Photo Album: Bahçe zamanıı:) @ 23-01-2008 15:49
Bahçe zamanıı:)
|

Bahçe | | 
İş zamanı. | | 
Babacım | | 
|

Kızım da iş başında:)
| |
&referrer=)
Photo Album: Yol @ 23-01-2008 11:39
Yol
|

Sinop'a giderken... | | 
Samsun | |

Photo Album: konusuz @ 23-01-2008 11:38
konusuz
|

Kardeşim Ankara yolunda. | | 
Sinop-Samsun | | 
Devrek | | 
Devrek |

MERAKLI @ 20-01-2008 22:24

Don't Speak @ 19-01-2008 22:21

YETİŞKİN ÖLÜMÜ @ 05-01-2008 14:33
Kaba saba bir söz bulutu geçiyor zihnimden.
Bir köşeye sinerek bekliyorum geçmesini,
Sanki seçme şansım varmış gibi
Televizyonla saldırıyorum kafamdaki buluta
Az sonra, sağanak iniyor tepeme.
Cebimden çıkarıp suratıma bakıyorum aynamı.
Boyamış yine o hüzün sarısını yüzüme.
“Hastayım, yaşıyorum…”
Şaka yapıyor bana yaşam, kalem, ciğerlerim…
Az sonra bitiverecek
Ve sanıyoruz hepimiz güleceğiz.
Kimse gülmüyor bedeninin dili
Susmuş bir saat gibi durunca
Konuşulacak kelimeler
Bir ağız bulamıyor saçılmaya.
Bir mermer taşına…
Son sözler…
Ve hatırlanırsa bir Fatiha…
Sağanak bittiğinde…
Uyanıyorum televizyonun karşısında.
Üstümde bir cenazenin ağırlığından,
Silkeleniyorum yazdıkça:
Son sözlerimi yazar gibi…
Bitmesin ister gibi…
Bir taş olsaydım der gibi…
Bir bebeğin şefkat araması gibi
Ölümde şefkat aramak…
Bir yetişkinin ölümü.

Yeni Yıl @ 01-01-2008 16:18
Merhaba. Uzun zamandır buralarda yoktum, yakında sık sık yazma fırsatı bulacağım inşallah. Yeni yılınız sağlık ve neşe getirsin arkadaşlar.

Kutlama @ 13-10-2007 23:12
BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN. BU ARALAR ÇOK SIK YER DEĞİŞTİRDİĞİMDEN YAZI YAZAMADIM. EN KISA ZAMANDA YENİ YAZILAR EKLEYECEĞİM.

BETÜL'ÜN İNCİLERİ @ 24-09-2007 05:26
Her anne babanın zevkle ve şaşkınla izlediği bir dönem, "büyümüş de küçülmüş"lük dönemi. Betül şimdi tam da bu kıvamda.
"Annecim ben komşuya gidip gelicem, sen sakın evde korkma, tamam mı?"
"Annecim inekler kakasını hep sokağa yapıyo, biz klozete yapıyoz di mi?
"Bunları beğenmedim yaaa, uffff... Hiç güzel elbisem yok benim!"
"Annecim sakın bana dondurma alma, yoksa ben hasta olurum."
-Anneciiimm, beni korur musun?
-Koruyorum kızım. Bizi Allah koruyor.
-Neyden koruyor annecim?
-Mmmm... Her şeyden.
-Böceklerden de mi?
-Evet.
-Onlar bize bi şey yapmaz mı?
-Yapmaz.
-Niye öldürüyorsun o zaman?
-Anneciiim...
-Efendim.
-Allah niye bize gelmiyo? Bize gelsin, ben onu sevcem.
-Kızım hadi bana yardım et, sofrayı beraber kuralım.
-Hayır anne, şimdi meşgulüm.
Ömrüm beniiiimmmm.
Custom List: Gezindiğim Web Adresleri @ 22-09-2007 03:13
Gezindiğim Web Adresleri

