Basın Bülteni @ 26-09-2007 06:54
Şu anda görmekte olduğunuz -pardon yanlış oldu, daha evvel kullanmakta olduğunuz- meruşkom sistemini bir başka domain altında sürdürme kararı aldım. Bu domain sizlere yine bu sayfa aracılığı ile bildirilecektir. Yeni sisteme tüm üyeler aktarılacak. Üyeler -şayet isterlerse- kendi yazılarını yeni sistemdeki alanlarına ekleyebilecekler. Üyelere e-posta ile bildirim de yapılacaktır. Bu bağlamda ben de subdomainlerde ( blog.merush.com ) sürünmek yerine kendi domainim altındaatlarımla istediğim gibi koşturacağım. Kamuoyuna saygı ile duyurulur.
Acaba Nedir Nedir? @ 05-09-2007 11:02
Ezginin Günlüğü - Çeyrek @ 01-09-2007 12:25
Cumartesi günleri hep bir hengame içinde geçer oldu. Cumartesi sabahları uyanır uyanmaz "bugünü hangi albümle anlamlandırmalıyım?" diye düşünürüm. Bugün - son bir haftadır olduğu gibi- Ezginin Günlüğü'ne yer verdim. Ezginin Günlüğü 25. sanat yılına girerken "sanatçı" arkadaşları tarafından hazırlanan 25 şarkılık özel bir albüm çıkartıldı. Albümde Ezginin Günlüğü'nün 25 güzel şarkısı 25 ayrı kişi tarafından seslendirilmiş. İsmi de "ÇEYREK" .. Çeyrek asırlık bir sanat hayatı.. Benim Ezginin Günlüğü ile tanışmam da epey eskilere dayanıyor aslında. 1985 de çıkan Seni Düşünmek isimli albümün açılış şarkısı olan "Gelmiyorsun" ( Çeyrek albümünde Candan Erçetin tarafından seslendirilmiş) benim çocukluğuma dair hatırladığım melodilerden biridir. O zamanlar çok küçükken 1996 yapımı "Ebruli" tam olarak ilk gençliğime ( bu kelimeyi de kullandım ya, bravo bana) denk geliyor. Ben kuşlardan da küçüktüm, bir gece vaktiydi... {more} Dünyanın en güzel sesli kadınlarından Sebahat Akkiraz o kadar güzel söylemiş ki "Gemi"yi... Belki de Ezginin Günlüğünden daha güzel. Gemi'yi dinlerken çok şey düşündüm bugün, Gemi'yi dinlerken çok özledim diye düşündüm. Gemilere bakıp çok şey düşünürdüm küçükken de.. Gemiler hep sanki hasret kokardı. İnsanları birbirinden ayırandı gemiler bence. Gemiye binip gözden kaybolurdu özlenenler. Deniz yutardı onları, giderlerdi.. Kime sorsam dönüşüm yok, nereye gitsem mavi Yelkenimde deli rüzgâr, her yanım tuz, deliyim Ve Levent Yüksel... Sesiyle her şeyi başarabilen adam.. Selluka'yı söylerken içimdeki tüm duyguları yerinden oynatan adam.. Başka söze gerek bırakmayan bir şarkı.. Yazıyı yarıda kestiren, 3 kere üst üste dinlenen şarkı.. Sen sen sen aşkı bilsen, başka bir dünyaya girsen Sen sen sen aşkı bulsan, selluka gibi sarılsan Bir tek Sezen Aksu'yu beğenmedim sanırım. Sezene gitmemiş 1980... Sigaranın dumanına sardırdan daha naif bir ses olabilirdi.. Elbette ki gönlümüzün kraliçesi Sezen.. Ezginin Günlüğü'nün son albümü "Dargın mıyız?" çıktığından beri her gün dinlediğim "Yan Kalbim"i albümde bulamamış olmanın derin hüznüne gark olmuşken sözlerimi çok eskilerden "Bahçedeki Sandal" ile bitiriyorum. Dünyanın en güzel melodilerinden..Bana 2005 Eylülünde cümleler kurduran sandal... Albümü çok beğenmekle beraber içinde Ezginin Günlüğü'nden de şarkı dinleseydik iyi olurdu diye düşünüyorum. Hatta yakın zamanda yeni bir albümle karşımıza çıksınlar.
İnsan Diyeti @ 30-08-2007 09:22
Geçen haftanın bir çok dergisinde, bir çok gazatede , bir çok internet sitesinde "İnsan Diyeti"nden bahsedildi. Peki neydi İnsan Diyeti? "Yirminci yüzyılın en çok tartışılan yazarlarından Ayn Rand, ‘Bencilliğin Erdemi’ (The Virtue of Selfishness) teorisinde, bencilliğin ahlak dışı bir şey olduğunu reddediyor ve kişinin kendi hayatının ve mutluluğunun en büyük değer olduğunu söylüyor. Rand’a göre, en önemli ahlaki değer, insanın kendi iyiliği. " Elbetteki bu diyet "insan yiyerek" yapılan bir zayıflama diyeti değil. İşin öğreti kısmında "Sevmediğiniz insanlardan uzak durun"felsefesi yatıyor. "Hayatımın her yerinde olan bu insanlardan kurtulmanın yolları nelerdir?" diye soracak olursanız Ayn Rand bir yanda Erol Evgin bir yanda sizi alacaklar karşılarına ve anlatmaya başlayacaklar. {more} Erol Evgin , bu felsefeye isim babalığı etmiş. Yavrusunu kucağına almasına sebep olansa bir müşterisi! Müşteriler.. Ah.. Siz yok musunuz, meğer ben yıllardır hiç ders çıkaramıyormuşum müşterilerimin yaptıkları "gerzeklikler"den. Halbuki yazsam yazsam roman olurmuş, o da olmazsa felsefe olurmuş. Hayatınızda size zorluk çıkaran bu insanlardan uzak durun! Tıpkı size zararı dokunan yiyeceklerden uzak durabildiğiniz gibi. Sorayım o halde, Para kazanmak maksadıyla bir işte çalışıyoruz, patronumuz, evet evet o deli bizi hergün deli ediyor, üstüne üstlük işyerindeki diğer çalışanlar da cabası! Herkes birlik olmuş bizi deli etmeye uğraşıyor. Kalkmış Erol Evgin bize "uzak durun bu insanlardan!" diyor. Nasıl uzak duralım Erol Bey? Peki Doktor Erol Bey, sizin görüşünüz nedir konuyla ilgili olarak? İş insanlardan uzak kalarak bunu sağlamak değildir. Uzaklaşarak sadece "yalnızlığı" seçersiniz. Olayın özü insanların içinde iken huzura ermek ise bu konu başka. En başta özenli olacaksınız, iki kere düşünüp öyle laf anlatacaksınız. Dişlerinizin sağlam olması önerilir, sıklıkla fırçalayacak özen göstereceksiniz dişlerinize ki sıktıkça sorun çıkarmasın. Alın size insan diyeti. Sonrasında da çok düşünmeyeceksiniz, herkesin her dediğini ciddiye almayacaksınız. Misal Erol Evgin'i canınız sadece dingin bir akşam geçirmek istediğinde dinleyeceksiniz, insan diyeti anlatırken değil "işte öyle bir şey...."i söylerken.... Bakın, huzur da geldi oturdu yanınıza.. Boşverin diyeti, can boğazdan gelir! Boğazlayın insanları!
7087 Sokak @ 26-08-2007 15:41
Ben küçükken sokağımızın adı 7087 Sokak idi.7086 Sokak ile 7087 Sokak ın öpüştüğü noktadaydı evimiz.(+ gibi düşün sevgili okuyan, yorma beni) Ama evin kapısı 7087ye baktığı için kendimizi 7087 Sokaklı sayıyorduk biz. Hatta o yıllar milliyetçilik biz çocuklar arasında öyle yayılmıştı ki yan evde oturan çocuğa “git kendi sokağında oyna, burası 7087 sokak, sen 7086 sokak çocuğusun!” diye girişirdim. Tabiki bunu dedikten sonra 7086 sokak hudutlarına girdiğimde oradan aynı gerekçeyle kovulurdum. Dolayısıyla yan evimdeki çocuklarla “çocukluk arkadaşı” olamadım. Öte yandan annem 1940lardan kalma olduğunu zannediyor olsa gerek o yıllarda pek değişik bir kadındı. Buna neden olarak 4 tane cırcır böceği gibi kızın etrafta koşuşturması tabiki gösterilebilir hele ki en büyüğü5 en küçüğü 1 yaşındaysa ! Kadıncağız bundan mütevellit o yaşlarını 80 yaşındaki teyzeler gibi geçirmiştir. O günlerin üzerinden 20 sene geçmiş ve annem giderek 20lerindeki genç kız edasını ancak kazanmıştır. Neyse konumuza dönelim (konumuz mu vardı ki). Evet evet 7087 Sokak. Annem o yıllarda bizi son derece eğlenceli anlara sevk eden tuhaflıklarına bir yenisini eklemeden günü bitirmezdi. Bir gün elinde yemek kepçesiyle kapıda karşıladı beni. “Hangi sokaklardasın sen yaramaz! Seni arıyorum sabahtan beri!” Bense 4 yaşımın tüm zeka belirtilerini fazlasıyla taşımış olduğumdan anında cevabı yapıştırmıştım. “7087 Sokakta anne!” Bu diyaloğumuzun sonraki seneler boyunca her aile toplaşmasında dillendirileceğini bilmeyerek yatağa yollanmıştım annemin tuhaf tuhaf bakışları eşliğinde. 7087 Sokak demek bütün dünya demekti benim için. Daha “yedi bin seksen yedi” diyemeyen yaşımda olduğum düşünülürse bu benim için çok büyük gelişmeydi. 7087 Sokak güvenliydi, 7087 Sokak kızları 7086 Sokak oğlanlarını dövebiliyordu! Annem sokağa çıkmama değil 7087 Sokak a çıkmama izin veriyordu. Ne güzeldi. 7087 ‘ye sonraki uzun seneler “yetmiş seksenyedi” dediğimi ya da 4 rakamlı sayıları hep ikişer ikişer söylemeyi bıraktığımda 20li yaşlarıma gelmiş olduğumu itiraf etmeme gerek var mı ? Bence yok, bir yazıda bir tane küçüklük anısı yeter.
Şiire Gazele @ 31-07-2007 07:13
Geleneksel Şiir Gecelerime son birkaç yıldır ara verdiğimi farkettim bu sabah. Bu sabah havanın sessizce aydınlanmasına bakarken uykusuz gözlerimle tam olarak bunu düşündüm. Şiirin içine geçmiş dizlerimi okudum ardından, şiirin gizeminde buldum kendimi. Cümlenin en güzel yerinde sen uyandın, öptün alnımı usulca..... Ben şimdi bir yabancı gibi gülümseyen Tanımadığın bir ülke gibi İçinde yaşamadığın bir zaman gibi Tam kendisi gibi mutluluğun Beni bekliyorsun Ve onu bekliyorsun beni beklerken . E.CANSEVER
KİM ONLAR? @ 27-07-2007 10:56
Bundan yıllar önce yatağımdan neredeyse düşmeme yol açan bir rüyanın, ilerleyen zamanda hayatıma doğrudan etki edeceğini bilseydim, herhalde bu rüya üzerine daha doğru bir değerlendirme yapma fırsatım olurdu. Boşlukta yüzerken, karanlığın içinde sırtı bana dönük uzun saçlı bir kıza tutunmaya çalışıyor ve düşmemeye gayret ediyorum, elimi her uzatışımda tam yakalamak üzereyken sanki bir hava akımı giriyor araya ve ondan uzaklaştırıyordu beni. Rüyanın herhangi bir sonu var mıydı? Açıkçası hatırlamıyorum, boşluğa düşmüş müydüm? Yoksa kıza tutunmuş muydum? Hala aklımı kurcalayan bir muamma olarak arada sırada dürter beni. O zamanlarda daha eski bir zamanda yaşanmış olan ve hayatımın akışını sonsuza dek değiştiren bir birlikteliğin son kırıntıları olarak yorumlamıştım bu görüntüleri. Nerden bilebilirdim gelecekten gelen bir görüntü olduğunu. Nerden bilirdim o saçların ona ait olduğunu. Hayatımın akışı bir kez daha değişti, sonsuza kadar. Onun varlığıyla anlam kazandı ama onun yokluğunda neler olur açıkçası düşünmek bile korkutur oldu. Tüm zamanlarımın en hiperaktif dönemlerinden birini yaşıyorum onun sayesinde, yıllar öncesinde kalan çılgın günler geri dönmüş gibi. Garip bir şekilde hoşuma gidiyor bu yaşlarda çılgınlık yapmak. Yaşıtım olan dostlarımın büyük çoğunluğu artık çoluk çocuğa karışmış, göbek büyütüp, geviş getirmekle meşguller. {more} Dün gece bir rüya gördüm, resmen ne oluyoruz dedim kendime uyandığımda, bir evdeyim, önümde o var, koridorda yürüyoruz. Ben tuvalete gideceğim diyorum, kapıya yöneliyorum, o da yanımda. Kapıyı açmaya çalışıyorum ama nafile. Kapı sıkışmış galiba diyorum. O da bana “onlar izin vermiyor içeri girmene” diyor. Ben “kim onlar” diye soruyorum. Cevap vermiyor, kapının kolunu tutup indiriyor. Kapı bu sefer açılıyor. İçerden resmen bir esinti yüzüme çarpıyor ve bunu hissediyorum. Garip bir durum, içeri girmek için hamle yapıyorum ve ışığı yakıyorum. Işık birden sönüyor. Ben yine açıyorum, tam girerken tekrar sönüyor. Bu arada o yanımda yüzüme bakıyor. Gözleri, gözlerimin içinde resmen. “içeri girmeni istemiyorlar” diyor. Ben yine “kim onlar” diyorum. Tekrar içeri hamle yapıyorum, kapıdan geçiyorum ve tekrar kendimi koridorda, kapının önünde buluyorum. “E iyide ben içeri girmiştim, nasıl dışarı çıktım şimdi” diyorum. O hala bana bakıyor. Elim uzatıyorum, uzun saçlarını okşuyorum yavaşça, gözlerinin içine bakıyorum. Tekrar soruyorum “kim onlar”. Cevap vermiyor, gözlerimin içinde gözleri, tebessüm ediyor. Birbirimize bakıyoruz sanki sonsuza uzanan bir zaman dilimi içindeyiz. Aniden koridor uzamaya başlıyor, o da uzaklaşmaya başlıyor koridorla birlikte. Hızla peşine düşüyorum, elim ilerde tutmaya çalışıyorum onu, yaklaşıyorum tam yakalayacakken bir esinti uzaklaştırıyor beni. Yine hamle ediyorum, tam tutarken aynı esinti. Birden kalbimin yerinden çıkacağını zannediyorum. Yıllar öncesinin rüyası aklıma geliyor. O anda yatakta ne pozisyonlara giriyordum acaba bilmiyorum ama, uyandıktan sonra çarşafın ve pikenin ayrı ayrı noktalardan bana baktıklarını görünce baya çılgın bir yatış durumu olduğu anlaşılıyordu. Ben, rüya aklıma gelince, inanılmaz bir dirençle hamle yapıyorum tekrar, esinti artık fırtınaya dönmüş durumda, karşı tarafta her ne var ise o da benim tüm gücümle direnip, ona ulaşmaya çalıştığımı fark ediyor. “bu sefer yemezler” gibisinden bir şeyler söylüyorum, hatta bağırıyorum sanırım, oraları fazla net değil, uyanma durumuna yakınım ondan herhalde. Yüzüme gerçekten çarpan şeyler var sanki, tüm gücümle itiyorum, elimi uzatıyorum, kolunun altına sokuyorum elimi, iyice kavramak üzereyim ve gözlerimin açılmasıyla birlikte yatakta hızla doğruluyorum. Neydi bu be dedim kendi kendime. Ne oluyoruz? Hemen kalktım, banyoda yüzümü inceledim. O kadar gerçek gibiydi ki yüzüme çarpan nesneler, acaba bir hasar var mı diye bakıyorum.Yatağıma oturdum, sabah yedi civarı. Uzun zamandır, noktası virgülüne net hatırladığım bir rüya olmuştu bu. Biraz kafamı toparladım, iyice kendime geldim, tekrar düşündüm rüyayı. Baştan sona tekrar yaşadım ve hakikaten tüylerim ürperdi. Sonra tekrar yattım, bir şeyler daha gördüm muhakkak ama bunu üzerine yenisini hatırlamam mümkün değildi tabi. Şimdi bu rüya meselesi nerden çıktı? Yıllar öncesinin geleceği haber veren ilk bölüm kabul ettiğim rüyanın bir devamı dün gece mi yaşandı? Aklımda bu sorularla şimdi bu satırları yazıyorum. Sonuca ulaşır mıyım, pek sanmıyorum. Ama en azından yazılı olarak tescilli hale gelecek. Yalnız ilk gördüğüme göre kendim de takdir ettiğim tek bir fark var. İnanılmaz bir dirençle saldırdım ve sanırım uyanmadan önce onun kolunu yakalamayı başardım. İşte bu sanırım onları fena sinirlendirdi. Kimse artık onlar...
Kırılan Kalpler İçin Yapıştırıcı @ 26-07-2007 13:29
6 ay kadar önce başlamıştı ilk kez bu hissim. Kimsesizlik ve yalnızlık arası bir histi. Yalnız kalmak kısmen keyifli kısmen can yakarken kimsesizlik hep kötüydü. Kimsesizdik ben ve 5 yaşındaki küçük kız halim. Bazen büyüdük, bir afra bir tafra.. Sonra düştük. Bazen ben onu büyütmeye çalıştım, ama çoğunlukla onun çocukluğuna yenik düştük. Bu dünyada çocuk olmak güçsüz olmak demekti. Kaldırdım onu en son düştüğü yerden. Şimdi dizlerindeki yaralar bereler de geçince kocaman bir kadın olacak o 5 yaşındaki küçük kız... Kocaman ve güçlü... Özendiğim, imrendiğim, "bu benim olsuuuunn" diye huysuzlandığım çok şey olmamıştı çocukluğumda. Ben hep herşeyin en güzeline sahip olduğuma inandırmıştım kendimi. En kötü şeyleri bile güzelleştiren kocaman gözlerim vardı çünkü. Sonra birileri o gözlerden yaşlar akıtınca değişti görüşüm, sonra kalbime aktı, sonra kalbimi kırdı herkes. Ben en çok kendime kızdım, kabul ettiğim için gözyaşını kendime kızdım. Şimdilerde kimsenin o gözyaşlarına değmeyeceğine inanmak istiyor kalbim, kırılmak istemiyor. İnatla tutunmak isterken hayata bir tekme ile yere düşmek istemiyor kalbim. Topuklarımla tüm dünyayı eziyorum ben sabahları evden çıkarken.Gece boyunca kirlenmiş dünya düzleşiyor sayemde.. Güzelleşiyor dünya ben gözlerimi açınca.. İyi geliyor dünyaya benim gülümsemem. Gece boyunca kırılan tüm kalpleri iyileştiriyor benim uyanışım. Sadece buna inanmak, sadece bunu savunmak istiyorum ben...
Kalbim Ege'de Kaldı @ 24-07-2007 07:21
Kadehimi vurdum Karşı yakaya Efeler kalktı şerefe Sevgimi attım dostlarım tuttu Bir ağıt yaktım kadere Dünyanın en güzel yerinde kollarını açmış melekler. Kalbinin tam orta yerine kuşlar konmuş. Senin olmadığın diyarlardan gelen bir meltem okşamış yanağımı. Yakamozla bir olup örtmüşler üzerimi akşam serinliğinde.. Dibine vurmuşum akşam sefasının. Kadehimin yarısında başlamış gözyaşlarım, kadehimin dibinde seni bulmuşum. İçimden akıp giden sahneler canlanmış denizin üzerinde , kalbimi almış tam orta yerine bırakmışsın denizin. Bırakmışsın kalbimi Ege'nin sularına.. Kalbimi gömmüşsün... Ben uyurken melteme kucaklatmışsın beni, yollamışsın uzağına... Yareme tuz diye Yakamoz bastım Tek şahidim aydı Aman aman Bir elimde defne Bir elimde sevdan Kalbim Ege'de kaldı
Ben böyle işin içine, SEÇİM ! @ 07-07-2007 05:29
Abilerim ablalarım şu elimde görmüş olduğunuz memleketin tapusunu yanında onuru, şahsiyeti,tarihi, insanıyla birlikte 5 yıllığına satıyorum. Bitmedi ihaleler de yanında... Bitmedi anam babam bu pusulada yazılı partilerin tekmili birden sizin. Şucu olun bucu olun aynı yolun yolcususunuz. Yanında bu traş makinesi bedava. Size verilen vaatleri dinlerken sallarsınız. Abiler ablalar tepkisiz kalma, kendini kaybetme Oferlerle, barzanilerle aynı masaya oturma. Oturanları unutma. Abiler ablalar sahip çık vatanına da biz vapurlarda boya kalemleri satalım. Memleketin neyi var neyi yok gitmesin. Memleketin misafirperverliğini pazarlayalım, o güzel insanık hallerini satalım bizden geri memleketlere. Özendiklerimizin üç kuruşluk niteliklerine ağzını açık avuçları kaşınarak bakan özentilerden kurtulmak için vatanına sahip çık abiler ablalar. Önce temizlik yap ki sonra hakedenlere meydan açılsın seve seve koşalım sandıklara... Abiler ablalar kaçma, koş sandığa, tık vatanını pazarlayanları hakettikleri çukura...
Gülüyorum @ 01-07-2007 09:03
Bir sesin kulağının çok yakınlarına gelip de tam fısıldayacakken aniden uzaklaşması gibi geliyor bugünlerde bana yazma eylemi. Sorgusuz sualsiz yaşama isteğimin başgösteriği bu günlerde tıpkı 14 yaşımın tüm asiliği ile reddediyorum tüm kanıksanmışlarımı. Bunların arasında bazen sen de giriyorsun, bunların arasından bazen sen de sıyrılıyorsun. Ben ne dediğimi bilmez günler yaşarken , sen geceleri üzerimi örtmeye çalışıyosun bunca sıcağın üstüne. Nankörlük yapıyorum yine ve hep. Gökyüzünde ufak serin taneler var. Havanın can sıkan bir biçimde üzerimize yağdığı bugünlerde o bir kaç serin taneden nasibimi alıyorum. En çok geceleri. Geceleri bir anlık boşluğumdan faydalanan tüm özlemlerim, tüm gözyaşlarım gelip beni bulduklarında yağıyor üzerime serin taneler. Giderek buz kesmemi sağlıyor ...giderek üşümemi. Giderek yalnızlığın ismini bana daha çok anımsatmak için uğraşıyor. Ben üşüyüp koynuna giriyorum sonra senin. Dalıyorum sıcak göğsüne, acıyorum az önce üşüyen çocukluğuma. Yanımdan uçup gidiyor sonra zaman. geçip gidiyor, beni öylece senin koynunda bırakıyor... {more} Gözlerim karardığında açmıyorsun ışığı artık. kendinle öyle meşgul, kendinle öyle savaş halindesin ki benimkaranlığımı görmüyorsun. Görsen uzanamıyor, baksan yaranamıyor, tutsançekemiyorsun. Geceler bana bir kaç serinlik sunuyor yokluğunda. Bu sıcak günlere nankörlük edip tüm o serinliklerden bir an evvel kurtulmak istercesine inatla gülümsüyorum. Güldüğüm heryere daha çok güneş doğuyor. Ben güldükçe yanıyor dünya sıcaktan.. Ben güldükçe nefes alamıyor yeryüzü. Ben inatla gülüyorum, tüm serinlikleri yokedercesine gülüyorum. Gülüşümüm hiç eksik olmadığı bir ömür diliyorum sana en sıcak gecelerin sabahında..
Hiç Bitmeyen Senfoni... @ 23-06-2007 08:41
Gizemli bir müzik dolaşıyor kulaklarımda, sessiz rüzgarların, sessiz dalgaların çok uzaklardan kulağıma getirdiği. Hüzünlü gibi, ama değil, dinledikçe keyif veriyor, notaların ahengine alışınca kulak, daha çok duymak istiyor, hiç bitmesin bu gizemli müzik diyor. Aranıyorum, nerden geliyor bu müzik, kaynak çok uzakta, ama ben yanımda gibi hissediyorum, aylardır böyle hissediyorum. Artık daha net dinliyorum müziği, ruhumun derinlerinde dolaşıyor, damarlarımın içinde akıyor, beyin kıvrımlarıma hükmediyor, yaşadığımı hissettiriyor tüm güzelliğiyle. Koca bir orkestra çalıyor, inanılmaz bir senfoni bu, hiç bitmeyen senfoni, henüz yazılmamış olan, ama duyabildiğim ve sadece bana ait olan, bu müzik kalbimde çalmaya devam edecek, notalar günün birinde sonbahar yaprakları gibi solsa da, ben her zaman o müziği duyacağım, hiç unutmamacasına, daima sevgiyle ve keyifle dinleyerek…
Kolay Mı? @ 14-06-2007 06:36
Belli belirsiz bir rüyaydı en başlarda, bir adım attıkça açılıyordu netliği, bir adım atmadan göremiyordun önünü, buğusu hep kalıyordu bir kaç adım sonrasının. Kendine bu kadar çeken de buydu belki de, gözlerinin önünde olan tüm çıplaklığıyla görebildiğin hayat değil , buğusu gözlerini kamaştıran rüyaydı hayata tutunduran. Hep bir adım geriden gelen, sen durdukça koşar adımlarla önünden akıp giden gerçek hayattı oysa ; farkedemedin. Buğusunu yitirdi sonra rüya. Herşeyiyle apaçık önündeydi, gözlerinin önünden akıp gidiyordu sahneler. Gerçek dünyaya her zaman yapılan nankörlüklerin sırası bu sefer rüyana gelmişti. Bir kaç adım sonrasını bildiğin bir rüyada olmak istemedin. Kolay değildi evet, ağlamadan, dökmeden gözyaşını kabullenmek kolay değildi. Kolay değildi "mutlu olmak en zor anında.." Tüm melodiler ayrılık üstüne idi. Tüm yollar sana geliyordu. Kolay değildi. Sahipsiz bıraktığın kelimeler dün gece gelip yanıbaşımda uyudular. Bana masalı onlar yazdı, bana masalı onlar okudu. Sahipsiz bıraktığın kelimelerim bana sığındı. Sen gitmiştin, ben ve kelimelerim kalmıştık. Sen.... Gitmiştin.....
Bilişim, Hissedişim @ 30-05-2007 07:18
Bilişim , çok eskiye dayanıyor. Tarihin tozlu sayfalarına uğurlanacak denli uzunca bir yaşam katetmesem de , bilişim hatırladığım ilk günlerime dayanıyor. Bilişim ve sonrası diye ikiye ayırabiliriz hayatımı. Eline bir bıçak alıp hayatı orta yerinden kesmek isteyen dengesiz planlarımdan biri gibi göstermemek için uzatıyorum lafı. Bilişim çok eski günlerime kadar uzanıyor, uzanıp geri getiremiyor o günleri, uzatıp beni bırakmıyor orada. "Bilişimle ilgili bir yazı yaz" dedi iç sesim bana. İç sesim teknik analizlerden uzak, sosyal olguların tam göbeğinde bir yerlerden seslendi bana bu sefer. Dinledim. Bilişim, biliyor oluşumdu. Bildiklerimin aklımda beynimde yer etmesiydi. Yıllar süren bir sürecin başlangıcıydı. "Kendimi bildim bileli" ile başlayan, ebediyete kadar sürüp gidecek olan hissiyatlar bütünüydü. Bildiklerimin başında "anne olgusu" , "baba kucağı" , "kardeş kavgası" varken yılların araya acımasızca girişiyle bu bildiklerim zamanla "anne yokluğu" , "baba özlemi", "kardeş kokusu"na dönüşmüştü. Bilişim beni burada yalnız bırakmıştı işte. Ben sadece yalnızdım ve hisleri "biliyordum". {more} Zamanla hayatın içinde bir dekor olmadığımı, aslında kendi hayatımın başrol oyuncusu olabileceğimi bilmeye başladım. Üzerimde kabarık bir "prenses eteği" ile kocaman ışıkların altında yürümek ya da hüzün sahneleri arasında bir seçim yapmam gerektiğini bildiğimde de yalnız kaldım. Bilişim bu sefer, bu kararın ortasında yalnız bıraktı beni. Acemiliğime yüz çevirmişti bilişim. Bu sefer hayatın içindeki masal perisi ya da külkedisi olabileceğimi ve bunun benim elimde olduğunu "bilmeye" başladım. Ve bunu bildim bileli daha küçük adımlar atıyorum. İnsanların aslında bir çok farklı yüzü olduğunu bilişim daha çok yeni. Bunu bana hiç farkettirmeyen içimdeki haylaz kız Polyanna'ya şükranlarımı sunuyorum yeri gelmişken. Bana iyilik yaptığını zannedip aslında ne büyük bir yanlış yaptığının bilincinde değil henüz. Çünkü ona göre her yer toz pembe. İnsanların aslında birden fazla yüzü varmış. Bana gösterdiği yüzleri, gerçek yüzleri ve olduğunu zannettikleri yüzleri varmış. Hayatın çok güzel olduğunu bilişim bunu benden bunca sene gizlemiş. Bunu öğrendiğimde artık hiç birşeyin eskisi gibi olamayacağını "bilmeye" başlıyorum. Bunu bilişim beni ayakları yere basan bir kadın yapıyor. Bu sefer bilişim beni yalnız bırakmıyor, attığım her adımla birlikle yanımda alıyor yerini. Geceleri rüyam, gündüzleri gölgem oluyor. Yayılıyor hayatımın her yerine. Diğer tüm bilişlerimin önüne geçiyor bunu bilişim. Yani ben, bilişimle yatıp, bilişimle kalkıyorum. Bilişim hayatımın her alanını kontrol ediyor. "Bilişim" dolu günler dilerim. *Bu yazı 19.04.2007 tarihinde tarafımdan, Ceviz.net de yayımlanmıştır.
Hasretin kelimelere dökülmesi -1- @ 29-05-2007 05:43
Üçüncü katın penceresinden ufka bakan bir çift yorgun gözüm şimdi. Yorgunluğum sebebi sayfalarca yazı yazarak açıklayabilirim. Fakat ne gerek var ? Hava kapalı, ben kapalı..Melankolizm kapıyı çalar sürekli, ben ise evde yok ayağına yatarım. Bir çok şey eksik şimdilerde. Pencereden ufka bakmamdan belli aslında. Tek başıma yudumladığım çaydan da belli.. Arkamı dönünce yine aynı manzarayla karşılacağımın farkında olmak nasıl bir duygu ? Olağanüstü bir şey olsa da hasret kaldığım kokuyu hissetsem pencereden bakarken. Bir el sarılsa belime ve "işte buradayım" dese. Yüzümü dönsem yüzüne ve bir çift söz söylesem, en anlamlısından. İşte bunlar son beş dakikada aklıma gelenlerden cümle haline getirip buraya aktardıklarım. Tabiki sadece bunlarla sınırlı değil düşündüklerim. Bir yığının içerinde bekliyor söyleyemediklerim. Duymak istediğim sesler yok şimdi odamda. Aslında odamda o sesleri duymayalı çok uzun zaman oldu... Hayal işte... {more} Bugünün çarşamba olduğu pek de önemli değil bu arada. Nasıl olsa sıradan bir gün görüntüsü sergiliyor. Sana diyemediğim ya da demek istemediklerim olsa da sıradan çarşamba numarasını yapıyor işte.. İsteklerime ulaşmanın arifesinde olduğumu hissettiriyor saatin tik-takları. Bir diğer önemli olan şeyi de hissettiriyor aslında. Fakat dile getiremiyorum yukarıda da dediğim gibi. Bir kaç soruya bağlı olan gelecek planlarımı bir daha gözden geçirmeye gidiyorum şimdi. Yüreğimde o, ciğerlerimde onun kokusu, damarlarımda ise onun hasretiyle... Hasret işte..Yazmadan olmuyor..Dile getirmeden hiç olmuyor. Gönül isterki...neyse yazmıyorum.Senin bilmen gerekmiyor. Sadece o bilsin yeter. Artık gidelim ait olmamız gereken yere.. 18 Nisan 2007, Çarşamba Saat: 17:32
İletişim @ 28-05-2007 18:57
Çare[siz] @ 08-03-2007 22:31
Sakın sevme benim seni sevdiğim gibi! Ne aklın kabullenebilir sevdiğinin yokluğunu, Nede yüreğin kaldırabilir ağır sevgiyi
Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer @ 28-02-2007 15:30
Kalemin dili yok. Dili elimdir. Kalemin yüreği yok. Yüreği benimdir. Kalem tutmaz elimi, elim ona sarılır. Kalemim yalnızlığı sevmez, yalnızlık onu konuşturur. Kalemin sapı yok, ipe de gelemez zaten. Kalemim nota bilmez yazsada, notalar ona göz kırpar. Ey yazamayan kardeş, ne yapabilirim? Kalemimle sana bir ses verebilseydim eğer... mutlu olurdum.
İşte Öyle Birşey @ 28-02-2007 15:18
Öyle birşey ki bu, diğer herşeyin üstesinden gelmekte üstüne yok. Üstünden nehir geçen bir köprü de yok, ve ben burada "üst" kavramı ile yazmaya devam edersem kıyafetlerin üstler için olanlarına kadar ilerleteceğim durumu. Hatta mevki bakımından alt-üst hakkında da kelamlar edebilirim. Cümleyi neresinden tutup da düzelteceğimi bilemediğim zamanlarda hep böyle yaparım zaten ben. Merak etme sevgili yazı, senin gibi birçoğunu ben bu uğurda kablolar arasında sonsuza uğurladım. Ama yok, bu sefer toparlayacağım. (geri sar kızım) Öyle bir şey ki bu diğer herşeyin üstesinden gelmeyi başarıyor. Böyle bir söylem ile "bu"nun olumlu yanından bahsettiğim anlaşılmasın. Üstesinden gelmek eylemi kısmen böyle anlamlara da gelebiliyor. Of.. Hadi kızım geri al yine. Öyle bir şey bu , diğer herşeyin üstesinden geliyor. herşey değişiyor bu durumda, herkes batıyor, heryol çakıl taşları ile doluyor; yürütmüyor. Sağlık gidiyor, Neşe evde depresyona girip hep tatlı yiyor, Huzur hanfendi gece gezmelerine çıkıyor, Gözyaşı ablamız fırsattan istifade elinde bir kek tabağı ile oturmaya gelirken Stres-Sinir amca/teyze işe giderken arkamızdan su döküyor. "Bekliyoruz seni" diyorlar "akşama gecikme.." İşyerinde Polemik karşılıyor , masamızın üzerinde çayın yanında sabah kahvaltısı niyetine kalp ağrısı duruyor. Gülümseyimi çöp kutusuna atıyorum dünden kalan müsvette kağıtların arasına saklayıp. Öyle bir şey ki bu, yazdırmıyor, gerekli gereksiz söz sanatlarının arasında beni maymun ediyor. Söverim gelmişine geçmişine ile başlayan şarkılar söyletiyor kendime. Öyle ya da böyle, bu "şey" müdahele ediyor hayatıma, yönünü değiştiriyor diğer her "şey"in.
A.Ş.K @ 27-02-2007 12:20
Bir mektuptur benden sana ulaşan her sabah güneşle uyanan ve her nefeste alınan her sözde verilen... ...AŞK! Bir anda bulutlar ellerimde sen yanımda hiç yaşanmamış zamanda tutam tutam verilen muhabbettir ...AŞK! Bir kış günü gözümü açtığım bazen gözlerinden kaçtığım bana senden ulaşan bana benden yakın bir ömür sürecek sonuna başlarken karar verilmiş üç harften oluşan sadece sende yaşadığım bir alfabedir... ...AŞK...
GARİP @ 26-02-2007 16:32
Dile gelseydi kim bilir neler anlatacaktı
Derin Devlet vardır. @ 17-02-2007 18:06
Bir tartışmadır gidiyor... Derin devlet var mı? Gladyo'nun uzantısı mıdır? Amerika'ya esir olmuşuz, yok avrupa Birliği falanda filan... Hepimiz kahramanlık destanları ile büyümüşüzdür. Benimde mensubu olduğuğum kuşak ihtilal sonrası yetmeler olduğumuz için biz daha çok ceddin deden nesrin baban ara gazı, şanlı osmanlı nutukları ile büyütülmüşüzdür. Arada sinmiş, sindirilmiş cumhuriyet kuşağının aydın vatanperver öğretmenleri de olmasa belki günümüz eğitim sisteminin içinde yetişen çocuklar gibi yetişecektik. O zaman hip hop yoktu da, Timberlake yerine falancalar vardı belki ama yine de Cumhuriyet, Atatürk, Türk Milleti, Bayrak gibi kelimeleri duyunca kalbimiz içten bir sızlardı, başımızı dik tutar kendimize olan güvenimizi hissederdik derinden... Gelelim günümüze... Tarihi boyunca dünya üzerinde "ırkçılığa" zerre kadar yanaşmamış, başı sıkışana hangi dinden, hangi milletten olursa olsun kucak açmış bir millet, kendi çıkar ve hassasiyetlerini gündeme getirince kafatasçılıkla suçlanıyor. Kendinden menkul "aydınlar" tarihlerini bilmezler atıp tutuyor meydanda... Kimisine Nobel veriliyor, kimileri mütareke basınının köşe başlarına yerleştirilmiş düğmesine basıldığında ötmeye başlıyor; Demokrasi, Küreselleşme, İnsan Hakları vesaire vesaire... Bu topraklar tarihinde birçok millete kucak açmamış mıdır? İspanya'dan kaçan Yahudilere, II.Dünya Şavaşı'ndan kaçan profesörlere( ki o dönemde en özgürlükçü buldukları memleket geldiklerini ifade etmişlerdir), bugün Aslana hırlayan köpek misali arada sırada atıp tutan sözde devletlerin sözde devlet başkanlarının kendileri sefa içinde yaşarken aç susuz gariban tebaları Saddam'dan kaçarken bu millet sorgusuz sualsiz kapılarını açmamiş mıdır+? Ne kadar uğraşsalar da yine de bir arada yaşama inadını, inancını sürdüren bu milleti nasıl tanımamışlardır. Evet ben açıklıyorum Derin Devlet vardır... Çok derindedir temeli... Gücünü Ulusal iradeden alan, muasır medeniyet hedefinde, kendine güvenen, büyüklüğünün farkında, milli manevi değerlerine bağlı, Mustafa Kemal'in çizdiği yolda, bağımsızlığın derdinde, insanını hiçbir birlikten, devletten, kabileden, aşiretten aşağı görmeyen, bu kavramlarına dokunulduğunda artık sabretmeden tepkisini veren bir derin devlet vardır. Bu derin devlet bende dahil olmak üzere bu hassasiyetlerini koruyan Türk Ulusudur. Derinliği sahipliğinden gelmektedir. Her zamanda olacaktır.
yelkenli @ 16-02-2007 10:24
Bir yelkenlidir benim kalbim. Bir lodos alır onu çalar kıyılarına Ege
Biiir... Çok Sıkıldım! @ 13-02-2007 13:45
Entellektüel zamanlarıma inat son derece yapay bir duruşla geçiyorum artık karşısına tüm yazı yazma editörlerinin. Evet bunun kimseye bir zararı yok. Fayda sağlamadığı gibi yarar da sağlamayan bu tür eylemlere halk dilinde "faydasız eleman" deniliyor. (ben de halkım, uydurdum) Halkin dili o kadar gereksiz ki bunu es geçiyoruz. Tabiri caiz olan tüm sıfatları çantamıza sıkıştırıp yürüyoruz. Karşımıza çıkan herkese bir tekme atma isteği ile dolup taşarak. Yolda yürürken irili ufaklı her dükkandan aynı ses aynı iç gıcıklayan tonda şarkısını söylüyor : biiir, çok sıkıldım! Şarkı öyle bir şarkı ki şarkıdan bunaldığınızda da o şarkıyı söylüyorsunuz. Ucu yırtık aşk mektubuna ucu yırtık aşk mektubu ile yanıt vermek gibi bir durum bu.. İkiii... yerim çok dar ! Bir kaç adım öteden tuhaf melodiler geliyor, Rober'den kaçıp Ankaralı Namık'a tutulmak istemediğim için yer değiştiriyorum. Üçç.... Senden çok var! Benden çok yok Roberciğim.. [Bu fazladan -ciğim takısını bana öğreten ilkokul öğretmenime hala sinir oluyorum!] Benden tahmin ettiğinden çok daha az var , ama sen beni burda hiiiçç işim gücüm ve yahut sıkıntım yokmuş gibi kendi şarkın üzerine ahkam kesmeye zorlarsan ne farkım kalacak ki benim. Bırak benden çok olmasın. Bırak dünya daha yaşanılası bir yer olarak kalsın.. Başarısız bir kaç kelimeden oluşan Rober Hatemo fonlu bu yazımın sonuna gelirken hayatımın içine eden tüm herşeye selamlarımı iletiyorum. Kin tutmayı öğrendiğim ilk vakit bir tuttam kin tuttacağım "onlar" için. Çiçek niyetine.. Belki yazasım gelir o zaman. Kim bilir?
Intelligence Quotient değil, "Individual Quality" @ 10-02-2007 15:57
Efendim bi hava atıp çıkacaktım ama önce şu merush
Vadesi Dolan Mektup (...) @ 09-02-2007 22:52
Vadesi dolmuş bir ayrılık mektubu bu.. Ya ben dile getiremedim vaktiyle, Yada sendin onca söze sırt dönen! Oysa sustum, Evet, Sessizliğim miydi seni bu denli yüzsüz yapan!
Saatte 4 Kelime Hızla @ 28-01-2007 21:10
"Şeytan kulağına kurşun" hikayeler var. Kimsenin sözünü geçiremediği yerlerde insanlar var. Habersiz birbirinden, aynı anda uykuya yatıp aynı anda yataktan kalkan insanlar var. Gün boyu birbirini düşünen insanlar var. Şarkılar var bir de özlemleri inatla daha çok kanatan. Kahramanlar var bir de, yolun sonuna getirip sonra sen devam et diyen... Unuttum devamını. Yarım kalsın bu yazı da... Tıpkı.... Saatte 4 kelime hızla ancak bu kadar yazılabiliyor. Saatte 200 km hızla giden bir aracın altında ölmek isteyecek bir bünye için bu yeterince uzun bir süredir ki, takdire şayan bulunmalı. Kutlanmalı. Bravo soslu bir makarna pişirmeye gidiyorum o halde ben.
GÖZLÜK @ 26-01-2007 20:01
Mavi miydi ...yoksa yeşil mi? Bana baktığında mı güzel gözlerin ağladığında mı ardında akşamlar Mona Lisa'ya bile yakışmamıştı altından çerçeveler plastik bir gözlüğün sana yakıştığı kadar...
Duyuru:Kürkçü Dükkanı Kapandı... @ 26-01-2007 02:23
Bir gün olur ya hani yine gelmek istersin, Dur önce; Bir düşün
Marjinal fayda... @ 24-01-2007 12:27
ekonomide bir terim vardır; marjinal fayda.. kim buldıuysa aklına zeval gelmesin.. öldü ise, nur içinde yatsın.. yazın ortasında damağın kuruduğunda içtiğin ilk bardak suda aldığın tadda marjinal faydan 100'se, ikinci bardakta 90, üçüncü bardakta 80 diyor bu terim.. artık aynı tadı alamazsın diyor bir şeyi çok yaparsan.. ben de diyorum ki; bir şeye deli gibi bağlandıysan, ona nasıl doyacağını bilmiyorsan, yesen, içsen, dinlesen, okusan, anlatsan, baksan bitmiyorsa hevesin, ardı ardına onlarca kez yap bunu.. yap ki gına gelsin.. yap ki kusacağını hisset de tiksin bi süre önce bayıldığın şeyden.. ve ekonomi yalnızca bir şeye yol gösteremiyor; aşka.. aşık olduğun adamın dibine girsen de, günlerce sevişsen de, ağzının içine düşecek kadar izlesen de doyamıyorsun.. marjinal fayda orda kifayetsiz kalıyor işte.. bir babanın, annesinin görmesine izin vermediği çocuğu icra memurlarıyla kapıdan almaya gelmesi gibi bişi işte.. alacağını tahsil ediyo adam şimdi di mi; bir evlat mal gibi tahsil edilebiliyor di mi.. toplumsallığı ekonomiyle, hukukla lime lime etmişiz de anlamlar içinde boğuluyoruz şimdi..
Yanardağ mı Patlamış, Ahhh Nerde ? @ 24-01-2007 02:52
Hadi affı olsun bunun, "yazı yazamaz her insan, düşündüklerini dile getiremez..." Peki efenim nedendir tepkisiz "odun" kalmak!!!! Duygular yalnız yaşanır her yürekte lakin dile gelirse yürek paylaşılır bir iki dost ziyadesiyle... Hele ki kağıda el atmışsa yürek yazar her sözünü harfi harfine; sonra okuyuverir herkes anlamasa da anlamış gibi yapar ve "hımmm" deyip geçer üzerinden.. Sadece okuyan sayısı artar yazının, dün 10'dur bugün 32 olur toplam okunma... Muhtemelen yazıyı yazan yürek okunma sayısı ile besler öğütlerini yada desteğini....!!!! Tabi küçük anlamlı bir yorum olsaydı saçma olurdu hem yorum kısmıda boşa koyulmuş ne luzüm vardı!!!!Siz okuyun efenim sayısı artsın yazan yürek daha çok destek alır kendine böyle.. Hadi yüreğim bırak kalemi bugün 0 ama inan yarın 30 olucak okunma sayın belkide 100(!) ... Saçma sapan yorumda nedir, ben sayıları sokucam senin aklına ya nasıl olsa!!! Öptüm seni en içtenliğimle.. "Kırdım Kalemi"
posta pulu @ 19-01-2007 20:16
Bir aşk mektubunun ilk cümlesidir senden beklediğim varsın ardı gelmesin ben zaten senden gönderilecek mektubun dudaklarına susamış posta puluyum...!
Bir Kadın @ 18-01-2007 13:45
Sabahın köründe ayazın tam ortasında bir kadın. "ne aptalsın üşümesene, içeri girsene" diye azarlayacak bir insan bile bulamadığında ne yapar. Hiç, ne yapsın. Öğlenin kuytusunda , uyku mahmuru bir kadın. "bi su getirir misin" diyebildiği bir insan bulamazsa yakınlarında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Alacakaranlıkta hasta düşmüş bir kadın. Şurup kaşığı yere düşmüş bir kadın. "Sen sakın kımıldama, ben alırım" diyebilecek bir ince ruh göremezse yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Bilgisayar başında oyalanmak isteyen kadın. "Aaa iyyiim canım, sağol merak ettiğin için" diyebileceği bir göz bulamıyorsa ekranın öte yanında ne yapar ? Hiç, ne yapsın. Öyle işte. ******************* Bir anda karşı sokağın köşesinden belirir kadın.. Çantası elinde, en pahalı kokusunu sürmüş, süslenmiş.. Bir anda döner köşeyi, bir anda girer hayatına.. Anlayamazsın. Donuktur ilk bakışı, gizlemeye çabalar hislerini.. Gözleri kayıptır, ama yüreğinde bir yerlerde bir kuş uçar gider
Evet, yine ben üzülürüm. @ 15-01-2007 14:11
Ruhuma gelen "kal" bugünler de canımı sıkan.. Neyin durgunluğu neyin kayboluşu bu bende ki bilemiyorum, anlam vermeye çalıştıkça farkettim ki sana olan yakınlığıma inat dağlar kadar fark büyüyor aramızda... Adını duymak, sağda solda resimlerine gözümün takılmasını, yerli yersiz canımın acımasını, hedeflerime sevginin engel olmasını, bana zamansız gelişlerini ve gidişlerini ANLAMIYORUM VE İSTEMİYORUM!!!! Sana demiştim değil mi; başaramayız.... Asi oluşun mu şimdi bunlara sebep! Kıyılar da köşeler de belki anlam bulursun kendi haline... Ya ben ? Senden sonraki mi yoksa senden önceki halime mi sebep bulmalıyım... Canım acıyor anlamıyor musun ? Haklıymışım. Evet, yine ben üzülürüm... Seni Seviyorum.
:)) Seni Seviyorum @ 09-01-2007 14:43
Yine gitmek için gelmedin dimi ? Hüzün yaşatmayacaksan .... Yüzümde ki o komik ifadeyi görmen lazım seni düşününce kızaran pembemsi yanaklarımı... Genç bir ömrün en eskisi sensin ruhunda.. Şimdi hayallerim daha farklı bir yüzeyde!.. Yüreğimi sarıp sarmalayan bir bakışına neleri feda edebilirim acaba.. (HERŞEYİ)... Aşk; Yüreğin titremesi, mideye kıramplar girmesi ise benim ömrümde tarifi, aşığım ozaman... Sana söylemiştim "ne güzel bir şey seni sevmek" sonra gidişinin ardından umutsuz bir vakaya dönüştü ömrüm; "ne olur güneş bugün batma" dedim, "üç nokta" koydum gidişine bittim diye, "kaçıncı mektup" diye latifeler ettim hayaline, sana olan inancımı kaybedip "yüreğimle oynanmış" dedim. Evet, evet şimdi tekrar benimlesin... Hala aynı deli kızım, seni çok seven, seni paylaşmayı bir türlü beceremeyen.. Seninle olmanın tadını başka hiç bir şeyde bulamayan ben sana hasret sensiz geçirdiği her zamanda... Bu kez gitme!!! Biliyorum ardından ağır sözler yazmaz, küserim hislerime ve sana olan inancıma.. Benimlesin artık sana ne sözlerin boynunu eğeceğim göreceksin, Seni Seviyorum ...
Miyad @ 06-01-2007 19:01
Hangi amaca hizmet ettiyse eğer o vazifesini doldurmuş orta yaşlarda bir kadın gibi şimdilerde "meruşkom" Tüm enerjisini işine, eşine, çocuğuna vermekten kendine herhangi bir hayrı dokunamamış, saçlarında beyazlar oluştukça geçmişe bakıp bir "ah...." çeken yaşlanmaya başlayan bir genç kız gibi. Salınarak gezdiği yollarda şimdi süklüm püklüm yürüyen elinde avucunda kalanların hesabını yapan üzgün bakışlı yaşlı genç kız.. Sanki miyadını doldurmuş gibi herşey. Ve bu her "şey" sen gittikten sonra ortaya çıkıyor. Sen yokken anlamsızlaşıyor kelimeler, içinde barındırdıkları gizli özneleri tükeniyor, senin gözlerinin değmediği satırlara dokunamıyor parmaklarım. Tıpkı senin bakmadığın yüzümde şimdi tonlarca yara bere oluıştuğu gibi.. Sanki sensizlik alıp başını gelmemiş gibi yapmayı denedim yeniden. Sabah "günaydın hayatım..." öğleden sonra "bebeğim..." sonra düş kırıklığı.. sonra yine hüsran. Yine bana hazan, sana hiç yakışmayan o boğuk ifaden, elimde de bir defterle kalakaldım. Avcumda taşıdığım defteri iste istedim. Bir kez olsun hor görme istedim, bir kez olsun inan istedim. Sen susmayı, kelimelerini bir bıçak gibi üzerime değdirmeyi seçtin. Sahip olduklarıma şükretmeyi öğrenmişken şükrettiklerimi birer birer geri aldın elimden. Sonra büküldü boynum. "Ağlayasım" geldi, "Sensizlik" geldi, lanet olasıca kelime oyunlarım geldi... Bir tek sen gelmedin.
Kendime Yeni Bir Ben Lazım @ 30-12-2006 13:05
Yıl bitiyor.. Hayır hayır, yıl başlıyor.. Yo bitiyor işte düpedüz, kurtuluyoruz.. Of hayır yepyeni bir yıl başlıyor... Kafamız bulanık bir biçimde bir yıla daha adım atıyoruz. Ya da bir yılı daha bitiriyoruz, aklım bir karış havada zamanlarımı siliyorum, yeniden tertemiz bir avuç açıyorum bu gelecek olan yıla. 2006'ya girerken çok korkuyordum, bir yılı daha devirmek gözümde çok büyüyordu, kocaman bir seneyi göze alamıyordum. Korkularım vardı, tahminlerim doğrultusunda da gelişti. Çok sevildim ama ben 2006 da.. 2006 nın hergünü aynı sevgiyle, aynı özveriyle, aynı güvenle büyütüldüm. Kalbim kendine okyanus buldu, içinde yüz buldu, huzur buldu. 2006 ağlattı da çok. Her "gidişi"nde ağladım.. Çok kereler gitti... hep döndü sonra.. Şimdi bitiyor 2006, ben dönecek mi bilmiyorum...... Bir yıl daha yaşlanıyoruz, bir yıl daha büyüyoruz artık. 2006 en çok kelimelerimi bitirdi. Harflerim azaldı, cümlelerim yarım kaldı 2006 da. Oysa ben yazınca kendime geliyordum, ben yazınca kendime dönüyordum, oysa ben yazınca kendim oluyordum.. Kendime yeni bir ben lazım 2007de... Bize, "düzgün" ben lazım, bana da sen lazımsın...
Gece İnmeden .. @ 26-12-2006 21:10
Canım ne çok acıyormuş meğer, Nasılda kandırmışım kendimi.. Yokluğun en büyük acım şimdilerde!
Ne Malum ? @ 22-12-2006 14:17
[Ah Sezen... Bacak kadar boyunla bana burda oturmuş Ebru Gündeş dinletiyorsun. Sabahtan beri sadece onu dinliyorum. Sen yazmasan sözlerini , yüzüne bile bakmazdım sayın Ebru Hanım'ın. Hayatımda ilk kez dinliyorum. Deli oluyorum. Sana kızıyorum Sezen, bacaksız Sezen, minicik bir kadınsın altı üstü. Bu nedir böyle ?] ****************** Nerden bilebilirsin ki yarın ne durumda olacağını ? Yarınla ilgili nasıl fikir yürütürsün. ? Ne malum yarın hayatın sona ermeyeceği? Ne malum ? Kahrettiğin herşey bir yakana yapışıp ruhunu kararttığına, elinden gelenin tek şeyin susmak olduğuna inandığına gözünü karartıp silip attığına değecek mi ardından dökülen gözyaşı? Sen benim hiç istemediğim yerlerime dokundun, sen benim hiç beklemediğim anlarımda geldin, hiç beklemediğim anlarımda vurdun, hep beklenmez oldun, hep gitmeye meyilli. Bu seferki gidişinin ardında sessizlik yok , bağıra çağıra özlüyorum seni. Kelimelerim var, yalnız değilim.
niyetim temiz @ 22-12-2006 11:44
şu yaşıma geldim, hala bazı meseleler hakkında ne düşüneceğimi, ne düşünmem gerektiğini, hangisinin "doğru" olacağını bilemiyorum.. bi yanım diyor sana ne, öte yanım diyor olur mu, etkilenmiyor musun... demem o ki, hala şu ikilikler arasında dimdik ayakta duramıyorum düşüncelerimle.. ne ayıp oysa ki.. ya bırak, kendi hayatı diyebil ya da sözde ayrı özde ayrı, dilde ayrı beyinde ayrı demeçler verme.. velhasıl-ı kelam, provokasyona gelmeyen sağduyum ile provokasyon nedir bilmeyen değişmez doğrularım arasında sarkaç misali salınıp duruyorum.. ve biliyorum ki görmesem ya da duymasam ben yine de bunu başarabileceğim telepatik kanallar yaratırdım kendime.. hala bazı konularda ne düşüneceğimi kestiremiyor olabilirim ama kendimi tanıyorum en azından.. aferin bana..
Bırakmıyor Acıtmadan @ 21-12-2006 13:55
Ellerin titredi senin de. Gözlerin uzağa baktı, bir kez daha anladın "artık hiç olmayacağını" Dönüp dolaşıp aynı sokağa girdin sen , hiç hissettirmeden yayıldın tüm hücrelerime. Dönüşü olmayan sokaklara çağırmadın beni, istemediğin günlere inat yayıldıkça yayıldın , işledin içime. Sonra "kokun kaldı" diye şarkılar söyledi kadın. Sebebinin ne olduğunu bilmediğin hıçkırıklarına cevap vermedin. Misafir bıraktığın kokun kaldı evimde. Anlam veremediğin tüm koşullar bırakmadı yakanı. Kelimelere izin vermedin, çıkmadılar ağzından sözcükler. Düşüncelerin hepsiz sözsüz kaldı, sessiz kaldı bakışlarım, öksüz kaldı gülüşlerim. Hep sinsice geldi ayrılık. Hiç belli etmedi . Kokun hala üzerimdeyken geleceğini tahmin eder miydim ben ? Hala tenimde isimin varken aklıma düşer miydi duyacaklarım ? Sen bilmezsin yine de. Çok zor geçen gecelerin ardından şarkı söylermiş kadın, ölsem dermiş, bir anda bitirmek istermiş olduğu yerde. Sen bunu hiç bilmezsin. Bana düşen kelimelere dökmekti, sözlerimi yarım, kalbimi kanla bıraktı söylediklerin. Bana susmak düştü şimdi, aklı başında yakarışlarım "susmak demek, güçlü olmak demek değildir" dedi ; hafife aldım. Düştüm sonra. Ve...
MY MOON @ 18-12-2006 21:32
Canım o kadar yakın ki bana ta burada bir yerde içimde sanki... Onun elinde bir papatya var. Sever sevmez onu bilmez, bakar falına papatyasıyla bir beni sever bir kendini ama o hep içimdedir. Her gece onunlayım..Ama o yok.. Hep sesiyle sevişiyorum. O bir yıldız gibi sonsuz enerjisi ile ancak neden akar gözlerinde yaşlar? O kadar çok... Zamansız. Ve onun neden önüne ket vuranları var onu çok seviyorlar da hani. Ne diye olmaz ki olmaz. Siz sevmeye devam edin birbirinizi böyle uzaktan uzaktan. der dururlar. Hiç mi sevmediler yahu, hiç mi aşık olmadılar... Ne diye yıllarımızı alıyorlar sanki geri vereceklermiş gibi... Hiç mi görmediniz a yoksunlar birbirine bakarken sevgiden ağlayan iki çift göz... Hiç mi inanmazsınız... Sizin statüleriniz sizi öperken tir tir titriyor mu? Sizin olmazlarınız varsa bizim bitmezlerimiz var... Aşk olmaz... Aşk bitmez... Sevda olmaz... Sevda bitmez... Bağlanmak olmaz... Bu bağ bitmez... Onun elleri var her parmağı için yıllarımı veririm. Onun gözleri var bana bakması için defalarca eririm. Onun dudakları var benim adımı söyleyen, onlara dokunmak için susarım. Onun kalbi var benim için atan, onun için yaşarım. Gece vardı. O yoktu yine yanımda. Sesi kulaklarımda. Elim telefonun ahizesinde, ayaklarımı atmışım duvara... Başım geceye bakıyor. Yıldız var. Ben varım. O var. Parlıyor aydede... Zıplamaya başlıyor olduğu yerde... sen oradasın, ben buradayım.Biz bir de MY MOON VAAAAAR!
Saçmalayan dakikalar @ 16-12-2006 12:52
Nedensiz bir ağlama isteği gözlerimin açılmasına sebep oldu sabaha. Ne kadar karşı koysam da bir kaç damla döküldü gözlerimden. Unutmuşum gözyaşlarımın tadını.. Bir kararsızlık, bir karanlık hakim son günlerime. Ne düşünmem gerektiğini, ne yapmam gerektiğini, nereye gitmem gerektiğini bilemez oluyorum kimi zaman... Hani bazen insan çekip gitmek ister ya. Nereye olduğunu bilmeden gitmek ister, hiç düşünmeden gitmek ister.. benim istediğim yer bana çok uzak şimdilerde. Uzun süre ayrı kalanlara olur ya hep, 'ilk günler ve son günler çekilmez gelir' denir ya..işte öyle bir şey.. Bekliyorum ve beklemeye de devam edeceğim..yarım kalanlar için, söylenmesi gerekenler için, yaşanması gerekenler için, bizim için, senin için..ve bilemediğim bir süre şey için..bekleyeceğim.. Bıraksalar saatlerce saçmalarım sanırım, bıraksalar olur olmaz işler yaparım şimdi, bıraksalar giderim şimdi..bıraksalar avazım çıktığı kadar bağırırım şimdi.. Yalnız değilim biliyorum. Yalnız kalmaktan da korkuyorum şu an. Birisi olsun, bir kerecik dokunsun, masum bir öpücüğün ardına bir cümle sıkıştırsın yeter.. yeter ki gel bana senede bir gün Sağanak şeklinde yağsın yağmur. Gökgürültüsü korkutsun ufak yürekleri. Yine şemsiye almayayım yanıma ve atayım kendimi boş sokaklara.. Kimse 'hasta olursun' demesin. Bir kez olsun hak versinler yağmurda yürümenin güzelliğine.. Sonunda hastalık bile olsa o güzelliği yaşamaya değer.. Yeni bir güne böyle başlamak sakıncalı gibi görünse de, Elimde değil ne yapayım ? Selametle
Pamuk Şekerinden Bahsetmiyoruz Burda @ 12-12-2006 18:08
Her konuya muhalefet olmak gibi bir özelliğimiz var ne yazık ki. Ve ne yazıktır ki bizler, muhalif olmayı marifet zannediyoruz. Hayata dair bir çok fikre, olaya, olguya yerli yersiz sataşıyoruz. Elbetteki bundan BİR TÜRK yazarının NOBEL ÖDÜLÜ almış olması da nasibini alacaktı ; aldı. Ancak, siyasi kimliği ne olursa olsun ödül almış birini eleştirmenin de bir sınırı olmalı, Nobel gibi bir ödülü bu tarz yaklaşımlarla değerlendirmemeli. Konuyu edebiyat dahilinde düşündüğümüzde ortaya çok güzel bir tablo çıkıyorken bunu yerli yersiz tartışmalar ile köreltmemeli. Bir Türk yazarın, Türkçe yazdığı bir romanı Edebiyat alanında bir çığır olan NOBEL ÖDÜLÜ almıştır. Konuyu çarpıtmak düpedüz samimiyetsizliğe girer. Siyasi fikirlerini apayrı bir düşünce platformunda tartışabiliriz elbetteki. Babamın Bavulu adını verdiği konuşmasıyla da bu ödülü hakkıyla aldığını kanıtladı. Eleştirilen şey bir pamuk şekeri değil, bir edebiyat ürünü. Konuşmanın edebi niteliğinden ziyade böbürlenilmesi gereken yanı TÜRKÇE yapılmış olması. Sizi bilmem ama ben gurur duyuyorum kendi anadilimde böyle cümlelerin kurulmasından ve hakettiği değeri almasından.
Peki Yine Susuyorum @ 10-12-2006 21:31
Zamanında çok acıttım ben canımı... Koyu bir yalnızlık taraftarıydı bir yanım diğer yanımsa kendiyle barışık hayat dolu... Dedim ki; İzin verin! Yaşamak istiyorum hayatı... Belki küçüktüm belki düşüncesiz, kimseler dinlemedi beni... Kitaplara gömülmem söylendi hep, oysa herkesten fazlaydı bende ki başarı.. Bana şans verin dedim, en önemlisi güvenin.. Kişiliğimle savaştım çoğu kez, sağolun kendimden şüphe duydum... Önüme engeller konuldu oysa gideceğim yer belli hani nerde güven! Daha bitmedi, dedim ki sevdiklerimi üzmeyin onlar ki sizin mutluluk sebebiniz... Arkamı döndüm bir hıçkırık.... Ağlama diyendim hep! İçimde ki fırtına ne kimseyi yıktı geçti nede kimseye hissettirdi rüzgarını ... Bu kadar duyarlı olmamdı çok yıprammama sebep ... Kabul edememek bazı şeyleri. Gideceğim bir gün dedim ben bile korkuyorum gülen gözlerimin ardında ki şüpheden... Bana yalnızlık aşılayan bir ev, hapsettiğim bir gençlik.... ve daha neler neler... Başaramadığım tek şey kendimi bu fırtınadan alıp kaçıramamak... Takdir etmeyin beni yada övmeyin örnekte göstermeyin... Geçtim bütün başarılarımdan "aklını yitiren bir gençlik ruhumda ve 30 yaşında bir kalp" .... İşte bu yüzden farklıyım herkesten, kim demiş bana başarılı pehhhhhhhhhhh !!!!!!! Bendeki gençliği vur öldür!
Yaşamak ey yaşamak @ 07-12-2006 15:01
Yaşamın hangi tarafına baksam aynı yüz, aynı sessizlik. İnsanlar ve yaşamın o enteresan yüzü kelimelerin ise bazı anlara kifayetsizliği.. Herseyın bos bir sınırı vardı yükselmek ve alçalmak. Aynı sey mıydı sımdi? ruzgarı mı ınlemelıyım yoksa fırtınaya mı kapılmalıyım bılmıyorum ve bu bılınmezlık yıllardır suren bır kısır donguydu.
Hastane Önünde İncir Ağacı @ 05-12-2006 12:51
Hayatın yalan olduğunu zaten büyüdükçe görüyorduk bizler, büyüdükçe, ayağımız takılıp düştükçe aslında gerçek olanın hisler olduğunu öğreniyorduk. Garipti yaşamak, nefes almak tekdüze, günler hep aynı, bir yere doğru koşturmayla geçen bir süreç. Sonrası ile ilgili kimsenin fikri yoktu. Büyüklerin öğrettikleriydi "sonra"yı kafamızda canlandıran.. Garipti işte.. Kalem tutan ellerimiz, okuyan gözlerimiz, algılayan beynimiz bunu biliyordu. Ama sonra ermesini düşünemiyorduk. Bizim için sonsuzdu. Sonsuza gidilen bir yoldu ağaçlıklar içindeki. Hayattı adı, yaşamdı, nefesti, soluktu. Evet dünyalar tatlısı bir dedeyi uğurladık sonsuza... Hep gülen, hep güzel şeyler söyleyen bir dedeyi. Dünyanın en tatlı dedesiydi o . Mutlu yaşayan, anlardan keyif alan bir dedeydi. Herşeye rağmen gülebilmek gerektiğini öğretendi. Hiç beklemediğimiz bir anda, sırf gülüşüyle hatırlamamız için gitti sonsuza.. Acı çekmeden, üzüntü göstermeden, aniden gitti.. Anlamalıydık eşinin yanına son gittiğimizde "ben de geleceğim yakında " demesinden.. Anlamalıydık.. En sevdiği türküydü Hastane Önünde İncir Ağacı. Türküdeki gibi.. "doktor bulamadı bana ilacı.." Mezarımı kazın bayırdan düze Yönünü çevirin sıladan yüze Yönünü çevirin sıladan yüze Benden selam vermen o hayırsıza Gurbet elde garip kaldım ağlarım Ateş aldım yüreğimi dağlarım Garip kaldım yüreğime dert oldu Ellerin vatanı da bana yurt oldu Uğurlar olsun dedecik.. Sağolasın öğrettiğin herşey için...
sessiz gemi @ 27-11-2006 10:50
meruşum mazur gör. bilirsin ben senin gibi içimi dökemem pek. o kabiliyet bende yok. özürlüyüm bu konuda azıcık. ancak senin yazdıklarını okur "hah işte benim hissettiklerim" derim sadece. işte o nedenle, kendim kabiliyetsiz olduğumdan bu sefer hislerimi bir şiirle ifade etmek istedim. Artık demir almak günü gelmişse zamandan, Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol; Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol. Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli, Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli. Biçare gönüller. Ne giden son gemidir bu. Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu. Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler; Bilmez ki,giden sevgililer dönmeyecekler. Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden. Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden Yahya Kemal Beyatlı .....
Yazı yazmayı biliyorum ben @ 26-11-2006 03:46
Evet. Hakikaten biliyorum ben bunu. Öğrenmiştim ilkokuldayken. Kalemi düzgünce tutmayı başarır başarmaz yazabilmiştim. Hatta ilk yazdığım kelime ismimdi. Merush yazmadım ama ben, o vakitler meruş vardı yalnızca araya sh ekli dahil olmamış, yozlaşmamıştım henüz. Meruş da yazmadım ben Meral yazdım bariz bir şekilde ( Aha evet benim adım tam olarak oydu, unutmuşum kullanmayalı). Soyadımı da yazdım, tabi o vakitler şimdiki soyadım yoktu, zaman çok değişti. Ben kalem bıraktıktan sonra soyadım değişti, klavyeye de hiç soyisimi yazma ihtiyacı duymadım ben. Klavyeye çoğunlukla merush yazdım ben.. Şimdi de yazacağım. Merush. Evet merush benim adım. Depresif ruh haline girdiğinde kendini param parça eden, hayata gülücük saçmayı olduğu yerde bırakıp yoluna huysuzlukla devam eden bir merush ile tanışmak da varmış kaderde. Bildiğim tüm insan isimlerini depresyon ile özdeşleştirirdim ancak hiç aklıma düşmemişti gün gelip de merush isminin bu batağa sürükleneceği. Öyle yaptım ben, affedilsin. Neyse konu bu değil. Konu benim her seferinde inat edip kendimden uzak tutmam kendimi. Aslında içimde tonlarca kelime geziyor. Tonlarca söz öbeği bekleşiyor. Yeri değil diyor, susuyorum. Yerinin bembeyaz bir oda olduğunu biliyor gözlerim, doluyor yaş ile. Bu kadar.
telefonun tellerine kuşlar mı konar... @ 16-11-2006 10:59
otur masana. notlarını kontrol et. messengerını aç. günlük gazeteleri oku. Meruskoma bak. oku. radyoyu aç. telefon çalsın. aç konuş. işine dön çalışmaya başla.telefon çalsın. işe devam. onu bağlat bununla konuş. telefon çalsın. müşterine laf anlat. teklif hazırla. telefon çalsın aynı müşteriye yine laf anlat. dön işine öğlen yemeğini ye, yemek arasında yine telefonun çalsın. yemeğin soğuyana kadar konuş. odana dön. işlere devam et. telefonun çalsın. Meruskoma göz at yorum var mı? telefonun çalsın. akşam olsun. çalışmaya devam et. geç bir saatte evine doğru yola çık. direksiyonda telefonun çalsın. arkadaşının dertlerini dinle evine git. televizyona gözat. halin varsa çayını iç. uykun gelsin. tam uyuyacakken telefonun çalsın. bu bütün gün yapmış olduğun en güzel konuşma olsun. telefonun tellerinin ucundaki senin en sevdiğin olsun. mutlu ol konuşurken uyuya kal onun iyi uykular sesiyle...
Nereye Tutunacağını Bilmeyen Kelimeler @ 14-11-2006 16:07
İlacı olsa idi "kel" in kendi kafasına sürerdi derler hep. O kel, saçları olsun ister mi istemez mi hiç kimse önemsemezdi. Kelsen eğer ki, saça ihtiyacın vardır. İstemeyerek kel olmuş, ama bundan mütevellit acılar çekmemiş olamaz mıydı insan? Kimin ensesinde şekil bulacağını bilemediğimiz şaplaklar gibi. Bir önceki masalın sonunda kurulan tüm cümleler, olası bir masalda yeniden kurulacaktır ne de olsa. Torbanın dolması gerekliliği bize yazı yazdırma cüretinde bulunur mu peki? Bulunuyor. Göz önünde olmak için, göze gelmemek için. Canım masal anlatmak isteyebilirdi benim dün gece. Küçük masum kız çocuğu toplama şansım olsa idi sokaktan belki gerçe olurdu bu hayalim. Ama o saatte hiç bir çocuk bulunamazdı yağmurun ortasında, soğukta. Vardır belki de, nereden bulacaksın ki onu. Hem zaten konuya müdail olması gereken o değildi ki. O telefon açılsa herşey değişecekti. Biliyorum ben. Atatürk'ün yazdığı güzide eser Nutuk içerisinde şifrelenmiş yazılar tesbit edilmiş. 19 kere tekrarlamış kimi kelimeleri Ata.. Şifre vermiş bize. Ben buna benzer bir şeyi yapmıştım vaktiyle. Güzel de olmuştu ilk günler. Ama epey bir zaman geçtikten sonra içindekileri ben de anlayamaz tada gelmiştim. Şimdiki cümlelerim de farksız bunlardan. İçinde ne olup bittiğini bir tek ben biliyorum. ve korkarım ki bir zaman sonra ben de algılama güçlüğü çekeceğim bunları. Giderek sıradan olduğumu, sırada bekleşen kalabalıktan bir farkım olmadığını seziyorum. Ve bunu özümsüyorum, seviyorum. Benimsemek... Aidiyet uyandırıyor bu benim içimde. Sonra geliyorum satır sonuna, "özümsemek" kelimesinin ne kadar biçimsiz kaldığına aldırmıyorum. Geri dönüp bakmıyorum. İniyorum bir satır daha.. "Yayınla" diyorum. Gidiyorum. Rüya gibi öyle değil mi ?
sen...gibisin... @ 09-11-2006 17:16
bakıyorum yüzüne.. her santiminde bir çizgi var. tek bir noktadan tüm kainata uzanan eller gibi. derin, karmaşık, özgür...her an darmadağın olacak gibi. ardında saklanmışsın gibi ama değil apaçık sen olduğunu biliyorum. senden kaçmaları mümkün değil ve sen onları paramparça edebilirsin. sessiz duruşundan mıdır yoksa masumiyetin çizgileri midir? gözlerimi ayırmadan bakıp durduğum bir tablo gibisin. doğru dürüst adını söyleyemediğim kaleme sardıramadığım ecnebi ressamların aşk taneleri gibi üzerindeki fırça darbeleri. yüzünü bile düşleyemediğim tanıdık aşklar gibisin. az biraz tanır gibiyim yüzünü saklayan somurtkanlığı... aynısı bende var da kurtulmak üzereymişim gibi geliyor. damarlarım bile adını sayıklıyor. yerlerinden oynuyor kemiklerim. biraz önce elimin ucuna gelen beyinlere kazınası bir isim gibisin.
Kuşüzümü..Tadını Unuttum. @ 06-11-2006 20:16
Şimdi yan tarafta bulunan "Geçen Sene Bugün" ile dertleştik. Bir sene önceki hissiyatımın zerresi değişmemiş. Büyümeyi bırak, yerin dibi selamlamış beni. Yine aynı hislerle doluyum. Annem'den gelmiştim o vakitler. Baba kokusu üzerimde idi. Kardeşe dair söylemlerin hepsini tükettiğim zamanlardı. Geçen sene bugün, çok özlediğim günler olacağını kestirmiştim ben. Aklıma gelmişti. Sonra söylemişti genç adam filmin sonunu.. Biraz içim bukuldu benim. Kahkahalarımı gizlediğim o akşama yine girdik. O gün de anlatamamıştım, şimdi de öyleyim. Tadını unuttuğum kuşüzümü.. Belki melhem olur özlemime diye çıkıp dışarı bulamayacağımı bile bile kuşüzümü arayacağım. Pilav içine karıştıkça durulsun diye gözlerim. Karıştıkça, kokusu yayıldıkça bir nebze rahatlayayım.. Ne çok yaram varmış öyle, bugün açılan. Neyse, anlatmayı hatırlamadan yazmayacaktık öyle değil mi ? Değil!
evli değilim ama boşanmak istiyorum @ 06-11-2006 19:14
İllaki yüzüğü takmak gerekmiyor ki elimize... illaki adem ile havvadan kalma değildirki evlilikler... Sevgili olmak zorunda değiliz ki. Nikah dairesine girmedende atılabiliniyor imzalar... şimdi bu adam ne diye saçmalıyor demeyin. Eğerki bağınız varsa siz evlisiniz. Eğerki imzayı nikah defteri yerine ticaret sicil gazetesine attıysanız siz çoktan dünya evine girmişsinizdir. Evli değilim ama işimden boşanmak istiyorum. Kutsal evlilik müessesesi neden deniyor anlıyorum. Kutsallık evlilik kısmının, müssese kısmı ticaret...
Çirkin @ 04-11-2006 19:09
Halet-i ruhiyemin pek bir vahim olduğu şu saatlerde, alınganlık duygusunun doruklarına ulaşmaktayım... Öyle ki her lafı dinlemeden şşşşşşşşşşşş yavaş ne oluyor deyip icabında kalp kırıyorum ... Hem pekte bir beğenmişlik var üzerimde, havalı mı kokuyorum ne ... Fonda çalıyor "senin için herşeyi herşeyi verdim ya bir gün olur sana bel kıvırırsa binlerce dansöz var"... Olduuuuuuuuu diyorum bende ve katıla katıla gülüyorum. Vermiyorum hiç birşeyimi, ne aklımı ne yüreğimi.. Sonra kırılıp yere atıldığında bu yüreğin pazarda bir benzeri varmı, yada uğrunda saatlerce düşünüp aklımı zorladığımda gözyaşlarına teslim olduğumda bunun dönüşü varmı... "Geri dönüşüm kutusu mu yaratsak ne.. İstenmeyeni tekrar silsek, isteneni tekrar yüklesek... Hem bel kıvırmak ne demek, banane binlerce dansöz varsa.. Ben dansöz mansöz sevmem zaten, ozamannnn pek bir umursamama gerek yok.. Diyorum ya pek bir alınganlık yapıyorum.. Kendine cici bakkk kızım diyorum ciciiiii ... Daha çok büyücem ben kocaman kız olucam güzelleşcem, bu çirkinlikten eser kalmıcam ebet ebett çirkinliğimden eser kalmıcak.. Hemen büyüsem keşke ...
gül, tomurcuk ve ... @ 03-11-2006 16:36
Çenesi düşmüş bülbüle hayranlıkla bakan gülün tomurcukken yaktığı kalpler o vazoya düşmüşken onu koklamaya başlamışlar.. Ben bilirim Gülün budur cefası Tomurcuk gül olurken iyide gül dalından kopunca Üç gündür sefası.
kaldırım perisi @ 02-11-2006 14:21
Büyüyor elinde kocaman çiçeklerle güzel kız...Yanağında güzden kalma gülücükler. Sanki her akşam kapadığımızda gözlerimizi gördüğümüz periler gibiler.
Sen Bilmezsin Bunu @ 01-11-2006 19:27
"Kalbimin Virajları "'ndan esinlendim bu sabah yine. Sabah gözlerimden uyku süzülürken aklımdan geçen yastığa gömüp başımı o viraja girmek idi. Sen bilmezsin, ben daha çok küçüktüm o vakitler, derin yaralar almamıştım, derin çizgiler yoktu yüzümde. Senin olmadığın bir yerde idim ben o vakitler, virajlıydı yollar. Gülümseyişini taşımıştım ben ordan.. Bana ait olmadıkça benim olan bakışın ile.. Virajlı yolları düşünüp uykuya dalarken birden aklıma vapur yolculuğu geldi. Kırmızı pantolonlu bir kızın "sevda"sına gidişi.. Gidemeyişi, geri dönüşü. Geri dönüp de yola çıkmadan önceki hiç bir şeyi yerinde bulamayışı... Sen bunu da bilmezsin. Sana anlatmadım ben, tıpkı diğerleri gibi.. Çok canım sıkkın. Çok uzağım "biz"den. Seninle böyle olabileceğim aklıma hiç düşmezdi. Kendimle böyle olabileceğim de gelmemişti aklıma, seyrime düşenler hep bir kaç neşeli anıyken şimdi üzerlerine toz yığını kaplatmışım. Bana böyle yazılar yazdırmamalıydık, bizi bu hale getirmemeliydik. Herneyse..
blog-bant1.jpg @ 01-11-2006 17:42
Beyaz kapılı sevenek @ 01-11-2006 17:31
Doğru dürüst bir uykum yoktu..geceden kalma gündüze bulaşma hallerinde bir türlü gidemediğim eski arkadaşıma doğru yola çıktım. Otoyol tanıdıktı. Çizgilerini saya saya devam ediyordum. Her zamanki gibi elim araba teybinin düğmelerini ilikliyordu. Kulağıma gelen norah jones iniltileri okşamışken kulaklarımı içim ürperdikçe uzun zaman önce ara verdiğim duygular tenimde dolaşmaya başlamıştı. Gururum yerlere kapaklanırken tüylerim şaha kalkmıştı. Telefon çaldı baktım. Açmadım. Cebine iliştirdim torpidonun. Ayçiçek tarlalarının yanından geçiyordum aynı benim başımdaki gibi yeller esiyordu günebakanların. Annem geldi aklıma. Gözüm yanından geçtiğim kamyonun kasasındaki "aşkolsun"a ilişti. O geldi aklıma. Yaklaştım gideceğim yere zira başka adı varsa bilemem mekanın. Yağmur, sessizlik bir de ben vardık sadece. ...bir de beyaz bir kapının iliştirildiği gri bir ev. Yakasında tahta beyaz bir kapı. Kapıya vurdum. Sessizlik ortadan ikiye ayrılmıştı kıskançlığından, beyazla olan kaçamak bakışlarımızın ardında. Ve kapı açıldı. Buyur edildim. Sarıldım. Öptüm. Kokladım. Otoyol aklıma geldi. Az önce...geçtiğim. Bir de tabela... "sevenek-
Bu senin hayatın @ 31-10-2006 20:07
..duruşunla, oturuşunla, kalkışınla, ağlayışınla, gülüşünle, yatışınla, uykunla, uykusuzluğunla, bir bardak çay içişinle, iç çekişinle, açlığınla, tokluğunla, arkadaşınla, yalnızlığıhla, haykırışınla, sarılışınla, ayrılışınla, bağırışınla, susuşunla, derdinle, tasanla, içi dolu kasanla, paylaşımınla, müziği dinleyişinle, gürültüyü sevişinle, kavganla, barışmanla, yarışmanla, terkedişinle, işleyişinle, arızanla, anılarınla, unuttuklarınla, sevdiğinle, gördüğünle, körlüğünle, uzayınla, yalanınla, dolanınla, ipinle, urganınla, kuyunla, atılan taşınla, kaçtır bilmem ama gelmişsin bu yaşınla... bu senin hayatın. yaşarsın olur biter
klavyemin tuşları, monitörün bakışları... @ 31-10-2006 17:31
Telefonu kapat, klavyeyi parmakla... Maillerini kontrol et, telefonla konuş, seni arasınlar sen onları ara... 5 saat oldu kalkamıyorum yerimden. Bu nasıl bir iş anlayışıdır? Dede korkut yazarken dumrulu köprü başında yol keserken, acaba gelir miydi hayallere bir klavyenin dumrulu olamadan delisi olduğumuz... E zaten korkut dede ne bilecek klavyeyi daha telefonu çalmamış... Hem köprülerden geçişler hala paralı üstelik dumrulun haddi hesabı yok...
