İhtiyacım var !!! @ 18-05-2008 00:02
Uzun bir aradan sonra yeniden yazmaya devam ediyorum. Bu süreçte elbette yazmak istediğim birçok şeyle karşılaştım, şaşırdığım reklamlar oldu v.s. Ancak şuanda üzerinde yazmak istediğim konu aslında hakkında birçok kez konuştuğum yazdığım ve şiddetle karşı çıktığım bir konu: "ihtiyaç yaratılması!" Akbank'ın yeni ihtiyaç kredisi konulu reklamının radyo spotunu duyduğumda "bu kadar da olur mu?" diye düşündüm. Daha sonra tv reklamını izlediğimde ise "iyi cesaret" demekten de kendimi alıkoyamadım. Ama bu reklamı izleyen kaç kişinin buna benim gibi baktığını görünce kesinlikle bunu birilerine anlatma güdümü durduramadım. Hepimizin hayat boyu sıklıkla şikayet ettiğimiz yetinememe duygusunun sonuna kadar körüklendiği bu reklamı izlemeyenler/dinlemeyenler için biraz bahsedeyim. Reklam günlük hayatta sahip olmak istedikleri meta'ların hayalini kuran insanları gösterirken arka planda Müslüm Gürses'ten İhtiyacım Var... diye bir müzik döndürüyor. İhtiyacım var lcd tivi'ye, ihtiyacım var yeni elbiseye, home theatre sisteme... gibi aslında varlığımızın devamı sürecinde ve insan olarak yaşamada gerçekten ihtiyacımız olup olmadığını henüz bizlerin bile tam olarak kestiremediği nesnelere ihtiyaç duyduğumuzu hissettirmeye çalışıyor. Mesela artık evinde bir lcd tivi'n yoksa bunun yakıcı eksikliğini mutlaka hissediyor olmamız gerekir, yeni bir elbisemiz yoksa bu ihtiyacı gidermemiz için kredi almamız gerekir v.s. gibi. Etrafımızda ne kadar çok ihtiyaç yaratıldığının farkında mıyız gerçekten? Mesela ev almak isteyen bir insanın barınma ihtiyacını karşılamak için yalnızca şartlarına uygun beklentisini karşılayan bir eve mi, yoksa lüks bir semtte iyi bir sitede sadece 2 odasını kullandığı 4 odalı bir eve mi ihtiyacı var, ve bunun için mi bankadan kredi alıp varını yoğunu kaybediyor sonunda. Diyebilirsiniz ki hayır !! Sosyal şartlar değişti, insanlar -mış gibi yapmak istiyorlar, ona kesinlikle katılırım. Ama sizin yalnızca bir ayakkabıya ihtiyacınız var, bir puma'ya değil! Pazarlama terminolojisinde yaratılan ihtiyaçlardır. Yeni bir ihtiyaç yaratmak ve talebe dönüştürmek sürekli amaçtır. Tüm yeni ürün ve hizmetler bu amaca yönelik planlanır ve üretilir. Bu işin içerisindeki herkes bunu bilinçli ya da bilinçsiz olarak planlar ve de uygular, ancak ihtiyaç yaratılan kesimin bunu farketmeden ihtiyacı hissedip satın alma davranışına yönlendirilmesi amaçlanır. "İhtiyacım var bir güzel perdeyeee" diye başlayan ve devamında bir çok ihtiyaç sıralayan reklam bu amacı bu kadar net olarak tüketiciye veren reklam olarak kendi alanında (bence) reklam tarihine geçmeye adaydır. İhtiyaçlarınızı kendimizin yönetebildiğimiz güzel günlere.. Sevgiler...
