise sistemi dahilinde bayilik verme çalışmalarına başladı. Ülke çapındaki bu genişleme, yakın coğrafya ülkelerinden gelen taleplerle de büyüyor.
Beyaz Butik franchise sisteminde çift markalı bir politikayı benimsiyor. Firma, Beyaz Butik ve Moe by Beyaz Butik ile daha fazla tüketiciyi, daha fazla lokasyonda, Beyaz Butik değerleri ve kalitesi ile tanıştırmayı hedefliyor.
Know-how destekli franchise sistemi…
4 ilde 5 mağaza ile hizmet veren Beyaz Butik, geçtiğimiz aylarda sürpriz bir yenilikle Moe by Beyaz Butik mağazasını hayata geçirmişti. Kanada ve Fransız iş ortaklığıyla hızla büyüyen Beyaz Butik, Moe markası ile daha genç bir çizgiyi Türkiye pazarına sunmuş oldu. Her iki gelinlik koleksiyonu da “multibrand“ stratejisiyle ithal hazır gelinlik alanında dünya markalarını bir araya getiriyor.   
Yıllardır, Türkiye’nin her köşesindeki girişimcilerden yoğun bayilik talepleri alan Beyaz Butik Dış Tic AŞ. yurtdışında örnekleri görülen ve mağazacılık sektöründe uygulamada olan “know-how” destekli bir franchise sistemini benimsiyor.
Kurulduğu ilk günden itibaren profesyonelliğinden ve müşteri memnuniyeti ilkelerinden ödün vermeyen Beyaz Butik Dış Tic. AŞ. bayilik verme değerlendirmelerini aynı titizlik ve işbirliği çerçevesinde gerçekleştiriyor.
Şartlar 3 ana başlıkta toplanıyor
Beyaz Butik ya da Moe by Beyaz Butik bayisi olabilmenin şartları üç ana başlıkta toplanıyor: Bölge potansiyeli, yatırımcı profili ve yatırım yeterliliği… Yapılan değerlendirmeler sonucunda, sisteme dahil olabilecek bayi adayları Beyaz Butik güven çemberinin içinde yerlerini alarak uzun ömürlü ve prestijli bir iş hayatına sahip oluyorlar.
Beyaz Butik, temsil ettiği markalarının kalitesini ve orijinalliğini Türkiye’nin farklı bölgelerine taşımak isteyen girişimcilerle çalışma olanaklarını değerlendirmeye devam ediyor.
Daha fazla bilgi için Beyaz Butik merkez yönetimi ile irtibata geçilebilir.

Tel:  0 212 343 90 50
franchise@beyazbutik.com.tr

yada www.beyazbutik.com.tr


Beyaz Butik’te yer alan markalar:

Christian Lacroix
Cymbeline
Rosa Clara
Ian Stuart
Jenny Packham
Claire Pettibone
Suzanne Ermann
Linea Raffaelli
Mariées de Paris

Moe By Beyaz Butik’te yer alan markalar:

Cosmobella
Miss Kelly
Divina Sposa
Le Collector
Just For You
Miss Paris



Kremşantili meyve karışımları yeni kazanç kapısı! @ 11-05-2008 00:57

Taşınabilir büfelerde pratik ürün satışı sadece meşrubat ve soslu mısırla sınırlı değil. Şimdi meyve kokteyli üzerine kremşanti koyarak bambaşka lezzetler elde ediliyor...

"SOSLU mısır büfeleri" nin yaygınlaşması perakende sektörüne yeni bir soluk getirdi. Yerli ve yabancısıyla birçok markanın köşebaşı noktalarında yer alması bu işin tuttuğunu gösteriyor. Mısır gibi basit bir ürünü farklı bir lezzete çeviren bu mekânların sunuş özelliklerini oldukça estetik buluyorum.

Bu tür büfe ve standlar organize "köşebaşı işler dünyasında" şimdi çok moda. Özel donanım gerektirmeyişi tek kişiyle işi çekip çevirme olanağı büyük ilgi görüyor. Yeni sektörün çeşitleri artık sadece mısırla sınırlı değil. Dünyada değişik uygulamaları var. Bu hafta size son yıllarda epey popüler olan ancak henüz Türkiye'de bulunmayan bir başka benzerinden bahsedeceğim.

