Dead Like Me @ 19-11-2008 23:51
Dizilerimizin yeni bölümleri çıkmadığı için Dead Like Me seyrettik iki bölüm. "Bunun yerine Monk seyretsek daha iyi." dedim ben, Emre bir şey demedi. demiş sevgili Nergis Hanım
"Yıldönümü" başlıklı son girişinde. 'Dead Like Me' gerçekten de ilginç bir yapım. Hani Seinfeld bayrak etmişti ya "hiçbir şey hakkında olmayan bir dizi" sloganını, halbuki illa ki bir şeyler hakkındaydı, bu dizide ise hakikaten hiçbir şey yok. Bunun bilinçli olarak yapıldığını düşünmüyorum açıkçası ama bunca
konulu diziden sonra gerçekten değişik geliyor.
Dizi sonradan Pushing Daisies'i yapacak olan Bryan Fuller miydi neydi, işte onun eseri. Gerçi Bryan 5. bölümden sonra ayrılmış ama dizi de devam etmiş. Şimdi 5. bölüme yeni geçtik, o yüzden nasıl bir değişiklik olacağını bilmiyorum ama iyi olmamıştır herhalde. İlginç denebilecek (en azından çekildiği yıla göre ilginç, şimdi elini sallasan anded diziye çarpıyorsun) bir konuya sahip olmasına rağmen, bu konuyu elinin tersiyle itiyor, handiyse zorlama bir şekilde arada "iş üzerinde" görüyoruz karakterleri, onun dışında çoğunlukla oflayıp pufluyorlar.
Princess Bride'dan sevilesi Mandy Patinkin oynuyor bir de. Bir de pek o kadar sevimli olmayan Rebecca Gayheart var ama Wiki'den okuduğum kadarı ile o gidecekmiş, yerine de dünyalar güzeli, güzeller güzeli Laura Harris gelecekmiş (Faculty'deki yeni gelen kızı oynayan kız, hani ardından baş uzaylı olduğu ortaya çıkıyordu, ne, spoiler mı? Ha, Bruce Willis aslında ölü 8P).
Neverwas'ın şimdi hatırlamadığım tanıtımlarından birinde filmin "nereye gideceği konusunda kafası karışık bir film" olduğundan dem vurulmuştu, ne o ne bu durumu (Oğuz Atay'ın böyle bir mektup hikayesi vardı, değil mi?). Bu dizi de onun gibi bir şey, kervan yolda düzülür gibi ama nasıl olur almış kanaldan, onu anlayamıyorum.
Dizi farkında olmadan etkileyici benim için. Böylesi bir kayıtsızlığı & konusuzluğu anca Proust ya da Joyce romanlarında bulursunuz gibi (bir de arkası yarınlarda yazacaktım ama onlar sadece konusuz, asla kayıtsız değiller).
Dizi de tıpkı başrol oyuncusu gibi: meraklı ama o kadar değil, göz ucuyla bakıyor ama mecbur değilse kalkıp da bir el atmıyor (like a me or a you). Ayrıca kesinlikle güzel değil ama... (ama ne?)
bkz. Iris Murdoch, Philosopher's Pupil.
Ha bir de filmi çekilecekmiş bu sene mi önümüzdeki sene mi ne.
Bu da iki: Benim favori azrailim tabii ki Family Guy'dakidir.
Yorumlar(4)özlüyoruz... @ 13-11-2008 22:54
Bugün bir arkadaş yeni seyretmeye başlamış da, laf açıldı, ben de bir kez daha ne kadar özlediğimi fark ettim. "Faye'e," dedim, "bir zamanlar kalbimi kaptırmış idim.."
Ardından ekledim : "Hâlâ da bir parçası onda durur.."
Resmin kaynağı :
meganime Ayrıca bkz. maziden eski bir blog girdisi:
all we are is dust in the wind... [24 Eylül 2006 Pazar, 05:50]Yorumlar(0)Låt den rätte komma in @ 13-11-2008 02:12
Güzel filmler göreceğiz çocuklar!..