A Bu Hayat Böyle @ 30-10-2006 16:42
Evet Nazan Öncel dinliyorum. Ama inatla eskilerini. Son albümüne olan sinirimi dile getirmiştim zaten. Şimdi konu yine o değil. Hayret bir olay ki bu sefer bir şeye takılıp daimi olarak onu dile getirmekten vazgeçmiş durumdayım. Zaten kesin karar alayım diyorum kendimce, sürekli aynı şeyleri tekrarlamak yerine yazmamayı tercih edeyim. Şimdiki konum da -yine- başlık ile alakasız.. Çünkü efendim, ben hayat ile ilgili dırdırlarımı çok önceleri bırakmıştım. Çok önceleri kendime söz vermiştim sürekli hayattan şikayet etmeyeceğime uslu kız olacağıma. Ama ne tezattır ki asi kız yanım hayatın getimiş olduklarını kabullenişime de tepki gösterdi. Yine ikizler oluşumun ceremesini çektim anlayacağın. Dün gecem hiç olmadı benim. Pazarı yaşamadım ben hatta. Kalbim uykuda idi hep, gözlerim görmüş olduklarıyla mutlu olurken ağladı. Aklım kaydı.. Sabah bir güzel tonlama yüzünden de şimdi arsız bir bakış altındayım.. Ahahaha yazının içine tavşan koydum, hadi bulan varsa beri gelsin!
o bir hayattır ellerimizden uçup gitmiş. @ 30-10-2006 12:02
inanmak mümkün değil... hep aklımın köşesine asılı duran bir nedenden ayrı kalmak... ne demek oluyor ki bu şimdi? acıyan noktaları mıdır kalbimizin yoksa sonsuza uğurlanmış bir mektup mu? hiç bu kadar sevipte ayrı kalınır mı? mümkün müdür? imkan dahilinde midir yoksa sınır ihlali midir? uyanılası bir kabus mudur? mektup mudur postalandığı sanılan ama masanın altında bir köşeye sıkışıp kalmış... yalan mıdır? habire söylenmiş. kime? ne zaman? NEDEN? bir anlamı kalmış mıdır aynı havayı solumanın yoksa herşey kocaman bir balonun içinde mi cereyan etmiştir? karbondioksit zehirlenmesi midir? o öpülesi gözleri bir daha bakarken göremeyecek gözlerin yaşlarını tutupta içine atması mıdır midemizi büklüm büklüm yapan? yok olunası bir yer küre midir yeşil kent? gidilesi bir yol mudur daha önce el ele dolaşılan otoyolları yurdumun? her gece rüyada atılacak bir öpücüktür, belki her çocuk geçtiğinde "zeynep" türküsüdür yüreği dağlayan, belki giyilen gömlektir, takılan saat, koklanan fulardır, takılan kolye, seyredilen fotoğraf, duyulan isim, çeyrek ömür geçtikten sonra geri dönülüp çekilen derin bir ahtır, belki bir gün bir gazete parçasında gözün takılacağı evlilik haberidir, belki... belki hoş bir sada'dır hücrelerimize işlenmiş ve hiç kaybolmayacak. o bir hayattır. ellerimizden uçup gitmiş. gelmeyecek.. dönmeyecek.. istemeyecek... nasıl? mümkün... olur...
Yolumu kaybettim...Harita var mı fazla.. @ 28-10-2006 20:31
Abuk olduk, üç günlük ömrümüzle.. Merush ne isim vardı sabaha kadar papanın takkesini izledim. Merush papanın takkesi dümez mi hep biz kel dolaşıyoruz? Merush atılmak için sokağa illa içeri mi girmek gerekir? Merush... Demek güzel oluyor.
İçinde Bu Kadar Öfke Mi Vardı? @ 26-10-2006 00:29
Bire on katarak ağırlığımca altın saydım. Öyle ağırlaşmışım ki sayma eylemi epey uzun sürdü. Kalemsiz kaldığım günleri saymak bir yana dursun , öte yanım hep özlemleri ölçmekle uğraştı. Sıkkın bir hissiyat idi bu, yerin dibine geçirilmesi istenen. Görmek istediğim yüzler çıkmadı önüme yol boyu. Görmek istemediğim yüz de yoktu oysa, herkese eşit oranda gülücük dağıtmış bir yüz, aynadaki aksine hiç istemediği denli yaralar aldığını itiraf etti çok sonra. Sıkıntıların tavan yaptığı günleri, tüm o sıkıntıları bir süpürge yardımı ile halının altına itmeyle bitirdik. Değişen pek bir şey olmamıştı, sıkıntılar yer değiştirmiş, daha bir ayak altında olmaya başlamıştı yalnızca. Zor gelen bir oyundu bu. Henüz klavye ve mouse kavrayamamış ufak bir elin , geçip PC oyunu oynamasına benzemişti bu durum. Alışılagelmiş travmalar yerini almıştı sahnede. Cümleler kırık dökük. Anlatılmak istenen yine yok içlerinde. Yine anlaşılmaz harfler yanyana. Gerginliğin anlamı yok. Şekerlerin hepsini yutmuş bir çocuk. Bırakmamış yarına.. Öyle de.. Geç.
Dipsiz Şiir @ 22-10-2006 04:27
Ne çok şiir okudum. Gün bitti. Bitmedi şiir. Diyorlar ki, sayfa hışırtıları çıkarıyorsun konuşurken. Ve hiç nokta koymuyorsun sesine. Başka ne yapabilirim a'canım, yine bir aşk kapağını açmış okunurken bende.
Bir ara verip su içim dedim:) @ 20-10-2006 00:43
Efenim pek bir meşguliyet sahibi insanım bugünlerde öyle ki su bile içmeyi unutuyor olmuşum. şimdi meşguliyetimden söz edecek kadar zamanım yok dedim ki bir haber salayım blogumu özlediğime dair :( sessizim, meuş sana bakıyordur ben yokken. uslu ol tamam mı mucx :)
Susar Dudaklarımdan @ 17-10-2006 04:08
Kapanır sonra perdeler, hüznün adını yalnızlık alır. Rol gereği birbirlerine sarılırlar, eften püften koşuşturmalar serpilir biraz oyalamak için "seyirciyi". Anlatmaya çalıştığın masallarındır gözler önüne serilen. Aklıma eskilerden bir şarkı düştü : sabır taşı çatladı artık olamaz. (seni benim elimden kimse alamaz.. sacını başını yolarım gibi bişey ile devam ediyordu sanırım) Canımı sıktı bu hadise akşam akşam bak şimdi. Şarkılardan fal tutma sırası değil hanfendi, gömülünüz derhal derinlere. Gömülmek isteyip de gömülemediğim derinlikler artık işin suyunu çıkarmış olmamdan mütevellit beni kabul buyurmuyorlar. Ben de uykum gelmesinden ziyade, koşar adımla kaçmak istediğimden uzak kalıyorum. Uzak. (yakın olmak için uzak dur benden) Neyse, susar benim dudaklarım. Kısa cümleler kuralım artık gülperi.. Gülsene Peri ???
Zindan @ 13-10-2006 23:32
Zından alacaklarını topluyor Tepeden tırnağa Borcum yok Bozdurdum ömrümü Gençliğim düştü payına
kaçış @ 13-10-2006 05:12
burası hiç bir yer ne bir ülke ne bir devlet sadece yaşanılan yer... komünüme alacaıım sizide bir gün siz ve ben (yani biz) mutlu yaşıycamız bir toprak bulacaız belki tanrıların dağının dibi olympos belki başka bir yer ama olcak işte kaçış gerçekleşecek
sonbahar @ 13-10-2006 02:48
daha erkenmi sararmış yaprakların hışırtısında yürümek istemek için, hüzünlere dalıp güzellikleri yaşamak için ,,, erkenmi acaba burda kayın ağıçları yok ,kestanede ,gürgende,palamutta,kızılağaca bile razıyım ... sadece salak çam ağaçları var bide tabiiki kavaklar:S oof yaa of
Özlem Vurmuş Satırlara @ 12-10-2006 15:37
Her gün mektup yazmak gibi bir şey sensiz olmak. Eline kağıdı alıp alıp buruşturmak, kalemle eline koluna desenler çizmek gibi. Hazmedemediğin tüm herşeyin elini kolunu bağlaması gibi. Cümlelere hep "ikinci tekil kişi" imişcesine başlamak gibi seni özlemek. İçimi sarartan bakışlar, kaleme özlemler hep senin yokluğunla geldi yanıma. Ürperdim en çok soğuk gecelerde. Kalbe kırık tebessümler uzattım, kaleme yenik düştüm kimi zaman. Düşlerin tarlasına uzandım kalem elimde, özlemin kalbimde. Ulaşayım istedim bir an evvel "cennetim"e.. Çok özlediğim günlerde elimi kolumu bağlar oldu bu hasret, Kokusuna özlem duyar mı insan yanı başındaki nefesin ? Her anını paylaştığın yürek gelir otur mu taşmışcasına yüreğine. Özlediğim tüm günlere inat geleceğim yanına. Oturup ne hali varsa görecek tüm ağır yüklerim. Yeter ki sen gitme.
KUYU @ 10-10-2006 12:01
Hayatınızda hiç kuyunuz oldu mu? diye soruyordu beni hiç mektupsuz bırakmayan bir sevgili okurum geçenlerde... O'nun olmuş; "Hayatımın büyük bölümünü kaplayan bir kuyu hem de... Kimbilir kaç dolunayda gittim, ses verdim, yıldızlar attım, kahkahalar savurdum, gözyaşı döktüm kuyuma" diyordu. Sonra bir gün terk etmiş kuyusunu... Umutlarla kapatmış üzerini... Gömmüş yalnızlığını... * * * Hepimizin bir kuyusu var elbet... En derine gömdüğümüz kaygılarımızı, ihtiraslarımızı, tutkularımızı saklayan, en mahrem sohbetlerimizi paylaştığımız, en cesur itiraflarımızı haykırdığımız bir kuyu, utandığımız anılarımızın yatağı... Endişelerimizin barınağı... Hepimiz düşer çıkarız bu kuyulara... Lakin sonunda kimimiz kuyumuzu kapatır gömeriz; kuyuya kapanıp gömülür kimimiz... ODTÜ Felsefe Bölümü'nden Prof. Dr. Ahmet İnam, "Doğu Batı" dergisinde ruhumuzun kuyularında bir hafriyata girişiyor: "Zaman zaman düşeriz kaygı çukuruna" diyor, "İçimiz yanar, yüreğimiz burkulur, rahatımız kaçar, huzurumuz uçar gider. Ama çukura çakılıp kalmayız. Çukurun devamlı sakinlerinden olmayız. Çukur bir tünele dönüşür, umut ışığı yanar, çıkar gideriz." Bir de "çukura düşücüler"den söz ediyor Prof. İnam: "Çukur onların yolları üzerindedir hep... Çukurdan çıktıklarında kendilerini yaşam karşısında savunmasız hissederler. Kaygılarıyla bir koza gibi örmüşlerdir ruhlarını... Kaygıdan kurtulmak için kaygıya dönmek zorundadırlar." İlk kategoridekiler, kaygılarını bir enerjiye dönüştürüp yaşama tutunmak için kullanılarlar. İkinciler ise sallanıp dururlar bir boşlukta... "Ne kuyudan çıkış isteği, ne de kuyunun karanlığına çare bulma kaygısı taşırlar." Kaygı kuyusunun çekim gücüne bedenemizden ve duygularımızdan örnekler veriyor İnam: "Çukur düşücü", bir yeri ağrısa "Ya kansersem" diye tutturur. Bu soru işaretinin çengeline asılıp çukurun girdabına sürüklenir. Bedeni ağrımayacak olsa da ağrımaya başlar zamanla... Kaygı, hapseder vücudunu... "Ya yalansa dedikleri?.." sorusuna takılır kalır... "Ya aldatıyorsa beni?.." diye kuyuyu kendine dar eder. Gizliden gizliye suçluluk hisseder. Pişman olur, kendinden tiksinir. Hep eksik, hep yanlış, hep bir şeyleri kaçırıyor olmanın ağır yüküyle sarıldıkça hayatın ipine, hepten çöken kuyunun dibine... "Kaygı çukuruna düşmüş bu insanları yönetmek bir iktidar için ne kolaydır" diyor İnam... Bir de tersinden soruyor: "Yoksa bu türev kaygıları yaşayanlar asi olup, teröre mi başvururlar? * * * Bilmem farkında mısınız, son yıllarda "kendini yakan" insanların alevi sardı ortalığı... Pek alışık olmadığımız türde bir öfke ve intihar türü bu... Bir gün kendini liderine feda etmiş bir kadının bedeni ateş alıyor, bir başka gün gecekonduda bir dul, evlilik hayalleri yıkıldı diye tutuşturuyor derisini... Ertesi gün kızgın bir adam, karakol kapısında küfür yedi diye ateşe atlıyor. Benzini boca edip çalıyorlar kibriti kendi bedenlerine... Saçlarının alevi, giderek küçülen bir ateş topu gibi süzülerek dalıyor kuyunun derinliklerine... Kaygılandırmıyor bizi onların kaygısı... Ateşleri yakmıyor tenimizi... Kuyulardan delik deşik olmuş bir yolda düşe kalka yürür gibi yaşıyoruz hayatı... Çukur çukur olmuş bir kalple... İki ucu var tepkilerimizin. Kimimiz bir endişe kuyusuna dalıyoruz, kimimiz daha derin bir "aldırmazlık kuyusu"nun girdabına... Ya siniyoruz kuşkudan ya da umursamıyoruz bile... Artık hiçbir "şok haber" şok etmiyor bizi... Alışkanlık, kemiriyor benliğimizi... Her hafta yeni bir "düşman" boy gösteriyor ekranlarımızda... Sıkılıyoruz ertesi hafta yenisini görmedik mi... yanık ten kokusuna bile alışıyor burnumuz... * * * Peki "kuyudakiler" için ne yapmalı? "'Dert etme' demek yanlıştır. Çünkü kaygı, bir yaşama sorumluluğudur aynı zamanda. Dünyayı umursamaktır" diyor Prof. İnam... "En iyisi bir ayna vermek onlara" diye ekliyor: "Çünkü çukura düşücülerin kendileriyle yüz yüze ilişkiye gereksinimleri vardır. Ruh, çukura düşmüş, orada çukurun dışını, insanları, evreni unutmuştur. Çukurda kendi dünyasının çamuruna batmıştır. Dünyası küçülmüş, yaşama enerjisi boşa akmaya başlamıştır. Onlara kendi içlerindeki sesi dinlemelerini söyleyin." * * * Bu akşam haberleri izlerken yanan bir beden görürseniz, doğruca gidip aynaya bakın.. Kuyunuzdan çıkarın başınızı ve dikkatlice bakın: Umursarsanız onu, sizin de yüzünüz yanar, kızarırsa gördüklerinizden, burnunuz düşerse ten kokusundan, o alevin harı, umut ışığınız olabilir. Kuyu, bir tünele dönüşür o zaman, yalnızlığınızı gömer, yaşamın ipine tutunur, çıkar gidersiniz CAN DÜNDAR'IN 2.10.2006 tarihli yazısı
HİSSEDİYORUM @ 09-10-2006 17:53
Akşam yağıyor üzerime, hissediyorum. İçimdeki bu yavaş yavaş çöken karanlık hissi bundan olsa gerek. Onu sessizce karşılıyorum bir köşe başında. İliklerime kadar akşam doluyorum. Bir kenarımda ay halesinin varlığını seziyorum hatta. Hatta yıldızlar parıldıyor her bucağımda. Gözümü alıyorlar.
Kalbini mi kırdım affedersin @ 08-10-2006 20:18
Efenim sözü uzatmadan direk girim konuya Ben bu Demet hatuna pek bi bayılırım.. Allah 'ım şarkı öyle güzel ki coşuyorum dinledikçe. Birde arkadaş sözleri değiştirip kendine göre yazınca pek bir hoşuma gider oldu "Affedersin kolunu mu kırdım diyor :)))üfsss sanırsam canım sıkkın neden yazdım ben şimdi bunu banane istediği gibi şarkıyı söylesin hem ben sevmem ki demeti:S öfss pazarrr bugün pazarr canım sıkıldı evde havada kapalı pc kopat oldum evde aynı zamanda deliiii kaçırdım aklımı arıorum nerde bulsam çıkıp gezicem yokki :D
Kaçıncı Mektup @ 07-10-2006 19:58
Yine bir kış sabahıydı
Sevgiyle Kal ... @ 07-10-2006 18:42
Sebebi belirsiz bir can sıkıntısı çekiyor düşüncelerim, Apaçık ortada herşey oysa... Yalanlar duyup gerçeği unutmaktan, Sahte yüzlere kanıp iyiliği ararken, Nasıl olur da tek bir söz söyleyemem... Sessizlik ömrümün en vazgeçilmezi... Susturmasın düşündüklerim, Konuşmak istiyorum... Kimsin sen nesin? Bana bir yol gösterdin, Elimi tutup adım attın benimle, Yarısı bile değildi yolun çekip gittin... Sana kızmadım sanma, Evet hiç birşey demedim, Sen bunun gönül rahatlığıyla gittin! Bana kavgalarım kaldı, Senden sonra ki bana düşmanlığım kaldı... Yıkıldım, O yolu tek yürüdüm ben... Gözyaşı nedir ki, Ben yüreğimi kanattım! Ağlamadım ağladığımı hiç görmedin, Bilemedin ki yüreğimde kopan fırtınaları, Göremedin ki ne bastırsam dinmeyen yüreğimde ki kanamayı! Çok yıprandım, Düşüncelerim gecelerce gitmedi yanımdan, Uyuyamadım.... Gece ve gündüz diye bir kavram yoktu o zamanlar, Ben gündüzüde gece geceyide aynı yaşadım.. Güneş mi doğmuş ne zaman nerde! Güneş yeryüzüne ışık mı vermiş ne zaman nerde! Karanlık ıssız ve yalnızdım! Aşkın büktüğümü boynumu sana eğmedim ben, Gurursa gurur evet, Sana yıkıldığım anda ki o zevki yaşattırmazdım, yaşattırmadım... O yüzden bilemedin senden sonra ki halimi. Bir kaç fotoğraf geçti eline, Gülüyorum sandın... Sen bırakıp gitmesini iyi bilirsin bende gülerken ağlamasını! Sonra sonra.. Yok sonrası bitmeliydin biticektin ve bittin! Şimdi karşımda ki kim, Ve neler söylüyor bana... Sen misin pişmanlığı ağzına alan, Sen misin bana ihtiyacı olduğunu sayıklayan... İzin verir misin gitmem gerekiyor, Daha çok yolum var, Sensiz..."Ben aştım seni..." "Yinede kırmayacğım kalbini," Sevgiyle kal...
Bir Bilsen Ben Ne Haldeyim @ 06-10-2006 17:27
Uzun uzadıya bir şeyler anlatmayı öyle çok özlemişim ki. İçimi dökmeyi. Yazarak değil ama. Yazmamalı, uzandığım yerden konuşmalıyım. Hissetmeliyim bakışıyla beni "dinlediğini". Ne zamandır erişemediğim bu keyfe bir kaç telefon görüşmesi neticesinde az da olsa erişebildim. İçimi ısıtıp ısıtıp önüme koydular benim, ama hiç tepki göstermedim buna. Sevindim de uzun bir aradan sonra yeniden "o sıcaklığı" hissetmiş olmama. Anlatacak olduklarımı dinlemedi kimse benim çoğu zaman. Kimi zaman da ben hep geriye attım "anlatma zamanı" nı. Bekleyeyim, düzelir herşey dedim. Olmadı. Elime yüzüme bulaştı hepsi. Sonra ben pek bir şey yapmamayı seçtim. "Mola" vereyim istedim. Sonra yeniden konuşayım dedim, yanımda kimselere olmadı bu kez.. Ben hangi kulakların ağzıyım?
Sessiz Geliyor (: @ 06-10-2006 05:29
Evet evet... Yeni tasarım süpeyy :))
Neresinden Tutup Da Düzeleyim ? @ 05-10-2006 01:48
Saatler önce uykusuzluktan bitap düşmüş bir şekilde, yenilen yemeğin ardından koltuğa gömüldüğümde aklımdan geçen tek şey uyumak idi. Üzerimde ağırlık yapan battaniyeden bir an evvel kurtulmalı ve uyumalıydım. Sürekli olarak devam etmeliydi bu uyuma hali. Gözlerimi araladığımda televizyondan gelen ATV nin cikkiidi ciiik ciik sesi ile haber verdiği Avrupa Yakası nın başlama cıngılıydı. Evetti. Tabiri caiz ise "nah" uyursundu Merush Hanım. Uyumadım. Uyumamakla kalmayıp kahkahalar savurdum. Duvarlarda yankılandı sesim, diğer bina sakinleri dilekçe bile verdiler savcılığa gürültümden. Ama ama ama çok komikti! Çok güldüm ben kendi kendime. Üzerime çay döktüm, kanepeden düşme girişimlerim oldu. Ama ölmedim, güldüm ben, çok güldüm ben. Kahkahkah güldüm ben. Ama bitti. Avrupa Yakası bitti,sakinleştim, yavaşladı hareketlerim, uykum geldi, sinirim depreşti, ellerim gerginleşti, çattttttt diye çatlamak üzereyim şimdi!
Nokta Hanım @ 03-10-2006 14:21
Öyle durup düşündü bir süre, duruşma çıkışı, Sabri Serin'e söylediği bir söz geldi usuna, birkaç dakika süresince gözlerini tavana dikip sustu öyle, sonra gülümsemeye başladı, Niyorklu'nun sağ elini avcuna alıp sıktı, sonra, bir giz verircesine, "Pek de emin değilim ya bu işin bir çözümü var gibi", diye fısıldadı. "O çözüm ne peki?" Can Tezcan önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşunu, yirmi beş yıl önceki gönül ilişkisi konusundaki soruları yanıtlayışını, sonra da Sabri Serin'e "Özel yargı Mevlüt Doğan döneminin yargısından daha kötü olmaz", deyişini anımsadı, daha da yaklaştı Niyorklu'ya, dudaklarını nerdeyse kulağına yapıştırdı. "Yargının özelleştirilmesi", dedi: "her şey gibi yargının da toptan ve tam anlamıyla özel kesime geçmesi, yani senin gibi bir büyük patrona satılması." Belki birkaç gün önce Resimli Gündem'de okuduğu gülmece yazısından, belki Niyorklu'nun az önce söylediği sözden, belki de Sabri Serin'e öfkeyle fısıldadığı tümceden, ama her şeyden önce Varol Korkmaz'ın sanık sandalyesinde oturuşundan ve yargıcın sorularını yanıtlayışından esinlenmişti; ne olursa olsun, ilk kez ağzına almıyordu bu konuyu: daha gencecik bir avukat olduğu ve sol düşünceden hiç mi hiç ödün vermediği yıllarda, kanlı bıçaklı oldukları zaman bile hep birbirlerine benzeyen ülke yöneticilerinin usa gelebilecek her şeyi pazara çıkarmaları, özellikle de nice serüvenler yaşadığı İstanbul Üniversitesi'ni eski bir kaçakçıya satmaları karşısında, kimi zaman gülerek, kimi zaman içi burkularak "Gün gelecek, bu herifler yargıyı da özelleştirecek!" dediği çok olmuştu. Başka çıkışlarını da anımsıyordu Can Tezcan: oldukça yakın bir geçmişte, ama bu kez hiç içi sızlamadan, alaylı bir biçimde, dağların, taşların bile özelleştirildiği bir dönemde, en azından yönetimin kendi kendisiyle tutarlı olabilmesi için yargının da özelleştirilmesi gerektiğini kesinliyor, bir karşı çıkan olunca da "Kardeşim, her şey özelleştirilmiş bu memlekette, yargı neden özelleştirilmesin ki?" diyordu. "Neden yargı, hatta polis örgütü, hatta ordu, hatta bakanlıklar da özelleştirilmesin ki? Ülkenin tüm kaynaklarını adamlarına dağıtırken, yargıyı unuttular anlaşılan, ya da fazla önemsiz buldular. Ama göreceksiniz yakında, ona da sıra gelecek." Dinleyenler gülüyordu bu öngörüye, kendisi de gülüyordu. Karşı çıkanlar oldu mu tartışmayı yapay bir biçimde uzatıyor, ülkeyi gerçekte patronlar yönettiğine ve özel yargı yöntemleri her geçen gün biraz daha ağır basmaya başladığına göre, böyle bir özelleştirmenin, herhangi bir aksaklığa yol açmak şöyle dursun, patronlarımızın sorunlarını çok daha kolay çözeceğini söyleyerek kahkahayı koyveriyor, gençlik yıllarının coşkulu havasını yeniden bulduğu bu ayrıcalıklı dakikalarda, daha bir içten, hatta daha bir mantıklı olduğunu, daha tutarlı çözümlemeler yaptığını düşünerek içlendiği bile oluyordu. Ama bu kez, hafiften alaylı bir biçimde bile olsa, yargının özelleştirilmesini ilk kez belli sorunların çözüme kavuşturulması yolunda bir araç olarak düşünmekteydi. Ne olursa olsun, Temel Diker'in "İyi de böyle bir şey nasıl olabilir ki?" diye sorması üzerine, biraz ileri gittiğini ayrımsadı. "Nasıl mı? Nasıl mı?" diye yineledi birkaç kez, gözlerini tavanda bir noktaya dikip düşünmeye başladı. En sonunda, konuğuna dönüp de "Özelleştirilmedik ne kaldı ki, dostum? Şimdi polisler, subaylar bile patronların okullarında yetiştiriliyor. Yargı neden patronlarımızın güçlü ellerine bırakılmasın ki?" dediği zaman, aradan en az on dakika geçmişti; üstelik, verdiği yanıt kendisine yöneltilen sorunun tam karşılığı da değildi. Temel Diker'in tepkisi de açıklıkla ortaya koydu bunu: önce büyük bir coşkuyla "Evet, öyle ya, yargı neden patronlara bırakılmasın ki?" diye onayladı, hemen arkasından da "İyi de bu işin bana ne yararı olacak?" diye sordu. "Bu evi o herifin elinden almamı sağlayacak mı?" Can Tezcan bu kez hiç duralamadı. "Bir düşünsene, dostum, şöyle bir düşünsene", dedi: "yargıyı sen satın almışsın, tepesine de beni oturtmuşsun: karşımızda kim durabilir o zaman?" Böyle bir olasılığı düşünmek bile Temel Diker'in başını döndürdü. "Evet, evet, evet", diye onayladı. "Evet, o zaman... o zaman hiç kimse duramaz karşımızda!" Bedenindeki tüm yağlar kasa dönüşmüşçesine toparlanıp dikleşiverdi koltuğunda, ama, hemen arkasından, kuşku kafasını bir kez daha karıştırdı, "İyi, güzel de buna bizim gücümüz yeter mi?" diye sordu. Can Tezcan duralamadı bile. "Neden yetmesin? Yeter de artar bile. Bu arada bizim Varol'u da kurtarırız, yağdan kıl çeker gibi çekip alırız ellerinden", dedi. Gözleri boşlukta, öyle dalıp gitti gene. Temel Diker "Varol da kim?" diye sorunca da yüzünü buruşturdu. "Varol da kim mi dedin?" diye mırıldandı, "Varol benim en eski, en yakın iki arkadaşımdan biri, tam on dokuz buçuk aydır içeride, suçunun ne olduğunu bile bilmeden gün sayıyor". "Ha, anladım, şu Varol bey", dedi Temel Diker. "Tamam, onu da kurtarırız bu arada. Hele herifler bir 'He!' desinler de. Ama derler mi gerçekten?" Temel Diker'in "Onu da" demesi Can Tezcan'ı biraz sinirlendirdi: adam en eski ve en yakın arkadaşına bir ayrıntı gibi bakıyordu. "Tam on dokuz buçuk aydır denemediğim yol kalmadı, ama tüm çabalarım boşa gitti. Herifler yargıçlarını iyi seçmişler, bir adım bile gerilemiyorlar", dedi. Temel Diker işitmedi sanki. "He derler mi gerçekten?" diye üsteledi. Can Tezcan konuşmayı daha bir bilenmiş olarak sürdürdü o zaman. "Herifler bunca zamandır en büyük kuruluşları, en yaşamsal yer altı kaynaklarını bile yerli, yabancı demeden, yok pahasına sattılar, hem de bunu bir övünç konusu yaptılar", dedi. "Sıra yargının kırık iskemlelerine, topal masalarına, on yıl öncesinden kalma bilgisayarlarına gelince cimrilikleri mi tutacak?" "Yani çok paradan çıkmayacağız mı diyorsun?" "Bundan hiç kuşkun olmasın: ben diyeyim bir gökdelen fiyatı, sen de iki." "O zaman bu işi olmuş bil", dedi Temel Diker, sonra, iş şimdiden kotarılmışçasına, yargı kendi ellerine geçip de önü açılınca neler yapacağını anlatmaya girişti: bundan böyle tarihti, coğrafyaydı, sanattı, çevreydi, hiçbir gerekçe karşısında duralaması söz konusu olmayacağına göre, İstanbul'u kısa sürede bir ikinci New York yapması iyice kolaylaşacaktı. "Bilemedin, on yılda çıkarım bu işin içinden", diye noktaladı düşünü. Can Tezcan, pek de inanmadan, ama mutlulukla dinliyordu. "Ya şu senin Özgürlük Anıtı?" diye sordu. "Özgürlük Anıtı ne olacak?" "Özgürlük Anıtı mı? Özgürlük Anıtı benim için çocuk oyuncağı. Yeter ki izin çıksın", dedi Temel Diker. "Bilirsin, New York limanının girişinde Özgürlük Anıtı yıllar süren çalışmalardan sonra, 1886'da tamamlanmıştı; o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular aktı, bilim ve teknik öyle ilerledi ki bildiğin gibi değil, ben Sarayburnu'na o heriflerinkinden üç dört kat daha büyük bir Özgürlük Anıtı dikeceğim, hem de çok kısa bir sürede, ama onların Özgürlük Anıtı'nı diken mimar..." "Heykeltıraş!" "Evet, heykeltıraş... Heykeltıraş, şu Bartholdi dedikleri uşak... bugün tekniğin nerelere geldiğini görse, dudakları uçuklardı herhalde", dedi Temel Diker, sonra tuhaf bir gülümseme yayıldı yüzüne, "ama sıkı herifmiş", diye sürdürdü: "kadına, hani şu meşaleyi tutana, kendi anasının yüzünü vermiş, ben de benimkine Nokta hanımın yüzünü vereceğim." "Nokta hanım kim?" "Nokta hanım benim anam." * Tahsin Yücel'in 11 Ekim'de çıkacak olan Gökdelen adlı romanından bir bölüm. Kitap Can Yayınları tarafından yayımlanacak Kaynak: RADİKAL-çevrimiçi
Ekim (!) @ 02-10-2006 15:45
'Uzun zamandır bu saatte birşeyler yazmıyorum' diyerek başlanır mı bir yazıya ? Takvimler Ekim ayının geldiğini gösteriyor..Dışarıdaki hava ise hiç Ekim ayı havası yok. Hala yazdan kalma güneş,insanların üstlerinde yazlık giyecekler,ağaçlar ise hala yeşil.. Oysa gerçek Ekim ayı böyle değildir. Yağmurlarla başlar ilk günler..Sert rüzgarlar eser ağaçlardaki yaprakları dökmek için.. Üşütür insanı..'Artık iyi giyinmeniz lazım' der.. Sokaklarda sarı sarı yapraklar görmek istiyorum ben. Öyle bir soğuk olacak ki sabahları,yatağımdan kalkmak istemeyeceğim.. Bir an önce geçsin şu günler.. Eski Ekimlerin sadece havasını özledim.. Fakat senin varlığını çok özledim.. //Özledim teninin kokusunu özledim..
İsimsiz Korkular @ 02-10-2006 14:54
Her sabah olduğu gibi oturdum koltuğuma, her sabah olduğu gibi değildi sanki bu sabah. Bir huzur vardı , içimde anlamsız korkular vardı, tarifi mümkün olmayan aşklar vardı bu sabahımda. Oturdum yerime elimde gazetem ile (hain bakkalım Ramazan münasebetiyle geç açmakta, dolayısıla Radikal yerine Vatan aldım içinde başka işe yarar gazete bulunmayan diğer bakkaldan) Çay içmedim elbetteki bu sabah yine Ramazan münasebetiyle. Gazeteyi okumaya fırsat bulamazken -ki daha değerli bir kaç kelam isterken canım- gelen angarya işlere göz attım. Değerli olan kelamlar beni havalara uçurdu, kalp ağrım dindi, günlerdir akla hayale sığamayacak korkularım bir çantaya tıkıştı. Kapı önünde bekliyorlar şimdilerde. Her sabah gibi olmayan bir her sabah gibi sabaha günaydım dedim ben. Hem içimden, hem dışımdan. Aydın ol dedim, güne, geleceğe.. Radikalin internet sayfasında bugun günün sözü olarak "Yalnızlık" tek kelime. Söylenişi ne kadar kolay! Oysa taşınması o kadar zordur ki... Goethe " var.. Günlerdir yalnızlığa ışık tutuyorum ben, günlerdir içimden hep içi yalnızlık dolu cümleler geçiyor. İsmini koyamadığım korkuların hepsi onun altına sığınıp hayale dalıyorlar. Dolu dolu bir sabah, korkuyla dolu bir sabah. Geleceğe olan inançla dolu bir sabah. "güzel günler olsun" temalı bir sabah.. Benim biraz başım dönük. Hava soğuk. Kış hissettirken kendini bir yerde sıcacık bir bedenin seni beklediğini bilmek güzel. Gece olsa da girsem koynuna. yalnızlığıma, ya da kalabalıklığıma. Hepsini bir yana geç, günlerdir benden uzağa giden huzuruma. İyi bir hafta/ay olarak başladı yine öyle bitsin. İleriyi görme kabiliyetim köreldi, ismini koyamadığım korkular ay sonuna kadar bu huzur devam eder diyemiyor maalesef. İçimden yalnızca iyi bitsin bu hafta demek geliyor. Hepsi sırayla... Gün.. Hafta.. Ay.. //Çölün ikliminde sular seller gibi sevdim seni.
Düşünüyorum Senden Sonrasını ... @ 30-09-2006 02:46
Düşünüyorum aslında senden sonrasını
Belki Zamanla Teker Teker Silinirler Aklımdan @ 29-09-2006 14:35
Çok uzun zaman değildi oysa, aynadaki yüzlere gülümsemeden geçen gün sayısı artmamıştı henüz. Işıl ışıl dans ediyordu yıldızlar gökte. Sıkıntılar birer birer belirmeye başlamamıştı henüz, tüm hayatı alt üst edecek güçleri yoktu. Günler bir birinin aynısı olarak ilerliyordu, ne artı ne eksi idi hissiyatlar. Bir kabulleniş vardı, yalnızlığa selam olsundu. Göz kırpardık geceleri yalnızlığımıza. Sonra sen geldin. Şarkıdaki gibi ; "Leyla yeniden can buldu bak sayende.." Sonra dünya değişti, adımlar sıklaştı, gülücükler anlam buldu, yaralar açıldı belki, ama ruhsuzluktan iyiydi. Kalbimin aynası olduğuna tanık oldukça her geçen gün yeniden hayat buldu "Leyla". Yeniden anlam buldu hep o kurguyla döşenmiş yazılar. İçinde özlem geçen, içinde sevda geçen her satıra tek tek ismini yazdırdın alnıma kondurduğun öpücükle. Değişmedin kalbimde. Mucizemdin. Sonuna geldi sonra verdiğin "kum saati". Gidişler, gitmeye hevesler başladı. Özlemler değişti. Kokusuna hasret uyunan geceler yerini sesine bile özleme bıraktı. Daha çok türkü dinlendi o gecelerde, daha çok gözyaşı serildi gittiğin yollara. Kalbime söz geçiremedim. Durduramadım gözyaşımı. Gücümü yerle bir etti yokluğun. Başa döndüğümüzü kabul ettik "yalnızlığımla". Ayna şekil buldu yüzümde, ne artı ne ekside olan günlere hasret kaldık. Yalnızlığım ve ben.. İkimiz de biliyorduk bu seferkinin o çok eskide kalan huzurlu yalnızlık olmadığını. İkimiz de görüyorduk ortada bir "ikilik" varsa onun sen ve ben olmadığımızı.. Yalnızlık kaleme sardırır, yokluğunda çok yazarım, sen bilmezsin. "kurgu" zannedersin hepsini. Senden önce olduğu gibi.. "Verdiğin söz hükümsüz Geçmedi gönül senden Ettiğim aha inanma Sana hiçbir kötülük gelmez benden"
Vazgecerek sev beni @ 29-09-2006 05:39
En azindan bir 10 yil oldu, seni kendimden sogutmaya calisali. Geceleri anlatilan masallara inanmayi korku dolu hikayelere tercih ederek ve urpererek uyuyali, en mutlu animda bile icimdeki yaranin acisini yasayali, en az bir 10 yil oldu. Nadir anlarda nerden peydah oldugu belirsiz ictenlikleri yok sayali, sarhosken gozlerimi siki siki kapayip korkunc girdaplara, hastalikli bir korkuyla dalali, her karsima cikandan once hesap sorali, karsima daha cikmamislardan hic tukenmeyen bir umutla medet umali cok uzun zaman oldu, sen bilmezsin bunlari. Ve simdi tam vazgecmisken, tam o urkek, derin bakan, cekingen gulen, aci ceken kucuk kiza 'al misketlerini ver misketlerimi' demisken, yeniden ictenliklere inanmayi haketmisken ve bunlari senin icin basarmisken sogutuyorsun beni tum cesur, gozukara, inadina nanik ceken aciya ve sabirsiz hamlelerden. Ve belki de bu yuzden vazgectim, bu yuzden, sirf ruhum ruhuna bakip tamamdir dedigi icin, "o bir korkak!" diye kukredigi ve gereksiz cabalamalari, yine cikmaz sokaklari, yine o kucuk kizin misketleri ve yine anlamsizliklari kehanet ettigi icin seni sectim. Sen bilmezsin, tastamam bir 10 yil oldu kacmaya baslayali... 'Neden, nicin' diye sorma; seni, beni, hepimizi dunyaya getirenlere bak, gercekten bak, gorerek bak, gozlerinde yarim kalmisliklarini gorup sozlerinde eksiklik korkularini duyarak bak, icinde kendini onlarla bir hissederek bak, sonra sorma bana... Kac yil oldu sen beni kendinden sogutmaya calisali? Ayaginda demir gulleler ve sirtinda tozlu komur yuku dolu asir yasinda bir kufe, senin, benim, hepimizin ve onlarin soylarinin yukuyle, insan olmanin yukuyle bazen de, beni sevmeye mi geldin sen? Hic birimiz olamadik o kadar cesur, o kadar kahraman. Olamadik o kadar inancli Tanri'ya ve biryerlerdeki saf arinmis, gururlu ve magrur ve fakat olumune sefkat dolu, herseyine ask dolu insanlarin varligina. Hayir olmayacak, kanatlanip ucamayacagiz, yukleri sirtimizdan guzel gozlu ve hircin bir safkan gibi firlatip atamayacagiz tek bir hamlede, bunu yasayan hic bir varlik icin yapamayacagiz. Birgun birine bakacagiz ve onun icin, onun yakininda kalabilmek, gozlerine bakabilmek, utanmadan sevebilmek, ruhunu unutmadan tenine dokunabilmek, yani onun hayatinin bir parcasi olabilmek icin en zorunu basaracagiz. Vazgecmeyi basarabilir misin? Benim olmak icin, hayali guzel olani hayal olarak birakmayi artik kabul edebilir misin? Ve ben simdi sana diyorum ki: Korkularinla sev beni; gunun birinde bir bakmissin, korkmamayi ogrenmissin. Bencilliginle sev beni; ben de zaten ilelebet bencilim. Acilarinla sev beni; sev ki tedavi edeyim. Yasadigin ve yasamaktan korktugun ne varsa, hepsiyle sev beni, ben de zaten seni oyle sevebilirim... Vazgectigim o anda siki sikiya sarilmaktan yaralara, onlarin asla kapanmayacagini kabullendiren sensin. Beni fethetmeye geldin, vazgeciren olabildin. Seni vazgeciren olabilirsem, ne mutlu bana...
koş ve uzan @ 28-09-2006 04:36
neden yazı yazmak gelmiyor içimden uzun zamandır bilmiyorum.. ama sadece burda olmak bile güzel ..aslında bişeylerde okumuyorum yalan değil . farkında olmadan kendimi normal hayata adepte ediyorum sanırım . belkide uzun zaman oldu günaşli bir günde çimenlere uzanmıyalı.. yarın sabah ilk iş koşulacak ve ardından çimenlere uzanılacak .. belkide gökyüzünden bir melek kopup gelir onu beklerıim bakarken günışığındaki yıldızlara ...
Başlık Yazmayı Bile Unutmuşum @ 25-09-2006 02:55
Yazı Ekle butonuna günlerdir çalışmıyor muamelesi yaptığımın farkındayım sayın pek değerli meruşkomcuğum. Ancak bu tamamiyle kendime "merush bak kızım eski yazıların yanda görücüye çıkıyor, bak geçmiş zamana ne alengirli cümlelerin varmış, şimdilerde ne o öyle saçmalayabiliten doruklarda.. o halde hiç yazma kızım sen, otur öyle" dediğimden mütevellit. Bunda son derece haklıyım ben. Bu yaşıma kadarki deneyimlerimin gördüğüm geçirdiğim herşey de bu haklılığımı kanıtlıyor. Ben ki edebiyat dünyası ile haşır neşir bir kimseyim. Doğaldır kendimi beğenmiyor oluşum. Beğenmemekten kastım çok fazla doğala yönelmiş olmam. Kahvehane ağzı kimi zaman, kimi zaman da çenesi düşük koca karı kıvamı. Hayır sevmedim. Sonra baktım olmuyo yine yazmadan. Hadi blogda saçmalıyorum, arada güncük yazıyorum, arada bir de ahkam kesiyorum orda burda, ama yok. meruşkomumun tadı yok diyorum. Aferin iyi ediyorum. Günlerim aslında o derece yoğunlukra geçmiyor. Halletmem gereken tonlarca kafa ağrısı da yok. Bir kaç parça şeyi yerli yerine oturtuğumda herşey güzel devam edecek eminim ki. Ben sanırım bu aralar "aklımın iplerini saldım".o sebeple sanıyorum ki tüm bu yaptıklarım. Herşeyi yerli yerine oturtmalı. Okunacak kitaplar okunmalı. Sonra görüşmeli. Evet.
Ramazan Ayı, Biz ve Ötekiler @ 24-09-2006 18:00
Bugün Ramazan ayının ilk günü. Dünya üzerinde Milyonlarca Müslüman için çok güzel ve özlenmiş bir gün. Böylesi güzel günlerde Müslümanlar Allah'a daha fazala yaklaştıklarını hissedip, manen en yüksek seviyeye ulaşırlar. Yüzlerde gülücükler açar, insanlar birbirlerini ziyaret eder, beraber teravih namazlarına gidilir, evden eve yemekler dağıtlır, fakirler için iftar çadırları kurulur. Kısacası Müslümanlar bu ay içerisinde daha bir farklı olur. Bu günün Hristiyanlar açısından nasıl değerlendirildiğini ve nasıl, hangi gözle bakıldığını bilmiyorum ama ABD ve yandaşlarının Müslüman Irak'a Ramazan ayı içinde kutsal gün dinlemeden, iftarda sofralara füzeler, sahurda da çay bardaklarına mermiler yağdırdığını unutmadım hiçbir zaman. Hepinizin Ramazan ayını kutluyor bomba, kan ve gözyaşının olmadığı; sofralarda iftar topunun sesinin heyecanla ve sabırsızlıkla patlamasının beklendiği günler diliyorum.
Saygıdeğer Gazilere Saygısızlık @ 21-09-2006 01:45
Dün Gaziler Haftası'ydı. Bu günü kutlamak için çeşitli konuşamalar ve gösteriler düzenlenmişti. Ancak dikkatimi çeken üzücü bir olay vardı dün. Bilirsiniz böyle günlerde esnaf, dükkanlarının camlarına bayrak takar. Dün de öyle oldu, ama nasıl? Ben, ilçenin küçük bir kıraathanesinde oturmuş birini beklerken bir zabıta memuru geldi ve kıraathane sahibine: "Çabuk bayrağını tak! Bak hala takmamışsın!" Kıraathane sahibi: "Neden, ne oldu ki." Zabıta: "Gaziler Haftası da ondan." Bu durumda adam istemeye istemeye bağrağı taktı. Ardından da küfretti. Ben eskiden esnafın bu tür günlerde bağrağımızı isteyerek ve gurur duyarak taktığını sanırdım, ama öyle değilmiş. Zorla takılıyormuş. Bu durum har esnaf için geçerli değil tabiki. Bu, işin bir boyutu. İşin diğer boyutu ise daha vahim: Şu anda o kıraathanede oturup çay içebiliyorlarsa o insanlar, bunu savaşlarda mermi yakan, gerektiğinde şehit düşen veya gazi olan o saygıdeğer insanlara borçlular. Bu kadar mı vurdumduymaz oldu bu millet. ***NOT***: Gazi denince akla ilk olarak dedeler geliyor. Oysa o günün şartlarında cepheye kucağında yeni doğmuş bebekleriyle mermi, gülle, yiyecek taşıyan NİNELERİMİZ de vardı. Gazinin erkeği kadını olmaz. Bir yastığa baş koymuşcasına çalışan bu milletin KADINIYLA erkeğiyle tüm gazilerine hakettikleri değeri verelim. Saygılar... _________________ ZAMANIN DEĞERİNİ EN İYİ KİM BİLİR? Bir yılın değerini anlamak için Final sınavını geçememiş bir öğrenciye sor. Bir ayın değerini anlamak için Erken doğum yapmış bir anneye sor. Bir haftanın değerini anlamak için Haftalık bir gazetenin editörüne sor. Bir saatin değerini anlamak için Buluşmak için bekleyen aşıklara sor. Bir dakikanın değerini anlamak için Treni, otobüsü ya da uçağı kaçıran birine sor. Bir saniyenin değerini anlamak için Bir kazadan sağ çıkan birine sor. Bir milisaniyenin değerini anlamak için Olimpiyatlarda gümüş madalya kazanmış birine sor...
Sıkı Sıkı Tut, Bırakma @ 20-09-2006 14:12
Çok zor yıkılmış duvarları. Yıkıldığı için mutluymuş ama. Kalbinin derinindeki hisler her geçen gün mutlu etmiş onu. Dün gece gözlerindeki sevinç yoktu sanki. Karanlıklar içindeki toz pembe masalını anlatmadı bana dün gece. Dinlemedi de beni. Ben de kenarda bekledim. Sustum. Anlatmasını istedim , yapmadı. Ne kadar umutluydu oysa. Sabahtan beri çalan şarkıda bir teyze "Bu sabah uyandım.. yeniden başladım" dedikçe ağladı. Başlayacak bir hayat var mıydı ki ? Peki benim geleceğim ? Düşünen oldu mu hiç beni.. Sanmıyorum. Şimdilerde ismim Yağmur'a eş değer tutulmuş. Benim olmadığım bir yerde, yağmur altında.
Bir soru @ 20-09-2006 12:27
Sen yanlizligina inat butun bir geceyi, sevgilinin dusuyle gecirebilir misin? Gelmeyecegini bile bile sanki her an kapidan girecekmis gibi gozunu kirpmadan sabaha kadar bekleyebilir misin? Bugune kadar ne yasadiysan yasadin. Bunlarin hepsinden siyrilip, ozunu asla kaybetmeden yeni bir kimlikle baska dunyalar kurup yeni hayatini mutlu kilmak icin ugrasabilir misin? Yagmurun altinda aklinda sevgilin , dudaginda onu anlatan bir sarkiyla mirildanarak saatlerce yuruyebilirmisin? Oysa herkes kacmaktadir yagmurdan . Seni islatanin aslinda yagmur degil ask oldugunu anlayabilirmisin? Yuregini cesurca acip, bazen aglamayi, bazen umitsizce beklemeyi, bazen ofkelenmeyi ve herkesin huzurlu olarak niteledigi sakin, beklentisiz ve suprizlere kapali hayatini terk etmeyi goze alabilirmisin? Nefes almani zorlastiran, yureginin yerinden firlayacakmis gibi carpmasina neden olan, hos ama zaman zaman da sikinti verici o heyecani, saklamaya yada azaltmaya calismadan her zaman tasiyabilirmisin? Ozlemin; kucucuk bir kordan, kentleri yakacak bir yangina donusmesine izin verebilirmsin? Elde ettigin hersey senin olsun. Sen yarin icin hayal kurabilirmisin? Arzuladigin sevgiliye kavusmanin hayalini kurmaya cesaret edebilirmisin? Bunu yaparken baskalarinin sana
"Senin icin ne yapabilirim?" @ 18-09-2006 04:02
"Cok sigara iciyor demek ki..." diye dusundum, uzuldum birkac saniye icin. 19 yasinda olup her kahkaha patlatmaya yeltendiginde boguk sesler cikararak oksurmek kotu bir baslangic yapmak demek hayata. Insanlar kendilerine neden kotuluk ederki, onlara kotuluk etmek icin en uygun zamani kollayan 'kader' diye birsey varken? Insanlar kendilerine kotuluk ettiklerini neden bilmezki bazen? Ah hic sonu gelmeyecek maceralarin yolunda harcanan kiymetli enerjimiz, gerceklesmeyecek hayaller kurarken pesinen kabullendigimiz hayalkirikliklari ve ic acilarimiz, yapamayacaklarimizi yapabilecegimize inanirkenki cocuk safligimiz, yanlisin dogru oldugunda diretirkenki egoya tutsakligimiz, basarilamayacaklar icin iyi niyetle doktugumuz alin terlerimiz, sonsuza dek surer diye inanipta kendimizden verdiklerimiz, mutlu olmak icin bekleyislerimiz, bekleyislerimiz, bekleyislerimiz... Insanoglu nicin kendine bu kadar istekle ve bu kadar uslanmazlikla kotuluk yaparki her daim? Oysa her hareketten, her hevesten, her cabadan, her inanctan once soyle bir baksak etrafa. Dogruyu, gercegi gormek isteyerek tartsak elimizde olan ve olmayanlari, olabilecek ve olamayacaklari. Olasilik hesabi yapsak yani, ne kadar zor olabilirki? Dogru hedefler icin alin teri dokmek, ne kadar zor olabilirki Allah'in bize verdigi akli ve fikri kullandigimizda? Kendimizi kandiriyoruz. Hepimiz, sabah uyandigimiz andan gece uyudugumuz vakte kadar nefes aldigimiz her an ve her saniye kendimizi kandirarak yasiyoruz. Kendimize yalan soyleyerek varolabilen zavalli yaratiklariz. Istediklerimizin, nefsimizin, bazen kolay olanin, bazen zevkli olanin, bazen bilinmeyen garip ve hastalikli bir nedenden oturu bizi ceken karmasanin pesinden gitmemizin nedeni bu. Kendi yalanlarimiza inanmaya dunden razi olmamiz. Iste bu baglamda; "Istedigim zaman sigarayi birakirim zaten" demek de ayni sey... "Bu adamla mutluyum/mutlu olurum" demek de "Istedigim universiteyi kesinlikle kazanacagim" demek de "Ben kotu biri degilim" demek de "Simdi su filmi izleyeyim, o isi yarin hallederim" demek de "Agir falan konusmadim, o hakediyo" demek de Ya da ornegi asla tukenmeyecek, gundelik hayatta karsimiza cikacak milyonlarca baska cumleyi zikretmek, dusunmekte... 19 yasindaki boguk sesli cocuk laptopunu koldugunun altina sikistirip bahceye cikti bir sigara daha icmeye ben bunlari yazarken. Ben de birazdan yatagima yatip kitap okuyarak icimde buyuyen yumrudan kurtulmaya calisacagim baskalarinin en az benimki kadar kurgu, benimki kadar yalan olan hayatlarinin ayrintilarinda... Birde nerden aklima geldi bilmem ama, keske insanlar huzunlu gozlerle bakan ve sadece bir sureligine kendini kandirmaktan vazgecmis baska insanlarla goz goze, yurek yurege geldiklerinde, "senin icin ne yapabilirim?" diye sorsalar. Eminim dunya daha yasanilasi bir yer olurdu...
Ağlamıyorum ama yapboz gibi döküldüğümü hissediyorum! @ 17-09-2006 00:39
Yalan söylemeyeceğim bu gece... Mutlu değilim!.. Hayatım büyük bir curcuna, ne yaşıyorum ben böyle?.. Neden ??? Söyleyemiyorum değil, anlatamıyorum... Çıldırıyorum çaresizlik aklıma geldikçe, mutluluğa bir çok sebebim var oysa tek bir söz tek bir hareket ve sadece bir insan!... Kendime gelemiyorum!....
Herşeyi Maviye Dönüştüren @ 14-09-2006 17:56
HER ŞEYİ MAVİYE DÖNÜŞTÜREN BİR DÜŞ MÜYÜM BEN? Maviye dönen düş. Düş geleceğe bakmıyor hiç. Düş yerinde duruyor. Düş oyalıyor beni. Düş dönüşüyor. Kendime yakınlaştırıyor. Bazen sadelik oluyorum, bazen abartı. Rüküşlüğü de yaşıyorum. Boyuyorum duygularımı renkten renge. Üstelik bilirken ne olduğumu. Üstelik biliyorum nereye kadar. Düne kadar. Yarınsız bir varlık bu, her şey dün kadar. Her şey bir an. İkinci bir ana zamanı yok duygumun artık. Bir düşüm ben, düşünen, düşünmekten ürken. Ürkek bir düşüm ben. Hayaller gibi, gerçeğe tutunamayan, sabah kalkınca uykudan her şeyi unutan. Berrak bir sabahı dengeler gibi mahmur bir bakışa uyanan. Uyumayan ve uyanan. Sonra sonra anlayan. Bir şeylere tapınan. Yolculuğum, nereye diye soramadığım yollara açılır. Yolculuğum ben dahil bütün benliğimi yolda bırakır. Kendime kaçışlarım beni kendimden uzaklaştırır. Yaşadığım telaş kör bir saatte alıkoyar benliğimi. Sarhoş olur, sona yaklaşırım. Ötesizliktir bu zaten, öteden beri içime yerleşen. Kendimi kollarım, kollamaz beni bakışım. Saatler yazarım. Zaman tutarım. Zamanı kovarım. İçi içine sığmayan bir duyguya aşkımı adar, aşkı kendimi yitirirken anlarım. Okuduğum çok şey uçar. Ama sözler uçmalı yüreğimden. Sözlere kanarım. Kandığımı bilir kanarım, biraz daha yakın yaşamak için o yalandan gerçeği belki de. O herkesin inandığı, peşinden koşup ağladığı oyalanma seferlerine. Gerçek seferimi yanıbaşımda, yerine aşina olduğum bir yerlerde saklarım. Yakın olmak için çoğunluğun hırslarına. Kendime satırlar adarım. Bir başkasına satırlar adarım. Benimkiler hep kalır da, o başkaları giderek başkalaşır. Sonlanır. Yiter. Kendi yitik bahçelerindeki karmaşaya bırakılır. Tutun dediğim her duygudan arınma günüm bugün. Bugün anlama günüm, susma günüm, konuşmaya küsme günüm, duygumu yitirme günüm, bügün benim yeniden varoluş günüm. Varlığa dönüş, içinde yaşadığım yokluğa tutunarak. Tutunarak benliğimden kopan yaşam dürtüsüne. Üstelik bahar, hep yağmur da yağsa, hep üşüsem, yol almaktan korksamda hep. Bahar üstelik. Açan çiçeklere karanlıkta da dokunsam. Ben olmasam, ben onu yaşamasam da bahar. Sona döndü duygum, yokluğa döndü. İnişe geçtim. Taşa bastım çıplak ayak. Ya da düştüm kimbilir? Henüz oldu bunlar ve ben şimdi olanı şimdi anlayacak kadar büyümedim. Henüz kendimden geçemedim. Dışıma çıkamadım. İçimde kaldım, içimden atamadım. Yoramadım. Yorulmaktan henüz kaçamadım.Düş dediğim bir çeşit oyalama. Oyalanma yolunda şaşırdığım sokaklar onlar. Ve yürürken sağımı solumu rehin bıraktığım. Son yakın. Sona çok yakın yalnızlığım. Yabancı,yabancılık duygu... Unutuş, başından beri hatırlamak için uğraştığım. Kaç nefeslik yeri var denizimin benim için? Kaç varışlık yolu? Kaç cevapsız soru saklı kaldı gömüğümde? Sus diyor "ben", her söylediğime. Gitmek... diyor bir de. Bir karanlık gecede, yıldızların altında, ay ışığında, üstü açık eski bir arabanın içinde yola bakarken, yaz, hanımeli kokan bir sokağı özlerken gitmek... Gitmek. Bir şarkı, bir film karesi, bir tablo anlamsız, bir fotoğraf, çocukların ürkekçe baktığı... Her şeyi yanına alarak gitmek.Susmak. Sessizliğini bozacak bir çokluk yerine, yalnızlık almak. Yalnızlık satmak kendine. "Ben" de, "benlik" de. Ne istersen söyle. Gülümse. Fotoğrafını çekiyor uzay. Uzay seni içine hapsediyor. Gülümse. Resmin senin gibi ince, resmin bilmek gibi olsun. Öğrettiğin gibi gerçeği kendine. Gülümse.Havada kalıyor sözcükler yine. Hava ağırlaşıyor giderek. Erken mi kararıyor gün ne? Nedir, dert mi yine? Henüz çok yakınım kendime. Henüz çok içindeyim benliğimin. Henüz uzaklaşmadım tuzaklarımdan. Henüz susamadım geçeğime. Öylesine bir yalnızlık, öylesine bir susuş bu, yanıbaşımda bitiveren. Poz bu. Karmaşa yaratıyorum. Karmaşa yaşıyorum. Henüz çok yakınım kendime. Düşman bellediğim birkaç "ana", düşman bellediğim birkaç sokağa ve yok oluşa koşuyorum. Nefesim tükenmiyor, tükenmek istiyorum. Korkuyorum başka bir gerçeğe uyanmaktan. Kendi ruhuma veda edip, başka bir ruha adanmaktan. Zaman. Zamanı yazıyorum. Kurcalamaya korktuğum, anlamında yorulduğum. Korkmak yine. Anlatamamak,onca sözcüğe oyunlar yazıp... Onca sözcüğüne anlam kattığım o anlamı var edememek. Kendi içimde başka bir düşe dönüştürememek. Susuş, unutuş, unutuluş tek çare yok oluş. İz bırakıp yüreğinde. Yüreğinle yazıp kendini başka bir koca denize.Ben ve sıkıldığım yüzü bu şehrin, bu şehrin sıkıldığım yüzü insanlar. Düşlerim... Gördüklerim... Gerçeklerin düş yaşamı bunlar, düşlerin gerçeğe yansıması. Yok diyerek var etmeye çalıştığım yollar. Kendi gibi olmaya çalışan her imgeye farklı bir anlam yüklüyor yaşananlar.Yaşananlar düş, anlatılanlar.Ve ben,Bir düşmüyüm kedilerin krallık kurmasını isteyen? Sarhoş olunca her şey maviye dönüşüyor. Her şeyi maviye dönüştüren bir düşmüyüm ben? Nasıl da gerçek hayat düşünmezsen.
"YAZAMIYORUM" @ 14-09-2006 16:40
Bana dedi ki; @ 14-09-2006 12:38
Sevdiğim bana; "Masalın oyuncuları bu hayata yön veren... Eksikleri hep hayatı anlamsız kılan...Yaşamın renklerini, sadece yağmurdan sonra gökkuşağında aramak belki bizi yalnızlaştıran... Şimdi hiç olmadığım bir coğrafyada, hiç koklamadığım çiçek kokuları arasında, hayatın herbir rengini buluyorum aklımda ve ruhumda... Gözlerinin rengi ise şimdi tek büyük eksiğim... Masallar hiç sayfalarından çıkmadı bugüne dek... Ben çocukluğumun masal kahramanları arasında yaşadım hep... Ve hep olmak istedim onlardan biri... Denedim ama hayat birtek şey öğretti bana;onlar sadece masal... Şimdi beni yanılt! Ben bu hayatın en güzel masalını yaşayayım... Ve sen bu masalın en anlamlı prensesi ol..." dedi.. :)
Sen, Ben, ... @ 13-09-2006 19:37
Sus
Senle ilgisi yok.. @ 12-09-2006 19:23
Çocuktum daha, yaşamı tanımıyordum, insanları, aşkı tanımıyordum ve küçük oyunlardan ibaret sanıyordum hayati, bir solukta oynayıp bitirilebilen bir şey... Ben kendi oyunlarımı oynadım hep, seninle ilgisi yok... Oyunlar kurdum kendimce, oyunlar bozdum, yaşamı tanıdım, insanları ve aşkı... Mutlu oldum bazen, çok kirildim bazen de, çok ağladım... Ben kendi oyunlarımda yanıldım hep, seninle ilgisi yok... Ama aşkı öğretmiyorlar hiçbir çocuğa... Ben aşkı çok geç öğrendim, seninle ilgisi yok... Sonra büyüdüm, şiirler girdi yaşamıma...
kısa mektup @ 09-09-2006 17:36
bu çok sevdiğim birine kısa bir mektup meruşkomcum... okuyacaktır muhakkak.. kalbinin seni götürdüğü yere git gülmenin en çok yakıştığı insanlardan biri olan insan... umarım kendin için en doğru olanı yaparsın.. herşekilde yanındayım.. çok mutlu ol... bir de hep gül..
unutuldum @ 09-09-2006 01:54
unutuldum kurutulmuş güller gibi yosun tutmuş duvarlara yazılmış günler gibi... biri unuttu beni meruş. kendisi için kayıp ilanı verdim ona bile gelmedi. senle paylaşmak istedim. belki burdan görür de bi cevap yazar. bi ses eder. özledim. merak da ediyorum ayrıca... yoksa bana küs mü. ama niye ki..
Sendedir gizem... @ 08-09-2006 23:49
Sendedir gizem, Sağımda saklısın, solumda kayıp
Başbakan ve yan gelip yatan şehitler!... @ 08-09-2006 23:06
Eeeeeeeeee sıktılar artık ama, "Annem göndersin askere, başbakan göndersin şehitliğe!"... Şşşşşşşşşşş burası vatanın kendi askerini nasıl gönderirsin söze bak bide, bir vatandaş şöyle seslenir başbakana "Başbakanım göndermeyin askerlerimizi şehit olmaya!... ve başbakan o beklenilmez cevabı verir, "Askerlik yan gelip yatma yeri değil, şehit olunur tabi!.... Vaşşşşşşşşşşşşş eee daha daha Başkanım!............
1 yaşında merus.com @ 04-09-2006 17:35
İlk yılının sonundan merush.com istatistikleri şu şekilde oluştu. Merush.com'a ilk yılında 283 kişi üye oldu , toplam 471 yazı yazdılar ve bu yazılara 1320 adet yorum yapıldı. Bütün bu sene boyunca merush.com insanların 454852 dakikasını gaspetti. Bu istatistiklere göre her gün merush.com'a 0.77 yeni üye geldi , bu üyeler kişi başına günlük ortalama 1.66 yazı ekledi ve her gün yaklaşık 4,66 yorum yaptı. Keyword istatistikleri : Malesef merush.com un bu seneki tüm yayın hayatı boyunca tüm istatistiklere sahip değilim ama elimde olan bilgilere göre merush.com'a bu güne kadar arama motorlarından en fazla keyif + chat kelimelerini aratanlar geldi bundan sonra en çok ziyaretçi getiren kelimeler şu şekilde sıralandı. niye bana daha fazla yağıyor her akşam merush huysuz kom ağlamak istemiyorum tek başıma kendim geldim güzel bi söz o deli aşık mazide kaldı artık işte yoksun yanımda Ayrıca şu ilginç kelimeler de sıklıkla kullanıcıların merush.com'u ziyaret etmelerine sebep oldu. önceki yaşantımda kimdim cancanlı salak kom sigara bırakmak için nereden yardım alırım sağlık ve hapşuruk hamsi koydum tavaya türlü türlü güzel masallar gazete oku kom 3383170709018 en güzel develer sigara içmek aşk belirtisi mi arkası yarın okul radyosu pınar abla Daha uzun bir liste vara , artık bu aramaların pek çoğunda farklı siteler ilk sıralarda olduğu için google'ın bu kelimelerle merush.com'u ne şekilde ilişkilendirdiği net olarak öğrenilemedi. Pano : Ben bu yazıyı yazdığım sıralarda panoda 2937 adet yazı vardı, muhtemelen siz yazıyı okurken bu rakam artmış olacaktır. En ler : İlk yılın ilk günleri en çok okunan yazılar listesi de şu şekildeydi. İlk sırada Google Analitik Etmiş yazısı ile merush vardı ve yazı 579 kişi tarafından okunmuştu. Google Analitik Etmiş.. 579 4 Teknoloji Kimin Umurunda 283 2 Bot,yazlık ayakkabı..Tanrım!! 253 7 Günün anlam ve önemi 239 9 KIZ TAVLAMA TURLARI - 1 216 3 Yuvadan ayrılış... 207 5 SENSİN 202 7 Devrimci Pınar Altuğ 197 7 Yetişkinlikten istifa :DDD 187 38 Benim Bir Aşkım Var... Çok yazanlar : Merush.com'a en çok yazı ekleyen şahıs merush'un kendisi oldu bir sene içinde merush 114 yazı ekledi Diğer çok yazanlar istatistikleri şu şekilde oluştu. 1 merush (114) 2 sessiz (57) 3 melinda (40) 4 karga (29) 5 Fatalite (24) 6 melike (20) 7 invisible (19) 8 pillisebeq (11) 9 new_in (10) 10 wykka (9) En çok yorumlananlar : En çok yorum 293 adet olmak üzere merush'un yazılarına yapıldı. Diğer yorum istatistikleri de şu şekilde. 1 merush (293) 2 melinda (197) 3 sessiz (108) 4 Fatalite (94) 5 new_in (51) 6 ulothrix (43) 7 dervish (38) 8 Zodrealitybites (35) 9 invisible (33) 10 badraggled (32) Son üyeler : İlk yılın ilk günleri merush.com un son üyeler listesi şu şekildeydi. 1 bettyblue 2 mustafa41 3 akif 4 WartecH 5 nadrot 6 burakkk 7 powerturk 8 su 2 9 su 10 Nos Bu istatistikler daha da uzatılabilir , ama şimdilik benden bukadar , seneye daha detaylı bir istatistik çlışması yaparız artık :]
Yeşilvadi Bizimdir! @ 04-09-2006 12:36
Merhaba ! Seferoğulları ile Tellioğulları idi onlar; senelerdir bir kavganın içinde yaşayıp giden. Aslında ince düşünenler onların birbiri için vazgeçilmez olduklarını anlamakta geç kalmayacaklardır. Seferoğulları olmadan Tellioğullarının bir esprisi yoktur çünkü. İnternette bir yeşilvadi gibiydi bizler için. Kocamandı,görkemliydi. Herkes bu bereketli topraklardan kendine pay istedi. Forumlar açıldı onbinlerce, firmalar kendilerine yer buldular.Zaman değişti sonra. Devir artık blog devri. Nefes alan her 5 canlıdan 3ünün bir bloğu var artık. İnsanlar kendilerini bilgisayarlarının başına geçerek ifade eder oldular. bloglarımızda hayatımıza dair kareleri sunduk, güzel zamanlarımızı paylaştık onbinler ile. Arkadaşlarımızın bloglarına yer verdik hep. Paylaştık bulduğumuz takip ettiğimiz blogları. Ama hepsine bir yerden ulaşmamız mümkün değildi. Kocaman bir balona binip dünyayı izlemek hepimize cazip gelir diye düşündük. Oturduğumuz yerden dünyayı geziyorduk internet sayesinde zaten, bunu daha ileri götürmek istemez miydik ? Ve YeşilVadi açıldı! Yeşil Vadi sayesinde dileyen bloğunu tüm insanlığın huzuruna çıkarabilecek. Takip listesine eklediği bloglara kolaylıkla erişebilecek, Diğer bloglarda neler olmuş görebilecek. Yeni yeni bloglar keşfedecek ve de mutlu mesut insan mertebesine erişebilecek.. Hayırlı ve de uğurlu olsun efendim. Simdilik sadece blog kısmı ile yayındayız. Süprizlerimiz son sürat devam edecek. Destekleriniz için şimdiden teşekkürler. Merush Levent merush@yesilvadi.org levent@yesilvadi.org
3 Eylül 2005 @ 03-09-2006 18:26
Senelerden 2005 aylardan Eylül.. Merush evinde oturmuş, muhtemelen yine bu PC başında "acaba bugün hangi oyunu oynasam?, acaba bugün hangi klasörleri düzenlesem? Akşama ne pişirsem? " gibi hayati sorunlarla boğuşmaktadır. Merush için yapılacaklar listesi zaten o günden yaklaşık bir 6 ay kadar önce tükenmiş hepsini 7851562 kere tekrarlamıştır. İyidir hoştur yine de merush. Merush'un eli kalem tutar çocukluğundan beri, ilk gençliğinden beri de klavyeye dokunur o narin parmakları. Yazmazsa çıldırır merush. Konuşmadan da yapamaz. Ama öyle bir zaman gelmiştir ki merush'un hayatında konuşacak oldukları hep uzaklara düşmüştür. Çareyi PC ile dostlukta bulur merush. Bol bol oyun oynar. Yazı yazar. Sonra bir gün kendisine "hey yavrum merush! senin neden bir domainin yok??" der. Kızar kendisine. gider 7$ a merush.com u satın alır (havaya bak be!) Yupiler olsun ki merush un bir domaini vardır, alan için de meteryus'un kafasına terlik fırlatması yeterlidir. herşey / herkes hazır ve de nazırdır artık. Sağ baştan sayar merush.. merush? alan adı ? alan? PC? klavye?? Herkes "burdayıııızzzzz!" derler. Aferindir. Ama olmaz. Olamaz. Merush kendi yazari kendi okur.. Sıkılır merush. Ulothrix ile tanışırlar. Çok meraklı bir insandır ulothrix, merush da boşboğaz olunca hayatındaki en minik ayrıntıdan haberdar eder kendisini. Mutlu ve de mesut sanırlar adlarını adeta, o şekilde yaşar giderler. Sonra..... Merush.com u umuma açarlar ikisi kafa kafaya verip. (ya da merush ona kafa atar diyebiliriz) Harika bir olaydır bu Vatana millete hayırlı olsundur Böyledir işte.. Her Eylül ayının 3. günü tüm dünyada coşku ile kutlanmaya başlar. havaya fişekler atılır (havai olanlardan) Yaşasındır. Kutlu ve de mulu olsundur!
Yinede bir şey söyle sen ... @ 03-09-2006 03:42
Ne olur bir söz söyle artık, Yorgunluğum suskunluğundan, Oysa bir bilsen nasıl seviyorum seni! Sen uzaklaştıkça ben kendime küsüyorum, Öylesine büyüyorsun ki bende, Deliliğim köreltiyor gözümü, Düşüp peşine seninle her yere gelebilirim! Bir dokunuşuna, bir seviyorum deyişine hasretim, Yaşatmadığın bu aşk ölüyor çaresiz ellerimde
Eylülden Taneler @ 02-09-2006 13:37
Eylül geldi gene.Sildi süpürdü yazdan kalma yapmacık kırıntıları..Bizi bize teslim etti gene..İyi geldi Eylül..Kendimizle barıştık belki yada çoktan düşman olduğumuz kendimize bir darbe planı daha yapmaktayız şu aralar..Öyle yada böyle bir "kendine dönüş"tür Eylül.. Sonbaharın sessizliği bi başınalık ve bir başına yalnızlık..keyifsiz umutsuz yorgun "benlik"
Dinlenmesi gereken bi şiir, @ 01-09-2006 01:30
Seni özlemeyi en çok ben bilirim Hiç yakınmadım seni özlemekten Üstelik sana kavuşamama ihtimali işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken Sana dokunamamak yüreğimi böylesine acıtırken Yinede bil ey yar bil ki ben yüreğimi kanatan bu acıya inat, Dokunmadan tenine saatlerce sevişebilirim seninle
10 000! (23:51) @ 31-08-2006 02:55
Evet, bugün çok önemli bir gün sevgili meruşkom'lular. 30 Ağustos'un yanısıra -bir meruşkom ve meruşblog fanatiği olarak- meruşblog'un 10 000. ziyaretçiye ulaşmasının mutluluğuyla çifte bayram yaşamaktayım. Peki nedir bu olayı bu denli önemli hale getiren? Aslında cevap çok basit. Neşesi, zekası, çocuksu sevimliliği, kültürü ve saymakla bitmez bir çok özelliğiyle çevresindeki insanların hemen sevgisini ve hayranlığını kazanan ve dostlarının hayatlarına kattıklarıyla onlar için pahabiçilmez hale gelmiş meruş'un elinin değdiği birşeyin insanlar üzerinde nasıl etkisi olabilir bir düşünün? Bilgisayarımı açtığım anda ilk girdiğim 2 siteden biri olan bu blog beni zaman zaman güldürmüş, zaman zaman derin düşüncelere sürüklemiş, zaman zaman hüzünlendirmiş ve her zaman da cümlelerdeki kıvrak zekayı hayranlıkla izlemişimdir. Ve de en önemlisi oradaki herşey meruş'un -hepimizin bildiği- o zengin iç dünyasının, hayal gücünün, sezgilerinin eseri olduğundan derin izler bırakmıştır üzerimde, bırakmaya da devam edecektir hiç kuşkusuz. En son 5000. ziyaretçide (ki o bendim, çok büyük bir şereftir bu) bir screenshot almıştım. 26 Haziran 15:51'di.. 2 ayda 5000 ziyaretçi daha gelmiş blog'a, büyük başarı bence. Ki bir de düşünün, bir ara hiç yazmamıştı meruş, bir de yazsa ne olurdu kimbilir. Simyacı misali elinin değdiği herşeyi güzelleştiren meruş'un hayatımızdan hiç çıkmaması dileğiyle..
10000.gif @ 31-08-2006 02:54
5000.gif @ 30-08-2006 20:31
Belki iyi olurum... @ 30-08-2006 05:31
Icimdekileri anlatmam imkansiz. Kimsenin yasamadigi bir hayat yasadigim icin mi bu kadar farkliyim? Herkesin yasadigi herseyi yasadigim icin mi bu kadar siradan? O'nun gazabindan korktugum icin isyan etmiyor degilim. Butun bu yasadiklarimin ulu bir duzenin parcasi oldugunu sezinledigim icin susuyorum. Ben milyarlarca insandan biri oldugum, ve tanidigim herkesle kiyasladigimda cok cilekes ve her bolumde bir yenisi cikan sorunlarla dolu mega saga gibi bir hayatim olmus olsa da, tanimadigim bircok kisiden kat be kat sansli oldugumu bildigim icin susuyorum. Evim basima yikilmadi benim Irak'ta, Lubnan'da. Kopuk bacagima bakakalmadim bir deprem yikintisinin altinda. Avucici dolusu princ icin uzerimde ucusan sinekler ve tepemdeki akbabalar esliginde kilometrelerce yol katetmedim. Sevdigim herkesi bayram tatili donusu bir otoyolda kaybetmedim. Iskence gormedim yaptigindan son nefesinde bile vicdani sizlamayacagini gozlerinden okudugum kaba saba bir herifin elinde, hapis yatmadim. Tanidigim ve tanimadigim herkesin nefretini kazanmadim, ailem tarafindan kursunlanmadim, kumlara gomulup taslanmadim. Bunlari bilmek ne kadar kolay. Hatirlamak ne kadar zor. Goz onunde her zaman bulundurabilmek ne kadar yurek parcalayici. Kendine acima kolayciligina direnebilmek ne buyuk bir onur. Ben iyiyim. Ve belki, belki, belki daha da iyi olacagim... Bunu dusunerek isiniyorum. Tanri'ya isyan etmiyorum, kendime acimiyorum. Bugunluk. Yalnizca simdilik. Ama isiniyorum. Guc topluyorum. 'Buradayim' diyorum. 'Yikilmadim, ayaktayim, dertlerimle basbayim' diye saga egilmis bir boyun, acinakli bakan ama kimseyi kandiramayacak kadar "anasinin gozu" gozlerle bagiran burcdasim arabeskcileri, boyle zamanlarda biraz utanarak, biraz da yuzum kizararak, sonra da elitistligimi ayiplayarak anliyorum. Evet ne yapayimki anliyorum ulen! Sahi sen sevgiline suyun altinda evlenme teklif ederken nerdeyse kizcagizi olduruyordun di mi Mahsun? Iste benim gibilerin sapik manyak guclu gucsuz celiskili deli sevilmeyen arabesk insanlarin karakterlerinin ozeti bu. Cok fazla umut, cok buyuk planlar, cok fazla yikilmak ve cok fazla yeniden ayaga kalkmak... Bak yine diyorum cukurun dibindeyken. (Belki iyi olurum...)
Bak Gidersem Dönmem @ 29-08-2006 16:35
Şarkı sözlerinden çok güzel malzemeler çıkıyor. Hiç değilse benim gibi "başlık bulma özürlü" bir yazar için gayet leziz başlıklar çıkıyor aralardan. Perihan Mağden gibi olacak benim de sonum. Gerçi ben onun gibi yalnızca Ajda şarkılarından kitap başlığı seçmiyorum. (ara not: bakınız Perihan Mağden kitapları ) ( ara gaz : meruşcum entelliğine hastayım )Misal şimdiki başlığım kimin söylediğini bilmediğim uyduruk bir şarkıdan alıntı. Belki de şarkının adıdır bu , ama sizce benim umrumda mı bu ? ha ha ha elbetteki hayır Ülkemin orasına burasına bombalar koyan hayvani dürtülere sahip kimselere buradan kafa atma isteklerimi iletsem de birşey değişmeyecek biliyorum. Ya da ormanları cayır cayır yakan insan dışı varlıklardan bahsetmek yersiz. Zaten yaz bitmiş. Ve ben hala parmak arası terlik sendromu ile ilgili tek satır yazmamışım bir de kalkıp ülke sorunları ile mi bik bik öteceğim !! Zaten üzerimde tonlarca ağırlık var. Rejim yaparsam üzerimdeki tüm baskılar , duygu karmaşaları vesailer de gider mi.. ? Peki ben neden çok su içiyorum..
Kabulleniyorum @ 28-08-2006 11:44
Kabulleniyorum. Buda değil. Gitmiyor, yürümeyecek.. Ne kendimi ne de onu üzmemeye karar verdim.. Birkez daha.. Bir kez daha düşüp bir kez daha tek başıma kalkmaya çalışacağım. O'ndan önce diyordumya.. Bundan sonra hiçkimseye kapılarımı açmayacağım.. Şimdi yine aynı yeminler edilecek.. Şu an rahatım.. Ama biliyorum özleme krizleri geçireceğim.. Çok ağlayabilrim.. Belkide ağlamam.. Zor bir dönem.. Dengesiz olucam yine bir süre.. Güzel olan şey içimin rahat olması.. Ben elimden geleni yaptım.. Her zamanki gibi.. Olmuyor.. Bende bi bozukluk var.. kabul ediyorum artık.. Yürümüyor benim ilişkilerim.. Ne kadar güzel başlarsa başlasın, ne kadar güzel devam ederse etsin bi şekilde bi yerde tıkanıp kalıyor, kanıyor ve ölüyor.. Kabullendim.. Yalnız öleceğim.. Umarım çok uzun sürmez. Acımı yaşıyacağım.. Ve bir gün tamamen bitecek.. artık onun adını duymak canımı yakmayacak.. Hayatın bana öğrettiği en önemli tecrübelerden biri bu işte.. Hiçbirşey kalıcı değil.. Ne AŞK, ne de AŞK ACISI.. Biz her ikisini de sonsuza kadar sürecekmiş gibi düşünüyoruz sadece.. AŞK sa sonsuza kadar sürecek ve beraber sonsuzlaşacağız.. ve bitiyor .. Hiçbirşeyin sonsuz olmadığını anlıyorsun aslında ama için öyle çok yanıyor ki bu acıyı genellemenin dışında tutuyorsun.. Acı her gününü kemiriyor.. hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor.. Duyguların ve beynin kitleniyor.. Zamanla geçer diyor seni her gören.. Haline acır gözlerle bakıyorlar. Zamanın geçmesini beklemek de ruhunu parçalara ayırıyor.. Ama eninde sonunda dedikleri çıkıyor, biliyorsun.. Geçiyor.. Unutuyor musun? HAYIR! Sadece artık ACIlar canını yakmayan ANIlara dönüşüyorlar.. Hadi şimdi bir kez daha düş bakalım.. tekrar tekrar yaşa yeniden..
