Çoban Ahmet Nasıl Fütürist Oldu? @ 15-04-2008 15:00 Mersin’de bir köyde çobanlık yapan ilkokul mezunu 24 yaşındaki çoban Ahmet Kaplan, kasabaya indiğinde kiloyla satın aldığı gazeteler arasında bulduğu Hürriyet’in e-Yaşam ekini sayesinde büyük holdinglerden birinde danışman olarak çalışma fırsatını yakaladı. Ahmet Kaplan, yakında bu holdingde ‘fütürist’ (gelecek bilimci, geleceğe yönelik tahminler yapan, ürünler tasarlayan kişi) olarak işe başlayacak.
MERSİNLİ çoban Ahmet Kaplan, Hürriyet’in ‘e.yaşam’ ekinde Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alphan Manas’ın bir yazısını okudu. Daha sonra kasabadaki internet kafeden yaptığı elektronik posta yazışmaları sonucunda İstanbul’a gelip Dünya Fütüristler Derneği’nin Türkiye şubesinin kuruluş toplantılarından birine katıldı.
İlkokul mezunu olan Çoban Ahmet, İstanbul’da kaldığı süre boyunca da Alphan Manas’ı etkilemeyi başardı ve holding bünyesindeki endüstriyel tasarım şirketi T-Design’ın yaratıcı ekibine katılması için teklif aldı. Çoban Ahmet, yakında eğitim almak üzere tekrar İstanbul’a gelecek ve T-Design’ın yaratıcı ekibine katılacak.
KİLOYLA GAZETE
Ahmet Kaplan, Mersin’in Kömürlü köyünde çobanlık yapıyordu. Yılın yarısını elektriğin bile olmadığı yaylalarda geçiriyordu. Ama bu olanaksızlıklar Çoban Ahmet’i yıldırmaya yeterli değildi. Ayda bir indiği Bozyazı kasabasında internet kafeye gidip dünyaya bağlanmaya çalışıyor, kiloyla aldığı gazeteleri, köyüne dönüp keçilerini güderken satır satır okuyordu.
Çoban Ahmet özellikle tarih, bilim ve teknoloji konularına meraklıydı. Hürriyet’in teknoloji eki ‘e.yaşam’ı bu yüzden çok seviyordu. 2004’ün sonbahar aylarında kasabadan aldığı gazeteleri okurken Hürriyet e.yaşam’ın ağustos sayısı geçti eline. Tüm yazıları satır satır okudu. e.yaşam’ın o sayısında konuk yazar olarak yer alan Teknoloji Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Alphan Manas’ın yazısını ise tekrar tekrar okudu. Aynı zamanda Dünya Fütüristler Derneği Türkiye Başkanı olan Alphan Manas’ın yazısında çizdiği gelecek portresi, Çoban Ahmet’in içindeki fütüristi uyandırdı.
Manas’ın yazısını okuyan Ahmet Kaplan, kendisinin de aslında bir fütürist olabileceğini görmüştü. Kasabaya ilk inişinde cesaretini topladı, İnternet kafeye girip Alphan Manas’a bir e.posta mesajı gönderdi.
MERAKLI BİR ÇOBAN
‘Merhaba Alphan bey (abi) Ben Mersin Bozyazı’nın bir köyünde bilgi ve teknolojiye meraklı keçi çobanlığı yapan bir gencim’ diye başladı mektubuna. Radyo dışında diğer yazılı ve görsel basını takip edemediğini belirtti ve ekledi:
‘Okunmamış bir gazete her zaman tazedir diye bakkaldan kilo ile alıyorum. İşte o gazetelerden birinde (Hürriyet e.yaşam 27 ağustos 2004) yazınızı okudum.’