Projenin aslı Amerika'da "smoothie" adı verilen buzlu meyve suyu karışımlarının yeni bir türüne dayanıyor. Bu yeni jenerasyonun klasik "smoothies büfeleri" nden önemli farkı meyve karışımlarının olduğu gibi sunulması. Üstelik jenerik adı da yok henüz. Yaygın tanımıyla "soslu meyve salatası" deniyor. Kısaca "freshmix" veya "freshsalad" diyenler de var.

Aslına bakarsanız çeşitli meyvelerin "küp şeklinde doğranmasıyla meydana getirilen" çok renkli bir meyve karışımı bu...

Proje oldukça basit bir ihtiyacı hedef almış: Vitamin ve protein karışımı fresh lezzetlerle çekici bir konsept oluşturmak... Ben bu yeni çeşide "soslu meyve kokteyli" demeyi tercih ediyorum. Uzakdoğu'da da giderek yayılan uygulamaya da böyle deniyor zaten.

KES, DOĞRA VE SOSLA!
Proje "mısır büfeleri" nden çok daha kolay ve oldukça da gösterişli...
Yapacağınız yatırımı sırasıyla ele alacak olursak işi şöyle tarif edebilirim: Önce taşınabilir tipte bir büfeye ihtiyacınız olacak. Eğer sabit bir noktada olmak istiyorsanız tıpkı "soslu mısır" örneğinde olduğu gibi tezgâh tipi bir standa ihtiyacınız var. İkinci aşama ise çeşitli meyveleri gösterişli bir şekilde sunacağınız kapları yerleştirmekten ibaret. Bunların cam ya da "inox" (paslanmaz çelik) olması zorunlu.

Meyveler alıcı renkleriyle göze çarpıyor ve müşteriyi standa davet edecek çekiciliğe sahip oluyor. Fakat asıl işlevsel unsur "kesme ve parçalama robotu" denen alette... Tamamı paslanmaz çelikten bu alet bildiğimiz mutfak robotlarının sanayi tipi haline gelmiş büyük versiyonu. Çelikten mamul bu aletin en önemli özelliği meyveleri ezmeden dilimlemesi ve minik küpler haline getirmesi.
Bu türden ekipmanı "endüstriyel mutfak gereçleri" satan tüm mağazalarda bulmak mümkün... Özellikle de İstanbul Kasımpaşa'da çok çeşitli tipleri var. Ancak Amerika'da daha gelişmiş örneklerini gördüm. Bunlar meyveyi hem "kübik" biçimde sulandırmadan doğruyor, hem de isteğinize göre dilimliyor.

Elinizin altında bulunması gereken son ekipman ise çeşitli sosları koyacağınız paslanmaz çelik küvetler. Soslar genellikle yeşil (fıstık, kuruyemiş), kahverengi (sıvı çikolata, karamel, fındık, kahverengi şeker), beyaz (sakızlı veya kaymaklı dondurma) sarı (kavun veya mango sosu veya turunç kabuğu kreması), kırmızı (ağaç çileği, ahududu, böğürtlen sosu) ve mavi (alkolsüz çeşitli likör karışımları) olmak üzere tam 6 renkten oluşan bir seri. Başka sos kompozisyonları yapmanız da mümkün... Sosların hemen tamamı ya granül ya da sıvı halde...

Ancak bir katkı var ki hangi sos kullanılırsa kullanılsın mutlaka karışımın içine giriyor. Bu standart sos "kremşanti" dediğimiz karışım. Kremşanti
süt kreması ve vanilyayla yapılıyor. (Orijinal Fransızcası crchantilly.)

UYGULAMA OLDUKÇA KOLAY
Müşteri geldiğinde sizin tespit ettiğiniz mönüye göre (ki bunu tercihen ışıklı 'board'lara yansıtmanız lazım) çeşitli meyveleri robota koyup küp şeklinde doğruyor ve şeffaf PVC bardaklara koyuyorsunuz. Sonra müşterinin seçtiği sosla takviye edip gayet orijinal dekorasyonla bir plastik kaşık eşliğinde müşteriye sunuyorsunuz.