Ne kalacak bizden geriye? @ 27-08-2006 04:03
Saniyeler butunu hayat ve kayip gidiyor avuclarimdan. Acilarla, hatalarla, gozyaslariyla, kahkahalarla zaman zaman, umutla daha cok neseyle olmasa da, mutluluk beklentisiyle, mutlulugun kendisiyle degilsede... Sonunda akip gidiyor avuclarimdan. Geriye kalan ne? Ya da "Ne kalacak bizden geriye?" Onat Kutlar'in bu siirini mektuplastigim bir gazeteci gondermisti ben cocukken. Saygin bir gazetede calisiyordu ve iyi bir adamdi. Belki birseyler ogrenmemi istedi. Belki ogrendim. Belki o yuzden simdi, yillar sonra, bu siirin misralari dolasiyor kafamda. Bu soruya biraz biraz yanit bulmaya basladigim anda yani... Akşamüstü oturdum yol kıyısına Düşündüm Ne kalacak bizden geriye Balkan yaylasından ve bozkırlardan Kafdağlarına giden şu bulut Sonsuz mevsimlerle esmerleşen Şu toprak ve derin çınar ağacı Biz yokken de vardı Çocukların şu gülen sarı feneri Ayışığı Ve ıssız balkonlarda Kırmızı biberlerle üzgün yaşlıları Aynı mandalda kurutan güneş Çayırda gölgeler bırakacak Dalgın yeryüzünde çekilirken Kalabalık çarşılara tortusu Çökecek Tüccarın kanpazarından Mezarlığa taşıdığı paranın Değirmeni döndüren ter ırmağı Kuruyunca ardında tuz kalacak Ve bir anı öfkeli işçilerden Sinirli kediler bir tekir şerit Olacak Ve bir çöl esintisi Dörtnala kaybolan arap atları Bir çavdar haritası çizecek Bozkırı terkeden tarla faresi Kuş tüyleri gökyüzünün camını Buzlu yazılarla donatacak Hersey değişiyor ama ne yapsak Duracak Tarihin uzun duvarı Taşlara kırmızı izler bırakan Ve aynı kıyıdan yürüyen köle Silecek kıralların adını Gene de karanlık dağ başlarında Yarın bir kin gibi hatırlanacak Kanlı soy ağacının dalları Kiraz ve kamıştan kavalımızın Sesleri Dağılıyor havada Bir kuyu ağzından geçiyor gibi Rüzgarı mor fistanlı zamanın Bu güzel şarkı da unutulacak Kıyımlar acılar kanlar içinde Savrulurken yaşadığımız günler Bu soruyu mutlaka soracaksın Ne kaldı ne kaldı bizden geriye?
... @ 25-08-2006 20:54
... Üç noktaya sığabilecek kadar kısa anlatacaklarım, sessizlik! Peki ben kimim, neyim?(Üç nokta yetior mu hepsine!)
Acıdan Geçmeyen Şarkılar Biraz Eksiktir @ 25-08-2006 14:35
Sabahki kalp çarpıntımın yaşımla alakası olsa idi keşke diye düşündüm. O geç(emey)en 10 dakikada aklım, beynim, kalbim, hayallerim, umutlarım, geleceğim gözlerimin önünden hoopp diye yuvarlanmak sureti ile düştü. hamile bir kadının yolda ayağının takılması kadar büyük bir felaketti bu.. ! Amanındı ! Olmasındı bir daha.. Hissiyatım asla herhangi bir yere dökülecek gibi değil. Hepsi bembeyaz bir odadaki o ana saklandı..Sadece o ana.. Biraz kopipasteden zatar gelmez kimselere... [sarki]Bir şiirden bir sözden Bir melodiden bir filmden Geçirip güzelleştirmeden can dayanmıyor Yıldızların o ışıklı fırçası azıcık değmeden Bu şahane hüzün tablosu tamamlanmıyor [/sarki] [siir]imrendiğin, öfkelendiğin kızdığın ya da kıskandığın diyelim yani yaşamışlık sandığın Geçmişim dile dökülmeyenin tenhalığında kaçırılan bakışlarda gündeliğin başıboş ayrıntılarında zaman zaman geri tepip duruyordu. Ve elbet üzerinde durulmuyordu. Sense kendini hala hayatımdaki herhangi biri sanıyordun, biraz daha fazla sevdiğim, biraz daha önem verdiğim. Başlangıçta doğruydu belki. Sıradan bir serüven, ratsgele bir ilişki gibi başlayıp, gün günden hayatıma yayılan, büyüyüp kök salan , benliğimi kavrayıp, varlığımı ele geçiren bir aşka bedellendin. Ve hala bilmiyordun sevgilim Ben sende bütün aşklarımı temize çektim Anladığındaysa yapacak tek şey kalmıştı sana Bütün kazananlar gibi Terk ettin[/siir] Hadi eyvallah gülperi...
bır gun ; bır yerde ; bırı @ 25-08-2006 02:28
bır gun bır yerde adamın bırı ıste bole baslayan her konusmayı her yazıyı severım ben sen ben bız onlar gıbı zamırler olamalı en fazla bı yazıda ayse olmamalı bence ahmetın zaten ne ısı varkı! zamır olmalı kı ; kendını bı kaharaman yerıne koyabılım rahatca adı benım adım sesı benım sesım yasadıgı yer benım yasadıgım yer zamanı benım zamnım olsunl bu yuzen cocuk kıatplarını severım zaten cocukken okudugm o guzelım hıkaye masal kıtaplarından sonra kuskunum butun buyuk kıtaplarına gereksız ınsan ısımlerı yerlerle zamanlarala dolu hepsı gereksız kıstlamalar betımlemelerın hepsıne karısıyım yazarın dusundugu mekanı bana akatarmak ıstemesıne ben kendı ıstedıgım yerde olaylar gerceklessın ıstıom ya aaaaaaa belkı konusmamalı bıle kaharaman lar durumlar alatılamlı ve ben yorumlamalıyım kendımce dogruyu yazar gostrmemlı hem belkı o zamn bu kadar yazar olmaz etrafımızda? nese o kadr ıste bı gun bı yerde bırı yazmıs bu yazıyı:)
Binmeyın Gondola:) @ 24-08-2006 12:32
bır varmıs bır yokmus bır gun ben, canım annemle gece yuruyusune cıkmısım az gıtmısım uz gıtmısım sonra bırden ne gorellım bır lunapark ısıklı felan "superrrrrrrr" demısım ben ıcimden sonra canım annemın aklına gırmısım "bınmek gerek gondola" demısım safıs (namı deger canım annem) cok sevıyomus kızını (namı deger ben adı lazım değıl bas harfı ben:))))) ) "tamam " demıs kızına "bınelım". bınmısler bı heyecan ama kormuslar hep safıs hasta olmus ben korkmusum ama sonra durdurmuslar ayakları yere basmıs ucuz atlatmıslar :O yani sız sız olun bınmeyın gondola felan olmaz ya olurmu ole sey bole bı aletın oyuncak adında lunaprakta olması bıle yanlıs karsıyız bız bole seyleere aılecek valla :)
haykırışlar sessiz olur !!! @ 23-08-2006 04:29
Uçak.. Babama Selam Söyle @ 22-08-2006 12:37
Dün akşam fazlasıyla kalabalıktı. Aklımda sadece çocukluğum vardı dün akşam.. Bir anne kızına sarılırken, bir abla kardeşini öperken hep aklımda çocukluğum vardı. Kalabalık günlerim vardı. Yalnızlığın ne olduğundan habersiz olduğum anlarım vardı aklımda.. Sonra sakince girdim yatağıma.Gece aniden uyandım. kendime playlist oluşturmuş bir güzel uyutmuştum kendimi. akşamki yorgunluğu başka türlü atamazdım zaten üzerimden. dinginlik güzeldi. uyuttu beni bir el saçlarımda gezinerek. Hazırladığım şarkıların arasında değildi sanki o. hatırlamıyorum onu da eklediğimi.. Ama ter içinde uyanarak duyduğum o ses bir daha beni uyutmadı..bir daha güzel rüya göremedim.. Bütün olanları bir yana bıraktı o ses. Çıkardı orta yere en ufak, en savunmasız, en yalın halimi.. "uçak...babama selam söyle..."
Yanlış yoldasın @ 22-08-2006 03:21
Yanlış yoldasın ya da bana yanlış yoldan geldin, Kendine gel
Kendi Kendime Mırıldanma @ 21-08-2006 20:39
Biraz yorgunluk biraz telaşe bir tutam kafa karışıklığı çokca da özlem dolu bir pazar sonrası günü geçmekte. Hissiyatım dağlar kadar. Çeşidi de en bolundan. Üzerime bol gelen hissiyatları çıkarıp astım dolaptaki yerlerine. Ki ben normalde üzerime oturmayan giysileri kaldırıp atan bir insanım. (ve evet çoğu bol değil dar oluyordu artık giderek şişen bedenime). Dolaptaki yerlerinde bir eksilme olmamış bu hissiyatların. Giderek artan bir iç geçirişle onlara baka baka geç kalıyorum sabahları işe gelirken. Aferin bana. Giderek basitleşen (belki de yapaylaşan) kalemime çare olarak tüm eski -gizli saklı- yazdıklarımı toparladım. Okuya okuya bir derman bulacağım kendilerine. Sanırım tüm sorun okuma alışkanlığında gizli. Okuma alışkanlığım karışıyor giderek. Çokca okurken okul yıllarımda ona dair cümleler geliştiriyordum. Ki itiraf edeyim fena sayılmazdım. Ama çok sonraları güncük tadında yazmaya başladıkça bu kalem eridi bitti köreldi.. Ya da bana öyle geliyor.Üzerinde çok duruyorum bunun bugünlerde, haklıyım. Okuma alışkanlığımı adam etmeliyim. Okuyacak tadlar bulmalıyım. Artık çocuk da değilim ki etkileneyim ordan burdan.. Kendimi okumalı, yeniden etkilemeliyim kendimi.. Hadi bakayım.
Somut ve Soyut @ 20-08-2006 05:51
Bir karikatur vardi hani yillar once Girgir'da. 3 ogrenci bir ev paylasirlardi karikaturde. Soyut, uzun sakalli entel gorunumlu bir tipti. Dalyanin kisa kazagindan sis gobegi gorunurdu her daim. Somut diye biri var miydi, yoksa onu ben mi uyduruyorum? Bilmem. Zaten maceralarini da hatirlamiyorum. Genelde ask (biz kibarca ask diyelim) hayatlari etrafinda donen maceralardi galiba. Neyse, soyut ve somut diye yazinca birden aklima bu karikatur geldi. Ama aslinda kafama takilanlar baska... Ben soyutum. Dusuncelerim soyut, duygularim soyut, hayatim soyut. Elle tutulup, budur deyip tanimlanmam cok zor. Kendimi ifade etme cabalarim genellikle sonucsuz kalan zavalli eylemler. Dusuncelerim yolunu kaybetmis saydam hayaletler gibi ucusuyor beynimin kivrimlarinda. Hayallerimi zaptedemiyorum. Duygularimi zapdetmeyi ise yeni yeni basariyorum. Yeni yeni buyuyorum... Bir de somut var. Gercek bilgiye dayali, elle tutulur, dogrulugu ispatlanir, kesin hukumlerle bezeli ve yoruma, hislere, insani karmasalara, duygu sarsintilarina kapali agzindan cikan her kelimesi. Kisiliginin izlerini goremiyorum konusmalarinda ve davranislarinda; cosku, nese, ofke, korku, samimi zayifliklar, ozel duyarliliklar hissedemiyorum. Agzindan cikan her bir cumle, herhangi birinin agzindan cikabilecek kadar derin. Hepsi cok anlamli ama benim icin sonsuz anlamsiz. 'Turkiye'de universite sayisi x olmus' 'Adamin biri hastaneye iki penisim var sikayetiyle gitmis' 'Israil Lubnan'dan cekilmis' Sen ne yapiyosun canim? Sen kimsin? Kafanin icinden gercekten yalnizca bunlar mi geciyor? Asagilarda bir yerlerde icten ice caglayan irmaklarin yok mu? Varsa neden ozgurce akmalarina izin vermiyorsun? Yoksa neden varolmasinlar? Zit kutuplar birbirini ceker mi? Ben de biraz daha 'somut' gerceklerle ilgili olmayi mi denemeliyim? Bana kapilarini kapamis birine nasil bu kadar derinden baglandim? Simsiki kapali kapilarin cekiciligi mi bu? Ama biryerlerden ulasiyorum sana biliyor musun? Bazi zamanlarda senin bile varoldugunu bilmedigin yerlerinde geziniyorum. Seni kesfediyorum. Hayallerini, kalbini, gerceklerini, yasanmisliklarini, korkularini... Haritani cikariyorum. Az kaldi. Sen anlat Afrika'da AIDS'e karsi yapilan ise yaramaz kampanyalari, ben anlatmadiklarini anliyorum. Sen bilgisayarinin karsisinda dunyayi unutmusken, ben senin sirtina, kafanin arkasina bakip kemiklerini, kaslarini, icorganlarini ve ruhunu goruyorum. Keske beyhude cabaladigini anlasan. Basini kuma gomerek saklandigini sanan bir devekusu gibisin. Sana kizmak gelmiyor elimden. Kafani tutup cikarasim yok. 'Ah ne kadar sirin' diye dusunuyor, gulup geciyorum. Sen karanliklara gomuldugunle kaliyorsun. Soyut olmanin yararlari bunlar. Boslukta ucarim da, ruhun duymaz. Somut ise oradadir. Saklansa da, kacsa da, hep orada...
Yazi ve yalnizlik @ 20-08-2006 05:10
"Yazmak 'yalniz' bir eylemdir" demisti biri. Ben de diyorum ki, yalnizlik urkutucudur. Cunku nihai yalnizlik olumdur. Yazmak eyleminde ise yalnizligin melankolisi, kabullenisin dinginligi ve insan olmanin derin mutsuzlugu vardir. Sonra diyorum ki, Orhan Pamuk otobiyografisinde o yuzden cocukken, kafalari kesilmis, girtlak borulari bogazlarindan sarkan bassiz insanlar hayal ettigini (ya da bunun gibi birseyleri) anlatir. O yuzden Baudelaire "etrafimdaki insanlara urkuncluk ve tedirginlik hissettirdigimde yalnizligi ele gecirmi$ olacagim" der, sonra olmadigi halde escinsel oldugunu ilan eder. Ve o yuzden Proust sayfalarca aksamlari yataga gonderilmesiyle baslayip, annesinin onu opmeye gelecegi ana kadar suren zaman araliginda yasadigi yalnizligin acisini ve annesinin misafirler var diye gelmedigi gecelerin dehsetini anlatir. Anla artik neden, yazmaya oturdugumda ben, mutsuzlugu belgeliyor gibi gorunuyorum ekseriyetle. Aslinda rol yapiyorum, hos bir drama bu... Mutsuzluk acitir, mutsuzluk iddiasi ise teselli ediyor. Icim icime sigmiyor bazen. Bana yapilmis haksizliklari anlatmayi, sirf eseri olan kucuk bir ic sizintisini irdelemeyi, buyutmeyi, devlestirmeyi, sorunlari hali altina supurmek yerine cerceveletip bas koseye asmayi yalniz yazarken yapiyorum. Yalniz yazarken yapiyorum. Yalniz basima, bir basima, olumun farkinda, hayatin farkinda, mutsuzluktan zevk alarak yazarken... Sayfa kapandiginda ise bos bos bakiyorum bir sure. Sonra ben oluyorum yine. Komik birsey soylersen kahkahalarla gulebilirim, beni opersen seni daha cok operim, sevdigini soylersen, gunlerce gulumserim. Parmaklarim sakin sakin dururken, ben gercek benim. Bunlari iste birine yaziyorum. Yazdiklarimi 'yine' okuyacagini bildigim biri anlasin diye anlatiyorum. Sonra iste ona bir hediye veriyorum Baudelaire'den. "Mutluluk bu." - de bana sır kutusu adam, kimi seversin en çok? babanı mı, anneni mi, kız kardeşini mi, erkek kardeşini mi yoksa? - ne babam, ne annem, ne kız kardeşim, ne erkek kardeşim var. - dostlarını? - bu sözün anlamı bana yabancı. - yurdunu mu? - hangi enlemde olduğunu bile bilmem. - güzelliği? - severdim, tanrısal ve ölümsüz olsaydı eğer. - altını? - tanrı'dan tiksindiğiniz kadar tiksinirim altından. - sevdiğin nedir o halde, garip yabancı? - bulutları severim... şu geçen bulutları... şurdaki... şurdaki... güzelim bulutları!
Devrimci Pınar Altuğ @ 19-08-2006 14:41
Hanfendinin birinin kırıştırmadığı adam kalmadığı için bizim şahane bilgilerle dolu gazeleterimiz boy boy -özellikle- bikinili resimlerle döşenmiş rengarenk sayfalarına konuk ettiler elbetteki Pınar Ablamızı.. Hanfendi güzel, hanfendi tabiri caiz ise taş. Ben beğendim. Zira günlerdir baktığım resimlerde her ayrıntısını incelemek şansına nail oldum. Sonra anladım ki bu Pınar "Çocuklar Duymasın Pınar ".. o çocuklar büyüdüler Pınar Abla.. tahminen 13 - 14 yaşlarına gelen "Havuç" oğluşlar şimdi gazetelerdeki resimlerine baka baka iç geçirip "heyt ulen ben erkek oldum galiba" diyorlar muhtemelen içgüdülerindeki kıpırdanmayı sezerek.. Pınar Abla akıllı bir abla zannedersem. Teyzemin bi tanesi de demiş" aldatılan kadınların öcünü alıyor " diye.. Aferin. Tüm aldatılan kadınlar gönderiniz bakayım şimdi kocalarınızı/sevgililerinizi Pınar Ablaya o bi güzel aldatsın.. Ceza olsun adamcağızlara. Buna çok fazla tepki vermek de mantıksız. Aldatıyorsa aldatıyor. Ne yaparsa yapsın Pınar Abla. Yeter ki gazetemin ön sayfalarından bana başında yıldızlı şapkası ile bakış atmasın. Adamın biri ( sanırım senaristi mi ne) de çıkıp oradan "devrimci o!" demesin. Devrim kim, siz kim.. hey gidi Che Guevera...Erken gittin be, daha Pınar Abla ile kırıştırırdın orda burda, yakışıklı adamdın vesselam.. ( son paragrafım da devrim anlayışı bi taraflarına kaçmış olanlara kapak olsun )
uzun zaman oldu görüşmeyeli... @ 18-08-2006 22:01
"ama yine masallara inanmaya devam ettim ben... " Bir masala inanırım bir gece.. küçük bir sarılma oysa ki, minicik bir gülümseme herkese verdiğinden ayrıcalıksız.. ama anlamam kendime anlatamam masallara inanmaya meyilli çocukluğum alır başımdan aklımı... biz uyuruz içimizin çocukları oyunlar oynar.. bir yıldız kayar dilek tutarız sen kimbilir neyi? ben seni dilerim.. kafamıza, hep başka masalların elmaları patlar bilemeyiz kendi masalımızda kahraman olmayı....
Karanlığın Sonundaki Karanlık @ 18-08-2006 13:53
......... Tarih 17 Ağustos 1999, yer Yalova. Çocukluğumu, aile sevgisini, kardeşim olduğu müjdesini aldığım, en güzel anılarımı geçirdiğim ev, o gece susmayacak sandığım bir uğultuyla başıma yıkıldı. korkumdan bağırırken annemin sıcaklığı sardı beni, sonra her yer karardı. duyduğum uğultu bir süre sonra yerini acı dolu çığlıklara bırakmıştı. annem vardı konuşmuyordu ama sıcacıktı, ağlıyordum, korkuyordum, canım acıyordu.. annem vardı sıcacıktı.. saatler sonra karanlığın ucundan biri seslendi
Zaman insanları değil armutları olgunlaştırır! @ 18-08-2006 03:02
Zaman koskoca büyük bir boşluk, Yalan yanlış her şey, doğru olan ne var? Hem artık zamana inanmıyorum da, Zaman en acı ilaç! Ne kadar zaman geçerse geçsin, Zaman değil insanın yaşadıklarıdır onu olgunlaştıran.! Zaman aslında kayıptır çare sanılan, Zamana değil insan kendine bırakmalı her şeyi, Zamanla değil yaşadıklarına senaryo yazıp izleyerek alışmalı her şeye, Neyiz biz kimiz ki zamana sığınıyoruz,
Aslında.. @ 17-08-2006 13:46
Unutmayalım, unutulmasınlar.. Aslında çok cümlem vardı, dün gece toparlamak istemiştim hepsini kafamda. resmini gördüğüm bir kız çocuğu vardı, kalemi kırılmış bir erkek çocuğu, ağlayan bir anne vardı, 80 yaşında bir dede sonra.. Düşüncelerim karıştı. Hislerim donuklaştı. Yazamadım haliyle hiç birini Aslında bir yıl önce öğrendiğim bir hikaye beni donuklaştırdı ister istemez.. "'99 yılında, tam da doğum gününde, tam da onunla konuşurken, tam da "gece 3'te falan gidersin herhalde" dediğim bir gecede ilk aşkımı benden almışlardı.. " demişti bir erkek.. çok etkilenmiştim bundan. Aslında şu anda yazıyı burda kesmek istememin nedeni de budur.. Susmak istememin, halsizleşmemin ister istemez. Belki benin sular altına gömülmüş anılarım yok, belki benim hayallerim bir gecede yıkılmadı ama insanım sonuçta. Kalbimin ağrımasından belli insan oluşum.. Aslında susmalı Aslında.. Aslında...
Cesaretsiz Yaşanmaz, Alırlar Elinden Hayatı @ 16-08-2006 20:10
Hadi canım sende.. Şarkı yapayım derken göz çıkartıyorlar kulak tırmalıyorlar şu günlerde el birlik olan tüm gerzek sanat icraa ediciler. Yemeyenin malını yerler gibi ne o öyle.. Peehh, sevmedim bunu da. gidip birisi Harun biradere iletsin, kendini vurmak isteyecektir zira merush onu beğenmedi diye. Terbiyesiz! Biraz olsun saçmalamak istemiştim ben. Hayata dair kelimeler kurmak istememek, isteklerimin önüne geçmek, kimseye bir borcumun olmamasını istemiştim. Elime yüzüme dizime de dursun buraya kadar bana uğurlar olsun. Elini veren kolunu kaptırırda sonunda iyi gülen hep ben olurum. İyi gülmek nedir ? "Ehuahe" şeklinde cereyan eden gülmeler buna örnek gösterilirler mi ? Aman bana ne.. Nil gerzeğinden sonraki gözdem Demet Akalın abla. Kadın sanki hep aynı şarkıyı söylüyor. "kalbimi kapattım sen gibilere, sen de kendin gibi bir şerrrefsize aç" şeklindeki o şahane şarkıyı günlerdir dilimden düşürmüyorum, "kalbinimi kırdım, afedersin " i söylerken öyle bir name tutturuyorum ki görülmeye değer. Bir gün kaset çıkartıcam ve demet hanfendinin o şahen şarkılarını rica edeceğimdir. bir de kim olduğunu bilmediğim bi ablanın "ben nasılll isterseemm" adlı o harika şarkısı var.. onu da almalıyım, tabi önce ablanın adı öğrenilmeli.. Canı sıkılmış bir merush ne yapar sorusunun yanıtını aldık her berabercek. Bugünkü oturum sonra ermiş durumda. Saygı ve sevgi çerçevesinde başka baharlarda görüşmek üzere. Hadi gülüm yandan yandan..
Kırmızı Başlıklı Cameron Diaz @ 14-08-2006 19:46
Kızın başı dertte, kızın başında kırmızı başlık, kızın elinde sepet aklında babaannesinin yemek kitapları. Ablasının ayakkabılarını giymiş düşmüş yola, yolda köpek seven bir adamla tanışmış kurt, adamı yemiş düşmüş sonra, sonra bakmış tüm yaşananlar düşmüş.Sonra kurtulmak istemiş o düşten. Robot ülkesine gelmiş bisikleti ile... Tüm hafta boyunca her akşam film izlemiş bir kimseyim. Aynı zamanda da beyni bulanık bir insanım bugünlerde. Zaten çok dinç ve de zeka yönünden sağlıklı olduğum günlerde bile film seanslarım hep hüsranla sonuçlanmıştır. Ya yarısında sıkılıp yerimden kalkmışımdır (hiperaktif mode ) ya sıkıcı bir film diye düşünüp yarıda kapatmışımdır (sabırsız mode) ya da ilk 10 dakikada sızmışımdır (uykucu mode) Bu tüm hafta boyunca sayısız film açtım kapattım ve tuhaftır ki hepsini de izledim sonuna kadar (yapacak başka birşey bulamama mode) Ama gel ve de gör ki bu tüm film karakterleri beynimde birbirine bulandılar.. Öyleki Jake ile kırmızı başlıklı kızı bile çıkıyor sanıyorum şu anda. Sonrasında pek sevdiğim dilber Cameron Diaz ı robotlar ile bir partide eğlenirken buluyorum.. Hatta rüyamda kendimi turuncu saçlarla bir Clementine sanıyorum. Mandalina oluyorum. Yani sadece onları birbirine karıştırmakla kalmıyor kendimi de dahil ediyorum filmlere.. Sonuç olarak diyebilirim ki Jim Carrey hoş adam :Pp ( bu kadar filmden aklımda kalan bu ise inceleme altına almak gerekmekte beni )
DELİRMİŞ HAYAL... @ 14-08-2006 16:52
Sen beni kandırıyorsun...Bende seni.. İkimizde kendimizi kandırarak,kendimizden kaçıyoruz bir nevi... Böylelikle kendimize güvenmiş oluyoruz.... Aslında ne kendimize,ne birbirimize güveniyoruz.... Çekip gider korkusuyla yaşıyoruz hergün... Çünkü iyi biliyoruzki ikimizde dönmeyiz.... O çok aynılığımızdan... Basit sözcüklerle,bazı şeyleri yavanlaştırarak,kurmaca bir hayal yaşıyoruz... Bir rüzgar esse ya yıkılacak,ya da daha sağlamlaşacak bir hayal... Ötesini göremiyoruz... Ürkütüyor ikimizide... Sadece bugünü yaşayarak hayali temeller atıyoruz.... Yarını olmayan bir gün gibiyiz.... Bugün songün gibiyiz.... Songünü yaşıyoruz hergün... Songünün içinde garip bir hayal... İkimize benziyor aynı... Onunda ne önü var nede sonu... Ne dünü var,ne de yarını... Ama bilinçsizce ilerliyor... Kimsenin hayali gibi değil,duyana hayal gelmez,birazcık delirmiş gibi... Biraz senden parçalar taşıyor, Birazda benden... Bir rüzgar esse ya yıkılacak,ya da daha sağlamlaşacak... Ya bizi birbirimizden koparacak, Yada bizi gerçek "biz" yapacak...
MASKE @ 14-08-2006 03:51
Seni kötü bilenlere inanmazdım eskiden,Kendine de sürekli kötü demene inanmazdım... Çok garip ve anlaşılmaz gelirdi... Canını yakanlara karşı kin duyardım... Oysaki beni ne kadar çok uyarmışsın meğerse... Birgün,o maskenin altındaki gerçek seni gördüğümde, Asıl o zaman inanamadım... O maskeyi meğer sana ben takmışım... Gerçek melek maskesi... Bir süre sonra düştü kırıldı... Ardındaki gerçek sen,umursamaz,kötü ve acımasızdı... Kendi yaşadıklarını başkalarına mal eden bir korkaktı. En zor zamanımda beni yapayalnız bırakan bir yalnıştı... O maske benim kalbimdi... Kırıkları,kesikleri,durduramadığım o akan kanı; Temizlerken zaman, Seni sana bırakıp,çekip gittim...
Bir Merhaba Yazısı:) @ 14-08-2006 03:50
Çok sıkıntılı stresli geçen bi saatin sonunda,bi anda bu siteyi gördüm... Yazıları falan okuyunca,çok beğendim... Bende burda olmalıyım dedim kendi kendime... Sonra bi baktımki bütün sinirim stresim geçmiş,beni strese sokan kişide özür diliyor :D... Yani uğur getirdiniz bana :) Arada bi olur böyle,her zaman değil ama...Artık insanlar ben lanetliyim falan diyince kızdıkları için diyemiyorumda öyle şeyler... Ama buna gerçekten inanıyorum... Neyse,bir merhaba yazısınıda sulandırmayayım :)...
Ne yaptımsa kendime yaptım hep. @ 13-08-2006 02:37
Ben bir kendime yanlış yaptım, Kendime sırt döndüm, Kendime yol uzattım! İhaneti kendi elimle yazdım, Kendi elimle açtım kapıyı gittim. Ve ben kendime hep yanlış yaptım! Sus yolcu
Haykıracak Nefesim Kalmasa Bile @ 09-08-2006 20:02
Sıcağın bünyeye türlü türlü zararlar verdiği apaçık. Ama hiç bir coğrafyada görülmemiştir sıcak bir yerde üşüyen insan kimsesi. Ama olabiliyor, türlü türlü çeşidi var zaten bu insan kimselerinin bu da böyle bir çeşidi diyor ve mümkün mertebe kendisinden uzak tutuyoruz bünyemizi. Hapşuruk aksırık ve bilimum şapırdaklı efekti bir yana bırakmasını ve de acilen hayata dönmesini salık veriyoruz, bir kase çorba da yanında eşantiyon. [şarki]Haykıracak nefesim kalmasa bile, ellerim uzanır olduğun yere, gözlerim görmese de bulurum yine. Kalbim durmuşsa inan çarpar seninleeeeeeee[/şarki] Kafama takılacak bir şey bulmadığım için bugün ensem yandı, zira saçlarım bu sıcaklarda hiç çekilmeyecek bir uzunluğa eriştiler. Ve de ben toka takma özürlü bir kimse olduğum için böyle sıcaktan baygınlık geçirip saçlarımı yolma ile karşı karşıya buluyorum kendimi. Hazır bunu düşünüp sinirleniyorken dedim ki kendime "ben neden kafama bişey takmıyorum ??" görüldüğü üzere fazlasıyla ince bir zekanın ürünüyüm ben, kafama takacak şey bulmakta zorlanmadım bu sefer de her zamanki gibi.. ( ah baba... ne kadar haklıydın odamın kapısına astığın o yazıda..."çok yaratıcı biriyimdir, acayip sorun yaratırım" ) Kafama taktığım bu sorunun yanıtını bulduğumda elbetteki dünya değişmeyecek, dünyayı sarsmayacak biliyorum ki bu düşüncelerim. Ama ben düşünüyorum ( o halde varım...?? ) Fikrime şu düştü : Neden daha daha büyük çöp tenekelerimiz yok ?? Neden bir eve sığacak olan çöp kutuları ancak birkaç dergi, birkaç kaset, birkaç makyaj malzemesi ile doluyor ?? Neden benim hevesimi kaçırıyorsunuz siz çöp kutuları ?? Atacak çok şeyim var ama benim :/
Sessiz @ 09-08-2006 04:12
Şimdi bir öfke vuruyor gönlüme, Öylesine kuvvetli öylesine kasvetli
sarı şal @ 09-08-2006 03:33
Bu gece de göremedim yıldızları. Bakmadım belki ondan. Balkon balkona benzeseydi çıkıp efil rüzgara verecektim kendimi. Bir kendim, bir ben... türküleyecektim tüm çayır çimenleri. Kapım açık değil. Bu yüzdendi biliyorum yıldızlar içeri giremedi. Rüzgar çok sert esiyordu. Pencereler gacırdıyor... camlar şangırdıyor... apartman sallanıyor... yorganım kapılıp uçuyor...Gecenin kasvetini arttıran uğultuyu bir yana bırakıp gökyüzünü kaplayan bulutları aralayarak bir yıldıza uzanmam olanaksızdı. Perdeler rüzgarın yardımıyla bir paraşüte dönüştüğünde ben onun ellerinin arasına çoktan düşmüş, fırtınaya dönüşen havanın ellerinin arasında sarvrulmaya başlamıştım. Benim gibi savrulanlar da pek çokçaydı. Kollarımla başımı korumaya çalışırken bir eldiven çarptı ilkin. Tahminimce bir bulaşık eldiveniydi. Mutfağımda böyle bir eldiven olup olmadığını sordum kendime. Hatırlayamadım, ama olma ihtimali yüksekti. Ellerimin deterjana alerjisi olduğundan ben bu eldivenlerden kullanıyor olmalıydım sanırım. Sonra bir dolmakalem boynuma dokundu. Mürekkeple uğraşmayı sevmediğimden hiç hoş karşılamadığım dolmakalemi sırf yazı tekniğini beğendiğimden çekmecemin bir köşesinde saklıyor olabilirdim tabiî. Birden bir kırlent tam alnıma çarptı. Kırlentlerim. Benim kırlentlerim. Boy boy ayıcıklı kırlentlerim. Uçuyorduk. Kayalar, günlükler, ilkokulda annemin ördüğü sarı şal, çini işleme kalem kutusu, anılar, yıllar, akreple yelkovan... neler neler, neler nelerle beraber ben de uçuyordum. Rüzgar çok sert esiyordu. Pencereler gacırdıyor... camlar şangırdıyor... apartman sallanıyordu. ne zaman bir taşın düşeceğini başıma nereden bilebilirim gökyüzünde uçan uçana bir yıldız dokunsa uzanıp saçlarıma benim sarı bir şal atarım omuzlarıma
gücüm kalmadı @ 08-08-2006 17:40
artık hiçbir şey için üzülmek istemiyorum...gücüm kalmadı... artık hiçbir şey için ağlamak istemiyorum..gücüm kalmadı.. artık hiçbir şeyi düzeltmek için çabalamak istemiyorum..gücüm kalmadı. artık beni üzen hiçbirşeye dayanıcak gücüm kalmadı.. tükendim....
Pembelerin Kurbağa Prense Aşkı @ 07-08-2006 22:08
Daha 5 yaşındayken tanışmıştım seninle, teyzem evleniyordu onun düğünü için alınmıştın bana.. pembe kocaman fırfırlı eteklerin vardı, dantellerle süslenmiştin. O zamanlar tv de izlediğimiz klasik filmlerdeki leydiler giyerdi seni. Sağ elleriyle eteğinin bir ucunu tutarlardı rahat adım atmak için. Gerçi seninle yürümek çok kolaydı ama böyle yapınca daha havalı dururdun bence. Seni giyenler hep leydilerdi filmlerde ama ben bir prensestim.. 5 yaşında bir prenses.. bukle saçlı, elinde çiçek sepetiyle gezen bir prenses.. Seni hiç çıkartmazdım üzerimden , sana her dokunuşumda daha güzel olurdum hep.. Köydeki dereye kurbağa yakalamacılık oynamaya bile, sadece sen üzerimdeyken giderdim, aklım sıra öpeceğim kurbağa da masallardaki gibi bir prense dönüşecek olurdu. Çok kez ağlayarak döndüm eve, öptüğüm kurbağalar hala kurbağa kalıyor diye.. Bazen düşünürdüm onları yakalayacağım diye kirlenen eteklerimden dolayı güzelliğim bozuluyor diye mi masallardaki kurbağa kaçardı benden, hiç gelmezdi yanıma.. Olsun ben bir prensestim, annem o güzel pembe tuvaletimi yıkar, özenle saçlarımı tarar çiçekler takardı ve ben yine prenses olup kurbağa yakalamaya giderdim.. ama hafife almayın daha o yaşlarda bile çınar yapraklarına çamur koyup sararak, yaprak sarmalar yapacak kadar marifetli bir prenses.. Ve sokakta kıyafetine aldırmadan sek sek ve elim sende oynayacak kadar alçak gönüllü bir prenses.. Babasının maddi durumunun iyi olmaması nedeniyle bir bebeği bile olmayan bir prenses, olsun abilerimden arta kalan bir oyuncak ayım vardı ya.. kolları hafif ayrılmış içindeki pamukları gözüken mavi oyuncak ayım.. o bana büyük kardeşimden mirastı ve hatırlayabildiğim tek oyuncağımdı.. Pembe, kocaman kabarık etekleri olan beni dünyalar güzeli yapan tuvaletimden siyahlar alındığı gün ayrılmak zorunda kaldım.. Siyah önlük, beyaz dantelli çoraplarım.. Yas tutayım diye alınmışlardı sanki bana, evet yastaydım çok ağladım , siyah giyince abla oldun dediler, ablalar pembe giymezmiş. Yalan!! 24 yaşındayım hala en sevdiğim renktir pembe.. Çünkü ben pembeler giyince prenses olurum.. çocuk olurum.. öptüğüm her kurbağayı prens olacak diye hayaller kurup dururum..
Manifesto @ 07-08-2006 13:11
Günlerdir içimde istemeden oluşmuş duygular vardı. Sonunda farettiğim çok şey oldu bunları bir manifesto halinde size açıklıycaam :P Bir İlişkide Yapılması ve yapılmaması gereken Şeyler: 1-Bİtti deniliyorsa bitmiştir.Eğer bitmemişse tekrardan sana dönecektir.Bunu anlamam çok geç oldu ama sonunda oldu işte .Aslında bir nevide korku vardı içimde,güzel şeyleri kaybetmenin verdiği telaş:S 2-Asla değer verdiğini belli etme...Kime ne kadar değer veriyorsan onun her zaman yarısını göster.Çünki rüyaların peşini bırakmıyor sonra.Hayat hep beklentiyle kalıyor ,askıda... 3-Kim sana sevgisini gösterirse her zaman onuda yarım olarak varsay.Çünki o sevgini yarısı şişirmedir.Bazen insanlar sevgiyi göstereyim derken bokunu çıkarıyor.Şeffaf yaşamadıkları için dozajı ayarlşıyamıyorlar ve hissetmediği duygularıda saan yansıtıyorlar ve sonuçta sende kapılıp o sele akıntıda bilinçsizce sürükleniyorsun 4-Hayal kurma.Yada kurduğun hayalleri paylaşma sadece içinde kalsın.Nasıl olsa olacaksa olur,olmadığı zaman üzülmezsin..... 5-Senin için yapmadığı şeyleri başkasına yapınca üzülme.Çünki sen onun için farklı bir konumdasın.Aslında bu kısmı fazla irdelemek istemiyorum ...(hala acı verıyor bu madde daha tam yerleştiremedim bu fikri kafama:S) 6-Hayatta tek önemli olan oymuş gibi hissetme,onlayken mutlu olman onsuz mutsuz olacaksın anlamına gelmıyorkı .... 7-Yaşadığın ne olursa olsun başkalarıyla paylaşma.Paylaştıkların seni ters etkileyebiliyor.Bazen iyi bazen kötü oluyorsun.Ama en mantıklısı kendi içinde çözmen .. 8-Ve hayatta korkma.Bunu yaparsam ne kaybederim değil ne kazanırım diye düşün.Çümki yaşam kısa ve her an şimdiki kadar mutlu olamayabiliyorsun.. 9-Ondan hiçbir şey isteme seni zayıf gösterir.Ayakların sağlam yere bassın ,kendini ondan bitşeyler isteyerek küçültme.... 10-ASLA ve ASLA karşısında ağlama veya kötü olduğunu belli etme kendini acındırma, bu seni zayıf gösterir ve sen çöktükce o üstüne biraz daha oturur, yere yatsan bile sivri topuklarını sırtında hissedebilirsin.Bu yüzden asla küçülme karşısında ..... Bu kadar yeterli sanırım.Ekliycek bişeleri olan varsa eklesin.yorum kısmı açık bu arada manifestomun peşine bazı arkadaşlarıma bir kaç özür borçluyum... En başta Melinda, Merush,Candice_nigth, Graveorchid, Dilana, Abuk, Broodjekaas, Mio_fe, Baby_Lemonade, 2bin5.... Son 3 haftadır size çok sıkıntı verdim farkındayım.Söylediğiniz hiçbir şeyi yapmadım bununda farkındayım.HEPİNİZDEN ÖZÜR DİLİYORUM Ve Desolateangel bende yer ettiğin için ve yaşadıklarımız için çok sağol.Bazen mantıksız davrandığım doğru ama ben yaptım bunları sonuçta ... Senden kalan tek şey nedir biliyormusun SERT KAL
Rehavet Çöktü Üzerime @ 06-08-2006 23:59
Havada yapış yapış bir kıvam var, ne kadar su da değse vücuda yine yanıyor, yine yanıyor. Bu nedir böyle ey Ağustos ? Haklısın, ben nankör bir kimseyim, hayatımın sürekli olarak hava ile kavga etmekle geçtiğinin bilincindeyim. Ama şu anki ahval ve şeraitte bundan başka bir neden bulamadım.. Ve mecburen hava ile kavga etmeliyim. Kavga edecek insanlarımı tükettim çünkü hali hazırda . Yeni insanlar tanımalı ve onlarla da mı kavga etmeliyim acaba diye dahiyane fikirler geçmedi de değil aslında aklımdan. Du bakalım. Hayata, güne, güneşe, insana olan inancımı yitirdiğimi zannettiğim günlerin ertesinde bu kadar çok dost sesi, çokca şevkat dolu bir anne sesi, ve de kalbimin sesini dinlemek iyi geldi ruhuma. Kendime zoraki de olsa gülücük dağıttım. Kendime ama.. Bunun bir başı ya da sonu yok, bir çizgisi de yok. Başladığı gün bile değil, bu hislerin oluşup büyüyüp kocamanlaştığı başka bir gün de yok. Sınırları zorlayan kalemlerim de yok aksi gibi. Aynaya yansıttığım göz kamaştıran gülücüklerim de yok. Ama ben ne yaptım? Hepsini varoldukları o karanlık çekmecelerden çıkardım. Tozlarını altım, ve sanırım ağrımın sızımın dindiği ilk gün de takıp takıştıracağım. Özledim.. Ve de sanırım başka hiç bir şey de yok.
Ötesi yok! @ 05-08-2006 00:58
Halsiz, bitkin ve çok yorgunum. Bir şeylerin hep savunmasını yaptığım, Yalnızlığıma ise hep yenik düştüğüm, bir ömür bekçisiyim! Kaybedilen mi yoksa kaybettiklerim mi en büyük acı bilmiyorum, Ve tek satır daha yazamıyorum! Bitti, bittim, Bitmeliydi, bitecekti! Ötesi yok.
Şarkılardan Fal Tutmak @ 04-08-2006 15:28
Bazı hisler öyle kolay kolay oluşmaz, bazı yaralar kendi kendilerine açılmazlar, onların böyle yetenekleri yoktur. Buna şekil veren biziz, acılarımız,tatlılarımız ekşi ve de tuzlularımızdır. Şimdi bir kadın oturup "ne bir ses, ne bir haber gelmiyor artık senden......öylece kalakaldım deli hasretinle ben...." diyerek başlamış ise bir şarkıya anlamak lazımdır halinden. Bu hisler yaşanabiliyormuş demekki.. Ve öyle körü körüne bağlanmamak gerekirmiş şarkılara.. Çok uzaklarda bir erkek "dur..gitme, beni öldürme...ruhum dayanmaz bu gidişe ..." diyor ise gitmesini istemediğine ona da hak vermek gerekir. Anlamak lazım insan hallerinden, gitmemek gerek.. öldürmemek gerek.. Peki yaşanmasa bu hisler bu şarkılar olur muydu? Olmasınlardı,lazım değillerdi.. Kalbi sıkışabiliyormuş insanın, öylece kalakalıyormuş deli hasretiyle... nefes almakta zorlanıyormuş insan.. Payıma bunlar düştü bu sabah. Gözyaşım damladı klavyeye..Huysuzluğum arttı yine, doluştular gözlerime yaşlar.. Sesimin ulaşabildiği yerlere duvarlar örülü. "gitme böyle zamansız...önce hayaller biter..." Aralara Okan Bayülgen huysuzluğuyla "burda bahar yok, adın hasret, gülmek güç..." diyor kadın arkadan. Dünyayı dar etme isteği, çokca hasret, bolca gözyaşı, ve kilometrelerce nefret dolu bir sabah. Günaydın..gül peri.. gülme peri, ağla.
Kuru gözlerle uyanmak istiyorum.. @ 03-08-2006 17:22
Garip rüyalardan uyanıp, istemediğim yüzlerden kaçıyorum. Bu rüyalardan gerçekten sıkıldım artık.Üstümde ağırlığı kalan, baş ağrısı ve birkaç damla gözyaşı bırakan rüyalar..Uyandığımda kirpiklerim hep nemli...Bu kadar mı yıpratmış beni yaşadıklarım..Hamurdan, çamurdan insanlar bu kadar mı merkezine yerleşmişler hayatımın..İstemiyorum ki, ne yüzlerini, ne seslerini.. Uyanıp kendime geldiğimde çok iyiyim..Ama neden güzel güzel babama sarılıp gökyüzünden aşağıyı seyretmek varken hortlaklar görüp duruyorum ki? Neyseki Cemal SÜREYA hayatta en çok sevdiğim şiirle karşıma çıktı birden.. .....Bir kuş konmuş parmaklarıma uzun uzun ötmüştü Bir sevişmek gelmiş bir daha gitmemişti Yoktu dünlerde evvelsi günlerdeki yoksulluğumuz Sanki hiç olmamıştı Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel lâflı İstanbullar Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lâfların dünyaların Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti Çünkü iki kişiydik Oysa bir bardak su yetiyordu saçlarını ıslatmaya Bir dilim ekmeğin bir zeytinin başınaydı doymamız Seni bir kere öpsem ikinin hatırı kalıyordu İki kere öpeyim desem üçün boynu bükük.....
101 Kere Maşallah @ 03-08-2006 02:31
Batıl inançlar gereği, (batıl nedir ya, atıl duran atık inanç gibi birşey beliriyor gözümün önünde ister istemez) 41 olması gereken sayıyı ben kendi nazarımda 101 için uyarladım. Evet bu benim 101. meruşkom yazım. Sevgideğer (??) sitemin içerisine yazdığım 101 nolu bu şahane yazıyı hayatımda emeği geçen herkese ithaf ederim.. Giriş gelişme ve sonuçtan oluşacak bu yazım da.. önce girişeceğim, sonra gelişme kaydedeceğim zekamda ve ardından sonuçlarıma katlanacağım. Şahane uzuvlarımdan bahsedeceğim ve yersiz saçma espriler yapacağım. Ardından mutlu olacağım harfleri yan yana getirmiş olmaktan.. Ben yazı yazmayı çok seviyorum, çok sevmek bunun yanında hafif kalan bir eylem.. Ben yazmazsam yapamam. Elim rahat durmaz bir kere, her ne kadar kalem tutmayı unutmuş bir zat olsam da klavyeye dokunmadan edemiyorum. Bu yüzdendir ki her fırsatta bir şekilde yazıyorum birşeyler. 101 nolu yazı da bir bahane bu sebeple.. Ama bir konuda sıkkınım ben, kendime de kızgınım. türkçe yi alt üst etmem bir yana, imla kurallarını bir yana fırlatmam diğer yana , ben en çok bir konu bulamamaktan yakınıyorum. Vaktiyle içinde aşk geçen içinde nefret geçen içinde ben geçen çok güzel yazılar yazmışlığım var. Ne demeye böyle abes bir hal aldım bilemiyorum. Kalemim gün geçtikçe sivrileceğine giderek törpüleniyor, hissiyatım azalıyor.. Amma ve lakin, ben böyle güzelim falan filan...
Koca bir hiç! @ 03-08-2006 01:27
Hissettiklerimin bi karar
istanbul ve o @ 01-08-2006 12:27
cumartesi istanbula gelece
masal-1 @ 31-07-2006 23:51
Cok cok uzun zaman once yada cok yakin bi zamanda zamanin olmadigi biryerde belkide
Biraz melankoli biraz asabiyet.. Dağılın uleynn.. @ 31-07-2006 04:43
Bu gece keyifle karşılaşmadık..Yalnız kalmak ve belki de bir zamanlar bana ait olup artık olmayanları düşünmek için kendimi out of order moduna geçirdiğim bir akşamdı.. Biraz yaklaşan pms in getirdiği hormonal değişimler,biraz yasemin kokusu,biraz ben,bol cin tonik..Bol bol da lime tabiki.. Ne garip di mi.. Bir zamanlar teninin ve ruhunun her santimini hatta milimini bildiğin, ya da en azından o zamanlarda öyle zannettiğin, ince ince, özenerek, dokunulan sevginin yerini çok başka düşünceler hatta insanlar alması, sana ait geçmişin sadece bir isim olarak tarihe karışması.. Hayatının odak noktasındaki insanların artık hayatının sana özel bir yerlerinde olamayacakları.. Ailebabası olmuş eski sevgilimle konuşurken fark ettim bunu..Ve ardından bir zaman parçam haline getirdiğim, sonrasındaysa engellemeyi unuttuğumu fark etmem için çok geç olduğunda hadi mesajlarıma cevap vermiyosun kontörun yoktur diyoruz burada bir selam da mı vermiyorsun diyen bir insan için..Telefonum ağzına kadar kontör dolu halbuki.. Ama kredilerini tüketen sensin.. Canım dostum, dert ortağım vs.. sıfatlarla tanımlanırken "bir insan" haline gelmek ne acı.. İnsanlar söyledikleri birkaç cümleyle kendi katilleri olduklarının bilincinde bile değiller ne yazık ki.. Ben kolay insan harcarım.Bu sanatı öğreneli çok oldu. Gerektiği zaman Gerektiği yerde.. O zaman? dağılın lan, sigara dumanı mısınız, nesiniz? sizi ben mi yaktım? dağılın, sakinleşmeye geldim buraya, atlamayacağım.
Sen yoksun ya hani şimdi.. @ 29-07-2006 11:55
Sen yoksun ya hani şimdi.. Ben sıkılıyorum burda. Sen farkında değilsin belki.. Ben kapana kısıldım bilio musun? Kimsem yok sen olmayınca.. Hep korkuyorum. Önceden korktuğum şeyler aklıma geliyor.. Ya biterse diye korkuyorum. İşte uzağız yine.. Hiçbişey yapamıyorum.. Ya biterse?? Ne yaparım ben?? Düşünmesi bile delirtiyor.. bide sen yoksun ya hani şimdi.. Ben seni çok özlüyorum burda.. Sen farkında değilsin belki.. Ben sana ulaşamıyorum.. Sen kapatıyosun ya hani kendini bana.. O zaman ben nefes alamıyorum.. Sen yoksun ya hani şimdi.. Ben sensiz yaşayamıyorum.. Boğazımdaki düğümü çözemiyorum.. Gözümden akan damlalara söz geçiremiyorum :(
Buram buram ... @ 29-07-2006 01:31
Bomboş bir sokak ve bir ben! Birde adımlarıma yaklaşan gölgem
hamsi koydum tavaya @ 28-07-2006 12:43
başladı oynamaya :))) bak gördün mü herşey düzeldi. öyle değil mi..geçicek demiştim. geçti değil mi.. bak yine aynı anda aynı şeyleri yaşıyoruz. gözyaşları durdu. en azından şimdilik. mutluyum, mutlusun, mutlu.
Aşure Koydum Tasa @ 27-07-2006 20:07
Bazen olmaması gibidir ya hani herşey, illa ki derinine saklamayı yeğleriz hani olayları.. Çok meraklı olduğumu düşünüyorum bugünlerde bu konuda. herşeyi birbirine karıştırıp aklımca aşure yapacağım ve hayatımdaki herkesi doyuracağım.. Tarifimi de kendi kendime oluşturdum ve oturdum ellerimle aşure yaptım ! Annem için kuru kayısı koydum,kayısı sağlık verir, bağırsakları çalıştırır. Ve benim annem ben bağırsam da bağırmasam da beni sever.. Babam için kuş üzümü ekledim aşureme.. Kuş üzümü mini mini hayallerimi temsil eder, özlemlerimi, kokusunu çok sevdiğim babamın huzurunu verir kuş üzümü.. Kuşun kanadına takar gönderirim diye ona olan özlemimi.. Kızların herbiri için birer portakal rendelerim.. Kabuğu eridikçe daha bir yakınlaşır olurlar bana diye, o güzel kokuları karışır diye dünyama.. Canımın parçası için nohutları atıkladım. En beyazlarını seçtim, en tazelerini, en güzellerini.. İnci kolye tadında kalsınlar diye dünyamın içinde.. Dostlarım için şeker ekledim bolca zira şekersiz kıvam bulamaz benim aşurem.. Özlediklerim için doldurdum geri kalan tüm malzemeleri, teker teker pişmanlıklarımı hüzünlerimi.. Lezzetli oldu aşurem.. Çok güzel oldu Yesinler diye tabaklara koydum ama baktım ki yanında bir kase de "huysuzluk" vermişim. "üzüntü"vermişim.. Unutmuşum "gülücük" koymayı yanına.. Tabaklarımın hepsi yenmeden geri gönderildi.. Yemek istemediler.. Çünkü yalnızca tatlı olsun isterlermiş benim aşuremi.. Bu gece biraz daha düşünüp öyle koyulacağım işe.. En leziz aşureleri yapmak için, hayat buldurmak için hepsine.. Bakacağız elbet tadına..
İki hecelik "YaŞam" @ 27-07-2006 03:09
Hayat herşeye rağmen ne güzel! Ölüme beş kala sağ sapan bir ömür! Yaşamak istiyorum !
Maymunlar ve insanlar @ 27-07-2006 02:37
Keith Chen, Yale Üniversitesi'nde ekonomi bölümünde görev yapan bir profesör. Keith Chen'in araştırması, maymunlara para kullanmayı öğretmek ve bunun sayesinde topladığı bilgileri insanların para ile olan ilişkisiyle karşılaştırıp, bilimsel sonuçlar çıkarmak. Araştırma, Yale Üniversitesi'nin maymun laboratuarında başlıyor. Bu laboratuarda 7 adet capuchin maymunu deney kafeslerinde para kullanmayı öğreniyorlar. Para olarak, gümüş renkli somun kullanılıyor. Süreç gayet basit. Ana kafesten bir maymun alınıp, deney kafesine koyuluyor. Bu maymuna para olarak bir somun veriliyor. Maymun öncellikle bu somunu kokluyor, ağzına götürüyor. Bu aşamada bir tepsi içinde çeşitli yiyecekler getiriliyor. Amaç, bu 7 maymunun her birinin sevdiği yiyecek türünü bulmak ve bunları elde etmek için parayı kullanmalarını sağlamak. Deney kafesindeki maymun elmayı seçiyor. Araştırmacılar, maymuna elmayı vermeden önce elinden parayı alıp, maymuna yiyeceği veriyorlar. Bu süreç haftalarca sürüyor ve maymunlar birkaç hafta sonra, ellerindeki somunun yani paranın gücünü anlamaya başlıyorlar. Maymunlar paranın kullanımını; araştırmacılar da en çok tercih edilen yiyeceği öğrendikten sonra, yeni bir süreç başlıyor. Fiyatlandırma sürecindeki amaç, maymunların insanlar gibi rasyonel kararlar verip vermediğini bulabilmek. Böylece araştırmacılar, birçok maymunun tercihi olan jelin fiyatını iki somun, elmanın fiyatını yarım somun ve üzümün fiyatını ise bir somun yapıyorlar. Buldukları sonuç ise gerçekten ilginç. Maymunlar deney sırasında tıpkı insanlar gibi para harcama konusunda çoğu zaman rasyonel davranıyorlar. Paralarını, en çok yiyecek alabileceği şekilde harcamaya başlıyorlar. Maymunlar 1 somun verip 2 dilim elma almayı, fiyatı 2 somun olan bir adet jele tercih etmeye başlıyor. Buraya kadar her şey güzel! Günlerden bir gün, yine ana kafesten, deney kafesine alınan maymun, deney kafesindeki bir tepsi içinde bulunan 12 somunu görüp, aniden çılgına dönüyor. Paraların bulunduğu tepsiyi kapıp, ana kafese fırlatıyor ve kendisini de ana kafese atıyor. Ana kafesteki bütün maymunlar bir anda gökten para yağdığını görüp, yere düşen paraları kapışmaya başlıyorlar. Levitt, bunu yazısında maymun tarihinde gerçekleşen ilk 'banka soygunu'(maymunun tepsiyi çalması) ve 'hapishane kaçışı' (maymunun deney kafesinden, ana kafese kaçışı) olarak tanımlıyor. Bütün bu kaos içinde araştırmacılar, ana kafesteki maymunlardan parayı geri almaya çalışıyor. Olay biraz yatıştığı bir anda Keith Chen, hiç görmemeyi tercih ettiğini söylediği bir olaya şahit oluyor: Erkek maymunlardan biri, dişi maymunlardan birine yaklaşıp, ona elinde bulunan somunlardan birini veriyor ve bunun karşılığında dişi maymun, erkek maymunun seks teklifini kabul ediyor! İşin ilginç yanı, dişi maymun 'kazandığı' parayı araştırmacıya getirip, bununla üzüm almaya çalışıyor. Chen, bu olayı maymun tarihindeki ilk ' fuhuş' olarak tanımlıyor. Üniversitenin araştırma etik bölümü, maymunlar üzerinde yapılan para araştırmasının, maymunların yaşam koşulunu, değerlerini ve gündelik yaşamlarını tamamen değiştirdiği ve zedelediği gerekçesiyle araştırmayı iptal edip, maymunlara para verilmesini yasaklıyor. Değerli arkadaşım Şükrü Tanatar'ın gönderdiği bu araştırma elbette çok ilginç. Ama daha da ilginci, çalışmanın iptal edilmesi. Maymunların korunması adına iptal edilmiş. İster istemez aklıma şu soru geliyor: Peki insanları kim koruyacak?
Veremem Sana Acımı @ 26-07-2006 19:45
Son günlerde önünden kuşlar geçiyor bu pencerenin göç mevsimi sanırım. Kuşlar çığlık çığlığa, gürültü ede ede ilerlemiyorlar ama, sakinler. Sanki bir yolcu kervanı develer yorgun düşmüş çölde hissi uyandırıyorlar bende. Yavaşca ilerliyor ağır aksak geçip gidiyor kuş sürüleri. Belki de hiç gitmek istemiyorlar. Olaylara,nesnelere yaklaşımım çok değişik bugünlerde, hepsi bu hislerin yansıması belki de. Kuşlar aslında son sürattirlerdir de bana öyle geliyordur.. En azından bunun farkında ve bilincindeyim. "Veremem sana acımı, kirlenir dünya " diyor usuldan uzun saçlı gözleri mahmur adam. "hüzün aşkına" imiş "aşık uykuları.." Uyutuyor beni sevecenliğiyle elleri Bir ses de hayat bulunur mu ? bir ses hayata döndürür mü ? dünyadaki en büyük huzur budur dedirtir mi bir ses.. Gözlerin ışıldar önce, yüzüne gülümseme ellerine güç gelir.. kaleme yazdıklarını klavyeden uzak tutarsın.. Bu da benim "düşümdeki rüya".. Ama veremem sana acımı, kirletmeyelim boşyere zaten kir pas içinde olan dünyayı.. Bırakalım yağmur ıslatsın "şehrin boş sokakları"nı... Veremem.
Yeniden @ 25-07-2006 19:22
Uzun zaman oldu. ve işte yine yeniden. ama söz verdim kendime. kabuğuma çekiliyorum.
bok çuvalı muradov @ 25-07-2006 06:37
aşkın bitmesi diye bişeyin varlığına inanmıyan benibile inandıran kadınlar varsa.. dünya çok b.ktan bir yer hayatımı bundan sonra bok çuvalına sarılı yaşamayı düşünüyorum ... zaten içinde yaşadığımdünya bok çuvalı heryer kokuşmuş insanlar başkalarının sevgililerine asılıyo kendi sevgililerini unutuyor ve sırf egoları için başkalarını harcıyorlar benle ne alakaysa ben çok güzelyaşadım aşkımı ama bittiyse bitti artık neden ısrar ediyorumki salağım işte aşk için savaş veremiycek ibride değilim ama artık savaşmıycaam önüme çıkanı harcıycaam geçceem farketmez kimişşneymiş nedenmiş sırf egolarım için artık eski muradov öldüdemek bana koyyo umarım ölmemiştir umarım bir yerlerde kalmıştır kaçan tren geri gelmezmiş kaçıran ben deilim ama kendierken kalktı neyse artık geçoldu sanırım kaçmış bi kere bi sonraki trenlere kaçak bineceğim artık napalım.... birazda ağlayayım birazda kendimi harcayayım artık aşkta yok hayatımda kimsede ben artık dünyalı olacağım artık sadece mantık insanı olacağım artık sadece fiziksel zevkin ve bencilliğimin kurbanı olacağım şu an üzülüyorum ama ilerde kalbimnasılsa nasır bağlıycak artık kendim olmıycaam belkide insan olacağım sadece belkide hayvansal içgüdülerimin esiri olacağım 27 yıl yaşadım muradov olarak aartık karşınıza farklı birioolarak çıkcaaam napalım ya sev ya terk et olacağım faşişt olacağım yada narsist yada nihilist artık siz karar verin sadece bok çuvalı olacağım bok çuvalı muradov
Dibdidududu @ 25-07-2006 00:17
modern zamanlarda aşk dibdidududu mudur? bu mudur? nefesler tutulmuş mudur? atmosferde aşk yok mudur? bu mudur? modern zamanlarda aşk buharlaşıp uçmuş mudur bu mudur? yanıp sönerken ne güzeldi ne güzeldi ne güzeldi kayıp giderken ne güzeldi ne güzeldi ne güzeldi Limanda her akşam nefesimizi kesen blues keyfinden mahrum kalıp evde bunu dinliyorum şu an Perküsyonist abinin gözleri aranmaya başlamış mıdır? Peki ben küçük,geçici ve kısa heyecanlar yaşayacak zamanları geçtim mi? Bilmem? Modern zamanlarda aşk gerçekten dibdidududu mu yoksa? Biri beni durdursun :p
Bir Ufak Mola @ 24-07-2006 15:17
Sihirli bir el dokundu omzuma dün gece. Gece yarılanmıştı çoktan, gün ağarmaya yakınken. Omuzlarıma dokundu elleri, saçlarımda gezindi usulca.. Bir saatlik uykuyla bile dinç uyandırdı beni varlığı.. Sihirliydi elleri, tam da umudu kesmişken, tam da bırakmışken hayal kurmayı, tam da mola vermişken.. Aslında kurulacak tonlarca cümlem var benim.. Hazır omuzlarımda geziniyorken elleri yazayım birer birer. Kalbimi yormayayım, üzüntümü unutayım. geçip,silinip gitsin. Sabahın olmasından korkmadım. Varsın akıp gitsin zaman,günü gelsin yaşanacak herşeyin. Biraz daha mola ver bana hayat.. Azıcık kırıntılarım kaldı, az kaldı tamamlanıyorum.
Güneş yanıkları kayıp ruhlara iyi gelirmiş.. @ 21-07-2006 04:11
Yataktan sarkan ayağımı ısırıp duran tekir yavrusu eşliğinde Kaş'tan kocaman bir merhaba.. Uzun yolculukları unutmuşum bir senede..Sanki geçen yaz 12 kere yolculuk yapan ben değilim.Şımarık çocuklar gibi görevli düğmesine bastım durdum bütün gece..Bu koltuğun kolu inmiyor,ne zaman mola vereceğiz,Patara'nın içinde ne işimiz var bık bık bık..Film izlemek istedim beğenmedim, oyun oynadım daraldım..Güneş doğarken Pinhani çalıyordu.. Sonra onun sevdiği ormanlardan geçerken babamı özledim yine.. bugünüm yarın olsa yada hep yeni baştan yaşamak ne güzel olur hiç başlamamışsan geriye ne kalırdı yaşananları atsan seni bir daha yaşamak isterim aslında beni al kucağına elini belime sar beni almadığın an üşürüm sabaha kadar beni al kucağına elini belime sar beni almadığın an ölürüm beni al Sonunda geldim..Begonvillerin güneş batarken pembeleriyle selam ettiği şirin beldemizde ilk tatlı yorgunluğumu yaşarken yüzümde de hafif hafif kızarmalar başladı..Koca bir senenin bende bıraktığı göz altı morlukları pembeye karışıyor yavaştan..Ezilen ruhumun tazelenmiş bedenime karışıp kendine gelmesi gibi birşey bu.. Kaş sokaklarını da resimlemeye başladım önümüzdeki günlerde daha güzel resimler çekeceğim http://community.webshots.com/myphotos?action=viewAllPhotos&albumID=552422843&security=jCwCae Zeynep tatile çıktı.. Bende sevinç ve yalnızlık var.. Ön koltukta özgürlük.. Haritada kendimi bulup, radyodan da bir türkü "Ne kadar çok yol var herkes mi yalnız" Bayati makamında.. Tutup eski sevgililerin en güzel yanları alınmalı.. Hatıralar akıp geçsin yan şeritten..
Anını Yaşa! @ 21-07-2006 02:06
Sana benzemek, sana benzetmek ne kadar yürek yakıcı! Unutulmuşluğunun en acı sahnesindeyken yüreğim, Sana benzemek geliyor içimden! Hani hep derdin ya; Anını yaşa
Karalama isteği !.. @ 20-07-2006 14:22
Eline kalemi almak.Sonra boş bir kağıt aramak. Bir şeyler karalamak istemenin en sıradan belirtileri.. Hafif bir gün ışığı,ona eşlik eden ve sıradan olmayan bir esinti... Serin geliyor bazen,üşütüyor beni.. Bazen ise hoşuma gidiyor hafif hafif tenime dokunması.. Tüylerimin diken diken olmasının sebebi esen rüzgar mı ? Yoksa müziğin etkisi mi ? .. Kelimeleri bir odaya toplamalı.. Yanlarına da noktalama işaretlerini serpiştirmeli.. Ve bunları cümleye,sonra da paragrafa dökmek için zaman bulmalı..
hala sızlayan yanlarım var benim.. @ 19-07-2006 17:14
hala sızlayan yanlarım var benim.. cevap beklemekten yorulmuş sorularım, daha kabuk bağlamamış yaralarım var.. ama acımıyor.. acılarım ışıldıyor yüzümde, sesi yaralarımı sarıp sarmalıyor.. attığım her adımın altında adının, içtiğim sularda tadının, ve yoksa izi saçlarımda, kokusu saçlarının o zaman canımı yakar tüm susmalar, sordulduğunda hatırım... sustuğum her söz yokluğuna gömülür ölürüm belki de belki kalırım ben onun göğsünden nefes alır kadar soluğuna yakınım..
Kelimeler* @ 19-07-2006 15:53
Her damla gözyaşıyla eriyip bittiğimi bile bile ağlıyor..Gözyaşı asit misali,dokundukça tenime eriyorum..Et parçası kalmadı,kemiklerim sayılıyor. Gözlerime değemedi bir türlü göz yaşı. değse,dinecek gözyaşım,acım dinecek belki de..Acılarla dopdolu bir hayatın içinde sürekli olarak gülümsüyor olmak da içler acısı. Gülümsemek zorunda bırakılmak,ellerinden alınması hayatının..Seni değil düşüncelerini zapteden,senden çok bedenini yokeden bu karanlıklardan nasıl sıyrılacaksın bakalım..Herşey belli belirsiz,avcumun içi kadar önümde , en az onun kadar yanıbaşımda.. Tutunabilsem yetecek.. bıraksam , dinecek. Biz eski günlerde yaşamaya o denli çok alışmışız ki, sanki bir yanımız hep mazide yaşasa mutlu olacağız bununla.Oysa geçmiş değil mi içimizi eriten daha çok. Önümüzde uzayıp giden hayat daha çekici gelmeleiydi oysa. Önümüzü görmek istmeyip,sürekli ardımıza bakma hali bu. Elimize geçen bir kaç hayal kırıklığı.Sana bana ya da yaşama dair sevinçelerimi birer birer yitirmek üzereyim..Ellerimin altında ne var göremiyorum bile. Bir hazine var belki de.. Belki de hepsi bomboş. biraz uzansam yanına dinecek belki de..
Samimiyet Cinleri @ 19-07-2006 07:33
Uzun zamandır geceleri yaşadığımı fark ettim. Karanlığı daha çok seviyorum bu aralar. Bir de kendim ve kucağımdaki klavye tuşlarımla kalmayı.. İki gecedir kucağımdaki harfleri kullanarak benim için çok değerli bir insanla geçmişimi paylaşıyorum. Geçmiş.Aynen böyle üstü çizili bir kelime. İçinde pek çok yaşantının saklandığı ama o yaşantıların birçoğunun çizilip çizilip karalandığı bir defter. Ama ne yazık ki yakmak istediğinde tutuşmayan sayfaları olan ve hatırlamak istemediğin zamanlarda bile içindeki mıknatısla arka odadan gelip kalbine yapışma özelliği taşıyan bir defter. Birçok şeyin farklı olabilmesini o kadar çok isterdim ki.Üstü çizilmek istenenler yerine güzel hatırlanabilecek rengarenk sayfa kenarları olabilirdi mesela.Ama tahminlerim hep doğru çıkmak zorundaydı benim.Çünkü çok önceden belirlenmiş hassasiyet çizgimin daha da incelmemesi için gerçeklerden kopmamalıydım.Keşke düşüncelerim yanıltsaydı beni, keşke paranoya yaptığımı düşünürken gerçekten paranoya yapıyor olabilseydim. Ama zamanla, gördükçe, öğrendikçe, kelimeleri yerlerine oturttukça her kelimemin doğru olduğunu ve kompleksler içinde boğulmuş ruhları diriltmeye çalışmamın anlamsızlığını idrak ediyorum.. Bir de bütün yazılanlar "ekle" tuşuna basıldıktan sonra doğaüstü gizli güçler tarafından kontrol edilse ve yazanla yazılan arasındaki bağlantının samimiyeti ölçülse.. Neler olurdu neler...
Seni Senle Aldatıyorum! @ 19-07-2006 02:26
sana benziyor herkes, seni soruyor herşey! Sağa dönsem birlikte oturduğumuz kanepe, Sola dönsem geceye merhaba dediğimiz pencere... Bir çift göz değse gözlerime, Hep sen diye avunurum sonunda yanılacağımı bile bile! unutmak ne kelime diye düşünürken, hatırlandığını bile unutarak seni yazmışım her yere! boş anlamsız bir gün ardına sığdırıyorum seni hep, öylesine güzel ki seni gece yaşamak, doğacak güneşin seninle doğacağını sanmak, ve avutmak kendini sabahlara dek! hepsi büyük bir yalan ne sen döneceksin geriye nede döndüğünde ben olacağım bıraktığın yerde! _"hep aynı sahneler dönecek hiç bitmeyen filmimde, kendini hep başa saran ve ..." Sana tek kelime "Seni Senle Aldatıyorum!"
Tepki Yazısı (Sinirliyim evet) @ 18-07-2006 04:47
80'in sonuyla 90'lı yılların çocukları. Yani şu an "genç" dediğimiz kitle. İnanılmaz bir yozlaşmanın içindeler bugün bir kez daha gördüm. Bir iki kişi dışında bu düşüncemi değiştirecek(ne yazık ki) kimseyle karşılaşmadım henüz. O da içebilsin diye gidip odasında sigara içtiğim bu gençlerimizden birisi bana ortada hiçbir sohbet yokken -Ee Zeynocum neler aldın? dedi. -Neye neler aldım? -Tatile gidiyosun yaaaaaa hani kıyafet falan -Hı evet aldım işte birkaç ihtiyaç tatlım. Akabinde poşetten alınmış bir ton -kadın- kıyafeti çıkarılıp: -Ben pek birşey alamadım bu sene de alamıcaaaaam -O niye? -Annemler bana araba aldıııaaağ -Hm güle güle kullan ama dikkatli kullan olur mu? Diyebildim ancak. Kendi içimde tepkiliyim evet. Belki de hiçbir zaman ailem kolay para kazanmadığı için.İdeallerinden ödün vermeyen babamı pazar günleri göremediğim için.Bu ülkedeki eğitime önemli katkıları olan iki hocanın çocuğu olarak hep onları borç öderken gördüğüm için. Paranın amaç değil araç olarak kullanılması gerektiği bilinciyle büyüdüğüm için bu insanların bu şapşal tavırlarına tahammül edemiyorum. Birey yetiştirirken bir kenarda hep bir parça "hayır" bırakılmalıdır. Hak etmenin ne demek olduğunu öğretmek, onu toplumun bilinçli bir parçası haline getirmek için saklanır o hayırlar. Bebeğe bile oyuncaklarının bir kısmı verilir önce. zaman geçtikçe değiştirilir belirli bir döngünün içine yerleştirilip konulur önüne o oyuncaklar. Bu başlangıçtır. İnsan böyle düzeni öğrenir. Sahip olduklarının değerini öğrenir. Etrafında bir yaşam düzeni olduğunu,o düzene saygı duyması gerektiğini öğrenir. Saygı duymak mı.. Gecenin bir köründe arabamın üzerine oturmuş muhabbet eden gençleri yerdeki çekirdek kabuklarından ötürü tebrik ettim. Aldığım cevap "ama arabanızı tertemiz yaptık ehe ehe ehe şeklindeydi" (kıçlarıyla temizlemişler yani) Bu da yeni bir geleneğimiz zaten. Yapılan eşşeklik için özür dilemek yerine üzerine bir de cevap yapıştırıvermek. Küçükken bahçelerden elma,mandalina falan çalarken yakalandığımızda yaptığımız en büyük terbiyesizlik suçu birbirimize atmak ama -yine de- sonunda özür dilemek olurdu. Arabamı kıçlarıyla temizleyen gençlerimize cevabım yalatarak temizletmemi ister misin? şeklinde oldu. Ben de bu dönemin bir parçasıyım di mi?
Garipsemek @ 17-07-2006 14:56
Mutsuz olmam için gece gündüz demeden çalışan, bulduğu her fırsatta beni yerle bir etmeyi kafasına koyan lanet olasıca düşüncelerden ne kadar da uzağım. Üzülüyorum şimdi de bu düşünceler istediklerini alamadıkları için kendilerini kötü hissediyorlardır diye. Böyle de iyimserim ben onlara karşı. Kimse kırılsın mırılsın istemem çünkü ben.. Havada hastalık kokuları var, hasta olmuş hava, kalbi sıkışmış. Ben de soluyorum ya hani o havayı, olur ya hani ben de hasta olurum. Hasta masta olmak da istemem ben ayrıca.. Haberlere göz gezdirdim. Reha Muhtar ve Gülşen aşkı patlak vermiş. Ne güzel dedim içimden. Tonlarca erkeğin rüyalarına giren yarı çıplak abla Gülşen, git sen o kadar adam varken Reha Muhtar la gönül eğlendir. Düşünmedim de değil hani acaba bu adamda gizli bi karizma var da ben mi göremiyorum.. Demekki adam ince ruhlu olmalıymış, öyleymiş Reha abi. Ben kimsenin işine mişine de karışmam. Sesimi duyuracağım yerlerde hatlar mı kopmuş ne, ben yüksel volümle bağırmak istemiştim oysa. Ama sabahtan bu yana ağzımdan yalnızca bir kaç tane kelime çıktı. Demekki kesilmiş sesim. Ben kesilsin mesilsin istememiştim ki .. Karnım acıktı.. Yemeyeceğim ama, niyetli değilim korku filmlerine malzeme olmaya, bilir ki herkes en önce şişman ve gözlüklü olanlar ölürler.. Gözlüğümü taktım , pembe eteğimi giydim. Ölmek mölmek istemiyorum ben.. Evet
Bu GECE... @ 17-07-2006 04:55
Dün gece bir intihar oldu
AMA...(2) @ 17-07-2006 00:59
Hadi tut elimi; Bak gözlerime anlat her şeyi bütün beni, benli zamanlarını, Ufkumda açan asmilerden bahset mavi yapraklarını ve özgür kokan yarınlarını tanımla bende, konuş hadi anlat tüm dillerde seni anlayabilirim ama anlatamam ben seni ve sana olan senli duygularımı çünkü anlatsam da duyamazsın. En iyisi mi sen anlat bana ben seni dinlerim
İstanbul a gitmek lağzıımm @ 15-07-2006 18:30
Hareketin berekete dönüşmesini gözlerim pört pört pörtleyerek izliyorum ben pek sayın meruşkom.. İnsan evlatları pek akıllıca işler yapmaz bilirdim ben, ve hali hazırda bir insan yavrusu olan sakar bi kimseyim. Her neyse, yine ben ne diyeceğimi bilmiyorum. Kendimden gerilere gidiyorum. Olmayacak planlar kuruyorum. tamamen hazır ediyorum herşeyi bu planlarıma riayet ederek. Sonra huzurum kaçmıyor böylelikle.. Eh pes dedirtiyor bu hayallerim bana.. Biliyorum sıklıkla sarhoş tadında yazılar yazmaya başladım. Halbuki kanımda alkolün zerresi yok, gayet sağlıklı bi kimseyim. Bir uçan tekme ile kendime gelebilitem var.. Ben böyle güzel değilmişim meğersem.. Falan filan.. evet Sonra bazı başı boş hayaller kuruyorum. Ama onların başı yok. Olmayan başlar aynı zamanda boşlar. Böyle tuhaf işte. Kendi kendine konuşur mu insan hayalleri yıkılınca.. Ben yıkarım hayalleri gerekirsei kendim yıkılmam.. Hadi canım sen de.. "sen" de.. sen de bu sen i.. anlamadın dimi okuyan.. halbuki çok şahane bi söz sanatına yer vermiştim ben bu mısralarımda.. Evet böyle güzel olmadığım gibi burda da güzel değilim.. Güzelleşmek gerek.. Pamela hanfendiyle kanki olmak istiyorum bu günlerde.. Nil i sevmiyorum artık farkedildiği üzre, Demet Akalın ablamız vardı bir de.. çok derinime işledi geçen güni kendilerine bir adet yazı döşemek boynumun borcu oldu.. Hadi bakayım, ben Pamela hanım ile bişeyler yapmaya gidiyorum, İstanbula gitmek lazım dedi, İstanbul bekle beni geliyorum yavrum seni kanatlarımın altına almaya..
""Melinda"" @ 15-07-2006 02:03
M asum durgun bir güzellik E skimeyen daimi sevecen L ay lom hayat dolu cici bir kişilik İ fadesi güç anlamlı bir bakış N ihayetinde tanımadığım birisi D eğil mi o meruşumun sevdiceği A ttığım adım bir teklif arkadaşlığa cici ...
""Fatalite"" @ 15-07-2006 01:44
F arkına varılması gereken hep gizli bir yan A lışık olmadığım bir iyimserlik taşıyan can T arifi olmayan bir dostluk, sessiz kalan yan A pansız özenle bir iki söz karalayan L ezzeti sözlerinde doyumsuz bırakan İ fadesiz asla bir sözle anlatılmayan T emkinliği sözlere cümle yolu sakinini katan E line kalemi en çok yakıştıran ...
"""Meruş""" @ 15-07-2006 01:30
M arifetli güzeller güzeli kalem dostu E meği esirgemeyen yardım perisi R engi en açık sarı, ne baharlar dolu U mudunun en güzel ve tek sebebi Ş ahane meruşkom ahalisinin biricik sevdiği ...
Bir yemek molası ve tel. kaydedilen bir iki satır ... @ 14-07-2006 17:33
İadesi mümkün olmuyor pişmanlıkların! İnsan hep bile bile gidiyor üstüne sonunda ona zarar verecek herşeyin.. Beynimi tırmalayan ve son ses çalan anlasamda şu ruh halimle anlayamadığım bir garip şarkı çalıyor.. Bu sesler sessizliğimi küstürüyor bana daha çok gömülüyorum o ses yığınları arasına . Faturası kesilmiş iadesi alınmayan binpişman olmuş bir ruh kaldı yanımda!!!
Sana Yazdığımı "Sana"rak.. @ 14-07-2006 15:45
Ufacık bir dünyam vardı benim, iklimleri aşan yaşlarım, kurduğum hayallerin gerçek oluşuna tanıklık eden gözlerim. ne kadar parlaktılar öyle değil mi ? Herhangi bir yanım seninle iken yaşadığım o kusursuz hisleri tarif etmek mümkün olabilse keşke. Hiç pişman olmadım sana ait olurken. İstemsiz düşlere daldım ben, kuşlardan da küçükken.Yürüdüm düşlerimin sokağında. Gözlerimde yaşlar vardı, yağmur olsunlar diye sadece. Ağlamak istemezdim ben seninle iken. Seni ilk gördüğüm gün hissetmiştim çünkü seninle hep güleceğimi.. Sevdiğin o kocaman gözlerim parlayacaktı her gülüşümle bir kat daha. Aklıma hakim olamadım günler boyu. Kalbime yenik düştüm. Bazen öyle şiddetli esti ki başım savruldum kendimden ötelere. Hissetmedim ben böylesini.. Bu denli yoğun hislerim bu sabah. Sebebi sadece bir rüya belki.. Sadece rüya ile sınırlandırmamalı ya da.. Belki tüm hayatın özü onda gizli,kimbilir. İstekleri değil midir rüyalarına giren insanların.. Hayalleri, özledikleri gelmez mi rüyalarda başucuna.Saçlarımı okşayan ellerin değil miydi ? Gerçek değil miydi hepsi, öyleyse rüya değildi. İçimi paramparça etmek istiyorum. Ağlatmak,kanatmak.. Bir kez olsun günlük telaşlara kapılmadan yaşamak istiyorum iç huzurumu doya doya.. Bunlar huzur dolu anlarımın satırları, içinde "mutluyum.." geçmiyorsa bu benim suçum..