Ardından da ‘Alphan abisi’ne aklına gelen soruları sıraladı:
1 Acaba bir dergi çıkarıyor musunuz? Çıkarıyorsanız bana gönderebilir misiniz?
2 Bir internet siteniz var mı?
3 Fütüristlerin birleşme çalışmaları nasıl gidiyor?
4 Sermayenin fütüristlere yaklaşımı nasıl?
5 Malum çağ bilgi çağı, ama imkanı olana. Bilgilerinizden faydalanmak isterim. Tabii sizce uygunsa Alphan bey (abi).
6 Gülünç gelebilir ama benim de bir damla misali katkım olabilir mi sizlere?
ŞAKA MI BU MEKTUP
Alphan Manas mektubu alınca şüphelendi. Arkadaşlarına Hollywood prodüksiyonlarını aratmayacak şakalar yapmasıyla ünlü Manas, bu naif ama zeka dolu mektubun bir şaka olmasından korktu. Sorup soruşturdu, köyün muhtarını bulup yazıştı. Muhtar, Ahmet Kaplan’ın yeğeni olduğunu söyleyince şüpheleri dağıldı ve Çoban Ahmet’i İstanbul’a davet etti.
Çoban Ahmet İstanbul’a geldi, Dünya Fütüristler Derneği’nin Türkiye şubesinin kuruluş toplantılarından birine katıldı. Sultanahmet’i, Şişli Bilim Merkezi’ni, Rahmi Koç Müzesi ve İstanbul Modern Sanat Müzesi’ni gezdi; İrfan Sayar’ın (Prof. Zihni Sinir) atölyesini ziyaret etti, Teknoloji Holding’in tasarımı ‘Deniz Taksi’ ile Boğaz’da tura çıktı.
YORUMLAYAN İNSAN
Alphan Manas, Çoban Ahmet’i, ‘Çok okuyan ve çok iyi yorumlayan bir insan’, olarak tanımlıyor: ‘Özellikle tarih konusunda bilgili. Geleceği yorumlamada da tarihin çok önemi var. Ülkelerin geçmişi ve geleceği konusunda çok önemli yorumları var. Ülkelerin bugünkü durumunun geçmişten bir yansımasının mutlak dış siyasetlerine de yansıdığını söylüyor. Ben gerçekten vakit bulup onun okuduğu kitapları okuyamıyorum.’
Çoban Ahmet ise Alphan Manas’ı en çok araştırmacı yönü ve araştırdığı konulara yaptığı kişisel yorumlarıyla etkilemiş. Örneğin Teknoloji Holding’in pek öyle ulu orta bilinmeyen bir ilgisini kendi şahsi araştırmalarıyla ortaya çıkartmış. Enerji konusunun çok önemli olduğunu ve holdingin geleceğinin bu alanda olduğunu düşündüğünü söylemiş.
Çoban Ahmet’in seçtiği kitaplar
Alphan Manas, birlikte girdikleri kitapçıda Çoban Ahmet’e 25 kitap seçmesini söyledi. Çoban Ahmet, önceden kafasında olan 25 kitabı, isimleri ve yazarlarıyla birlikte sayarak Manas’ı hayran bıraktı. İşte Çoban Ahmet’in seçtiği kitaplar:
Azrail, Hakan Karahan Kürtler, Hasan Cemal Bir Millet Uyanıyor, Attila İlhan Kod Adı Yeşil, Çetin Ağaşe Cem Ersever ve Jitem Gerçeği Kriz, Henry Kissinger Çıplak Türkiye, Cem Mumcu
19, Edip Yüksel Sivil Örümceğin Ağında, Mustafa Yıldırım Ermeniler, Sürgün ve Göç Beyoğlu Rapsodisi, Ahmet Ümit Kar kokusu, Ahmet Ümit Da Vinci Şifresi, Dan Brown İhanet Noktası, Dan Brown Melekler ve Şeytanlar, Dan Brown.
Yaratıcı ekibe dahil oldu
Manas, Çoban Ahmet’in kendisine çok farklı bir bakış açısı verdiğini, ondan kişisel bir danışman olarak da yararlanmak istediğini söylüyor. Teknoloji Holding olarak gereksinim duyduğu eğitimleri sağlayacaklarını ve holding bünyesindeki Deniz Taksi’nin de tasarımcısı olan endüstriyel tasarım şirketi T-Design’ın yaratıcı ekibine dahil etme kararı aldı.