Låt den rätte komma in (ya da anlayacağımız adıyla
Let the right one in) ne kadar da güzel bir filmdi öyle, tadı damağımızda kaldı. Gerçi bu da
El Orfanato gibi, korku vesaire bekliyorsunuz (Nejat Uygur gibi söylersek
Vimpir filmi), olan sulu gözlerinize oluyor. Tebrik ediyorum emeği geçen herkesi, sizlere de tavsiye ediyorum. Amerikalılar hemen -üstlerine vazife ya- bunu da "adapte" edeceklermiş (toplumca dislektik olduklarından, altyazıları okuyamıyorlar garipler), onlar etmeden evvel bir an önce bulun izleyin derim ben.

Yorumlar(6)two things... @ 11-11-2008 13:18
First,
a sheep is not a creature of the air.. and then: Bugün günlerden Cuma değil. (tekrar et.)
Yorumlar(0)Patron'la gece vakti, bir başımıza.. @ 01-11-2008 04:09
ya da bu kadeh senin şerefine Bruce Springsteen..
Burada saat 01:09. Hanımlar uyuyorlar, benim biraz yapılacak işim vardı, o yüzden Patron'u aldım otomatiğe, ben işimi yaparken o bana eşlik etti, tam da tıpkı High Fidelity'nin film versiyonunda yaptığı gibi, öyle arka planda ve son derece harbi bir şekilde..
Neyse, Patron diyorduk, bir bakın hele.. üç şarkı üç kanser.
Ardından dan dan:
Bruce Springsteen, tabii ki Gürer-san'ın da kulaklarını çınlattırır (bunu yazınca jabber'ı açtım bakayım bulurum belki diye, saat burada 1.20, palpa yok orada / burası sami yen buradan çıkış yok!).
Artık birazdan yatarım, o yüzden dinleyeceğimden değil ama aynı tonlamada olduklarından anmadan geçemeyeceğim Muriel (Tom W) ve The Best of Everything (Tom P and the namussuzlar)
the best of everything... geç oldu, yatmak gerek.
herkesin yatacak bir yatağı var mı? herkesin görecek rüyası kaldı mı?.. [Eskişehirli bir tüccar vardı. Var mıydı?]
Yorumlar(5)son dakika gelişmesi... @ 25-10-2008 03:01
(AA) evet sayın okurlar, sevgili seyirciler, hiç olmayacak denen şey oldu ve bu satırların naçizane yazarı, dün itibarıyla yıllara uzanan Stalker izleme serüvenine son noktayı koydu!
Ne demişiz bakalım
en son Stalker'dan bahsettiğimizde:
Bu alıntıladığım girişten bir hafta sonra Strugatsky'lerin Roadside Picnic'ini bitirimişim ama filme yeniden başlamam için buraya gelmem gerekti. Bir şekilde, parça pinçik yarısına ulaşmıştım ki, Bengü ile Ece güneş gibi doğdular Delft'e, Stalker mtalker kalmadı, uçtu gitti aklımdan.
Artık havaların erken kararmasından mıdır, nedir, neredeyse günü gününe bir yıl sonrasında, Stalker yine beni çağırdı, bu sefer tamamladım. Film güzel ama hikayesi daha güzeldi (ve çok farklı, tıpkı Solyaris'de olduğu gibi, ama Solyaris'in filmi benim hassas bünyeme daha bir uygun gelmiş idi). Bunda amca çok entel takılmış.