Sessizlik, acı bir ıslık ve bu şehir.... @ 13-07-2006 02:52
Puslu hain bir gecenin arda kalanlarındandın sende, soğuk, iç acıtan bir rüzgar vuruyordu baş koymadığın göğsüme
ve ona yazdıklarını düşündüm.. @ 12-07-2006 11:07
nasıl seni istemek elimde değilse, bazen de an oluyor içini de istiyorum, çok.... hani o teninden ziyade, inip kalkan göğsünden ziyade, yüzüme değen soluğundan ziyade, vücut ağırlığından ziyade, asıl ağırlığını adının.... başka şeyler de göster bana; çok haylaz bir gülümseme, kabuklaşmış korkuların,yalnız kalmışlığın, ıslanmışlığın, yanmışlığın ve izini çoktan kaybettiğin aşkların gölgesinde; zaman zaman bir köşede ağlamış çocukluğunu ve gerçek yüzünü de istiyorum gözlerimde... o benden gittiğin günlerde, hani o eski anılarını özleten; bana yabancı, sana tanıdık, senin içinde benim dokunamadığım neye dokunduğunu bilmediğim, -gözleri renkli miydi unuttuğum- o kadın geliyor aklıma ansızın.. düşeyazıyorum ellerinden.. oysa tutmak için nelerden vazgeçtim onları.. biri ayağımı kaydırıyor farkında olmadan, omuz atıyor bir diğeri, neye çarptığına bakmadan.. bense kalabalıkları yararak yürüyorum... ellerimi yararak düşünüyorum; "neydi yazamadığım; içimden geçipte, içimi delipte kelimelere yazamağıdığı neydi ellerimin?" kanatıyorum parmaklarımı, sonra kanımı emiyorum.. içime bir ateş düşüyor, utanıyorum muhtaçlığımdan.. ve ona yazdıklarını düşünüyorum.. evet hiç okumadım onları, içim üşür okuyamam biliyorum... ama ne diledin, gözbebeklerin büyüdü mü korkularından... nasıl seslendin ona merak ediyorum.. ve benim nerde durduğumu o esnada.. içinde nerede yerim olduğunu.. yerim olup olmadığını o an... ve şimdi.. belki sonra.. ve evet merak ediyorum benim o esnada nerde olduğumu.. sen ona dair kelimeler ararken, ben sana mecunun ezberinden, yüzyıllık ağıtlar yakıyordum kimbilir.. aynı kelimelerle kağıtlara saklıyorduk adının "aşk" daki harflerini belkide... belki elim yanıyordu tutamıyordum sigarayı elimde, dudağıma tersten götürüyordum, yanmıyordu canım, sigaradan; dudağının değmesinden çok korkmuyordum.. rüyalarımda seninle sevişirken ben, tüm olup bitenleri tersten görüyordum.. aksi gibi bir geceliğine rüyama gelip 'sadece' sarılıp "seviyorum seni" dediğin gece mi yoksa ona "affet" diyordun.. o an uyuyordum belki ama önce bir bira, bir bira daha... ahh!!! bazen kafam dağılsın diye kitap okuyordum, bu kez alakalı alakasız herşey sana benziyordu, yoruluyordum... seninle sevilşilmiş ve eskimiş rüyalardan uyanıp ğlıyordum belki.. işte tam o sırada senin içinden ona cümleler akarken, sen onları yakalamaya çalışırken ben hangi tenhada, hangi çıkmazda, acaba hangi türküyü yakıyordum kimbilir.. elimde isli kokusu, kibrit kokusu kirpiklerimde.. ve ağlıyodum büyük ihtimalle.. evet ne önemi var artık.. mantık diye birşey var, mantık!! ne kadarda çocuğum ne kadar da bilmiyorum o tüm bildiklerini.. yazık bana, ama öğrenirim değil mi?? öğrenirim.. ya sen neden içimdesin benim.. hem de her istediğinde.. hiç sorgulanmadan.. ya ben neden tarafından sevilmeyeyim? bir şeyim mi eksik, çok şeyim mi fazla... söyle neden sana her defasında ateşler içinde geleyim... ne vereceksin bana bi söyle.. bi, de bana; ben şuyum de, buyum de.. neysen seni öyle de severim.. bi bilsem en çok nerde kabahatliyim.. sen kalk şiirler yaz.. ben oturup kalayım.. sen ayağımdan dermanları al, yoluna yol kat.. ben burda sen gel diye bekleyeyim.. ne olur yine de çok uzağa gitme.. belki kaybolursun ya da üşenir geri gelmezsin... ya ben o zaman ne ederim??? yine de gitme.. sevme başkalarını .. içime ateş düşüyor, dokunurken sen.. birden aklıma geliyor.. şiir, şiirler.. bir halta benzemese ne olur.. sana onu yazdıranla benim meselem.. oysa ben.. doğrganlığımla ağzın arasında, ağzımla ağzın mesafesindeki doğmayacak çocukların gibi -ki adım da bu yüzden yok belki- hiç olmadan ölüyorum.. hiç olmuyorum, olmuyorum da, herşey de olamıyorum.. senin o bi anlık hevesin ben de bir hayat demek, ki ben bunu o (yaşlanmaktan çocukça korkan) olgun aklına sokamıyorum.. zaten vazgeçtim artık... beni nasıl seviyorsan yanında işte öyle kalıyorum..yalan da söylemiyorum vallahi acımıyor canım.. sen yanımdasın ve ben sen de mutluysan mutluyum.. bi daha ki sefere, alnına dek çıktığında ateşin söndürmek üzere, dudaklarımı büzdüm bekliyorum konuşmayacağım artık.. ve bir gün tüm bunlara rağmen gidip yine o şiire benzemeyen şiirlerinden yazacaksın birilerine, bana bi banyo yapıp gitmek düşecek.. saçlarımı kurutmayacağım.. korkma bırak beni gideyim öylece, üşümem.. zaten o an başka hiçbirşey içim kadar, sana üşüdüğüm kadar üşümeyecek dünya üstünde.. sen bir harf yazdıkça ben bir adım atacağım.. geride kalacaksın bi o kadar.. yemin ederim bu kez adını anmayacağım..ve o unutma mecburiyeti.. sonra.. sonra .. belki çok sonra... ben de belki biri tarafından şiirle kutsanacağım.. tam da sana şiirler yazarken hala.. ama söyleyeceğim herkese önce, senin gibi yapmayacağım... "dur" diyeceğim "gelme" "ben artık sadece kendimi yakacağım.." bir daha yanan birini görürsem de; yemin ederim dönüp bakmayacağım.. bana seni hatırlatmasın diye.. biri aşıksa, biri şairse, biri seviyorsa birilerini hem de hiç sevişmeden, yanıyorsa.... orada bir dakika durmayacağım.. çünkü suyumu da, giderken sana bırakacağım.. ah!!! elim bağrımda kalacak biliyorum, bi öncekinden alışkın olmam gerek oysa ama üzgünüm yapamıyorum.. yine de ne olur bir daha şiirler yazma.. ne olursun yazdıysan da söyleme bana.. seninle sevişseler bu kadar kesmez etimi.. dilimi de kesmez hem o zaman.. bütün bir gün hiç sevişmeyecek olsan da, yine de görmek için koşma ona.. beni sevmiyorsan, ama önemliysem madem.. ve gerçekse bu aşık olmaktan.. sen haklıysan; aşk yoksa ve ben sana aşık değilsem, -değilsin biliyorum- tamam bana aşık olma.. ama ne olur, dur artık, şiirler yazma.. bile bile basma üstüme, tenime, herkesin okuyacağı kadar büyük harflerle kazıma benimleyken bana olan uzaklığını...
Optik Merush @ 11-07-2006 12:33
Yazı ekle butonu merhaba canım.. Günler günleri kovalıyor, hiç beklemediğim yanlarımla burun buruna geliyorum. İstemediğim yanlarımı kesip atıyorum, şekilleniyorum, biçim alıyorum. Oyun hamuru kıvamında günler geçiriyorum ben.. Pek yaraşır bir hallerdeyim senin anlayacağın. İyi oluyor böyle.. İçsel koşuşturmalarım soluk kesiyor. Biraz sakin olmalısınız dedim içimdekilere. Onlar da sağolsunlar beni kırmadılar. Kalbimin derinlikleri hemen misafir etti onları.. Bugünlerde gözlerim görmüyor benim. Zaten körlük seviyesine yaklaşmış bi kimse idim o sınırı da aştım hayırlısıyla.. Gözlük kullanmayalı bi kaç sene oluyor, yeniden kavuşuyorum o şahaneliğe. Lenslerle uyuma seanslarıma da veda ediyorum böylelikle, tabi eğer gün içinde uyuklama ihtiyacı sezmezsem.. Gözlerim görsün artık, sevgili gözlük seni bekliyorum öptüğün yerde, bir an önce incelin camlarım, bilmem ne denen o renkli madde siz de eklenin camlarıma, sonra o beğendiğim şahane pembiş gözlüğe takışın koşun gelin bana.. Gözlerim sizi bekliyor burada.. Hadi bakalım "yazı ekle" butonu, kendine dikkat et ben iki saniyeliğine "yayınla" butonuna basıyorum şekerim.. Sonra nerelere basarım bilinmez.. Bu "bilgisayarı kapat" bile olabilir, zira körüm efenim... aaaaaaaa
çok şey istedim.. @ 11-07-2006 11:12
biliyorum çok şey istedim ama seninle ölmek istedim bir kez yüzümü boynuna uzatıp, kokunu ciğerlerime salıp, salıp canımdan en kuytuları seni en bilinen halinle sevmek istedim.. seni en bilinmezinde görmek istedim görüp ölmek istedim çöktüm dizlerimin üstüne ellerine gözlerimi yummak istedim biliyorum çok şey istedim.. sen herşeydin... seni istedim...
Bu yazının başlığı yok.. @ 11-07-2006 05:29
Bir baba daha gitti çocuklarını bırakıp.. Bugün bir baba daha çocuklarının gözü önünde defnedildi.. Hiç benzemememize rağmen bize ikiz muamelesi yapardı herkes. Birbirini bu kadar tamamlayan iki arkadaş daha görmemişlerdi. Sonra tamlama bozuldu. Cümlenin öznesi ve yüklemi gibi iki ayrı ucunda yerlerimizi aldık. İkimizden biri(bu hangimiz tanımlayamıyorum) gizli özne olsa da içimizde bir yerlerde biliyorduk,yine de biz olmadan o cümle kurulamazdı. Seninle dargın geçen yıllardan sonra ilk defa 13 Ekim 2003'te aradın beni..Acımı paylaştın tekrar. Benden hiç gitmediğini hatırlattın ve biz zamanla yeni ve daha olgun, daha güzel cümleler kurduk birbirimize.. Ben hep çabuk ağlayan, sen hep daha güçlü olan.. Bugün yaşanacaktı biliyorduk ve ben yanında olacağım mutlaka derdim hep ama bunu sana hiç dile getiremedim.. Sense hep daha güçlü olduğun ve yaşadığım acının tekrar etmemesi için kendi babanın cenazesini haber vermedin bana bugün.. Bizim babalarımız aynı gazetenin pazar bulmacalarını çözerdi.. Birbirlerine yakın hayat görüşleriyle varolmuşlar, aynı mentalitede çocuklar yetiştirmişlerdi.. Ve bu nasıl yorumlanır yorumlamak istiyor muyum bilmiyorum ama aynı doktorlar tedavi etti onları.. 11 Ekim 2003 10 Temmuz 2006 Orada bir yerlerde mutlular biliyorum Bunu nasıl bildiğimi sana sarılıp uzun uzun anlatacağım.. Rahat uyu Mehmet Amca.. Rahat uyu Babam.. En güzel uykular sizin olsun.. Babamın çocukluğumuzda bizi yatağa gönderirken mırıldandığı şarkıdaki gibi.. iyigeceler iyigeceler sizin olsun...
AMA.... @ 09-07-2006 20:50
Yaralarım var hayatımın en belirgin noktaların da, ve tüm takatimi alıyor bu yaralar ben sana varmak isterken senden uzaklaşmanın acısını yaşıyorum ve ben beni, ben benden kendimi alıp gidiyorum yaralarımla bedenimi mavileri veriyorum ve özgür yarınlara kavuşmak istercesine uzaklara hem de çok uzaklara gidiyorum adımlarım yavaş ve ben iki büklüm düşlerimle yolarda sana diyorum beni duy ey GÜLŞEN
Öngörüler böyle bişi işte... @ 08-07-2006 01:17
Radyonun geleceği yok" Lord Kevin - İskoçyalı fizik alimi "Artık yeni hiçbir şey yok.İcat edilebilecek herşey icat edildi." Charles H. Duell - Amerikan Patent Dairesi Başkanı 1899 "Denizaltıların savaşta ne işe yarayabileceğini anlayamadım. En fazlasından mürettebatın boğularak,ölmesine sebep olabilir." H. G. Wells - yazar - 1901 "Atlar her zaman kullanılacaktır.Otomobil ise ancak geçici bir moda olabilir." Henry Ford'un kredi talebi üzerine otomotiv sektörünün geleceği konusunda ekspertiz veren bir banka müdürü - 1903 "Uçaklar hoş oyuncaklar.Ama askeri bir değerleri yok." Mareşal Ferdinand Foch, I.Dünya Savaşı'nda Fransız Orduları Başkomutanı 1911 "Artistlerin konuşmalarını kim duymak ister ki?" Harry M. Warner, film endüstrisi yöneticisi. O sıralarda yeni icat edilen sesli film hakkında - 1927 "Televizyon en geç altı ay içinde piyasadan silinecektir. İnsanlar her akşam böyle bir kutuya bakmak istemez." Daryik F. Zanuck - Twenty Century Fox'un başkanı 1944 Bilgisayarlar gelecekte belki sadece 1,5 ton ağırlığında olacaklar." Popular Mechanics Dergisi - 1949 "Where a calculator on the ENIAC is equipped with 18,000 vacuum tubes and weighs 30 tons, computers in the future may have only 1,000 vacuum tubes and perhaps weigh 1-1/2 tons." Popular Mechanics, 1949 "Sound'larını beğenmedim,ayrıca gitar gruplarının modası geçti." Decca Record Plak Firmasının bir yöneticisi. Beatles'lar hakkında - 1962 "İnsanların büyük çoğunluğu için tütün tüketimi gayet sıhhi bir şeydir." Doktor Ian G. McDonald, Operatör - 1963 "İnsanların evlerinde bilgisayar bulundurmaları için herhangi bir neden göremiyorum." Kenneth Olsen, Digital Equipment Corp.'un (bir bilgisayar firması) başkanı -1977
Kalk Yüreğim ()()()() @ 07-07-2006 18:06
Hadi kalk gidelim yüreğim! Emanet sevdaları yerine bırak gelirken, Kimin ne düşündüğünü sen hiç düşünme! Olur olmaz keder yolculuklarına çıkma artık be yüreğim, Bileti tükenmeye yüz tutmuş mutluluk seferleri dururken, Çıktığın yolculuklar ne için kimin için! Büyük bir acı büyük bir zaman kaybıdır aşkın zor olanı Hayır zaman kaybı değersiz kılınan herşeye hitaptır, Aşka zaman kaybı demek ne kadar doğru! İçinde senaryolar barındıran bir çift göze aldanan bir yürek ve Oyunu bitirip gitmeye hazırlanan bir baş rol oyuncusu! Hep böyledir zaten, Hep böyledir gidenlerin anılması sözcüklerle! Ağır bir hesap kesmek sana çok ağır gelir yüreğim, Hesabı kesen değil ödeyen olmana budur tek sebep! Bakışlar kadar boş kalıyor sözler, Bir ihaneti anlatmak yada bir gidişi dile getirmek ne kadar zor! -Sen yüreğim, -Emanet sevdaları yerine bırak gelirken, -Kimin ne düşündüğünü sen hiç düşünme! -Sen yüreğim, -Beni ben yapan iyimserliğimi yitirme, -Gelirken bıraktığın sevdalara az biraz sahiplik öğütle, -Sen yüreğim .... ..... .....
Susam sokağında kaybolur mu insan? @ 07-07-2006 16:56
susmak istiyorum ben de.. sadece günlük şeyleri düşünmeden yaşayıp gitmek.. anlık öfkelerden sıyrılmak belki salakça saf oluşuna dayanamadığım polyanna olmak bir süre.. belki de bir kere de şikayet etmeden izlemek Tom ve Jerry'yi.. Tom'un kaybedip durmasına gıcık olmadan izlemek.. Edi olmayı bırkıp biraz Büdü'leşmek.. dinlemeyi bilmek, sabretmeyi, olduğu gibi sevmeyi karşındakini.. Susam Sokağında Minik Kuş olmak.. küfemde gülümsemek o safça huzurla.. dünyayı sayı saymaktan ibaret zannetmek.. örneğin bugün 3'ü öğrenmek, yarın 4'ü.. bir sürü anımızı getirip önümüze koyan şarkılara inat sadece sayı saymayı öğrenmek şarkılarla, yazı yazmayı en baştan ve yeniden ucunu açmaktan küçücük kalmış bir tahta kalemle öğrenmek.. çöp adam çizmek kendini yormadan ne anlatacağım, nasıl anlatacağım diye kendi kendini yemeden acıyı, kızgınlığı, hüznü ve sevinci çizebilmek o çöp adamın yüzüne.. elele tutuşturmak kırmızı kiremitli bir ev resmi önünde sevdiğin iki çöp adamı.. birine etek ve saç eklemek fazladan.. sonra resme bakıp gülümsemek gerçekle bir alakası varmış gibi... bir kurbağa olup Kermit'le şarkılar söylemek ya da Piggy'yi dinlemek, o kendinden salakça ve koşulsuz emin edasını, cilvesini, kendini dünyanın en güzel bayanı sanmasını görmezden gelerek bu haline acımadan, burun kıvırmadan dinlemek.. bir parçası bile mideme inemeyen kurabiyeleri ziyan etmek.. her gökkuşağının altında altın dolu bir küp olduğunu zannederek, altından hiç geçemeyeceğini bilmeden, gökkuşağına doğru yürümek.. çocuk gibi, kaygısız ve mutlu.. kabul etmek olduğu gibi... ve susmak belki.. evet susmak... sözcükleri dinlendirmek..
I'll be housewife someday.. @ 07-07-2006 14:26
Yorma!! Daha çocuk doğuracağım, daha yıkayacağım çamaşırlar, bulaşıklar, ağırlanacak misafirler, bakılacak kediler, yemek yenecek masalar, uyunacak kocaman yataklar var!! Beni şimdiden eskitme, nasıl yetişeceğim ben onca işe!! Yapma!!!! Eskiyecek günlerime çok var daha..
Doğum günüm gelmeden ölmeliyim @ 06-07-2006 01:00
Yarın ölmem gerekli benim.Yada 1 sene dahamı var anlamıyorum ölmem için.Çünki cuma ünü 28 olcaam sanırsam (1979)...27sinde ölenler kervanında olsaydım bende..ama efsane olmadan ölcektim kimseye duyurmadan haber vermeden . Bi yavuz çetin gibi atlasam köprüden yada henrix gibi taksi koıltuğunda boğulsaydım kendi kusmuğumda..Belki taptığım kişi jimmy morrison gibi kuvette rahat bi şekilde en sevdiğim şeyin suyun içinde ölmeliydim ama olmadı ..hala geç deil son 26 saat belki olur.Ama artık geride bırakacağım insanlar var belki onlar için yaşamalıyım.Belki kendim için ..Daha dunya turuna çıkcaksın murad diyorum kendime .bi motor sırtında arkamda aşkısı kişisi..yanda sepette bebişimiz bandanalı bi şekilde oturuyo ..belki fonda manovar olur.sonra olymposa yerleşecektik herkezden uzağa...az kaldı ölmeme ama yapacak bunca şey varken ölmek niye yada hayat bu kadar boktanken yaşamak niye.27 Kutsanmış rakam ,yeterli yaşam ölçütü..... az kaldı son 26 saat dediğim gibi .....
Şipşak turizmin yavşak yolcuları @ 05-07-2006 01:58
Bolu xyz tesislerinde vereceğimiz yarım saatlik çay ve ihtiyaç molası süresince değerli eşyalarınızı yanınızdan ayırmamanız, kedinizi kafesinden çıkarmamanız ve çay kaşığını gürültü etmeden kullanmanız önemle rica olunur.. Yolculuğumuzun ilk durağı olan Ankara semalarına yol alırken bir yandan şoför beyin kahve ihtiyacını karşılayıp diğer yandan arkada mızmızlanıp duran kedimi durmadan pışpışladığımı bir yandan da leftofumda ders notlarını incelediğimi fark ettiğimde evli, çocuklu ve aynı zamanda çalışan bir kadının böyle beşi bir yerde yolculuklarda neler hissedebileceğini ve küfür haznesinin nasıl genişleyeceğini de az çok öğrenmiş oldum.. Ne diyorum ben? Bugünlerde "ee artık mezun oldun" cümlesinin içinde gizlenmiş imaları hissedip köşe bucak "kısmet" kelimesinden kaçarken reddettiğim diğer bir yanım gelecekte beni neler beklediğinin sorusuyla böyle omuzumdan omuzumdan dürtüp duruyor.. Haaaaaaayyyııııııııııııııırrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrrr Tatile giderken beynimin bazı bölümlerini emanet edebileceğim bir yer var mı?
Gündüz Rüyası @ 04-07-2006 17:30
Artık rüyalarımı gündüz de görmeye başladım.Gözlerim açık, Ruhum açık, gözyaşlarım açık.İçimde tutamıyorum duygularımı. İnsanların hala canlı oldukları, ruhlarıyla başbaşa kalmadığı saatlerdeben yine rüyalardayım.Ama onlar daha fazla acı veriyor(rüyalar).Belki sadece bir kurgu, Savaş alanları görüyorum. Küçük bi kız çocuğu var ortada, Çevresinde binlerce eli silahlı insan. Silahları hep ikiyüzlülük,kin, şehvet ve bencillikle dolu. Kendini korumuyor çocuk çünkü orda doğmuş.Savaş alanının ortasında, farkında değil kurşunların vucuduna girdiğinden...Sonra sahne bir anda değişiyor.Denize giriyor çocuk, yüzü katranla kaplı, dibinde hiçbir canlı kalmamış denize..Ama o yüzüyor neşeyle, kirleniyor ,heribyanı zifle kaplanıyo .. tüm güzelliği kapkar bi tabakanın altında kayboluyor.Çekip kolundan çıkrıyorum, ağlamaya başlıyor."Ben" diyor "yüzmeyi çok seviyorum".Aldırmadan temizlemeye devam ediyorum.Ama ben onu temizledikçe zift ellerime bulaşıyor.Aldırmıyorum kendiminde kirlendiğine.. Alıp küçükkızı temiz bir ormanlarla kaplı bir deniz kenarına götürüyorum.Masmavi tıpkı gözlerim gibi,orman yemyeşil tıpkı onun gözleri gibi.Ama korkuyor çocuk,bakınıyor etrafına afallıyor.Bir çığlık atıyor "beni evime götür" diye.Ağlamaya başlıyo, peşine bende..... Rüyam bitiyor o an.Artık uyanma vakti geldi diye düşünüyorum.Ama çocuğu o ormana , denize neden götürmek istediğimi bilemiyorum.Onun evi savaş alanı,oynadığı yer katranlı simsiyah deniz.Haksızlık ettiğimi düşünüp tekrar ağlamaya başlıyorum.Sonra korkuyorum,çocuğu o kumsalda yalnız bıraktım diye,evini yolunu bulamıyacağı o yerde... Tekrar rüyaya dalmak istiyorum, istemiyorum, bilmiyorum...Onu denize götürdüğümden pişmanmıyım?Olmak isteği yer orası değil ama onun için en iyi yer orası diye düşünüp bencillik yapıyorum. Sonra vicdanımbeni yine rahatsız ediyor.Orda hiç oyuncağı yok.Yalandan,acıtan o kurşunlardan,Vucudunu kaplaya siyahtan hiçbiri yok.Sadece biraz huzur, biraz sakinlik ama Ağlıyordur şimdi o tek başına.Yanında olmalıyım ben onun.Ama artık rüyada yokoldmaya başlıyor. O sahili buup ona oyuncaklar götürmeliyim.Peluş bebekler, makarna saçlı Fatoşlar.Belki bir iki tane fırfırlı etek, belki çiçekli tokalar.Ellerimle giydirip masallar anlatmalıyım,Şarkılar söylemeliyim en çocukcasından.................
İnsan Neler Yapar İsteyince... @ 30-06-2006 17:47
Bu bişey değil düşününce.. Düşününce yaptıklarımın, yapacak olduklarımın yanında öyle çok uzun kuyruklar oluşturmadığını gördüm. Dolayısıyla kuyruk acım da yok. Konunun ne olduğunu bilmeden derinlemesine yazıya girme hali başgösterdi yine bende.. Dişi çıktı yazımın. Dişi belirdi minik bebek edasıyla gözlerimde ardından yaz dedim ben de kendime.."yazı ekle" dedim. Kendimi burada buldum sonrasında, kendimi kaybettiğim falan yok canım ortada, mecaz yaptım burada ben, bakınız her türlü söz sanatını da güzelce ifşa ediyorum. Ben değil de kim yazı ekle diyecek allasen.. Bugünlerde çok konuşmadım ben. Bazı korkularım vardı (ki hala varlar hali hazırda kendileri) korkularımın hepsine kafa atmak istedim ama kafamın içinde ya hepsi o sebeple atamadım kafa. Zira kafanın içinde olan bir şeye kafa atmanın ne derece gerzekçe bir şey olduğunun bilincindeyim. Böyleyim. Dünden sonra ve de yarından önce olan günlerden hiç hoşlanmıyorum. Evet! Pazara gidip bir tavuk alıp onu evde beslemeyi düşünüyorum. O gıt gıt gıdaaak derken ben de "yumurtan da çok sıcak mı tavuk kardeş ? " demek istiyorum. Zira karnım yumurta çekti, evet karnım yaptı bunu, yumurtanın karnımın içinde olmasını istiyorum ben canımın içinde değil ki.. Gerçi canımın içi de yumurta yesin, yarasın ona yumurtalar.. Oturup ellerimle ona yumurta yapayım ben. Sonra da başının etini yiyeyim .. Ben hiç konuşmuyorum bak. Eh peki neyse, "yayınla"
UÇURUMUN KENARINDAYIM HIZIR!! @ 30-06-2006 17:09
Uçurumun kenarındayım Hızır Bir dilber kal`asının burcunda Muhteşem belaya nazır Topuklarım boşluğun avucunda Koca yâr adım çağırır Kaldım parmaklarımın ucunda Bir gamzelik rüzgar yetecek Ha itti beni ha itecek Uçurumun kenarındayım Hızır Civan hazır Divan hazır Ferman hazır Kurban hazır Güzelliğin zülme çaldığı sınır Uçurumun kenarındayım Hızır Ben fakir En hakir Bin taksir Ateşten Kalleşten Mızrakla gürzdan Dabbet-ül arz dan Yedi düvelden Korku nedir bilmeyen ben Tir tir titriyorum senden
Açık Adres Alabilir miyim, Kendime Gidicem! @ 30-06-2006 02:32
Kendinden uzak, kendinden ayrı, kendinden yalnızım Sahipsizliğim büsbütün büyüyor günden güne! Kayıp bir ömür arıyorum biçare yerlerde Size göre belli yeri kaybımın Açık adres alabir miyim, Kendime gidicem!
30 Haziran @ 29-06-2006 04:26
Yarın senin doğumgünün.. Bu ayın ve hüzünlerimin geçiçi olarak kapanış günü belki de.. Son doğumgününde pastanı hemşirelere dağıtırken içimden yalvarmıştım geri dön diye.. Geri dön Geri dön ve çatalını kendin tut.. Ayağa kalk ve eskisi gibi beni dağlarda tepelerde orkide aramaya sürükle. Bu sefer hiç mızıldamadan geleceğim seninle söz.. Yanında sigara da içeceğim utanmayacağım. Benden hep istediğin ama utanıp çalmadığım şarkıları çalıp söyleyeceğim. Sonra Elazığ'a gideceğiz beraber bu sefer atlatmayacağım bahane üretmeyeceğim çocukluğunu geçirdiğin bağlarda yürüyeceğiz seninle.. Hep geç kaldığım seni seviyorumları birkaç dakika arayla söyleyip bıktıracağım seni.. Seni çok özledim.. Sen de beni özledin mi? Ben seni affettim.. Sen de beni affettin mi... Doğumgünün kutlu olsun ilk aşkım.. Doğumgünün kutlu olsun babam..
Tutuk Kalem (.)(.)(.) @ 29-06-2006 02:16
Tutuk bir kalem var elimde Sözleri hep yarım yazan, çoğunu yazmadan unutturan Birşeylerin hep eksik kaldığı ve hiç tamamlanmadan silindiği bir kağıt duruyor önümde! Öylesine kısa ki yazdıklarım bir ömre bedel hiç bir kanıtım yok! Silinmekten eskimiş sararmış ve hatta parçalanmaış kağıt yığınları noktam... Birşeyler mırıldanıyorum, Sonu hep gözyaşıyla sonuçlanan kaygılar! Büyük bir sarsıntı gerisinde kalan yıkıntılarlarla boğuşuyorum, Kaybettiklerim yada geride bıraktıklarım acı bir tebessüm yüzümde! Mırıltıma eslik eden rüzgar vuruyor ıslığını melodime Daha bir hüzünleniyorum ve daha bir geriye dönüyorum! Dinen bir yağmur sonrası ferahlığı yaşıyorum rüzgarın esintisini dindirdiğinde! buram buram toprak kokusu gibi aşk kokuyorum acıyla yoğrulmuş! Bazen saatin kaç olduğuna aldırmayan ve çığlık çığlığa bağıran bir deli, Bazense sessizliğe yemin etmiş hayali bir peri güzelliği! Anlamını uzayan sözcüklerde kaybeden düşünceler sebep herşeye! Anlatamamak doyasıya! Binbir soruya cevap ararken, hep yeni bir soruya gebe! Şarkılarla bütünleştiğini zanneden bir hüzün mısrası Ve belkide şiirlerde ki o acı sözlerle eş değer olduğunu sanan bir ben! Adını unutturan uğultulara yenik düşmek, Hep vermek hiç karşılık beklememek! Tutuk bir kalem var elimde Sözlere yenik düşen, ağırlını taşıyamayan! Ve aklımda tek bir söz var güzel yüreğinden dile getirilen; "Kapıyı açar mısınız ağlayasım geldi!"
YORUMSUZ.......... @ 29-06-2006 01:26
Google Analitik Etmiş.. @ 27-06-2006 15:20
Demin Google nimetlerinden olan Google Analytics e göz gezdirdim. ( evet ilk kerede analitik i yazamadım ).. Şok oldum resmen ve resmen.. Daha önce baktığımda da bişeyler görüp dellenmiştim ama bu sefer hakketen sinir oldum. Kızıl saçlı kız arayan sevgli insan sürüsünün bloğumda ne işi var! Anında sohbet etmek isteyen bir bünyenin zart diye kendini meruşkom da bulmasına ne demeli.. Yok arkadaşlar sizin aradığınız yer değil burası.. Tamam kızıl saçlı bol sohbetli bir afet-i devran olabilirim ben ama asla ve kat i suratle talep etmeyiniz. Tepemin tasında titreşime yol açmayınız. Benim ayarımı bozmayınız boşyere.. Utanarak farkettiğim bir şey daha var efendim. Merush.com için sevimli olması açısından meruşkom dedik. kabul edin ki dahiyane bir fikirdi bu. cickom, babişkom şeklinde lakayıt kelimelerle büyümüş bir neslin çocukları olarak pek sevdik o kelimeyi. Ama yurdumun .com mantığını kavrayamamış insanlarını hiç hesaba katmamışız. Huysuz.com a girmek için huysuz kom yazar da girerse kendini meruşkomda bulur bu kimseler. ve biz onları gebertmek zorunda kalırız . ( vallahi de yeni öğreniyorum huysuz.com u ) Böyle işte.. İçimde yer etmiş bazı derin yaralardır bunlar..
Ne Sen.. Ne Polis @ 26-06-2006 15:33
Fikrimin beni yalnız bıraktığını düşünüyorum.. Biraz susarak da herşeyi mehvedebileceğimi görüyorum. Ben
Aşklar da eskirmiş..İnanmayın... @ 26-06-2006 14:17
Az önce gayet sefil bir durum içerisinde buldum kendimi işin içine boğulmuşken.. "Şimdi eşim dostum beni hastayım sanıyor, Yastayım kimse bilmiyor" üstelik evliyken.. bir de dünya güzeli kızım varken....... (köylüleri niçin öldürmeliyiz'e bir satır da ben ekleyeyim...2 satır yazayım,gazımı atayım dedim..bi izin vermediler..) yana yana yad edeyim eski aşklarımı..taze toprak kokuları gelsin burnuma.. her şey olduğu gibi hala..."o gün"kü gibi bende... keşke kaybetmeseydim,kaybettirmeseydim izlerini(mi)...
Sadece Sen @ 23-06-2006 15:22
ELime her kaLemi aLışımda AkLıma sen geLiyosun! Seni nasıl sevdiğimi yazmak geLiyor içimden, BiLdiğim tüm sevgi sözcükLerini yazmak... Aşkın ruhuma öyLe bir hapsoLmuş ki Hiçbir kuvvet yetmez onu bulunduğu yerden çıkarmaya, Şükrediyorum seni karşıma çıkaran ALLAHa, MutLuLuğu her an bana yaşattığın için, her an yanımda oLduğun için sana da teşekkür ediyorum! sen benim mutLuLuk kaynağımsın evet mutLuLuk kaynağım... yine söyLüyorum seni seviyorum!
AVUCUMUN İÇİNDE SAKLI KAL! @ 22-06-2006 14:24
Karım beLirmeye başLayan pencerenin önünde oturuyordu.Bütün geceyi orada geçirmişti. -
Konsere Gidelim Mi ? @ 21-06-2006 15:09
Sessiz sakin bir günmüş. Herkes canının istediğini giymiş. Abuk sabuk boyamış yüzünü herkesler. Bütün kızlar toplanmış. Erkeklere nanik yapmışlar hep birlik olup.. Kızlar pilav yapmayı bilmek istemezken anneleri " aman kuzum , ballı kuzum bana bi torun ver" diye yakarmışlar.. Herşey sakin başlamış. Konsere gideceklermiş çünkü.. Hadi gelsinmiş konser vakti. Nil hanfendi de tüm bunlar olurken en manasız kıyafeti hangisi acaba diye derin araştırmalara girmiş. Yormuş kendini bununla. Üzülmüş daha dadaha daha manasız kıyafet bulamadığı için. Kahve söylemiş koyuca, dökmüş eteğine.. " Evrekaaaaa " diye bağrınmış, bulmuşmuş en süpper kıyafeti işte böylelikle.. ve ve ve konser vakti.. havaya fişekler atılmış.. havai imiş bu fişekler, durmazlarmış yerli yerinde
Evet Ben,,, @ 20-06-2006 23:50
Evet ben bizzat şahit oldum... Biten bir beraberliğin ardından o tarifi olmayan suçluluk duygusu! Ve anlatılması zor şeyler... Benden sebep isteyen ağlamaklı bir çift göz ve yüreğini susturan bir ben... Ne demeli nasıl anlatmalı diye düşünürken, "İnsafsız" oluşum geldi aklıma... Evet ben, Onu ikinci kez ağlatıyordum... Yine suskun yine durgundu. ....Bir damla gözyaşı akıtmadım onu öyle gördüğüm halde, Güçlüydüm öyle bilmeliydi... Dokunsalar koca bir dağ yıkılacaktı sanki, Ve seller götürecekti kederimi derdimi... Ağlayamadım... Evet sen, Hiç aldırmadım sandın... ....Oysa bir damla gözyaşına mahkum oluşum bitişimdi! Sen sustukça ben daha çok konuştum Her güzel şeyin bir sonu olduğuna inandırmaya çalışıyordum seni Ve hep aynı cümleyle sonlandırıyordum, ...."Bunuda birlikte aşacağız!... Yine suskun yine durgun yine ağlıyordun. Evet ben, Sevgisini içine gömen ve kaçan delidolu küçük bir kızdım... Senin sessizin senin herşeyindim... Biliyordum ve düşünüyordum... Evet sen, Evet sen, Sevdin beni.... Belki geç kalınan bir adımdı bu, Belkide seni, sandığın o büyük mutluluğun aslında o derin sancısından kurtardım, bilmiyorum, bilmiyorsun... Seviyordum, seviyordun... Evet biz, Olmadı yapamadık... Kendine İyi Bak, Ben olmasamda o yolda yürüyeceksin, Ben adımlarımı atmaya başladım, Şimdi sıra sende.... Hoşçakal...:(((
Geçmişe Yolculuk @ 20-06-2006 05:54
Uzun yıllardır, hatta babamı kaybetmeden de önce, ergenlik dönemlerinden beri üzerime yapışan ve ara ara yoklayan bu mutsuzluk halinin sebebini ilk arkadaşım,bebekliğimin, çocukluğumun diğer yarısıyla keşfettik biraz önce.. Biz o dönemleri o kadar güzel yaşadık ki sonrasında yaşananlar hiç tatmin etmedi bizi.. Hayatın her döneminden farklı bir tat almak gerekir evet ama o zaman bambaşkaydı yeri doldurulmayandı.. O bambaşkalığı hatırlarken,her saniyesi aklıma yapışırken ağlıyorum ben şu an.. Yürümeye ve konuşmaya başladığımda eve gelen misafirlerin yanına gidip elimi tut dermişim.Sevgiye boğulmuş bir bebekmişim. 4 yaşındayken kendimi sokağa atıp ortadan kaybolurmuşum.Üç ayrı koldan beni arayan aileme de aman ne var bi yürüdük geldik dermişim. Bunlar hafızam kuvvetlenmeden öncesinden yıllardır anlatılıp durulan anılardan bazıları.. Bir de sonrası var ki.. Fazla özgürdük. Masallardaki kadar gerçek dışı bir özgürlüktü. Küçücük halimizle tatil zamanları akşamları dışarı çıkar bisikletlerimize atlayıp en az 10 kişi bir araya gelirdik. Karanlıkta saklambaç ya da C Blok'un önünde birdirbir oynardık.Yanımızdaki ormanla ilgili senaryolar yazıp o kadar korkardık ki gece eve dönerken pedallar daha bir hızlı çevrilirdi. Bir de göl maceraları vardı.Su ve kara yılanlarına aldırmadan ormanın içine girilir,yarattığımız patikalardan ve yaptığımız ağaç evin yanından geçerek atlama yerlerine varılırdı. Evet atlama yerlerimiz vardı bizim.Kaç çocuk böyle bir lükse sahiptir? Koskoca gölün kenarlarında bizim yarattığımız atlama yerleri, hem de bir apartmanın 3 ya da 4. katı yüksekliğinde.. Çocuktuk..Ne korku ne endişe,kayalara tırmanıp kendimizi suya bırakırdık.Hatta içimizde akrobatik hareketlerle dalış yapanlar bile vardı. Doğumgünleri, yılbaşıları, servisi bekletip lojman kantininden dondurma alma yarışları.. Oğuz İrem Ceren Bahadır Burak Ece Erdoğan Emrah Deniz Sevgi Hepsinin dört rakamlı dahili telefonları,hepsinin çocuk çocuk yüzleri hala ezberimde.. Biz bunları ne zaman kaybettik? Yoksa onun da dediği gibi hala o zamanda yaşadığımız için mi bu kronik mutsuzluk? Çocukluğum..Hiçbir şeye değişmeyeceğim.. Bir bilet istiyorum Sadece gidiş olsun Çocukluğun saflığına Gidip orda yaşamam gerek
Askerler !.. @ 19-06-2006 14:30
Küçük oyuncak askerlerim vardı küçüklüğümde.. Tek başına geçen çocukluğumda her birine farklı bir rol verirdim..savaştırırdım onları.. Hiç biri ses çıkaramazdı yedikleri hayali mermileri hissedince.. Başarılı bir ilkokul döneminde sonra, sıkıştırılan bir döneme oyuncak askerlerim olmadan geçiş yapmak zorunda kaldım.. Bir dönem sessiz kaldım kendi içimde..Ruhuma işledi sonra bu sessizlik.. Tutup çıkarmak için çaba göstermedim o zamanlar..Yardım edenlerde olmamıştı zaten..Gelenleri kovmak zorunda kalmıştım.. Başarısızlığımı hangi sebeplere iliştirmeliydim o zamanlar ? Anlam veremiyordum anlamsız hareket eden büyüklerime.. Bazıları kendi içinde büyümemişlerdi -ki bana büyümesi öğretsinler.. Çok şey beklemedim aslında..'Birlikte olmak' dedikleri kavrama yakın olsunlar istemiştim..Suçlu aramak için hiç uğraşmadılar..Çünkü seçenekler belliydi.. Hangi şık işaretlenirse işaretlensin aynı kapıya çıkıyordu.. 'Geç olmadan kendime geldim' diyebileceğim bir zaman dilimi içinde buldum kendimi.. Sarıldım ellerine..Hiç bırakmamak için.. Suç dediğimiz şeyleri birilerinin yakasına yapıştırıyorum kimi zaman..Kimi zaman ise yakamdaki suçluluk duygusunu büyütüyorum.. Küçükken 'suçlusun' diyenler şimdi kendi suçlarını yakalarından nasıl çıkaracaklar ? Benim çocuklarım oyuncak askerleri olmasın.. Savaşmasınlar onlar..Eğer savaşacaklarsa kendi içlerinde sürdürmesinler bu savaşı.. Oyuncaklara karakter yüklemesi yapsınlar.. 'Geldiler' diyorum şimdi kendime..Geldiler ki bunları yazdım..
Doğum Günüsü @ 16-06-2006 17:19
Nasıl güzeldi küçükken herşey.. Ufacıkken.. Çirkin kara bi kız çocuğuyken nasıl da güzeldi hayat.. Büyüdükçe memnuniyetsizliklerim artıyor zanneder kızardım bu nankörlüğüme. Ama hiç de öyle değilmiş, memnuniyetsizliğim değilmiş artan, yaşanan güzellikler yerini olmayacak şeylere bırakıyormuş. Kendi payına düşeni alıyormuş hayat koparıyormuş dalından özlemlerini, bunu öğretiyor artık doğum günleri. Oysa ben çok gülen bir çocuktum.. Ki hala çok fazla gülüyorum. gerçekten gülmem gerektiği için değil sanırım artık. gülüp geçme hali. odun olmak de ya da adına.. her ne ise.. Balkonundan tüm şehir koca bir deniz görünen bir evde kutlardık doğum günlerini. Bir sürü kardeştik biz. Hiç atlanmazdı doğum günleri. Yine orda olsam yine kutlardık.. Ama orada değilim. Kalbimin bir tarafını orada bırakıp kalkıp buraya geldim. Mutluydum, mutlu edildim.. ....... Doğum günlerinde ne hediye verilir bilmezdim ben, hep zorlanırdım birilerine hediye alırken, Şimdi tüm özlemlerimi unutulmuşluklarımı sarıp bir pakete gömsem ya toprağa kendime hediye diye.. Ölünce oraya girince alsam ya yanıma hediyemi.. Doğum günlerinde karamsar olunmaz... Olmuyorum o halde.. Çirkin kısa saçlı kara kızın doğum günü olarak kutlayalım bu günü..Mutlu olsun hep...
Çilekli Pasta (Meruşunkinden) @ 16-06-2006 16:58
küçükken haziran ayı geldiği zaman doğumgünü ayım doğumgünü ayım diye koştururdum sağda solda.sonra o büyük gün geldiğinde heyecandan erkenden uyanır mutlaka yeni aldırmış olduğum cicileri giyer hazırlıkları seyrederdim. annem hep o iki katlı çilekli pastasını yapar,hardal rengindeki o özel misafir masa örtüsünü serip güzel bir masa hazırlardı.genellikle öğle yemeğinden sonra mahallenin çocukları gelmeye başlar, mumlar üflenmeden bahçede saklambaç tadında bir sürü oyun oynanırdı. tabiki en güzel kısmı hediyelerin açıldığı andı.. albümlere baktığım zaman bahçeden toplanmış çileklerle yapılan pastanın kokusunu hala duyabiliyorum.. bu kadar güzel bir çocukluk yaşattıkları için ailemi çok seviyorum.. babam işten gelirdi sonra,akşam yemeğe gidilirdi..genellikle Sosyal Tesisler'e..herşey çok güzel organize edilirdi.artık bir çocuğa "bu benim için" duygusunun yaşatılmasının ne kadar önemli olduğunu bilen bir çocuk gelişimcisi olarak, ailemle gurur duyuyorum.. şimdi her ne kadar babamsız geçen her özel gün benim için gözyaşıyla başlayıp anlamını daraltmış,küçücük yapmış olsa da.. Annemin gönderdiği şiirle ağlamayı kesip kendime geliyorum.. Kızım,küçük pembe çiçegim benim Yavrum,güvercinim,bebeğim benim Hepsinin üstünde,hepsinden önemlisi En doğal,en insancıl emeğim benim A.Behramoğlu
özlemek @ 16-06-2006 16:07
Çok zor geliyor bana özlemin bazen canımı acıtıyor bazen ağlatıyor.. Ama sana kavuşma gününün verdiği heyecan beni belkide hayata bağlıyor.. seni çok özledim seni çok özledim.. Artık günlerim dayanılmaz oluyor her saniye adını anmak seni hayaLinLe yaşamak zor geliyor.. sadece bu iki cümle SENİ ÇOK SEVİYORUM SENİ ÇOK ÖZLEDİM...
Hep Seni BekLedim(!) @ 16-06-2006 14:10
Yüzümün bu kadar aydınLık oLması niye biLiyormusun?Neden bu kadar içten güLüyorum? Yaşamdan bu denLi keyif aLmamın nedeni ne?Kendime baktığım zaman sadece seni görüyorum artık.Seni gördükçe yeniLeniyorum,mutLu oLuyorum,keyifLeniyorum.Hep seni bekLedim ben,seni aradım!Başka yüzLere sen diye baktım.Başka koLLara sen diye sarıLdım. Herkesi sen sandım ama yanıLdım.Senin gibi oLamazdı hiçbiri.Ne güLüşLeri sendin,ne gözLeri.OnLar sadece birer suretti.Ruhu,ateşi,yüreği oLmayan birer suret
Üç Nokta (...) @ 15-06-2006 16:24
Zamanı değil
ben,kendim..mi? @ 15-06-2006 12:20
daha dündü..ya da az önceydi..bilmiyorum..ya da çok önceydi hiç yapmayacağımı sandığım şeyleri yapmaya başladığımı farkettiğimde..bana çok uzak olan, ya da şimdiye kadar uzak kalan şeyleri..artık uzak değilmiş, anladım.. fazlasıyla yakınımdaymış meğer.. insan o hiç bilmediği, o hep başkası olan "o" olabiliyormuş..kendine yabancı durabiliyormuş..sandığının aksine, aynada gördüğü yüz kendinin olamayabiliyormuş..çoğu zaman sorduğumda, eski cevapları alamıyorum artık kendimden..ya ben değiştim ya da...ya da başka bir şey değil..değiştim..ben değiştirdim herşeyi..ben neden oldum..ne kadar kabullenmek istemesem de engelleyemedim kendimi..böyle kolay değişeceğini sanmazdım oysa..bilseydim.. bilseydim ne yapardım bilmiyorum..denemek istedim belki de sadece..değiştirebiliyormuyum diye..hiç mi hiç emin değildim halbuki..şeytanlık yapmadığımdan şüphem olmasın diye sık sorar oldum bu soruyu kendime..evet emin değildim..ama kabul ediyorum görmek istedim..bunu hiç düşünmemiş de olsam, biliyorum ki öyle.. şimdi görelim bakalım sıradakileri..buna "yol bağımlılığı" deniyordu bir yerlerde..bir yola girdiğin zaman çıkması mümkün olmuyor..sonucunda neler olacağı yola daha ilk adımını attığın zamandan belli aslında..sen bunu göremesen de böyle bu..yol senin yolun..karşına kim çıkarsa çıksın, ister yol arkadaşın olsun, ister tuzağın, ister güneş olsun tepende, ister yağmur yağsın; sen yürüyorsun o yolda..devam etmek ya da vazgeçmek senin elinde..geri dönmek de..en baştan başlayıp başka bir yol seçmek de..kim ne derse desin sen yaşıyorsun, sen hissediyorsun, sen mutlu oluyorsun..ya da mutsuz.. artık seç birini..ya da böyle demeyelim..herşey gibi, zaman da sana ait..ne zaman istersen, ne zaman "doğru" hissedersen o zaman ver kararını..şimdilik özgür bırakıyorum seni..
Ben böyle güzelim, falan filan @ 15-06-2006 12:16
Susmayacağım işte! Kapamayacağım o lanet olasıca sesimi, çenem yorulana kadar konuşacağım kendi kendime.. Kimse dinlemesin ama beni,pamuk vereyi ben herkese. Söylediklerimi hiç kimse duymasın.. İstemiyorum dinlenmek, konuşmak istiyorum sadece... Dengesizliklerle dolu bir sabaha "günaydııığğğğğnnnnnnnnn" gülperi! Ben böyle güzelim falan filan.. Ben burda güzelim falan filaann.. Uyandırrrrrrrrmaaaaaaaaaaaa Fonumuzu bu şahane ötesi melodiye ayırdık bu sabah için.. Anlamı olsun sabahların diye. Boş boş bakmasın bize sabahlar diye, bir işe yarasınlar diye.. Kesinlikle cümle kurmayı bilmek istemiyorum. Böyle harfleri yan yana dizeyim ben onlar kendiliğinden cümle oluştursunlar. Önce kelime olsunlar sonra cümle.. Hatta yorumlasınlar ben cümle haline getiririm.. Hadi bakalım harfler dağılın !!!! a r k r o j ş b m y o ben bunların hepsinden cümle kururabilirim şimdi.. sağ baştan say şimdi bakalım gülperi, ö z l e d i m yok yok tersten oku gülperi ö z l e d i m gülperi!! başka kelime bilmez misin.. gerçi gülperi çok akıllısın sen , hem kelime hem cümle yaptın hemende. ö z l e d i m bir kelime olsa dahi, bir cümle edasıyla göz kırpıyor ne kadar güzel ne kadar falan filan... Akbank reklamlarına hayranım ben gülperi, ne güzel yapmış adamlar harika olmuş. Avea bir de OH - BEEEEEE Ama en güzeli ; ben böyle güzeliimmm falan fillaaaaaaaannnnnnnnnnn UYANDIRMAAA!
erdal says: ............. @ 15-06-2006 05:01
sözlükte babayla msn de sohbet etmek başlığını tıkladım. 4 sayfanın hepsini okudum. gülünecek çok şey vardı. dudaklarımın hiç kıpırdamadığını fark ettim, gülemedim.. biz icq da konuşurduk Chilly says: napıyosun baba işin çok mu? yemek hazır erdal says: az kaldı kızım birazdan geliyorum o imla kurallarına hep dikkat ederdi erdal says: ne yapıyorsun güzel kızım? Chilly says: ders çalışmaktan sıkıldım baba müzik dinliyorum (yalan) öldükten sonra bir gün icq numarasıyla oturum açtım biri geldi hocam nasılsınız? dedi babam öldü dedim ve oturumu kapattım. and the chat session closed.. sana şarkı göndereyim mi baba? in the afternoon, in the evening, I said i miss you, miss you, Oh daddy you know i miss you..
insan harcama sanatı nasıl öğrenilir? @ 15-06-2006 04:01
Aziz Nesin demiş ki.. Çok ağlayan kadınlar, bir çok şeyden vazgeçen kadınlardır aslında. Her damla olgunlaştırır kadınları evet ama olgunlaştıkça o safça inandıkları aşk gerçeği onların gözünde küçülür. Küçüldükçe değerini yitirir ve işte o zaman kendilerine sarılıp, yeni bir kadın yaratırlar kendilerinden. Güçlü, yenilmez, mağrur ve aşka inanmayan...Insanlar soruyorlar çoğu zaman neden bu kadar çok bekar kadın var diye; hepsi kariyer derdinde olan. Çünkü inançlarını yitirdi o kadınlar. peki yeni bir kadın doğarken zorla arkasında bırakmak zorunda kaldıklarının, yitirdiği inançları yüzünden belki de çok saygı duyulması gereken, içinde gerçekten temiz ve güzel birşeyler barındıran insanlara duyduğu önyargının hesabını kim verecek? bir yerlerden başlamaya çalışıyorum olduğum yere çakılı kaldığımı hissediyorum gördüğüm ben bildiğim ben değil daralıyorum insanları harcıyorum ve buna engel olamıyorum ama bu ben değilim istemiyorum kapılarımı tekrar açarsam içeri gireceklerin benden biraz daha koparacağından korkuyorum sanırım insanlara çok çabuk anlamlar yükleyen, çok çabuk güven duyan ben, şimdi kimsenin o halimi görmesini istemiyorum aradaki dengeyi kurmak ne kadar sürer..
Gaza geldim.. @ 14-06-2006 16:21
Sanki bir damlası kalmış gibi.. Ramak kalmış gibi bir damlasına.. O damla bitince sanki yerinde yeller esecekmiş gibi.. Gidecekmiş gibi benden. Sen san ki ben öldüm. gömülecek yer arıyorum. San ki ben bittim.. Sen öyle san ! Kelime dolandırmaca bu oyunun adı. Vallahi ben koymadım, öyle yapmışlar ileri gelen ulu yüce insanlar.. Şimdi öylesine belir belir beliren olana bitene karşıyım ben. Olmasın bişey bitmesin bişey. Neden oluyorsunuz yahu ? ve yahut neden bitiyorsunuz ? Deli misiniz, zorunuz mu var ? Haber karmaşası var ortalıkta. Hepsine duyarsızım . Utanmıyorum da bunu dile getirirken.. Aslında bir kaç haber küpürü paylaşasım , onlarla ilgili yorum yapasım var benim . Böyle kendi kendime konuşma stilimi değiştirmeliyim. Dünyayı değiştirmeliyim. El atmalıyım olaylara.. Hokus pokus yapmalıyım mümkün mertebe.. Coşmalı coşturmalıyım Heyyyttt .. Gaza geldim.. İnecek var !
Savaş Filmlerinde Olur Ya @ 13-06-2006 17:16
Hava karardı.. İkindi vakti ne karanlığı ? Güneş tutuşması falan da yok meteorolojiden gelen verilere göre.. Yağmur yüzünden o halde ! Yağmur yağmaya çalışıyor.. Benim böyle bazen ağlamak isteyip ağlayamadığım anlar gibi. Ben bırakmak istiyorum gözyaşlarımı onlar direniyorlar ya hani sıklıkla. Öyle gibi yağmurun bu hali. Bana özenmiş görüyo musun .. Yağmur yağıyor şimdi.. Bir iç geçirmeyle birlikte saldı tüm sularını. Yağmurun suyu olur mu ? Yağmur zaten su değil mi ? Peki ya elleri ? yağmurun elleri var mıydı, hiç kimsenin yağmurun bile böyle küçük elleri yoktu demiyor muydun sen bana.. o halde elleri var yağmurun.. muhtemelen de küçük elleri.. benimkiler kadar küçük değil ama. Yağmur artık giden aşkım, yağmur şimdi gözyaşlarım Yere düşen her damlada seni hatırlarım diye üzülen kalpler de vardır değil mi şu anda.. E madem aşkın gitti niye ağlıyosun ki yağmuru bahane edip. Kimseye de bişey söylenmiyor ki. Dinlemiyor ki kimse kendini, beni, seni,onu,ebeni.. Ben istemediğim kadar konuşayım. Sonuç olarak elde hüzün + gözkalemi yok mu ? Var.. O halde sus merush. Konuşacak en değerli varlığım ben. En değerlisiyim kendimin kendi kendimin. hislerimin aynasıyım.. Şarkı çalıyor şimdi ; Savaş filmlerinde olur ya yaralı yaralı devam etmişim... Başlık olur bundan evet evet.. Dur ben gidip yağmuru izleyeyim..
Da Vinci "Listesi" @ 12-06-2006 22:29
bu sakin ve sıradan günde yatağıma uzanıp Sen Ne Dilersen diye bir film izledim. öncelikle anladım ki bir filmde Fikret Kuşkan oynuyorsa o film izlenir. bir sahne vardı.. sahip olduğum balık hafızasıyla şimdi kelimeler çok net değil ama özeti kadere yönelik.. kaderine lanet eden bir adama söylenen sözler.. evet kaderimize söverken sadece şimdiye kadar yaşananlara çığlık atıyoruz yaşadığımız kadarını biliyoruz bundan sonra ne olacağını değil. bundan 3 yıl öncesine kadar ben de kaderini kendin yaratırsın söylemine katılırdım. ama ne babamın gidişini, ne şehrimden kopuşumu ben yaratmadım. bu bitişleri biz belirlemedik. farkında olmadan belirledik mi yoksa? ya aşk? insanın kendi salaklığı mıdır ? ya da kaderde var mıdır hayatıma gireceklerin listesi? o listeyi ele geçirip ön araştırmalar yapmak istiyorum.. çünkü çok kolay harcıyorum ve kimseyi kırmak istemiyorum ama artık riske giremeyecek kadar yorgunum yanlış seçimlerden..
Veleddalin Amin @ 12-06-2006 20:41
Biraz hissiyat dökerek biraz gözyaşı karıştırarak yazı yazmayı deneyen merush günlerdir başarısız kaldı.. Bire bir hiç bir sözümü tutmadım kendime karşı. Olmayacak dualara amin dedim veleddalin amin de dedim. Sonra biraz kalem tutuşturdum elime küstüm kendime tavuk yemek istedi canım, lades oynamak istedim.. küsüp küsüp barıştım kendimle suda çok kaldım mis pak oldum ses vermedim ses etmedim gürültü yapmadım uslu uslu oynadım Nil ile kavga etmedim. Göz kalemi aldım elime sabah, hiç beceremediğim o siyah makyajı yaptım, bu sefer oldu dedim. aferin dedim kendime. Ama öğleden sonra yıkadım yüzümü. Şimdi mağrur bakışlarım. Ağlamaklı ve romantik biraz da melankolik. Çokca güzel gözlerim. Bir kaç gün öncesine kadar hissetmediğim hislerimi hissettinm. Hissetmediğim hislerin hangi his olduğunu çözemedim. His olayının suyunu çıkardım. Klavyeye boş yere bastım herzamanki gibi. Resim yaptım bir de fotoşok ile. Çok başarılı buldum kendimi. Haber okumadım, haberdar olmadım. Habersiz bıraktım kendimden.. Hislerimi dökmedim kağıda klavyeye .. His bırakmadım içimde.. Dinle beni dedim meruşkoma ve bastım yazı ekleye.. Dinledi beni, mutlu oldum Tüm hissiyatım budur.
Aptal salak manyak bir adet rüya @ 10-06-2006 13:08
Bendeniz fazlasıyla gerzek bir kimse olduğumdan rüyalarımın da benden geri kalır bir yanı yok.. Gece uyuduğum zamanı bile hatırlamıyorum. ( kendinden geçme durumları ) Gece 4 gibi uyandığımda hatırlamış olduğum rüya sayesinde nefret ettim kendimden.. Böyle bir rüya görülmüş olabilir mi ? Evet oldu Şimdi şöyle ; Ben bebek yapmışım ( ne yani olmaz mı ) bu bebek ile hop hop oyun oynuyoruz.. Ben kıyafet olarak aptalca boncukları olan bi şey giymişim. ( evet o şey üzerimde şimdi ) Bebek acıkmış olmalı ki üzerimdeki boncuklara ağzını götürüyor.. Ve hoopppppp ağzına atıyor koparıp.. Boğazına kaçıyor bebeğin :(( Çok ağlıyorum çıkaramıyorum.. Rüyanın sonunu hatırlamıyorum ama, ödürmedim umarım bebeği Kıssadan hisseler : Bebeğim olunca tüm bu boncuklu salak şeysleri yırtıp atmalıyım Benden anne olmaz Yazı yazmayı beceremiyorum artık Bitti
Kalem !.. @ 08-06-2006 15:05
Uçları biten kurşun kalemlerim işgal ediyor kalemliğimin içini.. Okul hayatım bitti diye mi kırtasiyeci ile diyaloğa girip
içime doldun yine.. @ 08-06-2006 07:22
yatacaktım sen aklıma geliverdin aniden içime sızıverişlerin bir sigara yaktım sesini dinledim sana anlatmak istediğim o kadar çok şey birikti ki ama anlatamıyorum artık yokluğunu kabulleniyorum çünkü sen gittin ve bir daha gelmeyeceksin ben hep seni görme hayaliyle uykuya dalacağım sesini duymak için kulaklarımı dış dünyaya kapatıp bekleyeceğim bir süre kabulleniş de acıymış gidişinden beri yaşamak zorunda kaldığım bütün süreçler gibi.. kızın büyüyor baba.. arkadaşları falan evleniyor biliyor musun? keşke tanısaydın onları tek başına kaçar gelirdin beraber duman altı yapardık öğrenci evimi beraber gidip o dövmeyi yaptırırdık saçların da uzardı belki bu sefer zaten sen hep genç kaldın hiç yaşlanmadın ki genç kaldın genç öldün.. kızın da büyüyor işte şimdi.. gözlerinin kenarlarında senin için sakladığı küçük yaşlarla hayatına devam ediyor.. mezun oluyor baba.. söz verdiler bana töreni daha rahat izleyebilmen için kepleri olabildiğince yükseğe fırlatacağız hep beraber.. seni çok özledim.. Kızış..
Günlük C Vitamini @ 07-06-2006 18:55
Yaz geldiği günden bu yana - ki ben son iki haftadır kısa kollu giyiniyorum - "yaz" olgusunu bir emir kipi olarak algıladığımdan olsa gerek direk isyankarlığıma yaraşır bir halde reddettim bu eylemi.. Her yerde yaz muhabbeti dönerken ben de bunu bana söylenmiş bir "yaz..!" olarak algılayacak denli cücük beyinli olduğumdan böyle oldu bir süre.. Kendimi çok kastım. Kasıt aradım kendimde.. Çay demlemedim kendime, vitaminlerimi attım pencereden aşağılara.. Kızdım en son kendime, hisler dedim, onlar yok olsun. Ben de onlarla beraber yok olayım.. Yok oluşların o şahaneliğine kaptıralım dedim kendilerimizi.. Kızdım ben en çok. Çok kızdım ben.. Kızarıp bozarıp öyküler anlattım kendime akşam karanlığında. Ruhuma ne iyi geliyormuş oysa benim bu tür iç çekmeler.. Kalp ağrısı unutuluyormuş.. Bir kaç isteğim olmuştu senden benim hayat, küçült beni demiştim.. yalvararak bakmıştım gözlerine Şimdi de yapayım.. Küçült beni, portakaldaki C vitamini yap beni.. Bozulmuş bu portakal deyip atsın annem..
till the day goes down upon us @ 07-06-2006 03:14
ölene kadar dağılalım. umrumuzda olmayana kadar yok olalım. nereye kadar gitmek gerekiyor ruhunun acıyan yerine balıklama dalmış bir virüsü temizlemek için? nereye kadar sondajlayalım incitilmiş, çürük vişne yapraklarının dallarından kırılıp tazelenmesi için? artık kolay inciniyorum. beklentilerim yine dolmuş ben uyurken, farketmemişim, yok etmeyi hala öğrenememişim. pandora kötüdür, ölünce daha kolay unutulur her şey, bundan sonrasında tünelin ışık görünen ucunda bir şeyler mi tıkalıdır, hepimiz böcekler gibi nefessiz ve sürünerek ve çırpınarak ve belki de sırt üstü ayaklar havada asılı (nalları dikmek) ölür müyüz? web kurdu wykka mutlu wykka başarılı wykka hayatı yakalayan wykka - nothingless. meaningless. yokken yalnızım işte, ne olur sanki, azıcık çaba ve her şey düzelecek ama hiçbir şeye kılını kıpırdatmıyor majesteleri. oysa ben ona ne çok aşığım ve ne çok üzgün şimdi.
Birkaç Bağdaştırıp Yüzmeye Gideceğim @ 06-06-2006 18:00
annemin şehrinden sevgilerle.. dün gece ani bir zıbıtma sonucu kendimi otobüste buldum, aslında ne güzel bir gün geçirmiştim, mezuniyet cicilerimi bile aldim; hatta seksi bile oldum diyebilirim (ozguven eksikligi) sonra beni eve bıraktı.birden girmek istemediğimi ve gitmek istediğimi farkettim. otobus firmasını arayıp bilet bulmamla eşyalarımı hazırlamam 10 dakika sürdü sanırım. telefonu elime aldım, -ben gidiyorum, dedim. üzdüm galiba. zaten bu aralar hep üzüyorum birilerini. birşeylere bakış açım değişirken arada harcanan insanların hesabını yine ben vereceğim biliyorum.nedense hesap ödenirken hayat pek adil davranmıyor. mp3 lerimi hazırladım, sonra kendimi o otobüs koltuğunda buldum. kulaklığımı önce o blaupunkt hedesine takarken içimden neler olabileceğini geçirdim 1- trt fm 2- türkçe pop 3- tv girişi 4- yabancı pop 5- klasik müzik 6- genelde caz 7- değişik etnik muzikler 8- türk sanat muziği genelde 7'ye bakarım bazen ilginç şeyler olur. camdan dışarıyı izlerken elim yediye geldiğinde şaşırdım.. the bosphorus is not enough to seperate us if we just trust the stars boğazın üstünde ilerlerken kulağıma fısıldanan sözler şimdi ben anlık kaçışlarımı yaşarken kulağıma doluyordu..muhtemelen kulağına tek fısıldanan ben değildim ama olsun.. bir gülümseme yerleştirdim yüzüme.. ve mutlu olduğumu hissettim.. sonucu nefret ya da ayrılık bile olsa güzel şeyler yaşadım ben.. hem de bütün hayatım boyunca bütün sevgililerimle, hepsini çok sevdim,mutlu ettim, edildim.. dave gahan girdi ardından.. bir önceki ilişkimin özet adamı.. duygularımı hep müzikle ifade edişim niye bilmiyorum ama yaşadığım "an" ları bağdaştıran o kadar çok şarkı var ki.. koltuğumu yatırdım.. ilişkilerimin film şeridi olarak akışını seyrettim camdan.. ve bunları hatırlarken artık hiç acı çekmediğimi.. özgür ve mutlu bir kadındım ben.. ve sonra kulaklığı oradan çekip başkalarının bana ait olmayan şarkılarından kendimi uzaklaştırdım..def leppard cd'de dönerken kendimi yakaladım.. gerçek hüzün benim için sadece babamı özlemek.. hep yaptığım gibi otobüs camının ardındaki karanlığa odaklanıp ağaçların arasında onu görmeye çalıştım yine..bunu bir kere başarmıştım çünkü..göremeyince gözlerimi kapatıp içimdeki sesini dinledim ben de.. aşk denen zincire yeniden dolanmaya beş kala özgür bir kadın.. :) şimdi bütün özgürlüğümle gidip havuz kenarında ruhumu yan şezlonga özenle koyup dinleneceğim..
Seninle Acılar Bile Sevecen @ 05-06-2006 15:39
Yoklugun bana acı veriyor seni arıyorum her herde her yüz sana benzetiyorum ama seninki kadar güzel değil sevgilim duydugum her ses seninkine benzetiyorum ama seninki kadar sıcak değil sevgilim acı veriyor beraber yürüdüğümüz yollarda yalnız yürümek.. bakıyorum heryerde hayalin var.. odamda hala kokun aynamda hala izin var masamda kocaman NEVİN var. SENİ SEVİYORUM AŞKIM yazıp bıraktığın mendiller var sesizlik içimi acıtıyor sevgilim.. tenim tenini gözlerim gözlerini ellerim ellerini istiyor sen gelmeyince sevgilim canım acıyor.. sensiz gecen heran canım acıyor. AMA ŞUNU UNUTMA UZAKTAKİ EY SEVGİLİ SENİNLE ACILAR BİLE SEVECEN....
Fotoğrafçı !.. @ 05-06-2006 14:25
Katıldığı sergilerden sayısız ödül alan bir fotoğrafçıydı İlhan..Eşinden ayrıldıktan sonra ruhsal bir çöküntüye girmişti ve adeta hayata küsmüştü..Oturduğu semti değiştirmişti ve eskisi gibi fotoğraf çekmiyordu.. Mütevazi diyebileceğimiz bir evde tek başına kalıyordu..Eski tanıdıklarıyla pek sık görüşmezdi..Artık göz önünde de değildi..Kendi halinde yaşamaya çalışıyordu.. Her gün eski albümleri çıkarır elinde şarap kadehi fotoğraflara bakardı..En çok da eşiyle çekildiği fotoğraflara takılırdı gözü..Geçmiş günler aklına gelir, biraz daha fazla içerdi..Eşinin modellik yaptığı eserler ise evin özel odasında yer alırdı..Girmeye pek cesaret edemezdi İlhan.. Düzenli olarak dışarı çıkardı..Kitapçıdan kitaplar alır,son filmleri takip eder ve çektiği fotoğraflar üzerine küçük öyküler yazardı.. Bir Cumartesi sabahı kan ter içinde uyandı İlhan..Rüyasında eski eşini görmüştü..Uzun zamandır rüya görmüyordu ve çok şaşırmıştı..Yatağından kalktı ve yüzünü yıkamak için banyoya gitti..Bitkin görünüyordu..Sanki yorucu bir günün ardından eve yeni girmiş gibiydi..Kahvaltısını yaptı ve her zamanki gibi kapısını kilitleyerek dışarı çıktı..Apartmandan çıkarken posta kutusuna baktı göz ucuyla..
18 @ 04-06-2006 05:57
Bana bir şeylerin hesabını sorar gibisin! Anlam veremediğim bakışların dolaşıyor üstümde
İkizler... @ 04-06-2006 02:04
Oburum. Akşam oturayım televizyon karşısına... Bir kanalı izlerken, ille öbüründe ne olduğunu merak ediyorum; orada da aşağı yukarı aynı şeyi göreceğimi adım gibi bilmeme rağmen... Bir şehirde yaşarken, diğerinde aklım; o şehirler ki, çok da farkı yok birbirinden... Doymak bilmez bir çocuk gibiyim; yetinemiyorum. Islığım, bütün şarkıları aynı anda çalmak istiyor; uçurtmam, kainatın tüm semalarında birden kanat çırpmak... Gemlenmez bir merak duygusu, "her yemeği tat," "her çiçeği kokla" diye ha babam kamçılıyor beni... Telaştan ne tadını ayırt edebiliyorum yemeklerin, ne kokusunu çiçeklerin... Her akarsuya karışıp gitmek geliyor içimden; hangisine karışsam, gözüm ters akıntıda... Halbuki her akarsu, aynı denize karışıyor sonunda... Sinemadaysam gelecek filmi, izleyeceğimden daha fazla merak ediyorum; ki onun da sonu aynı, biliyorum. Hangi mektubu açsam, açılmayan için meraklanırım... Kulağım çalacak telefonda; en sıkıldığım anda dahi gelen telefonlarda... Kış boyu baharı iple çekmişken... ...Şimdi sonbaharı özlemem neden?.. * * * Çünkü yüreğimin iki yanına yerleşmiş ikizler, yıllardır durmaz tepişirler. "Kalk gidelim" derken biri... "Halt etme otur" diye eteğinden çeker diğeri... Biri karınca, öbürü ağustos böceği... Oysa yaş kemale erdi: "nihai tercih"in vakti geldi. Gördünüz mü bilmem, gazetede resmi çıkan yapışık ikizleri... 10 aylık Sema ile Seda... Aynı deri kuşatır bebek tenlerini... Yüreklerini aynı zar sarmalar. Tek bedende iki sevimli başlar... Hassas bir ameliyat, onları birbirine iliştiren kaderi parçalayacak; ikizleri yek diğerinden ayıracak... Lâkin denen o ki, bu operasyon ikisinden birinin canına mal olacak. Çünkü birinin yaşayabilmesi için diğerinin ölmesi gerekiyor. Ve aile, içi yanarak, ikizlerden birini feda ediyor. * * * Zordur ikizler için tercih... Bir yanını seçmek, çoğu zaman öbüründen de vazgeçmektir. Çünkü birini feda ettiniz mi, "ikiz" değilsinizdir artık... Sizi siz yapan, içinizdeki tepişmedir. Değeriniz, "diğeriniz"dedir. Bütün Haziran doğumlular bilir bunu... O yüzden kıyamaz içinde tepişen ikizlerden birine... Ne kahkaha saçan neşeye, ne ansızın bastıran hüzne... Ne iyimser güne, ne karamsar geceye... Ne ciddiye, ne muzibe... Ne çocuğa, ne büyüğe... Ne sadeliğe, ne debdebeye... Kıyamaz herhangi birini elleriyle öldürmeye... Bilir ki yazılmış nice yazıda, dizilmiş onca notada, boyanmış bunca tuvalde, söylenmiş sözde, yakılmış türküde o tepişmenin sancısı vardır. Sancı durdu mu ne akarsu, ne ters akıntı kalır. Ölü bir denizde tek kürekle döner durursunuz. * * * Dedim ya; oburum... ...Ve bazen kızdırıyor sevdiklerimi bu huyum. Varsa bir kusurum: Haziran doğumluyum. Ne garip şimdi bile: bir yanım bunları yazıp hicvederken bendenizi... "Sil de ciddi bir şeyler yaz" diye yırtınıyor ikizi
Haziranda Ölmek Zor @ 03-06-2006 20:49
Nazim dı.. Gözleri masmavi bir gönlü temizdi.. Hatırlamak gerekiyordu, onca işin arasında bir kaç satır kurmak gerekiyordu onun için.. O güzel gözleri baksın şimdi ufuktan.. Silinmeyecek hiç bir harfi hafızalarımızdan.. Toprağın bol olsun Nazım.. Jean-Paul Sartre (1905-1980) "Ben her şeyden önce onun insan olarak büyüklüğünü ve kabına sığmaz enerjisini hatırlatmak istiyorum. Onu ağır hastalığı sırasında tanımış, yaşamak ve savaşmak iradesi karşısında şaşıp kalmıştım. Ama beni asıl etkileyen onun hüzünlü ve alaycı uyanıklığı oldu. Eziyetlerden, ölümlerden kaçıp kurtulan bu adam - başkalarının yaptığı gibi - dinlenmiyordu. Biten hiçbir şey yoktu onun için. Dıştaki düşmanla savaşırken içteki dostların hatalarına karşı da kardeşçe bir savaşı sürdürüyordu. Herkesle birlikte barış uğruna, emperyalizme ve faşizme karşı savaştığı sırada bile, Moskova'da oynanan bir piyesinde, bürokrasinin tehlikelerine karşı arkadaşlarını uyarıyordu. Ne militan disiplininden geçti, ne de yazar eleştiriciliğinden. Bu çelişmeyi sonuna kadar yaşadı. Bu sürekli gerginlik, son yıllarda, mahpusluktan artakalan güçlerini de yedi bitirdi. Ama asıl bu yönüyle bugün bir örnek insan olarak kalıyor aramızda. "Vefalı dost, yiğit militan, insan düşmanlarının amansız düşmanı, her yerde hizmet etmek ama hiçbir şeyi görmezden gelmek istemiyordu. (...) "Durup dinlenmeden nöbet tutan bir insanın eserleri, ölümünden sonra da, sizin için aynı işi yapıyor." ("Nâzım Hikmet'e Saygı" başlıklı yazısından.) gece leylâk ve tomurcuk kokuyor üstümbaşım elim yüzüm gazete vurmuşum sokaklara vurmuşum karanlığa uy anam anam haziranda ölmek zor! Bir kırmızı gül dalı, eğilmiş üstüne...
Atatürk'ün Yazdığı Tek Kitap Raflarda @ 03-06-2006 20:04
Atatürk'ün askerlik ve devlet adamlığı gibi meziyetlerinin dışında iyi bir yazar olduğunu da biliyor muydunuz? 1914 yılında Osmanlı ordusunun iki genç subayı yani Mustafa Kemal ile yakın dostu meslektaşı Nuri Conker savaşlarda yaşanan başarısızlıklar üzerine kafa yormaktadır. İlk olarak Conker "Zabit ve Kumandan" isimli kitabını yazar ve kitabında yaşanan sorunları ve bu sorunlara uygun gördüğü çözüm önerilerini kaleme alır. Bu kitaptan ilham alan Mustafa Kemal, kitabı okur okumaz, "Zabit ve Kumandan ile Hasbihal" isimli kitabını yazar. Her iki kitabın başlıca konusu yöneticiliktir ve her ikisi de, yaşanan başarısızlıkların asıl sorumlusu olarak, gerek askeri gerekse siyasi komuta kademelerini gösterir. Fakat Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşı'na girince, Mustafa Kemal de kitabını bastırmaya vakit bulamaz. Ancak, İstanbul'a döndüğü zaman yani 1918 yılı sonlarında yayımlayabilir. Kitabın basımından altı ay kadar sonra da Anadolu'ya geçerek İstanbul ile ilişiğini keser. Damat Ferit Hükümeti de kitabı toplattırarak imha eder. Zabit ve Kumandan ile Hasbihal ilk baskısından sonra 1956'da, İş Bankası Kültür Yayınları'nın ilk kitabı olarak yayımlanmıştır. Atatürk'ün doğumunun 125. yılı vesilesiyle hazırlanan bu yeni baskıda, Atatürk ve Conker'in kitapları bir araya geliyor. Üstelik özgün ve sadeleştirilmiş metinleri ilk kez karşılıklı sayfalarda bir arada...
Benim Bir Aşkım Var... @ 02-06-2006 18:31
Şimdi uzaklarda çok uzaklarda.. elimi uzatsam dokunamam kokusunu alamam.. sevgilim uzaklarda hayali yanımda bazen kollarımda bazen yatağımda... kokusu kalmış odamda izi hala o aynada gölgesi duvarlarda sevgilim çok uzaklarda gece rüyamda gündüz baktığım heryerdesin...
Babam öldüğü zaman... @ 01-06-2006 04:15
Babam öldüğü zaman kendimi tüm tehlikelere açık hissettim.Arkamda koca bir dağ çöktü sanki!..Yalnızlık meğer şimdi girmiş koynuma
Böyle de derinim. @ 31-05-2006 18:06
Hüzün kokulu şarkılar fonda uçuşup duruyor.. derinliklerde bir yerlerde "unuttun beni zaliiimm" hemen yanı başımda " sigaramın dumanına sarsami saklasam senii.." kalbimde " iki aşk arasında...." her yerden ses geliyor , gürültü hakim kulaklarıma.. duymak istediklerimi de duydum oysa... hani -duvarlar çürütemez ruhumu-ydu, hani herseyin üstesinden gelirimli celik gibi sağlam sinirler, kol gibi irade vardiydi.. nerdeler onlar şimdi haa, "boguluyosunnn" diye bir his sürat yapiyor içimde lan benim, ne duvarı, ne çeligi..bildigin acınası bi duygu bu işte..feci gel-gitler silsilesi, ya da yaramaz bi çocuktan ödünç alınmış gibi yüreğim sankim ki..-az sonraa geçer şimdi tam demindeyim- böylee, bi iskele de oturup ayaklarımı suya sokup, pata pata köpükler yapmak istiyorum.hepsi bu..
İçimden geldiği gibi.... @ 31-05-2006 18:03
sen gülüyosan ben gülebiliyorum sesin bana huzur veriyor sanki ruhumu okşuyor yaşamak seninle güzel be can yoldaşım ben sana tutkunum ben sana vurgunum seni tanıdıgımdan beri hep durgunum başım önde hayalini kuruyorum sen sadece sen
Hayata Başlarken, @ 31-05-2006 05:54
Sevgili hayat; Sen bu satırları okurken ben hangi eylemde yine sana karşı yol alıyorum bilmiyorum..Tek bildiğim şu an yaşadığım ve bundan sonra yaşayacağım her türlü ilişkide hislerime karşı kontrol mekanizması geliştirip,zaaflarıma yenik düşmeyeceğimdir.Beynim faşist bir yaklaşımla, vücudumla işbirliği halinde..İçimdeki tüm organlar kontrol altında artık..