Çoban Ahmet, yakında İstanbul’a gelip yerleşecek, maaş alarak bu ekipte işe başlayacak. Çoban Ahmet için, ‘Sanki bir kitap özeti gibi’ diyor. Manas’ın tek korkusu, bugünkü mutluluğunu bu büyük şehirde kaybetmesi. Çoban Ahmet’in bu kaygıya cevabı da çok açık: ‘Bizim oraları sizler çok seversiniz, ama bu sevgi en fazla 15 gün sonra sıkıntıya dönüşür. Sonra İstanbul’u ararsınız. Ben ise İstanbul’da çok daha yararlı ve yaratıcı olacağımı düşünüyorum...’ Nerede Büyüme Olacaksa Orada Görünmelisiniz @ 13-04-2008 15:00 Pazar konumlaması 2 temel meydan okumayı içerir: Bir büyüme segmenti belirlemelisiniz.Daha sonra da bu segmente girip mümkün olan en büyük parçayı hedeflemelisiniz.Yeni ve hızlı büyüyen pazar segmentlerinin varlığının ipuçlarını veren 3 önemli değişim göstergesi şunlardır: Satın alma kriterlerinde kaymalar,
>>Müşteri değerlerinde yükselme (Müşteri değerlerinde yükselme inovasyonun 3 şekli tarafından yaratılır: Teknoloji kopuşları, proses kopuşları ve uzmanlık alanında yaşanan kopuşlar),
>>Nüfus eğilimleri (Demografik kaymalar üç temel alanda ortaya çıkar: yaşam aşamaları, coğrafya ve ekonomi). Bağlantılı Pazarları İşgal Edin Her pazar kendi maliyet yapılarına, rakiplerine, müşterilerine ve asgari yetenek gerekliliklerine sahiptir. Pazarlar bu dört kriter açısından büyük farklılık göstermiyorsa aslında tek Pazar söz konusudur. Kriterler arasındaki küçük varyasyonlar pazarın farklı segmentlerine işaret eder. Önemli benzerlikler ve büyük farklılıklar söz konusu olduğunda, pazarlar ayrı ama birbirleri ile bağlantılı olarak adlandırılır. Bağlantılı bir pazarla ilgilenen herhangi bir şirket, aşağıdaki 3 soruyu olumlu cevaplamak zorundadır: >>Bu pazara girmeli miyim? Uzun dönemli büyüme ve karlılık için barız fırsatlar vaat ediyor mu?
>>Bu pazarda kazanabilir misiniz? Rakipleriniz üzerinde önemli üstünlükleriniz var mı?
>>Bu pazardaki rekabet standartlarına uyum sağlayabilir misiniz? Bu pazarda sunacaklarınız eğer rakiplerinizin gerisinde kalırsa, stratejik üstünlüğünüz artık bir işe yaramayacaktır. Sektörün Yeni Alanlarına Yatırım Yapın İki pazarın maliyetleri, oyuncuları, müşterileri ve gerektirdiği yetenekler birbirinden çok farklıysa, şirketiniz büyük olasılıkla bu farklı pazarlarda temel üstünlüklere sahip değildir. Muhtemelen rekabet standartlarına uyum sağlamakta güçlük çekeceksiniz. Bu tür pazarlara giden yolunuzu kendiniz yapmak zorundasınız. Bu nedenle uzak pazarlarda kazanmak, yönetimle ilgili bir meydan okumadan çok yatırımla ilgili bir meydan okumadır. Başarılı bir satın alma yatırımcısı şu özelliklere sahip olmalıdır: >>Duygularının bir şirketi satın alama konusunda etkili olmasına izin vermemeli, objektif olmalıdır.
>>Asla değerinden fazla ödememelidir.
>>Basit stratejiler bulmalıdır.
>>Yeni iş sektörüyle ortak olmalıdır. Yeni iş sektörlerinde başarıyla büyüyen şirketler 3 ortak özelliğe sahiptir:
>>Yani iş sektörlerini ve potansiyel satın almaları seçmeyi, değerlendirmeyi, tanımlamayı bilirler.