Ben daha küçü-küçücükken (18-19) çok sevdiğim bir dergi vardıi "-yine- Hişt!" adında, onun kapağında görmüştüm ilk olarak şu alıntıyı:
Bu kadar basit ve net ve keskin bir saptama beni benden almıştı. Yok, o sözler bunda değilmiş, son filmi "Fedakarlık"ta imiş, hatta alıntılamak gerekirse
(in ingriş ver eveylıbl):
Ben de hep söyler dururum, elimde olsa teknolojik ilerlemeyi durdururum, teknolojik açıdan daha ileride olmamız kesinlikle daha mutlu olduğumuz anlamına gelmiyor. Bilakis, dünyanın içine ettik, literally yaşanmaz bir yer yaptık (what have they done to the earth, baby? what have they done to our fair sister? Ravaged and plundered and ripped her and bit her. Stuck her with knives in the side of the dawn and tied her with fences and dragged her down (I hear a very gentle sound)). Bir de şu hep söylenegelen klişe ama zannımca doğru bıybıy var: Eskiden 10 dökümanı yazmak 10 saat alıyordu, şimdi bilgisayarların yardımıyla 1 saat. Ama bu demek olmuyor ki 9 saat boş oturup, dinlenebiliyorum.. (bıybıybıy).
İlginç olan, amca ile (Tarkovsky) damardan görüşlerimiz örtüşüyor ama bu beni pek rahatlatmıyor ne yazık ki. Stalker'da iki kere net bir şekilde oldu bu. Birincisi :
- Ahanda, ömrüne yüz yıl daha eklendi! Ne mutlu sana!
- Evet ama neden sonsuz yaşam değil
Ölümsüz Yahudi'ninki gibi..
ama birebir için bkz:
ve dahi:
Bir de karakterler itibarıyla Butor'un
Boşluk'unu, Boşluk deyince de Albert Camus'nün Düşüş'ünü hatırladım - daha doğrusu hatırlayamadım, üzüldüm. Bu aralar Kara Kitap'ı yeniden okuyorum ama ilk defa mı okuyorum yoksa, onu da çıkaramıyorum, bunu da şuradan hatırladım, Borges'in ve Celal Salik'in yolları çatallanan bahçelerinden derlenen gül destelerinden (ahanda kelime oyunu). Neyse, uzun uzun yazarım elbet Kara Kitap hakkında da. (Dayanamadım devam edeceğim : Sorsanız, "Düşüş'tür, Camus'nün en sevdiğim kitabı" derim, Veba ile Yabancı'yı okumuşluğum var onun yanı sıra. Ama yıllar aldı götürdü okuduklarımı, bir tek sıralamam kaldı yadigar. İyi bir şey aslında, mesela tam da bu yüzden yine okuyabilir
Karamazov Biraderler'i,
The Sea, the Sea'yi ve daha pek çok güzel şeyi. Ama yine de
Dönüşüm dün gibi mesela...)
Yorumlar(0)iki resim iki yorum @ 21-10-2008 04:30
Resim 1:

Yorum (Haiku) 1: Pennywise is back / ÇM is cool / Odd lane's Dandelo.
Resim 2:

Yorum 2: Güzel insanlar (5'ini bizzat ve dahi yakinen) Resimleri aldığım kaynak : Özgürlük İçin / CeBIT Fuarı'nda Altı Güzel GünYorumlar(0)Bayram. @ 21-10-2008 03:30
(Geç olsun, güç olmasın girişler serisi #292)
Şimdi, günah olmaz inşallah ama ne yalan söyleyeyim, ben bayramları oldum olası sevemedim. Akraba ziyaretleri en başta olmak üzere, yani akrabaları ziyaret iyi de, niye bu kadar
mandatory, zaten ziyaret ediyorduk. Sonuçta, neyse, tamam, o kadar kötü bir şey değildi bayramlar belki ama
o kadar iyi bir şey de değildi. İtalik bir insan olarak, itiraf etmeliyim ki, bu geride bıraktığımız son bayramda bayram ve bir takım dünya görüşlerim hakkındaki düşüncelerimde köklü değişiklikler oldu. Şöyle ki:
Şimdiye kadar bayramlar hep
büyükler (bak gene geldi italikler!) için bir olaydı. Biz onları ziyaret eder, onları arar, onların bayramlarını tebrik edegelirdik (bu cümledeki "onları" zamirlerini italikleştirmemek için kendimi pek zor tuttum ama muvaffak oldum gördüğünüz üzere). Bu bayram, sevgili Ruzin'den bir bayram tebriği aldım, sağolsun, diğer arkadaşlardan da tebrikler aldım ama Ruzin'le epeydir görüşmüyorduk (küslük babında değil de, salt iletişimsizlik babında). Yani bayram, bir arkadaşımla tekrar iletişime geçmek için bir vesile oldu ki, tabii ki büyüklerimiz açısından da aslında bu hep böyle bir şeydi, onu anladım. Biz hep küçük olduğumuz için sadece küçük-büyük arası iletişimleri görüyorduk ama şimdi anladım ki, kendi aramızda da benzer bir bağ olabiliyor.