SÜTLERİ PİŞİRİN @ 16-09-2007 06:21
Yanıbaşımda uyuyan küçük haylazım, üç buçuk yaşın doğallığıyla nasıl hem yaramaz, hem narin olabiliyor; hatta hem yalan söyleyip bir de o yalanın içine doğruları serpiştiriyor; bir de öyle çok hayali oyunlar uydurabiliyor, hayretler içinde kalıyorum.
Üçbuçuk senelik tanışıklığımızda kızım hallerden hallere girdi, huylardan huy beğendi. Allah’ım uzun ömürler versin, daha kanının çok deli akacağı günler var önümüzde. Ailesini meçhul planlara atıp arkadaşlarını önümüze geçireceği, garip alınganlıklarının olacağı türlü dönemleri. Bilemeyiz ergenliğin ne getireceğini ve öyle halden hale sokuyor ki hayat insanı -hissettirmeden bazen, bazen eze eze öyle yoğuruyor ki; alacağı son şekli bilemeyiz; ah, o hayır dualar olmasa.
Sütümü pişirip vermediğim çocuğuma ve bir sınava doğduğu günden beri en kaygı veren düşüncem oldu anamdan emdiğim süt. Çünkü kendimden hiç beklemediğim, kendime yakıştıramadığım hatta “Ben olsam asla böyle yapmam.” dediğim türlü davranışlar sergilemişimdir şu yaşıma değin. ‘Gelinim Olur musun?’ izlencesine kendini kaptırıyor diye kınadığım teyzemin ahı, mıhlamıştır beni ekrana izlencenin final gecesine kadar. “Ben olsam bir tane çarpardım.” dediğim yaramaz çocuğun annesinden sonra bir fiske bile vuramadım kızıma. “Asla vitrin olmayacak benim evimde.” inadıyla süslediğim evlilik hayallerim, evimizin köşesine koyduğumuz kocaman vitrinle çürüdü mesela. “İki elim kanda olsa giderim.” dediğim dostlarımın düğünlerine gidemememin ve daha bir çok şeyin ilgisini neden anamdan emdiğim süte bağlıyorum?
Çiğ süt ve nasiple tanımlanmış bu kanunların kızım ve benim yaptığımız ve yapacağımız; bizi ‘KENDİMİZİ TANIMLAYIŞ’ sözlerimizin dışına taşıran, inançlarımızın ters istikametinde ara sıra dolaştırmaya çıkaran ‘küçük yoldan çıkış’larla ne ilgisi olabilir? Kaderle işbirliği yaptığında çiğ süt çok daha fazla ilgisi var sanırım. Kanun kanundur: “Kınadığın şeyi yapmadıkça çıkmaz canın ve güvenemezsin kendine o kadar uzun boylu, çiğ idi anandan emdiğin süt!”
Daha bebekken emilen ve içinde hem yararlı hem zararlı bakterilerin barındığı bu süt hücrelerimiz olmaya başlayınca gösteriyor etkisini. İnsanoğlusun bir kere bu bir, çiğ süt emmişsin bu da iki. Aniden cinnet geçirip (Allah korusun) karısını öldüren o tonton, çok iyi insan komşu amcaya noldu da, hiç tanımak istemeyeceğimiz bir insan haline geldi? Çok güvendiğimiz arkadaşımız bizi zor bir yolun yarısında bıraktığında hangi kanun devreye girdi? İnsanoğlu… bu bir. Çiğ süt emmiş… bu da iki.
İnsanoğlu olarak doğduktan ve bir de üstüne çiğ süt emdikten sonra kolay kolay güvenemeyiz kendimize. Çiğ sütü sabır ateşinde pişirip hoşgörüyle ılıtmadıkça; çiğ süt emmişin biri gelip anamızdan emdiğimiz sütü burnumuzdan getirecek mazallah!


