"Ayrılıkları severim, tekrar buluşmanın sevincini yaşamak için" dediğinde galiba şair haklıydı.
Evet uzun zaman oldu markalar & fikirler bloguma yazmayalı. Biraz vakitsiz ve habersiz bir ara için okuyucularımdan özür diliyorum. Fakat tekrar buluşmanın ve "Merhaba" demenin de sevincini ve heyecanını yaşıyorum.İnternet sektörü içinde olanlar çok iyi biliyorlar, öyle hızlı ve yoğun uğraşı gerektiren bir sektör ki; stresten bazen ne yaptığınızı veya nerde olduğunuzu dahi unutabiliyorsunuz. Benimki de bu yoğun ortamdan biraz sıyrılıp bekleyen projeleri hayata geçirmem ve biraz kafa dinleyeceksem şimdi zamanı diye düşündüğüm bir zaman dilimi oldu. Ama bazı yazılarıma gelen spam yorumlar aslında beni kendime getirdi."Yazmak gerekiyor demekki"dedim. Velhasıl yazmadan olmuyor.
İnternet, yeni teknolojilerle birlikte ciddi prodüksüyonların birleşimi ile artık televiziyonlar gibi bir eğlence sektörü haline geldi neredeyse. Televiziyonculuğun en kötü noktalarından biri sürekliliğin sağlanmasıdır.Mesela 10 dakikalık bir proje için büyük uğraşlarla büyük paralar yatırırsınız, castlar ayarlanır,günlerce çekimler yaparsınız, post-production çalışmaları ve diğer uğraşılar sonucunda izleyiciler 10 izlerler, keyif alırlar ve olay biter. Yarın tekrar yeni şeyler sunmanız gerekir. Her defasında önceki verdiğiniz keyifi vermeniz gerekir eğer vermezseniz gözden düşersiniz. Yani televiziyonculuk hortum gibidir, yaptığınız herşeyi yutar, sadece ayakta kalanlar kazanır.İnternet henüz olması gereken kıvama gelmedi ama her geçen gün çok güzel şeyler oluyor. Bu da tabiki tüketicileri sevindirdiği gibi üreticiler olarak bizi daha da heyecanlandırıyor. Aslında çok ta uzatmadan bir kaç farklı konuya değinmek istiyorum.
Sevindiren gelişmelerden ilki olarak Blog ödüllerinden bahsetmek istiyorum. Belkide geç kalınmış bir organizasyon ama önemli ve olması gereken bir organizasyondu. Önümüzdeki seneler belki ödül kategorileri daha da genişletilirse daha da güzel olacağını düşünüyorum.Neyse sözü uzatmadan ödül kazanan blogları canı gönülden kutluyorum. Hangi kategori olursa olsun, internetin bir paylaşım aracı olması aksiyonu gitgide yayılıyor demek.Benim özellikle tebrik etmek istediğim bir kaç blog var. fikiratolyesi.com 'dan Tunç Kılınç Bey'i , elmaaltshift.blogspot.com 'dan Fırat Yıldız Bey'i, selimtuncer.blogspot.com 'dan A. Selim Tuncer Bey'i ve webrazzi.com 'dan Arda Kutsal Bey'i canı gönülden tebrik ediyorum.
Bahsedeceğim bir sonraki konu 41? 29!'un herşeyi yerinde kullanılmış ve çok güzel planlanmış projesi Yaman Gezgin Kayboldu. 2006'da Volvo'nun The Pirates Of The Caribbean filminin lansmanı yapılırken bir 4x4'ü gömdüğü ve tüm dünyada oynattığı online oyun ile bulana hediye ettiği XC90 muhteşem proje aklıma geldi.
Yaman Gezgin Kayboldu projesi de dünya çapında oynanmasa da Türkiye çapında kullanılan yöntem olarak bir ilk.Çok başarılı bir proje. 41? 29! ekibini tebrik eder, macera arayanları heyecana katılmalarını tavsiye ediyorum. Macera bol, heyecan gırla, hediyeler kıyak, daha ne duruyorsunuz?