Yetişkinlikten istifa :DDD @ 31-05-2006 03:46
Bu belge ile resmi olarak yetiskinlikten istifa ettigimi bildiririm. Tekrar 8 yasin tum sorumluluklarini kabul etmeye hazirim. Yagmur sonrasi camurlu sularda tahta parcasi yuzdurmek, kayalarda yurumek istiyorum. Cukulatanin paradan daha iyi oldugunu cunku daha tatli ve yenilebilir oldugunu dusunmek istiyorum. Sicak bir yaz gununde bir mese agacinin golgesinde oturup arkadaslarimla limonata satmak istiyorum. Hayatin daha basit oldugu zamana donmek istiyorum. Butun bildigin, renkler, carpim tablosu ve ninniler ama bu kadar az bilmek seni rahatsiz etmiyor cunku ne bilmedigini bilmiyorsun ve umurunda da degil. Bildigin tek sey mutlu olmak, cunku seni uzecek veya kizdiracak seylerden tamamen bihabersin. Dunyanin adil oldugunu, herkesin iyi ve durust oldugunu dusunmek istiyorum. Herseyin mumkun olduguna inanmak istiyorum. Yasamin karmasikligini unutup, yeniden kucuk seylerden fazlasiyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum. Tekrar basit yasamak istiyorum. Gunumun, bilgisayar arizalari, kagit yiginlari, uzucu haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygilari, doktor faturalari, dedikodu, hastalik ve sevdiklerin kaybedilmesinden ibaret olmasini istemiyorum. Askin varligini (daha dogrusu yalan oldugunu) bilmek dahi istemiyorum. Gulumseme, kucaklasma, tatli bir soz, dogruluk, adalet, baris, ruyalar, hayaller ve kardan adam yapmanin gucune inanmak istiyorum. Iste, cek defterim ve arabamin anahtarlari, kredi kartlarimin ekstreleri, gelir belgelerim. Resmi olarak yetiskinlikten istifa ediyorum. Eger bu konuda benimle daha fazla konusmak istiyorsaniz, once beni yakalaman lazim, cunkuuuu; Ebeee, elim sendeeeee!
Gördüğüm Kördüğüm @ 30-05-2006 17:38
Petek Abla var fonda, içime işlen o şahane ses tonuna mı yoksa o şahane şarkı sözlerine mi satırlarca yazı yazsam bilemedim.. Kendimi pencereden dışarı atmak ile bir odaya kitleyip saatlerce aylarca hatta yıllarca dışarı çıkmamak arasındaki her türlü duyguyu bana yaşatan pek nadide Petek Dinçöz hanımefendiye sunmak için elinizeki tüm yumurtaları rica ediyorum sizlerden. Ne ricası, farzedin savaş oldu, devlet el koydu tüm yumurtalara.. Şimdi aslında gidişata dur demek lazım. Yapaylığa basitliğe savaş açmak lazım. Bir yanım delice Selin şivesi ile konuşmak istiyorken bunu nasıl sağlarım bilemiyorum. Ama hissiyatım bir şeyleri değiştirmek yönünde. Kaleme, suya sabuna klavyeye vırta zırta dokunmak gerek..Benim kendim için planladığım herşeyi bir sıraya koyup hadiyin bakayım düşün peşime demem lazım. ayakkabılarını bağlamam lazım ki hayallerimin yol ortasında düşüp bayılmasın yavrucaklar.. Sağdan soldan biraz hayat toplamaya gidiyorum ben, Petek kulağımda sağır olmak istiyorum..
SENSİN @ 30-05-2006 16:01
sensin gece rüyalarıma giren sensin baktığım heryerde gördüğüm yüz sensin beni ben yapan sensin hayatı güzelleştiren sensin içimi böyle yakan sensin..... odamdaki koku sensin aynadaki iz sensin herşey sensin herşeyim sensin.......
Minikim :) @ 30-05-2006 00:32
Hayat
Yazı Ekle @ 29-05-2006 16:18
Başlık yaz ( ya da en son yaz kasma kendini ) bir tab hareketi ile yazı yazma editörüne gel. Ardından klavyedeki tuşlara birer manalı kelimeler oluşturacak şekillerde bas. Bu kelimelerin cümle içinde de mana taşımasına dikkat et.. Ardından bi bak bakalım bişeye benzedi mi.. Cümle kur, hikaye anlat, olay betimlemesi yap i hiç olmadı kendini öv.. Hikaye yaz, entel dantel ol, felsefik takıl, Yok ulan be ağşığım, zırla.. Vs vs vs Öff amma zor işmiş.. Şimdi anladım bu yanda duran isminin altından yazılar geçen kimseciklerin neden bunu yapmadığını...
Pazar..... @ 28-05-2006 17:13
Garip bir Pazar günü daha!... Ne bu sıkıcılık Ne bu sesler
...Tuhaf @ 28-05-2006 05:04
bu nedir Allah'ım... Neyapıyorum ben. Kimi neden seviyorum. Ne diye çarpıyor kalbim. Sebepsiz isyanlar olur mu hiç. Delimiyim yoksa deliriyor muyum anlayamadım. Bu bekleyişler gelenleri gönderişler gecelerde ki yalnızlık nedendir. kimin için ne için böleyim ben. Allah'ım sen yardım et boğuluyorum. Nefesim kesiliyor sanki . Hissetmiyorum hayatı tadamıyorum mutluluğu. Bir şey eksik sanki adını koyamadığım bir varlık bölüyor uykularımı. Çırpınıyorum kendi kendime. Dilimden sevgi sözleri dökülüyor seviyorum sanırım ama kimi neden. bir şey engel oluyor bulamıyorum bu soruların cevaplarını. Dağ gibi önüme yığılmış engeller ne tuhaf birşey bu Allah'ım kime gidemiyorum ve hatta neden gidemiyorum engelim ne bilmiyorum. ...
Canım Acısan da Acıma @ 28-05-2006 01:43
Çarşafı uzattım sekizinci kattan aşağı,
Gerizekalı Başlık Üreteci @ 27-05-2006 14:15
denizde buzuki çalan erkekler, uçakta etrafa bok atan tikiler, kantinde meditasyon yapan clubber, jüpiterde donsuz gezen makina mühendisi, arabada burnunu karıştıran puşt, parkta osuran tipitip ve daha fazlası BURADA... Herşey mükemmel.. Kimlik arayışlarına çare olunacak türlü bir iç geçirme eylemi, ve ardından neşe, sevince gark olma durumu.. Kodu çalasım var çok feci.. Benim de tonlarca sıfat tamlamam vaaarr... Bir de Fikir ve Sanat Eserleri için olanı da düşünülmüş.. Aferin iyi edilmiş.. Ben Pek sevdim.. Siz de sevin.. İsminizi yazın ve yorum yapın, gülelim :)))))
!!!!!!!!!!!(Belirsiz yazı) @ 27-05-2006 03:36
Seni sevdiğimi sana söylemedim Kimselere söylemedim seni sevdiğimi Şehri baştan başa dolaştım Yüreğimi baştan başa Dere tepe düz gittim Kendi kendime ağladım Ağladığımı kimseye söylemedim Kendimden sakladım seni sevdiğimi Rüzgara, buluta söyledim Yokluğunda yandım Sigara gibi Ateş kırkbir Yanık üç Duman oldum Duman oldun Benim oldun Dumanını ciğerime üfledim Seni sevdim işte Daha ne olsun Seni sevdim Seni sevdiğimi kimseye söylemedim!!!!!!!!!!!!!!!
TUT Kİ @ 26-05-2006 17:41
Tut ki karnım acıktı, tut ki ciğerimi bir kedi çaldı, tut ki kasaplarda et çıldırdı, tut ki ayda ben yanımda da bir bilmediğim, tut ki yürüyorum havada ayaklarım kanat, tut ki toprağım çiçeğe can veriyorum, tut ki astım kendimi tavana, tut ki komşu kızını çağırdım pecereden, tut ki tut.. iyi tut bırakma eskiyen mevsimleri, ölenle ölünemez mi gerçekten ya ölenin ardından ölenlere ne demeli, ölüm bir tepe mi gerçekten tırman tırman ulaşamazsın, ölüm karalar mı bağlatır gerçekten karaya nedendir ölüm rengini veriş, ya arlan ya arlan ya arlan... ya da yok ol git karşımdan... toprak temizlermiş her şeyi ben de girsem, toprak ve de ateş arıtırmış kirleri
Kapıyı açın, Ağlayasım geldi @ 25-05-2006 14:46
Benim en iyi arkadaşlarımdan biridir Ağlayasım.. Öyle iyi bir insandır ki kendileri , bütün gecelerimi gündüzlerimi feda ederim ben kendilerine.. Böyle bazen çat kapı gelir Ağlayasım.. Anahtar yaptıracağım kendisine kapıda beklemesin.. Şimdi benim az işim var yerimden kalkamıyorum bir zahmet biri kapıyı açıversin canıma pareme... Ağlayasım ile tanışmamız çok eski günlere dayanıyor.. Öyle eski ki ben daha doğduğum gün bile geldi.. Annemin karnından çıktım ve hemen geldi Ağlayasım.. Canım kader dostum benim.. Pek sevdim o aralar ben onu, çünkü ne zaman o gelse tüm isteklerim yerine getiriliyordu.. Pek iyi anlaştık onunla.. Sağolsun o da sık sık geliyordu.. Sonra büyüdüm ben, kocaman oldum. Bazen yerli yersiz gelirdi pek hoşlanmazdım durumdan ama yine de başımın tacı ederdim eski dostumu.. Kaç zamandır uğramıyordu kendiliğinden, aramasam gelmiyordu.. Ben davet ediyordum hep.. Şimdi bak süpriz yapmış bana.. Hava güzel demiş, dışarı çıkmak gerek demiş.. Yalnız olduğumu hissetmiş.. Gelmiş canım arkadaşım Ağlayasım.. Kapıyı açar mısınız ? Ağlayasım geldi...
KİB @ 25-05-2006 13:13
hayat mı yoksa yaşanan bir kaç acı olay mı yordu beni bu kadar bilmiyorum. bildiklerim bilmediklerimin yanında hiç kalır. o kadar cevapsız soru var ki beynimde her birine cevap aramaya kalksam kaybolurum bilinmeyenlerde. sanırım bir boşluk büyüyor günden güne içimde ama ben hiç şikayet etmiyorum. sevdiklerimin yokluklarını yada başka tercihlerini karşıma alıp kendimden hırsımı çıkarmıyorum.hayatıda böyle yaşamak lazım tadı kalmıyor yoksa sonra. herkesi sevebilmeli insan kendini sevenide sevmeyenide. başka şansımız yok ki hayat böyle anlam katar kendisine. kaç sevdiğimizden vazgeçtiğimiz önemli değil ki hayat için zorluklar karşısında direnişim belirliyor kaderimizi. sabretmeyi ve kabullenmeyi bilmek marifet. acıda olsa bu hayat böyle yaşamaya gelmedik mi BİRBİRİMİZE OLAN SAYGIMIZI VE DOSTLUĞUMUZU YİTİRMEDİĞİMİZ SÜRECE "BİRBİRİMİZİ HİÇ KIRMAMA" DİLEĞİYLE.....KENDİNE İYİ BAK...
Büyüküm artık :((( @ 24-05-2006 23:49
Çocukken kaygı nedir bilmezdim keşkelerimde yoktu ömrümde...Şimdi her günün ayrı bir kaygısı ver aklımda büyüdüm işte!...Çocukken ihanet romanlarda yazılıydı büyük harflerle, şimdi çaresizliklerimin sebep diye baskı üstünde....
rechargeable @ 24-05-2006 19:43
espadril olan new_in oluyo.. kim oluyo kim oluyo... aaa new_in miş:) .oNLy_R> mouse yine durdu.. noluyo bu makineye yaaaa :((((((( .oNLy_R> pilleri karıştırdım galiba.. .oNLy_R> ee bunların hepsi aynı .oNLy_R> hangisi şarjlı şimdi:S .espadril> regable .espadril> yazcak:D .espadril> yazamadım ama anla işte .espadril> :P .oNLy_R> yaff ne alaka.. hepsinde yazıyo:) .espadril> rechargeable .espadril> olanlar .oNLy_R> hea ondan işte .espadril> şarjlı .espadril> çıldırtma beni:D .oNLy_R> yaff hepsinde aynısı yazıyo .oNLy_R> hangisi şarjlı derken.. hangisi dolu anlamındaydı .espadril> ayyy .espadril> ben saLağım .espadril> tmm .espadril> susutum .oNLy_R> bi kere söylediğim tek seferde anlasana :) .espadril> tıp:( .oNLy_R> heuehue komik yaff :D
Tepe..Tas..Titreşim,kıpraşım vs.. @ 24-05-2006 14:07
Lambaya püüüff diyerek günü ardımda bıraktığım anda elime aldığım kitap bana hayatı özetlemek yerine bilakis kendimden kendisine nameler savurmama sebebiyet verdi.Evet öyle oldu tam olarak,kitap hiç bir şeye benzemiyordu ( yok canım benim okurkenki halim her zamanki halimdi ) Kitap süsü verilmiş bir ucube bişeydi o .. sevmedim ben onu.. Dövmek istedim.. Ufak,aksi huysuz bir bebek oldum yine, herkese sırt çevirdim, küstüm kendi çapımda dağa, dağın umru olmadı ki kalksın yerinden saçlarımı okşasın.. Dağa dedim , sus dedim.. Ben sustum. Bazı günlerin yapaylığı tüm ihtişamı ile üzerimizden bir kanatlı hayvan ( tavuk diil bu uçuyo ) gibi süzülüp geçer. İlk cümlesi böyle alengirle donatılmış bir kaç kitap yazabilirim ben.. Evet ben yaparım bunu.. Derhal soyunmalıyım.. Soyunmak dediysem elbetteki işe soyulmak, el kol sıvamak falan. İhtişamlı günler bunlar.. Heybetli.. Görkemli ( başka bu anlama gelen kelime olsa diyeceğim ama bitti sanırım ) Şimdi benim karın ağrısı eşliğinde sinirlerim bozuk çalıyor.. Bozuk çalmak bir nevi bazuka çalmak gibi.. Bünyeye iyi geliyor.. Ve de ayrıca, iyiyim ben... Siz nasılsınız efendim ?
Hatırlayamıyorum!.. @ 24-05-2006 00:24
Hatırlayamıyorum
Nedir Bu Eurovision Dedikleri: @ 23-05-2006 19:05
Bu yarışmaya bizim kadar ilgi duyan başka bir millet varmıdır acaba, yıllardır gidip rezil olup dönmemizin verdiği aşağılık kompleksi ile en sonunda sertap erener'i yarışmaya gönderip birinci olduktan sonra , tamam bu amacımızı da başarmış olduk , artık gelişmesini tamalamış toplumlar arasında yerimizi almak için bir adım daha attık ve bu macera da bitmiş oldu diye sevinmiştim oysaki, ama birinciliği takip eden senelerde hatta bu sene bile eğlenmek için hazılrandığı herkes tarafından bilinen temel mantığı her sene farklı bir ülkenin kazanıp turizim sezonunun başlarında ülkenin tanıtımına yardımcı olmak olan yarışma hakkında ana haber bültenlerinde bile " Nerede hata yaptık " gibi başlıkları olan haberler görünce henüz bu işten hevesimizi alamamış olduğumuzu anlamış oldum. Gerçi bir beste yarışmasının bu saatten sonra Türkiye'nin tanıtımına ne kadar faydası olur, yada Türkiye kendini tanıtmak için beste yarışmalarına katılmaya mecburmudur o da ayrı bir sorun. Birçok ülkedeki müzisyenlerin eurovizyon adınını bile duymuş olduğunu sanmıyorum, yada duymuş olsalar bile bu kendilerine çok fazla bir anlam ifade etmez sanırım, ama bizim ülkemizde eurovizyon yaklaştığı zaman ne kadar müzikle ilgilenen adam varsa yarışmacı parçamız hakkında bir demeç verir, olay ana haber bültenlerine çıkar , uzun uzun konuşulur, yarışmayı kazanmak için stratejiler tartışılır. Yarışmadan günler sonra bile hala konuşulmaya devam eder. Bütün yıl yarışma hakkında konuşulup düşünülür. Hatta yarışmaya ilgimiz o kadar fazlaymış ki geçen senlerden birinde birinci olan Roxana bile kendi ülkesinde olduğundan daha fazla ünlü oldu. Önemli olan katılmaktı sözü bu yarışma için söylenince cuk diye yerine oturuyor, biz kazandık işte bırakalım başkları kazansın nlar da kendilerini tanıtsın. Neyse ben işime bakayım :)
BİZ @ 23-05-2006 16:31
Yaşıyor ama uzaktaysam senden BiL ki seni hiç unutmadım ÖLüm değiLse bizi ayıran Yazık oLmuş, hata yapmışsız Senden ya da benden ne farkeder Şeytana uymuş aşkı yakmışız Adımı söyLemezdin bana sesLenirken Aşk derdin, aşkım derdin Her aşk dediğinde Beni kendinde daha da aşık ederdin BuLuştuğumuz anLarı hatırLıyorum GüLLer açardı gönLümde sen geLirken Üç-beş saat biLe ayrıLsak YaprakLarım döküLürdü sen giderken Yanyana duran iki yıLdızdık sana göre En parLak, en güzeL oLanı bendim Gökyüzünde ki tek yıLdızındım senin FırtınaLarda sakLanıp korunduğun Liman oLduğumu söyLerdin Ömrünün sonuna kadar beni seveceğini KaLbini kaLbime keLepçeLeyip Anahtarını okyanusa attığını söyLerdin Benim için kıyamet seni kaybettiğim gün demekti Ruhumda sakLadığım en değerLi hazinemdin Sonsuza kadarda sakLayacağım YokLuğumda sen nasıL oLursun hayLl ettiğimde Seni mutLu, çok mutLu görüyorum Çünkü hep öyle oL istedim Her şeyin güzeLi senin oLmaLı Aynı şeyi isteme benden Yerine kimseyi koyamam ki Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki Sen bana aşk dedin, bizi kirLetemem ki Bazı şarkıLar vardı birLikte sevdiğimiz Senin bana, benim sana söyLediğim OnLardan biri yada benzerini duyarsan Beni anımsar güLümsersin Ben mi? ben hiç unutmayacağım ki Okyanusa attığın anahtarı biri buLurda Bizi bizden çözer diye Daha iyisini yaptım seni kaLbime kazıdım Her atışında hatırLamak için Yaşıyor ama uzaktaysak birbirimizden BiL ki seni hiç unutmadım ÖLüm değiLse bizi ayıran Yazık oLmuş hata yapmışız Eğer öLümse bu ayrıLığın sebebi Ve bensem önce giden bu aLemden KederLenme çok Tıpkı benden istediğin gibi Kendine sahip çık Bensem kaLan geride Zaten sen hep göreceksin Ben kimseyi ama kimseyi seni sevdiğim gibi sevmedim ki Sen bana aşk dedin, bizi kirLetemem ki Küs oLduk, ayrı düştük duramadık ki SavaşLarı sevemedik ki barış oLduk biz HüzünLendik diLden kaçan bazen iki LafLa Sevişmeye sebep ettik ayrıLıkLarı Niyet ettik, söz verdik en büyük aşka Başkasının sevdasına imrenmedik biz Neysek oyduk, öyle kaLdık aynı inançLa Kimsenin öyküsünden kopya çekmedik Ne acıdan, ne kayıptan Korkmadık ki hiç biz Ne kavgaLar atLattık ta YıLmadık ki bir gün Üstüne gittik sevdanın YeniLmedik ki Kimsenin duygusundan ÇaLmadık biz Başkasının oyununu bozmadık biz Bu dünyanın uyumunu bozmadık biz... şimdi bu şiirLe iLgiLi yorum yapmam da gerekiyo! doğru oLan budur ama herşeyi o kadar iyi anLatıyo ki! yoruma gerek biLe duymuyorum! aşığım... özLedim!
pembe gül idim soldumm @ 22-05-2006 18:12
efenim yine " yazmak için yazmak " isimli programımıza hoş geldiniz.. Öğleden sonralarımızın bu vazgeçilmez tadının bugünkü şahane konusu " efendim neden 22 Mayıs tarihli bir yazı olmasın? Bir yaşına girdiğimiz gün geçen sene bugün estantenesi yapacağım ben boş mu geçsin efenim 22 Mayıs günü ? " idir. Bu konuya istinaden tüm saz arkadaşlarım adına öpüklerimi gönderirim .. Bugün pazartesi.. Hava da sıcak.. Yaz günü pazartesisi ancak ve ancak mayışık geçer.. Peki ben mayışmak yerine neden zıp zıp zıplamayı tercih ediyorum ? Bir tavşan edasıyla çayıra çimene salmak istiyorum kendimi ? Herşeyin altında bir neden aramamak gerekmekte.. Hava güzel, biz güzeliz.. Eee ne duruyorsun, çayra çimene salsana kendini demez mi sana bakkal emmi ? Öf neyse.. Yayınımız bugün de burada son bulmakta.. Yayında yapımda kimsenin emeği geçmemiştir efenim, bizzat herşeyi benim bu yayının.. Bir teşekkür plaket neyim verilecekse bana verilsin.. Haydi bakayım, yar saçların lüle lüle, meruş sana güle güle...
...Sarı Güller @ 22-05-2006 00:54
Gökyüzü bir başka bugün
Gidiyorum ... @ 20-05-2006 22:30
Böyle olsun istemezdim, biliyorsun
Ben hiç kimse ölsün mölsün istemem @ 20-05-2006 16:30
Sabahtan beri Nİl manyağının dinlemediğim şarkısı kalmadı..E artık kanki olduk onunla o sebeplen dinliyorum kankimin ruh hallerini.. Ama biraz saftrik bi kız Nil.. Saçma salak şarkılar yapmış.. Ben de oturdum şarkı sözlerini toparladım bi güzel.. Akşam gelsin hepsini komple sereceğim önüne.. Görsün efenim sanat nasıl yapılır.. Misal... " Tek taşımı kendim aldım, tek başıma kendim taktim, anne benim uçmam gerek istemiyorum pilav yapmak , ben ona resmen ağğğsşığımm.." şeklinde olursa al sana 3 adet şarkıdan bir adet şarkı.. Şarkı israfına gerek yok efenim.. Böyle daha usturuplu oldu hem... Evet. Bu Nil böyle tuhaf bi kız işte. Giyinmeyi de bilmiyor hem. Hemen ona sabah evden çıkarken pembe eteğim ile cami yeşili tişörtümü verdim. altına da sılazencır sandaletlerimi.. pek enfes oldu.. verdiğim cırt sarı çantayı beğenmeyip kendi çantasını takti gerçi. o kadarına da bir şey demedim.. biraz özgürlüğü olsun diil mi... Evet bu Nil benim kankim.. Yapayalnız kaldığımı zannettiğim şu günlerimde imdadıma yetişen bir cici kız kimsesi.. Seviyorum ben onu.. Canım kankim benim.. Selini de aradık , yemeğe gelicek akşama.. Buhran Ağbiylen kavgalılar o yüzden çağırmıyoruz onu.. Ve ayrıca benim sevgilim beni peri sanıyoi prenses sanıyo.. Haksız da diil bu konuda tabii ama ben o kadar mükemmel diilim bunu hazmetmesini iletiyorum burdan kendilerine.. Öpüyorum da sulu sulu...
yağmurla gelen @ 20-05-2006 04:05
yağmur yağıyor herkese günahları kadar niye bana daha fazla yağıyor her akşam yağmurlar hamurdan çamurdan küçücük insanlar kesin artık ağlamayı ıslandım yeteri kadar başka lanet hayatların günahları bana kalan.. benim ödediğim benim dışımdaki sorumsuzlukların bedeli.. ne yağmur var ne de gözyaşı var bu akşam boşlukta asılı kaldı düşünceler ve duygular ta ki bulana kadar seni yeni sevgili üç iki bir motor yağsın yağmurlar diyecek hiçbir şey yok, ses yok, görüntü yok. içimde,ahlar ve donan bir kalp kaldı sadece. aç gözlerini filmi başa sar ve üstüne yeni bir aşk kaydet.. üç iki bir motor...
Uluorta Bir X @ 19-05-2006 17:08
Şimdi ortalık yerde kocaman bir X varmış.. Ortadaymış bu hep.. Hayatın merkezi şeklinde düşünün bu X i sayın okuyan gözler.. Şimdi ben neyden bahsettiğimi bilmiyorum aslında. Birinden özür dileme şeklinde de algılayabilirsin bu yazımı sevgili okuyan gözlerin beyinleri.. Uluorta X demek ULOTHRİX demek çünkü.. ( bu şimdi ingilizce bir kelime ise benim büyük yazarken İ yapmamam gerekirdi dimi? ) Peki Ulothrix ne demek ?????? Ohoooooo... Amma tuhafsın sen de okuyucunun gözü beyni yaa.. Şimdi ben nasıl bir kelime bulup da anlatayım sana onu.... Çok şey bekler gördüm seni canım.. Kıssadan Hisse : Ulothrix ciğim.. Sensiz merush düşünülemediği gibi de Meruşkom da düşünülemez.. Bizi sensiz bırakma... Özür dileriz..
Ağladı Annem @ 19-05-2006 13:07
Ağlarken gördüm annemi.. Gözlerinde yaşlar varken bile çok güzeldi annem.. Ağlamasına anlam veremedim. Daha yeni yemek yemiştik, üstüne dondurma bile yemiştik. Ben karnım açsa ağlıyordum en çok.. Sesim çıkmadığında , konuşamadığımda ağlıyordum.. Annem yemek yemişti oysa, belki de uykusu vardır annemin.. Uykum gelince de ağlarım ben çünkü.. Başka neden ağlarlar insanlar ? Babam vardı, bize yiyecek getiriyordu,bana oyuncak, anneme çiçek.. Ama annem ağladı, anlamadım ben neden ağladığını. Baktım annemin yüzüne, güzeldi yine. Ben öyle bakınca bana güldü.. "cici annem,bitanecik annem" demek istedim sesim çıkmadı. Ben ağlarken o bana öyle yapıyordu.. Dur bakayım mutfaktaki cicibebelerimden getireyim anneme, susar o zaman kesin..
Üstelik .... @ 18-05-2006 22:14
Sözler ne kadar anlamsız bir bilsen Kurmaya çalıştığım her cümlem çaresiz Söylediklerinin üzerine kifayetsiz kalıyor sözlerim
Yalnızım,bir Nil kapın ordan bana. @ 18-05-2006 14:16
Hal ve durum itibari ile pek de bir şeye benzediğimi söyleyemem sana sitecan. Normal koşullar ve oda sıcaklığında zaten pek bi güzelim ben böyle puslu sisli havalarda beni " gerginlik " adı verilen salak şeylerle yan yana bıraktığında aniden yamulabiliyorum. Ve bu yamulmalarım kimseye fayda sağlamadığı gibi, üzüyor da netekim. Beni oda sıcaklığında mümkünse fazla germeden, ılık bir şekilde barındırabilirsin. Kuru temizleme yapabilirsin,ütü de çok sıcak olmasın mümkünse. Başka da bir arzuhalim yoktur senden katipciğim. Sabah bir az da olsa keyiflendim bir şey için. Ve bu keyiflendiğim "şey" bana az da olsa derman verdi,sağolsun canım benim.. Nil dinleyecek denli neşe sahibesi yaptım kendimi. Sadece birazcık. Pırlanta çalıyor fonda. [sarki] Paran cebinde kalsın/ bırak artık rahatsın/ bu kız mal mülkü naapsın?/ çalışır yapar/Tek taşını almış/ tam turunu atmış/ yüreğin kaç karatmış?/ bu kız onu sorar/Sağ eller havaya/ pırlantalar buraya/ tek taşımı kendim aldım/ tek başıma kendim taktım/ girmesinler havaya [/sarki] "sağ eller havayaaa" Hem niye sağ? sol da da pırlanta olur... her neyse sağ-sol çatışmasına gerek yok. Ülkemin içinde bulunduğu ahval ve şeraitten de bihaberim zaten günlerdir. haber neyim bakmak lazım. kendimi bırakıp dönmeliyim dünyaya sanırım. Evet Nil diyordum, Bu Nil benim kankim olsun, onunla gezelim tozalım abuk sabuk kıyafetler alalım kendimize kokoş mağazalardan, sonra onların evine gidip aldıklarımızı deneyelim. Annesi bize kek yapsın oturup elleriyle. Sonracığıma... Olsun işte. Hayatımda bir adet Nil, Selin ve de Buhran Ağbi olsun istiyorum .. Hakket bak ! Tüm isteğim budur.. Çok yalnızım be ben :(
Ben gülmiyorum ki (...) @ 17-05-2006 12:29
Sabah sabah bu hüzün nedir böyle... Ne diye geldin şimdi aklıma... Ben senin düşünce işçin miyim! Neden ben seni düşünüyorum ki. Hadi var git yoluna... Bana bunu yapma... İnsafının olmadığı besbelli, gittin yıllar oldu ne diye aklımdasın ki hala... Yolların imkansız sen imkansızsın... sözler anlamını yitiriyor senin o söylediğin söz aklıma geldikçe; "Sen Gül Gül ki Ben Nefes Alabileyim!.. (Bu kadar zaman hiç çıkmadı sesin, duydun gördün mü yoksa ağladığımı, yoksa toprak mı oldu bedenin?)
Meleklerin Sözü Var @ 17-05-2006 12:14
Şimdi sen sessizsin ya , şimdi sen gitmeye meyillisin ya.. Ardından dökülen gözyaşımı görme, kalbimin nasıl aktığını görme,dinle bak melekleri.. Dualarının eksildiğini dinle,ağıtlarını dinle.. Gitmeyi hala koyduysan kafana, öyle git.. Göndermeyecektim ben seni kendimden uzaklara, her zaman her göz açışımda karşımda olacaktın.. Şimdi tam "karşımda" oluşuna dayanmıyor yüreğim. Oturup burda ağlayıp,bir sürü işin gücün arasında bu satılarla bakıyorsam yine de gitme diyedir.. İsminin geçmediği her yer üstüme yıkılıyor.. Kalakalıyorum yıkıntılar arasında.. Gitme desem, arkandan dökmesem gözyaşımı. Tadını unutmasam seninle geçen her anın.. her anının diken olup acıtmadığı şu saatleri,anları yaşamasam.. Ben meleklere inandım, sen de inandın. Melek yaptın beni vaktiyle.. Şimdi ağlıyorlar.. Ağlamasınlar. "Son nefesimde elimi sen tutacaksın Yanımda sen olacaksın Meleklerin söz var... " Böyle yakarıyor bir erkek şimdi fonda. Ağlıyor kadın dinlerken.. Keşke dinlese diyor melekleri.. Keşke gitmese.. Çıksa şimdi, "buradayım ben " dese.. Sahi neredesin sen ?
katıksız @ 17-05-2006 05:21
labirent gibi yollara çıkıyoruz her seferinde. benim bir şey açıklamam filan mümkün değil. dinlenmedikçe, benim içimdeki bu mevcut durumu yok edeceği yerde üstüne üstüne basan davranışlar süregeldikçe, talihsiz olaylar serisi ard arda sıralandıkça %90'lık o dilim internet sayfasına çakılı kalmış bir yalandan öteye gitmeyecek. bunu görüyorum, susup beklemekten başka hiçbir şey yapmak gelmiyor içimden. pekala azıcık çaba ile bir yerlere gelinebilecektir belki ama çaba gösterme hissiyatını yitiriyorum ben yavaş yavaş. giden gidiyor kalan sağlar diye bir şey yok. sağ gördüm soldan vurdu bu cümleler bütünü. başka da bir şey diyemiyorum gecenin körü olmuş zaten. yitip giden birkaç zaman diliminden başka ne kalır ki geriye. yapabilirdik yapmadık olacak sonunda. dönüp de bakamayacağım canım acıyacak. gözlerim doluyor. bir yanım bu böyle olmamalı derken, öte yanım sal gitsin diyor. umursama. sen umursanmadın. gözyaşı dökerken milyon kere incilerin incindi, aranmadın, sorulmadın, çağrılmadın gidilecek olanlara... şimdi sıra sende diyor öteki yarım. diğer yarım diyor ki "hayır, bırak o sende görsün güzelliğin nasıl elde edildiğini..." peki ya görse dahi her zamanki gibi görmezden gelir ya da anlamamayı tercih ederse. bir sonrakinde yine yaparsa? yapmadı mı? evet... suskun yarım çığlık atan yarıma tokat bile atmayacak kadar umursamaz artık. içime batan cam kırıkları da geçecek elbet. geçmedi mi?
@ 17-05-2006 02:07
sinirliyim. yoruldum artık uğraşıp durmaktan saçmalıklarla. "öyleyse uğraşma" demesi kolaya kaçmaktır. sakın deme. dememen yararına olur. bitmekte olan birtakım şeyler var ve ben emeğime acıyorum. hiçbir çaba yok, ekmek elden su gölden olsun diyerek gitmiyor bazı şeyler. son derece can sıkıcı. rahatsız olduğum konulara saygı gösterilmiyorsa ve "bu senin problemin sen hallet" deniyorsa yapacak hiçbir şey yoktur. susmaktan başka. susuyorum. güncemkom benim için kocaman bir boşluk artık - en azından uzun bir süreliğine. sayfamdaki yorumları tek tek silse ya insanlar. resimlerimin hepsi yok olsa ya, yazılarımın hepsi gizliye dönüşüverse ben uğraşmadan. adminlere mesaj attım gizliye almaları için, kaybolmak üzere yola çıktım. böyledir hikayenin burda kalan kısmı. içeride kalan kısmı ise kocaman bir hiçlik uğruna görülemeyen bir saygı. başka da bir şey değil. işime döneyim.
Hayır, Asla İzin Vermiyorum!!! @ 16-05-2006 22:11
Hayır
Sanaldan Pencere @ 16-05-2006 16:27
bu olup bitenin hepsi şakaysa hiç komik değil, ciddiyse çok komik.. herbiri kendi çapında bir pasta. pastada benim payım yok. yemişler bana kalanı. e tabi babam ortalıkta olmazsa olacağı buydu. o saklardı benim payıma düşeni. ama açgözlülük yapıp yemişler işte benimkini de. normal zamanlarda kızmam ben bunun için kimseye yemesem de olur pasta derim. ama şimdi içli içli ağlıyorum. bir pasta için ağlanır mı denmesin diye de gizleniyorum. gizlendiğim yerde en ufak bir hayat belirtisi yok. kayıplara karışmış bir orman gibi. en çok da benim halim yok hayat belirtisi göstermeye. dün ağladığım yerde gözyaşı bile yok. şimdi oturup bu cümleleri niye kuruyorum ki.. kim okuyacak? kim fikrini belirtecek.. bakmayacak bile.. göreceksin sanaldan pencere,bakmayacak. bakınca bir "seni seviyorum" demeyecek.. demesin.
Sazanım Sazanım.. ohh yandan :) @ 16-05-2006 03:39
www.keyifchat.net sunucusundaki güzelliklerden biri daha :) .EsiN__> turta hoşgeldin .turta> saol EsiN__ hoşbuldum .turta> selam vermemişim pardon. .EsiN__> :)) .turta> :) *** beste has joined #Sohbet *** dulcinea has joined #Sohbet *** ChanServ sets mode: +o dulcinea .EsiN__> beste dulcinea hoşgeldiniz *** Keyif sets mode: +l 14 .beste> hb *** dulcinea has quit IRC (Ping timeout) .EsiN__> byeeeeeeeeeeeeeeeeeeee *** EsiN__ has quit IRC (www.keyifchat.net - irc.keyifchat.net) *** Keyif sets mode: +l 12 .beste> yaf herkes nerde .turta> ben burdayım .beste> neden knşmynz küsmüsünüz .beste> ? .turta> tanışmıyoz belki ondandır :) .beste> tanışalım .turta> önce tanışmak gerekiyo .turta> :Pp .beste> ewet .beste> dogru .turta> :) .beste> ben beste izmirliyim 22 yaşındayım yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim .beste> bu arada çalışıyorum .beste> :) .beste> olmadı galba .beste> tanışamadıkmı .beste> ? .turta> ben çilekli turta (kimisi uyus der kimisi sanem) 22 yaşındayım.. arkadaşlara daha çok başarılar dilerim .turta> bu arada öğrenciyim .turta> oldu galiba.. tanıştık! :D .beste> memnun oldum *** Dj`vertika has quit IRC (Connection reset by peer) .turta> ben de memnun oldum galipa .turta> :) .turta> ne iş yapıyon sen bakiim:D .beste> muhassebeciyim .beste> sen ne okuyosun .beste> ? .turta> iktisat okuyom .beste> aynı meslek .beste> 4 yıllıkmı .beste> ? .turta> evet maalesef dört .turta> bitmek bilmiyo da:) .beste> anladım zaten .turta> zekisin :) .beste> altan dersmi war .beste> yoksa .turta> yok alttan üstten var hatta .turta> ama yine bitmiyo bu okul .turta> çözemedim olayı ben :) .beste> ben ikiseneliktim .beste> yaty yani .turta> sonra 4 mü oldun? .turta> yatay yani? .beste> olmadım direk muhassebeci oldum .beste> :) .turta> hea en iyisi .beste> ewet .beste> nerde okuyosun .beste> ? .turta> izmirdeyim ben .turta> buca şeysinde .beste> ege mi 9 eylülmü .turta> sen nerde çalışıyon .turta> 9 gözü çıkası 9 :) .beste> karşıyakada .turta> ena aynı yer:D .beste> ewet .turta> bu onur izmirdeki tüm kızları buraya topluyo galiba.. sapık :) .beste> bilirim bucayı .beste> yok ben yakubun sayesinde geldim .turta> o kim ki.. ben tanımıyom galiba .turta> o da sapık mıdır? :) .beste> yok deyildir .beste> tanımassın .turta> burası onun ikisinin mi? yakupun mu ? onurun mu? .beste> ist bullu .beste> onurun kardeşi o .turta> onur hiç bahsetmedi .beste> manewi .turta> kardeşiyse o da sapıktır kesin bea :) .beste> deyil walla sefgilim o benim .turta> onur mu :S .turta> yok daha neler:) .beste> hayır yakup .turta> heaa şimdi oldu:D .turta> gidip vurajaktım onuru heaa... :) .beste> yok canım zawallının suçu yok .beste> furma .turta> ama burası dandik yaf.. nolcak işte yapacağı işten bunun.. kimse yok:D .beste> yenimiş galba .beste> site .beste> aslen nerelisin sanem .turta> izmirliyim güzelim :D .turta> uehueuh .beste> harika .beste> bende .turta> sen nerelisin? izmirse sen de güzelsindir:D .turta> neler diyom ben :))))))))))) .beste> izmir bende .beste> dogma büyüme .turta> eha hemşerim:) .beste> yaf çok ortak yönümüz war .beste> aynı okul .beste> aynı .beste> iş .beste> aynı yaş .turta> biz aynı kişi miyiz yoksa:) .beste> bilmem .beste> bi o farklı galba .beste> :) .turta> ne farklı anlamadım ben:S .beste> yani aynı kişi deyiliz diyom bi o farklı .turta> hea:) .turta> uyku bastı galiba da zor algılıyom:9 .turta> nerde çalışıyon sen? .beste> özel bi şirkette .turta> hangi şirket desem özel dersin sen şimdi:d .beste> yazmayım da atmasınlar sonra .turta> atarlarsa onuru ararız biz de:D .beste> o zaman yazayım .turta> uyuyodur kesin.. süper gıcıklık olur:) .beste> yataşta .turta> iyiymiş:) .beste> ewet .turta> karşıyakada mı işyeri? .beste> ewet .Esra> :) .Esra> yakuppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppppp .Esra> :((((((((((((((((((((((( .beste> nolmuş yakuba .beste> ? .Esra> özledim .Esra> gitti *** eJDeRHa has joined #Sohbet .beste> yaf yapma .beste> yarama .turta> onurun yanına gelecekmiş yakup .turta> tanışacaz biz:D .beste> parmak basma .turta> aradım uyandırdım sordum kim bu yakup diye:) .turta> küfrü de yedik tabi:Pp .Esra> evet ya onur defesi görecek .beste> eee ne dedi .turta> bu hafta gelecek.. zıbar yat.. dedi :) .beste> ewet .beste> gelcek .Esra> eJDeRHa mcxxxxxxxxx .eJDeRHa> Esra mCxxxxxx .turta> en süper şey bunu uykusundan uyandırmak .turta> zor oluyo ama süper kızıyo:) .beste> hoşuna gidiyo galba .turta> kızması değil de .turta> onu sinir etmek hoşuma gidiyo evet:D .turta> yarın gelir özür diler bi de.. kızdım mı ben sana diye:)))) .beste> ii arkadaşsınız herhalde .turta> eheheeheh .turta> eh işte iyi sayılır .beste> esra .Esra> turta sen kimsin _? .turta> sorguya mı çekiliyoz? .Esra> bizim defeyi nerden tanıyon .beste> bişi sora bilirmiyim .beste> ? .Esra> beste tabiki .turta> siz de mi ona defe diyonuz .. ne güzel.. herkes defe olduğunu anlamış onun :) .beste> yakubun bahsettigi ablası senmisin .beste> ? .Esra> turta şiiitt sadece ben derim dedirtmem .Esra> beste bilmem olabilir .turta> yaff bunlar hakkaten sapık.. burası hep kız dolu:D .beste> peki .beste> dün konuştuguda senmiydin .beste> tlde .turta> Esra ben onun yüzüne diyorum ki zaten .Esra> beste evet bendim .beste> ozaman senden çok bahsetti *** turta is now known as oNLy_R .beste> seni acayip sefiyo .oNLy_R> turta tamam defolabilirsin :) .oNLy_R> Esra kuzen mucxxxxxxx.. .oNLy_R> beste :)))) .beste> efendim .oNLy_R> uahuhauauha yine yaptım yapacamı:D .Esra> bende onu çok seviyom .beste> oda sizi .Esra> oNLy_R defeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee .oNLy_R> auhauahuahuaha .oNLy_R> :)))) .beste> noldu yaf .oNLy_R> ben onur oluyom beste :) .beste> ıııııııııııııııııı .eJDeRHa> Esra oNLy_R e ßenden ßi zline .oNLy_R> eJDeRHa nbr alevci çocuk:D .oNLy_R> auahuahauh * oNLy_R sazanlar:D .Esra> beste yani turta=yalancı defe oNLy_R .beste> anladım .eJDeRHa> oNLy_R defeciqSsSs .eJDeRHa> :))))) .oNLy_R> süfer oluyo yaaaaaaa :) .beste> ama olmaz ki .oNLy_R> oldu bile:D .beste> bahsettigi abiside sensin .Esra> evet bu defe o abisi .eJDeRHa> .turta> yaff bunlar hakkaten sapık.. burası hep kız dolu:D .oNLy_R> uyuyjaktım tam kuzen bira getirmiş.. içmeden yatılmaz ki.. eee madem ayaktayım gelip işletiim dedim işte:) .oNLy_R> beste ebet o ABİ BENİM :D .Esra> ahahhaa .beste> memnun oldum *** oNLy_R is now known as Bahsedilen_Abi .Bahsedilen_Abi> ben de memnun oldum beste .Bahsedilen_Abi> bu arada sanem diye tanıdığınız biri var mı :))))) .beste> sanem yok ama senem wersek .beste> :) .Esra> eheeh .Bahsedilen_Abi> güzelse olar:D .Esra> beste sen ne zamandır tanıyon yaklup u .beste> güzel .Bahsedilen_Abi> izmirden mi o da beste ? .Bahsedilen_Abi> izmirse daha bi hoş olar:))) .beste> ewet * Bahsedilen_Abi gece gece yine sapıttım.. engel olmayın bana:)))) içelim güzelleşelim:Pp .Esra> iç sen defe .Esra> pis ayasş .Bahsedilen_Abi> işyerinden felan mı bu senem? .beste> yok mahalleden .Bahsedilen_Abi> Esra kuzen içtiim bi bira yaff.. bunu da çok görüyonuz hayret bişi yaff :D .beste> arkadaş *** Bahsedilen_Abi is now known as AyYas .AyYas> napar o arkadaş? *** AyYas is now known as şarapçı .beste> şimdi .beste> o arkadaş .şarapçı> şimdi uyuyodur:D .beste> orası kesin .şarapçı> uyandıralım :))) .beste> aslında o gecelerin kızı .beste> geziyodur .şarapçı> eeeeee :) .beste> kesin .şarapçı> nerdedir şimdi? .şarapçı> gidiim yanına:d *** şarapçı is now known as oNLy_R *** oNLy_R is now known as Antares .beste> walla kesin çarşıda sızmıştır .Antares> karşıyaka çarşıda mı? .beste> ewet .Antares> tam yerini biliyosan gidiim ayıktırayım kendisini :) .Esra> aman be 2 izmirli yan yana gelince böyle mi oluyo .Esra> yok mu bi istanbul luuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuu .beste> walla bilmiyom ama .Antares> ben İZMİRLİ DİİLİM :D .beste> bi mekanı war onun .eJDeRHa> ankara varrrrrrrrrrrrrrrr .beste> ordadır .beste> kesin .Antares> beste gideyim ben onun yanına.. ara sor müsaitmiymiş :) .beste> walla şimdi arasamda duymaz .beste> o kaptırmıştır kendini .beste> müzige .Antares> nereye takılıyo ki? .beste> walla tam adnı hatırlamıyorum .beste> 1 kere gittim .beste> onla .Antares> tarif et ben biliyomdur :) .beste> biz köprü altı takılırız genelde .Antares> hangi köprü? .beste> alsancak köprü .Antares> limanın karşısındaki yer de.. düşüp bayıliim hemen şuraya:D .beste> neden .Antares> orası mı? .beste> noldu ki .beste> ? .Antares> yas sen orası mı söylesene bi .Antares> yas = yaf .beste> olmaz sen söle sölücem .Antares> yaf bişi yok.. kötü bişi yok .. sen söyle bi .beste> ewet .beste> nolduki .beste> ? .Antares> ben bu senemi tanıyom galiba:D .beste> walla .beste> mı .beste> ? .Antares> o köprü bu köprüyse .Antares> :) .beste> limanın ordaki işte .Antares> auhauauha .Antares> beste allah bilir ben seni de tanıyomdur .beste> olabilir * Antares koppp koppp koppp :D bu kadar olabilir en fazla:) .beste> nedenki .Antares> ney neden ki? .beste> nebilim senemi tanıyom dedinya .Antares> senem hakkaten çatlak ama hea :))) .Antares> yaf benim bildiim senem o senemse eğer .beste> bak bu dogru .Antares> hakkaten çatlak:) .beste> walla dogru .beste> çok uçuktur .Antares> birgün bana geldiydi.. düşman başına:Dev kalmadı beaaa .Antares> sabah ne kafga etmiştik:))) .beste> yah .beste> öledir o .Antares> napıyo o denyo:) .beste> parçalamadıgına dua et .beste> walla aynı .beste> pek takılmam ben onla .beste> armıyo beni .Antares> parçalamadı.. bana karşı gelemiyo pek fazla.. ben biraz kroyumdur da:D tersime gelirse vurduum oluyo..:) .beste> döfsedin akıllanırdı belki .Antares> yok yaff vurulacak bişi yapmadı bana.. .beste> hayret .Antares> başkalarına davrandıı gibi davranırsa vuracağımı o da biliyo çünkü .Antares> :) .beste> anladım .Antares> ama çok güzel diil ki.. sen güzel dedin :) .beste> yok .beste> kafalim dedim seni .Antares> yemedi:D .beste> yemedi .Antares> ahuahuaha .Antares> yalnız hakkaten tam bir çatlak... .Antares> onu başka türlü tanımlayamıyom bile:D .beste> ewet .Antares> senin saçlar kıvırcık mı? .beste> hayır dalgalı .beste> ama .beste> pek takılmam ben onla .Antares> bi kıvırcık getirdiydi o bi kere de :)o zaman o sen diilsin .Esra> oNLy_R dalgalıo .beste> nasıl biri tarif et .Antares> Esra efem:S .Antares> kıvırcık saçlı .Esra> senin saçlarda dalgalı diil mi .Antares> kısa boylu .beste> benmiyim deyilmiyim sölim .Antares> yani benden kısaydı .Antares> 1,60 felan işte .beste> sen ne kadar .Antares> ben 1,70 civarı .beste> yok ben deyilim .Antares> kız 1,60 cvarıydı .Antares> kumraldı galiba.. tam emin diilim .Antares> saçları kahvemsi bişi.. siyah kahve karışık bişi.. .Antares> siyah desen diil.. kahve desen diil .Antares> :) .beste> neskafe desek .beste> ? .beste> :) .Antares> olar:D .Antares> senin adın beste mi? .beste> ewet .Antares> cixxx o zaman o sen diilsin .Antares> o burcuydu galiba .beste> dedim deyilim diye .Antares> küçük müçüktü ama taş gibiydi burcu:d .beste> tanıyım .Antares> senem bulup bulup getiriyo arada bi böyle güzellikler:D .beste> onuda ama fasla deyil .Antares> gerçi getiriyo dediime bakma.. bayadır biz de görüşemiyok:Pp .beste> bi beni görmemişin o zaman .Antares> galiba .Antares> normalde senem umursamazın teki olduu için .Antares> yanında kim varsa .Antares> umursamaz .Antares> sürükler yanında gelir .Antares> biliyosundur:) .beste> ewet .beste> bi kere takıldım onla .Antares> iyi etmemişsin:D .beste> bidaha töwbe ettim .beste> neden .Antares> tövbe etmenin nedeni neyse.. iyi etmemişsin dememin nedeni de o :D .beste> anlamadım .beste> :( .Antares> asma suratını.. .Antares> o da böyle yaşıyo işte .Antares> böyle yaşamak istiyo .Antares> biz çok konuştuk.. istiyom abi diyo.. öyle olunca yapcak bişi kalmıyo zaten .beste> işte bende ondan takılmadım .beste> tanımadıgı .beste> kimse yok onun .beste> oralarda .Antares> öyle.. beni bile tanıyo baksana :) .beste> ewet .Antares> benden daha erkek zaten kendisi .Antares> ulen biz tırsıyoz bazen.. o tırsmıyo:D .beste> ölemi .Antares> öyle diil mi:S .beste> ölede sen erkeklikten muhafmısın .beste> yani .beste> dedin ya .Antares> yok erkekimdir:D .beste> benden daha erkek diye .Antares> bunların da hepsi bir senaryoydu :)))) .beste> ondan dedim ölemi .Antares> beste benden kesin nefret edecek :Pp .Esra> :)) .Esra> beste bu defe yenilere hep bunu yapıyo .Esra> sen ilk kurban diilsin .beste> yaf ben seni işleteyim dedim ben mi işledim yine .Antares> yok bi daha yapmam.. yaptım bi kere.. olay tamamdır:D .Antares> beste ava giden avlanır:)) .beste> öle oldu .beste> galba .Antares> henüz işletebilen çıkmadı beni:D .beste> ama benim tanıdıgım bi senem citten war .Antares> baktım riskli bi durum var.. cevap vermem:) .Antares> beste zaten tanıdıın senem diye biri var olasılığını göz önüne alıp yazdım senaryoyu .beste> ama senin anlattıgın gibi deyil .Antares> risk üstlenmeden olmuyo tabi.. :) güzel log çıktı heaa.. bunu da kaydediim.. ilerde webe yapiim ben bi bölüm.. işletilener diye:D .beste> yaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa .Antares> beste sen işlettiğini sandın tabi.. ama yemezler:) .beste> olmaz ama .Antares> olur yaff niye olmasın:D .beste> olmaz .Antares> niye ki? .beste> bi gecede iki kez .beste> fazla sazanlık oldu .beste> bu bana .beste> :) .Antares> :D .Antares> olur böyle .Antares> sıkma canını .Antares> iki ne ki .Antares> bi gecede kaç iki kere sazanlık yapanlar oldu:) .beste> onur bucanın neresindesin .beste> ? .Antares> buca koop civarında .Antares> ama bina olarak buca koop binası diil .beste> hııım .Antares> özel bi site şeysi:) .beste> anladım .Antares> ben bu sazanlığı hemen merush.com a koyiim.. sıcağı sıcağına:D beste> yaaaaaaaaaaaa .beste> rezil etme beni .Esra> beste geçmiş olsun .Antares> yaf ne olacak :))) .beste> sagolda .beste> ya .Antares> yaf bişi olmaz .beste> rezil olcam .Antares> niye rezil olasın * Esra hade bende gideyim artık sabaj 7 de kalkacam lanet iş var hepinize ii geceler .Antares> geyik sonuç itibariyle:D * Antares Esra kuzen mucxxxxxxxxxxxxxxx .beste> ii geceler .Esra> _^^Dj_AkmaN^^_ eJDeRHa Antares beste byeess .beste> byyyy
@ 16-05-2006 01:04
Birgün çok uzaklara gideceğim, yollarımda iz sürmeyin ... Bu gece günlüğümde tek dip not bu ....
"Hayat"(...) Kendi Yazıma Kendi Cevabım ... @ 16-05-2006 00:50
bu kadar kolay olmamalı, değeri beş para etmeyen ucuz sebeplere gözyaşı dökmek. kısa olan değil mi hayat, ne diye zamanın ipini çekiyoruz ki ... yaşamak lazım özgürce, yaşamak lazım hayatın tadını iyice alana kadar. insanları anlayamıyorum bazen, dostlarım bile yedi kat yabancı oluyorlar bana... kim benim için ağlar acaba benim onlar için ağladıklarım kadar... ne diye düşüncelere bu kadar önem veriyorum ki, ne diye değeri beş para etmeyen insanların düşüncelerine, kıymet biçilemeyen gözyaşlarımıı döküyorum... hayat mı nefret ediyor benden? yoksa ben mi saçmalıyorum .. hayat kimi sevmez ki... bana bir armağan değil mi o? ne diye ona dair karar veriyorum ki ... hemde böylesine değersiz sebeplerin arkasına sığınarak ... şiiştt hayat bende seni seviyorum!... bakma ara sıra sana takıldığıma olur mu !!!
paşa kahvesi @ 15-05-2006 17:33
sıcak içemem ben. yorar. dilim damağım kavrulur - sabırsızlıktan belki, belki de hemen kavuşma isteğinden olabilir. o güzel tad damağımda dolansın isteği hani. gidecektim, gidemedim. daha güzel geldi içerisi dışarısından, kalkıp duş ve sigara-kahve, yazı ve kahve-sigara, ardından duş, film nadiren, bazen de oyun sigara, duş, kahve keyfi yapmak dışarıda gezinmekten bin kat iyi çoğunlukla. özellikle de günün erken saatlerinde. ne zamandır gecenin geç saatlerine kadar eğlenmedim ben. canım istediğinde uygun koşullar olmadı, uygun koşullar varken ben yorgundum ve/veya halim yoktu. fiziksel ya da duygusal hal, bilirsin işte okuyucu. ne dediğim belli değil, ne idüğü belli olmayan şeyler yazmamalıyım ben buraya ancak ilham gelene kadar biraz böyle. sigara ve kahve sonra duş zamanı.
Öyle Bir Gittin Ki @ 15-05-2006 15:04
Bir şarkıydı belki de tüm o yaşanmışlıkları süpürüp giden,beynini parçalarcasına hatanı hatırlatan.. Bir şarkıydı belki de gidişinin ardından böyle hüzünlü baktıran.. Dinlenmezse eğer acıtmaycaktı canı belki de, kaybetmenin cezası ya da her ne haltsa.. İçindeki durup duraksamak bilmeyen özlemlerin hepsi bir araya gelir acıta acıta kanatmak zorunda mı bir sabahın köründe.. İzin verir mi kalp buna.. Y a p a y a l n ı z o l u ş u m k a d e r d e ğ i l . . . Sanki çok uzun zaman olmuş gibi.. Tüm dünyanı üzerine koyduğun o mihenk taşı yerinden oynamış sen ardına bakmayı bilmediğin gibi gelecekten de bi haber yaşadığın için görememiş bilmemişken.. Polyannacılık oynarken,uyurken.. Gülerken en çok terkedilişlerimiz ( ya da kendimizden gönderişlermiz..) Hepsini toplayıp bir çuvala toprağı derince kazmalı. Açılan çukura gömmeli tüm bu berbat öyküleri.. Böyle öyküler yazan yazar bozuntularını da idam etmeli.. Mutlu bir dünyanın yolu budur.. Ve öyle bir gittin ki , yıkıldı tüm dualar..
IS THIS FANATIC OR LUNATIC?? @ 15-05-2006 03:36
Evet Galatasaray şampiyon oldu, evet ilmik ilmik dokunmuş ve elde edilmiş haklı veya haksız (artık orası tartışılır ve de hiç önemli değil bu durumda) bir zaferin kutlamalarına başlandı... günlerce sürecek.. evet yaşasın Geretz.. evet re re re ra ra ra..... maytaplar yakılsın.. uğruna feda olunsun şarkıları söylensin... söyleniyor... söylendi... Öte yandan Denizli karşısında mağlup (demek daha uygun olur) bir Fenerbahçe...yıkılmış bir Fenerbahçe... yolunan çimler... sıkılan yumruklar... nerde yanlış yapıldılar? kim hatalılar? fatura kime çıkarılmalılar? Daum gitsin miler? PEKİ
Hoppala Yavrum Yaz Geldi.. @ 15-05-2006 03:11
Şimdi bu ısmarlama bir başlıktır öncelikle bunu belirteyim istedim. Ismarlama da değil direk çalıntı bir başlıktır hatta.. Başlığa uygun cümleler doldurmak gerekli şimdi.. E bu da benim işim. Hemide böyle pozitif enerji veren türden bir başlıksa anında zıplarım yazmak için.. Büyük keyif eşliğinde. Evet.. Zamanımızın çoğunu istemediğimiz işleri yaparak geçirdiğimiz kaçınılmaz bir gerçek: peki bunun için oturup bir taşın altında ağıtlar mı yakmamız gerekiyor. Peki bunu yapıyoruz da n'oluyor. "Elimizde avucumuzda ne varsa birer birer yitirmek " şeklinde koskocaman bir ismi olan bir filmi izlemek dışında nedir ki bu ? Ben hiç istemediğim masalların pamuk prensesi oldum, hepsinden de yamuk prenses olarak çıktım. Yamuk da olsam çıktım içinden sağ salim. Oturup "var efendim ben neden bunları yaşadım" diyerek böğürürcesine ağlayabilirdim de.. (Ki bazı zamanlar kendi kendime bunu da yaptım,çaktırma hayat) Mühim olanın o anda ne hissettiğimiz olduğunu bilsek mutluysak mutlu tarafları çıkarsak önce olmaz mıydı ki.. Denedim,oldu.. Mutlu mesud sevimli bir hayat aslına hiç mi hiç uzağımızda değil. Bunlar içine polyanna kaçmış merush un cümleleri belki de .. Ama inanın ki bunları demeyen merush hiç bir zaman gülmüyor.. E gülüyorsa,ve makbul olan merush bu gülen merush ise neden altında başka şeyler aransın ki bunların.. Zamana yenik düşmüş martılar gibiydik,evet.. İç geçirmelerimizi kitaplıktaki boyumuzun yetmediği rafa koysak sandalye yardımıyla.. Ardından doğacak olan güne baksak.. Zor mu.. Hayde bakalım.. " hoppala yavrum,yaz geldi" Valla bak..
saldım çayıra mevlam kayıra @ 15-05-2006 02:20
Bir bağımlılığın üstesinden gelebilmek için başka başka alternatif ama yararlı bağımlılıklar edinmek en iyi yöntemmiş... Bir zamanlar sigarayı bırakmak için "kararlılık " bağımlılığını edinmiştim ben.. O denli bir bağımlılığa dönüşmüştü ki bende inat boyutunu çoktan aşmıştı.... Önüme çıkan her seçenekte ve karar vermem gereken her olayda tamamiyle önyargılı bir pozisyon alır olmuştum... "hmm acaba bu böyle böyleyken ben böyle böyle yaparsam kararlı duruşumu etkiler mi? Tükürdüğünü yalamak dediğin olay bende vuku bulur mu?" diye çok kereler sormuştum kendime... Ve aşırı gereksiz tepkilerim de oldu kararlılığımı bozmamak adına..... Sigara gibi kötü bir alışkanlığı yenmene yardımcı olsa da öte yandan yan etkileri ile hayatını etkileyebiliyor yararlı sandığın bağımlılıkların... Ve başlangıçta kurduğumuz mantık silsilesi içinde bu yan etki canavarını alt etmek için de bir diğer yararlı olacağını düşündüğümüz bağımlılık şeysini enjekte etmemiz gerekiyor bünyemize.... Durum bööyle bir kısır döngü içinde devam edebilir sonsuza kadar..... Risk analizini de iyi yapmalısın adamım.... Çünkü ne getireceği belli olmamakla beraber, bazı bağımlılıklardan kurtulmanın, senden ne götüreceğini de ölçüp biçip öyle karar vermelisin... Hayatın her kademesinde önüne çıkan denge kanunu ve artı yöne kayma eğilimi burada da gözönüne alınması gereken bir kriter yane.... Ben ne anlatıyordum lan.. Ha bir şekilde bağlayayım... Şimdi bir bağımlılığım var ve birileri birileri ondan kurtulmam gerektiğini düşünüyor ama bu seferkinin zararlı olduğunu da kim söyledi....? Aksine doya doya tüm değişkenleriyle yer aldığında hayatında inanılmaz bir mutluluk kaynağı olarak dahi yer alabiliyor..... Dolayısiyle istemiyorum ben bu bağımlılığımdan kurtulmayı felan... Ne gerek var! Sadece hala ve en önemlileri olduğunu düşündüğüm bazı değişkenleri ve parametreleri eksik malesef... E bu da benim katlanmak zorunda olduğum boynumun borcu bir durum napiim.... Yess, I was addicted to her. And i am now! Eet kel alaka ama bu yazının başlığı site sahabının direktifi üzerine siteden kovulma tehtidini bertaraf etmek için yazılmıştır..(bakınız bir önceki yazımın yorumları:Pp) That was not my desire as a title.... Umarım bir sonraki için de "Hoppala yavrum yaz geldi" başlığıyla bir yazı yaz bakeyim demez kendüleri...:))))
Bir İki Kitap İsmi bırak Git .... @ 15-05-2006 01:23
Şimdi sen beni gitmekle mi tehdit ediyorsun Biliyorsun yalvarmam Korkarım ki ağlayacağımı sanıyorsun Ukala olduğum doğru Kendimi sevdiğimde pek doğru Güleyim bari güleyim ki bir şey dedin sanasın Mutluluk oyunu oynamayı iyi beceririm Yazık ki yıllar sana hiç bir şey gösterememiş Haha anlayamamışsın beni Pardon tanıyamamışsın Tanımadan anlamanı beklemek anormal zaten Ağlamamı yalvarma mı bekliyorsun Bu zamana kadar hala karşımda durduğuna göre Yok, canım yok Yolların seni bekliyor zaten Ne diye seni daha fazla burada tutayım ki Altı üstü hayatımdan silinecek adın Bak şimdiden yazdım senaryomu Sen gittikten sonra yapacaklarım belli Her yeni güne sevgiyle sarılacağım Bir iki kitap ismi daha ekleyeceğim listeme Kaç kâğıt karalayacağımdan bahsetmeme gerek yok sanırım Kapıyı sıkı kapat olur mu giderken Bilirsin rahatsız edilmekten hiç hoşlanmam Yolda yokluğum keserse önünü Kapının son halini hatırlayıp vazgeçersin Yokluğuma yol ver gitsin Zamanını çalmasın senin Bu kadar anlamlımıydı bakışların Yoksa gidiyorsun diye mi bakışlarında ki anlam Haha güldürme beni Çokta umurumda ya ben mutluluk oyunu mu çoktan başlattım Hadi canım hadi bye bye Bak unutuyordum az daha Sen bilirsin Gitmeden bir iki kitap ismi yaz tokmağa sıkıştırdığım kâğıda Kendine iyi davran...
Pazar günü başlık mı olur :/ @ 14-05-2006 22:47
Pazarı bekleyen bir kumru olduğumu ifade etmiştim vaktiyle pek bi edebi nitelik taşıyan bir adet yazımda.. Kumru dediysem kuş kumru,Çeşme kumrusu değil,zira ben yenmem.. Yensem de bitmem,o ayrı.. Pazar günlerini hoplaya zıplata halatmışcasına çekiştiriyorum ben tüm o bayık hafta içi günleri boyunca. Bayık dediysem de yanlış anlaşılmasındır,ben bayılıyorum o esnalarda daha çok. Şimdi cümleleri toparlayamadığımdan anlaşılsın ki artık pazarlar bile baygınlık geçirmeme sebebiyet vermekte.. Varsın öyle olsun.. Laf olsun,torba dolsun,boş kalmasın zira torbacıklar.. Paragraf başına geçeyim istedim şimdi de ne o öyle sıkış tepiş yazı göz yoruyor okunmasını engelliyor. Hoş,merush imzası taşıyan bir yazı okunmama kaygısı taşıyor olabilir mi.. peehh mümkün mü böyle bir şey.. Yok değil mi.. Sonra işte ben bu pazar anneler günü şeysiyle heyecanlandım. Anneciğimi özledim araştık az öpüştük biraz biraz. Yetti mi bu bana? Nah yetti.. ( çok afedersin okuyucu,ama ne yapiiimmmğğhh) Sonra patates kızartmasıyla kahvaltı olur mu sorusuna yanıt arayıp "eveeett enfes olur hemide" yanıtını verdim. Ne de güzel verdim.Gömüldüm öyle öyle. . Gömülmek dedim ya şimdi .. heh.. iyi halt yedim.. b r a vo b a n a .. Pozitivite nedir? Nasıl bişeydir? Ben hepsini biliyorum hiç şüphen olmasın Hayat! (neş'e ile başlayıp sinir harbi ile sonuçlanan bir adet tane yazıdır bu..böyle valla..)
Boşverebilme yetisine sahip olmak..... @ 14-05-2006 05:36
Eet böyle birşey mümkün mü acaba....? Bende yok...... Olmuyor.... Boşveremiyorum...... Şuan için Morpheus'un Neo'yu bulma gayretiyle (bu ne lan... ne biçim benzetme...? ans: tam benlik işte) yıllarca, sabırla ve direnç göstererek aramış ve beklemiş olması gibi, "bu yetiye sahip biri var mıdır? ve olma ihtimali bile derdime çare olabilmesi adına bir ışıktır" diyerek arayacak gücüm de yok.... ne yazık ki gayret gösterecek dermanım da yok..... yorgun hissediyorum ve kalbim ağrıyor adamım...... Yokoğlu yok bir durumdalık var işte..... Bir de istemememe rağmen arınmak zorunda olmak duygularından ne kadar zor... Bu da yeti tablomuzdaki pozisyonu sütununda unavailable yazan satırlarımızdan... evet hayat işte, lines-columns benchmarkingine sahip bir tablo..... ve sürekli refresh etmek gerekiyor değişen durumunu takip edebilmek adına.... Hani olur ya varoluş gayen olduğunu düşündüğün birinin elini sıkması sonucu "yıllarca yıkamam ben bu eli" zihniyetine bürünürsün ...Ben de kalbimi yıkamak istemiyorum aynı şekilde... zaten yıkasam kurumayacak... uzun süre güneş görmeyecek kendileri çünkü........ İlk yazımın bu denli hüzün akıtmasını istemezdim ama var olan gerçeğimi inkar edemedim işte... Bir de uzun zamandır pretending to be halet-i ruhiyeme aykırı ondan....... Bişi olsun... biri kafa falan atsın bana ve kendime getirsin beni, panoya yazdığım gibi... akmıyor..... durmuş gibi herşey sanki........ I try to laugh about it Cover it all up with lies I try and Laugh about it Hiding the tears in my eyes 'cause boys don't cry Boys don't cry Çöz beni arapsaçı......
no-thing-less-ness @ 14-05-2006 03:51
why not write in your own language? başlamışken sürdürebilirdim bunu, tam da böyle cümlenin kendisiyle çelişki halinde... turuncuların grilere dönüşmesine izin vermeden biraz offensive oynayarak yazma peşindeyim bugün. bakalım neler getirecek sonu. ne getirirse hayır getirsin ama. - hayırdır wykkacan, kasıyosun? - evettir. bulanıklar dünyasında bir sihirli olarak gezinen portakal, etrafına bakar ve şöyle der: "bu anlaşılma kaygımız neden? yalnızca kelimelerle oynayarak mutlu oluyorsak, neden oynamayalım? ve neden anlamadığımız her şeye b.k atma çabasındayız?" portakalın kardeşleri durur ve düşünürler. "şimdi bir bardak süt ve çilekli bir dilim pasta çok iyi giderdi." pasta yoksa sigara yakanlardanım. bu yüzden şu anda çakmağa ve pakete uzanıyorum. aynı anda değil tabii, önce pakete sonra çakmağa uzanma eylemini gerçekleştireceğim. hemen örnekle açıklayalım: "before i tried to take the lighter, i had tried to take the cigarette out of the packet." past perfect'in en güzel bi örneği olan bu cümleyi saygıyla selamlasın herkes. hadi. hadi dedim okuyucu selamla, diretme bak. language is bigger than you, mücadele etme kurallarla. midemde bulanıklık hissi oluştuğu anda çorap giymediğimi ve üşütmek üzere olduğumu da anladım. kafayı çoktan üşütmüş bi kişinin vücudunun başka bi bölgesini üşütmesi ne kadar anlam taşır, bunu bambaşka başlıklar altında irdelemek isterim. şimdilik yazıların başlığını önceden koyan bi durumdayım - yalnız ve yalnız bu site için - normalde başlık en son konur. milyar kere aldığım (kaldığım değil, aldığım: çokça şekillendirip başka başka adlarla ekliyolar bunu içeriğe) ve her türlü evrimleşmiş haliyle, çifte dilde, ikide bi önümüze konan "temcit pilavı" composition skills dersinin pek bi faydası dokunduğu nadide konulardan biridir bu başlık. bi sonraki yazımızda da kırmızı başlıklı kız ve red riding hood kavramlarını irdeliycez. şimdilik ben ve saz arkadaşlarım adına yazımda ve yapımda emeği geçen bütün kitleme selam ederim. hadi bakiyim.
Hebele Höbele Dümdüm Tekele @ 13-05-2006 12:45
Sırf başlığa bakılaraktan bile sadece yazı yazmış olmak için yazdığımı anlamakta özgürsünüz sevgili ahalim. Böyle boş ve gereksiz cümlelerimle sabahınızı meşgul edesim var çok feci. Çünkü içim içime sığmıyor,içim içimden büyük geliyor, bir beden fazla içim diğer içimden.. Ve ayrıca İçim Süt sabah sabah enfes gidiyor boğazdan.. Ve de ayrıca herkesin bildiği üzre ben bir içim suyum.. Bunların hepsi yanyana gelip yazı oluşturur mu peki ? Elbette.. Ha ha ha yani sana okuyucu.. sen ne hakla bunun bir yazı olmadığınu düşünürsün.. Sabah sabah düşünme suçundan seni yerden yere çarpmayayım şimdi.. Ne diyorduk (bişey mi diyordum ben ?) evet... Şimdi şöyle demli bir çay tutuşturmak lazım ele.. El yakıcı sıcaklıkta ve boğaz yakacak denli olmalı bu.. İçimizi ısıtsın diye.. İçimizi okusun diye,canımıza okusun diye.. İçim içime sığmıyor demiş miydim ? (yok eğer demediysem uzatayım lafı diye demiştim. )
Ben Bir Erkeği Ağlattım Bugün !!! @ 13-05-2006 01:49
Bir erkeği ağlattım bugün! Deli sevdalısıydım ben En çok sevdiği ve özlediğiydim Kendimce esiri olmuştum düşüncelerimin Ve canını yakmıştım istemeden Ben bir erkeği ağlattım bugün! Deli sevdalısıydım ben Ayrılık yıkmıştı onu Duvarları yumrukluyordu Şaşkın ve umutsuzdu Ağlıyordu gözlerime bakmadan Bakamıyordu aşığı olduğu gözlerime Susmuş kabullenmişti istemeden Ben bir erkeği ağlattım bugün! Deli sevdalısıydım onun Yüreğiyle seslendi ardımdan Dur gitme dedi defalarca Dudaklarından değildi dökülen o sözler Yüreğiydi benimle konuşan Güller kadar güzeldi masumane gülüşü Ve aşk kadar karmaşıktı suskunluğu Gamzesi belirsizdi suretinde Halsiz yorgun ve çok bitkindi
Doğum Günü Hediyem(miş)... @ 13-05-2006 00:30
Cesaretin Varmı Aşka ??? @ 13-05-2006 00:00
aklıma yazılmış bir sevda var nefes almayı unutmamak gibi birşey. uykularımı bölen bana gülüşlerimi gizleten günden güne kanayan yüreğimde bir yara var. sebepli sebepsiz deli gibi geziyorum caddelerde kalabalık bana bazen iyi geliyor. sensizlik kanatınca yüreğimi caddelere vuruyorum kendimi. çünkü yığılır kalırım diye korkuyorum. ölüm değil korkum seni sevememek ölünce seni düşünememek ya benden başka böylesine iyi olman için Allah'a dua etmezse kimse diye düşünüyorum. ya sevilmeye ihtiyaç duyarsan ve yanında kimse olmazsa. dayanamam ki yüreğinin acımasına delinin biri seninde yüreğini kanatır diye ödüm kopuyor. ne olur sen kapılma yalan sevdalara düşün öyle çık yola sevmek kolay sevilmek zor insan sevdiği gibi sevilmiyor her defasında her yürek senin ki gibi deli atmıyor. öylesine az ki yolundan sapmayacak insan. tabiricaizce bir elin beş parmağını geçmiyor. işte böylesine bir dünyada böylesine seveni istemiyorsan söz söylemeyecek kadar aciz kalırım karşında. ilk gelişimdi bu sana ve son olsun. cesaretin var mı aşka!!! seni seviyorum...
Kimse Kaşınmasın,Kendime Yazdım @ 12-05-2006 19:57
An itibari ile kim olduğumun ne olduğumun,hangi şekle sahip olduğumun ya da ne ruh halinde olduğumun hiçbir önemi yok.. Biraz sonra işimi hafifletir hafifletmez kendime bir karakter bulacağım.. Kimin yazdığı belli olmayan yazılar yazacağım,Neye benzediği belli olmayan öyküler anlatacağım.. Kendimle ilgili zerre kadar fikrimi sunmayacağım. Olaylara hep o "uydurduğum" karakterin gözü ile bakacağım.. Benim değerim o kadar büyük ki kimsenin algılayacağı bir seviyede değil. Beyni almaz "kimselerin"... Merush nedir? Hiç kimsenin umrunda olmasın.. Ben kuklayım. Şeklim yok,duygularım hiç yok Kuklayım ben , gülücükler saçan... Seni hiiiç alakadar etmeyen...
Seni Düşünmek @ 12-05-2006 17:57
uzatmadan değil lafı biraz uzandırıp bir kaç dalda oskar adayı rüyalar gösterip dilediğim gibi yazacağım bu kez diğerlerinden farklıymış gibi davranacağım dizelerime her karaladığımın bir diğerinden farkını bile bile seni düşünmek diyeceğim önce olayın aslının seni hayal etmek olduğunu itiraf ederek mastar ekli girişin gerisini unutur gibi yapacağım o kadar çok fiil çekimlemekten korktuğum için imla kurallarını öğrenmiş olsaydım üç nokta en çok bu ikiliye yakışırdı sanıyorum "seni düşünmek..." bir kutu fındık ezmesini katacağım bundan sonraki kelimelerin arasına bir ekmeğin kırıntılarını da dökebilirim kullanmadığım noktalama işaretlerine inat kimse arasa da bulamayacak senden başka kırıntıları görenler tanır gibi olacaklar bir yerde görmüştüm deyip çıkaramayacaklar sormayacaklar bana hani nerede bu fındık ezmesi kim ve benzeri unutkanlığım dillere destan oldu çünkü kendimi de unutsam şaşırmaz beni bilenler düş sokağında kaybolacağım dinlerken sakinlerini anlatmayı deneyeceğim benzetmelerimi ve benzemelerimi gelecek zaman çekimlemelerini değiş tokuş edeceğim dileğin şart olduğu durumlarda fırından yeni çıkmış ekmek gibi davransam sana bir an sıcak şarabın aşk kırmızısı halini kalbimin en mum ışıklı ortamına bırakıp suretimi sürsem bedenine kördüğüm etsem ruhlarımızı her bir diliminde dünya ağzında bıraktığımız tatlar farklı olur biliyorum ama dilim dilim olman içimi acıtır seni kesen bıçak yurdumun kapağından geçip tam göğsüme saplanır kırıntılarda ararım aşkımı sonra yaralarıma aldırmadan dediğim gibi laf uykusunda görürse o halimizi korku temalı kabuslarım da bir film festivali bulup şaşalı ödül törenlerinin kırmızı halılarında gezer dünya çocuktur diyeceğim sana dileyen yüklemleri bırakıp korkmanı istediğimden söylüyorum zannediceksin anlattıklarım bir dizeden diğerine giden şehirler arası otobüs rüyaları gibi gelecek sana bazen gerçek bazen masalsı hikayelerde kaybolursan bilmeni isterim beslenme çantasının gerçekliğini dünya dediğin bizim tadımıza bakacaksa emir vereceğim hemen seni bana batırıp tatsın istediğimden saplansan da kalbime senden gelecek acı geçeceğimiz boğazların güzelliğinden olacaktır yakmaz canımı neden burda olduğumu sorarlarsa ve kapağın kapalı kaldığı zamanları yargılarlarsa kim ezdi de ezme olduğumu bilmeden tıkıldım kavanozun içine deyip haykıracağım yaşadığım yerin değerini unutup bazıları kızacak milliyetçilik yapacak ölesiye oysa bana daha annemin kabuğunda fındıkken hangi fabrikada işlenip nerede yaşayacağımı sordular mı ki itiraz etmeye hakkım olmasın karşı çıkacağım ben de bir asi karışmasınlar bana ne hayallerime ne dizelerime ne de dizilişime deyip gözdağı vereceğim kendimce bir sen varsın burdan beni kaçıracak ya da bir mucize olacak koca ekmek buralara sığacak hep birilenin canı azcık ben biraz sen çekicek açılan her yeni kapağın altında aynı beni bulacak güler yüzlü obur dünya her defasında bana seni uzatıcaklar yaşadığım sürece bıçaklarını kaldırıp rafa gelecek zaman çekimli uykulara dalsam da unutmadım bu sarhoş bellekle şimdi tamamlayacağım seni düşünmek başlangıçlı bitiremediğim satırı sona saklamışım kendime sölemesem dahi çekimlenecek eylemler listesi yapmaktan korkmuştum hani daha kolay bir yol buldum sen kırıntılı hayallerde en uydurma bilgimle söylüyorum şimdi seni düşünmek en güzel fiillerin tüm kiplerde çekimlenmiş hallerine çıkan benzer bitimli cümlelerin tümevarımı olsa gerek bundan dolayıdır her tümcenin ardı aynı mutluluğa çıkıyor kalbimde bir hareketlilik var şu sıralar sen bunu okurken birileri sıcak şarap içip aşkın baharatlı tadına bakıyor ışık loş bilirsin mumları severim Çağrı Çamlıca 07nisan2006 Cuma sabaha karşı 03:22 sakarya
sonrası... @ 12-05-2006 14:44
sonrası güzel olacak her şeyin. bundan sonrası. artık gözümle görmüyorum ya, kalbimden de incitmişliğini silebilirim o satırlar arasına sıkışıp kalan hissiyatın. sayfadan o yazıları göndermek istercesine dolu dolu yazan herkese kocaman teşekkürler :) 1 yıl uzun zaman gibi görünüyor aslında, çok da değilmiş, fazla zamanı birlikte akıtamayınca çok da uzun bir zaman değil bir yıl. Hele de bizimki gibi yavaş ve kanıksayarak ilerlemesi gereken bir karşılıklılıkta :) gülümsüyorum bak. gülümsemem yavaş yavaş oturuyor yerine, bir şeylere acele etmeden bebek adımları atacağım yeniden. güvenerek. güvenmeyi öğrenerek. güven kırıcı hareketlerden kaçınarak :) hani msn konuşmalarımızın hepsi kayıtlı duracaktı, kaydediyorduk ne oldu onlara? hani bi çok şey yapacaktık beraber? şimdi yeni baştan, ilk tanışıyormuş gibi heyecanlı ama çok uzun zamandır tanıyormuş gibi birbirimizin duyarlı olduğu noktalara saygılı şekilde hareket etme zamanı. bir çok projeye, neşeyle sevinçle imza atma zamanı. hepsi birden olmaz, zaman içerisinde yavaş yavaş... kırılıp dökülmeye müsaade etmeden. seviyorum. başka da sözüm yok :)
Çilekli Yoğurt. @ 12-05-2006 14:18
Her gün Çilek güle oynaya gelirmiş evine. Her gün Yoğurt tarafından pohpohlanmış,günler boyu el üstünde tutulmuş.. bazı zamanlarda da yerin dibine sokulmuş.. Yoğurt çok açık sözlü imiş, Çilek in tüm hatalarını çekinmeden yüzüne vururmuş,sevmediğinden değil asla.. çok severmiş ama bir tarafı hep "doğrucu davut" imiş Yoğurt un.. Çilek kendi yatarttığı hayaller dünyasında kavrulurmuş kızarıp bozarırmış günler geceler boyu.. Gözleri yokmuş Çilek in,kalbi hiç olmamış.. Ama içli bir çilekmiş.. Çilek Yoğurt u görmüş onca kalabalığın içinde. İçlerinde en güzeli Yoğurt imiş. Minik bir ayrıntıymış onu diğerlerinden ayıran..Ayırmış Çİlek.. ......................................... Yapamadım.. Beceremedim anlatmayı.. Ne çilek çilek oldu bu öyküde ne de yoğurt.. Kendikeri olmayan bir öyküye sürüklediğim için hata bende.. BEn yanlış yaptım onalrı bu öykü içinde bir araya getirerek.. Oysaki çilek yoğurtsuz da yenebilen bir meyvedir. Ve bizler yoğurdu hemen hemen her yemekte yeriz.. Ama ikisi bir araya gelince de güzel bir tat olmaz mı ki ? Ağzımızın tadı için ayırmayalım o ikisini.. Haydi birer kase,bir avuç çilek ve de biraz yoğurt getirdim size.. Yemek isteyen?? Tadını sevmeyene şeker tavsiye edilir..