>>Satın alma görüşmelerini yapılandırmayı ve değerlendirmeyi bilirler. Satın alınan şirketle ilgili mali, yönetsel ve stratejik kontrolü geliştirmeyi bilirler. Kaynak: Michael Treacy’nin "İki Haneli Büyüme" adlı kitabından alınmıştır.
Verdiği Bir Cevap Hayatını Değiştirdi @ 10-04-2008 15:00 Superonline''da yaptığı ilk iş görüşmesinde genel müdüre "Hedefim sizi yanımda çalıştırmak" diyen Yanıklar, bugün 8 milyon dolarlık bir işin başında.
Kaçımız 23 yaşında kendi şirketini kuracak kadar iddialı olabilir? Elinde üniversite diplomasıyla yaptığı ilk iş görüşmesinde, şirketin patronuna ileriye dönük hedefleri hakkında "Sizi yanımda çalıştırmak istiyorum" yanıtını vermeye cesaret eder? İşte Turkticaret. net''in genel müdürü Murat Yanıklar, gerek girişimcilik yeteneği gerekse rekabet ettiği alanda asla kaybetmediği hırsıyla, bu cüretli adımları atabilmiş bir işadamı.
Genel müdürlüğünü yaptığı Turkticaret. net, Türkiye''nin önemli B2B sitelerinden bir tanesi. Şu an ayda 1 milyon hit alan sitede 105 bin üye firma işlem yapıyor. Murat Yanıklar henüz 30''lu yaşları dahi telaffuz etmeyen bir yönetici. Yanıklar, 1975 yılında Bursa''da doğmuş. Liseyi Bursa Süleyman Çelebi Lisesi''nde bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Matematik Bölümü''nden mezun oldu. Turkticaret.net''in kurulduğu yıldan bu yana başında olan Yanıklar''a "nasıl başardığını" sorduk...
* Teknolojiye merakınız ne zaman başladı? Lise ve ortaokul yıllarımda bilgisayarla tanıştım. Bu sayede bilgisayara ve teknolojik gelişmelere ilgim her geçen gün arttı. Özellikle internet konusunda tüm gelişmeleri yakından takip ettim. Birçok yayını ve ilgimi çeken kitabı okudum.
* 1997 yılında üniversiteden mezun olduktan sonra ne yaptınız? İnternet üzerinden futbol müsabakalarının takip edildiği ve hafta içinde sonuçlarının değerlendirildiği bir oyun projesi geliştirdim. Bunu İstanbul''da Superonline''a sundum. Onlar çalışmamı inceleyip beğendiklerini ve projeyi kendi firmaları adına yapmak istediklerini söylediler. Bana da bu projenin yöneticisi olmamı teklif ettiler. Okuldan yeni mezun olmuş biri için oldukça iyi para öneriyorlardı ve tekliflerini kabul ettim. Üç gün sonra işe başlamak için anlaştık. Tam görüşmeden çıkarken şirketin patronu bana "İleriye dönük hedefin nedir" diye sordu. Ben de hiç düşünmeden "Sizi yanımda çalıştırmak istiyorum" dedim. Bunun üzerine beni işe almaktan vazgeçti. Sayesinde, Turkticaret.net doğmuş oldu.
* Sonra ne oldu? Kendi şirketinizi kurma kararını nasıl aldınız? Bir yıl kadar sonra ortağım Sait Tosun ile şirketi kurma kararı aldık. Sait Bey, kendi işini kurmak istiyordu. Bende ise proje vardı. Beraber, 10 bin dolarla bir Bursa.net''i kurduk. Tabii ki benim param yoktu. Finansal kaynağı Sait Tosun karşıladı.
* Yıl 1998, siz 23 yaşındasınız ve şirketinizi Bursa''da kurdunuz. Hem genç bir girişimci olmanız hem de şirketin İstanbul kökenli olmaması size ne gibi avantajlar sağladı? İstanbul kökenli bir şirket olmamamız, Anadolu''daki KOBİ''lerin sorun ve ihtiyaçlarını çok iyi analiz edebilmemize yardımcı oldu diyebilirim. Genç bir firma olmamızın verdiği enerji ve başarıya olan inancımız, hizmet verdiğimiz alanda gerçekleştirdiğimiz doğru stratejiler ile birleşince, Turkticaret. net''in bugün geldiği nokta ortaya çıktı.