Gitmeden önce genelde filmlerin web sitelerini incelerim. http://ironmanmovie.marvel.com Acaba webi nasıl kullanmışlar diye. Sadece grafiklerin iyi olması sitenin iyi olduğu anlamına gelmiyor.Film sitelerinde genelde paylaşım olarak sadece wallpaperlar,iconlar, fotoğraflar felan bulunuyor. Yani paylaşım genelde hep tek taraflı oluyor.Kullanıcılardan gelenleri paylaşmayı genelde denemiyorlar. Fakat Iron Man bunu güzelce başarmış.
Siteye girdikten sonra Fan Art bölümüne girerseniz, kullanıcıların çizimlerini gönderdiklerini ve yayınladıklarını göreceksiniz. Cartoon çizimi yapmak hayli zor bi iş fakat gönderilen sayılara bakarsanız gayet çok. Sonuç olarak internetin nimetlerinden güzel yararlanan Iron Man bence Spider Man'den daha fazla izlenme rekorları kıracak ve kafalara daha kolay oturacak.Iron Man fenomeni başladı diyebiliriz.
Son olarak ta güzel bir viral videoyu paylaşıp bir sonraki yazıda görüşmek üzere diyorum. Kendinize iyi bakın.
"Arkadaşların birbiriyle iletişime geçebileceği bir sistem olarak gelişen ve 15 milyar dolarlık piyasa değerine erişen Facebook’un Türkiye versiyonu mondus.net, Şubat ayından beri erişime hazır.
Facebook sosyal ağ modelini Türkiye’de ‘mondus.net’ adıyla yaklaşık 9 ay önce hayata geçiren Cem Sertoğlu, Facebook’un ileride bir çöpçatan sitesine dönüşebileceğini söyledi. Sertoğlu, Türk kullanıcıların eski sosyal ağ kullanım alışkanlıklarını Facebook’da da devam ettirdiklerini belirtti ve “Birden fazla insan bir kişi adına profil yaratıyor Facebook’da. Kafa karıştırıyor. İnsanlar arkadaşlarını ekledik sanarken tanımadıkları kişlerle bağlantıya geçiyorlar. Hiçbir kimlik doğrulama sistemi olmadığı için Türk kullanıcısının bunun önüne geçmesi zor”dedi. Mondus’u Facebook gibi network’ler üzerine inşa ettiklerini belirten Sertoğlu, e-mail adresi bazında insanların doğrulanmış şekilde üye olmalarını sağladıklarını belirtti ve ileride ekleyecekleri güvenlik sistemlerini, “Kısa vadede cep telefonlarıyla kimlik doğrulama, bir ileri safhada TC kimlik no’larıyla kimlik doğrulaması opsiyonlarını yapacağız” sözleriyle anlattı.
Bugüne kadar Mondus’un 17 bin 500 üyeye eriştiğini belirten Sertoğlu, Facebook’un bir sosyal ağ içinde neler olabileceği konusunda Türk kullanıcısının ufkunu açtığını da ifade etti."
Haberi önce Marketing Türkiye'de gördüm ve sonra bir yanlışlık var galiba deyip ntvmsnbc.com'da orjinalini okudum ama aynı şey orda da yazıyordu.
Mondus.net'in facebook olmasına gerek var mı? Bu konuya aşağıda daha geniş değinicem ama haberin yapılış şekli üzerinde durmak istiyorum biraz.Facebook'un handikapları olarak Türk insanına pek uymadığı noktasında "İnsanlar arkadaşlarını ekledik sanarken tanımadıkları kişlerle bağlantıya geçiyorlar" deniyor ve bunu aşmak için kimlik doğrulama çözümleri getiriliyor.Bence burda sorun bizim insanımızın interneti algılama biçimi ile alakalı, kimliğini gerçek olarak vermesinde değil.Kişi gerçek kimliğini veriyor ama siteyi hala çöpçatan olarak kullanıyor, bunun önüne geçmek gerek asıl.Geçenlerde bir sohbette twitter'ı bizim Türklerin bir sitede anlık chat olarak kullandıklarından bahsetmişti bir arkadaş bizde gülmüştük.