Photo Album: Işıltı @ 15-09-2007 23:54
Işıltı
|

ısıltı.jpg | |

Sana Dair-Kumdan Kaleler @ 09-09-2007 17:23

GÖÇ @ 09-09-2007 17:13

Hasta Şiir @ 09-09-2007 16:49
Korkmayın, korkmayın...
kederim ince, duvarlarım zayıf
ve mezar koleksiyonum var
göğüs kafesimin içinde
korkmayın, tüm kırık hayallerimi
gömdüm oraya ve söz verdiler
bir daha hortlamayacaklarına.
Öyle ise korkmayın benden
çünkü öldürdüm ateşten tutkumu
bir güle benziyordu, kırmızı ve büyük
parmak uçlarıma kadar erişen -ki
nereye dokunsam yakıyordu.
Korkmayın, öldürdüm deliliğimi
ruh hekiminin insafsız neşteriyle
kederlerim ince ve hastalığım zayıf
eşitlemek için kendimi size!

Book List: Book List @ 09-09-2007 16:40

Blog list: Blog list @ 08-09-2007 17:26

UCUZ SİLAH @ 04-09-2007 00:03
bugün birini daha kırdım, zor oldu tutturmak yamayı
hala acıyor, iki hafta oldu, bir kadın yırtmıştı ağzımı
irini dövmüşüm dün, farkında değilim, haoşgeldin derken
bir şairin çektiği ofla dağıldı bütün ucube sözler.
anladım denizi izlerken sükunet içinde mavi
hiçbir yere uğramadan giriyor kalplere bütün sesler
konuştukça da dolaşıyor bazen, titaniğin çarpması gibi
her ilişki sözler trafiği, buzdağına çarpan kalpler
anladım izlerken sıcacık simitleriyle yoldan geçen simitçiyi
her yiğidin yüreğinde yuvalanmış kurtçuklarmış sözler
dünya yıkılsa sarsılmayan küçücük bir kalbi
küçücük sözleri silah yapıp vururmuşsun meğer.
Hülya Yücel Ergün

Photo Album: :) KARMAKARIŞIK RESİMLER (SAMSUN VE AYANCIK) @ 30-08-2007 00:50
:) KARMAKARIŞIK RESİMLER (SAMSUN VE AYANCIK)
|

AYANCIK | | 
AYANCIK | | 
AYANCIK | | 
BENİM ÇAYIM |

SAMSUN'DAKİ BAHÇEMİZ | | 
SAMSUN | | 
SAMSUN | | 
SAMSUN |

SAMSUN'DAKİ BAHÇE YOLU (ANNEMLERİN) | | 
SAMSUN | |
More Photos...+KARMAKARI%c5%9eIK+RES%c4%b0MLER+(SAMSUN+VE+AYANCIK)&referrer=)
Photo Album: Çok sıkıldım çoookkk! Photoshopla sıkıntıya ilaç yaptığım resimler:( @ 30-08-2007 00:14
Çok sıkıldım çoookkk! Photoshopla sıkıntıya ilaç yaptığım resimler:(
|

dönergeç5.jpg | | 
garip.jpg | | 
kırmızıbenek kopyala.jpg | | 
çokgüzel.jpg |

geceveay.jpg | | 
garip2.jpg | |

BİZİM KUŞAĞIN SİTEMİ @ 30-08-2007 00:11
bilgisayarım
ağ komşularım
çöp kutusu
Messenger
evim
komşularım
çöp tenekesi
çarşı
kalem kılıçtan keskin
klavye konuşmaktan hızlı
yol oldu gençliğimiz köprü oldu zamanınıza
köprü nedir ki bir geçitten başka
ne bizim tarafta ne sizin tarafta
Hülya Yücel Ergün


Photo Album: Son yaptığım resimler @ 29-08-2007 22:44
Son yaptığım resimler
|

tuhafdesen.jpg | | 
desenkopyala.jpg | | 
kelebekli sepetdeseni.jpg | | 
harikasarmal.jpg |

ev.JPG | | 
parmaklık.jpg | | 
altalan.jpg | |

Photo Album: Benim yapacağım resim ancak bu kadar olur:)) @ 27-08-2007 02:58
Benim yapacağım resim ancak bu kadar olur:))
|