* İşe nereden başladınız? Kişi ve kurumların internet erişimi yoktu. Onlara interneti ve faydalarını anlattık. Yavaş yavaş web sayfaları oluşmaya başladı. Bu beraberinde bir internet kültürünü de getirdi. İki yıl kadar geçtikten sonra daha geniş kitlelere ulaşmak ve pazarımızı büyütmek için yeni bir proje geliştirdik. O noktada Türkiye''nin ilk B2B sitesi Turkticaret.net ortaya çıktı. Turkticaret.net markasını geçtiğimiz yıl ise şirkete dönüştürdük.
* Geriye dönüp baktığınızda "İyi ki yapmışım" dediğiniz bir karar var mı? Hayallerimden vazgeçmeyerek Turkticaret.net''i kurmak tabii ki.
* Peki ya hiç pişman olmadınız mı? Keşke yapmasaydım dediğiniz bir karar almadınız mı? İş hayatına ''keşke'' sözcüğünü sokmuyorum. Bugün gelinen nokta da bunu destekliyor. 1998 yılında üç kişilik bir ekiple ve 10 bin dolarlık sermayeyle başladık. Şu an ayda bir milyon hit alan bir siteye, sitede işlem yapan 105 bin üye firmaya sahibiz. Bu başarıdan dolayı Turkticaret.net genel müdürü olarak 2002 yılında Kültür Bakanlığı ve İMKB sponsorluğunda düzenlenen yarışmada ''Türkiye''nin en başarılı genç girişimcisi'' seçildim. Bütün bu sonuçlar doğru işler yaptığmızın bir kanıtı.
* Kendi işinizi kurun. İyi kişiler her zaman iş buluyor, kendi işini kurabiliyor. Siz de kendi işinizi kurabilirsiniz. * İnandığınız yolda ilerleyin, başarıyı kovalayın ve asla yılmayın. * Türkiye''de her ne kadar işsizlik olsa da iş imkanı da çok fazla.
Sabah Gazetesi Bir Fikir Buldu Hayatı Değişti @ 05-04-2008 15:00 Boğaziçi Üniversitesi'nden mezun olduktan sonra Amerika'da MBA okumaya giden Nevzat Aydın, burada aklına gelen bir iş fikrini uygulamak üzere eğitimi yarıda bırakarak Türkiye'ye dönmüş. Sonrası mı? 24 yaşında kendi işinin patronu olan Aydın ve iki ortağı, bugün 2004 yılında beş milyon dolar ciro yapan yemeksepeti.com'un sahibi. Üstelik her geçen gün, hedef büyütmeye devam ediyorlar... İnternet üzerinden yemek siparişi verilebilen site, İstanbul, Ankara ve İzmir''''de faaliyet gösteriyor ve dört yılda 650 restoran, 70 bin üye kullanıcı, 5 milyon dolar ciro gibi rakamların kanıtladığı, şaşırtıcı bir başarı grafiği çiziyor. Şirketin genel müdür Nevzat Aydın ile şirketin kuruluşu, bu süreçteki endişelerini ve hedeflerini konuştuk...
* Yemeksepeti.com''''u fikri nasıl çıktı? 1999''''da Boğaziçi Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliği bölümünden mezun oldum. Aynı yıl, ABD''''de University of San Francisco''''nun MBA bölümüne e-ticaret eğitimi için gittim. Orada eticaretin doğuşunu, başarıya ulaşan ve başarısız olan projeleri görme fırsatını yakaladım. Bu sırada Türkiye''''de internet üzerinden yemek siparişi verilebilecek bir platform yaratma fikri doğdu. İnsanların tek bir noktadan şehirdeki tüm restoranları görebileceği bir sitenin çok faydalı olacağını düşündüm. Ayrıca buna telefonda sipariş verme zorluklarını da ekleyince proje iyice kafamda oturdu. 2000 yılında Türkiye''''ye dönerek Boğaziçi Üniversitesi''''nden arkadaşım olan Melih Ödemiş''''e projeyi anlattım. Onun da kafasına yattı. Daha sonra üçüncü ortağımız Cem Nufisi dahil oldu ve 2001 yılının Ocak ayında online olarak site çalışmaya başladı.