Biz Türk haklı olarak sosyalleşme sitelerinin bizim gerçek ismimize nasıl katkı yapabileceğini henüz öğrenmedik.Site kurucu ve yöneticileri olarak ta insanımıza bunu öğretemedik.Seviyeli kitle ile chat olarak kullanıcı kitlesini ayırıcı bir konsept düşünmedik.
İkinci olarak ta Türkiye'deki web 2.0 uygulamaları yabancı uygulamaların aynen taklidi olmak zorunda değil.Bir youtube açmaya gerek te yok aslında.Youtube ile büyüyen video ile iletişim trendini kullanıp sektörde ve üründe kırılmalar yakalanabilir.Bu kırılmaları kendi toplumsal değerlerimizle birleştirip bize özgü ürünler çıkabilir.Genel olarak Facebook Amerikan kültürü izlerini taşıyor bu uygulamanın aynısını Türkiye'de yapmaya çalışmak hiçbir zaman Facebook yapmayacaktır bizim uygulamamızı.Taklitten öteye gidemeyeceğiz ve orjinali orda dururken kaliteli insanlar niye taklidini kullansınlar ki?
Belkide kendi özümüzdeki bazı eklentilerle dünya çapında projeler bile çıkarabileceğiz.Haber yapılması gereken asıl konu bence Facebook 15 milyar $ ederken, bir benzeri olan ve bizim olan mondus.net kaç $ ediyor? Niye 15 milyar $ etmiyor? haberidir.
Marka konumlandırması bakımından Ülker ülkemizdeki en başarılı firmalardan biri.Ürünlerinde öncelikli olarak Ülker ismini ön plana çıkarmaktansa markalarını kendi isimleriyle marka haline getirmeyi başarıyor.
Bu sorun Pınar markasında daha öne çıkıyor. Pınar deyince akla gelen şeyler süt, süt ürünleri, sucuk, meyve suyu, su, hazır gıdalar vb. Pınar burada ciddi bir konumlanma problemi yaşıyor.Ürünler markanın ne yaptığıyla karışıyor.Akla tek bişey gelmiyor.
Ülker'de ise genelde akla bisküvi ve çikolata geliyor.Fakat ürün yelpazesi olarak neredeyse Pınar kadar farklı alanlarda ürünleri var.İşte başarı da burda gizli aslında. Her ürünün kendi ismi, karizması ve sloganı var.Bazı ürünlerin Ülker'in ürünü olduğunu duyduğumuzda şaşırıyoruz.
Bu ürünlerden başarılı bulduğum Alpella markasının reklamını beğenmiştim.
Genel olarak kendini tanıma ve gerçek yeteneklerini keşfetme konsepti üstünde duruyordu.Tv deki reklam çalışmasının ardından aynı konsepti devam ettirip tüketici kitlesine internetten ulaşmayı seçmişler.
www.alpellatutto.com sitesi ile kendini keşfetmek isteyenlere karakter testi yapıyorlar.Site tasarımı ve test gayet başarılı.Web dünyasında yeni sosyal ağlarda kendini keşfetme alanında birçok şey yapılabilir görünüyor.Gruplar oluşturma, api ler yazma vb.
Agency: McCann Erickson, Honduras Creative Director: Manuel Cruz Art directors: Paul Hughes, Wilfredo Fuentes Copywriter: Roberto Anduray Photographer: Manuel Cruz
(resmi büyütmek için resmin üzerine tıklayınız)
Blood, Sweat, Tears, Champagne Agency of the year 2006 Ineractive agency of the year 2006 Grand Effie of the year 2006
Ramazan boyunca yapılan oldukça ilginç bir reklam kampanyası yorumu size bırakıyorum.