Tüm işlem bundan ibaret... Uygulama yaz ve kış değişmiyor. Değişen şey sadece mevsimine göre meyvelerin çeşidi. Eğer meyvelerin doğranış biçimi düzgün olur ve sos kompozisyonlarıyla tadı iyi ayarlayabilirseniz harika bir lezzet elde edebilirsiniz. Önemli olan vitaminle dolu taze meyve parçacıklarının göze de hitap etmesini sağlamak.

İLGİ ÇEKECEK BİR YATIRIM
Bu proje meyve suyu yerine katı meyve karışımından oluşan egzotik lezzetleri sevenler için oldukça çekici bulunuyor. Yaz günleri dondurma sosuyla takviye edilmiş karışık meyve parçacıkları ise gerçekten denenmeye değer bir lezzet.

Uygulama iyi tasarlanırsa bu işin Türkiye'de epey ilgi uyandıracağını söyleyebilirim. Özel noktalarda "corner" uygulamasına oldukça elverişli olan bu girişimin yaygınlaşması için zincir oluşturmak şart. Standartları korumak ve en iyi reçetelere göre üretim yapmak marka haline gelmeyi kolaylaştırabilir.
Yeni Para : Nur Demirok



Kendi kendini temizleyen perde üretildi @ 09-05-2008 02:49

ODTÜ işbirliği ve TÜBİTAK katkılarıyla geliştirilen, kendi kendini temizleyen, mikrop barındırmayan, koku gideren, UV ışınlarını engelleyen perde "Green Guard"ın üretimine başlandığı bildirildi.
Elvin Tekstil'in dünyada "ilk" defa nano teknolojiyi kullanarak ürettiği perde, çay, yağ, şarap gibi organik lekeleri zaman içinde yok ediyor.
Green Guard, UV ışınlarını engelleme, mikrop barındırmama, kendi kendini temizleme, asılı olduğu mekanı kötü kokulardan arındırma gibi birçok işleve sahip.
Elvin Tekstil Yönetim Kurulu Başkanı Canan Sönmez Canik, yeni perdenin tanıtımı amacıyla düzenlenen basın toplantısında, Green Guard'ın 2 yıllık bir çalışmanın ürünü olduğunu belirterek, "Bu ürün sadece ülkemiz için değil dünya için de çok önemli bir buluş. Sanayi ve üniversite işbirliğinin en önemli kanıtını sizlere sunmuş oluyoruz" dedi.

ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Gürkan Karakaş da, bu teknolojinin pek çok farklı tekstil ürününe uygulanabileceğini, duvar kağıdı, perde, ev tekstili, otomotiv, halı, cam ve seramik gibi ürünlerin, üzerinde çalıştıkları yeni ürünlerden olduğunu söyledi.

Karakaş, "Havadaki güneş ışınlarını kullanıyoruz. Odadaki oksijen ve su buharı ile yüzeydeki organik kirletici ve bakterileri bertaraf ediyoruz. Hiç bir zararlı atık da yok" dedi.

Soruları da yanıtlayan Karakaş, ürünün en az diğer perde kumaşları kadar dayanıklı olduğunu ve yıkanabildiğini, özellikleri sayesinde daha az yıkama gerektirdiğini söyledi.

ODTÜ Kimya Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ufuk Bakır da, ürünün tamamen antimikrobik olduğunu, üzerindeki organik lekeleri temizlediğini, bunun için de sadece güneş ışığı veya ortamdaki ışığı kullandığını söyledi.

-"ÇEVRECİ BİR ÜRÜN"-

Bakır, "Üzerinde mikrop barındırmıyor. Bu, evlerin yanında hastane ve oteller için de çok önemli bir özellik. UV ışınlarını emerek güneşin zararlı ışınlarının gelmesini engelliyor. Odada sigara dumanı gibi zararlı gazları yok ediyor. Kumaş üzerinde zararlı bir madde yok, hiçbir atık üretmiyor. Küresel ısınmada su kıtlığı da düşünülürse kullanım suyu ihtiyacını azalttığı için son derece çevreci bir ürün" dedi.