Baksak baksak reklamlara nasıl baksak ?? @ 18-05-2008 00:02
Kendimizi ve çevremizi algılamaya başladıktan sonra, yani kısacası farkındalığımızla yaşadığımız tüm hayatımız boyunca bizi etkilemeye çalışan firmalar ve insanlar tarafından birçok mesaja maruz kalıyoruz. Önceki yazılarımda bu mesajların nasıl kurgulandığından bahsetmeye çalıştım. Ürünü ya da hizmeti mi satmaya çalışıyor, adım duyulsun da ürün satmasa da problem değil mi diyor. Ancak günümüzde firmaların ulaşmak istedikleri kitle o kadar çok mesaja maruz kalıyor ki, bu mesajların hedefine hizmet etmesi de olanaksız hale geliyor. İnsanlar reklam görmek, duymak, okumak, hatta reklama dokunmak istemiyor. Bu da iletişimcileri farklı arayışlara yönlendiriyor. Sözsüz yazısız, imgesel mesajlarla bilinçaltına yönelmeye çalışan reklamcıların bir süre sonra bunda başarılı olduğu farkediliyor. Tahmin edebileceğiniz gibi bilinçaltına seslenen reklamların ilk örnekleri Amerika’da, 1960’lı yıllarda doğuyor. Reklamlar filmlerin içerisine gömülen ve neredeyse saniyenin 3 binde birinde yer alan küçük kareler ile bilinçaltına yerleşiyor. Ve insan beyni bilinçaltına daha fazla, daha güçlü tepki veriyor. İnsan beyni en çok yaşamını başlatan iki konuya tepki veriyor. Doğum ve Ölüm ! Konuya Freudyen yaklaşmak gerekirse (hayır, psikolojideki her durumu Freud’a bağlayanlardan değilim) insan beyni doğumu cinsellikle eşleştiriyor. Bu yüzden cinsellik ya da ölüm temalı her şey ilgi çekiyor. Bir diğer ilgi çeken konu da din. Uluslararası ya da bölgesel farklılık gösterse de seslenilen hedef kitlenin mensup olduğu dinin özellikle önemli günlerinde doğru mesajlarla istenen etkiyi yaratmak mümkün oluyor. Ramazan süresince Coca Cola’nın yayınladığı iftar sofrası reklamları örneğin, Amerika’da yayınlandığında izleyiciye hiçbir anlam ifade etmeyecektir. Oysa uluslararası bir marka Türkiye’de o duyguyu yakalayabiliyor. Bu konuya en güzel örnek Levi’s ‘in Jakarta’da yayınladığı Kurban Bayramı tebrik ilanı. İlanda yer alan kot kumaşının denim dokumalarında secdeye varmış hacılar görülüyor. Fotoğrafın alt metni olan hacılar ancak fotoğrafı biraz büyüterek görülebiliyor. Levi’s ‘in bu uygulaması oldukça başarılı. Buna bir diğer örnek de Knorr. Türkçe’den başka bir dilde tam karşılığı bulunmayan “sofra” kelimesini yalnızca Türkiye pazarı için kullanabiliyor. Ve bu kelimenin zihinlerde yarattığı anlamdan oldukça iyi faydalanıyor. Peki reklamlara nasıl bakacağız, biz farketmeden bilinçaltımıza işlenen mesajları nasıl farkedeceğiz? Bu aşamada reklamlara bakmaktan çok onları görmeye çalışmamız gerekiyor. Sevdiğimiz bir reklamın bizi nereden yakalamaya çalıştığını anlayınca zaten kilitli kapının anahtarını elimize almış oluyoruz. Aşk mı, aile mi, özlem mi, ölüm mü, doğum mu ya da din mi? Reklam bizi bu kavramlardan hangisiyle yakalamaya çalışıyor. Düşüncelerimizden çok duygularımıza mı hitap ediyor, kafamızı mı karıştırıyor, beklentilerimizin üzerinde bir yaklaşım mı sergiliyor? Yakında rüyalarımıza da reklam verebilirler, mi dersiniz??
Reklamlara kim bakıyor? @ 18-05-2008 00:02
Günlük hayatta isteyerek ya da istemeyerek karşı karşıya kaldığımız birçok reklamın, mesajın ve bu mesajlara saklanan kodların üzerimizde etkileri olduğu bir gerçek. Ancak bu mesajları ne kadar görüyoruz, bu mesajlar bir ürünü ya da hizmeti satın almamızı ne kadar sağlayabiliyor, ya da sağlıyor mu? Oldukça büyük bütçelerle hazırlanan birçok reklam yalnızca birkaç gösterim sonrasında yayından kaldırılıyor, hem de haklarında çok konuşulmasına rağmen.. Bu konulara uzaktan yakından ilgisi olan herkesin mutlaka bildiği gibi bu anlamdaki en iyi örnek İxir’in Banu Alkan’ın da yer aldığı Kokoreççi reklam filmidir. Reklam filmi çok