çiçekliresim.jpg | | 
gece.jpg | | 
gülenbısey.jpg | | 
karabük.jpg |

küçükdünya.jpg | | 
resim yaptım.jpg | |
)&referrer=)
Photo Album: Samsun'da Felaket @ 25-08-2007 21:06
Samsun'da Felaket
|

Fotoğraflar İHA'dan | | 
7481.jpg | | 
sms5.jpg | |

N'OLMUŞ SANA SAMSUN? @ 25-08-2007 20:25
Sudan tanklar geçmiş sanki sokaklarından. Gökten moğollar yağmış gibi, taş üstünde taş kalmamış. N'olmuş sana Samsun?

ÇOCUK AKLI @ 23-08-2007 22:45
Son günlerde 4 yaş evresindeki çocukların tuhaf yaratıklar olduğunu dününmeye başladım. Bu kanıya nereden mi vardım? E, kızımdan biliyorum. O kadar kurnaz, o kadar yalancı, o kadar hayalperest, o kadar akıllılar ki bu yaştaki çocuklar, sorduğu sorulardan tutun da, sorularınıza aldığınız cevaplara kadar “pes yani!” dedirtiyorlar.
Ağlamayı, avazı çıktığı kadar bağırmayı ve ona olan sevginizi size hissettirmeden, size karşı kullabilecek birini tanıyor musunuz? Tanımıyorsanız, henüz çocuğunuz yok demektir.
Size bu konuyla ilgili deneyimlerimden ve gözlemleyerek edindiğim bilgilerden bahsedeyim:
Ayancık’a taşındık taşınalı kızım yavru köpek hastası. Onlara elini sürmemesini söylüyorum, iyice tembihliyorum. Dışarı çıkıyor ve onu kenardan sessizce gözlüyorum. Köpeğe elini sürdüğünü görünce hemen uyarıyorum ve bana ne diyor biliyor musunuz? “Anne sen git televizyon seyret, yaprak dökümü başladı, yaaa, hadi git sen seyret.”
Yine köpekle ilgili onu sık uyardığım günlerden birgün, yanıma sokuldu, “anneciğim seni çok seviyorum, ben seni hiç üzmüyom de me?” dedi ve devam etti: “Annecim bak, ben şimdi gitcem, köpeği sevcem gelcem tamam mı, sonra da senden özür diliicem.” Buyrun buradan yakın. Daha bitmedi ama…
Çizgifilm izliyoruz ve canavarlar var çizgifilmde.
-Annecim, canavarlar sadece çizgifilmde olur de me?
-Evet kızım.
-Annecim onlar sadece çizgifilmde olur de me?
-Evet kızım.
-Annecim köpekler de çizgifilmde konuşur de me?
-Evet kızım.
Bu konuşmadan sonra Betül dışarı çıkıyor ve yine yavru köpekleri hallaç pamuğuna çeviriyor.
-Annecim ben köpekle konuştum, pireleri gitmiş, beni sevebilirsin dedi.
Bugün kızıma saçlarını topladığımızda ona ne kadar yakıştığından bahsetmiştim.
-Ama anne Ayşe de toka takmıyo, Fatma da takmıyo. Onlar çocuk ben de çocukum. Çocukların saçı böle olur. (Ayşe ve Fatma teyzemin hiperaktif torunları olurlar).
Şimdi anlatacağım kesit ise hayatım boyunca unutamayacağım bir diyalogtur kızımla:
Minik Dualar diye bir albüm var. Bu albümde Peygamber (s.a.v.) Efendimizi anlatan bir şarkı var. Şarkının sözleri kısmen şöyle: “Öğretmenim dedi ki, O çok zorluklar görmüş. İnsanları Allah’a götürmek için çalışmış...”
Kızım bu şarkıyı ezberlemiş, evde söyleyip duruyordu. Sonra birden bire şarkı söylemeyi kesip şöyle sordu: “Annecim nerde çalışmış?”
Çocuklar gerçekten bir alem. Allah acılarını göstermesin.

