herşeyi kapadım.. @ 30-03-2008 11:33
ne çok blog ne çok sayfa harcadım şu güne kadar..
sonunda kapattım heryeri- herşeyle birlikte..
şimdi bir ruh halim kaldı:
www.benimblog.com/haliruhiye
giderim alışığım.. @ 12-01-2008 15:18

Yetinmeyi bilir misin?
Sana verdiği kadarıyla hayatın
Hoş Bilsen de bilmesen de
Yara bere içinde bu yollardan geçeceksin
Kazanmayı isterdim kaybetmeyi değil
Ama olmadı yar
Kendini kayırıyor her insan önce
Bu yüzden aşka kıyar
Giderim alışığım gitmelere
Direndi bu can ne bitmelere
Giderim alışığım gitmelere
Gerek yok isyan etmelere
giden ben miydim yoksa? @ 10-01-2008 13:16
giden sensen; istediğim gibi hatırlarım seni.. gözlerini güneş, gülüşünü zümrüt yaparım istersem ..
lakin giden sensen; hatırlamaya hakkın yok beni.. Sakın kötü olduğumu söyleme!!
sınıf tekrarı.. @ 10-01-2008 12:35

- “pekiyi” aferin çocuğum tüm derslerin pekiyi..
- Aferin bana, ne güzel tüm derslerim “pekiyi”ymiş.
İlkokuldan belki biraz da orta sınıflardan kaldı bu cümleler bana.. aslında “zayıf” larım olduğunu öğrendiğimde vakit lise olmuştu çoktan.. öyle ya “zayıf”larım vardı: gece çekildiğinde gözyaşlarım, gözlerin çekildiğinde umutlarım vardı. Belki görmediğim yahut görmezlikten geldiğim yalanlarım vardı.. öyle ya “zayıf” larım vardı benim. İlkokulun bayraklarla, çiçeklerle süslü camlarından bakıyor olsam hala yahut orta sınıflarımın koridorlarında dolanırken bulsam kendimi; elbet “pekiyi”dim. ama artık “zayıf”larım vardı..
.
.
Zaman geçiyor da alışıyor insan..Lakin öyle herşeye de alışılmıyor hani..”geçer” sandıkların, kalıyor hani bazen..
Tıpkı “geçer” sandığım gidişinin acısı gibi..
“kaldı”n sende benle..
Öyle bir Volkan ki.. @ 02-01-2008 19:19

öyle büyüdü ki özlemin..
kapkaranlık olsa gök, lavların yaksa,
sen yine de gelsen..
öyle büyük bir volkan olsan ki..
sonunda yine benim olsan..
hep benim olsan..
@ 29-12-2007 16:22

Saatim çalmadan uyandım bugün
Dünkü fırtına çoktan dinmiş
Yağmur yağmış her yer yıkanmış
Vakit kaybetmeden yazmaya başladım
Bir ağacım ormanda
Dallı budaklı
Baharı bekler dururum
Gövdemde adın yazılı
Dudağımda bir damlan
Denize dönüp
Şiirler yazdım sana
Okur musun söyle
Yüreğimdi her şeyin
Kuruyup sevdim
Uzanıp ellerimden tutar mısın söyle
Şebnem Ferah
susmamın mazeretisin.. @ 09-11-2007 10:43
kendime, sana, ona, buna ve herşeye öyle çok uzağım ki..
öyle çok ayrı kalmışım ki..
yazamıyorum..
öyle çok yoksun ki, ben de var olamıyorum..
Ayrılık @ 09-11-2007 10:33

fikrimden geceler yatabilmirem,bu fikri başımdan atabilmirem.
neyleyim ki sene çatabilmirem,
ayrılık ayrılık aman ayrılık
herbir dertten ala yaman ayrılık.
uzundur hicrimden kara geceler,
bilmirem ben geldim hara geceler.
buruktur hicrimden kara geceler,
ayrılık ayrılık aman ayrılık
herbir dertten ala yaman ayrılık.
iyi bayramlar.. @ 12-10-2007 14:41

