The largest and the best home page
Olmazmi search
tr
en
home page sites rsses
   
 There are thousands of mobile phones in Telefonvarmi.com Click here to go Telefonvarmi.com.

Cooking - Ibeking RSS

@ 22-05-2012 11:48


saçıma kelebek mandal tokamla dolma da yaptım, tam oldum bugün

@ 21-05-2012 09:06



@ 07-05-2012 14:59


hani şu şarkıların altına kim olduklarını yazmaya üşenişim var ya, onun yerine sevdiğim müzikleri youtube'da topladım, çoğu blogda var ama kim kimmiş diye bakmak için bakabilirsiniz tık

resim: tık

Tip 1 diyabetle 3 yılı devirişin üzerine @ 04-05-2012 11:01
Her sene 6 nisan’da buraya yazardım. O tarih içimi çok acıtır. Tip 1 ebeveynleri o teşhis gününü beyinlerinden atamazlar, mıh gibi kakılmış kafamıza. Öncesi-sonrası miladıdır tam da o tarih. Ama o gün canım yazmak istemedi. Aslında bu da diyabete alışmakla, ağırlığını üstümüzde eskisi gibi hissetmememizle alakalı galiba.

Nasıl gidiyor Ali’nin diyabeti diye soranlara şöyle özetleyeyim. Aslında ilkokulla beraber pek de iyi gitmiyor. Okuldaki hemşiremiz çok iyi, öğünler mantıklı ama diyabet kontrolü sayıca fazla parametreden oluşuyor. Gözümden tüm gün uzakta olan, yediğini, içtiğini kontrol edemediğim, her bir tenefüsteki hareketini kestiremediğim, hangi arkadaşının nesine bozuldu, küstü, stres yaptı diye bilemediğim 7 yaşındaki Ali’ciğimin diyabeti de biraz Allah’a emanet gidiyor. O büyüdükçe gözümün önünden ayrıldıkça benim onun üstündeki kontrolüm zayıflıyor. İdeale yakın tutturduğumuz Ha1c değerleri artık %7,5lara varıyor.

Peki ne bekliyorum ben bu durumda? Ali’nin yaşıyla beraber diyabeti yavaş yavaş kendi kontrolü altına almasını bekliyorum. Bu konuda da elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz.Ama kolay olmuyor.

Yaşla beraber bir çok sıkıntı devreye girmeye de başlıyor, bunu da görüyorum etrafımdaki diğer tip 1’li çocuklardan. Hastalığı reddediş, arkadaşları gibi yaşama isteği, anneye babaya direniş, birşey olmaz zihniyeti vs vs. Bunlar hep zamanla karşımıza çıkacak problemler.

Arkadaşlarına bunun yakında biteceğini söylüyormuş. O umudu onda ben yeşerttim. İyi mi yaptım, kötü mü yaptım bilemiyorum.

Geçen gün ona 30-40 tane soru sordum. Kendisini,”Ali”yi bana anlatmasını istedim. Okuduğumuz bir kitabın alıştırma sayfasından öğrendiğim birşeydi. En sevdiği renkten tutun da, sınıfta en sevmediği çocuğa kadar bir sürü soru sordum. Bana fiziken kendisini anlattı, diğer çocuklardan ne noktada farklılaştığını söyledi. Öyle tatlı güzel bir sohbetti ki aslında anne olarak Ali’yi öyle dinlemekten çok zevk aldım. Ama o sohbette Ali hiç diyabetinden bahsetmedi. Kendi minik dünyasını anlattığı o yarım saatlik diyalogda diyabetin d’sinin geçmemesi beni çok şaşırttı. İyi mi kötü mü bilemedim. Bir pedagoga danışacağım bunu. Bu, Ali açısından bir kabullenişin resmi mi, yoksa tamamıyle bir reddedişin resmi mi emin olamadım. Yani hergün kendinden büyük problemiyle yaşayan Ali’nin hayatında diyabet nerde duruyor, onu ne kadar etkiliyor kısmını anlamaya ihtiyacımız var.

Yeni diyabetle tanışan ebeveynlerle emailleşme, telefonlaşma trafiğim fena değil. Kazara google’dan bu yazıya ulaşan tip1 diyabetli ebeveynler bana istediğiniz zaman yazabilirsiniz.Halinizden ancak bunu yaşayanlar anlar ne yazık ki!