Formülün ODTÜ laboratuvarlarında geliştirildiğini ifade eden Bakır, bu akıllı kumaşın sadece Türkiye'de değil dünyadaki diğer insanların da hizmetine sunulacağını kaydetti.

Elvin Tekstil Genel Müdürü Osman Canik de sorular üzerine, projeye 600 bin YTL'lik bir bütçe ile başladıklarını ve bunun 550 bin YTL'sini harcadıklarını ifade ederek, "Bunun yüzde 60'ı TÜBİTAK tarafından tekrar bize sunuluyor. Daha sonra harcamamızın yüzde 40'ı da vergi muafiyeti olarak ödediğimiz vergiden düşülecek" dedi. Canik, Türkiye'de AB ve TÜBİTAK fonlarının iyi değerlendirilemediğini de söyledi.

Elvin Tekstil olarak yıllık cirolarının 15 milyon dolar olduğunu, bunun 10 milyon dolarını ihraç ettiklerini ifade eden Canik, Green Guard'ın ihracatta ilgi duyulacak bir ürün olacağını düşündüklerini belirtti.

Verilen bilgiye göre, Green Guard'ın üretiminde kullanılan temel ham maddelerin tamamı Türkiye'den sağlanabildiği için Türkiye'nin kendi kendini temizleyen "ilk" perdesi Green Guard'ın fiyatı diğer Elvin perdelerine yakın olacak.
(samanyoluhaber)



Anadolu Üniversitesi, 200 milyonluk geliriyle büyük şirketleri solluyor @ 09-05-2008 02:43
Türkiye'nin birçok üniversitesi kaynak yetersizliğinden yakınırken, özel bir şirket gibi çalışan Anadolu Üniversitesi yıllık gelirinin yüzde 52'sini geliştirdiği projelerden kazanıyor.
 
Anadolu Üniversitesi uyguladığı "girişimci üniversite" modeli ile holdinglere taş çıkartıyor. Otomotivden seramiğe, havayolundan perakendeye kadar birçok sektörden şirkete projeler geliştiren, işbirliği anlaşmaları imzalayan üniversite 200 milyon YTL'lik yıllık geliri ve 5 bin çalışanı ile büyük şirketleri aratmıyor. Üniversite yıllık geliri ile ETİ'den sonra Eskişehir'in en büyük ikinci şirketi konumunda.
Birçok devlet üniversitesi bütçe ve kaynak yetersizliğinden şikayet ederken Anadolu Üniversitesi, yıllık gelirinin yüzde 52'sini geliştirdiği projelerden kazanıyor. Bu başarısı ona üniversiteler arasında kendi kaynaklarını yaratma bakımından Türkiye birinciliğini getirdi.
Uzun yıllar sanayi deneyimi bulunan ve TOBB'da sektör kurulu başkanlığı da yapmış olan Anadolu Üniversitesi Rektörü Fevzi Sürmeli, "Biz devlet üniversiteyiz. Kimse bizi 'oturun bunları yapın' diye zorlamıyor. Ama proje yaratıyoruz. Dünyada havaalanı işletme ruhsatı alan ilk ve tek üniversiteyiz" diyor. Sürmeli'nin en büyük iddiası üniversite-sanayi işbirliğinde bir numara olmak.
 