öncelikle herkeslere iyi bayramlar..
uzun zamandır yazamıyordum buralarda, saolsun arkadaşlarım benim için bir hayli endişelenmişler. kimseyi üzmeye hakkım da niyetim de yok, o yüzden bi açıklayım dedim yokluğumun nedenini:
vaktim olmuyor nete girmeye, girdiğimde de şöyle bi bakınıp çıkıyorum. hani demek istediğim hayatımda, son sınıf olmamın dışında, bir sorun yok. herşey yolunda, ve kaçışta falan değilim. inşallah yine bir vakit bulduğumda bir çeki düzen vericem buralara..
beni merak etmeyin..
şimdilik herkese iyi bayramlar..
kalın sağlıcakla..
Mim Mam Mom @ 13-09-2007 11:29
"Mim"lenmişim. ilk kez başıma böyle bişi geliyo. doğrusu bu "mim" muhabbeti bana çok mantıklı gelmiyor, ama yine de yazıp çizcem ben de bir-iki şey:)
şimcik konu: mutluluğun resmiymiş.
mutluluğun resmi deyince aklıma ilk gelen; Nazım Ustanın Abidin Dino'ya yazdığı " Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?"diye başlayan satırlar oluyor. ve tabi hemen ardından bu satırlarla özdeşleşmiş, Dianne Dengel’e ait şu
meşhur resim.
ama tabi konuyu klasikleştirmemek adına onlardan bahsetmicem.
aslına bakarsanız, mutlu olmayı çok beceremeyen bir insan olarak, size nasıl bir mutluluk resmi çizeceğimi de bilmiyorum.
.
.
neyse uzatmayalım, sanırım mutluluk bez bebek olabilmekte saklı. camdan, taşdan yahut porselenden bebek olmamakta saklı galiba mutluluk.. evet tabi ya mutluluk çabucak kırılmamakta saklı..
ve sanırım bir de mutluluk çocuklukta kaldı..
hımm işte size mutluluğun resmi :
neyse madem beni "mim"lediler, o zaman şimdi ben de birilerini "mim"licem. (bunun ne demek olduğunu gerekten analamıyorum ya)
neyse evet bakalım, mavili hüzün, kabak meltemi, avgi, usagi ve murat can demiri "mim"liyorum. affedin beni..ve de kalın sağlıcakla :)
ama hangisi? @ 06-09-2007 12:43
merak ediyorum kaç zamandır:
haklı olmak mı önemlidir, yoksa mutlu olmak mı?
bir kutu hap.. @ 02-09-2007 13:43

- bir sorun mu var?
- evet, karar veremiyorum..
- neye karar veremiyorsun?
- karnımın mı yoksa midemin mi ağrıdığına..
- bu o kadar önemli mi? sonuçta ağrın var, ağrına yoğunlaşman gerekmez mi?
- hımm.. peki hangisinin ağrıdığına karar veremezsem, nasıl tedavi edebilirim ki onu?
- şeyy.. aslında.. kem küm..
&&&
yıllarca ağrılarımdan şikayet ettim ben de.. ve üstelik hiç düşünmeden yuttum hapları..
kimbilir belki de önce, acıyan yanımın sağ mı yoksa sol mu olduğunu bilseydim..
hayata GÜL gibi bakamamak @ 31-08-2007 11:58
konumuz: bakmak.. yok yok bakmakla görmek arasındaki farklardan falan bahsetmiycem..
.
.
lise günlerinde hayata Öss olarak bakan ben, azmedip üniversiteye girdikten sonra herşeye-herkese reaktör-tasarım-kimya olarak bakmaya başladım.. her dönem sonrası gelen tatillerde ise bakış açım, güneş-deniz-kum üçlüsü yahut kar-kardanadam-soğuk şeklindeki başka bir üçlüsü üzerine yoğunlaştı.. dönem dönem benden küçük arkadaşlarımın evlenmesiyle, pek çok kişiye müstakbel koca adayı olarak baktığımı da inkar edemem.. hayata birşeyler olarak bakmak bende bir hastalık galiba..
.
.
dikkatimi çekti, son günlerde herkes hayata GÜL gibi bakıyor. ben de bi yokladım kendimi, ama yok ben bakamıyorum GÜL gibi.. iyileştim galiba :) darısı tüm hastaların başına :)
&&&
epey zamandır kendimi allı GÜLlü yazılar yazmamaya şartlandırmıştım, ama daha fazla dayanamadım.. sanırım bunu da iyileşmeme borçluyum :)
bir karikatür.. @ 29-08-2007 10:10