Yaşam devam ediyor ve diyabet de bizimle beraber yaşıyor işte. Tip 1 diyabet ile beraber bu blog bile 3 yılını devirdi. İnşallah bitimini de bu blog ve okuyan siz sevgili okurlar da görür ve hep beraber sevinç içinde kutlarız. Hep diyorum, ben bu umutla yaşıyorum.



@ 29-04-2012 23:05



Baharla beraber kaynayan kanımızı ancak gezerek söndürebiliyoruz. Haftasonları bizim, tabiat bizim.





@ 17-04-2012 11:45

Eline ayakkabılarını alıp koşarak yanıma gelip tek söyleyebildiği kelime olan "atti"yi öyle tatlı söylüyor ki, ayakkabılarımızı giyip sokağa atıyoruz kendimizi. Daha anne'yi bile net söyleyemiyor diye şaşırıyorum bazen. Sonra aklıma 3 yaşında konuşabilmeye başlayan kardeşim geliyor rahatlıyorum. Merto da biraz geç konuşanlardan olacak belli ki.

 


@ 10-04-2012 23:04


@ 05-04-2012 08:57

şu indirimli şekerpareleri kaçırmak istemeyenler buraya

 
somewhere only we know

hamak @ 02-04-2012 09:42

Bu aralar iş yoğun, kafa yoğun. Sonra ev ile ilgili ertelediğim şeyleri yapmaya başlayınca ev yoğun. Kocamın işler felan yoğun. Hatta çocuklarım bile yoğun. (yazar burada hayatının ner kadddar yoğun olduğunu vurgularken muzdarip hislerini anlatmak istiyor ama beceremiyor)

Buralara zaman ayırma, eşi dostu okuma işleri zayıf. Halbuki güzel fotolar görmeye ne çok ihtiyacım var. Zaten fotoğraf da çekmiyorum. Bu silik instagram fotoları ile idare et, et nereye kadar, çoluk çocuk büyüdü.

Bu arada Mert ilk vukuatını yaşadı. Kaş açıldı, dikişler atıldı. Aklım mantığım olur öyle çocuktur düşe kalka büyür  felan dese de sanırım yine bir 15 gün daha kısaldı şu ömürcağızım.

Bunalımdan kurtulmak için Mazhar'ın önerisini dinleyip kendimize bir hamak alıp koyduk eve. Ağacın dallarına baka baka sallanıyoruz. Herkes üstünde uyuya kalıyor. Hatta pencereyi aralayıp rüzgarın üstüne tatlı tatlı esmesine izin verince kurtuluverizyoruz bunalımdan. Ahanda o noktada yemişim hayata yetişememeyi, salla gitsin, yalan dünya, herşey boş anlanmak hoş gibi derin felsefi düşüncelere boyun eğiveriyorum.

Yine heyecan ve aksiyon yüklü, her günü birbirinden değişik aşırı enteresan hayatımdan kupleler sundum.

Hürmetler


öf pöf @ 28-03-2012 09:13
Et antibiyotikli, tavuk hormonlu, meyve sebzenin gdo'su-zehri malum, tahıllar şaibeli, abur cubur obezite yapıyor, işlenmiş gıdaların hali ortada, organikmiş, doğal tarımmış hep suistimal, mısır şurubu damarlarımızda kan niyetine geziyor. Ne yiyelim, ne yedirelim ? Bu devirde yaşamayı sevmiyorum demiştim di mi?

okuyun lütfen tık, tık




no rest @ 27-03-2012 11:51

Muzicons.com

@ 21-03-2012 23:35






Puset ittirmeden, insülin yapmadan, ne yediler içtiler diye düşünmeden, geceleri uyanmadan, ödev peşinde koşmadan bir 3 gün geçirdik. Ne iyi geldi.