TURUNCU AİLEMİN YEŞİL BAHÇESİ @ 18-08-2007 01:23
TURUNCU AİLEMİN YEŞİL BAHÇESİ
Karabük'ten ayrıldığım gündü. Bir şehri, bir aşkı, bir gençlik romanını bırakıyordum ardımda sonunu heyecanla beklediğim. Demir Çelik fabrikalarının uzun bacasından çıkan simsiyah dumanlar, hayat trenimin bacasıydı sanki, hızla akıyorduk oyunlara, tren hiç durmuyordu. Bir gün babam emeklilik haberiyle geldi. Bu taşınmak demekti. Bu hayat trenimin durması demekti, ve daha bir çok şey.
Karabük'ün dumanlarını ciğerlerimde taşıyarak geldim Samsun'a. Ardımızdan koşan köpeğimizi, anadol marka arabamızı, bahçemizdeki misket elmasını ve o canım balkon sefalarını. Yeşil bekledim Samsun'u, tanıdık bekledim. İçimdeki Karabük aşkını hissetmiş gibi, kıskanmış gibi saldı üstüme düşmanlığını. Vahşi beton ormanları arasında yolumu kaybetmek üzereyken... sevmeye başladığımı farketmedim O'nu. On beş yılda 15 köprü kurmuşuz aramızda; arkadaşlar, iş, sinema... Sonra başka Samsun'ları gördüm, bulvarın iki sokak üstünü, 200 evleri, yavuzselim'i, sonra limanı, gazi'yi, Meşe Tesislerinde günbatımını...
Şimdi uzaklardan Samsun'u düşünüyorum da, turuncu yürekli annemim yemyeşil şeftali ve armut bahçeleri geliyor aklıma. Baruthane'nin arkasındaki vadi... Önünden dere akan yemyeşil bir gözdeyi. Şehrin gürültüsünden nasıl da arınmış, gece yarıları ilk defa orada duydum kuşların ötüşünü. Samsun'da semaver çayı demleyen yerler var mı acaba? Annem semaver çayı yapardı. Yanına Amasya çöreği. Beyaz keşkeği de ilk defa tombul bir börekçide gördüm. Bizim keşkeğimiz turuncu olurdu. Şimdi o kalabalığı arıyorum Ayancık sokaklarında. Annemin Amasya çöreğini. Zeynep yine Orhan'ın başının etini yiyor mu acaba? Samsun'da siyaset de hararetlidir şimdi. Mecidiye de pazar günleri sokaklara sergiler açılmıştır. Annem kızıma ciciler alır ordan. Ayşe yine pidecide yemiştir öğle yemeğini. Belki de pizzacıya gitmiştir. Sahil yolu bisiklet kaynıyordur sonra, Sevgi Kafe önünde çocuklar oynuyordur.
Pazara gittik pazartesi günü Ayancık'a. Gözüm İlyasköy pazarını aradı. Şeftalileri, nektarileri, kocaman deveci armutlarını. O koskoca armutları babam ve annem yetiştiriyor. Yeşilin ve toprağın çilesini sürüyorlar alınlarında. Bir toprak kokar, babam sevinir yağmura. Şehrin ortasında yağmura sevinemezsin, batar ortalık, üstüne çamur sıçrar ve o kokuyu farkedemezsin. Oysa annemin bahçesi yağmur için şükreder, o yağmurun can verdiği bir tomurcuğu öper babam, kendini toprağa verir, toprak ona güzelliğini sunar. Ve toprak ne demektir, annem bilir, bahçeden maydanoz toplamanın turuncu ışığını alır içine annem, babam toprak ne demektir bilir.