nette avare avare gezerken buldum bu karikatürü, içimi burktu,
bloguma koyayım dedim..
Kosmosun Kardeşliği Adına @ 28-08-2007 19:54
Ustamız Eluard’ın izinden
Kosmosta bizden başka düşünen var mı
var
bize benzer mibilmiyorum
belki bizden güzeldir
bizona benzer mesela ama çayırdan nazik
belki de akarsuyun şavkına benzer
belki ne güzeldir bizden ne de çirkin
belki tıpatıp bize benzerve yıldızlardan birinde
hangisinde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz
hangi dilde bilmiyorum
yıldızlardan birinde konuşacak elçimiz onunlaTovariş diyecek
söze bu sözle başlayacak biliyorum
Tovariş diyecek
ne üs kurmağa geldim yıldızı
nane petrol ne yemiş imtiyazı istemeğe
Koka-kola satacak da değilim
selamlamaya geldim seni yeryüzü umutları adına,
bedava ekmek ve bedava karanfil adınamutlu emeklerle mutlu dinlenmeler adına
"Yarin yanağından gayrı her şeyde hep beraber"
diyebilmek adına
evlerin
yurtların
dünyaların
ve kosmosun kardeşliği adına.
Nazım Hikmethayat kırıklığı.. @ 27-08-2007 16:40
.
"erkek, sevdiği kadına tam 14 yıl sonra bir düğünde rastlar. ne yapacağını şaşırır, bir süre bakakalır. kadınsa daha cesaretlidir. adamın yanına gelir ve elini uzatıp, hal hatır sorma cesaretini gösterir. bir süre konuşurlar ve kadın adamın yanından ayrılır.
adam geçmişine dalmışken karısı yanına gelir. az önce olanları görmüş ve gözleri dolu dolu olmuştur. adama sorar:
- bunca yıl sonra hala onu görünce gözlerin parlıyor demek, söylesene beni hiç sevmedin mi?
adam afallamıştır. ne 5 dakika öncesinin büyüsünden kurtulabiliyor, ne de karısını üzmek istiyordur.. kocasının suskunluğuna bozulan kadın sessizce ayrılır düğünden. adama karısının peşinden gitmek ister, ama karşı masada oturan eski sevgilisinin gözlerinden ayıramamaktadır gözlerini..neden sonra adam ne yaptığının farkına varır. ve o da usulca terkeder düğünü.
sonraki birkaç gün karısının gönlünü almakla geçer ve hayat kaldığı yerden devam eder.."
&&&
düşünüyorum da 14 yıl sonra bir yerlerde karşılacak olsak; hiç selam vermeden geçer giderdim yanından.. asla zarar vermezdim sana (!) yada bana (!)
not: bunu yazmakla yazmamak arasında çok gelip gittim bugün, ama sonunda yazmak ağır bastı.. hikaye gerçek, ve ne yazıkki bu kadar basit atlatılmadı. ama ben o insanlara saygımdan bu kadarını ele aldım.. yangın yanarken yaktı.. @ 27-08-2007 09:32