Asla Geri Gelmeyecek.. @ 12-05-2006 03:58
Yıllar geçtikçe, insan paylaşanlardan ve paylaşımlardan gittikçe uzaklaştığını gördükçe sızlayan kalbini keşkelerle dolduruyormuş. Seninle tüketmekten zevk aldığımız o kadar zamanı, her gece yaptığımız üçer saatlik telefon konuşmalarını hatırlattın bana bugün.Bense unutmuştum birçok şeyi.Sana dair birçok şeyi.Sana çok kırgındım.Ama şimdi anlıyorum seni.İnsan aşık olunca ve bunu hastalığa dönüştürünce dostlarını ihmal edebiliyor.Sonundaysa ona tek kalanın dostları olduğunu görüyor yine elbet.Biliyorum Atay çok sevdin..Şimdiyse ondan kalan bir yıkıntısın.Acı olan ne biliyor musun? Dostlar bu enkaz zamanlarında geri gelir,anka kuşları gibi doğru zamanlarda kendilerini öldürüp, gerektiğinde yeniden doğarlar.Bense şimdi sana elimi uzatamıyorum çünkü bu ülkede bile değilsin..Kameranın ucundan içki şişelerini gösterip acı acı gülümsüyorsun bana..Bense hiçbirşey yapamıyorum.Ben daha 17 yaşındayken o kibrit kutusunu kafama fırlatıp "suç işledikten sonra delilleri ortada bırakma" diyen arkadaşım benden uzakta eriyor.Hem de babamı kaybetme sebebimle paralel gidiyor hayatı. Yapma desem ne değişecek?Senin de dediğin gibi, sesimi duymuyorsun,yüzüme bakmıyorsun ve yazdıklarımla etkileyemiyorum seni. Keşke, keşke yaşadıklarımda bir parça yanımda olsaydın; içkinin öldürmediğini, yılların sonunda süründürdüğünü gözlerinle görseydin.. Biliyorum sadece ikimize ait ve kimsenin bilmediği o telefon konuşmaları, ya da birbirimize sarıldığımızda sadece bizim olan o dünya asla geri gelmeyecek.. Biliyorum, gözlerime baktığında ve ben sana baktığımda kaçıracağız bu sefer,eski biz olamayacağız belki.Ama ne olursa olsun senin de söz verdiğin gibi: İlk sarhoşluğumda yanımdaydın.. Son sarhoşluğumda da yanımda olacaksın.. Kameradan elini uzattın.. Tuttum, dokundum, sıcaklığını hissettim hiç merak etme.. Fonda Mor ve Ötesi çalıyordu.. Geçen yılları özetliyordu eline dokunurken.. kötü bir film gibi başından sonu belli doldu içim bu biz mi, o ben miyim? ucuz bir film gibi başından sonu belli ağlar içim bu biz mi, o ben miyim?
Aşk ve Afrika !!! @ 12-05-2006 03:08
Karaladığım bu kağıtlar uzakmış hayata
....Sana yoksulum! @ 12-05-2006 02:14
yeni bir umut yeni bir heyecan benimkisi içimi ısıtan bakışların bugünlerde aklımı çalan beni benden alıp masal diyarlara salan... bir başka çarpıyor yüreğim ilk sana günaydın diyorum sabaha açar açmaz gözünü bir seni düşünüyorum yanıbaşımda olan seni deliler gibi özlüyorum... kim ne der diye düşünmeden gelsem yanına söylesem bir bir düşündüğüm herşeyi hemde hiç susmadan.... bir beni dinlesen beni duysan keşke olur olmaz seni arayıp sesini sebepsizde olsa duymak istiyorum yollarına çıkıp seni şasırtmak mutlu etmek istiyorum öylesine deliyim ki gözüm bir seni görüyor yinede susuyorum biliyor musun söyleyemiyorum kimseye bir şey içime saklıyorum sana söyleyemediklerimi olsun öylesine dopluyum ki senle her bir cümlem senden ibaret bilsende bilmesende aşığınım ve sadece sana yoksulum....
Benden Neden Bu Kadar Nefret Ediyorsun Hayat (???) @ 12-05-2006 02:01
Benden neden bu kadar nefret ediyorsun hayat Ne yaptım ben sana Nedir ki hatam böylesine öfkeli kızgınsın. Güldürmeyecek misin yüzümü Acılar dertler mi salacaksın hep koynuma Gözyaşlarımla mı yıkayacaksın kirpiklerimi Daha doyasıya gülemeden Yüreğimi acıtıp yerine sığdırmayacak mısın? Ya şu sızlama hiç geçmeyecek mi? Ben hep mi kaybedeceğim. Hiç kazandıklarım olmayacak mı? Sevinçlerim boğulup gidecek mi tasaların arasında Kaygılar mı bombalayacak umutlarımı Yarınlara sevinç taşımayacak mı gençliğim Adımlarım sonsuzluğa ölüm korkusuyla mı gidecek Hayallerim sönecek mi hep Daha hiç gerçekleştiremeden Sevdiklerimi imkânsız yapıp ayıracak mısın her defasında Ellerimi boş mu bırakacaksın Yollarımı sereceksin önüme Uçup giden zamana isyan mı ettireceksin Yalnızlığımı hiç kovmayacak mısın? Kalabalık yüzü görmeyecek miyim? Ne diye yaşamamı bekleyeceksin Sana soruyorum hayat Neden benden bu kadar nefret ediyorsun Ne yaptım ben sana Daha kendimi tanıyamadım Anlık gülüşüm şaşırtıyor beni Daha farkına varmadan mutluluğumun Yağmurlar yağıyor yüzüme şimşekler çakıyor yüreğimde Bir sabah olsun mutlulukla açmadım gözümü dünyaya Rüyalarım kâbus oldu Uyumayı da haram mı edeceksin yoksa bana Kelimeler bu kadar anlamsız mı kalacak Ben hiç duygularımı tam anlamıyla ifade edemeyecek miyim? Duvarlar beni dinlemekten bıkmayacak mı? Fırtınalar mı kopacak hep hayatımda Nedir bu yaptığın Gizliden sabrımı aşılıyorsun gençliğime yoksa Duymuyor musun sana soruyorum Neden benden bu kadar nefret ediyorsun hayat?
Kıvamsız,tatsız tuzsuz @ 12-05-2006 01:41
Bakalım bugün daha ne kadar kelime kullanacağım. daha ne kadar harfi bir araya döküp yine de anlamlı bir kaç kelime bulamaycağım. Bakalım daha ne kadar sürecek bu denli iç geçirmelerim. Bakalım görelim bekleyelim. susmayıp yazalım yazalım yazalım. Başka herhangi bir şey yaparsam ölecekmişim gibi hissediyorum. Sanki tüm dünya benim kelimelerimi bekliyormuş gibi,sanki tüm insanlık buna bağlıymış gibi. Sanki tüm dünyam buymuş gibi. Sanki..san ki... Sabahtan bu yana kurduğum cümlelerin haddi hesabı yok,kimisini sadece kendime söyledim kimisini umuma döktüm kimisini sana sakladım. Sen gelip okuyana kadar beklesinler bakalım. Çürümez nasılsa yazı dediğin.. yazı dediğin solmaz. bekler okunacağı günü öyle değil mi? İnsanları etkilemeyi sevmiyorum. en basitinden bir durgunluğuma bu denli şaşırmamaları gerekiyor. Ya buna insanları alıştırmalıyım ya da sıksık bu hallere bürünmeliyim ki alışılsın. Bir de dert anlatması yok mu,o daha beter yakıyor canımı.. Anlatamazsın çünkü herşeyi.. Onlar yanlış biliyor kimsenin suçu değil bu,benim suçum diyemezsin. BEn dünyanın en berbat insanıyım da diyemezsin.. Eriyorum.. Su damlası olayım yine de gel,ama buharlaşmamı bekleme..
Smiley Smülasyonu @ 11-05-2006 17:00
Sözlük anlamı olarak ne manaya geldiğini bilmiyorum şu anda smülasyonun..Ve evet şu anda bunu bilmek de istemiyorum. Evet bombo(K)ş bir beynim var benim o sebeple idrak edemiyorum bazı kelimeleri. Smiley ismine uyduğu için başlık olarak şeetmiştim.. şeetmek de aslında bir kelime değildir,aynen bu da sallamasyondur. Sallamasyon diye bir şey de yoktur.. Ben bir embesilim ve bunları kullanıyorum.. yakındır "herkes" e "herkez" demem.. Neyse.. Hayatımdan smiley denen salak sarı kafaları ve onları ifade eden bazı aptal noktalama işaretlerini kaldırmayı düşünüyorum. :) ya da =) yapıldığı taktirde aman neşe saçıyor bu insan ne güzel efenim,ya da :( yapıldığında birden hüzün havası esmesi kadar aptalca bir eylem düşünemiyorum. Ben aslında şu an düşünemiyorum. Kızgınım ben smileylerin hepsine birden. Utanan surattan da dil çıkaran arsız surattan da.. Bütün sarı kafar gebersin diye kampanya başlatacağım hatta. Şapkalara bastıracağım amblemlerimi. Bir araştırmaya girmeliyim derhal bu konuda.. Çok gerildim. Sinir sahibi olmanın smileyi kırmızı bir surat (ne çok severdi dırmızıyı ) öööff..açtık parantezi uçtuk gittik.. Okuyan herkimsen en iyisi bırak beni. Sen yazıyı bu zannededur benim aklım beynim kalemim parantez içine gömülsün...
Bir tek ben @ 11-05-2006 14:04
Evet sevgili meruşkomcuğum,su anda sadece ben varım senin sayfalarına bakan.. Bu berbat bir durum değil.. Hayatımmış gibi düşün kendini,hayatımda kaç yüz var ki burada da olsun. Alınganlık kırılganlık değil bu asla.. Sadece kendi ismimi görmek kötü hissettirdi bana kendimi. Sen kendi payına düşeni çıkar buradan.. Yazılmamış sözlerim vardı uzun soluklu,kalemsiz kağıtsız yazılardı hepsi. Sana verilmişti vaktiyle,sen üstünü çizip yazdıracaktın. Ufak bir kız çocuğu gibi beni alacaktın yanına sözde,tutup elimden yazmayı öğretecektin bana.. oysa düşlerim başkaydı,birden bire yarım kaldı Ben ne çok şey kaybeder olmuştum. Sıradaki ....
Güle Gül'e @ 11-05-2006 04:42
Dünyanın en değerli varlığı olup da bunu görmezden gelmek değil midir beni tüm türevlerimden ayıran? şeklimi şemalimi korumama engel olan gün be gün eriyip bitiren ve göz göre göre hüzne gark eden? Bazı sözlerin manası yoktur mesela var olan tüm lügatlarda.. Misal "elveda" bunun özellikle hiç bir manası yoktur. Elvada diyen kişi de denilen de aslında birer salak olduklarını kabul ederler, boşuna söylenmiş gelgeç kelimeler yığınının ortasına atarlar bu "elveda"ları.. "seni seviyorum"ları vardır bir de bu insancıkların.. bunu özenle korurlar.. kimi her an hissettiği için sıklıkla dile döker kelamını,kimi de hisseder ama "seni seviyorum" cimrisidir.. Ben bunların hangi birini seçsem kendime bilemedim. Var olan kılıfıma uygun bir kaç cümle kurmak istedim ama ortalığı kana bulamaya niyetli değilim. olur olmaz yerlerde hortlayan masallarımı da umuma dökmek niyetinde değilim açıkcası.. Böyle saçma sapan bir cümleler bütünü hepsi. tüm yaşadıklarım / yaşattıklarım gibi.. ve ben gururla salınabilirim bunları ardıma alıp.. He-man miydi o "güüüç bende artıık" diye yırtınan zırtapoz kahraman ? sevmiyorum ben onu söyleyin gitsin atsın kendini bir köprüden... Bana bir kaç tane polyanna getirin,iyimserliğim tükeniyor giderek..
ninecim bana bi başlık örer misin? @ 11-05-2006 04:37
aşşada path form diye bişey yazıyo ya gözüm ona takıldı bütün konsantre alt üst oldu. ne yazcaamı da bilmiyodum zaten. bi dolu taslak var aklımda, girizgahlar tamam da gelişme allaha emanet sonuç da artık nereye götürürse... olm bak şimdi düşünüyodum - başlık nedir? başlık bence başlamanın bi diğer deyişle söylenmiş halidir. besmele gibi yani. hani okullara filan başvururken ("kafam girsin sana okul" dercesine baş-vur) niyet mektubu yazıyoruz ya... "niyet ettim allah rızası için şu okula başvurmaya..." diyoruz mesela. onun gibi düşün işte. başlık böyle bişey. ingilizcesi de var bunun ama gavurlar buna title diyo. bi manası yok yani, unvan diye bi anlamı da var bu kelimenin demek ki bu herifler böyle yazdıklarına dahi unvan vermeye kalkışan, sör olsun, leydi olsun, bu şekil sıfatlar olmadan kendilerini tanımlayamayan, "illa kategorize edilcem ben" diyen yamru yumru insan yavruları.? kış armudu gibi yani, eciş bücüş, veya bi nevi yer elması. bi de kaşıkçı elması diye bişey var, konumuzdan bağımsız. (konumuz derken?) hayır o diil armudun sapı üzümün çöpü derken sap dönücek keser dönücek gün olucak hesap dönücek o zaman yiyceksiniz işte ayvayı sayın okuyucu kitlem. ne çok meyvemiz var, bu yazı da böyle yerli malı haftası gibi oldu, zaten mallığım üstümde benim de, allahtan merush bişey demiyo böyle kendi kendime terapi uyguluyorum sanki bir nevi. zaten esasında başlık insanın kendine yakışanı giymesidir. zaten hepimiz birer insan diil miyiz neticesinde? hı? taam ben diilim ama sizin için sordum ben, kitleme sordum yani. hepinize kitlerim şimdiden hepili merili driiims olsun bakiyim.
Gel sen sevme beni !!! @ 11-05-2006 04:29
Sen beni sevme çünkü, Kelepçelidir yüreğim acılara Geçmişin mahkûmuyum Ziyaret saatlerim belli belirsiz Müebbet hapis benimki Satırlarımla alışamazsın konuşmaya Delilik uzaktır benim diyarıma Öyle olur olmaz karşıma çıkamazsın Sözüm vardır benim gidenleri bıraktıkları yerde bekleyeceğim Evimden yurdumdan ayıramazsın Ateştir benim elim iyi düşünmelisin tutarken Canın çok acıyacak, Sönmemiş kordur bedenim, Sevdalısının ardından yanan
Nükleer Başlık @ 11-05-2006 03:27
Bir sayfaya (main page) kaç tane yazı sığıyor bilmiyorum ama görmemeyi tercih ettiklerim bu sayfadan yok oluncaya kadar yazasım var. Bunlar CD içerisinde elime geçtikleri zaman da, "sonra okurum" diyerek içeriğini bilmeden zıplamak suretiyle bilgisayarıma kaydettiğimde de okumaya tahammül edemeyip görmezden gelmiştim ve beynimin kıyısına fırlatmıştım. Şimdi de anlam vermeye, hazmetmeye çalışıyorum. Edebildiğim kadar. Olduğu kadar. Kayığım kağıttan olduğu müddetçe denize açılmam mümkün değil. Elime geçen kağıtları biriktirip yeniden ağaca dönüştürme şansım olsa bu kez sandal yapardım kendime, tahtadan. İki de kürek lazım tabii, ama o kadar ağacım var mı bilmiyorum. Gözüm orman falan görmüyor, anlamıyorsun ki, en son gel-git'in "gel" halinde tutuşturdum ben onları, sapları başkalarının ormanlarındaki ağaçlardan yapılmış kibritlerle. Konuşabilecek birileri yerine içimde olan biten her şeyi tek bakışıyla kavrayabilecek bir varlığım olsaydı keşke. Broken Heart Robot bu konuda beni anlıyormuş gibi hissediyorum. Sanırım bu kağıttan kayıkla ulaşabildiğim tek yer deliliğin kıyısı. Ve umudun gelip geçiciliği öyle sarsıcı ki, ve sigaramı küllükte yanar halde unutmuş olmak bir sigara daha içme ihtiyacımı pekiştirecek [sabahki tantana için bir adım daha ilerliyorum], parantezleri bile ters kapatıyorum, her şey yanlış, her şey darmadağın aklımda, klasörler içinden çıkılmaz halde, deste kağıtlarım eksik, eksi, ve eski ve ekşi belki de bütün bunların tadı. Deliliğin kıyılarında gezinirken "deli olmakta sadece delilerin bildiği bir tad vardır" gibi bir aforizma gelip deliyor bütün klasör kapaklarını ve ben milyarıncı kez Pandora'ya küfrediyorum, lanet okumak ister haldeyim ama ondan da korkuyorum, döner beni bulur diye. Her attığım adımdan korkuyorum, bir yandan da kendimin elinden tutup karşı kıyıya geçmesi için destek veriyorum. Kalbimin kütürtüsünü duymazdan gelip uykuya geçme zamanım geliyor yine, en sevmediğim gün aşamalarından biri. Gün ışıması, aşamaların en kötüsü, bir sonraki kötü olan da bir önceki cümlede belirtildi, aklım çok dağınık yazabildiğim kadar yazdım - YETER Kİ ŞU YAZILAR KAYBOLSUN GÖZDEN DİYE!
Değersiz insanlarda yazdırır bir iki satır (...) @ 11-05-2006 02:57
gecenin kaçı bilmeden sana dair mısralar yazıyorum beyaz bir kağıda. öylesine mutlu öylesine umutluyum ki artık değilsin sen saklı içimde. kim ne der DİYE DÜŞÜNMEDEN haykırdım dört duvardan başkasına seviyorum diye. eskiden olsa düşerdim peşine belki yalvarır belki çıkmazdım yolundan. ah ama yok mu bu gurur büyüdükçe daha çok yapışıyor insanın yakasına yapamıyorum şimdi kabullenmek acı hemde istemeden böylesine. sana git demek ölümü bile bile çağırmak kadar zordu ama yapamazdım kapıyı açmıştın zaten hazırdın gitmeye engel olsam neye yarardı bir elinde mutluluğumu bir elinde kendini götürdün o gittiğin yerlere. şimdi karşına çıkmak ağrıma gidiyor yapamıyorum seni görmeden yaşamak ne kadar acıtsada canımı hep susuyorum diyorum ki sabret gönlüm ve biliyor musun sabretmekten başka hiç bir şey gelmiyor elimden. seni bazen çok özlüyorum öyleki ben bile korkuyorum kendimden dağlar serilse önüme ezer geçerim ama o bir bakışın engel oluyor bana. sevmediğini öylesine anlattın ki gözlerinle yapamıyorum bakamıyorum cesaret edemiyorm. ne garip seni bile bile seviyorum. acı verdiği yok sevdanın bana aksine sevmek ne güzel diyorum yüreğimi kanatan değil ayrılık BENİ BÖYLESİNE AĞLATAN SENİNLE OLMaK VARKEN İSTEMEDİĞİNİ BİLMEK VE BİR SARILIŞINLA KOKUNU ÜSTÜMDE BIRAKIP GİTTİĞİNİ HİSSETMEK. SEVİYORDUM BİLİYORSUN. SEVİYORUM HALA BİR GÜN OLURDA ÇIKAR MISIN KARŞIMA KİMBİLİR ZAMAN SADECE ZAMAN BENİM İLACIM...
Başlık olarak bere takiyim diyorum... @ 11-05-2006 02:35
Okunma kaygım gelişti son zamanlarda, ama okuma kaygım gittikçe artıyor. Yazma sebebim bu olsa gerek buralara, Dolores'in de dediği gibi "herkes yazıyor, ben neden yazmiim?" dedim. Evet dedim bunu gerçekten. Eskiden güzel insandım ben. Şimdilerde düşünüyorum da eskiye dönüyorum güzelleşiyorum hakkaten. (Şair burda geçmişe özlemini anlatmakta, nostalcik hissiyat içerisine girmektedir). Ben buraya bunu anlatmaya gelmedim aslında, ne anlatmaya geldiğimin anlamı var, ne anlatsam olmuyor zaten... (Double entendre ile okuyunuz). Önümüzdeki çikolatalı gofret kabını itina ile kenara iter ve paketten bir sigara daha çıkartırsak hayatın anlamını yakalarmışız gibi hissediyorum. Bugüne dair yakaladığım en önemli şey Chaotic Neutral oluşumdur, hayır, bu bir oluşum değil benim olma şeklimdir aslında. Bazen açıklama gereği duyuyorum böyle de işte bkz: üst cümle. Chaotic Neutral dediğin adamın sağı solu belli olmaz, sağ gösterip sol vururmuş gibi yapıp çelme takabilir, kafasına eserse evde oturur hamura çamura bulanıp pasta yapar, baktı olmuyo fırlatır eldiveni önlüğü basar kumar oynamaya gider. Böyle de bi hali olabilir ama henüz kumar aşamasına gelmedim ben. Pasta aşamasına da geldim sayılmaz, hayatımda bi kere pasta yaptım - güzeldi ama meyveli falan hakkımı yeme şimdi okuyucu. Yedin mi sen benim pastamdan? Yemedin. Ne ötüyosun bik bik o zaman. Aa. Chaotic Neutral dediğin kişi en asil duygunun insanıdır diyim ben sana. Kesinlikle arkadaşını felan satmaz öyle, ama aklına estiği gibi davranmak hoş bişiidir. Normalde yalan söylemez ancak durumu kurtarmak gibi bir kaygısı varsa beyaz yalan dediğimiz cinsten kıvırtabilir bazen. Art of Belly Dancing'de üstüne yoktur yani. "Zım zım çıkı çık zım çıkı çık" diyebiliriz kısaca Chaotic Neutral için. Eöhmm.. Chaotic Neutral bir adet bal kavanozu, şeker topağıdır icab ettiğinde, naturally cheerful'dur, gülmeyi güldürmeyi, güldürürken düşündürmeyi sever. Kinaye olsun, ironi olsun, cinas olsun her türlü söz sanatına açıktır. Sanatı ve sanatçıyı korur, çevre dostudur aynı zamanda. Ama kağıt lazımsa şimdi yazmak çizmek maksatlı, ağaç da keser yani. Öyle "ben hayvanseverim, etten başka yiyecek yoksa ölürüm daha iyi" ayakları çekmez. İçindeki dışındadır yani. Tabii içindekinin kendine kalması gerekiyorsa bitakım şahsi garantileri açısından, öyle zınk diye de söyleyivermez, aptal bi Lawful Good gibi değildir. Genel anlamda ruhunda aykırılık, serserilik, asilik filan gibi tanımlarla pekiştirilebilecek bir kıvam içerir Chaotic Neutral kişisi. Gelenek bozucu, itiraz edici, yıkıcı dağıtıcı ve/veya akıl karıştırıcı bir etkisi vardır. Didaktik olmak yerine bireyselliğe inanır, herkes kafasına göre takılınca mutlu olur. Adı üstündedir, kaos sever. Kaosun da kendi içinde bi dengesi vardır ve bu ince çizgiyi korumaktadır. Evrenin düzeni, doğanın dengesi falan gibi hikayelerle Polyanna'ya yardım ve yataklık etmektense, herkesin kendine has bir doğrusu ve gerçekliği olduğuna inanır ve bunun peşinden gider. Böyle de mübarek kişilerdir Chaotic Neutral'lar ve ben bunlardan biri olarak yazdıklarımı hayran hayran seyretmenin veya bibliomaniac gibi okumaktansa öylece bakakalmanın (Stendhal kompleksi?) daha haz verici olduğunu düşündüm şu an. Bunu burda kesiyorum, zati anca okursunuz. Hadi bakiyim. (Sigaraya yöneldim).
Mısralarımın İçi Boş !!! @ 11-05-2006 00:16
Mısralar doldurmuyor kendini duygularımla. ne yazarsam yazayım olmuyor hiç bir şey anlatamıyorum. Düşüncelerim bi-karar umutlarım bi-çare. sonunu bilmediğim ve göremediğim kaçıncı yol bu. yine deli doluyum düşünmeden gidecek kadar. Fırtınalar kopuyor şu küçük yüreğimde. bazen asi bazense durgun nehirim. ah bu can sıkıntısı yok mu anlam veremediğim kabuslarım bölüyor uykularımı. değişen bir şeyler var sanki gittikçe üzerimde ağırlaşan. Halsiz bitkin yorgun ve yalnızım. Kalabalık içinde kayboluş benimki. Üzerime dünya yüklense bu kadar acımaz sanki içim öyle geliyor bana. yaralı yüreğim diye sesleniyorum hep kendime. kırık kanatlı meleğim belki de.bana bir sebep göster. hadi uzağımda olmanın nedenini söyle. affetmek kabullenmek ve belki karşılıksız sevmek insanı yıpratan. Yine ben bi-çare yine ben bi-karar. ne dersem diyeyim mısralar doldurmuyor kendini duygularımla... susmak gerekir belki şimdiii.....
"Bittim" Diyen Herkese (...) @ 10-05-2006 23:48
Karasızlığım kirletir hayallerimi Karabulut gibi dolaşır üstümde Düşünceler imkansız kılar sevdamı Tutup koparası bir yürek sancısı kanatır gözyaşlarımı Delicesine yağmurlar yağar her bitişin ardından Mecburi gidenin hatırasıdır ona karaladığın bir iki kağıt Ve uykusuz gecelerde cabasıdır çektiğin acının! Bir yarın hicran bir yarın umutsuz yarınlar Oysa değil mi hayat senin Kimler gelip kimler geçmeyecek mi? Bir şarkının melodisi değil mi bu Kimler geldi kimler geçti hayatımdan Kimler geçti kim bilir daha kimler geçecek Peki neden bu çaresizliğim Peki neden bu yenilmişliğim Ben mi erken pes ettim yoksa zamanı mıydı bu bitişin Kaçıncı karaladığım kağıt bu Kaçıncı gidene sitemim Yada kaçıncı gelene hoş geldin deyişim Hayat bu işte Garip büyük bir okyanus Nereye dönsen sular karşılayacak seni sanırsın Ama fırtınalar dalgalar yakalar seni çoğu zaman Şaşırırsın inanmazsın ve boğulup gidersin Oysaki daha durmamıştır yüreğin Ah bir el atsan tutsan hayatın bir köşesinden Tekrar yaşamaya başlayacaksın Böylesine zaman harcamak ne yazık Böylesine kısayken hayat Ne diye ki bu umutsuzluk Sanırım biz hep şu gerçeği unutuyoruz
Ah Anne @ 10-05-2006 13:40
A benim dilsiz dillerim... Omzuma kondurduğun güvercin uçup gitti. Şans meleği olsun dediğin melekler göçüp gitti.. Ben kendim kovdum hepsini anne.. "Gidin"dedim,"özgür bırakın beni.." Beni dinlediler anne. Hayatım boyu hiç kimse beni önemsemezdi,söylediklerim hep bir kulak arkası vızıltısıydı. Git dediklerim dinlediler beni en çok. "git.." kolay geldi onlara gitmek anne... Gönderdim ben de onları gidebilecekleri yere kadar.... Dinlemedin beni anne,konuşturmadın. Anlatmadım bende sana,es geçtim; o geçtiğim "es" ler ayağıma dolandı anne.. Gökyüzü yalnız anne.. Bir başına bir şehirde tüm tutunduklarım beni yalnız bıraktı,mayısta ama buz gibi bir gecede.. Uyurken terkedildim anne.. Pozitif kızın,gülücük saçan kızın uyandı ardından.. Baktı gökyüzüne,kararmışlıkları değil,mavilikleri gördü.. Işık gördü aralarında tutundu yeni bir güne.. Aklını başına devşirdi kızın anne..
Ellerin ve gözlerin !.. @ 10-05-2006 11:56
Elini her tuttuğumda kalp atışlarım hızlanıyor.. İlk anki heyecan hiç bitmiyor ellerini tutarken.. Gözlerine bakıyorum.. Ellerine daha sıkı sarılıyorum.. Anı yaşamak istiyorum sevgili.. Her anımda sen ol istiyorum.. Ellerini tutmak, Gözlerine bakmak, Hiç çekinmeden öpmek istiyorum sevgili.. Ne zaman saate baksan 'Acaba kim beni düşünüyor?' sorusuna tek cevabın olmak istiyorum.. İstiyorum bi'tanem.. Hep yanında olmak istiyorum..
KAVUN ÇEKİRDEĞİME YAZILAR-6 @ 09-05-2006 03:50
Deniz kenarında, kumsalda, bir kum tanesi olmak ne güzel olurdu senin yanında... Koskoca kumsalda, iki kum tanesinin yakın olduğu kadar, içindeyim. Yüreğimden süzülen saf damlalar, havuzunu dolduruyor yüreğinin boş kalan yerinde... Bak ne yapalım biliyor musun, şehrimizi gören bir yere gidelim... Üzerinden tüm binaların, tüm insanların, tüm ağaçların, tüm arabaların, beraberce aynı yöne bakalım... Başın omzumda, bir elim omzunda, diğer elim yanağında, dudaklarında, faltaşı pırıltılarında.... Güneş arkamızdan batsın şehrimizin üstüne, görelim ikimiz de aynı yerleri net biçimde, aynı anda... Sana parmağımla orayı göstereyim, Sana parmağımla şurayı göstereyim, bir şeyler anlatayım peşi sıra gösterdiğime, sen de bana anlat, elinin gösterdiği yönde ne varsa, ne hatırlatıyorsa sana, ne anlattırıyorsa... Yüreklerimize soralım ne anladığını, ne anlamlar çıkarttığını birbirimize anlattıklarımızdan... Akşam olsun sonra... Güneşin aydınlığı şehrimizin üstünde yavaş yavaş kaybolurken, içimizde bulsun kendini, birbirimize karşı... Sevinelim beraber... Aynı düşünceler için çarpan kalplerimizin heyecanıyla, karışsın sonra sevinçlerimiz birbirine... Gece olsun sonra... Sıcak bedenlerimiz yekpare dursun, gecenin üşüten melankolik yalnızlığına karşı... İçimizde krizantemler, erguvanlar, melisalar, papatyalar, aslanağzıları açsın, sunalım en hoş kokuları, en renkli ruhları birbirimize, çiçeklerle bezeli... En gizli kalmış yerlerinde ruhlarımızın, bir şeyler bulalım birbirimize ait, ikimize ait, sana ait, bana ait... Uyumadan geceyle sabahı bir edelim, nasıl geçtiğini anlamadan yanımızdan saatlerin... Hiç hesabımız olmasın geçen zamana karşı... Güneş karşımızdan doğsun... Bıraktığı haliyle gelsin şehrimizin üstüne... Nerede söndüğünü görelim tek tek cadde ışıklarının, tıpkı, tek tek nerede yandığı, gösterdiğimiz gibi birbirimize... Hangi binanın sabah gölgesi nereye vuruyor, durakta bekleyen insanlar nereye gidiyor, bakkallar, kasaplar, manavlar ne zaman açılıyor, bir bir seyredelim, sadece iki gözümüzle... Bir senden, bir benden... Sen başını kaldır omzumdan, bana doğru yönelt faltaşı pırıltılarını... Ben de sana bakayım... Birbirimizi keşfe dalalım beraberce... Bulduğumuzda kendimizi birbirimizde, en süslü sadeliğiyle, tutkumuza ortak olalım karşılıklı... Paylaşalım, çoğalsın... Suların ıslatamayacağı kadar saf, sellerin boğamayacağı kadar yüksek, güneşin en yakından bile kavuramayacağı kadar dingin, fırtınanın yerinden oynatamayacağı kadar sağlam tutkularım, kendini bulsa sende, kıvrıla kıvrıla en dehliz yerlerine beyninin, sokula sokula ruhunun koynuna, sarsa seni... Tebası tüm hücrelerim olan bedenim, önünde diz çökse varlığının... Kutsasa beni sıcak duyguların, kavrasa beynimi en sağlam yerinden, ruhuma girsen çıkmamak üzere... Ne güzel olur... İşte o kolonya beni ferahlatıyor, işte o kolonya tazelik veriyor benliğime... Özüme kadar işliyor, tüm damarlarımda beraberce atıyor, yüreğimle eş zamanlı... Yanımdayken seni özlersem ne yaparım bilmiyorum...
VENÜS YANSIMASI (İÇ KIPIRDATAN BERRAKLIK-5) @ 08-05-2006 05:48
Sana artık
Pazar,Sendrom..Hmm bi de $ey.. @ 07-05-2006 20:03
Saatlerin uça uça ilerlediği bu günlerdeki hissiyatımızı kaleme dökmek feci halde zorlaşmış durumda.. Tıngır mıngır ilerlerken zaman bir anda koşmayı öğrenerek hayatımız alt ve üst şeklinde iki ayırmayı başarmıştır. Kendilerini buradan tebrik ediyoruz,ve bunu yapmakla kalmayıp öpüyoruz bir ince.. Uyanıp krepli,patatesli yumurtalı kahvaltı yapıp bol çene yarıştırıp ardından üstüne başına çay döküp ve birazdan dağılmış olan tüm evi dilinde "topladım dağılan kalbimin herrr köşesini" nameleriyle toparlayacak olan bir adet merush a sahibiz. Vatan millet ve sakaryanın ne derece umurunda bu bilemiyorum. benim de umrumda değil acıkcası onların umrunda olurp olmaması.. Çenemi kapatasım hala yok. uzun uzun saçmalama potansiyelim var.. her zamanki gibiyim anlayacağınız:) isterdim ki bir pazar yazısı olsun hem bilgilendireyim sizleri hem neşelendireyim ama olmadı işte. hayat bu,inişi çıkışı olduğu kadar da böyle püsürük şeyleri de var. üzülmeyelim bunun için.. Belki bir kaç saat sonra ikizlerliğimiza yaraşır bir u dönüşü ile hüzün kokulu yazılar yazarız. Aklımızda beynimizde bulunan o iç geçirtici düşüncelerimizi salarız. Ağlak bir insan oluşumuz için tebrik ederiz kendimiz,kim bilir.. Gülücük saçan bir insanım ben,delirtmeyin beni..
VENÜS YANSIMASI (İÇ KIPIRDATAN BERRAKLIK-4) @ 07-05-2006 05:24
Chopin
Deniz @ 06-05-2006 14:59
benimle yaşıt ölümler var unutamadığım... Deniz hep aynı deniz.. .
VENÜS YANSIMASI (İÇ KIPIRDATAN BERRAKLIK-3) @ 06-05-2006 04:44
İçime akan serin hazzı içimi yakıyor... Gülüyor ruhum, tepiniyor içim, kendi içinde sevinçten... Beynime düşüyor bütün görev. Venüsüme doğru... Haketmediğini düşünsem zerre kadar, tek kelime bile çıkarmam... Engel olamıyorum gönlüme, engel olamıyorum ruhumdaki durmayan ve devamlı artan kıpırdanmalara... Engel olmayı aklımın ucundan bile geçirmedim ki zaten... Beynime hakim olamıyorum, kalemi kağıdı her elime aldığımda, bir başıma, gecenin sessiz gizeminde kaldığımda... Boyuyorum tüm duyguları gökkuşağının tüm renkleriyle... Hakediyor çünkü... Sonuna kadar hakediyor... Hani anahtar vardır, bir çok kilidi açması muhtemeldir. Ama kilit vardır, tek bir anahtarla açılır. Sadece ona uyumludur. Sadece ona cevap verir. Açılmak, ardındakileri göstermek için... Benim anahtarımsın... İçimde közlenen muhteşem duyguları harekete geçiren ışıltısın. Beyninden süzülen akıl ve sevgi damlacıkları yüreğinin üzerine damlıyor bir bir... Usulca... Beslenen yüreğinde, temizliğinle harmanlanan sevgi, temizliğinle harmanlanan aşk, temizliğinle harmanlanan tutku bana akıyor. Akan bu damlacıkların tadını, beni ruhuna aldığın için hissediyorum... Tümden seni... Sorduğun her yeni soruyla dimağıma kazıyorsun ışıltını, parlaklığını, berraklığını... Seni eğlendirmek, seni kasılana kadar güldürmek o kadar keyifli ki, yapmam gerekenin hep bu olduğuna karar veriyorum... Ben de seninle müthiş eğleniyorum, zevk alıyorum... Resmi iletişim sponsorum olarak seni seçtim... İletişim kurmaktaki sabırsız sakinliğin, anlaşmak için kurduğun adam akıllı, net ve anlaşılır cümleler, kelimeleri beyin süzgecinden geçirerek cümlelerini kurman, her durumda anlaşma zemini arayan yapın beni tahrik ediyor... Evet, Venüs
KIZ TAVLAMA TURLARI - 1 @ 06-05-2006 03:55
pillisebeq 'e anlayışından dolayı teşekkür ediyoruz.. Önümüzdeki yılın 30 şubatında düğünümüz var herkeşleri de bekleris.. Bütün kızlar güzeeeeeeeeel :)) (dalgali)www.keyifchat.net irc.keyifchat.net hizmete girmiştir..: selamlar (pillisebeq)
erik ve radyo şeysi... @ 06-05-2006 01:26
Şimdi ben deniz ben kendim ve ben meruş üçümüz oturduk bu akşam (?? ne biçim bi giriş) aldık ellerimize erik ve bir kaç ıvır zıvır tabağını.. kafamızı gözümüzü patlatmadan,ayağımızı kırmadan akşamı etmiş olduğumuz için öncelikle tebrik ettik kendimizi. bunun dışında hal ve durum değerlendirmesi de yapmadık değil. ciddi ciddi kafa kafaya verdik bunları gerçekten başardık..bir ara baya bi kalabalık oldu çok gürültü çıktı falan ama hallettik sayılırı komple.. Sizce meruş neyden bahsediyor?? saçmalamak dağınun zirvesindeyim bu akşam yine.. kimbilir içime attığım ne sıkıntım var da böyle bir halde ortaya çıktılar.. (yok valla) Ben şimdi radyocu oluyorum :) pek sinir bozucu üyemiz dalgalı insanının radyosunda hem de :)) yani önce yayın yapma aparatını başarı ile kurmam gerekmekte sanırım.. bu akşam olmasa da yarın akşam zangırdatıcam :) heves ettim,rica ettim kırmadılar beni :) (bunun adı şantaj imiş bazı sözlüklerde:Pp ) Burdan selam ederim.. Radyo Keyif de görüşmek üzere sevgili meruşkom :))
Teknoloji Kimin Umurunda @ 05-05-2006 16:13
Önemle okunması gereken bir kitap tavsiyem var.. Uzun süredir beklediğimiz bir kitap.. Bir an evvel okunmalı,özümsenmeli.. Hakkında söylenecek çok şey de yok aslında. Okunmalı.. Murat K. Girgin söylemiş zaten denilecek herşeyi... "Ülkemizin birinci kuşaktan web profesyoneli Mehmet Doğan en güzel yazılarını sizin için derledi. Tümü http://www.unbf.ca/altiustu adresindeki 100 den fazla makalenin titizce seçiminden oluşan "Teknoloji Kimin Umurunda" kitabı, iş ve gündelik hayatın rutininde gözden kaçmış ya da bizatihi unutmak istediğimiz ayıntılardan; "Türkçe" düşünülememiş, düşünülmüşse de yazılamamış cesurca sorulardan ve bu sorulara yerinde ve tam zamanında verilen yanıtlardan oluşuyor." Teknoloji Kimin Umurunda: Türkiye'de eşine rastlanmamış bir kitap!
.....Seni unutmak adına @ 05-05-2006 13:05
Seni unutmak adına her yoldan geçtim. Geçtiğim her yoldan küçük bir yara aldım. Ve zaman geçtikçe o yaralar büyüyüp birleşmeye başladı. İnanır mısın ayrılığından daha çok acıtıyor unutmak seni. Ben unut dedikçe isyanlar kopuyor yüreğimde. Ne yaptın bana böyle bilmiyorum
Yuvadan ayrılış... @ 05-05-2006 08:04
Gittin ama..... Gelirken pırıl pırıl,bakışlarınla gelmelisin ve mutluluğu asmalısın omuzlarına..Hayatı taşıyacak kadar yürekli olmalı küçücük ellerin...Acıyı bal eylemeyi bilerek gelmelisin ve hesapsızlıkların bile hesabını yapmadan çıkmalısın karşıma..Hayatla başa çıkabilecek kadar sert,en küçük kırılmada parçalanacak kadar yumuşacık bir yürekle gelmelisin bana.. Minicik öykülerinle gelmelisin,bir kedi kadar sessiz bir kaplan kadar yırtıcı olmalısın yola çıktığın anda... Biliyorum ,tutamadım ve yine uzattım galiba.. Aldırma sen tüm isteklerime sakın..Gelirken kendini getir yavrum sadece kendini.. Sevgili yavrum.. Sadece kendini,sadece sen olan kızımı... (babamı cok seviyorum)
Bot,yazlık ayakkabı..Tanrım!! @ 04-05-2006 15:10
Başlığa bakıldığında pek edebi bir mevzu olmadığı apaçık..Hiç sorun değil.. Ruhen çektiğimiz acıları çokca döküyoruz klavyeye nasılsa.. bir de bizim ayaklarımız var, ya onların acıları?? Sorarım sana ey okur,onların acılarına ne diyeceksin??? Şimdi efenim tüm bu işkenceler şehrine göre Nisan ya da Mayıs aylarına tekabül etmektedir. Bu aylarda sıcak havalardan fenalık geçiren o narin ayakcıklar botların himayesinden çıkmak için can atarlar. Pek bi sazandırlar bu konuda,yıllardır her sene aynı şeyi yaşıyor olmalarına rağmen bir türlü akıllanamazlar. Bu ayakcıklar bot ya da çizme den kurtulduklarında günün modasına uygun renkli/topulu/topuksuz/siyah çoğunlukla bej rengi ayakkabıları (ki bunlara "ayakkap" diyen de çoktur) giymeye başlarlar. Böylelikle cicili bicili etekciklerine ayrı bir hava katacaklarıdr bacak kardeşle birlik olup.. Başlar acılarla dolu bir dönem.. Bottan yeni kurtulmuş ayaklar birden ferahlıkla tanışınca yadırgar bu durumu. garibim yadırgamakla kalmaz bir ton acı çeker.. topuk kısmı yara olur,parmakları acır.. faciadır bu yaşanan,felakettir.. Sonrasında bu acıyla yürüyemeyecek hale gelir. netekim yürümek zorundadır bir işi bir okulu bir bilmem nesi vardır.. gitmeliir,düşmelidir yollara, gönül yalınayak gitmek ister şartlar izin vermez.. kalın bir çorap içine topuklara değecek bir biçimde pamuk yerleştirilir. sahip olunan en kaba spor ayakkabı , ya da yeniden bot(!) giyilir. yaralar geçene kadar bu şekilde idare edilir. yaralar geçtikten sonra da korkudan giyilmez bir süre daha ayakkabılar. yazın ortalarına gelinmiştir bu arada parmak arası terlik sezonu gelmiştir çoktan. Şimdi bu kısma gelmeyeyim,daha sonra anlatırım bu konuyu da.. benim gidip pamuk bulmam lazım :S
Düşün(me) süreci !.. @ 04-05-2006 12:52
Gencinden yaşlısına neden herkes futbol konuşuyor bu ülkede ? Neden sevinç gösterilerinde ellere beylik tabancaları alınıyor ? Neden yaşıt erkekler geçmişteki maceralarını göğüslerini gere gere anlatırlar ? Bel altı muhabbetlerine konu olan bayanların, eşlerinin ya da kardeşlerinin cinsinden olduklarını nasıl unuturlar ? Neden hep spor ve oyun siteleri fazla hit almakta ülkemde ? Bir de adult siteler var tabiki..Durum böyle olunca içeriği adult olmayan siteler bile arama motorlarına farklı kayıt yaptırıyorlar.. Peki televizyonlarda neden sürekli aynı programlar bulunmakta ? Gündüz beş para etmeyen kadın programları,akşamları ise ya mafya dizileri ya da komedi dizileri ? Neden aynı şeyleri dayatıyorlar bize ? Biz neden böyleyiz sence ? Yaşam derdi,stres,borçlar felan filan deyip arkasına saklananlar olacaktır.. Bir durup düşünmeyi denediler mi acaba ? -- Bunları düşünmek bana mı düştü ? Düştü tabiki..Bende bir insanım..Yeri geldiğinde bunları da konuşmak lazım değil mi ? Sürekli gerilemeden bahseden insanlar ileri gitmek için neler yapıyorlar.. Cevap veriyorum.. Hiç.. Selametle
Zaman dursun Artık @ 04-05-2006 11:46
Zaman dursun artık Bitsin kapansın bu yara Ya sen ol yanımda yada görmeyeyim gün yüzü Sensiz olmak nedir bilemezsin Nasıl acıtır nasıl kanatır yüreğimi Geceleri yalnızlığımı hissedemezsin Çaresiz kalıp ağlamak Gözyaşlarına boğulmanın acısını bilemezsin Ah bu şarkılar Eskidende bu kadar anlamlı mıydılar? Bir şeyleri anlatamıyorum sanki Ya dinleyenim yok ya da yüreğimin anlatacak hali Bir şeylere takılıp kalıyorum Olur, olmaz şeylere kırılıyorum Güneş doğduğu yerde batmıyor benim için Gözüm ne doğuşunu görüyor nede batışını Deli gibiyim Hayata anlamsız nefes alıp veren Sitemli sözler ve bir iki kadeh belki seni bana yaklaştırıyor Ah birde atınca kendimi kıyılara İşte o zaman o deniz gözlerin vuruyor Su görmemiş sahilime Yufka yürekliyim bilirsin Ne desem dilimde Yüreğim asi değil aslında Bakma böyle sözler söylediğime Sana dediğim her söz benim içimi acıtır Ben çekerim kendi sözlerimin acısını bile Bazen ölünce ya sevemezsem seni diyorum Öylesine korkuyorum ki Ölüm bile acıtmazdı belki bu kadar Seni sevmiyor olsam İçim içime sığmıyor Bağırıp çağırıyorum İsyanlar kopuyor kendi dünyamda Olur olmaz ağlıyorum Gel desem gelemezsin Sesimi duyuramam ki sana Seneler silecek ismimi aklından Ve belki hayatından Hiç giremediğim o hayatından.. Ne olur dursun zaman Ölüm değil korkum Seneler beni yıpratan Beni unutursan eğer Ölüm girmez hayatıma Korkarım yinede Ya ölünce sevemezsem seni Ay Yüzlüm
VENÜS YANSIMASI (İÇ KIPIRDATAN BERRAKLIK-2) @ 04-05-2006 06:00
SÖZ Benim en sevdiğim söz senden duyduğum ben
VENÜS YANSIMASI - 1 @ 04-05-2006 05:29
Bana yazdıransın sen dedim. Evet, içimdeki o bulutlar çözüldü çözülüyor tekrar. Uzun zamandan beri üstümde duran koyu, kopkoyu ve hissetmemi, berraklığı tatmamı engelleyen, beynime set çeken kasvetli bulutlar... Seni ilk gördüğümden beri içimde zaten öncü şoklar başlamıştı. Esas deprem hiç beklemediğim bir anda geldi içime. Hem de önceden kestiremediğim yoğunlukta... İçimde kıpırdananlar bir şeyler söylemişti bana, başta inanmamıştım... İnanasım gelmemişti, böyle bir cevher bulduğuma ve bu cevherin beni zıplatacağını bu kadar yükseğe, bu kadar derinden... Kendi sesim, bana zamanıdır diyormuş da, kendi kendimin haberi yokmuş kendimden... Yakın zamanlara kadar böyle kandırmacalara maruz kalıyordum. Belli bir süre sonra farkına vardığımda üzülmemek ve yıkılmak arasında savaşlar verdirtiyordum içime... Sıkıntı denizinde kulaç bile atamayarak... ... Emindim seni gördüğümde, böyle bir yanılsama yaşamayacağıma... Kendime, kendi içime haksızlık edemem çünkü... Doğruydu ilk andan beri sende hissettiklerim. Hiç veya herhangi bir yönelim almasaydım senden, bu kadar yoğun ve bu kadar içten, bırakacaktım zamana, pişmesi için içimdeki duyguların biraz daha. Kendi yağında kavrulmasını bekleyecektim... Belki... Belki de yakacaktım bilmeden, pişman olarak sonra... ...Ve sen... Ruhunu, güzelliğini, beynini, endamını, bana bakışını, faltaşı ışıltılarını, içini sevdiğim sevgili, öyle büyük bir deprem yaşattın ki bana, ve yaşatıyorsun ki, içimin böyle yerle bir olması hazların en büyüğü şu anda, tadabileceğim... Karşılıklı yeşeren ve yeşerecek olan tüm güzellikler ve tüm renkler adına, içimde en baştan beri yakmış olduğun ateşi, közlenip küllenmeden tekrar canlandırdığın için seni istemek arzusuyla tüm bedenim titriyor... Kurduğun cümlelerle, beynimde şimşekler çaktıran bir sürü iç içe yüz ifadelerinle, ortaya attığın düşüncelerinle, seni izlerken, konforlu bir koltukta, tüm güzelliklere doğru yol alan bir yolcu gibiyim... Ayın aydınlık yüzü gibi tenin, sıcacık gülüşün, o nefis faltaşı pırıltılarıyla bana bakışın, inan, doymakta zorluk çekeceğim, hatta hiç doyamayacağımdan emin olduğum zevkler tattırıyor bana... Ve tattıracak daha çok, eminim... . . . Birini arıyordum hep, benim gibi düşünsün, kullandığı kelimeleri özenle seçsin, canlı olsun, mimikli olsun konuşurken, dinamik olsun hareket ederken, düşünceli olsun, saygılı olsun, aklı başında olsun, karakter sahibi olsun, sevmeyi bilsin, değer bilsin, halden anlasın, kendine yetebilsin, güzel kahkaha atsın, güzel yürüsün, aklını kullanmayı bilsin, sahip olduklarının farkında olsun, güler yüzlü olsun, hisli olsun, hissettirmesini bilsin, hissetmeyi bilsin, aldığını verebilsin, bilgi ve kültür sahibi olsun, sevecen olsun, şirin olsun, nerede nasıl davranması gerektiğini bilsin, sözünün hep arkasında olsun, içten olsun, beni sevmesini bilsin, dişi olsun, mantıklı olsun, ruhu derin olsun, beyni heyecanlı olsun... Ancak bu özellikler birebir uyum sağlayabilirdi bana, benim şifreme ancak bu özellikler kümesi uyabilirdi... Hepsi, hiç eksiksiz, belki de daha fazlası katılarak tüm olumsuz yönlerini de bertaraf edip dünyama kabul edebileceğim bir cisim, bir suret, bir beden vardı, ama kim olduğunu, nerede olduğunu, bana olan mesafesini bilmiyordum, hiçbir fikrim yoktu... Ta ki, seni tanıyana kadar... Tüm saydığım özellikleri hiç eksiksiz, tastamam ve aradığım versiyonlarda sende buldum... Düşünsene bir heyecanımı!... Beni nasıl tamamlayacağını bir düşünsene! İçimde kıpırdananların neler olduğunu bir canlandırsana beyninde! Bir bak bakalım yine, bak tekrar neyi bulup da bu kadar sevindiğimi, coşkulandığımı, büyük fırtınaların estiğini içimde... YOUR MY VENUS, YOUR MY FIRE, YO
Miş gibi.. @ 04-05-2006 04:45
Öldürme beni,katil olma boşyere..Kırdırma kanadımı. Can çekişmeye zorlama bedenimi..Sessiz bir gece. Bitmek üzere tüm yakarışlar,sular seller gibi aşığım oysa ben. İsmini cismini betimleyemediğim masallar var bir de.. bir çocuk sesi eşliğinde böyle cümleler kurmak da ne manasız mış. hayata tutunma ihtiyacı hissediyor insan birden bire. çocuk sesi, gülümseyişi o kadar güzel ki.. Yarına dair yitirilen tüm umutlar yeşeriyor bir anda.. zorlamamak lazım kelimeleri. boşlamak lazım hepten. kendini terketmiş gibi yapıp sahip çıkmalı.. Yalnızlık kötü be.. Kendinle kalmak da kötü. Kötü kere kötü eşittir yalnızlık. Ben hiç bilmiyormuşum demekki bu yalnızlığı.. Üç ya da dört saatttir aynı şarkı dönüyor. Duymuyorum bile artık. Sessiz bir gece.. Şşşştt..İçeriden bir ses tam bu esnada, " o müziği kapatsak nasıl olur artık?" kapatılır müzik.. Susulur... "dedim ya bitti diye." miş gibi yapınca acım diner mi sence ?
Nice Yıllara @ 04-05-2006 01:49
Seni sen olduğun için sevmiştim Mükemmeldin gözümde. Eşin benzerin yoktu. Yanıltmazdın hiç beni, Seninleyken senden hep emindim. Aşığındım senin, Küçük yüreğimde ki büyük yerinden habersiz Hayrandım sana... Her hareketin örnek olmuştu bana. Asiydim en çokta kendime keserdim hesap... Bana yaşadıklarımdan acı çekmemem gerektiğini öğreten sendin. Anını yaşa derdin gelmeyecek geçen zaman geri diye eklerdin. Öylesine masum öylesine güzeldin ki tüm evren boştu senin güzelliğinin yanında. Bilmem belki gözüm kördü seni öyle gördüm. Yanımda bulduğum huzuru tatmamıştım hiç daha önce Çoğu kez konuşamadım sustum, Sandın ki ilgisiz kaldım sana. Gözümün gözüne değmediğini gördüğün her zaman sendeydi oysaki gözüm. Nefesim kesilirdi bakışların değse gözlerime. Sana aşık sana hayran sana tutkundum ben. Ne elini tuttum nede bir kez olsun başımı yasladım göğsüne... Sen tek sırrımdın benim herkesten sakladığım.. Anlatamadım seni kimseye Mahremimdin belki de Öleceğimi bilmek bile bu kadar acıtmazdı yüreğimi. Bana yazdığın tek bir satır umudum olmuştu. İnandım sana Yüreğinle yazdın sandım. Dünyaları veripte binlerce satır yazdırmanı yüreğinle oturup ta iki satır yazmana değişmezdim. Yürekli ol sevdiğim. Kaleminle çal yürekleri başkalarının sevdiklerine yazdıklarıyla değil. Seveceksen tam sev ya da çek git girme dünyasına seni sevenin. Nice yıllara sevdiğim. Nice yıllara
Güneşim(din) @ 03-05-2006 12:27
Bir güneş doğdu dünyama Karanlığımı bastıran bir tatlı tebessümü yüreğime salan Öylesine deliyim hesapsızca bu yolda yürüyecek kadar Bilinmeyenlerim sanki bir bir kaybediyor gizemini Tuhaftan öte bir şey bu Garipte değil sanki Yaşanacak bir sevda var ortada Delicesine düşünmeden yarını Belkiler, keşkeler, pişmanlıklar uzağımda Hissediyor duyuyorum aldığın nefesin içime verdiği huzuru Sana dair başlıyor satırlarım Ve sevdana dair bitiyor. Hiç böyle olmamıştı gökyüzü Böylesine mavi böylesine güzel Gülüşlerinin ardında saklı sevdan Benimse yüreğimde Söylenecek sözler boğazıma düğümlü Sevdamız gibi kördüğüm Çıkmazlar değil engel olan Gururumuz belki yolumuza çıkan Sende sır gibi saklı sözler Bendeyse görünmeyen gülüşlerim kadar uzak Eğer sende bir gün hissedersen gökyüzünün mavisini benim gibi delice İşte o zaman tek sözün yeter "bende varım"....
Gizli Öznem @ 02-05-2006 14:05
Bir sevda yüklenmiş yüreğime Gün geçtikçe ağırlaşıyor
Ne olur Güneş bugün batma!!! @ 02-05-2006 00:51
Ne olur güneş bugün batma! Gücüm yok geceye direnmeye. Korkuyorum gecenin o soğuk ayazında. Yüreğimde ayrılık acısı, Dilimde çaresizliğin şarkısı
Keşke @ 01-05-2006 19:13
Bir an gelir.. Tutmak istersin gözyaşlarını.. 'Düşmesinler' dersin.. Şu an düşmesini istemediğin yaşlar bir süre sonra kalbine saplanan oklara dönüşür.. 'Keşke' demek istemiyorum dersin.. Lakin her hayatta 'keşke'ler vardır.. Ve daima olacaktır.. Tekrar tekrar tekrarlıyorum.. 'Keşke bunlar olmasaydı..' Ama sesimi duyan olmuyor.. Duyması gerekenler zamanında duysalardı bu sözlerimi,o zaman gözyaşı dökerlerdi.. Şimdi kalplerine saplanan okları çıkarmaya çalışmazlardı..
sevgini de al... @ 01-05-2006 14:37
anla beni sevgilim... kal... hoşçakal... bugünlerin yarınları var gidiyorum ben sen hoşçakal... ne oldu da sabah sabah, bi şeyler oldu gene... içimde bişiyler oynadı yerinden... artık sabaha kadar oturup şarap içmekten midir, yoksa kalabalık bir gecenin ardında yalnız kalıp efkarlanmaktan mıdır... ya da... nedendir bilmem işte... aslında beni korlaşmış demir sandalyelere oturtmalı... ne gereksiz sıkıntılar aniden içime nüfuz etmekteler... daha yarım saat olmadı ki sevgilimi uykuya uğurlayalı... ne de mutluydum ben... şimdi mutsuz muyum ki? "saçmalama öske" diilsin tabi ki... pazartesi bugün bütün suç onun hem... gece olunca gene herşey güzel olucak, hiç meraklanma... güneşin doğuşunun bendeki karşılığı işe gitmek olduğundan bütün bu huysuzluğum... bi de tabi ki etkisi vardır yalnız oturmanın, ve dakikaların ışık hızıyla geçmesinin bi de fonda çalan şarkının... ne yaparım senden sonra acımadan geçer yıllar zamanla yalnızlık başlar yola çıkar pişmanlıklar... neyse... ne diyodum... demir sandalyenin kor halinden başka... haa evet o sandalyeye alttan ateş de verilsin, çıplak da oturiim... evet günaydın...
bu şehrin sokakları @ 29-04-2006 20:15
ruhumu temizlemek için sokaklarında gezdim şehrin kederli sokak lambaları ağlıyordu evlerin karanlığına ıssızlık ötüyordu bir yandan, kartonla kapanmış bir pencereden bakakaldım köşe başındaki nasır tutmuş ayakların çıplaklığına yaşlı elleri öyle saf açılmıştı ki yürüyenlerin zenginliğine ruhumu temizlemek için sokaklarında gezdim şehrin tanıdık kaldırımların asık suratlarını farkettim aynı yolun yolcusu kırışmış suratlı kahramanları keşfettim sevgilerini anlamaya çalıştım aşıkların kenetlenmiş ellerinden oysa hissetim aşkı yuvasını yapmak için didinen güvercinde ruhumu temizlemek için sokaklarında gezdim şehrin güneşimi kaybettim her adımda karanlığa çoktan küsmüş ay dede ruhumu temizlemek için sokaklarında gezdim şehrin yaşlı mekteb-i sultani citè de pera kule dibi... 11kasım 2005 cuma 16:38
Türk sinemasına destek olalım mı ?! @ 29-04-2006 20:04
" Türk sinemasına destek olalım " lafı hakkında birşeyler söylemek istiyorum . Bugüne kadar sırf türk sinemasına destek olayım diye bende birçok filme gittim, bir süre sonra sırf sinemaya destek olayım diye filmlere gitmenin kendi ruh halime büyük bir işkence olduğunun farkına varıp filmlere gitmekten vazgeçtim, gittiğim filmlerin aralarında eğlenceli olanlarda vardı ama özellikle komedi türü dışındaki filmler nerdeyse bir işkence diye nitelendirilebilirdi, bu sıralarda sinemanın bir sektör olduğunu ve bu sektöre destek olmanın aslında bu sektörden para kazanan oyuncu , yapımcı , yönetmen, ve bu işten para kazanan her kim varsa onlara destek olmak anlamına geldiğini fakettim , eğer bir yapımcı olsam filmimin sırf destek olmak adına bile yüzbinlerce kişi tarafından izlenebileceğini düşünür ve filmi daha güzelleştirmek yerine sunumunu çarpıcılaştırmak için uğraşırdım, belkide son zamanlarda türk sinema sektöründeki şahane fragmanların arkasından çıkan çürük elmalar bu düşüncenin eseridir, Kısaca şunu demek istiyorum , bir sektöre körü körüne destek olmak o sektörü olduğundan daha iyi yapmaz, hatta başarısız yönetmen ve oyuncuların para kazanmasını sağlar, sinemadaki doğal sirkülasyon sonucu oluşacak gelişimi önler. Sinema dünyada milyar dolarların döndüğü çok ciddi bir gelir kapısı , Türk yapımcılar da artık sinemadan büyük paralar kazanılabileceğinin farkında , bu durumda biz destek olmasak bile yinede filmler çekilecektir, hatta muhtemelen daha iyi filmler çekilir, eğer şu anki sektörün içindeki elemanlar daha iyisini yapacak yeteneğe sahip değilse bu kişiler yerlerini daha iyisini yapabilecek kişilere bırakırlar, sektör daha iyi yerlere gelir , eğer biryerde para kazanılabilecek birşeyler varsa ve kimse yoksa orası en iyiler tarafından derhal doldurulur , biz sırf destek olmak için kötü filmlere gitmesek türk sinema sektörü göçmez , hatta zayıf elemanlar yerlerini güçlülere bırakacğı için daha da güçlenir. Acaba destek olmak isterken köstek mi oluyoruz ?!
Kürşat "Başar"dı Merush başaramadı.. @ 29-04-2006 15:28
Elimde kitap.. Kokusu içime çekilmiş. Kalbe inen yollar bir bir açılmış. Dünya küçülmüş ufacık kalmış hayaller.. Bir sana bir bana baka baka ilerleyelim Kürşat Başar... Siz ne isterseniz düşünün, ben yalanları severim. Hayalleri, düşleri, kimseye zararı olmayan yalanları..İnsan işte böyle bir evin içinde oturup bunca yıldan sonra yalnız gerçekleri düşünse ancak hayatının neden bu denli uzun olduğuna şaşabilir.. Canı sıkılır. Hem kim bu hayatın bir rüya değil de gerçek olduğunu söyleyebilir ki? s.12 Yalan değil belki de en sevdiğimiz güzelliklerdir. Kılıf uydurmalardır.. Bir kalıba sığamama isteğidir.. Ben oldum olası sığamadım zaten. Ben o gün anladım ki, iki insanın bedenleri birbirine değdiği zaman ya hemen tutuşan ve sonra sönen saman alevi gibi geçici bir zevk verir ya da ikinizin arasında hiç anlayamayacağınız sonsuz bir bağ kurulur. Sanki bir başkasına, bir yabancıya içinize girmesi, kimsenin gözle görüp elle tutamadığı cisimleşmemiş benliğinize dokunması, orada pervasızca gezip dolaşması için elinizde olmadan izin vermiş olursunuz. Sanki ne sizin ne de bir başkasının asla bilmediği incecik bir aralıktan geçip o gizli bahçeye girersiniz. s.198 Sanki dokunmak dünyanın en temel olgusu.. Dokunmak bir yanıttı.. Yanında olması,nefes aldığı bilmek.. Dünyanın merkezi yapmak onu.. Bir an bile gitmesin yanından diye kapayamazsın gözlerini.. Alevdir,saman alevi.. Geçer bu hislerin hepsi. Bağlı kalırsın sonra,gidemezsin yine de.. Aşktır,geçer. Sevdadır,gidemezsin.. Ne garip..Birini anlatmak için, birini tanımlamak için, birinin kim olduğunu çizebilmek için sözcükleri kullanıyoruz. Oysa onları asıl oluşturan şeyin sözcüklerle anlatılması imkansız anlar olduğunu bilmiyoruz. s.344 Sessiz kalışlarını bilmiyoruz,yalnızlık hallerini.. İç geçirmelerini. İfade edilemeyecek denli güzel oluşu ya da tarifi mümkün olmayan hisleri yaşadığımızı.. Anlatmamak en güzeli.. susmak onunla,geçmesini beklemek.. ...oldum olası gerçekleri sevmedim. Hayatın gerçeği. Başkalarının gerçeği. Ama benim değil. s. 449 Sevmiyorum evet! Sevemiyorum..! Teşekkür ederim Kürşat Başar.. Bu sabahıma dokunduğun için.. Anlatamayacağım hislere gark oldum.. en güzeli bu Fonda Vega; Bu sabahların bir anlamı olmalı... Hayret :)
Baba @ 28-04-2006 14:05
17 ağustos 1999 istanbul, deprem sabahı babasının cesedi başında bir çocuğun babası ile konuşması.. . baba bak! o görünen annemin eli senin aldığın yüzükten belli kardeşlerimi düşünme onlar şu anda parktadır belki oyuncak helikopter alamamıştın ya hani alma artık istemem bak! onlarca helikopter hem hepsi de sahici kıpırdat gözlerini konuş benimle baba "elle gelen düğün bayram" derdinya hep bu nasıl düğün, bu nasıl bayram neden yerde yatıyor teyzen, halam, dayım , amcam? ne olur bir şeyler söyle konuş benimle hadi benim aslan babam... istemezsen bu sene okula da gitmem eğer gidersem geçen seneki idare eder, yeni önlük de istemem bir kerecik "oğlum" de yeter. bacaklarında kan var kırıldımı yoksa?! hemen alçıya alsınlar duyuyor musun geliyor ambulanslar... sen iyileşinceye kadar ben su satar, simit satar size bakarım; annemin çamaşır ipleri yine kopmuş sen üzülme ben takarım!.. daha dün senin kocaman adamındım; berbere götürecektin hani, uzadığı için saçlarım... "yavrum" de okşa saçlarımı, öp yanaklarımı babacığım ne olursun!.. hadi kalk sen de bağır, sen de çağır her taraf yanıyor cayır cayır " erkekler ağlamaz" dersin ama ağlamak istiyorsan ağla vallahi kimseye söylemem baba gözlerine toz dolmuş silsene baba! baba!!! baba!.. baba!.. yoksa baba!... babaaaaaaaaaaaaaaa!!!!! okuduğumda ağLadım.içinde bu keLimenin geçtiği tüm yazıLarda aĞLadığım gibi.hassasım bu konuda!söyLemeyi o kadar özLedim ki!!!! BiLiyorum yine kızıyosun bana!her gece kızdığın gibi.Ama sensiz günler geçmiyo ki.bırakıp gittiğinden beri üşüyorum.özLedim ben seni..hiç özLemediğim kadar çok çok çok çoooookkkkkk. sensizLik o kadar zormuş ki..ben böyle hayaL etmemiştim.herşey sensiz o kadar tatsız ki.yaşamak biLe anLamsız geLiyo bana! dönmiyceni kendime yediremiyorum!oLmamaLıydı böyLe.tutamadım verdiğim sözLeri de zaten! neLer değişti bir biLsen... seninLe birLikte oLsaydı bu değişikLikLer.. suLugözLü kızın yine aştı oLayı!titriyorum BABA ÖZÜR DİLERİM. BABA:"(
"Küçük bir öykü bu... @ 28-04-2006 14:05
Herkesin başından geçen...." Bir zamanlar gözleri koskocaman bir bebek dünyaya gelmiş. O kadar kocamanmış ki gözleri içine bir dünya sığarmış. Kanadı olsa uçacak,öylesine alelade, her an gidecek gibi tedirgin bir insan olmuş.. Sabit kalamamış yerinde.. Tutmamışlar hiçbir yerde,tutunamamış..Önce annesi terketmiş onu.. Babası..Kız kardeşi.. Sevilmezmiş gibi hiç.. Nefret edilsiceymiş gibi.. En ufak sevgi kırıntılarını büyütmüş kocaman etmiş aynen gözleri gibi. Sığdırmış dünyasını içine.. Kaybolacak bir dünya yaratmış kendine.. Aldanmış kendine.. Kendine masallar anlatmış,senaryolar çizmiş.Zamansızlık engel olmuş herşeye. ufacık bir zamana tüm dünyayı karıştırdığı için,herşeyı yaşamak istediği için dolanmış olaylar birbirine.. Günün birinde... güm... dipteyiz. ! ---senin ne işin var burada ? ==asıl senin? .....................
dağların arkasından geldiler @ 28-04-2006 01:26
buram buram ot kokularının arasına karışıveren gidip de uzaklardan geri gelen kötülükleri barındıran fena insanlardı onlar. geldiler dağların arkasından bakmadan sormadan sorgulamadan incecik bedenleri indiriverdiler bir bir toprağa. Toprak ananın koynuna sokuverdiler analarından koparıp. Kan var kara mı beyaz mı bilinmez ama keskin kokusudur onu kan yapan. Geldiler dağlardan inlerinden gizli saklılarından. İncecik fidanları kırdılar boyunlarından. Kan damladıkça kalplerinden fidanların içim titredi damladı yaş terledi eller alevlendi yüreğim. Kan dağlar geldiler fidan ince ben hava ve mis kokulu otlar. Şahit yok şahit herkes. Kimbilir belki sen!
Yanlış hayal,yanlış şehir !.. @ 27-04-2006 18:32
Yıllar sonra gittim o kahveye.. Tanıdık yüzler aradım içeriye girerken.. Bir tek çaycı tanıdık geldi.. Şaşırdı beni görünce.. 'Hoşgeldin abim' dedi elimi sıkarken.. 'Nerelerdeydin?' demeden sordum,'Bizimkilerden kimse kaldı mı buralarda?'.. 'Hüseyin abi buradaydı az önce..Eve gidip gelecekmiş..Bekle istersen' dedi.. Lise sonda ilk defa geldiğimizde oturduğumuz masaya oturdum.. İlk üniversite planlarını burada yapmıştık.. Masanın üzerindeki yazılara baktım.. Senin adını gördüm..Elimi sürdüm biraz,anılarım gibi canlanır oldu.. Tam yazının yanına çayı getirdi Ahmet.. Teşekkür ederken sesim titret gibi oldu.. 'Bir şeyin mi var abim?' dedi.. 'Yok bir şeyim' dedim.. Aslında çok şeyim vardı.. Söyleyemediklerim,yapamadıklarım..Her zaman dert oluyordu içime.. Belki seni görürüm diye gelmiştim.. Bir,iki,üç derken koca demliğin bittiğini söyledi Ahmet.. 'Abi yeni demliyorum.Beklersen taze taze içersin' dedi.. Bense senin olduğun bir hayale dalmıştım.. Usulca kafa salladım 'evet' dercesine.. Ardından kahvenin kapısı açıldı.. İçeri girenin Hüseyin olduğunu çaycı gösterince farkettim.. Masama doğru gelirken garipti bakışları.. Sandalyeyi çekti..'Selam' bile demeden bir tane çay istedi.. 'Hangi rüzgar attı seni buralara?' dedi.. Benim ise cevabım 'Sana da selam Hüseyin' oldu.. Kendimden bahsetmedim hiç.. Sadece dinledim.. Hüseyin anlattı..Ben ise dinledim.. Dinlerken yine sen vardın aklımda.. Lise yıllarından geriye kalan, Sadece beyaz saçlı bir Hüseyin,masanın üstündeki adın ve hayalindi.. Seni sormak istedim.. Tuttum kendimi.. Hüseyin'in de seni sevdiğini anımsadım birden.. Sustum.. Susmam gerektiğini hissettim.. Saate baktım çaktırmadan.. Beş dakika geri olan saatim 16:30'u gösteriyordu.. Gitmem gerekiyordu..Sensiz bu kentten ayrılmam gerekiyordu artık.. 'Karşılaştığıma sevindim' dedik birbirimize.. Hesabı ödedim ve geldiğim kapıdan çıktım.. Çaycı geldi arkamdan.. 'Abi' dedi 'Abi sana bir şey söylemem gerekiyor'.. 'Söyle Ahmet dedim'.. 'Abi seninki evlendi' dedi.. Tahmin edebiliyordum evlendiğini.. 'Allah mesut etsin Ahmet ne diyeyim?' dedim.. 'Abi o Hüseyin'le evlendi' dediği anda yıkıldım.. Sen ondan nefret ederdin.. Tansiyonum yükselmişti yine.. Farkettirmek istemedim Ahmet'e.. Yine dedim..'Allah mesut etsin' diye.. Çok değişmişti şehir.. Top oynadığımız alana beş katlı bir bina dikmişlerdi.. Sahile bakan lüks restoranın yerinde ise ne sattığını anlayamadığım bir mağaza vardı.. İçeride ne var diye girdim..Bütçemi sarsacağını anladığım ev eşyaları satılıyordu.. Tam geri çıkacaktım.. 'Yardımcı olabilir miyim?' diyen bir kız sesi duydum.. Arkamı göndüm..Şaşırdım birden.. Çünkü tam sana benziyordu.. Şaşkın şaşkın bakıyordum kıza..Ağzımı bile açamadım.. Kız tekrar sordu.. 'Bir şey mi aradınız? Size yardımcı olmak isterim'.. Tam o sıra ikinci bir ses duyuldu arkadan.. 'Kızım beyfendi ne istiyormuş ?'.. Yüzüne bakmak istedim,cesaret edemedim.. Halbuki çok şey düşünerek gelmiştim buraya.. Yüzüne bakmaya cesaret bulamamıştım ama gelmeye cesaretim vardı.. Arkama bakmadan çıktım.. Yokuştan inen taksiye el kaldırdım.. 'Ayhan sen misin ?' 'Ayhan lütfen bana bak' dedin.. Sana döndüm..Bakışlarının hiç değişmediğini farkettim.. 'Ayhan hangi rüzgar attı seni buralara?' dedin.. Cebime özenle sakladığım paketi çıkardım.. Sana uzattım.. 'Sonra aç' dedim ve taksiye bindim.. Ne tepki verdin bilmiyordum..Bilmek de istemiyordum.. Zamanında bana verdiğin saç tokasını tekrar sana geri veriyordum.. Aklımda bunu vereceğim zaman 'evlenme teklifi ederim belki' cümlesi vardı.. Evlenme teklifi edileceği zaman yüzük uzatılırdı.. Ama sen, 'yıllar sonra eğer evlenirsek bu tokayı bana ver' demiştin.. Şimdi o toka kızına emanet.. Umarım kızın seveceği adamı doğru seçer.. Ben seni doğru seçtiğimi sanarken,hayallerimi yanlış şehirde kurduğumu farkettim..
Prison Break @ 27-04-2006 18:19
Bu isim film izlemeyi seven , div-x arşivleri oluşturanlara tanıdık gelmiş olabilir ama birkaç gün öncesine kadar benim için sadece bilgisayarımda lüzumsuz yer kapladığını düşündüğüm bir klasörün ismi idi, evet pek dizi seyretme alışkanlığım yoktur, hatta tüm tanıdıklarımın heyecanla seyrettikleri LOST u beğenmediğimi söyleyip sinema sohbetlerinden dışlandığımdan beri pek yeni çıkan yapımlarla ilişkim olmadı.Bu ise bir arkadaşımın mutlaka seyretmelisin diye verdiği 15 bölümlük bir dizinin adı idi , her biri 45 er dakika olan bu 15 bölümlük diziyi ancak yapacak hiçbirşey bulamadığım bir anda izliyebileceğimi düşündüğüm için öylesine bırakmıştım , ama bir iki gün önce can sıkıntısının verdiği gaflet ile dizinin ilk bölümünü açınca tüm düşüncelerim değişti, basit bir dövmeci dükkanında anlaşılmaz ve sıkıcı bir hikayenin başlangıcı gibi duran sahneler meğer muhteşem bir hapisten kaçış hikayesinin ilk sahneleriymiş, henüz izlememiş olanlar için konusundan bahsetmek istemiyorum , ama biraz ipucu heyecen verebilir, adamımız micahel abisi haksız yere hapse atılmış bir yapı mühendisi , kendi dizayn ettiği hapisanaden abisini kaçırmak için bir banka soyma numarası ile içeri girer ve plannını uygulamaya başlar ama işler pek istediği gibi gitmez herşeye rağmen o karşısına çıkacabilecek tüm sorunlarla başedebilecek kadar zeki bir adamdır. İşi gücü bırakıp 15 bölümü bir solukta izledim, sizin de benim gibi işiniz başınızdan aştığı halde canınınz hiçbirşey yapmak istemiyorsa buyrun izleyin. Dizinin kurgusu , müzikleri , izleyiciyi aptal yerine koymayan muhteşem senaryosu ile şimdiye kadar izlediim en iyi dizi , ( şimdiye kadar kaç tane dizi izlediysem artık :D
ah be abi @ 27-04-2006 15:02
nefret edilmeyi haketmedim ben gelecek kurmak istediğin kişi sevgi dolu biri mi yoksa raz mı laflarını da haketmedim kendimi avrupa birliğine girme sürecinde türkiye gibi hissediyorum 3 sene bekle sonra belki 3 sene içinde hayatımın ne halde olacağı (sürdüğü varsayılırsa tabi) ne malum ben gene deli gibi ağlayıp nasır tutacağım beklemek böyle yapılıyor ama kötü bi niyeti olmadığını biliyorum sadece fikirlerinin gerçekten onun olduğundan emin olmalı çünkü bir tek lafını duymadım altına imza attığı ben baba parasıyla yurt dışına çıktı 3 sene kaldı sonra geri geldi demeyi kendime yediremiyorum diyor bak işte mesela burda çok büyük bi baba imzası var altta ya 3 sene okudun da 3. sınıfta mısın sen? hayır hukuk okumaya gittin 2 sene kaldın okul değiştirdin baba parasıyla yurtdışında bi kere başarısız olmuş haldesin işte ve ben bunları sana söyleyemiyorum bile elini tuttuğumda bırakmak istemiyor oluşun tutarken utanışını gizlemiyor ileride bir gün dönüp bunlara gülersem kendime baya bi şaşırırım şimdilik ve bunu takip eden donmuşluk sürecimde I shall interact with people only if the need arises
Sil baştan 2 !.. @ 27-04-2006 02:38
Selin teklifin şokundaydı hala..Yemek yerken gülücüklerinin ardına saklıyordu hislerini..Yemek bitmek üzereydi..Anıl'dan izin istedi ve lavaboya gitti.. Hemen telefonuna sarıldı..Ev arkadaşını aramak istedi ilk önce..Numarayı çevirdi ve beklemeye başladı..İçinden 'hadi aç artık' diyordu..'Acaba uyudu mu ?' diye düşündü.. Uzun uzun çaldırdı,tam telefonu kapatacaktı Buse açtı telefonu..Tahmininde yanılmamıştı,Buse'nin sesi uykulu geliyordu..'Efendim Selin?' dedi.. Selin çok heyecanlıydı..Cümle kurmaya çalışıyordu..Ama başarılı olduğu söylenemezdi..Buse hiçbir şey anlamamıştı..'Selin biraz sakin ol tatlım.Tek tek anlat..Ne oldu ?' Selin'in kendine hakim olamıyordu..En başarılı cümlesi 'En iyisi eve gelince anlatayım' oldu..Telefonu kapattılar..Buse meraklanmaya başlamıştı.. Selin makyajını tazeledi ve masasına döndü..Anıl'ın elinde de telefon vardı..Selin'i görünce hemen cebine koydu..Telaşlı görünüyordu.. Ayağa kalktı,sandalyeyi tuttu..'Teşekkür ederim' dedi Selin..Anıl otururken 'önemli değil' dedi kısık sesle.. Selin Anıl'ın bu kadar kibar bir erkek olacağını tahmin bile edememişti..Bundan önceki ilişkilerinde hiç kimse böyle davranmamıştı ona.. Yemekleri bitti..Bir el hareketiyle hesabı istedi Anıl..Selin'de katkıda bulunmak istedi hesaba..Ama Anıl kabul etmedi.. Elini ceketinin cebine attı,deri cüzdanını çıkardı..Uzaktan bakınca çok kalın ve içi para dolu bir cüzdana benziyordu.. Hesabı ödedi ve paranın üstünü bahşiş olarak bıraktı..Selin, bahşiş olarak bırakılamayacağını düşünüyordu..Garson teşekkür ederek kapıya kadar eşlik etti çifte.. Anıl,Selin'in binmesi için kapısını açtıktan sonra kendi de şoför koltuğuna bindi..Hafif müzik eşliğinde yola koyuldular.. Selin'in aklında bir sürü düşünce vardı..Anıl bir şeyler diyordu..Selin ise hiç anlamadan hafifçe onaylıyordu.. Selin'in evinin önüne geldiklerinde hava iyice kararmıştı..Orta halli bir mahallede oturuyordu Selin..Apartmanın kapısına gelmeden Anıl'a oturduğu dairenin penceresini gösterdi.. Penceredeki ışığı görünce şaşırdı Anıl..'Kim var evde?' demekten kendini alamadı..Cevabını beklerken,ne kadar yanlış anlaşılabilecek bir cümle olduğunu farketti ve ekledi; 'Sakın yanlış anlama.Ben sadece merak ettim.Yalnız yaşadığını sanıyordum' dedi.. Selin hafif bir gülümsedikten sonra,'Ev arkadaşımla beraber yaşıyorum.Adı buse'..'İstersen yukarı gelebilirsin.Hem kahve içeriz hem de ev arkadaşımla tanışmış olursunuz' dedi..Anıl ise ; 'Başka zaman inşallah..Bu saatte eve gelmek doğru bir davranış olmaz.Komşularınız yanlış anlayabilir' dedi.. Evlenme teklifi etmişti..Ama,böyle bir davranışın yanlış olacağını düşündü..Selin ise anlayışla karşıladı.. Apartmanın kapısı açıldı..Selin,'Sonra görüşürüz Anıl' dedi..'Tabi ki görüşürüz.İyi geceler' dedi arabasına doğru yöneldi.. Telefonu çalıyordu..Arayan iş arkadaşıydı..Arabaya binmeden bir süre konuştular..Görüşme bittiğinde yavaşça arabasının kapısını açtı..Pencereyi açtı ve bir sigara yaktı.. O sıra Buse ve Selin pencereye geçmişlerdi..Selin Anıl'ı göstererek,'İşte o' dedi sadece..Sokağın lambaları fazla aydınlatmıyordu..Arabanın içindeki ışık yardımıyla görmeye çalıştı Anıl'ı.. Başarılı olamadı haliyle..Arabayı çalıştırdı Anıl ve gözden kayboldu..