Duymuştum; Gazi ve Atakum Belediyelerinin küçük kiralık bahçeleri varmış. İnsanlar istedikleri zaman gelir, küçük kulubelerinde çaylarını demlerler, maydanoz fideler, domates ekerlermiş. "Biraz nefes alıyoruz işte hemşerim, sen şanslısın, ne güzel hep bahçedesin." derler babama. Babam bir yandan "öyle." derken, diğer yandan hatırlar toprak ne demektir, ne emektir.
Annemlere yardım etmeye gitmiştim, armut toplayacaktık. Kasım ayıydı, soğuktu. Deveci armudu bu mevsimde toplanır. Öyle özenilir ki o armutlara, tırnağın hafifçe çizse üstünü, armut çürür ve bütün kasayı sarar. Tek tek boylarına göre ayrılır armutlar. Tek tek yumuşak kağıtlara sarılarak dizilir kasalara. Babam arabasının bagajında götürür onları Samsun meyve haline. Daha küçük boylarını pazara gidip satar babam. babam toprak ne demektir bilir, çükü kendini toprağa verir, yaratandan bekler ödülünü.
Annem her pazar misafir ağırlar, turuncu renkli keşkeğini yapar, yanına Amasya çöreğini. Samsun'un beton ormanlarından kaçabilen gelir bu yemyeşil bahçeye. Hamsi ızgara, illaki semaver çayı yanına. Annem toprak ne demektir bilir, çünkü bu toprak getirdi bizi Samsun'a.
Kara toprak derler buradaki toprağa. Şeftalilerin olduğu yer biraz taşlıktır. İncirin dibi bahçeden de kaçışın yeridir. Çünkü sakinlik yorar artık şehirle yoğrulmuş yürekleri. İncirin dibi, biraz şehirlidir. Çünkü hayır demez hiçbir şehirli; tatlı, ballı incir kovasına.
Burada Ayancık'ın bir köyünde yeşilliğin içindeyim. Mor ve Ötesinden bir şarkı dinliyorum, Samsun aklımda: "Beton ormanın avcı ruhları..." Çünkü Samsun biraz vahşi, biraz kibirli. İstanbul'a bakan bir yüzü var Samsun'un, girişimci ruhlarla oynaşan bir gizi var. Kurtuluş savaşının övüncü var Samsun'da, çünkü yol olup akmıştır kurtuluş taşraya. Çünkü savaşçıdır Samsun, biraz amisos barındırır bağrında. Burada her kadın ve her erkek biraz amazondur. Çünkü Samsun biraz yaralıdır ve savaşçı ister konuklarını da. Sanki İstanbul'a alıştırır. Ve kolay kolay sevdirmez kendini her yabancıya.
Ben mi sevdim Samsun'u, Samsun mu beni sevdi bilmiyorum. Alıştım Samsun limanlarından gelen yaralı gemilerin seslerine. Kimbilir kimlere ilham verir, denizin yanında denizi özleterek şairane ruhlara. Kızmasın kimse Samsun'a, Samsun yaralıdır. Ne kadar severse kişi, o kadar sevdirir kendini Samsun, çünkü biraz kibirlidir. Ve Samsun ne demektir babam bilir. Çünkü kendini toprağına vermiştir.