çok ağladılar. sessiz çığlıklarıyla çok yalvardılar. ama yetmiyordu, sadece onların göz yaşı dökmesi. sönmüyordu bir türlü, bağırlarındaki yangın.. hem sonra her sönen yangından sonra bir yenisi başlıyordu..
çok ağladılar mor dağlar, yeşil ağaçlar.. ama yetmedi.. günlerce yandı ormanlarımız (!)
10 zaman önce.. @ 25-08-2007 12:13
10 yıl önce..- benim babam seni döver..
- benim babam da senin babanı döver..
10 gün önce..- senin babanın parası bu oyuncağı almaya yetmez..
- senin babanın yüreği de bu kavgaya girmeye yetmez..
karanfil sokağın gülleri.. @ 25-08-2007 09:37

dün akşam telefonum ısrarla çaldı bir süre.. arayan liseden, hala görüştüğüm arkadaşlarımdan biriydi. (2 arkadasmdan biriydi desem daha doğru olacak galiba.) her neyse.. benim son dönemdeki halime içlenmiş, "hadi kalk kafa dağıtcaz, lunaparka gidiyoruz" diyodu. "ne lunaparkı ya?" dedim durdum, ama gel gör ki bir saat sonra kendimi parkta buluverdim..
arkadasımın beni parka getirten ısrarı, on dakika sonra kendimi kamikazede bulmama sebep oldu. önce bir parça korktum, ama zamanla alışıyor insan. hatta çok eğlenceli geldi, kafam aşağıda ayaklarım yukardayken çevreyi izlemek..
kamikazede 5-6 dakika kaldık yanılmıyorsam. beynime kan gittiğini ve düşünebildiğimi görmek beni baya heyecanlandırmıştı bu zaman zarfında.. ama tam tepedeyken ön koltukta oturan kızın bir-iki cümlesi benim kendi cümlelerimden kopup, başka yerlere odaklanmama neden oldu. kız var gücüyle bağırıyordu:
-işte özgürlük bu!!
bir hayli şaşırmıştım, duyduğuma inanmak istemiyordum hani.
herneyse.. kamikaze durduğunda, ayaklarımız toprağa (yok ya ne toprağı, betona) değdiğinde o kızı aradı gözlerim. neden sonra bir köşede, kusarken gördüm onu. şöyle etraflıca bir baktım kıza. 15 yaşında bile değildi. kaşını yırttırmış, kulağına- burnuna- çenesine bir sürü anlamsız metal taktırmış, gecenin karası kadar kara giyimli bir kızdı. ayağında converseler, ve bacağındaki file çoraplarıyla giyimini birleştirmişti.
gözlerim doldu ( hiç abartmıyorum).
az önce "işte özgürlük bu!!" diye bağıran kızın, özentilik içine hapsolmuş görüntüsüyle karşı karşıya kalmak üzdü beni..
bir daha uyma rüzgara.. @ 24-08-2007 14:32

tek günahı, rüzgara uyup hızla kapatmaktı kendini..
sahibi kızgındı, öfkeliydi ona.. ve tüm öfkesiyle bir yumruk attı küçük pencereye..
pencerenin camı, tuzla buz oldu o anda..
artık anlamıştı küçük pencere: rüzgara uymak günahtı(!)
Kalıyorum.. @ 24-08-2007 14:22