Wudhu sebelum ibadah (wash yourself before you pray) (İbadet etmeden önce kendini temizle) Dirikan sholat (pray to God) (Allah'a ibadet et) Luruskan hati (keep your heart straight) (Kalbini dosdoğru olan yolda tut) Puasa di bulan Ramadhan (fast during Ramadhan) (Ramazan boyunca oruç tut) Zakat fitrah (give to the poor and needy) ( ihtiyaç sahibi ve fakir kimselere yardım et)
Advertising Agency: OgilvyOne Indonesia Creative Director: David Lukas Senior Copywriter: Shirley Christie Copywriter: Anton Adinugroho
NBC'nin yeni bir servisi www.dotcomedy.com neşelenmek isteyenlerin yeni mekanı.
NBC'de bir zamanlar büyük hit alan ve ülkemizde de gösterilen Saturday Night Live tarzı komedilere yer veriyor.NBC'de yayınlanan Stand-up ve diğer showlar, internette hit yapmış viral videolar ve izleyicilerin kendi çektikleri videoları izleyebilirsiniz.Hatta üye olup mailinize yeni hit videoları gönderiyorlar. Facebook'un patlaması ile bir çok şirketin ancak yeni yeni anladığı web dünyasının gücünden faydalanmak için Türkiye'de de bir çok şirket kendi topluluk portalını kurmaya çalışıyor.Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta var ve bunu NBC çok güzel yakalamış. Mesele NBC ismiyle yeni bir youtube açmak değil, mesele kırılımı yakalamak.dot comedy sadece comedy showa yönelmiş.Fakat ülkemizde şirketlerin yaptığı portallarda genel bir "herşey olsun" felsefesi var.Ama herşeyin olduğu daha farklı yerler de var.Kullanıcılar bu sefer en fazla kullanıcısı olan portalleri tercih ediyor.Ulaşılan kitle de sınırlı kalıyor. Yani dot comedy tutar mı ? evet hemde çok iyi tutar.Kaliteli comedy klipleri deyince hemen akla gelebilir. Ama video seyredilen bir portal deyince akla youtube geliyor.İşte olay aslında bu.
Alttaki videoyu çok beğendim.if I were Jack Bauer, i get your pizza under an hour :)
Projenin konsept ve tasarım aşaması uzun uğraşılar ve denemeler sonucunda biter.Ve en zorlu süreç başlar. Sunum yapma.
Genellikle takılan ilk nokta logo dur. "Logo yu daha büyük çalışsak, sanki biraz küçük kalmış gibi" sözleri duyulur.
Daha sonra web sitesinde kullanılan boş alanlar. " iyi güzel olmuş ama burası niye boş? " sorusu karşısında civatalar ısınmaya başlar ve en son " sayfa daha çekici olsa yani renk kullanımlarını arttırsak" cümlesini de duymadan sunumdan kalkılmaz genelde.
Aynı sıkıntıyı yaşayan arkadaşlar size bir müjdem var. Tüm bunlar artık sorun değil. Tasarımı yapıyosunuz ve yanında Logo büyütme kremi, renklendirme spreyi ve boş alanları yok etme kreminden bir tane müşterinize hediye ediyorsunuz ve kendi istediği kadar büyütüyo siz de rahat ediyosunuz.
Ülker'in başarılı sakız markası chewy bir zamanların "çiğnedikçe bitmeyen sakız istiyoruz, yetkililere sesleniyoruz" sloganıyla akıllarımızda yer etmeyi başarmıştı ve şimdi kullanıcı kitlesine hitap etmek için bechewy.com portalını devreye aldı.
Sitenin konsepti açısından tam bir web 2.0 konsepti olduğunu söylemek biraz zor.Ülker'in diğer online marka uygulamaları gayet ilgi çekici olmasına karşın be chewy portalının kullanıcılar tarafından bağımlılık oluşturacak bir portal olması zor görünüyor.
Öncelikle sitenin üyesi olmak bize sadece bazı promasyonlar kazandırıyor.Yani sadece üye olup bir daha uğramasanız da olur demek oluyor.Burada da ilgi çekici başlıklarla haber verilerek geri dönüşüm sağlanmaya çalışılmış.Fakat içerikler kullanıcı tarafından değil de sitenin sahipleri tarafından giriliyor.Bu hem sitenin sahiplerine çok büyük bir iş gücü çıkartıyor hemde kullanıcıların geri dönüşümünü azaltıyor.Çünkü verilen haberleri diğer internet sitelerinde de görebilirsiniz.