Öyleydi işte... @ 26-04-2006 17:47
Her attığım adımda biraz daha boşluğa düşüyordum. Yürüdüm. Yürüdüm. Bakışlarım adımlarımı takip ediyordu. Başka bir yere bakmanın korkusuydu belki de içimdeki. Birisini görmek. Birisiyle karşılaşmak. Eskilerden bir görüntünün çıkagelmesi. Ya da asıl istediğim buydu. Tanıdık birşeyler. Yoktu. Yıllar tanıdık simaları dört yana savurmuştu belli. Ben aynılığını yitirmeyen sokaklardaydım. Yürüdüm. Yürüdüm. Ellerim ceplerimdeydi. Soğuktan yumruk yapmıştım. Isınmak için sıcak bir nefes yeterdi. Yoktu. Zaman diriliğini yitirenlere dostça davranmıyordu. Birzamanların kalabalığından saklanmak için gittiğim dağbaşlarından hoyratça kullanılmış anılarım yuvarlanıyordu üzerime. Ellerimden tutan biri olsaydı içim ısınırdı. Üşümezdim. Yalnızlık bir kıştı dinmeyen. Gri rengi hep üzerimde. Yürüdüm. Yürüdüm. Kış içimde yanıyordu. Öylece çöktüm bir kaldırım köşesine. Umuda sımsıkı sarılmanın ürperten aldanışına mı tanık oluyordum? Yılmayacaktım. Yılmayacaktım. Ben kışta ölen ağaçlar gibi susmayacaktım. Yapraklarım hiç sararmayacak, yıllar bedenimi yıpratmayacaktı. Diri, dipdiri karşı koymak rüzgara. Titriyordum. Kar yağıyordu üzerime. Bir tebessümün esirgenişiydi üşümek. Ellerim ceplerimde. Öylece kalakaldım. Şimdi... çağırsam gelir misiniz?Dost bildiklerim, çağırsam gelir misiniz? Kimi istanbul
İnternet ve Google @ 26-04-2006 03:35
Aslında bizim ülkemizdeki gibi yaptığı/yaptırdığı sitenin google gibi meşhur bir arama motorunda üstte çıkmasını isteyen insanlar her ülkede vardır ama bizdeki örnekler daha ilginç, sizin yaşadığınıza benzer (yada benzemesde ortak bir problemden kaynaklanan) olaylar benim de başımdan geçti. Birzamanlar çalıştığım firmanın farklı şehirlerden birindeki bir bayisinde teknik eğitim vermek için bulunuyordum, bayideki sekreter kız firmamızın ürünlerini internetten nasıl inceleyebileceğini sordu, bende doğal olarak firmanın web adresini verdim , fakat bana itiraz etti ve verdiğim adreste ürünler ile ilgili bir bilgi bulunmadığını ama kendisinin başka bir siteden bu bilgilerin tamamını bulduğunu söyledi , bizim ürünlerimizi tanıtan sitenin hangi site olduğunu öğrenmek için monitöre baktım , bizim site açıktı ?! kız buraya nasıl geldiğini anlatmaya başladı , doğal olarak adres satırına ilk yazdığı kelime google dı burdan arama yapıp yine bizim siteyi bulmuş ama buraya google dan geldiği için bu sitenin bizim olması onun için birşey ifade etmemişti. Sonuçta onun için tek bir site vardı ve o da google idi arama sonuçlarından bizim linkimize tıklayıp google dan çok farklı bir siteye gelmiş olduğunun bile farkında değildi. Bulduğu içeriğin google da olduğunu düşünüyordu. Başka bir zamanda başka bir yerde bir dost muhabbeti için gittiğim arkadaşımın dükkanına gitmiştim , doğal olarak konu onun bilgisayarına geldi (biz bilgisayarcıların kaderi bu sanırım , kimse bizimle içinde bilgisayar geçmeyen bir sohbet yapmak istemez , nedense ?! ) bilgisayarına daha önce kurulmuş bir web blocker programının çalışmadığını ve programı kendisi için ayarlamamı istedi, daha önce görmemiştim ama basit bir programdı , görev çubuğunda saatin yanında çalışarak istenmyen bir siteye girildiğinde erişimi engelliyordu , programı çözünce arkadaşıma hangi siteleri engellemek istediğini sordum , "hepsi, sadece google a girsin " dedi , ?! kendisine googleın bir arama motoru olduğunu , arama sonuçlarının farklı sitelere yönlendiğini , ve eğer tüm siteleri yasaklarsam googleın da bir işe yaramayacağını anlatmaya çalıştım ama sanırım başarılı olamadım , ayarlar onun istediği şekilde yapıldı, sonuçta her türlü aramayı yapabileceği ama arama sonuçlarıda gelen siteleri asla göremiyeceği bir bilgisayara sahip oldu . Ama ne farkeder ki zaten onun için önemli olan sadece google a girmekti :D Bütün bu olaylardan şu sonucu çıkardım ki ülkemiz insanı için google sadece bir arama motoru değildi, çok daha önemli içinde bütün bilgileri saklayan bir kütüphaneydi, peki neden böyleydi , acaba yıllarca internet kelimesini sadece chat kelimesiyle ilintilendirmiş geniş bir kullanıcı topluluğuna sahip olduğumuz için olabilir mi ?!
Bilgilendirme @ 25-04-2006 13:15
Sevgili ahalim; Cici mi cici kızımız meruşkom yeni kıyafetleriyle karşınızda.. Bu yeni kıyafetin bazı ilaveleri ve bazı değişiklikleri var. Şöyle ki ; artık bol bol yazı yazmayı bol bol yorum yapmayı hedefleyen bir alt yapı oluşturduk.. Bir süreliğine forum adlı gereksiz objeyi rafa kaldırdık anlayacağınız. Ama duruyor kendileri
Samlarım ve Semlerim... @ 24-04-2006 11:24
Ya karanlık çöktüğünde, aldığım karardan dönmek geçerse içimden ve bir küçük kovuk bulup kendime sığınırsam, gün ağarana değin öylece pusmuş şekilde. Bir gün ışığında yürümek düşmez üzerime. Dedimse
Pano @ 15-04-2006 06:17
Nedir? @ 14-04-2006 14:04
Merush Nedir/Kimdir? İnsanlar diğerleri için iki çeşit görünürler yani bizler dünyadaki diğer insanlar için iki şey ifade ederiz; ya keyif veren neşen veren bir silüetizdir yada sıkıntı veren bir siluet...Adınızın ne olduğunun sizce ne önemi var ki? Nice güzel isimler koca bir "kaybeden" olmuşken,nice "bu ismi çok düşünmüşler mi" insanı başarıdan başarıya koşmuştur..Hoş başarı da değil bahsettiğim ,kabul görmek birilerinin sizi de yanında istemesinden bahsediyorum.. İşte "merush" bu noktada çok da önemli sayılmıyor..Kimisine neşe veren bir varlık kimisi içinde sıradan..diğer insanlar gibi.. Aslında bana kalsa "merush" çeşitli güzel anlamlar yükleyebilirdim..Mesela "huzur tanrıçası" kulağa ne hoş geliyor değil mi? Yapay sınırları aşıp daha derin anlamlarda yüklemek mümkündü..Ama herşey bir yana "merush" sadece kızkardeşler arasında doğan sade bir "meruuuşşş" tan ibaret.. sh eki ise çoktaan yozlaştığımızın göstergesi... Neymiş "merush" ... buymuş.... Merush.com Nedir? Hayatının büyük bir çoğunluğunu bilgisayar ekranına bakıp geçiren bir bireyin sıkıntısını hafifletmek maksatlı yapılmıştır..Umuma açılmasının tek nedeni benim iyilik severliğimdir..Yani insanlar sıkılmasınlar gelip bişeyler yazsınlar beğenirsem yayınlayayım maksatlı yapılmış şirin ötesi bir yerdir.Kişilerin sıfatların hiç önemi yoktur..ortak paydamız "insan olmak" ..kendini "kedi,köpek" ile bir tutan sevgili dostlarımızda olabilir..kendileri için "siteden çıkayım" butonunu gösteririz güzellikle..Velhasıl "merush" iyi kalplidir cicidir..attırmayın kafasının tasını.. Merush.com için "meruuşşşkomm" diye söylentiler çıkmıştır..bunlar tamamen bir kısım medyanın uydurmasıdır efenim.."merush" hiç sevmez laubaliliği..ailecek karşıyızıdır biz.. Neymiş "merush.com" .....buymuş... USLU USLU OYNAYIN EVLATLARIM.... Saha sizin, Top sizin... İMZA: Merush
Hiç Yaşamadıgım Günler Akıyor Yüzümden Yere... @ 12-04-2006 03:00
Gelip çöken siyah tadı olan birşey var içimde.karşı koymuyorum daha fazla artık.ellerimin arasında ve gözlerimin önünde çürüyüp giden hayatımı izliyorum.bir şey yapamıyor muyum yoksa yapmıyormuyum bunu bile düşün(e)miyorum artık. Üstümdeki yük öyle agır ki sadece acım azalsın diye üstümdeki agırlıga daha da bastırıyorum kendimi. karmakarışık kafamın içinde herşey.ve ben bu karmaşayla cıkıyorum sokaga her sabah.alkolle direksiyona oturmak gibi.ve her akşam yine onunla dönüyorum evime. insanları anlamaya çalışma istegini elimin tersiyle itiyorum hatta tutabildigim kısmını duvara carpıyorum.onlar mı zorluyolar yoksa ben mi istemiyorum bilmiyorum. insanlar çok aptallar,çok küstahlar,bi o kadar yalancılar,bazen iletişim kurabilicek kadar güzeller,bazen de anlayışlılar,kimi zaman yüksek sesliler,kimi zaman suskunlar.utanmaz ve hatta arlanmazlar,oldukca saygısızlar.ten kokusunun ne demek oldugunu söyleyen ama ardından iki yüzünü birden de tükürmek için ceviren var.su kadar güzel olan var içi,bazen de çöplükten beter olanlar. yaşamakta zorlanmak ta bi tür yaşam formu belki de.ama seçilesi diil inan. sorulardan oluşan bi duvara her gecen dakika,her gündüz ve gece tırmanıyorum.ama bitmek bilmiyo.tepesine ulaşamıyorum bi türlü.üstüne üstlük her yükselişimde bi tugla daha fırlatıyo birileri yukardan üstüme. bi ben miyim ziyan olan?bi tek ben miyim vazgeçmeyi bile beceremeyen?sadece ben mi varım bu kadar dipte? "vazgecersen kaybedersin" diyo bi ses kutudan yükselerek.korkma diyorum.ben onu da yapamıyorum. ya zaten kaybetmiş oldugumdan ya da sürekli başa dönmekten üşenmeme istegimden. bi bahar akşamı daha istiyorum ölmeden önce.sadece bi tane olsa bile yeter.bi asmanın altında ahşap masanın üzerindeki rakı kokusu olmasa da olur.evimde olsun.ama bi kere daha hissedebileyim o tadı.karşıdakinin sesini.agzımdan gırtlagıma dogru ilerleyen yanma hissini,karsıdakinin ten kokusunu duyabilecek uzaklıkta oluşunu,serin bi rüzgarı,sonra da dudaklarının sebep oldugu ürpertiyi,bikaç dopdolu kahkahayı,alkolle daha da yayılmış ve gerçekleştirilmiş gülümsemeleri... bi yolculuk daha istiyorum,gitmedigim yerlere.varsın olmasın kimse yanımda yoldaş.gideyim.dönmesem de olur.taze çimen kokusu cekeyim içime,calılara sürteyim kollarımı bacaklarımı,insanların yalanlarından daha derin yara acmazlar. aslında oturdugum yerde bile diilken,nereye gidebilirim ki?"keşke"lerim var bi cep dolusu.onları versem,bırakırmısınız beni. cocuk kalsaydım hep sehrimde keşke,keşke o gün ögretmen soru sordugunda kaldırsaydım parmagımı,keşke o kocaman taşı hiç almasaydım elime,keşke hiç bagırmasaydım sana,keşke hiç görmeseydim seni,keşke hiç bakmasaydım,keşke hiç duymasaydım kokunu,keşke hiç ağlamasaydım,keşke hiç söylemeseydim,keşke... veremem biliyorum.vermem de.benim hayatım onlar.öyle ya da böyle. yarın yine sabah dolacak içeriye.ve ben bi öpücükle korkarak ugurlıycam geceyi.yalanlarına,ve olmayan yüzlerine bakmamaya calısarak insanların,aynı yoldan yürüyecegim yine..
Eski Sözlüğümüzden.. @ 09-04-2006 16:39
malumunuz üzre bir vakitler sitemiz hudutları içerisinde yaşamakta olan bir "sözlük" var idi. yokluğunu bile farketmediniz zannedersem kendilerinin henüz. bu yazıyla onu haber vermiş olayım sizlere istedim. sözlüğümüz güzeldi hoştu,sevmiştik belki kimimiz kimimiz de belki kıl olmuştuk ona. ama miyadını doldurduğunu düşünmekteyim. o sebeple kendilerine "yar saçların lüle lüle,sözlük sana güle güle" dedim. o da gitti beni kırmayıp. gidenin arkasından fazla söze gerek yok kanaatimce. eklenmiş olan çokca güzel kelimeler vardı onları analım istedim bu yazı vasıtasıyla bir de. . şimdi onlardan bir seçki geliyor huzurlarınıza.. Adaçayı Yazan: merush kimisine göre romantik isme sahip olan bu çay sümükleriniz aktığında imdadınıza yetişir. İçmekten haz etmeyenlere bilirkişi olarak tavsiyelerimde yok değil elbette :) burnunuza bir mandal takıyorsunuz ve dilinizde "ada sahillerinde bekliyoruum" melodisi dolaşıyor.. Pek güzel pek romantik.. Araba Yazan: wog üzerine binip gezilen teknolohik bişi. bilgisayarlı olanları da var. oyuncağı da var onun üzerine binilmez. benim arabam yok, ehliyet için başvurursam yaza doğru olcak inşallah. araba diince akla gelen şey hız olabilir tutku olabilir ama bence.. yerden kesilen ayaklar. yeter yani.. Boşboğaz Yazan: fifii Saklanması gereken şeyleri söyleyiveren, sır saklayamayan, geveze yada Yerli yersiz konuşan (kimse) Çilingir Yazan: el_bandito Anahtar ve Kilit Ustası... Üstün becerikli "anahtarı içerde unuttum!" insanlarının Spiderman kadar ünlü kahramanı, hiçbir kapı, hiçbir kilit kesemez onu...
meruşKOMiniti Hazır... @ 09-04-2006 14:00
Hepimizin bildiği sevdiği hanimiş de hanimiş aman da aman diyerek hop hop hoplattığı agucuklar saçan pek bi sevimli komumuz meruşkom biraz format değişikliği yaptı. takısı olan "kom" şeysi bazı lakayıt insanlarımız tarafından sıklıkla ağza plesenk edilen "babişşkooo" dan gelmekte idi bildiğimiz üzre. bir gün ağaçlıklı bir yolda yürürken (yalan) aklımdaki "kom" olayına bir değişiklik geldi. dedim ki kendi kendime(evet ben kendikendime konuşan bir deliyim) bu "kom"u çeşitli alanlarda kullanabiliriz.çalışsın eve ekmek getirsin öyle boş boş oturmak olmaz dedim..bir kaç ecnebi dergisinde "community" (naber ulothrix?) ismini görmemle beynimde fişekler patladı..(yok yahu şimşek çaktı olacaktı o,neyse) az bucuk dilden anlayan biri olarak ingilizcenin suyunu çıkarmak suretiyle kendilerine "kominiti" demeyi seçmiş bulunmaktan gurur duyuyorum utanmadan. bu sebeple meruşKOMiniti nin adımlarını atmış bulunuyoruz.
Saat Hüznü Karanlık Geçiyor @ 04-04-2006 17:53
Gül yüzlü perilere odaklanmış bir hayatın kenarında ufacık tefecik içi dolu fıçıcık şekline bürünmüş bir simgeyim sadece. Var oluşumun hiç bir nedeni yok,olmamam da beklenemez. Öylece durmalıyım bir köşede,sesli sedalı çığlıklar da atmalıyım inat edercesine. Doğrularıma kulp takmalıyım,gün gelip zil takıp oynamalıyım gündüzlerimde. Saatleri ileri almalıyım sürekli,geleceğe yön vermeliyim.. Dalıp gitmeliyim dipsiz maviliklere,ya da hiç olmadı bir kaç cümle kurmalıyım kendi dilimde,kendi algılayışıma bırakmışım seyrini cümlelerimin.Bencilmişim,evet. Sıkıntıların yelken olup ilerlediği bir gündüz vakti..Elediğim unlar tepemden aşağıya dökülmüş,bembeyaz kesmişim. Nicelerine sarılıp,yalnızlığımda kahkaha savurmuşum hepsine. Olur olmadık hayallerime sırt çevirmişim. Ben kimmişim neymişim umrumda olmamış. Saatlerin akıp akıp tükendiği zamanlardayız. Kalemtraşmışcasına hayat; aça aça bitiremiyor kalemlerimi..Dirençli kalem diye bir şey mi icat edildi yoksa? Dolma kalem.. Emir kipi gibi. "-dolma!" "-dolarım sana ne !" der mi ki kalem ona cevaben. Demez. Ancak ve ancak benim uyduruk masallarımda konuşur onlar.. Yersizim.Gereksizim.Yerim yurdum yok ya da. İki manası var yine bu seçtiğim kelimeninde. Özlerinde birbirine benzeselerde aslında aynı değiller. Bir tek ben biliyorum asıl amaç ve gayelerini. İsmimin de bir manası yok ayrıca. Sebepsiz korkularım da var bunların bütününe dair. Susasım var çok fena.. Saat akmıyor. Akşam demek karanlık mı demek? yo değil.. Ben kolumdaki saati sevmiyorum. Cidden
Uyur-büyümez @ 28-03-2006 12:27
Susuzluğum artmış yeniden,dindirememişim yine gözyaşımı bu sebeple. Susuz kaldıkça ağlarmış gözlerim. Yaşlarım dinmezmiş geçene kadar susuzluğum. Boğazımda düğüm düğüm duran kelimeler gelmiş yine oturmuş baş ucuna. Afedemediğim yanlışlarımla beraber duruyorlar oracıkta. Ben istemediğim kadar uğraşayım,nasılsa gitmeyecekler. Böyle deyip isyan edip hayata yarım mı bırakmalı herşeyi ? Uzun süre olmuş düşünmeyeli seni. Kalbimin ortası sızlamayalı çok zaman olmuş."Kendime dönüp dönüp sana geldiğim o yollar" tıkanmış,avuç içim daralmış. Sahip olduğum tüm güzellikler senin yanıbaşında yeşermiş. Kaybetmemem gereken bir parçamsın sen.Üzgün de olsam zaman zaman ,kırgın da,kızgın da kaybetmemek için dirensem sen hep bunu görsen sen hep beni görsen.. Uyku bastıracak yine bu gece. Unutmak için belki de.. En güzeli bu zaten Unut Uyu U y u
SENDEN @ 25-03-2006 16:15
hiç duymadın beni-duymak sana zor geldiğinden belki konuştun konuştun konuştun-en sevdiğim suskunluğun içinde yoktun karıştım dalgalara-denizim... baktım baktım baktım senden kalanları derin vadilerine suların, gizledim-denizim ne gelen vardı, ne yitik ülkem-ki, beklenendim; üstüne bir de bekleyen kaç ad verildi bana, gelenden gidenden-ülkem... sen yitirdiklerimden bir tekiydin sustu şarkılar, yazılmıyor yenisi de-kelebekler sonsuza uçtu; uç uç, uç uç ben de ben de isterim-ülke ülke, ülke ülke ve nida, ve pervin, ve isimleri tüm herkesin-mimsizdi. Neden? bekleme, ya da bekle-unut, ya da unutma turnası da var buraların, kargası da-çölü bile... hayda! hayda!-bir iki üç... adım adım. Bir ileri bir geri. Bozkırda çırpınıyor kanatları korkunun-çırp çırp... çırp çırp sevilen her ne varsa-gökte, kışta, bayırda... kokardı-gök gibi, kış gibi, bayır gibi ve demlenirdim enkazında-dem dem, dem dem bu dem-... senden
Yağmur Bulut´u Unutursa.. @ 23-03-2006 12:33
Sabaha karşıydı. Kelem aradı evin içinde gözgözü görmez karanlıkta. Dillendirmeliydi yalnızlığını,hissiyatını dökmeliydi kaleme.. Ararken başka şeylere takıldı gözü. karanlıkta parıldayan bir kaç resim.
Baharı Bekleyen Kumrular Gibi :) @ 22-03-2006 11:02
Baharı müjdeleyen şen sesli kuşlar uçuşuyorlardı havada evden çıktığımda. Güneş en sevdiğim tonundaydı. Uykumu güzelce almış olduğumdan bana böyle görünmeleri normal miydi yoksa cidden mi öyle idi? Herneyse bahar geldi.. Hatta utanmasa yaz da gelecek koşa koşa. Seviyorum üşütmeyen havaları. Terletmeyen ve dondurmayan günler diliyoruz hepcek. Madem bahar gelmiş yoluna koymalı işleri,gündüzden fayda sağlamalı,neşeli güzel bir insan olmalı.. Evet evet. Bugünlerde bu kadar keyifle uyandığımı hiç hatırlamıyorum. Ya soğuğa uyanarak ya da yeterinde uyanamamış olarak huysuz bir şekilde gün başlıyordu.. bahar ile birlikte yeni kararlar almalı insan. Ya zayıflamayı dener kişi ya da aşık olmayı.. Zayıfım ben,aşığımda çokca. O halde ben de yeterince uyuyup daha güzel olmayı seçmeliyiim:) evet çok mantıklı.. Kutla bunu sen de ekran... İnsanların her istediği olmalı.. Oldukça daha mutlu daha sevimli oluyorlar. Etraftaki suratsız kitleden sıkılmış durumdayım. Sebepleri kendimizde aramalıyız belki de. Gülmek lazım insanlara.. Evet.. Gününüz aydın olsun... Öperim.
Aklı Selim Kuş Beyinli @ 21-03-2006 11:52
Günaydın meruşkomum. Elimde çay döke saça yazıyorum sana inat ettim bu sefer içeceğim soğumadan. Salak bir huyum var bir de soğuk olsa bile bitirmeliyim illa ki. haliyle berbat bir tat kalıyor ağzımda,Pavlow mantığına istinaden bir daha ağzıma çay koymamam beklenirdi ama tüm kobaylardan farkılı bir bünyeyim ben. Böyle de gereksiz böyle de tuhaf bir şeyim.. Tuhaf şey olmak isteği kimilerinde fazlasıyla başgösteren bir olgudur,kişi illa ki kendini tuhaf hissetmek ister. O´na göre tuhaflık farklılık aykırılık olsa da ben sıradanlığın daha farklı olduğunu düşünüyorum. Daha basit daha anlaşılır olabilmek içim çabalamalıyız belki de. Biz iyiyiz,güzeliz düzgünüz deyip yerinde oturma mantalitesiyle her ne kadar çakışsa da.Böyledir. Sabah olmuş yine gün doğmuş memleketime. "
Mutlu Olmak Nedir? @ 20-03-2006 23:56
Nedir ki mutlu olmak? Mutlu olmak, hayattan zevk alarak yaşayabilmektir. Evet, mutlu olmak bir yaşam tarzıdır. Hayata şöyle bir bakmaktır yukardan, sonra da mutluluğu görebilmektir. Yukardan bakınca nesneleri olduğundan küçük görürüz, ama yakından incelediğimizde yanıldığımızı farkına varırız. Mutluluk da böyledir aslında, insan hayata öyle tepeden bakar ki, mutluluk içinde yüzdüğünü anlayamaz. En basit olarak, sağlıklı olduğumuz, dünyaya geldiğimiz, doğanın güzelliklerini görebildiğimiz için mutlu olmalıyız. Mutluluk verici o kadar güzel şeyler var ki hayatta, bazı insanlar gören kör olduklarından, mutluluğu mutsuzluk olarak algılayarak kendilerini dertlerle boğuyorlar. İnsanlar mutluluğu
Laf Salatasına Devam.. @ 20-03-2006 11:53
Dün gece bir kaç insanevladının bloğunu gezerken düşündüm de ( ve evet kıskandım da) ben neden dedim kendi sitemde ( evet burası benim nihahaha) istediğimi yazmayayım??? Haksız olmadığıma kanaat getirdim ve başladım bugün.. Aslında sanırım dün başlamış oldum.. Pek de güzel oldum,ne de güzel oldum ben böyle.. Ve de ilk kez bu siyah ekranı kullandığımı farkettim,tahammül edilemez gördüm kendilerini.. ::) burası giriş yazısı olsun ben alt taraftaki siyah alana ilerliyorum.. hadi ama bak altta devamını oku yazıyor,bas oraya sayın ey okuyucum.. Evet uzun yorucu bir yol idi :) başarabildik buralara gelmeyi.. Burda ne yapsak acaba.. $arkı sözü yazsak? çok mu banal olur dersin defter.. ( defter dedim hım.. tanıdık geldi bu kelime bana :Pp ) neyse ne diyorduk.. bugun pazartesi.. üzerimizde bir rehavet bir bilmem ne hali mevcut. uykumuz da var. hepimizin uykusu var. ay aman neyse.. Söylenecek bi trilyon tane laf bulurdum ben şimdi buraya dökecek ama nedense tıkandım,ya cidden yazamamaya başladım , ya da cidden ben böyle kendi kendime konuşur gibi yazınca bir şeye benzemedim.. görelim bakalım hakkımızda hayırlı olanı.. haydi bakalım bu yazı bitti .. ( evet ne olmuş bu da bir yazıydı )
İşte ben.. @ 20-03-2006 04:29
Gökyüzüne bakmak... .mavi..masmavi gökyüzüne... bulutlardan anlam çıkarmaya çalışmak... ve becerememek.... o beceriksizlikte ki masum gülüş... masum hal... işte ben... . işte hayallere dalarken, hayalsiz kalan ben....umutsuzlukla, çaresizlikle, ama yalnızca aşkla....kalan ben..yalnız kalan... ufuğa bakıyorum....penceremden...her yer soğuk....bir kalbim sıcak...ancak beklemede...seni beklemede....görememekte gözlerini....hissedememekte....dokunamamakta ellerim, ellerine...Elveda demekte sanki güneş batarken bugün, tekrarı yokmuşcasına.. Siyah pantolonlu, uzun saçlı çocuktum senin için....uzun boylu...sesi güzel bir sınıf arkadaşıydım....senin için..ya sen benim için? güneşin parlaklığı, bulutların hırsı, sevginin yüceliği....hayatın anlamı..suskunluğun sesi... Yitiyorum sevdiğim..yitmek istemeden...gidiyorum sevdiğim...istanbuldan...gitmek istemeden...seviyorum sevdiğim...sevmek isteyerek...
Pazar günü laf salatası.. ortaya karışık. @ 19-03-2006 21:25
Günlerin telaşesine kapılıp kendimize zaman ayrımadığımız farketmemizden bu yana epey bir zaman geçti. Değişen ne diyo şöyle bir bakmaya bile zamanımızın olmadığını gördük. İçimizi parçalarcasına gözümüze gözümüze sokuldu bu gerçek. Daha basit daha anlaşılır kelimeler kurmak isteyişimin altında da bu yatır olmalı. Bir yerlere bir şeyler yazmanın gerekliliği belki de. Bir çeşit rahatlama ihtiyacı. Evet evet böylesi güzel
Kar 2 !.. @ 19-03-2006 03:48
Karlı bir gecedesin.. Belki üşüyor bedenin.. Kim bilir belki de yanıyor.. İnsanlar derin bir uykuya daldı.. Bazılarımız ise hala uykuyu seçmedik.. Ona sığınmadık daha.. Unutmak için yatmayacağız bu gece yatağa.. Yaşananlar aklımıza gelecek belki.. Hafif bir tebessüm yerleşecek yüzümüze.. Dışarıdaki karın güzelliğini düşüneceğiz.. Yolları tıkayıp bizim işlerimizi aksatmasını değil.. Ama şu var ki ; Ne yağan karın o güzel görüntüsü silinecek aklımızdan.. Ne de, beraber geçirdiğimiz o neşeli dakikalar.. Neşeme neşe katan canlarıma ithafen..
KARANLIK @ 17-03-2006 19:33
Ay ışığına tutsak bedenin... Ruhundaki karanlık,geceden değil; gece en aydınlık zamanındır aslında.. Sancılar,ruhunu karanlığa tutsak ediyor.. Gözlerinde gizlenmiş hüzün,şimdilerde sığamıyor yerine.. Gözlerinden akıyor hüzün.. Hüzün gözlerine akıyor.. Gözlerin başlı başına hüzün olmuş; yüzüne akıyor.. artık karanlığa tutsak bedenin.. artık bedenin; karanlığa tutsak, karanlığa vurgun...
BAHAR @ 17-03-2006 11:22
bahar ağlatır mı böyle, oysa can gelirdi cansızlara güller açardı gönlümde ne oldu güllere,neden açmadılar hala Bak bahar rüzgarı esiyor, keyifle sallansınlar diye, benim güllerimin dallarımı kesildi o kesildiyse ben tekrar ekerim, bahçecide çok daha çeşidi var, hatta hepsi fidan ,kokuluda üstelik açınca nasıl kokar kimbilir, hele bir tutsun kökü,gör o zaman baharda gül nasıl açarmış, ama fidan tutupta açana kadar bekle gönlüm, sabırla bekle ki güller açınca dalları destek bulsun... sağa sola düşmesin, ERSUN
HESAPLASMA @ 17-03-2006 11:19
Kelimeler.. @ 16-03-2006 01:40
Her damla gözyaşıyla eriyip bittiğimi bile bile ağlıyor..Gözyaşı asit misali,dokundukça tenime eriyorum..Et parçası kalmadı,kemiklerim sayılıyor. Gözlerime değemedi bir türlü göz yaşı. değse,dinecek gözyaşım,acım dinecek belki de.. Acılarla dopdolu bir hayatın içinde sürekli olarak gülümsüyor olmak da içler acısı. Gülümsemek zorunda bırakılmak,ellerinden alınması hayatının..Seni değil düşüncelerini zapteden,senden çok bedenini yokeden bu karanlıklardan nasıl sıyrılacaksın bakalım..Herşey belli belirsiz,avcumun içi kadar önümde , en az onun kadar yanıbaşımda.. Tutunabilsem yetecek.. bıraksam , dinecek. Biz eski günlerde yaşamaya o denli çok alışmışız ki, sanki bir yanımız hep mazide yaşasa mutlu olacağız bununla.Oysa geçmiş değil mi içimizi eriten daha çok. Önümüzde uzayıp giden hayat daha çekici gelmeleiydi oysa. Önümüzü görmek istmeyip,sürekli ardımıza bakma hali bu. Elimize geçen bir kaç hayal kırıklığı. Sana bana ya da yaşama dair sevinçelerimi birer birer yitirmek üzereyim..Ellerimin altında ne var göremiyorum bile. Bir hazine var belki de.. Belki de hepsi bomboş. biraz uzansam yanına dinecek belki de.. "Hayatı bırakıp tabağında, boşver mi diyorsun,kanasın..." Merush boş, merush bomboş..Kaleme kağıda küskünlüğü klavyesine de yansımış. Cümle kuramıyor,dindiremiyor acıları.. Yeni bir hikayesi de yok..Yine de uğraşıyor rastgele.. bu eskimiş kelimelerle.. Sürekli aynı cümleler dönüyor dolaşıyor..yavaşlıyor ama durmuyor dünya.. Oysa.. Ne mutlu bir insan..
Düştü !.. @ 14-03-2006 12:20
Düştü.. Sonra tekrar kalktı.. Bir daha düşme ihtimalinin yüksek olduğunu getirdi aklına.. Temkinli atmak istedi adımlarını.. Çok yerler gezdi,çok yerler gördü.. Ayak bastığı yerlerin topraklarını yuttu.. Yağan yağmurlar sonucunda çıkan toprak kokularını soludu.. İçinde bir pişmanlık vardı belki de.. Belki de kendisi bir pişmanlıktı.. Karşısına çıkan çukurlara hiç korkmadan girdi.. ´Kaybedecek neyim var ki?´ diye düşündü.. Kimi zamanda ´Neden buradayım?´ sorusuna cevap aradı.. Ama hiç bir kuyu, onun için düştüğü kuyu kadar acıtmamıştı kalbini..
11 yıl sonra @ 13-03-2006 04:09
11 sene sonra...bir görüş..bir göz..bir bakış....ve büyük bir aşk..ama sadece benim duyduğum..benim gördüğüm..benim hissettiğim... 11 sene sonra...bir görüş..bir göz..bir bakış....ve büyük bir aşk..ama sadece benim duyduğum..benim gördüğüm..benim hissettiğim... sadece benim ağladığım uğrunda..sadece....Aşk tek kişi yaşanır derler...haklı olduklarını bilmek ya da duymak istemiyorum...hayal kurmak istemiyorum....sadece onu istiyorum... kadıköyde yürümeyi..sadece bildiğim şarkıları ona çalmayı, moda sahilde...sevişmeyi belki....ya da güneşin batışını izleyip, eve gitmeyi ondan ayrılıp..yolda mesaj çekmeyi...kitap okurken gözümün dalmasını, onu hayal etmeyi istiyorum....ama geri geleceğini, benim olduğumu bilerek...boş hayaller değil..sadece benim kurduğum, saçma sapan hayaller değil..sonunda onun geldiği hayaller....ve hep geleceğini bildiğim hayalleri...sonun mutlu bittiği hayalleri... Neredesin şimdi? ne yapıyorsun...bilmiyorum...bilemiyorum..ağlamakla yetiniyorum sadece.....her gece içiyorum amansızca...fütursuzca.... Gitmeyi istiyorum evet aslında...ondan çok uzaklara gitmeyi..ama sanki acısı bile güzel o yokken..hep gözleri aklımdayken yaşamayı.....ölmeyi....
NERESİNDE @ 09-03-2006 20:57
sevgili... usul usul adımlayacaksın bu hayatta adımların usul usul basacak yere sen an
"Kesinlikle" Ölmek istiyorum @ 09-03-2006 03:56
Haberin yok... belki de asla olmayacak.. Belki asla... belki asla seninle el ele yürüyemeyeceğiz... Haberin yok...belki de asla olmayacak..Belki asla...belki asla seninle el ele yürüyemeyeceğiz....Belki asla sesimi duymayacaksın bir daha...Sondu..Herşey için son....sevgim için, aşkım için son...Bir telefon bekler kulağım...Bir ince ses inletir kalbimi, en ince ve en uzak yerinden..en narin yerinden beynimin...Uzaklara bakar...Bakar bakar ağlarım..Sadece sen yoksun diye uzaklarda ağlarım...yanıbaşımda olmana rağmen dokunamıyorum diye ağlarım...uzaklara hasret duyduğumdan değil...sensiz yaşamaktan korktuğumdan ağlarım.gidemem...Çekip gidemem..içimde ki umudu, yabana atamaz, geri çekilemem...uzaklara gidemem...gidersem dönemem...Haberin yok...Belki de asla olmayacak....Ne sevginin kitabını yazdım, ne de aşkın tarifini yaptım...sadece ağladım..Gözyaşlarımın her bir tanesini, sen sanıp, bir bir bakıp, bir de gözyaşının üzerine, ufak birer gülümseme bıraktım..sensin diye..ama değil..hiçbirşey sen değil....sen yokken yanımda..ve olmayacakken belki asla...hiç bir şey sen değil....sen yokken yanımda....hiçbirşey...hatta sen bile.. Ben elveda demek istiyorum..sen burda...belkilerle yaşamamak istiyorum..sen burda...ve belki...belki bana gelir, benim olursun.. belkilerle yaşamak değil, kesinlikle ölmek istiyorum...
Mülteci Yüreğin Kararsız Çıkışı @ 09-03-2006 01:11
Onlarsız olmaz !.. @ 08-03-2006 22:39
Hayatımızda büyük bir yere sahip olan kadınlarımız için.. Onlara verdiğimiz değeri neden gizleriz erkekler olarak ? Aslında bazılarımız bunu dile getirebiliriz.. Bazılarımız da es geçeriz.. Ama es geçilmeyecek kadar önemlidirler.. Bizi sevseler de,acı da çektirseler onlarsız yapamayız.. Onlar da bizsiz.. .. Sadece bir güne sığdırılmamalı sevgi sözcükleri.. Her gün sevilip sayılmalı kadınlarımız.. Eğer hala ´Dünya kadınlar günü´nü kutlamadıysan tanıdığın kadınların.. Hiç durma.. Gün bitmeden birkaç sevgi sözcüğü kurun.. Ama ´yapmam gerekiyor´ diye göstermelik olmasın bunlar.. İçinizden gelsin.. Ve devamını da getirin.. ´Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun´
Hiçbir yüz güzeL değiL senin yüzünden... @ 07-03-2006 11:44
korkmuyorum artık çünkü SEN varsın! Her şey o kadar güzeL ki bozuLmasın bu büyü! içim kıpır kıpır:) akLımda sen herşeyde heryerde sen! tüm yüzLer sadece sen! söyLemiycem bu sefer susucam sadece! herşeyin en güzeLi oLması için eLimden geLeni yapıcam! seni seviyorum! seni seviyorum! seni seviyorum! . . . bugün ve bundan sonraki günLer sadece bizim! SENİ SEVİYORUM;) canımsın!
Ne kadar çoksa, o kadar az görürsün @ 06-03-2006 20:30
Bere @ 04-03-2006 08:19
İSTANBUL´UN güzelliğinde... FATİH´in fetihinde... hep o vardı kaderin gerçekliğinde... sevmek, 5 duyu organıma isyankar hislerimin tercümesi, daha hiç keşvedilmemiş bir medeniyetin lehçesinde... huzur, yeşilin mantıksal olanaksızlığında, güzelikler sunmasının, inanılmazlığında... masumiyetin anlamı,bütün kelimelerin üzerinden atmak istediği bir yük oldu, gülümseyişini tanımlayamamanın beceriksizliğinde.... kaderimi körü körüne avuçlarına bırakmak, güvenin en bebeksi saflığında... kıyamamak göz yaşlarına,yüreğimden oluk oluk boşalan kan kavamında.... siper etmek vucudumu,hayatın senarist sadistliğindeki acıtasyon sahnelerine,aşkının verdiği cesaretle... dar ağacından indirmek,karamsar geçmişimin infazını yaptığı tüm güzel duyguları,yeşil gözlerinden aldığım merhamette... SENİ SEVİYORUM,cümlesinin anlam kazandığı ahirimin, dile gelmesi yüreğimde... bana verdiğin sevginin mutluluk gölgesinde... sana doya doya sarılmanın özleminde...
_ADSIZ_ @ 04-03-2006 01:09
Sil baştan !.. @ 01-03-2006 20:12
Sil baştan başlamak gerek bazen.. Herşeyi unutup tekrar yazmak gerekir bir öyküyü.. Ummadıkları bir anda karşılaşmışlardı.. Yorgun bir günün sonunda her zaman gittikleri restoranda bulmuşlardı aşkın ilk bakışlarını.. Birbirlerinin farketmeleri uzun sürmüştü.. Her cuma günü gittikleri restoranda farkında olmadan gözgöze gelirlerdi.. .. Ama o akşam herşey farklıydı.. Tıklım tıklımdı o gece restoran.. Tek masa kalmıştı.. Ve ikiside aynı anda gelmişlerdi.. Garsonun ricasıyla oturdular aynı masaya.. İkisininde karınları açtı ve yemek yemek zorundaydılar.. Garson geldi ve isteklerini sordu.. İkiside aynı yemeği söyledi.. Her gelişlerinde aynı yemeği yiyorlardı.. Garson yemekleri getirdi.. Yanında ise bir kırmızı şarap.. Genç adam; ´biz şarap siparişi vermedik ama?´ dedi.. Garson ; ´Bu bizim ikramımız efendim lütfen kabul edin´ dedi ve kadehleri doldurdu.. Nezaket icabı kadeh kaldırdı genç adam.. ´
Karar verdim! @ 27-02-2006 13:49
artık bitmesi gerekiyo! farkLı hayatLAr birbirinden oLdukça farkLı yaşamLAr... çok geç oLmuş oLsa da! eLbetteki hatırlancak! bazen gözLerim doLacak bazen boğazımda düğümLenecek bişeyler. anLamazLıktan geLcem biLerek; üzüLmemek için! gaLiba çok yoruLdum kaLıcıLık istiyoRum hayatımda! asLında yine söyleyemiyoRum bak yazmaktan da vazgeçtim! susuyorum yine her zaman yaptığım gibi! düşünceLerim çok saçma geLebiLir açıkca yazamadığım için ! yinede KORKUYORUM... bak bu sefer gerçekten son kararım! çünkü sen varsın:) beni hep yanLış anLayan SEN! 3 harften ibaret değiLsin benim için! tamam uzattım biLiyoRum! günü geLince döküLecek tüm söyLenmesi gerekenler! seni gerçekten seviyoRum! akLımdasın...
Uzaklara @ 27-02-2006 04:25
Bir sevda...bir aşk olsun istedin... bir sevgi..bir sonsuzluk...imkansızda olsa, istedin bunu... bir gözyaşına, seneleri verebilirim...sevdikten sonra... ölebilirim, ölümler için, hayat için sonsuz... Çözemiyorum...mecburiyet mi, dert mi, zorunluluk mu? yaşamım yanlış..ben yanlışım..biliyorum...sende öyle...ağlıyorum...biliyorum..sende öyle...bir gün diyorum kendi kendime..bir gün kurtulacağım...ama herşeyden...uzaklara göçeceğim...gelmemek üzere bu pislik insanların arasına....kalbim, hep aynı yerde...beynim haketmediği yerlerde.... bir başkasını seviyorum...bir başkasını...uzaklarda belki..ama hep yanıbaşımda..hep elleri, ellerimde...hep bana bakıyor...ve utanıyorum ben...yaptıklarımdan...hayatımdan...kendimden utanıyorum.... anlatamıyorum...anlamıyorlar...bir sen anladın işte...bir sen... ama ben....elveda şarkısının tüm griliği, tüm acılığı ile, gidiyorum...elveda demek isterken kötülere, sadece ağlamak kalıyor.ve de yaşamamak.... şimdi de..sözümü tutuyorum....
Beklersin !.. @ 26-02-2006 02:46
Gidersin saatlerce beklersin..Geleceğini düşünerek beklersin..Elindeki çiçekleri vereceğin anı beklersin..Yüzünde oluşacak gülümsemenin seni nasıl mutlu edeceğini anlamak için beklersin..Bekleyişte sona yaklaşırsın..´Gelmeyecek´ diye düşünürken içindeki acıyı hissedersin..Sanki parmağına birşey batmıştır..Çıkarmak için uğraşırsın ama beceremezsin..Yavaşça uzaklaşırsın..Elindeki çiçeklere bakarsın..´Demekki buraya kadarmış´ diye düşünürsün..Ve çiçeği ilk dilencinin önüne bırakırsın..Dilencinin duası klasiktir..´Allah sevdiğine kavuştursun´..´Amin´ demezsin..Çekip gidersin..Ertesi gün haberi gelir sana..´Buluşmaya yetişmek için aşırı hız yapmış ve kaza geçirmiş..Doktorlar kurtaramamışlar´ derler..Ve aklıma dilencinin duası gelir ve yıkılırsın..Ağzından çıkan ilk söz ´Amin´ olur..Ama artık çok geçtir..
Ölümü Düşlüyorum @ 24-02-2006 15:29
kahramansız bir film gibi figuransız aşklarla, plotonik dünyam...saflığın en sefaf haliydi sana beslediklerim...belki umutsuz ama onursuz değil...sahte gülümsemelerden ırak bir cennet beni içine koyduğun...en azgın fırtınaların yüzüme çartığı yağmur damlası huzur seninle...ben, beni buldum senin benliğinde...kaybolmak gözlerinde, ölüm...ölmekse en büyük düşüm...gerçekleşmesine paha biçilmeyecek bir ömür...üzerimizdeki sıfalar ne olursa olsun, ama kollarında olsun sonum:(
Bir Yalnizlik Oykusu.... @ 24-02-2006 04:26
Hayat bazen bir oyun gibi geliyor insana..Sanki bir senaryoda ki figüranlar gibiyiz..Tepemizdeki güç kalemi eline almış ve senaryosunu eksizsiz yazmış..Bizde farkında olmadan bu çizgiye uyarak devem ediyoruz hayatımıza..Ama bazen insan düşünmüyor değil bu senaryonun dışına çıkabilirmiyiz diye?Peki çıkarsak ne olur diye..Öyle ya..Tiyatroda repliğini unutan akllıca bir manevra ile kendince birşeyler ekleyerek durumu kurtarıyor..Peki bu oyunu etkliyor mu ?, hayır!.Tek etkilenen o an senaryoyu farklılaştıran şahış..Güç duruma düşmekten kurtulup, yaptığı akıllıca manevradan taktir alan kşi..Peki bunu hayatımza uygulayabilirmiyiz..?Aslında kim bilir belki farkında olmadan bu senaryonun dışına çıktığımızı sanarak yaptığımz harektler belkide senaryonun ta kendisidir, özüdür..Hayatımız hep ince bir çizgi üzerinde..Kararlarımızı verirken bu çizgi üzerinde duruyoruz ve kaderimizi tayin ediyoruz..Öyle ya sağ taraf cennet, sol taraf cehennem..Ya güleceğiz ya ağlayacağız.. HAyatın bir paradoksu daha ortaya çıkıyor..Bir paradoks çıkıp bu ne ki demeden sonuca varamadan, sonuç dediğimizde bir paradoks oluyor..Bu hayatta ya ağlayacağız, ya güleceğiz..Çünkü senaristimiz böyle buyurmuş bize..İyi-kötü, gece-gündüz, aşk-nefret........... Hiç bir zaman ortası yoktur..Ya iyi olup hereksi sevindirip mutlu oluruz, yada kötü olup hereksi üzerek vicdanımızxla baş başa kalırız..VE işte o zaman bol bol düşünme fırstımız olur..BEn nasıl bir oyunun içindeyim, ben acı çekerken diğerleri nasıl mutlu olabiliyor..Ben yalnızken diğeleri nasıl birliktelik yaşıyor..Kafamızda fırtınalar eser..Cehennemdeki dibsiz kuyumuza çeklip yalnızlığın tadını çıkarmaya çalışırız..Kendimizi dinleriz, kenimizle konuşşuruz..En büyük dostumuz kendimiz oluruz..Düşünmeye başlarız artık yalnızlık aslında o kadar da kötü değilmiş diye..Bizi kıracak insanlar, üzücek oalylar artık yoktur..Ama o derin karanlıkta zaman geçtikçe; acaba cennete gitse idim ne olurdu diye düşünürüz..Birden o derin kuyuda bir ışık süzmesi farkederiz..Ona doğru koşarak tekrar o ince çizgi üzerinde dururuz ve tekraer kararımızı veririz..Cennet mi, cehennem mi?
Derin Karanlik @ 24-02-2006 04:24
Sorular içinde cevapsız kalmışım..Duyanım yok, ses veren yok..Satranç tahtasındaki piyon gibiyim, bir kez daha oynanmış ve mata şüreklenmişim..Derin bir dehlizde aydınlığa ulaşmaya çalıştıkça karanlık sarıyor etrafımı..Birkez daha avucumda sandığım mutluluk, avucumdan alınmış ve ellerim bomboş kalmış..Hayallarde, umutlarda süreklemeye ve acılarada yaşamaya devam etmişim..Böyle gelmiş, böyle gider..Hayata tutunacak ve tutunmaya tek umudum ölüm olmuş..O da olmasa..........
Kolayla Hayatın Benzerliği: @ 23-02-2006 22:36
kola?siyahtır en sevilen yanı beyaz beyaz köpürmesi... hüpürderek içeriz:)şekerlidir ama yakıyor,yinede içmekten kendimizi alamıyoruz...işte hyatın gerçek tadı:):)nedense herkes bu kapağın altında...:):)*YILMAZ ERDO
Cam...Ağaç... @ 23-02-2006 17:42
07
Gül !.. @ 22-02-2006 14:40
Güllerin en güzelini belirleriz bazen..´Senin üstüne gül tanımıyorum´ deriz..Gül solunca gelecek yeni gülleri hiç düşünmeden..Bir gül vardır..´Türünün son örneği´ gelir insana..Takılırsın peşine..Gitmediğin yer..Geçmediğin yol kalmaz..Yolun gül bahçesine düşer..Bir bakarsın etrafına..´Onu bulmam lazım´ dersin ve çiğnersin önüne gelen gülleri..İçlerinden bazılarının canı acır..Yürekleri kanamaya başlar..´Oysaki ben´ derler ve cümlenin gerisini yutarlar....İstemeden döktürdüğüm gözyaşlarının bedelini ödemek gerekir bazen..Herkes her duyguyu tatmak zorundadır belkide..Gözlerindeki yaşlara neden isem..Ömrümün geri kalanını ağlayarak geçirmeye razıyım..
İmkansız !.. @ 22-02-2006 03:46
İmkansız olduğu için belki..Belkide öyle istedikleri için..Kim bilir..(merushplayer|imkansiz|İMKANSIZ A
Annelere @ 21-02-2006 04:08
Doğmadan önce de yaşıyorduk...Ve bizi yaşatan onlardı...tüm hayat bir korku..ve tüm hayat, kaybetme korkusu...Ölüm değildir ızdırap..Kaybetmektir.sevdiğini kaybetmek, sevgisini kaybetmektir...yitiip gitmektir en yükseklerde ve de an alçaklarda...istanbulu kaybetmektir hayallerin tam ortasında..benliğini kaybetmektir, acılı aşkların tam ortasında...bu kaybetme korkularıyla büyür ve kaybetmeden yaşamaya çalışır insan...tren istasyonlarında beklerken sevgiliyi, umutları yitirmekten korkar, gelmeyeceğine dair sevdiğinin....ama bazen, kaybolup gitmekten korkar insan...sevgisini yitirdiğini, kendine söylemek cesaretinde bulunmaktan bile korkar..korkularla büyür, korkularla ölür insan...arkasında sevdiğini bırakmaktan korkar..bırakamaz...elveda diyemez yanlış ve yalnız giden hayatına...ağlamaklı ve içten devam etmeye çalışır..yıpranır fakat farkettirmez...kendinden başka insanları düşünmeyi, görev edinmiş annelerin omuzlarında taşıdıkları yükü, farketmeye ve hayretle izlemeye başlar insan....ve bir anne öldüğünde, yerini yenisi gelmez....yeni bir "endişe" yoktur onun hayatında artık...yeni bir "merak küpü" yoktur dünyasında...yeni bir, öpücük yoktur böylesine sıcak, böylesine karşılıksız...aşklara benzer anneler, ama ölümsüz, sonsuzdurlar...hiç bitmez ve hep severler..karşılık beklemeden...40 yaşına geldiğinde, oğlunun onu, elinden tutarak, bir sevgili gibi gezdirmesini beklerler yalnızca.....hayatının tüm kötü yanlarını, evladının ellerinde unutma çabasıyla, yaşarlar....hep o gelecek günü bekleyip, gülümsemeyi sürdürürler..ve bir anne öldüğünde, yüzünde gülümseme yoksa, evladına sormalıdır nedenini..
Anarşistçe @ 21-02-2006 04:00
Bir bahar sabahına uyandığımda, yanımda sen yoktun....Bahar geldi ama, sen gelmedin yanıbaşıma..bir sabah daha doğdu istanbula, bir sabah daha ağlama krizleri...yine çıplaklığın verdiği gayet normal üşüyüş...ve yine kalbinin ayazda kalma durumunun garip ürpertisi...yalnız kalışların verdiği, "her şeye lanet olsun" durumları...ve sevgisiz kalışın yalnızlıkla paralel duruşu....üşüyorum bu sabah...üstüm giyinik ama üşüyorum..güneş göründüğü gibi değil bugün..galiba doğudan da doğmadı...kıyametim gelmiş bugün..ağlayacağım tutmuş....bir eziyet tadında uyanış...bir serzeniş tüm aşklara...ve bir serzeniş tüm aşıklara..."ben neden yalnızım" halindeki yakarış...ve gelmeyeceğinden korkulan sevgiliye bir haykırış...nefret duygusunun eski bir aşkla birleştirilmişi var ben de..bakılan boşlukta görülen "sevgili" yüzü..şizofren yollarda ilerleyişin yaşlanmış tavrı...ve bir kasvetli hava...sensiz uyanılan bir çarşamba...salıdan farkı yok ki...siyah ceketli, kirli sakallı, hafif topal adamı gördüm yine bugün, yine aynı köşede...bizi birlikte gördüğün de bize gülümseyen...bugün ağladı bana bakarak..."neden" der gibiydi?bana sorma farkettiriciliği ile yüzümü çevirdim..gözyaşım önüne düşmüş...seni betimledi hemen.seni bana o anlattı.."sus" dedim susmadı..yine aynı güneşi gördüm bugün caddede..yine aynı aşıklar sevişiyordu iskelede...ben de oturdum..yalnız başıma hafif kambur durumda güneşin batmayışını izledim..istemeyerek gidiyordu..o da sordu "neden" diye..cevap veremedim..kafamı önüme eğdim..bir sigara daha yaktım...ben hep bununla mı avunacağım diye düşündüm ve çaresizliğime ağladım bir kez daha...özyaşlarımın yere düşmesine izin vermedi güneş...sol yanıma bir ağrı girdi...nedensiz..bu günlerde her şeyin olduğu gibi...nedensiz ve istemsiz..ağlar bir tavır da yaklaştı, benim hep senin hiç sevmediğin kara kedi...yavaş yaklaştı bu sefer...bir kırgınlık bir hastalık vardı üzerinde..gözlerini kaçırdı benden..."ben uğursuzum sen benden uğursuz" der gibiydi....arkasını döndü...son bir kez baktı..gidiyorum.."bir daha gelmeyeceğim" kıvamın da döndü arkasını...güneşin isteksiz batışı, umutsuzluklarla sürdü..benim yere düşmeyen gözyaşlarım ve ellerimin arasın da elime batan aşkım...bir kez daha haykırdım sessizce geçen gemilere boğazdan....duymadılar...kuşlar gelmediler bugün sensizliğe..ekmek attım almadılar..."o yok" dercesine bir kanat çırpışları vardı bugün..."o yok"....bildiğim acı gerçeklerin, kanat çırğışı haliydi yüzüme vuran..neden hatırlattınız bana?o yok...güneş yok artık..battı..ve ağladı....artık gözyaşlarım düşüyor yere...parayı sevmem..parayı denize attım arkasından gitmemek için....bir aşkın bana hükmedişini izledim bugün...kollarımı iki yana açıp dua etmeyi denedim...kuşları gördüm..vazgeçtim..."o yok" dediler bana..dargınım size kuşlar...dargınım sana siyah ceketli...dargınım sana siyah kedi..dargınım hepinize..o var..ben hissettim.....
Herbiri hayran sana.. @ 21-02-2006 00:44
Gün gelir zamana karşı koyamaz minicik ellerim. belki gözlerimden damlalar halinde akar özlemim belki de istemediğim yerlere sürüklenir yüreğim.. hiç biri dindiremezken acımı ufacık bir sözün eritir içimi.. kalbim doğrulur büyür büyür.. yanına gelmeye can atarken ayaklarım gözlerim gider gerilerine..Yıkılır dualar(merushplayer|bbo|BELKI BIR GUN OZLERSIN|yes)Akıtamadığım tüm gözyaşlarım senin geldiğin yollara serili.. Üzerine bas ,çek al beni benden.. Gitmeyeyim..Gitme.. Günlük telaşlarımıza takılıp zamanın içinde kaybolsakta bilirim ki hep yanyana kalpler.. Hergün özlediğini bilmek,ellerinin hep saçlarımda olduğunu hissetmek yazdırıyor bunları bana.. Hayran olduğm tüm hallerin yanıbaşımda bu gece.. Hissetirmeden kendini bana usulca yanıma geldiğini biliyorumGözyaşımı sildiğini,adını gezdirdiğini bedenimin en kuytu köşelerinde..Her biri hayran sana...belki bir gün özlersin ... başka adamlarla başka şehirlerde yürürken . okuduğun ilk roman sevdiğin ilk adam yasal acılarından hatta yalnızlıktan belki dolar gözlerin . başka adamlara başka şehirlerde belli etmezsin ... seçtiğin bu hayat geçtiğin son adam yasal acılarından hatta yalnızlıktan sessiz harfler seçersin . başka adamlara başka şehirlerde belli etmezsin ... belki bir gün özlersin ... sil gözünün yalnızlıklarını ... o an fısılda duvarlara adımı . bin bıçak var sırtımda , biniyle de adaşsın herbiri hayran sana ... (merushplayer)
Vergi Dairesi şeysi @ 20-02-2006 19:01
aylık ciromuzdan (60 YTL :p) fazla vergi alan devlet, sana sesleniyorum: acı bize:Dama gururlu bir firmayız biz kardeşim :D teorik olarak 70 YTL veren birine firmayı satabilmemiz lazım, çünkü bizim için baya büyük bir meblağ ama geçenlerdemerush 600 YTL verdi yine de satmadık :p biz büünce miykrosoft olacağız :)vergi daireleri garip yerler cidden.önce birinci kata gittim, beni ikinci kata gönderdiler. ikinci kattakiler de 3. kattaki vezneye postaladılar beni.. 3. kattaki vezne de nedendir bilinmez 4. kata gönderdii. 4. kattaki abla da 5. kattaki vezneye yönlendirdi benii.. 5. kattaki sevimli abi sevmedi tahakkuk fişini beni 4. kata gönderdii. 4. kattaki Neşe Hanım durumu anlamadı, 2. kattaki adamlara gittiikk.. sonra tekrar 4 ve ve sonra nihayet 5!sanırım sefgilisi kişisi beni aradığında 5. kattaydım benn.. pinpon topuna döndüğüm için bilemiyorum tam olaak hangi katta olduğumu :Do kadar tatlıydı ki sesi, yılın belirli günleri o kata gidip anma töreni düzenleyeceğimmm..aşığım uleyn bennn :D
Nehirler @ 18-02-2006 17:35
Çok güzel, ayaydınlık bir insanın sabah sabah dağları aşarak gelen sesine...… (merushplayer|che_at|Che Sarkilari - Anchin Ti|yes)Hani bazen kendini atmak istersin kayalardan aşağı, çaresizsindir, ne barınabilirsin bi yerlerde ne de sığabilirsin bi yerlere.. bütün bariyerlerin yıkılmıştır seni toparlayan.. sağa sola taşarak sularını her yere dağıtarak, azalarak akarsın… sonra bi yerlerden, tanıdık birinden, uzaklardan fısıltılar gelir kulağına… sadece hissedersin.. sana en sevdiği şiiri, “yolcu” şiirini okur… şarkılar gelir kulağına, “sen ne yapıyosun böyle umarsız.. nedir bu yaşama isteksizliği.. biz kim için savaştık, niye yaptık.. sizin için mi?” Diye yüzüne vurur her şeyi… utanç dalgası kaplar heryerini… hemen bi toparlanma isteğiyle kalkarsın ayağa.. tökezlemek elbette ki her zaman her insanın başına gelir.. ama ayağa kalkmasını bilmeliyiz.. Hep hırslarımız olmalı hayatta.. yani hırs derken isteklerimizi belirleyip, onlar için mücadele edebilmek.. ne olursa olsun bu istekler… sadece yolu bilmeli, engelleri aşmalı… gitmeknehirlerle yanyanagitmeknehirler gibi zornehirler gibi çetinnehirler gibi umutlugitmeknehirlerden de öteyeorayataaa orayao büyük kurtuluşayüreğimyaralı kuşumtopla ve aç kanatlarınıiçimdeki nehirlerin akacağı yollar nelerdir, kendi çizer rotasını.. ulaşmalı denize, amaç bu olmalı… (merushplayer)
Kırıntı !.. @ 16-02-2006 14:38
"Aşk kırıntısıyla doymaktansa Tek başıma aç kalırım bu hayattaPaylaşacak birşey artık yoksa Bir erkekle bir kadın arasında"(merushplayer|ask_kirintilari|Teoman - ASK KIRINTILARI|yes)21 Ocak 2006, Cumartesisaat: 12:57Geçmişten günümüze kalan kırıntıları saklar bazı insanlar..Gelecektede o kırıntıları yaşatmak isterler..Kaçımız ´aşk kırıntıları´ bıraktık ?..Kaçımız bu kırıntıları hakettik ?.."Aşk kırıntısıyla doymaktansaTek başıma aç kalırım bu hayattaPaylaşacak birşey artık yoksaBir erkekle bir kadın arasında"Kendime soruyorum ´kırıntı bıraktımmı?´ diye..Cevapsız sorular arasına ekleniyor bu sorumda..(merushplayer)
14 @ 15-02-2006 11:23
çok güzel bi dündü:)hayatımda unutamıycam bir gün oldu!bugünü unutulmaz kılan kişiye çok teşekkür ediyorum:)hiç beklemediğim bir anda seni karşımda bulmak beni ne kadar mutlu etti anlatamam!cidden:)benim için yaptıkLarın...oofff yaaaaa muhteşemdi:)hala o anı hatırlıyorum yaaaa manyağım benim:))))zaman geçsin istemedim ama geçmek zorundaydı her zaman ki gibi:)))seni seviyorummanasını anlıyosun eminim:)sen ol isterdim!(...)
Değişen ?.. @ 15-02-2006 02:36
Değişen ne ?Farklı olmasını biz sağlıyoruz..Değişen ne oluyor ?14´ünde yapılanlar bugün yapılınca redmi ediliyor ?14´ünde doğan güneş,yağan yağmur,esen rüzgar..15´inde yada daha sonrasında olunca farklımı oluyor ?Hayır..Hayır diyorum..Belkide kendini avutanlardan birisi olmak için kuruyorum bunca cümleyi....14´ünde kurulamamış sevgi sözcüklerini diğer günlerde kurabilmek dileğiyle..
14 !.. @ 14-02-2006 01:02
Kadeh kaldırmaya hazırmısınız ?Ya aşka yada aşksızlığa..Aşka ve aşksızlığa kaldırılan kadeh seslerini duymaya hazırmısınız ?Takvim ´Sevgililer Günü´ denilen güne saatlerin kaldığını hatırlatıyor..Alınan hediyeleri verilmeyi bekliyor..´Acaba beğenecekmi?´,´Keşke diğerini alsaydım´ cümleleri kuruluyor aşk sahibi insanlar tarafından..Alınamayan veya alınıpta verilemeyecek hediye sahipleri ise ´Yineme yalnızlık?´,´Neyse canım 14
_UMUTLAR_ @ 13-02-2006 16:51
´´umutlarýmý birbirine çatýp durdum...´´Edille’nin yaðmura dair hatýrladýðý ilk þaþkýnlýðý yýllar yýllar öncesine kadar uzanýyormuþ. Bütün eliyle sadece annesinin serçe parmaðýný tutabiliyor, sadece serçe parmaðýný kavrayabiliyormuþ sýmsýký. O kadar minikmiþ, minicikmiþ yani Edille. ‘Sen daha, çok bebekken’ dermiþ annesi o günleri her üzerinden geçiþinde.Edille daha, çok bebekken iþte, yürüyüþe çýkmýþlar, her sabah havanýn temiz yanýný solumak için yaptýklarý gibi. Ve yaðmur bulutlarý koþa koþa bir araya gelip telaþla yeryüzünü sulamaya baþlamýþlar. O an Edille serçe parmaðýna daha sýký tutunmuþ, korkmuþ sanki. Ýlk düþündüðü, gökyüzünün delinmiþ olduðuymuþ.Delik bir gökyüzü mutfaktaki süzgeçe benziyor olmalýymýþ ona göre, küçük dað çileklerini içine koyup yýkadýklarý. Edille küçük dað çileklerini pek severmiþ. Bu yüzden ‘dað çileðim’ diye seslenirmiþ annesi ona. Þapkasýnýn üzerinde bile küçük bir çilek resmi varmýþ. Edille delinmiþ gökyüzüne bakýp ne kadar çok dað çileði alabileceðini hayâl etmiþ o an. Annesine ‘gökyüzüne çýkýp bir sürü dað çileði yiyelim mi?’ diye sorduðunda, bu düþüncesinin hemen kabul edileceðini sanmýþ. Þimdi sadece dað çileklerini yýkarlarken süzgeçten akan suyu görebiliyorlarmýþ çünkü. Yukarý çýkarlarsa hem dað çileði yiyebilirler, hem de ýslanmaktan kurtulabilirlermiþ. Annesi sorusuna gülümsemiþ ve rengarenk bir þemsiye uzatmýþ ona. Edille þemsiyeyi almýþ, süzgeçten akan suya bakmýþ, tutmuþ þemsiyeyi ters çevirmiþ gökyüzüne doðru. Yaðmur damlalarý Edille’nin þemsiyesinin içine düþmüþ birer ikiþer. Annesi þemsiyeyi nasýl tutmasý gerektiðini bilmediðini zannederek ona göstermiþ: ‘Öyle deðil dað çileðim, böyle.’Edille demiþ ki: ‘Dað çileklerini yýkarlarken belki aþaðýya düþen olur da benim þemsiyem de onu tutar.’“anýmsadýðým zamandan bu yana, say ki asýr olduumutlarýmý birbirine çatýp durdum, irili ufaklýannemin yamalý bohçasý, yamalý pikesi, yamalý seccadesi vardýbenim yamalý umutlarým...say ki asýr oldu yaþamadayým, ya da her an ölmedeumutlarýmý birbirine çatýp durdum, olur da cümlesi bir can bulur diyebana ait her ne var ise yamalýdýr sýrf bu yüzdenkazaklarým, patiklerim, perdelerim; þemsiyem, saçým, yüreðimbir de düþlerimumutlarýmý birbirine çatýp durdum...”
DÜ @ 13-02-2006 11:55
“İhtimal siz bu sokaktan hiçgeçmediniz...”Sağa sola kıvrılmadan dümdüzyüz metre uzanan sokağın sağlısollu evleri ne renk uyumlu, ne debiçim benzeri idi. Bir tarafının bir köşesinde brikethane,diğer köşesindeküçük bir “Salkım Eşeli” bakkalı;diğer tarafının bir köşesinde üç beş portakal ağacı ve otlar, diğer köşesinde minicikcamisi...
Gidince !.. @ 11-02-2006 14:46
Ýnsanlara hep ayný sorularý soracaksýn..´Neden gitti ?´,´Nereye gitti ?´,´Kiminle gitti ?´ diyeceksin..Onlar ise boyunlarýný eðecekler..Yeri izleyecekler..Sen yalvaracaksýn..´Size söylüyorum..Lütfen bir cevap verin bana..´Onlar hiç hareket etmeden dinleyecekler seni..Tek bir cümle bile kurmayacaklar..Sen geri dönüp gitmek isteyeceksin..Gözlerinde çaresizlikten kaynaklanan gözyaþlarý..Aklýndaki sorularý kendine soracaksýn..Tam o sýrada biri çýkacak kalabalýðýn içinden..´Onun evine git kýzým..Belki birþeyler bulursun..´ diyecek ihtiyar adam..Sen bir ümitle yola koyulacaksýn..-Umut- belirecek gözlerinden..Heyecanýn artacak..Kapýyý kalacaksýn..Kapý açýlacak..Yine yere bakan bakýþlar göreceksin..Sonra odamý soracaksýn..Ýçeri girdiðinde her zaman yanýna geldiðimde hissettiðin parfüm kokusunu koklayacaksýn..Masama doðru ilerleyeceksin..Sana gönderilmemiþ mektuplarý göreceksin..Gönderilmemiþ hediyeleri gösterecekler sana..En sevdiðin kitaplarý,en sevdiðin kýyafetleri göreceksin..Mektuplarýn içinde bir yer dikkatini çekecek..´Ben ise sensiz bir geceye daha gidiyorum..Oradanda sensiz bir güne..Her zamanki gibi..Sessiz..Ve yalnýz..´Evdekilere yine ayný sorularý soracaksýn..´Neden gitti ?´,´Nereye gitti ?´,´Kiminle gitti ?´ diyeceksin..Onlar tek bir cümle kuracaklar sana..´Seni gerçekten seviyordu..´Çýkacaksýn dýþarý..Sahile gideceksin..Banka oturacaksýn..Gözyaþlarýna mani olamayacaksýn..´Keþke..´ diyeceksin..Geç olduðunu bildiðin halde....
Hayat ve Aşk @ 10-02-2006 23:39
hayat ve aþk oyundayken ben sahnede sustum kaldýmperde kapandý bitirmeden oyuncular þaþtý kaldýben de mi bozdum kendimi uzat elini çýkar maskemihayatým yalan bir oyun mu sufleler kurtar ruhumuçýkar maskemi makyajýmýsevemedim bu içi boþ dünyayýben de mi bozdum kendimiuzat elini çýkar maskemi.............söndürün ýþýklarý oyun bitti kalmasýn bende kimsenin izleri.............
DÜ @ 09-02-2006 13:51
“Kimsenin kimseden haberi yok.”“O evde bir deli kadın var, ona anlat derdini. Bir gözü öte alemlere çevrili imiş. Düz duvarda kapılar açıp giriyormuş. Bir keresinde çatıdan uçup gittiğini görenler olmuş. Sokaktaki kedi köpekle konuşuyormuş” dedi Maşka. Hema inanmadı Maşka’nın bu söylediklerine, ama bu sözlerden sonra duvarlara bakmaktan da kendisini alamadı. Bir kapı açıldığını ve gerisinde kaybolduğunu hayal edip, hep öte alemlerin duvarların arkasında biryerlerde olduğunu düşündü gecelerce. Çıkmaz sokağın en ucunda yıkık dökük evdeki deli kadının yanına gitmek için artık kendisini durduramadığı bir ikindi sonrasında kareli gömleğini üzerine geçirip rutubet kokulu evlerin arasında yürümeye başladı Hema. Saç örgüleri belinde dans ediyor, el parmakları birbirlerini çekiştirip duruyordu. Avuçları ter içinde kaldığında hararet bütün vücudunu çoktan kaplamıştı. Birden duvarın birinden kara bir kedi sıçradı önüne. Durdu Hema. “Bu o deli kadın mı acaba?” diye aklından geçirmeden edemedi. Kara kedi öylece bakıyordu Hema’ya. Kuyruğu havada bir sağa bir sola kıvrılıyordu. “Sen osun” dedi fısıltıyla Hema.“Ben oyum” dedi kara kedi. İrkildi Hema. Bir adım geri attı. İçinden dönüp kaçmak geçti. Ama bir kedinin ondan daha hızlı olabileceğini iyi biliyordu. “Hem tırnakları var sivri sivri” diye düşündü. Kara kedi bir başka duvarın üzerinden atlayarak gözden kaybolduğunda Hema rahatlamıştı. “Gitmemeliyim” dedi kendi kendine.“Gitmelisin” dedi yine kendi kendine.Evin önüne geldiğinde biraz beklemek istedi. Yıkık dökük evde birilerinin yaşıyor olma ihtimali bile saçma görünüyordu ona. Aklını dönmek düşüncesi kurcalarken bahçe duvarında bir delik açıldı. “Deli olan benim” diye düşündü Hema. Kara kedi arkasında belirmiş “gir içeri” diyordu ona. Hema çaresiz deliğin içinde sürünmeye başladı. Bir tünel gibiydi. İlerledikçe devam ediyordu. Kara kedi arkasından garip sesiyle tekrar edip duruyordu: “Korkmuyorsun... korkmuyorsun...”“Korkuyorum” diye bağırmak istedi Hema. “Çok korkuyorum. Her şeyden. Yürümekten. Durmaktan. Yemekten. Ağlamaktan. Uyumaktan. Böyle sürünmekten. Bir kediyle konuşmaktan. Yaşamaktan. Saksılardan. Merdivenlerden. Yıldızlardan. Salatalıktan. Bardaktan. Balonlardan. Çocuklardan. Soğandan. Sudan. Borudan. Bacadan. Her şeyden korkuyorum.”Hema sürüklenirken düşmeye başladı. Boşluğun farkına varamamış karanlıkta eli kayıvermişti. Düştü Hema. Düşerken bağırdı Hema. “Korkuyorum. Her şeyden korkuyorum. Düşmekten. Gözümden. Kolumdan. Terliklerden. Eskilerden. Köpeklerden. Kendimden. Her şeyden korkuyorum.”Kara kedi de düşüyordu onunla birlikte. Karşı karşıya düşmeye daha ne kadar devam edeceklerdi? “Sen korkularından kurtulana kadar” dedi kedi. “Hepsini içinden söküp atana kadar böye düşeceğiz.” Hema gözlerini kapatıp kendisini yumuşak, beyaz, geniş bir yatakta düşünmeye başladı. Pencereden gün ışığı sıcaklığını veriyordu. Tavandan sarkan avizenin mora, kızıla, maviye, sarıya ve yeşile çalan kristallerinin yansımasıyla odanın içinde renkler dans ediyordu. Büyük bir huzur gezindi içinde. İşte tam bu sırada bir zemine deydi ayakları. Sert, soğuk, nemli, kaygan zeminde durmakta zorlandı Hema. Kedi de hemen yanıbaşındaydı. Bir kadın belli belirsiz bir göründü bir kayboldu.“Neler oluyor?” diye sordu Hema. “Olan bir şey yok” dedi kedi. Hema sakinleşmiş, korku çekip gitmişti.“Korkmuyorsun” dedi kedi.“Korkmuyorum” dedi Hema. Belli belirsiz bir görünüp bir kaybolan kadın “gidin artık” dedi. Kedi ve Hema arkalarında açılan kapıdan yürüyerek çıktılar. Çıkmaz sokakta ilerlerken Hema, evlerin dökülen duvarlarına, kokan su birikintilerine bile gülerek bakıyordu. Bunu farkettiğinde durup kediye birşeyler söyleyecekti ki... Kedi yoktu. Gitmişti. Yürümeye devam etti Hema. O kadar çok yürüdü ki çıkmaz sokağı geçti. “Balnaban” sokağı geçti. “Nişter hurafti” sokağını geçti. Sağa döndü “Hek muşfan” sokağını geçti. Gide gide daha temiz sokaklara, daha geniş soakaklara geldi. “Fa fine fetan” sokağındaki temiz havayı soludu. Düz gitti. Yokuştan inerken duvarda yazan “Dumate bayırı” yazısını okudu. Tam karşıda uzanan masmavi denizi görüp bir süre onu seyretti. Ona gidip mavi olmaya karar verdiğinde “Yumil” sokağına girmişti. Bu sokakta güzel görünen evler vardı. Bahçelerinde çiçekler, pencerelerinde tüller vardı. Hayran kalmıştı hepsine. O sokaktan tam karşıdaki sokağa geçtiğinde denizin kokusu ona kadar ulaştı. “Jemalika” sokağındaki büyük parkın kenarında durup kendi halindeki insanlara baktı. Hiçbiri rutubetten çıkmışa benzemiyordu. Hiçbirinin sokağında endişe verici gizemler yok gibiydi. Hema yürümeye devam ederken bütün sokakların birbirinden çok farklı olduğunu anladı. “Slapki” sokak, “Uma yuma” sokak, “Dolga”, “Cayve”, “Ömer”... Bir sürü sokaktan geçip, bir sürü sokak adı okudu Hema. En çok “Ömer” sokak ilgisini çekti. “Acaba bu sokağın adı neden Ömer idi?” Diğer sokakların adının yanında bu isim ona garip, değişik geldi. “Ne demekti acaba? Kim bu ismi vermişti bu sokağa?” Birgün eğer yaşamaktan fırsat bulabilirse birilerine sorup öğrenme kararı aldı kendi kendine. Tam karşısında deniz duruyordu. Hema hiç korkmadan denizin yanına kadar gitti. İlk kez oluyordu bu Hema’nın hayatında. İlk kez çıkmaz sokaktan dışarı çıkmış, ilk kez başka sokaklar görmüş, ilk kez denize ulaşmıştı. Sevindi. Hema çok sevindi. Öylece oturup denizi seyretti. Sonra ne oldu? Bu da başka bir öykünün içinde.
Düşler... @ 05-02-2006 21:50
birgün gerçekten kanatlarımın çıkacağına ve uçacağıma inanıyorum... kokuşmuş dünyanın kayıp çocuklarıyız biz!- ya da kaybolmak isteyen -anne babalarımızın devrimci ruhlarımiras kalmamış mı bize???onlar "anarşist gençlik" diyorlar...bu dünyada ruhuma bir barınak bulamıyorum.içtikçe yargılayabiliyorum kendimi en çok,belki de bu yüzden hep içiyorum.yaşadığım kentin sokaklarında boğuluyorum,yaşadığım evin duvarlarında..damarlarımda potansiyel bir alkolik hızla akarken alice harikalar diyarındayı oynuyorum zevkle..büyük tavşanın peşinden kuyulara atlayıp iskambil adamlarla kılıç kalkan savaşıyorum.---dünyaya geri döndüğümde -ki bu her zaman biraz daha geç oluyor-olabildiğince uzak durmaya çalışıyorum gerçeklerden.geceleri martıları seyrediyorumhaliç´in üzerinde çıldıran...bir anlam yüklemeye çalışıyorum kuşlaraelimden geldiğinceonlar güneşe yakın olduklarından mıdır nedirhep aydınlık kalıyorlar gecenin koyuluğunda bile...gözlerimi kanatlarına asıp denizler aşıyorum sadece düşlerimde..................................................
DÜ @ 03-02-2006 17:10
“İnsanlar kötülüğü yaydılar, seyretmek için oturdukları yerden.”Her gün batımı sonrası gökyüzünü saran karanlık, insanları evlerine sürüklerken, köşe başını geçtikten sonraki ilk sokak lambası biliyordu ki, bir de karanlık ile beraber dışarı süzülenler vardı. Sokak lambası biliyordu çünkü görüyordu her gece karanlığı siper edinenleri. Onlar lambanın neler gördüğünden habersiz en karanlık taraflarını döküyorlardı kaldırımlara. Siyah giyiniyorlar ve siyah bakıyorlar ve siyah duruyorlar ve siyah tokalar takıyorlar ve siyah izler bırakıyorlardı. Nadiren dökülen sözlerden siyah damlıyordu yerlere. Lamba bir gece uyanır uyanmaz ışığının ne kadar sönük olduğunu farketti. Kaldırıma yansımadığını, etrafı aydınlatan şeyin yanında ışığının ne kadar cılızlaştığını gördü. Gökyüzünde büyük bir kandil yakılmıştı sanki. Tek bir nokta karanlık bile gezinmiyordu etrafta. “Bir garip gece” diye düşündü.Sokak lambası şöyle bir silkeledi kendisini. Yerinde birkaç kere hoplayıp zıpladı. Ampülünün tozunu aldı. Gövdesini öne arkaya eğerek ısınma hareketleri yaptı. Uykunun mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışarak dikkatini işine toplamayı denedi. “Hep böyle olursa beni çürüğe alırlar” diye içine kocaman bir kurt düştü. Bu cılızlığını gören var mı diye de şöyle bir bakındı. Apartmanların tepesinde gölgeler, rüzgarın önünde koşturan tozlar, ara ara gözlerini açan kediler, park edilmiş arabalar dışında bir şeye rastlamadı. O siyah adamlar ve kadınlar da yoktu bu gece. Karanlık yerine bir huzur dolaşmadaydı semada. Bu gece bir kandil yakılmıştı belli. Kim içindi? Kimler içindi? Bu gecede bir başkalık vardı belli. Sokak lambası bu sessizliğin ardındakini bulmak isterken birden karşı kenarda sıra sıra duran ıhlamur ağaçlarının yere eğildiğini gördü. Sonra diğer ağaçlar, otlar... O sıra aydınlık gökten bir nur indi yeryüzüne dolaştı her yeri. Her yer nur ile dolunca lambanın ışığı tüm gücünü kaybetti. Lamba buraya yerleştirildiğinden beri hiç böyle bir gece yaşamadığını düşündü. Her şey hiç bu kadar güzel görünmemişti gözüne. İnsanlar da görebilseydi de bu nurdan nur alabilselerdi keşke. Belki siyahlar beyaza dönerdi. Beyaz sözler dökülürdü dillerinden belki o zaman ve hiç siyah acılar yer bulamazdı kendilerine. Gece bitti. Sokak dolup dolup boşalmaya başladı. Nurlu gece çekildi.