Sevdiğim Şair @ 12-08-2007 14:30
En sevdiğim şairlerden biridir Lale Müldür. Buhur-u Meryem, Seriler Kitabı, uzak Fırtına, Divan-ı Lugatit Türk kitaplarını zevkle okurum, ne yalan söyleyeyim, yazdıklarının çoğunu anlamasam da bambaşka bir etki bırakır bende. İşte en sevdiğim şiirlerinden biri:
Şiir : PİRİNÇ
Lale Müldür
pirinç ülkesi pervazlarda beliren ilk bir erik yeşili gibi dağılan tepelere güneş nasıl kayarsa gölge-tarlaların üzerinden kalem öylesine kayıyor pirinç kelimelerle bu sabah yatağımın kenarında bütün günahlarımın silindiğini gösteren bir işaret buldum: kayık şeklinde bir leğenin içinde yüzen bahar dalları... ah evet, uzak okuyucu, günahların hatırlanmadığı bir yer olmalıydı bizim için... Hiç kimsenin göndermediği artık gönderseler de fark etmez çünkü yazdım bundan sonra da göndermeyeceği cam bir kutuda yüzen bir krizantem olmalıydı evimizin önünden geçen beyaz boneli Hollandalı bir kız olmalıydı ki elindeki kumral köy ekmeği bana daima güzel şeyler hatırlatır veya ne bileyim ben sarışın spiral bulut halinde saçlarıyla Rapuntzel ya da her an bir çam ağacına dönüşüverecekmiş duygusunu veren çünkü bordo flütünden daima koyu yeşil ezgiler dökülür dökülürdü bir Pan olmalıydı... bizim için... herkesin küçük bir bahçesi olmalıydı üzerinde fikir teatisinde bulunabileceği saatlerce mesela aramızdan biri bahçesinde gece yarısından sonra enteresan bir durum gözlemişse hemen hiç çekinmeden arkadaşlarını arayabilmeliydi hareket eden cisimler üzerinde pembe mumlar kendini gizlemeliydi tam gece yarısı olduğunda birdenbire Mona Lisa çalmalıydı... gümüş kapların içinde bir tadımlık yiyecekler olmalıydı... ne kötü şimdi şu an dışarı baktığımda sana bu derece yabancılaşmam... o kadar yakındık ki... ama işte şimdi elimi dışarı uzattığımda yağmurun yağıp yağmayacağını kavramak dışında sana dair hiçbir şey bulamıyor olmam sana tutunamamam ki katiller bile geride el izi bırakır, ne acı... şu an üstümde sarı simlerle işlenmiş lacivert kadife eşofman olmasından son derece memnun olmama karşılık bütün bunları ve başka birçok şeyi bırakıp çiçekli ince elbiselerle kafamda hasır üçgen bir şapkayla sulak pirinç tarlalarında seninle yan yana dolaşamayacağımızı bilmek ne kötü... ah senden bir işaret en ufak bir işaret gelse... ama belki de o zaman sen Napoli’ye, Sicilya’ya hatta Korsika’ya gitmek isterdin de yine bu pirinç tarlaları ideası suya düşerdi... hatta hiç unutmam bir seferinde ikimiz Mısır’a gitmek istemiştik de ben kendimi Salzburg’da sense evde bulmuştun... senin benimle hiç konuşmadığın günlerdi sanki aramızda bir çatlak açılmıştı Salzburg’da seni unuttuğum söylenemezdi unutmadığım da... hiçbir şey çözümlenemiyordu öncesinde de sonrasında da geriye dönülmez hareketlerin... ben şimdi Paris’te bir Çin lokantasında oyalanıyor olsam da bu ancak gülünç bir tedavi, soytarılık çünkü biliyorum hatta hepimiz biliyoruz ki pirinç tarlaları projesi asla gerçekleşmeyecek ve artık hiçbir şey eskisi gibi değil olamaz da seninle ayrıldığımız günden beri bunun için yatak odalarımızda başuçlarımızda su dolu bardakların yanında mumların yanması gerekmiyor artık sözcüklerle sonsuza dek oynamak istemiyorum bazan gri-mavi bulutların içinden sessizliği yararak bir jet uçağı geçiyor bu basit gibi görünen gerçeklik imajı birçok şeyi bütün sözcüklerin ötesinde birden açıklıyor sanki bunu bilmek bana yetiyor.
Lale Müldür