Hikayenin devamında, Ruzin'e, onun mesajına ne kadar sevindiğimi, en normal şeyi bile gözyaşları içinde kalarak anlatan aşırı duygusal ihtiyar modunda saydım saydım ve doğal olarak onu sanıyorum korkuttum. 8)
Ayrıca: Bu bayramda, ağabeyimler sağolsunlar, bizimleydiler, güzel bir bayram sabahı yapabildik sayelerinde, Ece de harçlıksız bir bayram yaşamadı. 8) İsmi lazım değil, Tassadar efendi de gene pişkinlik örneği gösterdi (yoksa o OBM miydi?) (Cevap: her ikisi de!) Sanal el öpmeye ancak World of Warcraft parası gönderilir, bilmez misiniz a gafiller!
Ah, bir de, bu bayramın en sevimli tebriği sevgili Brian'dan geldi, kızmayacağını ümit ederek, mesajının başını alıntılıyorum: "Enişte! Congrats with the Ramazan bayrami. Eet smakelijk, ..."
Bir de bir de, sevgili Vadym'in monitörüme iliştirdiği tebrik var, şimdi bulamadım ama aklımda kaldığı kadarı ile: "You are sleeping too much, couldn't find you in the office, mutlu Kurban Bairam". (Ayrıca uyumuyordum, bayram münasebetiyle üç gün izin almıştım) Vadym süper, Türkçe'yi de bayağı söktü "Meraba Emre Efendi, Nasil-sin? Çok tişekkir edrim" (biraz abartılı yazdım zira bir Ukraynalı olarak hakikaten epey iyi bir telaffuzu var)
Neyse, Jack Skellington Efendi var sırada, az kaldı. Burada parti kıyafetleri satan bir yer manyak (as in korkunç) bir şey koydu vitrinine, yolumuzun da üstü, her seferinde Ece takılı kalıyor oradan geçerken, bir şey de demiyor ama gözünü ayıramıyor. Nergis Hanım'a rica etsek de, fotoğrafını çekip koysa yorum kısmına (siz resmini çekin efendim, ben gösteririm nasıl yapılacağını).
Sevgiler, sevgiler, sevgiler! Geçmiş bayramınız kutlu olsun, birlikte nice bayramlara!

Winx ClubYorumlar(2)Sonbahar @ 20-10-2008 01:27
(Söylememe gerek var mı, bilmiyorum, o yüzden yazıyorum yine de: Özdemir Asaf, Yalnızın Durumları. Bir de, öyle aşırı bir sonbahar düşkünlüğüm yoktu eskiden, buraya gelince oldu.)Yorumlar(3)Yalnızca @ 16-10-2008 13:14
Cemal Süreya, Papirüs'ün ilk sayısında ('67 diye hatırlıyorum yılını ama artık dergi elimde yok, netten de kontrol etmeye üşendim), kapağa Dağlarca'yı koymuştu ("Tek başına bir okul : Fazıl Hüsnü Dağlarca" alt başlığı ile), sondaki özel bölümde de derinden incelemişti. Dağlarca'yı pek okumuşluğum yok ama en daraldığımız zamanlarda hep işte yukarıda alıntıladığım "Yalnızca" şiiriyle derdimize eşlik etti. Allah rahmet eylesin, yalnızca "Çocuklar Korkunç" şiiri için bile hayranı olunabilir kolaylıkla (
Aşina değiller hatıramıza / Severken aynı ağaçları.).
Yorumlar(0)