beğenilmiş, izleyenleri güldürmüş, hakkında çok konuşulmuş, ardından kısa bir süre sonra İxir zarara uğramıştır. Reklamla alakalı ya da değil, en azından reklam İxir'in kâra geçmesini sağlamadı. Bir diğer örnek bir zamanlar furya halinde süregelen Cem Yılmaz’ın Telsim reklamları. Neredeyse herkesin tv’de kısa bir süre de olsa gözükmesini istediği, esprileriyle herkesi güldüren reklamlarından birinde Cem Yılmaz “s”leri söyleyemeyen birini oynuyordu ve Asena yerine Athena’yı sahneye çıkarmıştı. Çoğumuzun çok gülüp eğlendiği ve özellikle izleyebilmek için reklamlarda kanal değiştiremediğimiz bu çalışma yayından kaldırıldı. Benzer ya da farklı bir fiziksel özrü bulunan kişiler ve/veya yakınlarının tepkileri yüzünden.. İletişim işinde olmazsa olmaz bazı değerler vardır. İletişeceğiniz yerin ya da kitlenin değerleri ve kültürüyle uyum sağlayamazsanız onlara seslenemezsiniz, seslenseniz de sesinizi duymak istemezler. Oldukça ünlü bir hikayedir. Coca Cola’nın Pazarlama İletişimi Yöneticilerinden biri Arap Yarımadasına Bölge İletişim Direktörü olarak atanır. Hemen çalışmalara başlar ve bir bilboard tasarlatır. Bölgenin yoğun sıcaklığına karşı Coca Cola'nın vermek istediği mesaj oldukça basittir. Solda susuzluktan neredeyse ölecek birinin fotoğrafı, yanında bir kutu Coca Cola ve onun yanında da aynı adamın susuzluğu geçmiş, dinç bir görüntüsü. Reklamın vermek istediği mesaj basit. Susadın mı kolayı iç ve bu kadar dinç ol. Unutulan küçük bir ayrıntı var, sonucu büyük bir hüsran, çünkü satışların artması beklenirken büyük bir düşüş gözlemleniyor. Arap Yarımadası’nda yazılar sağdan sola okunuyor !!
Nedir bu "Araç Mesajdır" ?? @ 18-05-2008 00:02
Üniversite 1.sınıfta, tam hatırlamıyorum ama ilk derslerden biriydi sanırım, hocanın da ilk söylediği şey, merhabadan sonra: Araç Mesajdır!! Benimle birlikte ne dendiğini anlamayan, ya da bir şeyler anlayan, ama mutlaka yanlış anlayan bakışlar dolandı sınıfta, yorumlar geldi, asıl anlamının yakınından bile geçmeyen. Gerçeği öğrenmemiz yalnızca bir derste olmasa da bundan sonrası için en azından benim ve o derste birlikte olduğum birçok arkadaşımın kafasında döndü durdu bir süre, "Araç Mesajdır!!" Mesajı yalnızca cep telefonundan gönderilen kısa bir metin olarak görmeyen, aracı da "bir şey yapmaya yarayan bir şey" olarak tanımlamayan herkesin aklını kurcaladı bu 2 kelime, ve belki de seni seviyorum'dan sonraki en önemli 2 kelime dedik biz buna aramızda, nihayetinde aşkın da bir felsefesi olduğunu bilerek. Ünlü İletişim Bilimcisi (fizikçiler İletişim'in bilim olmadığını savunmaya devam edebilir, ya da mühendisler..) Marshall McLuhan'ın yüzyılımıza bıraktığı en önemli miras, çevremizdeki bir çok nesnenin kullanım alan ve de amacına bakaren içimizi kemiren kurt. Araç Mesajdır !! Ben burda elbette bunu dilbilim, ya da göstergebilim'le açıklamayacağım, sadece benim anladığımı gördüğümü, okurken düşündüğümü, düşünürken yaşadığımı aktarmaya çalışacağım, dilerim başarırım. Günlük hayatta bir şeyler yapmak, bir eylemde bulunmak için ihtiyaç duyduğumuz birtakım araçlar var, sanırım bunda hepimiz hemfikiriz, ilk çağlarda yaşamadığımızı düşünürsek. Mesela üşümemek için giyiniyoruz, ayaklarımızı korumak için ayakkabıya ihtiyacımız var, iletişme ihtiyacımızdan cep telefonu doğdu, bir şeyler yemek için bir yerlere gidiyoruz, bir yerlere gitmek için de araba kullanıyoruz. Bu araçlara belirli gereksinimlerimiz sebepleriyle sahip oluyoruz, sahip olmaya çaışıyoruz. Bu sahip olma güdümüzü doyurmak için de alışveriş yapıyoruz. Yaptığımız alışverişleri düşünün; üşümemek için aldığımız kazağın markasına, ayakkabımızdaki logoya, telefonumuzun markasının melodisindeki mesaja ve bizi aynı mesafeye ortalama aynı zamanlamada götüren bir