Ayrıca kullanılabilirlik ile ilgili ciddi sıkıntılar mevcud.Hedef kitle tamamen Türkiye olmasına rağmen ülke seçiminde Türkiye harf sıralamasında geliyor ve çok altta kalıyor.Girdiğim mail adresini beğenmemiş olacak ki ısrarla başka bir mail adresi seçin diyor.Girdiğim diğer mail adreslerini de beğenmeyince usandım ve siteye üye olmaktan vazgeçtim.
Hedef kitle tam anlaşılamamış olacak ki hava durumu, döviz kurları gibi yer doldursun diye konulan gereksiz şeyler var.
Ülker'den çok daha iyi web 2.0 konseptleri bekliyoruz.
İnternet hızı arttıkça daha öncesinde teknik açıdan imkansız gibi görünen uygulamalar da artık gün yüzüne çıkmaya başladı.Sundukları özellikler nerdeyse desktop yazılımlarını aratmayacak seviyede insanı şaşırtıyor. Bunlardan Photo Editing sitelerinden bahsetmek istiyorum.Evet yanlış duymadınız.Flickr, zoomer vb fotoğraf paylaşım siteleri artık eskidi.Artık yeni trend çektiğiniz fotoğrafı online olarak düzenleyebilir, renk ayarlamalarını yapabilir, croplanıcak yerleri croplayabilir bunu kaydebilir istediğiniz fotoğraf paylaşım sitelerine yükleyebilirsiniz. Tabiki insanın aklına ilk gelen çalışma hızları.Hızları gayet şaşırtıcı.Grafik işi ile uğraşan biri olarak photoshop'un bilgisayarımı parsellemesini ve ramimi sömürmesini düşününce beni etkilemeyi başardılar.Tabiki fazla beklentiye girip photoshop özelliklerini aramak online bir yazılım için haksızlık olur.Özellikleri ve ortaya çıkan sonuç çok iyi. Bu uygulamalara birde web 2.0 community oluşturma konsepti koyarsanız başarı çok uzak görünmüyor.
Bunlardan ilk ve benim favorim scrapblog tan bahsetmek istiyorum.
Siteye üye olmak gayet basit.üye olduktan sonra size iki seçenek sunuyor.Daha önceden oluşturulmuş bir tema ile mi başlamak istersiniz, yoksa boş bir sayfa ile mi başlamak istersiniz diye soruyor.Temaları gayet mükemmel.
Bir tane tema seçiyoruz.Temalar da kullanıcılar tarafından tasarlanıp sizin isminiz ile yayına alınıyor.Böylelikle paylaşım ortamı oluşturuluyor ve sitenin gerçek sahipleri kullanıcıları olmuş oluyor.
Temamızı seçtikten sonra istersek kendi resmimizi yüklüyoruz, istersek Photobucket, flickr, webshots ve facebook gibi fotoğraf paylaşım sitelerinden de resim alabiliyorsunuz.Bir diğer önemli özellik te birden çok resim aynı anda upload edebilirsiniz.Yükleme hızlı gayet iyi.Tabiki bu sizin bağlantınızla da orantılı olarak benim beklentimi karşıladı diyebilirim.Fotoğraf yükleme ekranında tamam dedikten sonra yükleme bitmemiş olsa bile anasayfaya dönebilirsiniz; siz diğer işlerle uğraşırken o arka tarafta yükleyip kütüphanenize atıyor.
Anasayfamız photoshop ekranı gibi.Resimdeki elementleri teker teker seçip istediğiniz yere sürükle bırak ile koyabilir, silebilir, croplayabilir, rotate yapabilirsiniz.Sol kenardaki menülerde ise kendi yüklediğiniz fotoğraf kütüphaneniz, sticker lar, backgroundlar, text, şekiller, çerçeveler ve video kütüphanesi var.Üstte ise menü var. Çalışmanızı kaydedebilir, çıktı alabilir, animasyonları ayarlayabilirsiniz.Hatta albümünüze müzik bile ekleyebilirsiniz.İşiniz bittikten sonra da çalışmanızı scrapblog topluluğu albümlerinde yayınlıyorsunuz.