‘Girişimci üniversite' modeli
Türkiye'de 50'nci kuruluş yılını kutlayan Anadolu Üniversitesi yarattığı özel sektör odaklı modelle batıdaki "girişimci üniversite" modelinin de Türkiye'deki en başarılı uygulayıcısı oldu. Devletin tahsis ettiği ödeneklerin yetersizliği karşısında gelir kaynaklarını çeşitlendirme arayışına giren üniversite ABD, İsviçre, Kanada ve İngiltere başta olmak üzere özellikle batının önde gelen üniversitelerinin uyguladığı proje odaklı sistemi örnek aldı. Proje odaklı üniversite-özel sektör işbirliği sayesinde örneğin sadece Harvard ve Columbia gibi üniversitelerin yıllık bütçesi 1 milyar doları geçiyor.
204 milyon YTL'lik üniversite bütçesinin sadece yüzde 48'inin devlet ödeneği, geri kalan yüzde 52'sinin kendi geliştirdikleri projelerden elde edildiğini söyleyen Anadolu Üniversitesi Rektörü Fevzi Sürmeli, "Bütçe büyüklüğünde üniversiteler arasında 9'uncu sıradayız. Ama kendi kaynaklarını yaratma bakımından birinciyiz. Kimi üniversitede bu oran sıfır" dedi. Anadolu Üniversitesi'ni sadece öğrencilere eğitim vermediğini, özel sektör ve kamu kuruluşlarına da hizmet üreten bir anlayışta olduğunu ifade eden Sürmeli, "Biz çalışan bir üniversiteyiz. Kaynaklarımızı da ürettiğimiz bu projeler oluşturuyor. Devlet üniversitesi olmamıza rağmen gitmediğimiz fuar, katılmadığımız tanıtım kalmadı" diye konuştu.
 
Sanayicinin ihtiyacını gözetiyoruz
Dünya akademik çevrelerinde son yapılan araştırmaya göre Anadolu Üniversitesi'nin 15 bin üniversite arasında bin 67'nci, ODTÜ ve Boğaziçi'nin ise 400'üncü sıralarda olduğunu ifade eden Sürmeli, Oxford, Cambridge gibi üniversitelerin bütçeleriyle karşılaştırıldığında bunun normal olduğunu söyledi. Türk üniversitelerinin dünyada ilk 500 içine girememesinin en büyük nedeninin zayıf mali yapıları olduğunu vurgulayan Sürmeli, "Bu nedenle Türk üniversiteleri kendilerine gelir getirici yeni kaynaklar yaratmak zorunda. Biz de bu doğrultuda sanayicinin, özel sektörün, hatta kamu kurumlarının ihtiyaçlarını gözeterek gelir yaratıcı projelere yoğunlaştık" dedi. Üniversitelerin yüz milyonlarca YTL'yi yöneten kurumlar olduğunu, bu nedenle tıpkı bir işletme mantığıyla yönetilmeleri gerektiğini ifade eden Sürmeli, reel sektörde nerede bir açık, ihtiyaç hissediliyorsa bunu bir fırsat olarak algılayıp oraya yöneldiklerini belirtiyor.
Diğer yandan verdikleri hizmetlere sadece gelir gözüyle bakmadıklarını vurgulayan Sürmeli hayata geçirdikleri Yunus Emre Yeni Nesil Öğrenme Portalı ile isteyen herkesin üniversitenin uzaktan eğitim derslerine ücretsiz erişebildiğini söyledi. Sürmeli, bankacılık, dış ticaret, gümrük, ekonomi, muhasebe, çocuk gelişimi, işletme, kamu yönetimi gibi 149 dersin elektronik ortamdan erişilebilir hale getirildiğini, yakında ders sayısının 234'e çıkacağını söyledi.
 
Seramik şirketine ortak oldu
Rektör Fevzi Sürmeli'ye göre, üniversitelerin önündeki bürokratik engeller de istenildiği takdirde aşılabiliyor. Bunun son örneği ise, üniversiteye kaynak yaratmak üzere özel sektörle birlikte ortak kurdukları Anadolu Teknoloji Araştırma Şirketi. Hukuki olarak üniversitelerin şirket kurmasının yasak olduğunu ifade eden Sürmeli, "Şirket kuramıyorlar ancak ancak bağış kabul edebiliyorlar. Güzel bir projemiz vardı, özel şirketlere gidip anlattık. Eczacıbaşı, Kale Seramik, Kütahya Porselen ve Hitit Seramik bir şirket kurdular. Sonra herbiri hisselerinin yarısını üniversitemize bağışladı. Böylece kurduğumuz anonim şirkette üniversitenin yüzde 50, diğer şirketlerin de toplam yüzde 50 payı oldu" dedi. Şirketin seramik sektöründeki firmalara Ar-Ge ve danışmanlık hizmeti vereceğini belirten Sürmeli, sırada ise sanayiciler ve Eskişehir OSB ile mobilya ve modaya yönelik hayata geçirilecek yeni şirketlerin bulunduğuna işaret etti.
 