* Peki ya kuruluş sermayesi? Bu sermayeyi nasıl temin ettiniz? Kuruluş sermayesi yaklaşık 150 bin dolardı. Bu sermayeyi tamamen kendi birikimlerimizden oluşturduk. Ancak bizim eğitimimiz ve vizyonumuz söz konusu olduğunda en önemli sermaye kişinin kendisi oluyor. Yani yemeksepeti.com''''u yapmayıp başka bir projenin içerisinde olsanız veya başka bir yerde çalışsanız, oralardan kazanacaklarınızı da hesaba katmanız lazım.
* Yemeksepeti.com''''un dönüm noktaları nedir? Teoride, projemiz ne kadar iyi olursa olsun pratikte kullanıcılar tarafından ne kadar tutulacağı tamamen belirsizdi. İnsanların bu projeyi sadece denemek için birkaç defa mı kullanacağı yoksa bunu hayatlarının bir parçası haline mi getireceği, ilerleyen safhalarda ortaya çıkacaktı. Bu süreç, tamamen lehimize gelişti ve kullanıcılar her geçen gün daha da artan şekilde siteyi kullanmaya başladı.
* Bu anlamda aldığınız en kritik karar neydi? Ekibi doğru kurmak çok kritik bir noktaydı. Melih ve Cem''''le -itiraf etmeliyim ki- aramızdaki uyumun bu kadar iyi olmasını hiçbirimiz beklemiyorduk. Başka önemli bir dönüm noktası ise projeyi ilk çıkış noktasında çok doğru konumlandırmamızdı. Yurtdışındaki modellerden sadece paket servis ve internet konseptlerini aldık. Geri kalan tüm detayları Türkiye''''deki koşullara göre değiştirdik.
* 2004''''ü 5 milyon dolarla geride bıraktınız? 2005 hedefiniz nedir? 2003 yılında 2.5 milyon dolar ciro yaptık. 2004''''te bunu ikiye katladık ve yaklaşık 5 milyon dolar ciroya ulaştık. 2005 hedefimiz ise 8 - 8.5 milyon dolar civarında. Ciromuzla beraber, faaliyet gösterdiğimiz şehir sayısını da artırmak istiyoruz. Şu anda İstanbul, Ankara ve İzmir''''de faaliyet gösteren şirketimiz yıl içinde Antalya ve Bursa''''da da online olarak hizmet verecek.
* Yemeksepeti.com''''u hayata geçirirken ne gibi zorluklarla karşılaştınız? En önemli sorun, müşterilerin internet üzerinden verdikleri siparişlerin sorunsuz olarak ellerine ulaşacağına ikna edilmeleriydi. Bir de tabii ki insanların bilgisayardan sipariş vermeye alışmaları belirli bir süre aldı. Bunu zamanla aştık.
* Sizi en çok hangi il ve bölgeler tercih ediyor? İstanbul Avrupa yakasında Mecidiyeköy- Maslak''''ta hattı ve çevresi, Teşvikiye, Nişantaşı, Beşiktaş, Ulus, Akatlar, Etiler ve Anadolu yakasında ise Bağdat Caddesi ve çevresiyle Kadıköy semtleri. Ankara''''da Çankaya, Kızılay, Bahçelievler, Gaziosmanpaşa. İzmir''''de ise Bornova, Alsancak, Güzelyurt ve Göztepe... Nevzat Aydın''''dan kariyer önerileri
Kendi fikirlerinizi uygulamadan önce yurt dışındaki örnekleri inceleyin. Buradaki sistemi incelediğinizde aklınıza gelmeyen yeni fikirlere ulaşabilirsiniz.
Cesur olmanızı tavsiye ederim. Projeniz ne kadar farklı olursa olsun onu hayata geçirmede kararlı olmalısınız.
Başarılı bir modeli aynen tekrarlamayın. Kendi modelinizi yaratın, önünüzdekini geliştirerek yeni bir alanda projeye hayat verin.