@ 14-03-2012 14:50

Organizasyon deyince ilk aklıma düşen çok sevgili arkadaşım Sibel'in yıllardır hayalini kurduğu bir işe başlaması ve bu işin de benim  hiç beceremediğim doğumgünü organizasyonu, oyun grubu vb gibi işlerle ilgili olması kaymaklı ekmek kadayıfı gibi bir durum. (bu ara yine acaip iştahlıyım, ofisteki kilolu bir arkadaşa bakınca bile dana antrikot çekiyor canım)

Neyse gururla reklam yapılır; Magic Club

Demişler ki;

Magic Club; baby shower, diş buğdayı gibi organizasyonlar, 1-3, 4-9, 10-13 yaş ...doğum günü partileri, yılbaşı, 23 Nisan gibi gibi temalı partiler yapılan, 2-4 yaş oyun gruplarının olduğuı, yaratıcı drama, yoga, matematik, İngilizce gibi sürekli kursların, kil, kukla gibi ayda belli günler açılacak atölyelerin yapıldığı, anne ve anne adaylarına çocuklarının pastalarını yapmayı öğrendikleri pasta veya hamile yogası kurslarının bulunduğu, zaman zaman spor, müzik ve kitap sohbetleri vasıtasıyla kişisel gelişim sağlanan bir aktivite ve eğlence merkezidir.
Biz Çiğdem Altekin ve Sibel Birler Magic Club'ı kendi çocuklarımızı, onlara sağlamak istediklerimizi düşünerek açtık. Tüm çocuk ve ebeveynlerin güvende ve mutlu hissedecekleri bir dünya yaratmayı hedefledik. Magic Club'a gelin, sihir başlasın!!!TIK


5 kelalaka gibi duran cümle @ 12-03-2012 22:56


Canımın cümle kurmak istemediği zamanladayım. Evlat dediğin şey bir ömür ve ego törpüsü. Onun üzüntüsüyle sarsıldığın, sevinciyle mutlu olduğun, gariplikleriyle kafayı sıyırıp sorgusuz sualsiz delice sevdiğin bir varlık. Öyle böyle derken geçiveren yıllar ve evladımın okuma bayramı. Ali büyüyor.





süt mevzusu @ 02-03-2012 17:21


Sütçü Hüseyin Ağa gelirdi eve. At arabasıyla. Atı evin önündeki ağaca bağlardı. Ben de ata evin önündeki çayırdan ot ikram ederdim. Ve ben Heidi felan değildim.

Sonra Hüseyin Ağa pek de hoş olmayan kokusu eşliğinde ölçü niyetine kullandığı metal kabına bidonundan sabah sağdığı sütü bizim tencereye boşaltırdı.O süt birkaç taşım kaynardı. Çocukken sütün önüne nöbete bırakılmışlığım çoktur. Taşınca da işittiğim azarları hala hatırlarım.

O süt kaymak bağlardı. Sinir olurdum. O kaymakla aram hiç olmadı. Zorla içirirdi annem o sütü bize. Hatta o dönem Cosby ailesinde çocuklar ikide bir dolaptan çıkarttıkları sütü içerlerdi, annem bize hep onları örnek gösterirdi.

Neyse sonra süt kaynatmanın ne demode olduğu, mikropların kaynayarak gitmediği, pastorize olmayan sütün zararları üzerine söylemler çıktı. Sonra bizim eve şişeler içinde pastorize süt diye birşey girdi, içmesi daha hoş bir lezzetti benim için. Ama olan bizim Hüseyin Ağa'ya oldu. Yazık artık uğramaz olmuştu.


Sonra bu sütler kutulara girdi. Uht diye bir kavram çıktı. Sütün raf ömrü uzadı da uzadı. Tetropak mı ne o ikide bir tv reklamlarıyla bu ambalajların ne sağlıklı olduğunu anlattı. Yani vesileyle gündemimize bir de uht süt diye birşey girdi.

Bugün geldiğimiz nokta itibariyle bize öğütlenen ne? Bir sütçü bulun.uht sütten uzak durun. Sütçü mü kaldı be?

Şimdi uht zararlarını öğrendikçe, günlük pastorize süte geçiş yaptım, hatta annem bana bir de sütçü buldu. E noldu sütçü sütü zararlı söylemlerine? Yaşadığımız devri sevmiyorum kardeşim, sevmiyorum.

Neyse üşenmeden bu yazıyı yazmamın nedeni ise belki birileri gıda mühendisidir, ne bilim konuyla ilgili bilgilidir felan da şu garip kafası karışmış anneyi aydınlatır da vesileyle hepimiz öğreniriz eğriyi doğruyu.