@ 10-08-2007 16:56
Hayılı dualarınızın kabulü dileğiyle, nice kandillere...

Evliliğe dair... @ 07-08-2007 15:08
Salih Memecan ilişkileri gerçekten mükemmel yorumlamış. Bu çizgilerde kendinizi de bulmuyor musunuz Allah aşkına? Hele bir bakın şuna:
Tıklayın. 
Komiiikkkk:)) @ 07-08-2007 15:02
)&referrer=)
Evliliğe dair... @ 07-08-2007 14:55
Evliliği uzuuun uzun tarife ne gerek var? Salih Memecan konuşturmuş yine çizimleriyle. Bakın evlilik böyle bir şey:
Tıklayın. 
Music List: Tüm Müzikler @ 05-08-2007 17:01
Tüm Müzikler

Custom List: En Sevdiğim Alıntılar @ 05-08-2007 01:08
En Sevdiğim Alıntılar
Herriet Lerner-Öfke Dansı
"Bağımsızlık, önemli konularda kendi kendimizi açıkça tanımlayabilmemiz demektir; ama duygusal olarak uzaklaşma anlamına gelmez."
Herriet Lerner-Öfke Dansı
"Zaman geçtikçe bağımsızlığını suçlamadan ve kendini uzaklaştırmadan ilan etmeyi öğrendi."
İnfitar Suresi/6- Kur'an'ı Kerim
"Ey insan! Nedir seni lütuf sahibi Rabbinden uzaklaştıran?"
En'am Suresi/32-Kur'an'ı Kerim
"Dünya hayatı ancak bir oyun ve oyalanmadır."
Hz. Muhammed (S.A.S)
"Kişi sevdiği ile beraberdir."
Herriet Lerrner-Öfke Dansı
"Bir ilişkiyi ancak değiştirmeye başladıktan sonra gerçekten görebilirsiniz."
Oğuz Atay
"Batılı inceler, biz severiz."
İrvin D. Yalom- Nietzsche Ağladığında
"Bertha'ya bağlı değil, ona yüklediğim özel anlamlara -onunla hiçbir ilgisi olmayan anlamlara bağlı olmamdı."
Irvın D. Yalom - Nietzsche Ağladığında
"Sırf pençeleri yok diye kendilerine iyi diyenlerden biri olmaktan vazgeçirmeliyim onu."
Irvin D. Yalom - Nietzsche Ağladığında
"Benim de kara dönemlerim vardır. Kimin yokur ki? Ama ben onlara sahibim, onlar bana değil. Benim varlığımla beraberler. İsterseniz şöyle diyelim. Onlarla beraber yaşama cesaretini gösterebiliyorum."

Photo Album: ** :)) @ 21-07-2007 22:35
** :))
|

Yansıma | | 
Kızımın tokaları | | 
Otobüs camından (Samsun-Ayancık) | | 
Güneş gibi... |

Ve ben... | | 
Eşimle gölgelerimiz gezinirken | | 
Adsız Fotoğraf | | 
Adsız Fotoğraf |

Ayancık'ta yeryüzü | | 
Kızım ve babası | |
More Photos...)&referrer=)
Photo Album: Geniş Ailemiz @ 21-07-2007 00:37
Geniş Ailemiz
|

Muhammet | | 
Amca yeğen | | 
Kızım 2 yaşındayken | | 
Dedesi ve torunu |

Emmisiyle kızım | | 
Baba kız | | 
Kızımın annesi ve kızı | | 
Baba kız |

yakışıklı kardeşim | | 
yakışıklı kardeşim1 | |

Photo Album: bebeğim @ 20-07-2007 17:21
bebeğim
|

adsız1 | | 
adsız2 | | 
Adsız Fotoğraf | |

Photo Album: *Objektifim @ 15-07-2007 01:50
*Objektifim
|

Ayancık | | 
ayancık | | 
ayancık | | 
ayancık |

ayancık | | 
Kızım | | 
ayancık | | 
ayancık |

Ayancık'ta gökyüzü | | 
Kızım | |

Music List: Yeni Müzik Listesi @ 25-05-2007 20:31
Yeni Müzik Listesi
- Ezginin Günlüğü: Yıldız DağıSabah Türküsü

Photo Album: Ayancık Resimleri @ 28-04-2007 02:33
Ayancık Resimleri
|

Resim 006 | | 
Resim 021 | | 
Resim 017 | | 
Resim 026 |

Photo Album: Karabük Resimleri @ 17-03-2007 02:01
Karabük Resimleri
|

Karabük Çamlık | | 
Karabük | | 
Kardemir | | 
Safranbolu |