arabaya takılıyoruz. Çünkü biz onların reklamlarda verdiği algıyı istiyoruz. Reklamdaki kadın gibi güzel, o ayakkabıyı giyenler kadar zengin, o cep telefonunu kullananlar kadar teknolojiden anlayan ve o arabada olacak kadar güçlü hissetmek istiyoruz. Reklamın doğuşu ve yükselmesiyle birlikte kişiler aslında reklamların hep kendilerine birtakım ürünler satmak istediğini düşünürler. Bayanlar baylar reklamlar yıllardır size algı satıyor. Bu da size, bize, herkese daha kolay geliyor. Yıllardır oluşmuş başarılı bir marka, güçlü bir algı varken neden biz kendimiz bir şeyler yaratmaya çalışalım, mı? Elbette öyle değil. Şöyle düşünün; tv'de ünlülerin evlerine konuk olunan programlar vardır. Önce o ünlünün evi dolaşılır, sonra birkaç soru. Ve ünlüler hep çok yoğun olduklarından, evde vakit geçiremediklerinden bahsederler, "eve ancak uyumaya gelebiliyorum" diyenler, "çok nadir evimde oluyorum" diyenler.. Buradan şunu anlarız, ünlüler evlerinde çok az bulunuyorlar, belki de sadece evlerine gelen muhabirler için, kimbilir. Ama arkada devasa bir tv ünitesi, belki de normal evlerin bir duvarı büyüklüğünde. Oysa ne anladık röportajlarından, evde vakit geçiremiyor, tv izlemeye vakti yok, olsa da o kadar az ki, belki küçük bir 37 ekran bile onun işini görür, peki bu devasa şey niye, çünkü ona bir algı yüklüyor; onun çok parası var !! Araçlarımız mesajlarımız oluyor. Kullandıklarımız bizimle ilgili bir şeyler söylüyor bunun farkına varmak da bizi başka bir boyuta götürüyor, temizlik yaparken tepeden tırnağa bakımlı ev kadınları, bir otel büyüklüğünde evlerde yaşayan aileler dönüyor reklamlarda. Çocuk bezi reklamlarında muhteşem bir anne, süt reklamlarında dahi çocuklar.. Biz de onlar gibi olmak istiyoruz, hadi o zaman algı satın almaya gidelim..
Merhaba @ 18-05-2008 00:02
Bir kitap, e-mail, blog,.. yazılan ne olursa olsun başlangıçta hep bir merhaba vardır ya, bu da onlardan biri.. Uzun zamandır, isteyip de yap(a)madığım bir şeyi yapıyorum, yazmaya başlıyorum. Ancak bu ne kadar düzenli olacak ya da düzensiz, ne kadar iyi olacak ya da kötü, bunun garantisini kendime bile veremiyorum. Blog'umun adının manipulater olması ile ilgili arkadaşlarımdan bazı eleştiriler aldım, yani bunun para, borsa ya da yatırım ile ilgili bir şeyleri çağrıştırdığını düşündüler. Aslında benim bloguma bu ismi koymamdaki düşüncem şimdiye dek okuduğum okullarda, kitap ve dergilerde çok fazla bahsi geçen manipülasyon(yönlendirme) kavramına olan sempatimdendir. Ve aslında dünyada olan biten her şeyin, birilerinin başka birilerini ya da bir şeyleri yönlendirmesiyle olduğunu, ya da bazı şeylerin ancak böyle değiştiğini düşünmemdendir. Böyle insanlara çoğu zaman kızsam da, sık sık çevremdeki herkesin bilerek ya da bilmeyerek, birilerini yönlendirmeyi, yönlenenin ve yönlendirenin bu durumdan pek de şikayetçi olmadığını farkettim. Bu süreçte bir kişiyi ya da olayı değil de, kitleleri manipüle eden şeylere kafa yormaya başladım. Mesela filmler, mesela reklamlar, mesela gazetelerdeki dergilerdeki haberler. Çok klasik, bilindik bir örnek mesela. ABD'de ilk kez uygulanan bir gizli reklam uygulamasında bir filmde saniyenin 10'da birinde bir kutu kola görseli geçer. Bu gözümüzü neredeyse bir kez kırpmamızdan bile daha az bir süreçtir, burada izleyicilerin çoğu Coca Cola gördüğünün farkında bile değildir. Ancak bu imaj tam da filmdeki bir çöl sahnesine yedirilmiştir. Film arasında izleyicilerin büyük çoğunluğunun bir susuzluk duygusuyla Coca Cola standına yöneldiği tespit edilmiştir. Su, soda ya da herhangi bir içecek değil, coca cola, ve de özellikle bu marka. Bu tip şeylerle o kadar sık karşılaşıyoruz ve de farkına varamıyoruz ki. Yaratılan ihtiyaçlar içinde boğulmamak dileğiyle..