Foto editing siteleri içinde en mükemmeli diyebileceğim siteye www.scrapblog.com adresinden ulaşabilirsiniz.
İkinci olarak www.fauxto.com iyi işler yapıyor.Photoshop gibi layer larla çalışabiliyorsunuz. Renk oynamaları yapabilir, layer efektleri kullanabilir, rotation yapabilirsiniz.Ayrıca tools menüsü oldukça geniş Photoshopu yakalamaya az kalmış.
Üçüncü olarak www.pixer.us sitesi var.Resminiz üzerinde büyütüp küçültme yapabilme, croplama, rotation ve flip yapabilir, efektler verebilir, contrast ayarları yapabilir, blur ve sharpen ayarları yapabilirsiniz.
Dördüncü olarak sırada www.myimager.com var. Flash kullanmadığından gayet hızlı çalışıyor. Özellikle gayet çok.Sadelikten hoşlanan ve benim için sonuç önemli diyenler için mükemmel.
Beşinci olarak www.onlinephototool.com var. hızlı sonuç almak isteyenler için ideal.Özellikleri çok fazla değil.Resize, crop, sharpen, rotate, sepiaya değiştirme ve contrast ayarları yapabiliyorsunuz.Sitede google reklamları olması bayağı can sıkıyor.Bence site sahipleri marketing stratejisini yeniden gözden geçirseler iyi olur.
Altıncı sıramızda www.phixr.com var.Özellikler gayet iyi ama görsel dizayn kötü.Özellikler bakımından çok iyi uygulamalara taş çıkartabilir ama kullanılabilirlik elden geçmesi gerek.
Yedinci sıramızı www.snipshot.com verdik.özellik çok fazla olmasada arayüz gayet basit ve kullanışlı tasarlanmış buda sitenin kullanılabilirliğini artırıyor.
En son sırada ise benim ikinci favorim www.picnik.com var.Özellikler gayet mükemmel, kullanılabilirlik harika.sitenize kendi sitenizden yahoo'dan, webcaminizden, flickr'dan, facebook'tan, picasa web albümünden, photobucket'ten ve webshots'tan resim alabiliyorsunuz.Filtreleri mükemmel.Daha fazla özellik istiyorsanız senelik 24.95 $ ödüyorsunuz.Fotoğrafçılıkla profesyonel uğraşmıyorsanız photoshop lisansından ucuz.
Evet siteler yeni özellikleri ile ileride daha fazla şaşırtacak gibi görünüyor.Bekleyelim görelim ve kullanalım, duymayana duyuralım :)
Web 2.0 olşumları yavaş yavaş online mağazacılığa doğru kayıyor.Bunun son örneğini Linked in yaptı ve online mağazasını açtı. Ürünler çok fazla değil ama kullanışlı.Bilgisayar taşıma sırt çantası 49 $. Fena değil tabi Türkiye'ye gelmesini istiyorsanız kargo parasını sizden alıyorlar ama en ucuzunu buluruz diye garanti veriyorlar :)
Bizim kültürümüzde eşantiyon diye birşey vardır.Hatta bunun sektörü bile oluşmuştur.Biz genelde burada sattıkları ürünleri hediye olarak yılbaşlarında ajanda veya diğer promasyon ürünleri olarak bedava veriyoruz. Uzun yıllardır bende yılbaşlarında ajandaları bekliyorum ve içlerinden en kullanışlı olanlarını seçiyorum ve beni o yıl idare ediyorlar.Bu Amerikalılar doğuştan pazarlamacı insanlar gerçekten sinekten yağ çıkartmayı başarıyorlar.