Süt ineğin memesinden çıktıktan hemen sonra hangi vitamin ve mineralleri barındırıyor?
Kaynattıktan sonra neleri kaybediyor?
Kaynatmazsak ne tip mikroplar ile karşı karşıyayız? Olası hastalıklar neler?
Pastorize edilmiş sütün içinde ne vitamin, protein, mineral var?
Uht olunca süt hangi özelliklerini kaybediyor? Hangi katkı malzemeleri işin içine giriyor?


Bir sonraki konum ise yumurta olacak. Markete gittiğimde en mal mal baktığım reyon yumurta reyonu. Yok bilmemneli, ıvırlı zıvırlı. Ayol yumurta seçmek bile zorlaştı günümüzde. 8 yumurtaya organik diye 7,5 tl veriyorum. Sevmiyorum kardeşim yaşadığım şu dönemi, sevmiyorum.





@ 23-02-2012 17:29
iş, güç patladı bu ara
koşuşturmayı pek sevmiyorum
mizacıma uygun değil
ama bu ara öyle
neyse olur bazen böyle




@ 20-02-2012 20:20

Applepie by Sanna from Oscar Liedgren on Vimeo.

Aliiiiii, Meeeeeert  bahçeden biraz elma toplayın, çayın yanına elmalı pay yapim biraz, hadi evladım.

@ 15-02-2012 11:02


@ 14-02-2012 10:14


@ 13-02-2012 12:34
Az daha dayanalım, son 1 gün daha 3 dakikada bir gelen çiçekci maillerine, her yerde gözümüze gözümüze sokulan kırmızı kalplere, fırsat sitelerinden gelen sevgili günü eventlerine dayanalım. Evet işkence gibi bir gün. Ne sinir bir günse sevgili olan ayrı çekiyor, olmayan ayrı çekiyor bu dayatmalı günden. Yazık evladım erkek çocuklara pek üzülüyorum (kaynana olacağım ya), zoraki dayatmalarla çiçekcilere koşacaklar, ellerine kalp şeklinde birşey alıp gidecekler kızların ayaklarına. Vah! Tabi kim naparsan yapsın banane ama yetiversin kalpler artık! Hayır normalde çok sevdiğim kırmızıya, harika bir figür olan kalpe öğğkk dedirttiriyolar adama.

haydi hep beraber

@ 10-02-2012 15:20

Ane Brun

fotoyu koydum, müziği de, sonra kal geldi, gerçekten yazacak hiçbir şeyim yokmuş. iş, ev felan derken hayli sıkıcı bir hayatım var, değişik bir yere bile gitmeyeli çok olmuş, biraz tebdil-i mekan lazım aslında ama kara kış günleri devam ediyor.

tablet @ 06-02-2012 09:52
Bizim evde tablet ürünleri böyle yer buldu kendine. Puf adetimiz pek yoktu, meğer ne rahat bir şeymiş. Haydi iyi haftalar.

 
Jane Birkin

@ 01-02-2012 22:46

kar from ibeking on Vimeo.

Kar nedeniyle plan programlar yatınca biz de bolca evde yattık. Bu da bir  pijama, terlik, televizyon filmi.

i love you sleepyhead @ 01-02-2012 09:26



lanterns on the lake

Bu sabah, uyku tulumları içinde sıcacık uyuyan taze mayalı poğaçalarımı evde bırakmak zor geldi. Ama  kar çok güzel bence, tertemiz, bembeyaz, misler gibi. Kış gibi kış, ne güzel.

@ 30-01-2012 14:04

Evde havada uçan toplara inat, kırılması an meselesi olan nadidelerim,

 Doğa dostu arkadaşım Berceste'ciğimin kendi elleriyle dikip işlediği güzel yastık,
ve Ali'nin atölye sonrası yaptığı korkuluk ve dedesinin ucuna iliştirdiği komik imza ile başlayalım haftaya. Haydin hürmetler.


lanterns on the lake

Ibeking

Date: 02.09.2007
Viewed: 757
Category: Cooking
Tag: cooking yemek ibeking

Share
Report


Related RSSes
Cooking - Mutfaksayfasi
Date: 02.09.2007
Viewed: 356
Cooking - Tuba'nin Penceresinden
Date: 27.10.2007
Viewed: 541
Cooking - Yemekzevki
Date: 02.09.2007
Viewed: 616
   
Olmazmi.com