Havaalanı ruhsatı dünyada tek
En büyük gelir kaynaklarından birini ise havacılık sektörüne yönelik geliştirdikleri projelerin oluşturduğunu söyleyen Sürmeli, dünyada havalanı işletme ruhsatı alan ilk üniversite olduklarına işaret etti. Sürmeli, "Eskişehir'de 380 tane ticari işletmenin fabrikası var. Bu ihtiyacı görüp özel uçakla gelecek işadamlarına hizmet vermeye başladık" dedi. Brüksel Havayolları ile de bir anlaşma imzaladıklarını ifade eden Sürmeli, haftada bir gün Eskişehir'e sefer düzenleyen şirketle gidilen anlaşma sayesinde yıllık 100 bin YTL gelir yarattıklarını vurguladı. THY'nin de ücret karşılığı Eskişehir seferlerinde burayı kullandığını ifade eden Sürmeli, yakında Eskişehir seferlerine başlayacak Pegasus ile de anlaşma imzalamak üzere olduklarını söyledi. Bir diğer önemli gelir kaynaklarının da özel sektöre eleman yetiştirmek olduğunu ifade eden Sürmeli, bunların başında THY'ye verdikleri pilot yetiştirme hizmeti olduğunu belirtti. Sürmeli, yetiştirdikleri pilot başına 40 bin euro gelir elde ettiklerini vurguladı.
 
Ford ve Migros çalışanlarını eğitti
Teknolojik altyapıyı geliştirerek büyük şirketler ve KOBİ'lere online şirketiçi eğitim vermeye başladıklarını ifade eden Sürmeli, oluşturdukları özel programlarla Ford Otosan'ın 81 ildeki bayilerine, Migros'un da çeşitli kademelerdeki elemanlarına farklı konu başlıklarında eğitim verdiklerini söyledi. Belli maliyetle kurdukları teknolojik altyapıyı küçük değişiklikler yaparak sürekli gelir yaratan bir sisteme dönüştürdüklerini ifade eden Sürmeli, bu sayede Adalet, İçişleri ve Milli Eğitim bakanlıklarına da ücret karşılığı e-sertifika projeleri geliştirdiklerini söyledi. Sürmeli şimdi de KOSGEB ile işbirliğine giderek KOBİ'lere yönelik bir e-sertifika programı hazırladıklarını söyledi. Sürmeli, son olarak yurtdışında yaşayan ancak iyi Türkçe bilmeyen üçüncü kuşak Türklere yönelik e-sertifika programı başlattıklarını, bundan da önemli bir gelir elde edeceklerini vurguladı.
 
Öğrencilerin kurduğu şirketi 120 milyon dolara sattılar
Üniversite bütçelerinin milyar dolarları bulduğu ABD, Kanada, İsviçre gibi ülkelerde üniversite gelirlerinin en büyük kalemini özel sektöre üretilen projeler oluşturuyor. Örneğin Siemens, Motorola, Lafarge, Nestle, L'Oreal ve Roche gibi dünya devlerine proje üreten İsviçre'deki Lozan Federal Teknoloji Enstitüsü (EPFL) bünyesinde öğrencilerin kurduğu ve obezite hastalarına yönelik mide kelepçesi üreten şirket özel sektöre 120 milyon dolara satıldı. Öğrencilerin laboratuarda geliştirdiği ilk bilgisayar mouse'nu da Logitech firması ile işbirliğine giderek piyasaya süren üniversite, 500 milyon adet satarak milyonlarca dolar gelir elde etmişti.
(Referansgazetesi)


Morfikirler

Date: 27.10.2007
Viewed: 1093
Category: Marketing
Tag: is-dunyasi is-fikirleri is girisimcilik pazarlama satis inovasyon

Share
Report


Related RSSes
Marketing - MarkaCini
Date: 27.10.2007
Viewed: 94
Marketing - Zeynep Özata - Blogistan
Date: 27.10.2007
Viewed: 21
Marketing - [Brand Box] Onur Yüksel
Date: 27.10.2007
Viewed: 214
   
Olmazmi.com