Facebook bundan 3 sene önce kurulmuştu.Mark Zuckerberg işe garajda mı başladı bilinmez ama şu anda sınır tanımaz bir şekilde büyüyor.Geçen sene Yahoo 1 milyar $ önerdiğinde sitenin bağımsız platfom olmasını istediği için ki bana pek inandırıcı gelmemişti, bu teklifi geri çevirmişti.Bu günlerde bu düşüncesinden biraz olsun vazgeçmiş olmalı ki facebook'un birazını Microsoft'a 240 milyon $ karşılığında sattı.Şuandaki gerçek değerinin 15 milyar $ olduğu söyleniyor.Tabiki Zuckerberg bugunleri ve yarınları görmüş zeki birisi olarak, yahoo'nun teklifinin akabinde yeni servisleri devreye alarak gerçek patlamayı yapmıştı.
Hitwise geçen sene pazar payı araştırmasında açıkladığı gibi facebook müthiş bir tırmanışa geçmişti.Şuanda da Mark Zuckerberg'in ne kadar haklı olduğu görülüyor.İlerlemesini soluk kesmeden devam ettiren facebook çok daha ilerilere gidecek gibi görünüyor.
Alexa'nın son 1 yıllık raporuna göz attığımızda facebook çıkışını bu yaz gerçekleştirdi.Buda social networklerde görünen okulların dağılıp tatile çıkıldığı ve insanların sosyallik aradığı döneme denk geliyor.Mesela wikipedia'nın en çok kullanıldığı zamanlar da, özellikle okulların dağılmaya yakınlaştığı ve öğrencilerin tez ve ödev aradığı zamana denk geliyor.
Mark Zuckerberg kendinden emin bir şekilde yoluna devam ediyor.Ne diyelim bizim içimizden de bir gün dünya çapında bir proje çıkar inş.
Bu arada facebook meraklıları ve Facebook hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için bir kaynak.Inside Facebook kitabı şirkette daha önceden çalışmış bir mühendis olan Karel Baloun tarafından kaleme alınmış ve içeriden facebook'un nasıl göründüğünü anlatıyor. Meraklılarına duyrulur.
Windows Vista kullanmaya başladım. İlk yüklediğimde masaüstündeki ikonların anormal büyüklüğü çok canımı sıkmıştı.Normal hale getirmeyi bulana kadar çok çile çektim.
Şuanda da çift tıklanınca tıkladığım şeyi açmamalar, çalıştırmak istediğim şeyi kafasına göre ben bunda tehlike sezdim çalıştırmıyorum tripleri, her program açıldğında not respondinge düşmeler, yani kısacası kafayı yiyorum.ve tekrar XP ye dönmeyi düşünüyorum.
Acaba bana mı bir gıcıklığı var yoksa herkese mi aynı davranıyor merak ettim.Buyurun bakalım görelim halkımız ne düşünüyor?
Common Craft 1999 dan beri online community web sitelerine danışmanlık hizmeti veren ve 2003 te danışmanlık ajanslığı yapan bir firma.
Bizim ürünümüz bir şeyi anlaşılabilir bir şekilde açıklamak diyorlar.Yapmış oldukları videolar gerçekten çok etkileyici.
Hızla değişen online dünyada hergün yeni bir kavram ortaya atılıyor.Bunları bazen yeni duyuyoruz bazılarını da biliyor ve kullanıyoruz. Ama sorsalar tam olarak ne iş yapar veya nasıl çalışır diye başkasına zor açıklarız.İşte common craft burada devreye giriyor ve sizin projenizi enkolay anlaşılabilir şekilde ifade ediyor.
İletişim asrında yaşıyoruz.İletişim kurmak için enstrümanlarımız okadar çok ki ama ne kadar kendimizi, projelerimizi tam olarak müşterilerimize veya çevremize anlatabiliyoruz. Fikir olarak kendi kendimize düşündüğümüzde proje süper ama başkasına anlatınca "sanki ben düşünürken daha etkileyiciydi bu proje" veya "tam olarak ifade edemedim kendimi galiba" gibi çok cümle kurmuşuzdur.Ünlü bir özdeyiş varya " sen anlattığın kadar değil, karşıdakinin anladığı kadarsın" diye.
Common Craft belkide bizde anlatım şeklimizi birdaha gözden geçirip iletişmeye başlamamız noktasında bize yol gösterir.