peki niye?
hayat bana kulak ver! @ 23-08-2007 21:22
oluruna bıraktım seni..Üzgünüm Solmaz Hanım Kaybettiniz(!) @ 22-08-2007 12:54
- Merhabalar Solmaz Hanım, yarışmamıza hoş geldiniz.
- Hoş bulduk efendim, teşekkür ederim.
- Yarışmamıza nerden katıldığınızı öğrenebilir miyiz?
- Tabi efendim, Eski Köy’den katılıyorum yarışmaya..
- Ah ne güzel. Peki şimdi hazırsanız başlayalım.
- Hazırım başlayabiliriz.
- Yarışmanın kurallarını biliyorsunuz.. Sizle 10 dakika boyunca sohbet ediyoruz. Bu süre içinde “evet” kelimesini kullanmıyorsunuz. Ve kazanırsanız; 5 yıllık erzak yardımı, başbakanlıkta iş, kış için yakacak gibi pek çok ödülün sahibi oluyorsunuz.
- Hıhı, biliyorum. Başlayabiliriz.
- Tamam öyleyse yarışmamız başladı Solmaz Hanım. “ülkemiz kötüye gidiyor” diyorlar, katılıyor musunuz siz buna?
- E.. Hayır.
- Paramızın değer kaybettiğine katılıyor musunuz peki?
- Hayır
- Sonra bir takım özeleştirmeler yapılıyor ülkemizde, pek çok kişi bu özelleştirmelere karşı. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Sizce özelleştirmeler sakıncalı mı?
- Eve.. şey yok hayır tabi ne sakıncası..
- Peki cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda ne düşünüyorsunuz? Sizce halk mı seçmeli?
- Hayır.
- Yani meclis mi seçmeli?
- Şeyy.. hayır.
- .
- .
- peki Solmaz Hanım, son sorum: bu yarışmaya kendi isteğinizle mi katıldınız?
- Evet
- Ah Solmaz Hanım n’aptınız? Neden “evet” dediniz. Buraya kadar çok iyi gitmiştiniz. Üzgünüm ama kaybettiniz(!)
&&&
Üzgünüm Solmaz Hanım kaybettiniz. Ta başından bu yana siz hep kaybettiniz..(!)
şu internete biraz mana kazandıralım! @ 22-08-2007 09:51

okuduğum blogların birinde (
Doğancan Ülker), "Vikipedi ‘ye Destek Çağrısı" adlı bir yazıya rasladım. oldukça ilgimi çekti, ben de biraz bu konuya değinmek istedim.
hani şu her başımız sıkıştığında başvurduğumuz google'ın bizi gönderdiği Vikipedi'den bahsediyorum. hani şu sloganı "Özgür Ansiklopedi" olan Vikipedi..
şimdilerde bu ansiklopedinin gerçekten özgür ve özgün olabilmesi için, bizlerin desteğine ihtiyacı var. demem o ki herkesin kendi ilgi alanında (yahut eğitim alanında) bilgilerini girmesiyle bu ansiklopedi zenginleşecek. ve başka birgün Ayşe bir konuda bilgi almak istediğinde, Vikipedi onu Ahmet'in bilgileriyle buluşturacak. laf aramızda o gün internet; Ahmet ile Ayşe'nin bir çöpçatan sitesinde muhabbet etmesinden farklı işlere de yarayacak..
ben, Vikipedi'ye bilgilerimi dökmeye başlıyorum şimdi.. siz de gelin, hep beraber internete mana kazandıralım :)
hımm.. günaydın :) @ 22-08-2007 09:38
Günaydın sabah..
geçtiğimiz 1 hafta boyunca fena halde saçmaladım, kendi kurallarımın dışına çıktım. bir sersemlik giysisi giyinip, buralarda absürd yazılar yazdım durdum. belki de çok hassaslaştığım bir dönemdeydim. ("dönemdeydim" ne demek? "hassas bir dönemdeyim" desene doğrudan!)

neyse efendim bu yazıyı da uzatacak değilim. demem o ki şu an itibariyle saatimi bir hafta öncesine alıyorum ve hiçbirşey olmamış gibi hayatıma devam ediyorum.bundan sonra şarkı sözlerine, şiirlere, atasözlerine, masallara, vb. bir takım yazılara saldırmaya paydos..
eh neyse hadi hadi hayırlı olsun bana (ve yazdıklarımı okutmak suretiyle kafasını şişirdiğim herkese)