Dans !.. @ 03-02-2006 11:21
Yağmurlu bir gündü.. Sen eşyaları kutulara koyuyordun.. Ben ise ufaklığın oyuncaklarını.. Daha fazla üzülmesin diye ufaklığı annenlere bırakmıştık.. Aslında bundan sonra daha fazla üzülecekti.. Yorgunluk belirtileri kendini göstermeye başlamıştı.. Sen belini tutuyordun ben ise dizlerimi.. Belindeki rahatsızlığının nüksetmesin korkuyorumdum..Fakat senin bu senin umrunda değildi.. Hiçbir zamanda olmamıştı.. ´Bırak artık sen!´ dedim.. ´Sen karışma´ dedin her zamanki gibi.. ´Ama..´ diyerek cümleye başlamak istedim lakin izin vermedin..Karşı çıktın.. ´Yine başlama!´.. ´Başlayan benmiyim?´ diye düşündüm içimden.. Halbuki herşey senin iyiliğin içindi.. .. Geç olmuştu,yatmamız gerekiyordu.. Sen odaya çekildin ben ise kanepeye.. Gözümüze uyku girmiyordu.. Ev son gecemiz olduğunu içindi herhalde.. Radyoyu açtım..Sen duyma diye sesini kıstım.. Dışarıdaki yağmura eşlik ediyordu radyoda çalan şarkı.. Reklamlar girdi araya.. Uykuya yenik düşmek üzereydim.. Kalkıp radyoyu kapatmak istedim.. Kader işte.. Birden yayına girdiler.. Kısık bir sesle konuşuyordu vj kız.. ´
DÜ @ 31-01-2006 14:20
“İnsanlar kötülüğü yaydılar, seyretmek için oturdukları yerden.”Her gün batımı sonrası gökyüzünü saran karanlık, insanları evlerine sürüklerken, köşe başını geçtikten sonraki ilk sokak lambası biliyordu ki, bir de karanlık ile beraber dışarı süzülenler vardı. Sokak lambası biliyordu çünkü görüyordu her gece karanlığı siper edinenleri. Onlar lambanın neler gördüğünden habersiz en karanlık taraflarını döküyorlardı kaldırımlara. Siyah giyiniyorlar ve siyah bakıyorlar ve siyah duruyorlar ve siyah tokalar takıyorlar ve siyah izler bırakıyorlardı. Nadiren dökülen sözlerden siyah damlıyordu yerlere. Lamba bir gece uyanır uyanmaz ışığının ne kadar sönük olduğunu farketti. Kaldırıma yansımadığını, etrafı aydınlatan şeyin yanında ışığının ne kadar cılızlaştığını gördü. Gökyüzünde büyük bir kandil yakılmıştı sanki. Tek bir nokta karanlık bile gezinmiyordu etrafta. “Bir garip gece” diye düşündü.Sokak lambası şöyle bir silkeledi kendisini. Yerinde birkaç kere hoplayıp zıpladı. Ampülünün tozunu aldı. Gövdesini öne arkaya eğerek ısınma hareketleri yaptı. Uykunun mahmurluğunu üzerinden atmaya çalışarak dikkatini işine toplamayı denedi. “Hep böyle olursa beni çürüğe alırlar” diye içine kocaman bir kurt düştü. Bu cılızlığını gören var mı diye de şöyle bir bakındı. Apartmanların tepesinde gölgeler, rüzgarın önünde koşturan tozlar, ara ara gözlerini açan kediler, park edilmiş arabalar dışında bir şeye rastlamadı. O siyah adamlar ve kadınlar da yoktu bu gece. Karanlık yerine bir huzur dolaşmadaydı semada. Bu gece bir kandil yakılmıştı belli. Kim içindi? Kimler içindi? Bu gecede bir başkalık vardı belli. Sokak lambası bu sessizliğin ardındakini bulmak isterken birden karşı kenarda sıra sıra duran ıhlamur ağaçlarının yere eğildiğini gördü. Sonra diğer ağaçlar, otlar... O sıra aydınlık gökten bir nur indi yeryüzüne dolaştı her yeri. Her yer nur ile dolunca lambanın ışığı tüm gücünü kaybetti. Lamba buraya yerleştirildiğinden beri hiç böyle bir gece yaşamadığını düşündü. Her şey hiç bu kadar güzel görünmemişti gözüne. İnsanlar da görebilseydi de bu nurdan nur alabilselerdi keşke. Belki siyahlar beyaza dönerdi. Beyaz sözler dökülürdü dillerinden belki o zaman ve hiç siyah acılar yer bulamazdı kendilerine. Gece bitti. Sokak dolup dolup boşalmaya başladı. Nurlu gece çekildi.
DÜ @ 30-01-2006 03:02
“İnanmadılar dünyanın döndüğüne”Deprem olduğunda herkes evinin bahçesinde uyumuştu dört gece. Cesaret eden içeri girip yastık almıştı, edemeyen kolunu kıvırıp yatmıştı. Hazirandı. Hava sıcaktı. Bağlı köpekler sürekli havlıyordu. Sabaha kadar sokağı mırıltılar dolduruyor, bu musibetin uzaklaşması için dua ediliyordu. Semira hambalis kokusunun ne kadar güzel olduğunu o gecelerde aklına kazıdı. Zakkum çiçeklerinin pembe ve beyaz açtığını, yaz başı gecelerinin serin geçtiğini, arktaki suların sokağa taştığını, bekçilerin uyumadığını o deprem gecelerinde öğrendi. Dört gün dört gece sallandı şehir içindekilerle beraber. Evler ve yollar ve ağaçlar ve duvarlar ve arabalar ve insanlar ve dağlar ile taşlar sallandı durdu. Semira, teyzesine sarılarak uyudu. Birisine sarılınca daha az korkuyordu, daha az deprem oluyordu sanki. O gecelerde bodrumda besledikleri tavşanlar da kayboldu. “Yerin altında büyük delikler açıldı da onlara mı düştüler acaba?” diye sordu Semira. İşte o zaman öğrendi, hayvanların depremi önceden hissettiklerini ve korkup kaçtıklarını. “Keşke bize de haber verselerdi” diye düşündü.
DÜ @ 28-01-2006 01:47
“Yalnız bırakılanlar dayandılar, yalnızlık onları gitmelere mecbur edene değin.”“Madam siz hiç konuşmaz mısınız?” diye sordu çocuk kadının başındaki pembe tüylü şapkadan gözlerini ayırmadan. “Madam” demişti, çünkü Madam’ın kendisine “Madam” denmesini istediğini bir keresinde annesinden duymuştu.“Az konuşur” dedi Madam.Çocuk sokağın kıvrımından ucu görünen evine bir göz attıktan sonra “neden?” diye soruverdi. Annesinin Madam’la konuştuğunu görmesini istemiyordu.“Pek bilmez Türkçe” dedi Madam. Çocuk şaşırdı. Annesinin hiç pembe tüylü bir şapkası olmadığını, hatta hiç şapkası olmadığını düşündü. “Okula gitmediniz mi?” diye sordu. Aklından da büyüyünce annesine bir şapka alması gerektiğini geçiriyordu.Madam cevap vermek ister gibi ağzını açtı, ama birden vazgeçti. “De hadi hadi, çok söz gerek yok. Ben gidiyor burda” dedi sözü değiştirerek.Çocuk Madam’ın o gün nereye gittiğini anlayamadı. Bir daha da hiç karşılaşmayınca Madam’la, sokağın tek panjurlu evinden ayrıldığı aklına geldi. Sonraları annesi sokağın terzisine söylerken duydu Yunanistan’a gittiğini Madam’ın.
DÜ @ 27-01-2006 23:12
“Gökyüzünü feryat ile dolduranlara ölüm gösterildiğinde yüzleri karardı.” Büyük fırından şöyle on adım beri gelince yola bakan balkonunda bastonuna yaslanarak ayakta durmaya çalışan Az Bekri, vücudunun titremesini durduramayışının öfkesini sokak kedilerinden çıkarıyordu. “Buraya gelen kediler ölüyor” diyordu ardından da. “Gel pisi pisi, sana süt vereyim.”Kediler geliyordu. Sütü içiyordu. Az Bekri’ye bir baktıktan sonra şöyle mideleri kalkmış gibi, üç beş metre ileride yere yığılıveriyordu. Az Bekri hayatını biraz daha kirletiyordu sona bu kadar yaklaşmışken bile.
DÜ @ 27-01-2006 17:13
“Bütün gemileri yaktım, dönmek düşmesin aklıma diye.” Çevresi yüksek duvarlarla çevrili bahçenin uç tarafına kondurulmuş tek katlı, basık, toprak evin bir kızı Lemine, en cılız haliyle döküntü dolu bahçenin kıyısında köşesinde dolaşıyordu yalın ayak. Sokağın en eski eviydi 3 / A. Beyazdı. Çatısına yerleştirilmiş kiremitler yosun tutmuşluğundan siyah görünüyordu. Boyası çoktan dökülmüş pencere çerçeveleri ilkbaharın serin yağmurlarını pervasızca içeri davet ederdi. Lemine ıslak yatağında karın ağrısından kıvranırken bütün hayatların böyle olması gerektiğini düşünerek hiç şikayetlenmedi. Bir ufak bahçeden başka bir dünya da bilmezdi. Duvarın üzerinden başını uzatıp sokağa bakmaktan çoğu zaman boynu tutulur, bu yüzden eğik tutmak zorunda kalırdı başını. Ne Gorki girdi eşikten, ne Marquez, ne Gazali, ne Kafka...On-dört yaşındaydı. Üzerinde kırmızı çiçekli yırtık bir elbise vardı. Birgün sokakta siyah bisiklete binmiş bir adam gördü. Adam iki adım ötede durmuş Lemine’ye bakıyordu. “Ne var?” diye geçirdi aklından Lemine. Dönüp toprak eve, döküntü bahçeye, bir de portakal ağaçlarının kalın yapraklarına göz attı. Her şey olduğu gibi, hiç değişmeden, öylece ve hiç de değişmeyecekmişcesine duruyordu. Adam bekliyordu, Lemine merak ediyordu. “Bu bahçenin dışında ne var?”“Sokak.”“Sokağın ilerisinde ne var?”“Başka sokaklar.”Lemine daha önce hiç yapmadığını bir anda, nasıl olduğunu anlamadan yapıverdi ve duvarın üzerine çıkıp sokağın tozlu yoluna hoplayıverdi. Kıvırcık sarı saçları karman çorman, hiç tarak yüzü görmemiş ve sıcak suyla hiç yıkanmamıştı. Siyah bisiklete binip başka sokaklara gitti. “Tutulursa dilin bu hengâmedehoş gör, bırak lâl kalsın.”
Yüzyılın Buluşu @ 26-01-2006 23:39
Bu gün sevgiliyle konuşurken birden kafam dank etti . dedim ki kendime: "her ne kadar samba server olayında büyük darbe yemiş olsan da sen Türkiye´nin gerek ahlaki, gerek sosyal gerekse bilimsel açıdan çok şeyler beklediği bir üniversite öğrencisisin.. nedir bu tembellik! kalk, dünya senden bilimsel çalışma bekliyor!! Allah allah allalalalahhh"evet dedim ben böyle. elimde kılıç sanıp havaya kaldırdığım kalemi görünce "evet ´bu!!´ dedim.. Fatih, Kanuni falan büyük insandı ama en büyüğünün, ideal insanın nasıl olması gerektiği k-o-n-usunda bilimsel bir s-o-nuca varılamamış.. Nietchze´nin Üstün İnsan kavramı tekrar yazılmalı, tekrar tekrar tekrarrr" diye düşündüm ve çalışmamı başlattım günce.. (yani buna benzer şeyler olmuştur eminim, ben o anda sefgiliyle konuşurken transtaydım, pek detaylı hatırlamıyorum :p)kod adı BGNYYA-1 olan ve halk arasında Yeni Çağın Üstün İnsanı olarak anılacak bilimsel projemin taslağını oluşturdum hemen.bunun için gerekli şeyler şunlarmış:- tartışmasız dünyanın gelmiş geçmiş en harika, en şirin kızı (bundan sonra TDGGEHESK olarak kısaltılacaktır.)- MS Office Excel ya da Openoffice Calc- üniversitenin mühendislik bölümünde okuyan ya da mezun olmuş bir sevgili (opsiyonel olarak öğretmen de olabilir.. bizzat denedim.. oluyor yani :))- yukarıdaki şahsın en askerliğinin yapılmış ya da en az 2 yıl tecil edilmiş olması (bilimsel çalışma yarıda kalmasın diye)evet ..başladım büyük bir şevkle.amacımız; dünyanın en harika kızının eski sevgililerinin özellikleriyle ilgili tüm detayları öğrenip gerekli formül ve grafiklerle "üstün insan"ın özelliklerini belirlemek.. bu amaç doğrultusunda bu eski sevgililerin ayakkabı numaralarına kadar herbişeyi sormak gerekiyordu, sorduk da nitekim :)neyse, daha işin başında olmama rağmen ben şahsen bizzat yıkıldım günce. eski sevgililerinin doğum yılu ortalamasına bakınca TDGGEHESK´nın yaşındaki biri için en ideal erkeğin 1982,625 doğumlu olması gerektiği sonucuna vardık :(:(:( ama ben 84´lüyüm :( şimdi birsürü felsefe kitabı falan okuyup 82,525´li bir insanın olgunluğuna erişmek lazım sanırım :(neyse, eski sevgili listesine bakınca en ciddi rakip olarak 2 kişiyi gözüme kestirdim günce:bunlardan birincisi B. isimli ve TDGGEHESK´ının 9-12 yaşları arasında sevgilisi olmuş insan.. "ilk aşk"ın insan üzerindeki etkisini bildiğim için B´ye daha bir önem veriyorum. birebir kopyalama yoluna bile gidebilirim.. yakında "benim daha çok bilyem vayyy..", "tasolarımı geri ver anneme söylerim yoksa" gibi cümleler duyma olsılığın var :) ama n´apiim, sevgili böylelerinden hoşlanıyormuş demek ki :Dbir diğeri ise sonuna "cuğummm" eklenmiş birii. içinde kalmış kızın, incelemem lazımmm..bi tane daha var ama artık onu saymıyorum, baş edemeyeceğim kesin. yakın bir geçmişte ağzımın payını güzel bir şekilde almıştım çünkü onunla ilgili mevzuda :)neyse işte günce..herşey tamamlanıp gerekli formüllerle hesaplamalarımı yaptıktan sonra bir basın açıklaması yapabilirim..hazır ol...dünya artık eskisi gibi olmayacak!tüm erkekler bu belirlenen standartlara ulaşabilmek için adeta can atacak.tüm kızlar "ideal erkek"lere sahip olacak; dünya cennet olacak, hissediyorummmmmm.
İşte aynurum merushum ve ben ....!! @ 26-01-2006 02:03
Kendini arındıracak suyu gizlisinde mutlaka vardır. 3 universiteli. 3 cesur..3 vazgeçilmez insan : )hem güzel, hem yetenekli, hem zeki kadin:Bir yerlerde yaşıyor böyle tipler. gerçekten! ancak sistem beraberinde olumsuz yanlarını da ekliyor eserine: ukalalık, narsisisizm, vs.. böylebir kadına katlanmak zordur, keza bu kadının karşısına çıkan birini beğenmesi de.. özünde kafa kafaya kapışabileceğibir erkek modeli ister. bağımsızlığına düşkündür ancak, asla yapmayacağı zannedilen pek çok şeyi doğası gereği hiç gocunmadan yapar. bu zamanlarında erkek tarafından küçümsenir, ulaşılmazlığı zarar görür. aldanılmamalıdır çünkü onun ulaşılmazlığı dokunulmazlığında saklı değildir. bu kadın başarısızlığa uğrayabilir ya da karşısındaki öyle düşünebilir ancak yıkımlarını her zaman kazanca çevirebilir. an gelir salya sümük ağladığı bile görülebilir,bir süre sonra tekrar dönüp bakıldığında hiç bir şey olmamış gibi atlattığına tanık olunur. kendinden kopup giden parçaları yenileme kudretine sahiptir. yalnızlıktan bunalır, olduğu yerde başka türlüsü mümkün değildir ama onun hayatını taşıyabilecek er biri de zor bulunur. eğlencelidir.Bir ortama girdiğinde yarım saate kalmadan her köşe bucağı bile ele geçirir. özlenir.. unutulmaz.. sigara içişi farklıdır. bütün yalanları fark eder. dili zaman zaman zehirler, kimi zaman yalarcasına konuşur. o da acı çeker.. ağlar.. küser. sonra en çok kendine güler. etrafında küçük kopyalarıyla dolaşır. bilgilidir, her şeyden mutlaka haberi vardır. cesurdur, riskleri sever. içinizi okurcasına bakar. onun cazibesi tanımlanmaya kalkışıldığında dağarcıktaki sözcükler yetersiz kalır. ona dokunmak için çok ateşler başlar, yakar, kendi de yanar, kendini kendi külünden yine yaratır. günahkardır.. aldırmazdır..
Eskilere Tıp @ 17-01-2006 00:35
süper bir sezen şarkısıyla girişiyorum günlüğüme ...çok zaman geçmesi gerek aradanakşamdan sabaha onaramam kiboş kalırsa durur atmaz ki bu kalpo zaman ben nefes alamam ki ..onu yeni bir masala inandırmalıyımhatta bi süre kandırmalıyımaraya girenleri el sürenleri.ben unutsam kalp unutmaz..günlüğüm bu benim..herkes okumasada olur :)ben unutsam kalp unutmaz..bu kez pc de dinlemedim müziğimi odamı toplarken müzik setine koydum cdyi..bişileri değiştiriyorum ya aklımca..sonra odamı topladım işte..eski püskü bişileri attım..cüye yazdığım satırları okudum onları toparlıcam bi ara..bayağa böle şekillendirmişim..güsel olmuş..nese onun dışında tabii odayı toplarken ve sezen dinlerken koptum biras gün içindeki gerginliklerde doldurmuş beni bi güsel ağladım..aynurumun attığı msj ve feyhamla aldığımız karar dışında monoton bi gün geçirmek beni hep böle yapıyor..feyham..dilerim başarırız..aldığımız kararda sudur..tıp yaptık..yani tıp dedik..yeni bi ten ve yeni insanlar olana dek konuşmıcas eski olan ve bize eskiyi hatırlatan hiç bişeyi..bitsin artık yeter..yoksa kara bulutlar gitmicek..öle işte canım..sora özlemlerim yine aynı devam ediyor işte..yine sezen parçasıyla kapatıyorum..bis asla ..iri yarı kötü kalpli,boyalı,geçkin kadınlar gibidil çöplerini naylon torbalarında saklayanlar gibi olamayız...acının yüz ölçümü yer yüzünden fazlada olsa kapatırız aradaki farkı...öptüm kojamann.... sefiyorum beni sefenleri..öle futursuz yasıcam artık..sanane...sararım inkar ederim..söverim sevdim derim..giderim dönücem derim.gülerim,dalga geçerim..sanane..sen benden önce ölüceksin nasılsa ..görmezsin düştüğüm halleri üzülme..(şimdi yasdım)ahaha çok zevkli..
Böyledir bundan böyle @ 16-01-2006 02:04
İnat etmiştim ben,kelimeleri dolandırmadan yazmayı deneyecektim. Tüm denemelerim sonuçsuz kaldı saatlerdir. Saatlerdir bir ekrana bakıyorum kendime notlar alıyorum siliyorum kırpıyorum kes diyorum sil diyorum kaydetme diyorum göm derinliklere.. Gitme diyorum "geri dönüşüm kutusu"na çık git diyorum hepten hayatımdan.Kelimelerle kavga ediyorum saatlerdir. Anlatamadığım o kadar çok şeyim var ki..Öyle birikmişim ki.. Susacağım dedim en son..Yazmayacağım bir süre.."Hiç"tim ben,bilinmezdim.SusmalıydımMerush yazmasın artık böyle dolambaçlı kelimeler yığınlarını..Sessiz de kalmasın ama..Susmasın çenesi..Hakkımızda en hayırlısı budur..
Ayrılık!! @ 04-01-2006 00:15
Uyan @ 03-01-2006 02:25
Gittin !.. @ 01-01-2006 14:15
Kaybetmek nedir bilirmisin ?Bildiğini sanıyorsun aslında..Sen kaybettin..Ben ise alışmıştım bu duruma..Değişen ne oldu ?Sen orada başkasıyla..Ben burada yalnız..İkimiz için üzülüyorum aslında..İkimizde bir hayal için bekliyoruz..Ben senin farkındayım..Ama sen değilsin..Sen orada onu beklerken..Ben başka limana yelken açacağım..Umarım yıkılmamış olur..Gittin benden..Geçmiş yıl ile beraber tarihe karıştın..Çok şey değişti inan..Bende bittin..
A passage taken from The Crow @ 31-12-2005 15:23
People Once Believed.... "People once believed that when someone dies a crow carries that soul to the land of the dead. But sometimes something so bad happens that terrible sadness is carried with it. And the soul can´t rest. And sometimes the crow can bring that soul back to put the wrong things right."
KaraRsız! @ 29-12-2005 12:19
"GitMeYe gELmistim!GeLdiM!GidemiYorum!GeLmeYe giDiyoRum..."
(...) @ 28-12-2005 15:55
BeN!En güzeL sana güldüm!En güZeL gözyasLarimi sana döktüm!
Kar !.. @ 19-12-2005 17:28
Yine kar yağıyor Ankara´ya..Yine yollar beyazlaşıyor..Çam ağaçları kat kat karları biriktiyorlar..Diğer ağaçlar ise çıplak gövdelerine alıyorlar yağan kar tanelerini..Kar !..Yine kar yağıyor Ankara´ya..Yine yollar beyazlaşıyor..Çam ağaçları kat kat karları biriktiyorlar..Diğer ağaçlar ise çıplak gövdelerine alıyorlar yağan kar tanelerini..Beyaz yolları aşıklar ayak izleriyle kirletiyorlar..Bu kış ben yalnız gezeceğim boş sokaklarda..Çiftler iki çift ayak izi bırakırken..Benim gezdiğim yerde sadece bir çift ayak izi olacak..Ayak izlerini görenler bu kimdi acaba diye sormayacak..Bazılarının aklına böyle sorular takılacak..Ayak izlerini bırakan kişinin kimi düşleyerek gezdiğini kimse bilmeyecek..Sadece soru işareti kalacak..Yağan karlar o soru işaretlerini kapatacak sonunda..Boş sokakları ayak izlerimle kirletmeye gidiyorum..Kim bilir..Belki..
Poem @ 14-12-2005 15:20
Life was never easy And now you just feel aloneLife was never easyAnd now you just feel aloneNothing you have to smile a littleKnow , feel and thinkI was there waiting to help youwhile you were stabbing mewith your poisonous absence
Küçük Çocuk.. @ 06-12-2005 02:55
Sokak lambasının altındaydı küçük çocuk..Küçük yaşına rağmen çok şey görmüş çok şey yaşamıştı..Orada olma sebebi isteyerek değildi..Ailesini depremde kaybetmiş,kalacak bir yeri yoktu..Gündüzleri simit satar akşam yemek için birşeyler alırdı..Gece ise köşedeki yıkık evde kalırdı..Okumayı istemişti halbuki..Diğer yaşıtları gibi ailesiyle akşam yemekleri yemek,gece yatarken başının okşanmasını isterdi..Bunların olanaksız olduğunu bildiği için tek dilekte bulunurdu o küçük yüreğiyle ;..Tanrım kimseyi benim durumuma düşürme..
Uğur ve Can @ 08-11-2005 07:06
Bir şey uğruna canını verirsin ve sonra o seni yüzüstü bırakıverir. Hayatının anlamı kalmaz gibi gelir ama aptalsındır. Sen zaten ölüsün; ne hayatın anlamı... iki adım ötendeyse bile sana ifade edebileceği şeyler çok sınırlı; vehatta anılardan ibaret. Dokunduğun her şeye inanıyorsan çok basittir senin için adım atmak o anda. Ama inanmıyorsan atacağın adımları öçüp biçerken bile bir garip hissedersin kendini. O adımları hiç atamayacaksın gibi gelir. Hayatın boyunca orada dikilecekmiş gibi...Aptal değilsin artık, anla; artık bir hayata sahip değilsin.Attığın adımlarda özgürsün. Bunun için intihar eder misin ki?Belki...
Kuşlar hasta olmuşlar kuş üzümü yok artık yalnızlığımda.. @ 06-11-2005 17:58
Çok zaman olmamış aslında terkedeli. Zamanı değilmiş,hiç sırası değilmiş kimine göre.Kimine göre hayatımla ilgili ilgili herşey zamanlama hatası imiş. Oysa ben çok mutluydum "yokken" . Kimse dokunmadı gözyaşıma, kabullendim. Silip attıklarımı bir bir toparladım,bu sefer bir daha toplanmayacak şekle getirdim onları ,temelli bir yok oluşa mahkum ettim. Kendime ödül,onlara ceza idi. Kimine göre " çok mu lazımdı".. Yalnız değildim ben. Kendim beynim bedenim aklım hislerim gözlerim vardı..Düşününce azımsanamayacak kadar çoktum.. Çok
Kuşüzümü ve tarçın kokulu yalnızlık @ 16-10-2005 05:42
Her gün gözyaşı akarsa zamanla başka ne işe yarar ki bir gözbebeği? Anlamsız boş boş bakan bir çift gözden ibaretse yüzüm,suçlu mu aramalı zamana yenik düştük diye ? Ben hiç bir şey yapmayayım..sadece hayallerimle kedinin yumakla oynadığı gibi oynayayım istiyorum.Çok biliyorum ben,çok kere kendimden nefret etmeliydim oysa ki
Susmayı bilememiş kar tanesi @ 11-10-2005 07:59
Kardanadamların yüzünde nedense hep bir mahsun olma hali yatar.Nedense ben her kardanadam gördüğümde hüzünlenirim,tabiki bunda doğru düzgün kar/kardanadam görememiş bir çocukluğun yattığınıda eklemeliyim.Bizim oralarda kış yaşanmazdı sanki. kar yağmayan bir şehirdi bizim orası..Soğuk bile olsa biz görmezdik..Kar yağmasa da o şehirde üşüyen birileri vardı ama..Biz sanki hiç üşümezdik..Dışarısının bütün soğuğundan/pisliğinden arınmış bir çocukluktu..Kimse dokunamazdı sanki masumluğumuza.. El değmemiş bir masumluk.. Sonrasında hiç üşümemiş bedenlerimiz yavas yavas dışarıya kaçmak istedi.çok merak ettik dışarıda olan biteni..İçinde olalım istedik hep o çok merak ettiğimiz dünyanın..Orda anne sevgisi baba şevkati yoktu..Farkında da değildik olmayışlarının o günlerde..Ama sonrasında bir tokatla hissettik onların orada bizim yanımızda olmadıklarını.Çok kereler üşüdüğümde babamın üzerime battaniye örtmesini bekledim..Annemden gelecek olan bir çorba yada..Büyüdüm,çorba yapabilecek kadar büyüdüm,ama ne onun tadı vardı hiçbirinde ne de kendi kendimi sarıp sarmalamam benziyordu babamın battaniyesine
Rüyanda Görsen İnanma @ 08-10-2005 05:17
arkadaþ sen bu deðilsin...görünüþ sadece giysinarkadaþ niye gücendin...alýþtým karýþtým ben sanarüyanda görsen inanmaarkadaþ sen bu deðildin...bilmem sadece isminarkadaþ niye deðiþtin...alýþtým karýþtým ben sanarüyanda görsen inanmaarkadaþ sen bu deðilsin...yaþýn sadece fikrinarkadaþ niye gücendin....alýþtým karýþtým ben sanarüyanda görsen inanmasana boynumuz eðri sanma...hakkýmýzý gelir alýrýz zorlasaklayacak yüzüm yokrüyanda görsen inanmabir cana bin can vermek deðil derdimiz..bin can için bir can feda etmek..artýk yorgunda deðiliz...alýþtýk acýlara...basen bi kahve iç bi kitap oku yada çýk balkona baðar der sezen apla...rahatlamak için herþey huzur için dimi..basen týkanýorum iþte bu yüzten...fazla huzur bulmaktan deðil..huzur ararken huzursuzluða boðulmaktan...hadi git artýk...hadi al silik hayalini...bozuðum ben bugün..böle karamsarým iþte..bakmasýn kimse sözlerime..biraz öldürmek gereq þebekliði fazla güldüm herþeye millet anlamýo sandý..oysa rüyamda bile yaþamak istediklerim çýkýyor karþýma tek tek...anlýyorum herþei iþte size inat bundan sorasýndada hep anlamlý davranmak gerek..aptallýðýn diz boyu olduðu bir evren ne kadar daha var olabilir..sen ne sabýrlýsýn en büyük...ben dayanamýyorum artýk bu düzene...aþkýmýzý gelir alýrýz zorla...
Düş Sakini @ 08-10-2005 04:56
Firar gecelerin kaçak yolcusu. Düş sakini... Yalnızlık dolu dünyanın yalnız bekçisi... Gece olunca elindeki düdüğü sadece kendini korkutmak için çalan acemi gezgin.Haykırışların nesli tükenen hayvanlar gibi çok derinlerden ve cılız geliyor.Anlaşılan haykırışların ağızdan çıkar çıkmaz infilak ediyor...Geriye sadece bu kirlenmiş ütopyada payına düşen sevgi(sizlik)leri yaşamak kalıyor!.. Acemi ve ürkek adımlarla geçtiğin yollarda şimdi sadece kan ve gözyaşı var.O yolları biz ne de usulca geçmiştik.Kimse bizi duymasın diye ayakkabılarımızı çıkarıp elimize almıştık.
Karşı Sokağın Cin(s)leri @ 08-10-2005 04:28
Gülümseyişini virajlardan kalbime taşıdım.bana ait olmadıkça benim olan ruhumu kanattım..Bin parçayım sessizliğinle..içimde sana/yarına dair umutlarımla gülümsüyorum işte..Kelimelerin kalıpsız kaldığı bir gece yarısı sana tutunmak ne denli içler acısı görüyorum/gösteriyorum kızgınlığıma.. Eser kalmamış dünkü efkarımdan . "gözyaşım utangaç boynunun inciden busesi" olmamış.. "her damla vedası seninle bir veda busesi " olamamış.. Yitip gitmişiz kimsesizlikler diyarına...Kurcalamak gerek düşleri bazen.."bazenleri" hüzünün belli belirsiz keyfini tatmak gerekir. ister istemez tutuşturmak gerekir avcumuza çocukluk düşlerimizi..Ben mesela.. Balık olmuşumdur çocukluk düşlerimde.. Bir balık için ağlamışımdır çoğu kez..niye öldü diye.. Oysa en sevdiğim şey de balık yemekti.. Gene ağlardım balık çekti canım diye.. Çocukluk düşleri bile çelişkilerle tezatlıklarla dolu olan bir bireyden hangi savasta galip gelmesini beklemek doğru olur ki.. Yanlış/Doğru/Güzel/Çirkin...kim neydi kimin sıfatı hangisiydi bu kovalmacada? Çek şimdi yüreğim,bildiğin yere.Kaybet kendini getirme geri..Baktın olmadı at kendini denize ..balık ol..suda öl..bana geri gelme ama,bende o cesaret yok.seni taşımak demek yetinmek demek çünkü..bilmiyorum o duyguyu ne,susmayı da bilemediğim gibi..gidesim var gene.. orda olduğunu beni beklediğini biliyorum oysa..sahiden gelsem/gitmesem/göndermesen... ? ? ?Neyin cevabı olur ki bunların bütünü ? Kelepçe takıp göbek atmaya benzer bu dünyada esir olmak.. Anlayana..
Çenesi kopasıca klavye cadısı @ 07-10-2005 04:14
Kelimeleri birbirine dolandırıp yazmak var mıdır başka başka diyarlarda da? Niye her salisesinde hüzün kokmak zorundadır ki satır araları ? Çok soru sormamayı da öğretemedim kendime zaten.. bu neşeli bir yazı olacağa benziyor..hayretler içerisindeyiz ailecek .. belki içinde ders alıncak noktalarımda olabilir..ne yani çok şükü r ki bilgiliyiz..elimiz de kalem tutuyor.pardon klavye tutuyor..yada her ne haltsa..sahi nedir bu klavye cadılığı ? nerde benim renkli kalemlerimm ? ? ? Sorulardan/sorunlardan bıkmış insan sürüsü her daim kendine illaki sorun çıkarmadan rahat edemiyor bunu anladım.. her seferinde "hayıır asla ve asla bunu bir daha yapmayacağım,akıllandım ben,süperim ben "kelamları etse bile kendide görmelidir ki bu mal olma hali bir yapıştı mı bir daha çıkmıyor..çok sevdiğim felsefi sözlerden birine yer vermek istiyorum şimdi izninle okuyucu .. " çok yaratıcı biriyimdir..acayip sorun yaratırım..! " bu süper ötesi felsefi sözü pankart yapıp tutuşturmak gerek bir çoklarının ellerine..yada t-shırt olarak basalım..bir örnek gezeriz hepcek.. renkli rekli yaparız istersek..mallık derecemize göre gider renkler..kimse kimsenin derecesini bilmez..yok bu fikir iyi değil.sınıf ayrımcılığı yapmanın sırası değil.biz ki bu zülümden çekmiş bir milletin evlatları iken barıştan kardeşlikten yana olmak yerine ayrımcılığa teşvik etmemeliyiz genc ve ( boş ) beyinlerimizi..dimi efenim.. burda susmam gerek sanırım..tamam.. Üzüldüğüm geceler boyu ağladığım -ki burda abartıyorum- bir başka önemli mevzuu da aslında aynada gördüklerimizin bir yansıma olduğunu bilmiyor oluşumuzdur.." ne kadar salakçaaaaağğay" diye geviş getiren birileri muhakkak ki var bu fikrime..neyseki kulağımda pamuk tıkalı,malum serinledi havalar orta kulak coşmasın gene..yazının ana fikri de şipşak geldi böylelikle..eevveett neyymişş sağlığımıza dikkat ediyormuşuzz.. bir daha tekrarlayalım " saağlığımızağ dikkaath ediyoruzzz" bravo bize..aklıma diş fırçalama geyiği "tam iki dakika " geldi birden ama korkmayın paylaşmıyorum..zira kabusum idi o şarkı benim mini mini bir zamanımınnn..bide utanmadan şarkı gibi söylerdik..pek malmışızz ..denmez öyle ne ayıpp mal çocuk olmazzzz sus bakiimm.. Evet her paragraf sonunda kendimi susturarak bir yazının da sonuna gelmiş bulunuyorum..mana ve ehemmiyeti bakımından üst sıralarda olmasını beklediğim bu yazıyı okuyan sevgili okuyucularıma bol neşeli günler dilerim efenim
Günlerden Cumartesi @ 06-10-2005 00:46
Bahçedeki Sandal @ 05-10-2005 23:13
kimi zaman yersiz düşlere dalardım,hep aklım toparlardı beni "saçmalama hiç mantıklı değil bu hayalin" derdi..ne zaman hayale dalsam sıyrılırdım kendimden..kimsenin hiç bilmediği biriydim ben..kimsenin görmediği dokunmadığı..bütün pisliğine rağmen hayatın gülümseyen yüzüydüm..içimde hep bir umut.. bahçede sandal.. denize açılmayı bekleyen.. oysa denizde olsa kurumazdı böyle,boyası dökülmezdi..ait olduğu yerde olmalıydı sandal..aklım,hani bana mantıklı ol diyen aklım bunu görmezden gelirdi..oysa gayet açıktı sandalın denizde olması gerektiği..mantıken böyleydi ama aklım bana hep oyun oynardı.. işine geleni secerdi şimdilerde ben ve aklım iyi geçiniyoruz..sandalı başladık itmeye denize doğru..bekliyoruz bekliyoruz bekliyoruz.. gücüm yettiğince.. sen şimdi yardım etme bana..sen hep denizde kalmasını sağla..bırak ben çıkarayım onu denize.. seni seviyorum,seviyorum seni
Ucunda hayalET olan kedi kafası @ 05-10-2005 23:08
Kapkara bir gökyüzü varken üzerinde elinde avcunda ne varsa kırıp döküp yola mı koyulursun yoksa herkes gibi başını öne eğip anlamsız bakışlarla silinip gider misin hayattan ? "Çok şey beklemiyorum hayattan" deyip koynuna mı sığınırsın yalnızlığının ? Sıradan öykülerin sıkıcı kahramaları olmayı biz seçmedik,önümüze sunulan hayattan beklentilerimizin olmasından daha doğal ne olabilir ki! Hayalleri ile ip yumağı gibi oynayan kediler gibiyiz şimdilerde..Ucuca eklediğimiz hayallerimiz eşliğinde oyunlar oynuyoruz,kime yada neye öfke duyalım diye derdimiz yok..Oynayalım sadece.. Senden en son umduğum şeydi yalnız bırakman beni.Her an yanımda olacağını düşünüyordum oysa.Oysa hep hayal kurmuşum ben..Hep ben kurmuşum/kurgulamışım/kaybolmuşum..Gitmişsin sen çoktan.. "Adam olmaz senden" diyerek.. ?imdilerde kapkara gökyüzüm,en çok sana tutunacak yerlerim ağrıyor.. Ağrıyor, Ağrıyor, Ağrıyor
Hayalinin Yarattığı... @ 28-09-2005 15:41
kirlenmiş, gülümseye(bile)n martı kuşuna...gülümsemeni kalbimin duvarlarına astım… gözlerindeki minik yıldızları gözkapaklarıma… sabaha karşı deniz fenerinde oturdum başka bir şehirde…seni düşündüm çokça…dolunay vardı,yıldızlar vardı,uzaktan büyük gemiler geçiyordu,rüzgar estikçe iyot saçlarıma siniyordu,martılar vardı bi de; sana yakışan kuşlar…tabi ki kırmızı şarap… ve duman…her duman çekişimde aklıma gelen kokunla daha da başım dönerken; ayın önünde danseden küçük perileri gördüm…şaşırdım…senin mucizeni gördüm…
Sıcak yaz geceleriniz sizin olsun @ 28-09-2005 03:16
Kahvesi bol bir akşamda,tüm özlemlere inat,tüm yokolmuş gidenlere inat gülümseme yayılmış yüzüme. En çok bunu özleyip,en çok buna ağlayıp,en çok buna dertlenip yaşamış gibi bir yanım.Sanki herşeyin tek sorumlusu buymuş gibi.Sanki herşeyin tek sorumlusu benmişim gibi..Sİlgisiz bir yazı olsun bu..Mümkünse hiç basmayalım "backspace" tuşuna.. Zavallıca oysa ki durum..Durum o denli içler acısı baksana.. Bak hadi
İşte O An... @ 25-09-2005 16:46
Aynı odadaydık..sessiz bir bulutun içinde..sadece gözlerindi en parlak.bütün kaybolmuş..eski duygularımın içinde..çarpışan yıldırımlar gibikorkutucu....Sen vardın...ve gözlerindi beni doğruluğa çıkaran.dün gece bir odada..sen ben ve ailelerimiz...en umulmadın zamanların..en beklenmedik kahramanları.kurtarıcılarımız ve savaşçılarımız..senin ailenin sıcaklığı..ve benim zihnimin toz bulutu.bedenim terlerken ayaklarımın üşümesineden di..nedendi bu yılların tüm sevmelerinisorgulayan bulutlu gece..haykırasım geldi..Siz evet Sizler..tanımasanızda beni..ben şimdiden bir ömür verdim kızınıza..sen ve bendik orda en güzel..ve birten sendin kalbimi alıp giden...veeeeetanıştık sonunda....
Dokunmak @ 24-09-2005 04:27
Bir dokunuşla başlar yaşamınız ya da dokunmak yaşamınızla başlar ve bir ömür boyu sizi asla terketmez. Annenizin memesidir aradığınız ilk temas; ilk gözyaşlarını dökersiniz bu temasın eksikliğinde. Doymanız falan yetmez çoğu kez; dokunmak için verirsiniz ilk kaybetmeye mahkum savaşınızı. Görmek, duymak güzeldir ama hiçbir zaman tam kesmez insanı. Dokunuştur hepsinin yerini alabilen; gerekli bütün besinlerin, savunma hücrelerinin bulunduğu bir anne sütüdür yaşamınızda. Birbirine değmeyen iki elektrik yüklü buluttan asla çakamaz karanlıkları yırtan bir şimşek. Boşaltamadan enerjilerini, devam ederler yollarına bulutlar, bulutcuklar; giderler bilinmeyen yerlere. Sevgi ancak dokunarak tam olur. Bir öpüşme, bir sımsıkı sarılma, sarmaş dolaş yürüme, ellerin kenetlenmesi ile anlam kazanır sevgi. Mavi mavi gökyüzü, ayın karanlık yüzü, yanıp sönen yıldızlar hayranlıkla seyretmeni değil, hep gidip onlara dokunmanı beklerler. Temasın olmadığı bir sevgi; duvardan sana bakan kedi resimli takvimdir.
Hastalık Hastası @ 24-09-2005 02:43
Kalemin renginden anlaşılmalıydı oysa yazının içeriği.bazen kimsesiz bir melodi olurdun kulağımda,kimi zamanda sözcüklerinhırpalandığı bir öykü...her göz kapatışımda önüme gelen bir hüzün bazende..Gülücük vardı bide..Sesinden anlardık zamanın kıymetini..Bugünlere tutunmak gerektiğini yüzümüze en çok gülücük vururdu.Bazen ben kelimeleri yerli yersiz kullanışımdan anlarım ruh halimi...Saçma sapan bir yazı oldu bu..Anla ki merush kendine gelmen gerekiyor ...Karşı koyamadığın gibi susmayı da bileceksin..Çeneni kapatmak en güzel yolu..SUS..*Ay Tenli Aşk*"Ay.bulutların sokak aralarında kayboldu.kalbim karanlığa girdi..kalbim ayrılığa, acının labirentine, hicrana..kalbinin ateşiyle kavruldu günlerim ve gecelerim.ayrılığa acıya birde hicrana melhem bulamadım..işte bu yüzden hem yolum, hem de yolcuyum..bu yüzden yollardayımseni sevdim sonra..çok sevdim..kaç geceler konuk oldun saçlarımın kızılına tan yeri ağardığında kirpiklerimin karasınaAkşam ay aydınlığında yıkarken yüzünü tenimin kokusuna..işte bu yüzden de ay tanrılarına adadım bende aşkımın adağını oysa Ay buluta girdiğinde senin koynunda olmalıydım..Ay bulutun olmalıydı ben senin olmalıydım..Ay ışığım...Ey aşığım benim..
Zamansızlıklar,Yitip gidenler... @ 23-09-2005 04:03
1-Zamana yenik düşmüş martılar gibiydik....Küçük ellerimiz vardı,uzun soluklu olsun diye planladığımız aşklarımız bide..her planımız gibi buda tutmazdı..ufacık ellerimizle karşı da gelemezdik hayata..Yıkılırdı dualar..Her gözyaşımızda akardı içimizdeki saflıklar..her ağlayışımızda kaybederdik biraz daha..sonra biraz daha..derken kalmazdı geriye bir şey saflığımızdan..Tutunmaya çalışırdık kendimize...2-Kovaladığımız yalnızlığımız geldi gene oturdu başucumuza..kendini hep en önemli şeyim zanneder saten..illaki soframın baş köşesi ona ayrılacak..yalnızlığım benim...sidikli kontesim..git artık başımdan be..Farkedemediğim hatalarımla dolu sağım solum önüm arkam..sobe! dur orda ..sobeledim seni ..hatalarım konuşur benle böyle..her yanlışımda dikilir o kocaman gözleri üzerime..ben sizle mi uğraşıcam hatalar..Ne çektiysem bu yalnızlık ve hata ikilisinden çektim..ulen çıkarın şunları hayatımdan ne güzel bi şahsiyet olacağım bakın görün..3-Kalıpsız huzursuz huysuz ve uykusuzum..Akşama beni ne bekliyor bi haber yaşıyorum yaşatıyorum duygularımı..içimden gelen sesleri dinleseydim çoktan kayıp gitmişti umudum..umudunu arayan çocuklara dönmüştü yüreğim..ama ben dinlemedim onu..tıkamayı bildim orta kulak ilhihabı geçirmiş olan kulağımı..evet evet..çokda memnunum..Gerçekleşmeyen hayallerim için ağlamaktansa kulağımda pamukla yaşamak daha mantıklı geliyor..polyanna halt etmiş yanımda..Kusursuz şekilsiz ehemmiyetsiz bi yaşama hali bu..seyrüsefer..asi başımSen herşeye rağmensin,ebediyensin...
Yanık Tenliler Sokağı @ 22-09-2005 02:45
Yazlık bir şehir burası..Sıcak tenimi yakıyor..Yanık tenliler sokağın adı..Ve güzel kokular,garip ruhlarvar..Garip müzikler..Sanırım kötü kabuslar görmeyeceğim artık..Severek gittiğim bi işim olacak ve gülümseyen yüzler merhabalayacak günümü..Kendini hep bir yarışta gören ve ne yaparsa yapsın yenilen sahte dostlarım olmayacak..Biliyorum annemde sarılmayacak bana ama huzurum zorlansada sıkıştığı yerden çıkacak..Tek istediğim o kalabalık konsere giderken kimseye hesap vermemek..O sessiz yoldaki piknik masasında dans etmek..
Seferberlik ilan ettim...!!!Kendi iç dünyamda @ 22-09-2005 02:23
Karanlıkta çekilmiş toz pembe... @ 21-09-2005 04:46
Hüzünlüymüş akşamları,sinsiymiş bakışları ne eyleyeyim..Daim olsun gülücüğümüz yeterki..Kulaklarımızdan eksik etmeyelim hoş nameleri,bir yanımız deryada olsun..Farzet ki ölmedik yaşıyoruz..Hepsi bir kabusmuş gönlümün derininde sabahlayan..Her kaçış yakalarmış kendini..Farzet sen..Zamana yenik düşmüşüz diye debelenecek değiliz ya..Çıkarız nasılsa biz bu yıkıntıların arasından.. Seni görmeden olmuyormuş anladım..Sana doymadan gülüşünü görmeden olmuyormuş.. Gülümseyişini tozlu raflara kaldırdım,bana ait olmadıkça anlamsızlaşan gülüşünü yırttım..Koydum kapıya bir poşetle attım evden kırıntılarını
Kendin İçin... @ 20-09-2005 20:25
Henuz 18 ini yeni bitirmiştin, enerji ve umutla dolu hayata başlamaya hazırdın... Ne oldu? İstemediğin bir okula girdin. İnsanları mutlu etmek, saygı kazanmak,sevilmek için... Sevmediğin bir bölümde senelerini harcadın... Ayaklarını sürüye sürüye gittin derslere... Çalışmak istemedin ama yine de zorladın kendini... Güç bela bitirdin sonunda... Ne ailen, ne de arkadaşların görmedi yaptığın fedakarlığı... Alkışlamadılar seni, omuzlarının üzerine çıkarmadılar, madalya takmadılar... Enerjin çoktan tükenmeye başladı bile... Kimse bilmez nasıl kendini feda ettiğini... Ruhunu teslim ettiğini... Gençliğini tükettiğini... ?imdi iş bulman gerek...Para kazanman, araba alman, ev alman gerek.... İstemediğin bir işe girdin... Böyle olması gerekiyor diye... Sırf çevrendekiler bekliyor diye... İnsanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için... Sabahın köründe gidiyorsun işe...Sevmediğin insanlar ile gününü harcıyorsun... Heyecan duymadığın işlerle zamanını geçiriyorsun... Yarının gelmesinden nefret ediyorsun... Sevildiğini hissettin mi peki? Ya saygı? Bitti mi insanların istekleri? Özgür müsün artık? Hayır hala özgür değilsin...?imdi evlenmen gerek... Öyle ya yaşın geçiyor, evde mi kaldın ne? Arıyorsun etrafında uygun birisini, artık evlenmeliyim diyorsun...Acaba gerçekten istiyor musun? Sana uygun birisini buldun işte, boyu boyuna, mesleği mesleğine, parası parana göre...Peki ya kalbin? Düğününden bir gece önce sessizce itiraf ettin kendine, ya doğru kişi değilse? Belli ki hazır değildin bu evliliğe... Evlenmek için evlendin... İnsanları mutlu etmek, saygı kazanmak, sevilmek için...Mutlu oldun mu peki? Kalbin heyecanla doldu mu? Akşam eve koşarak döndün mü? Sevildiğini hissettin mi? Seviştin mi tüm varlığınla? Daha evleneli bir sene dolmadı, insanlar çocuk demeye başladılar... İstedin mi gerçekten bir çocuk sahibi olmayı? Hazır mısın bir canlıyı yetiştirmeye? Söyle bana ne verebilirsin bu küçük insana? Hayatı kendi gözlerinle hiç yaşadın mı? Ne istediğini biliyor musun? Ya istemediğini? Hiç risk aldın mı? Sen hiç kendin için bir şey yaptın mı? Çocuğun bir gün sorarsa Özgürlük Nedir? Ne cevap vereceksin? Sen hiç özgürlüğü yaşadın mı? Evliliğinde problemler yaşıyorsun... Sevmediğin bir insanla cehennemi paylaşıyorsun... Boşanmak fikri kafana gelip gelip gidiyor... cesaret edemiyorsun... İnsanlar ne der diyorsun... Gene kendi duygularının üzerine bir duvar örüp başka insanlar için evliliğinde kalıyorsun... Fedakarlığını gören biri var mı? Yaşadığın ızdırabı senin gibi yaşayan? Korkuların seni hapsetmiş, her geçen gün etrafına bir duvar daha örüyorsun. Sevilmeme korkusu, yalnız kalma korkusu, başarısız olma korkusu, saygınlığını yitirme korkusu ve daha neler neler... Hayatında hiç korkmadığın bir gün oldu mu? Cesaretle atıldın mı hiç, ya bilmediğin bir dünyaya girdin mi? Sevilmemeyi göze aldın mı hiç? Gülünç duruma düştün mü? Ağladın mı doyasıya, insanlara aldırmadan? Acı çektin mi hiç, hani öleceğini düşünecek kadar...Ve iyileşmeyi başarabildin mi hiç? Yaş erdi kemale diyorsun, bu saatten sonra benden ne köy olur ne kılavuz. Umutların tükenmiş, hayallerin yıkılmış... Koca bir ömür başka insanların kontrolü altında geçip gitmiş. Alışmışsın artık bu düzene, artık istesemde çıkamam diyorsun... Ve gene kendin için bir şeyler yapmaktan vazgeçiyorsun... Ne olurdu istediğin okula gitseydin... Kim ne derse desin, ressam olsaydın... Müzisyen, Arkeolog, Sanatçı, Sporcu olsaydın... Hayattaki büyük adımları ancak hazır olduğunda sen istediğin için atsaydın... Ne olurdu biraz risk alsaydın? Biraz kendine güvenseydin? Biraz kendine inansaydın? Ne olurdu seni çepeçevre saran zincileri kırıp, önünde ki duvarları aşıp, kendin olabilmeyi başarsaydın? Kim ne diyebilirdi sana? Gene kimse madalya takmazdı, gene kimse alkışlamazdı, gene kimse seni omuzlarının üzerine çıkarmazdı... Ama sen kendine saygı duyardın! Haydi şu anda şu dakika bir daha bak hayatına... Bu sefer kendin için bir şeyler yap...Bırak insanlar sevmesin seni, bırak senin mutsuzluğundan mutlu olmayıversinler, bırak takdir etmesinler, onaylamasınlar, bırak dedikodunu yapsınlar, itiraz etsinler... Hayatında bir kere olsun bu riski al! İstediğin mesleği yap... Zevk al ürettiğin işten... Uçarak git işine... Keyif al birlikte çalıştığın insanlardan... Yaşamını kendin SEÇ ve MUTLU OL seçtiğin bu yaşamdan... İstediğin insan ile istediğin zamanda evlen... İster 20 inde ol, ister 50 inde... Senden başka kim bilir doğru insanın kim olduğunu ve doğru zamanın ne zaman olduğunu? Dinleme başkalarını... Evlenmek için hiç bir zaman geç sayılmaz... Ve hatta istiyorsan asla evlenme... Bu yaşam senin, ve ızdırabını da, mutluluğunu da yaşayan tek sensin... İstediğin zaman çocuk yap... Kendini hazır hissettiğinde, yaşama bir canlı getirmek istediğinde ve o çocuğa verecek bir şeylerin olduğunda... Ve hatta istemezsen hiç çocuk yapma... İstiyorsan başka bir şehre taşın, başka bir ülkeye, başka bir kıtaya... Mecbur değilsin bu şehire tıkılıp kalmaya... İstiyorsan yeniden okula başla, yeni bir meslek, yeni bir hayat, yeni ben diyerek kendin için yaşa... ?imdi soruyorum sana... Ne zaman kendin için bir şeyler yapacaksın?
Ben mi? @ 20-09-2005 04:58
Ben mi? Evet...Bir gün çıkıp gideceğim kapıları,evleri,dergileri,hüzünler bırakarak... bir çiçek merhaba diyecek... hoş geldin diyecek dağ...orman gülümseyecek... anımsayışların,bekleyişlerin,ümitlerin ya da ümitsizliklerin hırsların,yarışların,tasaların kalktığı yerde tam anlatının kaldığı yerde başlayacak şiir... hiç kimseye seslenmeyen,kendi kendine yeten sadece... kendi mantığı;kendi güzelliği içinde tutarlı... ama halkın yaşantısı girecektir oraya,çünkü yaşayan büyük bir şeydir halk... deniz ve ufuk girecek,karınca yuvaları,gökyüzü,kozalaklar ve kopuk ve artık hasetsiz bir aşk... yani sevişmek denizle,koşulsuz,önyargısız,hesapsız... yani uzanmak ve düşünmek binlerce yıl.. doğan,ölen ve yaşayan şeyleri... doğumu,ölümü ve yaşamayı yani dingin ve büyük olan herşeyi anlatmak...ben mi?evet .çıkıp gideceğim bir gün...tasasız,gözyaşsız,geride birşey bırakmadan ve birşey beklemeden ilerde...sadece yağmur sularından pırıl pırıl bir yürek artık kendi kendinin anlamı ve nedeni olan bir yürekle…
Ben... @ 17-09-2005 04:57
Bir cam fanus arkası çocuğuyum ben....katılmadan sadece izlemeye mahkum edilen.hani şu camekanlı dolaba koyduğunuz süs bebekleri vardır,porselen yüzlü.bedenindeki kırıkları cafcaflı elbisesinin altında gizlenen.yüzündeki ifade donmuş.yüzü var,gözleri var,saçları var;ama ruhu yok!öyle duvarlar örmüşler ki çevreme bilinçaltıma nüfuz ederek,dış baskıları beceriksizce kırmaya çalıştığım gibi onları kıramamışım.baskıyı,başkalarının seçtiğini yaşamayı içselleştirmişim ömrümde.deliliklerim acıya mahkum edilmiş hep,hiç delilik yapma hakkım olmamış.mutsuzluk ve ben,etle tırnak olmuşuz.ve yaşamadığım için yaşlanmışım...bir ormanın yasak çiçeğiyim ben,kokusu kimseye ulaşamadan sonsuza dek solmuş!düşmüş bir meleğim ben,uçmayı sonsuza dek unutmuş.yüreği mühürlü.gözleri örtülü.yaşama sevincine en uzak yıldızlardan daha uzak olan....uğruna aynı değerde bir şey vermediğin şeye sahip olabilir misin?Hayır!bu en eski kanundur.ben özgürlük ve mutluluk istedim sadece,ama ruhum öyle yoksuldu ki onların karşılığında verebileceğim hiçbir şeyim yoktu.onlar cesur insana aittir.benimse hayatımın her yanı korku...En yakınımdaki insanların hoşuna gitti,kolayına geldi sürekli böyle kendimi kandırmam.çünkü ben onlar için bir ev kedisiydim ve ev kedilerinin özgürlüğüne düşkün olması pek makbule geçmezdi.yılan başını biraz kaldırsa taşla ezilirdi,sokmayacak olsa bile!ucuz asilik kavgaları verdim içimdeki özgürü tatmin etmek için,ama ne ben inandım ne o inandı bu yalana.BU BENİM!BENİM MASKELEDİ
Ay´ı söndür yatma vakti @ 17-09-2005 04:15
geje rüzgarýyla tüm mikroplarý içime taþýr gibi..ajýtýjý bir sanjý-feji bir baþ dönmesi var fiziksel uzvumda..ruhumu etkiliyorjasýna..artýk gitme vakti diyor!ama arkandan kimse yas tutmamalý sessizliðe boðulmamalý,hýçkýrýklar duymamalý kulaklar..günün rutinliði,doðan güneþ,koþuþturmalar,trafik,banka kuyruðu defam etmeli ve sen tüm bu karmaþada bi anda kaybolmalýsýn..hadi hadi hadi...bi hamle sürüklijek seni..sadeje tek bir harektle kapýlýp gidijeksin akan suyun yönüne..bi kaç çakýl taþý iz býrakýr-biras acýtýr..sora sadeje huzur var..hadi merush itele beni..benden iþ çýkmýjak..korkularým var :S
Sana Dair @ 12-09-2005 18:52
biraz ilkbahar biraz kış var gözlerinde. öyle bulutlu bakıyorsun ki dokunsam bırakacaksın gözyaşlarını yeryüzüne. yüreğinin bir parçasını gömeceksin, ıslayacaksın toprağı kanla...taze bir çiçek gibi kokuyor tenin. sana her sarıldığımda demet demet güller veriyorsun sanki. bir bıraksam boğulacak hepsi buğulu gözlerinde..biraz pamuğu biraz da işlenmemiş ipeği anımsatıyor ellerin. dokundukça içine gömülüyorum. yutuyorlar, yok ediyorlar hayallerimi... bir ateş parçası,doğan bir güneş saklanmış dudaklarında. öpmek değil bakmaya kıyamıyor insan. ulaşabilirsen tüm dünya senin olacak gibi. değmeye çalıştıkça daha da uzak...sevgi vermiyor,sevgilere duvar örmüş kalbin. ben hala bekliyorum duvarın yıkılmasını. işte ozaman kalbine konacağım ve tüm ışıklarımla saracağım seni...sevgiyi öğreteceğim birde sevgi vermeyi...
Canımın Acısında @ 12-09-2005 18:37
sanadır tüm bekleyişlerim sonu yok yolculukta. güneş yüzünü göstermiyor ne zamandır, ulaşmak güç dior bana.sende yoksun ki aslında... yanındayım yalanıyla çürüttüğümüz günlerimizde çiçek açtırma oyunu oynuyoruz sadece. umut gizlenmiş zamanın bir köşesine,umudumuz hep geleceğe gebe.yarasın geliyor tüm denizleri,mesafeleri... bilsem ki ordasın, bilsem ki benimsin yapardım ya, şimdi o bile saçma...sensiz geçen her saniyeye binlerce umut iliştirmeye çabalarken,yok oluyorsun... kalıyorum sensiz bir karanlıkta... sensizlik çok üşütüyor artık...koskoca hayatıma tesadüf bile edememişken,yalancı tesadüfümüze lanet yağdırmaktayım. varmışsın gibi ya yok olursan düşüncesiyle onbinlerce kez hoşçakal dedim sana....sen bari gitme. benimin bir parçasına yakıştırmışken,yapıştırmışken seni canıma,gitme...umut sende şimdi,mutluluk sende. tükenişime izin verme...önce gel ve sonra hiç gitme...
..... @ 12-09-2005 18:00
sensizlik,herkesin içinde kimsesizlik,kilitlenmek,kilitlemek kendini kendine... savrulmak bambaşka zamanlarda, aslında hiç şu anda olmayıp hep burdaymışsın gibi davranmak.sıkıyorum dişlerimi... cesaretsizliğe, ayakta durmaya, dürüst olmaya, yenilmedim´i göstermeye sıkıyorum... acılar içinde kıvranıyorum... biliyorum ki hepsi kalp sızısı,beyin karmaşası... değil,değil diyorum yok olan kimselere... anlamıyorlar zaten,dinlemiyorlar çünkü... dinleselerdi, yok oluşlara ortak olup tekrar yaratırlardı beni.susmak,susup dinlemek içindeki sesi, duymak beyin ve kalp arasındaki savaşı ve bilememek hangisinin üstün geleceğini, beklemek sadece... elbet bir gün ya işteonu beklemek.ertelemek tüm pembe panjurlu evleri. başka baharları kiraya çıkarmak,salmak tüm kuşları -özgürlük adına- kirli gökyüzüne... onlarla uçmak, sanmak, mutluluğun öyle geleceğini sanmak ve belki de yine yeniden aramak aşkı fırtınalı bir havada... rüzgar uzaklaştırdıkça umutlar türetip saymak aynı yerde.susmak, tüm çığlıkları biriktirip dağıtmak için... çığlıkların yalnızlığı yırtmasını ummak, sayıklamak görülmemiş düşleri,anılmamış isimleri... mutlu uyanmak, elbet görülecek olan rüyalar için gülümsemek her sabah.umut işte...!umud etmek, onsuz yaşanmayacağını bilmek,tüm saçmalıklara katlanmak kendi adıma...
Dönmedin mi Daha? @ 12-09-2005 17:34
en yoğun sarhoşluğundayken alaca karanlık,sensizliği aldım yanıma ve aradım tertemiz yarınlar umudunu. umutlar çıktı yollarıma sensizlik dedi hepsi... kirliydiler şimdi,sarmadılar masumluğumu.karanlık bulaşmış tüm terkedilişlerime. aşklarımda yalnız,benim gibi... şehir yok, umut yok,sen yoksun... hayat zalim,gece zaten düşman bana.dön artık. sensizliğimi kurtar tüm korkularından. üşümesin aşkımız. görmeyelim kirli yarınları...dön artık. insafsızca terkettiğin yalnızlığımızı paylaşalım. mutluluğumuz belki de bu sarhoş karanlıktadır.korkma ve gel. umutlar bile sensizliğimle alaycı...
Sarhoş Sevdalar @ 12-09-2005 17:25
sabahtı, zordu birde seni sevmek... akşamın büyüsü vardı düşlerimde.. ama şimdiki sen değildi o... işte bu yüzden çok zordu sabah seni sevmek...sarhoşluktan ibaretti aşkımız. gerçek yüzlerimizden kaçmak çözüm olmadı hiçbir zaman. sen ,sendeki beni,ben ,bendeki seni sevdik gönlümüzce... aslımız yoktu,yapmacıktı tüm içtenlikler. işte bu yüzden kaçma zamanıydı sabahlar...işte bu yüzden zordu sabah seni sevmek..
Eylül @ 09-09-2005 18:36
Sen bana aldırma....Eylül ya...Sararmış bir yaprak gibi savruluşum...Kanayışım ondan...
Dünden sonra yarından önce... @ 09-09-2005 04:19
"Yaşam durur ümit bitince,yaşayamadıkça özgürce mutluluklar biter,sevsende..." Kulağımda melodilerle içli sonbahar akşamlarına hazırlanmışım ister istemez..Bunlar daha güzel güzel günlerimiz..daha kaç akşam dibe vuracağız..Kaç geceler ağlamaklı üşüyeceğiz...Zamanın tam ortasındayız..Kalem kağıt yetmezken ruhumuzu aydınlatmaya birde klavye çıktı başımıza..Zaten yerle bir olmuş bir beyin iken çok mu gerek vardı diretmeye...Neyseki mutluyuz..gülümsüyoruzda..o halde "vur patlasın çal oynasın".. komedi filmi yazayım ben iyisi..Palyaco oynatırım başrolde bi tane.Ağlatırım yerli yersiz sahnelerde palyaçoyu..E komedi neresinde bunun derseniz..be gülerim işte..yetmez mi benim bir gülücüğüm için..yetsin! ben öyle istiyorum..Dönsün dünya..çalsın davullar.."dansöz dünya.." kıvırın sizde ziller elinizde...ben istiyorum diye..güleyim diye ben..Gülüşüm aydınlıktır çünkü benim...,Ben biliyorum bunu..biliyorum ki sahip çıkıyorum ona..Bitmesin diye..kaybolmasın diye..koruyorum herkesten/herşeyden/hepinizden..,Çok umrumdaydı sanki hüzünleriniz..sizde kalsın onlar ben güleceğim..Daha roman yazağım ben...aşk romanı..peri masalı...masalımın başrol oyuncusu...dizlerin nerde..yatayım ben sakinleşeyim ağlayayım azcık..sonra gene gülerim nasılsa.......Alnına vuran ışığı sakın kaybetme geceleri.."Sanki sen değilsin yatağımın yarısı..sarılsam bile üşürüm yine.." evet evet..güzel şarkı...
Sensin O! @ 08-09-2005 00:32
Bu sabah erken uyandım.Burnumda güzel kokular.Ellerim her zamankinden sıcaktı bu sabah...Ellerimde ellerin.Kokunun senden geldiğini anladığımda Gülümsedim. Huzurluve rahat.Hepsi bu sabah oldu..Topu topu 15 dk.Ama sen burdaydın..Saçların yastığımda..Dizlerin dizlerime deydi.. ürperdin..Uyuyordun..Uyanmandan korktum..Kaybolup gidersin diye çok korktum..Elimle ellerini .. Diğer elimle saçlarınıSonra omuzlarını... sonra kollarını sevdim.Ben senin taaaa kalbini sevdim....Biraz kıpırdandın.. durdum..Bekledim..Nefes alış verişlerini dinledim.Ben seni çok sevdim.Sen uyudun..,Ben seni senden çok sevdim...Burnumu burnuna yaklaştırdım..Nefesin yüzüme deydi..Titredim... Heyecandan..Burnunu öptüm.. Çok sessizce..Sonra alnını...Gözlerini öpmedim..Gözlerden öpmek uğurlamak demektir..Oysa sen hiç yoktun ki....Bu sabah hayalin burdaydı...Hayalin beni sevdi..Ben SENİ sevdim...Öptüm, okşadım..Ben SENİ çok sevdim..Keşke bitmesedi ama ...Kalktım, banyoya gittim.. Yüzümü yıkadım..Öpücüğün hala dudaklarımdaydı...
Dudağına reçel bulaşmış... @ 07-09-2005 05:11
Alakasız girişler/çıkışlar/yanlışlıklarla doluyuz..Kimin ne dediğinin öbürü tarafından kayda değer bir yanı yok.Aslında kimsenin bir önemi yok..Herkes birbirine dost/düşman..Herşey iyi/kötü..Heryer huzurlu/huzursuz..Tek bir farkımız var..Ötekilerden iyiyiz/kötüyüz..Güzel günlere olan inancı hiç bitmeyen biri olarak hep karamsarlıklarla dolu yazmamın tuhaf olduğunun bende farkındayım..Hayata hep bir kaç adım geriden gelen birinin dizeleri ancak bu denli karmaşık olmalıydı..Oysa benim içimde binlerce umut/neşe/huzur/sevgi vardı.. Kalp atışları ne kadar sıklıktaysa benim de gülücüklerim o denli sıktı..Di´li geçmiş zaman şimdilerde yaşadıklarımız..Sanki hep "dünde" kalmış gibiyiz..Toplamışız dünden kalma anıları..Doldurmuşuz cebimize..Bir onlar biz biz..Yaşıyoruz..Adına ne denirse densin...Kaybetme yarışı bu..Jokerim de gitti.."Senin gibi beni kimse sevmedi"Uyur gibi yapınca geçer belki...
Dev Gibi @ 07-09-2005 03:13
YAK YAK GÖZLERİMİ HADİ....SEN MİSİN
Yanık Kokusu @ 07-09-2005 03:00
Yanık kokusu...Ruhumun ucu yanık kaldı...Hiç olmadığını düşündüm bugün... Beni böylesine anlamadığını...Bugün... yüreğimi kağıda sardım, yaktım ucunu, içtim...Ölüm gibi geldi sensizlik... İçim yandı... Tükettim sensizliği...
*sus-pus * @ 05-09-2005 03:38
Saatler ilerlesin,konuşmasın kimse,günü bitirelim aşkla.. Dokunmasın kimse,karışmasın kimseler..Bir sır gibi saklayalım,bir gözyaşı gibi akıtalım dudaklarımızdan..Büyüsü bozulmasın yerle bir olmasın umutlarımız..Öyle bir şeydi beklediğim..Öyle bir şeydi istediğim.. Zaman ilerliyor,ya engin denizler çıkacak karşımıza ya bomboş bakan gözlerimiz bir kere daha sarsılacak..Geç kalınmışlık hissi eritecek akla her gelişinde..savunmasız bir beden olacağız..gözyaşı akacak..Bitmeyecek bu acı
Eylül Taneleri...... @ 04-09-2005 20:31
Eylül geldi gene.Sildi süpürdü yazdan kalma yapmacık kırıntıları..Bizi bize teslim etti gene..İyi geldi Eylül..Kendimizle barıştık belki yada çoktan düşman olduğumuz kendimize bir darbe planı daha yapmaktayız şu aralar..Öyle yada böyle bir "kendine dönüş"tür Eylül.. Sonbaharın sessizliği bi başınalık ve bir başına yalnızlık..keyifsiz umutsuz yorgun "benlik"
Evet, yine ben üzülürüm. @ 30-11-1999 02:00
Sen giderken.. @ 30-11-1999 02:00
Tüm mevsimler hazandı Sen giderken... Gizli vadiler karanlıklara gömüldü Tomurcuklar açamadan kurudu dallarında Aşklar, umutlar yine başka bahara kaldı Sen giderken... Sessizce döküldü gözyaşları Boynu bükük bir papatyanın üzerine Güllere zamansız çığ düştü Ve bülbüllerin sesleri kısıldı Aşktan değil, ağlamaktan Sen giderken Ya sen mutlu oldun mu? Zira alışkanlığın üzere İki günlüktü tüm sevdalar gibi Benim yüreğimi acıtan bu koskoca aşk ta. Bildiğimiz bütün büyük aşklar Küçüldü küçüldü küçüldü Küçücük bir damla gözyaşıyla aktı yüreğime Sessizce ve sensizce... Yüreğim küstü yüreğine... Sen giderken...
Eylül Yağmurlarında... @ 30-11-1999 02:00
EYLÜL YAĞMURLARINDA YENİDEN SIZLAR YÜREK KIRIKLIKLARIM g ece bir yorgan gibi örterken kenti derin yalnızlığına gömülür evler dinlediğim bir hüzün şarkısı işler yüreğime ben seni duymak istedikçe inadına ses vermez duvardaki resmin aylardan eylül ve mevsim sonbahar tenime değen her yağmur damlası sönmeyen yeni ateşler ekler yüreğime oysa o kadar uzak ve o kadar dönülmez yollardasın ki gel desem dön desem bilirim sesim ulaşmaz gece daha karanlık rüzgar daha deli yağmur daha apansız ve sesimi yutar duvarlar veda ettiğinde yağmur yağıyordu sonra kapatılan musluklar gibi kesiliverdi önce sen unuttun sonra yağmurlar şimdi tenime değen eylül yağmurlarında yeniden sızlar yürek kırıklıklarım gözlerimde sonbahar yeniden renklenir her yanda sararan ve yaşamımdan kopup giden yapraklar ve onu yutmaya hazırlanan aç toprak olsa da gelirsin umutlarım hep yeşil ve inadına her sabah yeniden çiçeklenir gece rüzgar yağmur ve sesimi yutsa da duvarlar bilmelisin ki gelişinle dalına geri yapışacaktır kopan yapraklar seni özledim
duyabilmek @ 30-11-1999 02:00
fonda sezen aksu 'gidiyorum' kac kere dınledım(işittim) ben bu sarkıyı sımdıye kadar bılmem kı! dınlemek(işitmek) ıle duymak arasındaki fark ıste bu ben dınlemısım hep bu sarkıyı ılk defa duyabılıorum! suna duyabılıyorum ' gıdıyorum butun asklar yureyım de gıdıyorum kokun hala uzerımde sana korkular bıraktım bıde yenı baslangıclar bır kendım bır ben gıdıyorum.... kelımelere yukmedebılmek bole bısey ıste ancak sezen aksunun yucelıgı onunde egılır ezılır kalırım! hade sızde bı duymayı deneyın bu sarkıyı ( zaten duymus olanlarada saygım sonsuz)
nası yaaaa:I @ 30-11-1999 02:00
sımdı bız en gelısmıs varlıklarız ya dunyadakı ! yok yok sehır efsanesı bızm gelımıslıgımız valla ole kulaktan kulaga dolsan lafff ya kızım nerden cıktı bu sımdı demeyın aanlatıom hemncecık benım 3 tane kaplumbagam var artık cok buyuduklerı ıcın yerlerı dar gelmeye basladı bende bu gun onları bırazcık yuzsunler dıe evımızın onundekı havuzda yuzdurdum ve orada bulunduklarıı sure boyunca havuzun ıcınde olan bı cok yaprak tozu koklayıp ıc gudusel olarak hangılerını yemelerı gerektıgını buldular garıp deıl mı yaaaa! dunyada ınsan sıfatına sahıp bı cok varlık doyma ıc gudusune sahıp deıl obezıteyle savasıo benım kaplumbagalşarım hep gerktıgı kadarını yer kopek bakan bı ınsa olarakta kopekler keza oledr. ya ben sımdı bu olayı fazla buyuttum sanmayın ben babamdan da duymustum hayvanlar asla zehırlı bısey yemezler bılırler demıstı :I nese ya ol ıste ben paylasmak ıstedım garıp geldıde acaba bız mı evımın basladıgı yerız:I ( bu arada ben bu gece rockn coke ıcın yola cıkıom kımlerın yerınede eglenım ellerı gorelım baklım:))))) )
@ 30-11-1999 02:00
yaaa bu orta yaslı ınsanları anlamak mumkun deıl yawwww ne bıcım eglence kulturlerı var nası senelerce aynı konudan bahsetmekten sıkılmazlar akıl alır gıbı deıl kı ben mı yozlasan gencım onlar mı fazlaca muafazakar ınsanlar anlamadım bız bole ogrenmedık kı hıc bıseyı bı konu hakkında 10 kere konusulmaz kı bole koru korune bı ıdeolojı adına omur harcanmaz kı amannnnn ole ıste anlayan anladı benı ben bole bı gencım ıste bosum belkıde ama bnı bu tur ugraslar ılgılendırmıo kı turkum dıe orunmek bana gore deıl ben ınsanım dıe ovunurum kafası calısan, benı anlayan ınsana yardım ederım bos ınsan benı ılgılendrmez muafazakar deılım hatta muafazakarları bagnazlıkla sucluyorum
Dinlenmesi gereken güzel bir şiiri aktarıyorum size,,, @ 30-11-1999 02:00
Seni özlemeyi en çok ben bilirim Hiç yakınmadım seni özlemekten Üstelik sana kavuşamama ihtimali işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken Sana dokunamamak yüreğimi böylesine acıtırken Yinede bil ey yar bil ki ben yüreğimi kanatan bu acıya inat, Dokunmadan tenine saatlerce sevişebilirim seninle
Dinlenmesi gereken güzel bir şiiri aktarıyorum size,,, @ 30-11-1999 02:00
Seni özlemeyi en çok ben bilirim Hiç yakınmadım seni özlemekten Üstelik sana kavuşamama ihtimali işlenmemiş soğuk bir taş gibi önümde dikilip dururken Sana dokunamamak yüreğimi böylesine acıtırken Yinede bil ey yar bil ki ben yüreğimi kanatan bu acıya inat, Dokunmadan tenine saatlerce sevişebilirim seninle
@ 30-11-1999 02:00
sıkıldım bn ıste sıkıldım burada kıtap okumaktanda sıkıldım fılm ızlemektende nette dolasmaktanda offf allahım offff daha hıc tatılde yapamadım zaten okulda baslar yakında allahım yazık bana yazık bı tesellım rock coke var valla oda olmasa olurdum sanırım nese bu yazının bı anlamı yok ole canım sıkıldı ıste:)) ( ıstanbulu ozledım heralde:( )
Bekaret artık çok kolay. @ 30-11-1999 02:00
BEKARETİNİ KAYBETİP İLK GECEYE BAKİRE GİRMEK İSTEYEN BAYANLAR VEYA EVLİLİK YILDÖNÜMLERİNDE İLK GECE FANTAZİSİ YAŞAMAK İSTEYEN ÇİFTLER 1-2 SAAT KADAR KISA BİR SÜREDE,AĞRISIZ VE PROFOSYONEL BİR OPERASYON İLE BEKARETİNİZİ YENİDEN KAZANABİLİRSİNİZ... ilgilenenler maestro_00@mynet.com adresine mail atabilirler.
Ömür dediğin.. @ 30-11-1999 02:00
"Sunlari bir araya toplayayim. Bir güzel muhabbet edelim" diye düsündüm. Mutfak isinden de anlarim. Donattim sofrayi. Bayagi ugrastim. Hepsinin, ayri ayri ne yemekten, ne içmekten hoslandigini iyi bilirim. Bayagi da para gitti. Birinin yedigini öbürü yemez. Ötekinin içtigini beriki içmez. Dört kisilik sofra kurdum. Mumlari da yaktim. Bak hepsi, Erick Satie severdi. Hatirladim. Müzigi de ayarladim. Geldiler. 20 yasinda ben, 35 yasimda ben, 40 yasimda ben ve bugünkü ben dördümüz. Birden yirmi yasimi, otuz bes yasimin karsisina oturttum. Kirk yasimin karsisina da, ben geçtim. Yirmi yasim, otuz bes yasimi tutucu buldu. Kirk yasim ikisinin de salak oldugunu söyledi. "Sen karisma moruk" dediler. Büyük hir çikti. Komsular alttan üstten duvarlara vurdular. Yirmi yasim kirk yasima bardak atti. Evin de içine ettiler. Bende kabahat. Ne çagiriyorsun tanimadigin adamlari evine. Ömür dedigin üç gündür,dün geldi geçti yarin meçhuldür, O halde ömür dedigin bir gündür, o da bugündür.. ALI POYRAZOGLU
Milyon Kere Ayten @ 30-11-1999 02:00
MİLYON KERE AYTEN Ben bir Ayten'dir tutturmuşum oh ne iyi Ayten'li içkiler içip sarhoş oluyorum ne güzel Hoşuma gitmiyorsa rengi denizlerin Biraz Ayten sürüyorum güzelleşiyor Şarkılar söylüyorum Şiirler yazıyorum Ayten üstüne Saatim her zaman Ayten'e beş var Ya da Ayten'i beş geçiyor Ne yana baksam gördüğüm o Gözümü yumsam aklımdan Ayten geçiyor Bana sorarsanız mevsimlerden Aytendeyiz Günlerden Aytenertesidir Odur gün gün beni yaşatan Onun kokusu sarmıştır sokakları Onun gözleridir şafakta gördüğüm Akşam kızıllığında onun dudakları Başka kadını övmeyin yanımda gücenirim Ayten'i övecekseniz ne ala, oturabilirsiniz Bir kadeh de sizinle içeriz Ayten'li İki laf ederiz Onu siz de seversiniz benim gibi Ama yağma yok Ayten'i size bırakmam Alın tek kat elbisemi size vereyim Cebimde bir on liram var Onu da alın gerekirse Ben Ayten'i düşünürüm, üşümem Üç kere adını tekrarlarım, karnım doyar Parasızlık da bir şey mi Ölüm bile kötü değil Aytensizlik kadar Ona uğramayan gemiler batsın Ondan geçmeyen trenler devrilsin Onu sevmeyen yürek taş kesilsin Kapansın onu görmeyen gözler Onu övmeyen diller kurusun İki kere iki dört elde var Ayten Bundan böyle dünyada Aşkın adı Ayten olsun ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN İnsanın Ayten olası geliyor bea, yoktu bize şiirler düzecek, şarkılar yakacak bir maşuk..
Seni Senle @ 30-11-1999 02:00
sana benziyor herkes, seni soruyor herşey! Sağa dönsem birlikte oturduğumuz kanepe, Sola dönsem geceye merhaba dediğimiz pencere... Bir çift göz değse gözlerime, Hep sen diye avunurum sonunda yanılacağımı bile bile! unutmak ne kelime diye düşünürken, hatırlandığını bile unutarak seni yazmışım her yere! boş anlamsız bir gün ardına sığdırıyorum seni hep, öylesine güzel ki seni gece yaşamak, doğacak güneşin seninle doğacağını sanmak, ve avutmak kendini sabahlara dek! hepsi büyük bir yalan ne sen döneceksin geriye nede döndüğünde ben olacağım bıraktığın yerde! _"hep aynı sahneler dönecek hiç bitmeyen filmimde, kendini hep başa saran ve ..." Sana tek kelime "Seni Senle Aldatıyorum!"