Sabah Gazetesi İki Haneli Büyüme İçin Portföyünüzü Yönetin @ 03-04-2008 15:00 Herhangi bir büyüme inisiyatifi geliştirmeden önce 4 büyüme riski göz önüne alınmalıdır.
>>Talep riski. Müşteri talebinde umulmadık değişiklikler.
>>Rakip riski.
>>Tamamlama riski. Planları hayata geçirmeye çalışırken işlerin ters gitmesi.
>>İşletme riski. Şirketin operasyonlarında rekabet gücünü azaltan çöküşler.
Büyümeyi etkin olarak yönetebilmek için belirli pazarlara, büyüme disiplinlerine ve özgün inisiyatiflere uygulanabilecek, gelirlerdeki ve gayri safî kârlardaki değişiklikleri içine alan bir Büyüme Uzlaşması sözleşmesi yaratın. Bu sözleşme aşağıdaki soruların kolayca cevaplanmasını sağlamalıdır:
>>Pazardaki her segmentin büyüme oranı nedir?
>>Şirketinizin her segmentteki etkinlik payı nedir?
>>Her segmentin ne kadarını kontrol ediyoruz?
>>Süreç boyunca müşterilerden kaynaklı sorunlarda ne kadar kayıp yaşanmıştır?
>>Sürecin başlangıcında müşteri talebindeki büyümeden ne kadar kazanılmıştır?
>>Yeni müşterilerden ne kadar kazanılmıştır?
Kaynak: Michael Treacy’nin İki Haneli Büyüme kitabından alınmıştır. Kiichiro Toyota Nasıl Başardı? @ 30-03-2008 15:00 Dokuma işçisi yoksul bir adamın oğluydu. İçki ve sigaradan nefret ederdi. Çalıştı, çabaladı. Bugün çalışmayıp laf üreten kültüre sahip gelişmemiş üçüncü ülkelerinde binlerce arabası satılıyor, ülkesi Japonya’ya milyarlarca dolar kazandırıyor.
Bugün bizim ülkemizde de milyarlarca lira verilip, onun arabası satın alınarak Japonya’ya çuvallarla para gönderiliyor, hem de fakiri zengini büyük yüklerin altına girerek...
Kiçiro Toyota 1894’te Yamaguçi şehrinde doğdu. Bugün hâlâ onun otomobilleri kullanılıyor. Babası dokuma tezgahı yapıyordu. Liseyi bitirir bitirmez Tokyo Üniversitesi’ne kaydoldu. Mühendislik eğitimini tamamladıktan sonra, kendisine bir işletme kurma hayallerine girdi. Babası işçiydi, gece gündüz demeden çalışıyordu, O, bu duruma çok üzülüyordu, artık kendi işyerlerinin olmasını istiyordu. Üniversitedeki aldığı eğitim, gemi inşaası olmasına rağmen o, otomobillere merak salmıştı. Otomobiller henüz piyasada yeniydi, hatta pek sık da görünmüyordu.
Toyota, çalışıp biriktirdiği parayla 1930’da Amerika ve Avrupa’ya gitti. Ülkesine geldiğinde büyük bir coşku içinde kendine has otomobilini üretmeye azmetti. O sıralarda Ford, General Motors ve Chrysler gibi otomobil şirketleriJaponya piyasasını ele geçirmiş, çuvalla para kazanıyorlardı. Bu durum Toyota’nın ağrına gidiyordu, milleti için çalışıp, kendi arabalarını kendisi üretmek istiyordu. Fakat Japonya’da bir otomobilin üretilmesi için yeterli teknik, araç ve şartlar müsait değildi. Çok heveslenmişti ama birden hevesi kaçtı. Ne var ki yılmadı.
Borcun altına girerek dış ülkelerden makineler sipariş etti. Sipariş edilen makineler gümrük formalitelerine takılınca panik yaşadı. Hatta deniz gümrüğünde malzemelerin 6 ay teslim alamadı. Bu arada borçları da zavallı adamı sıkıştırmaya başlamıştı. Bu durumda ne yapabilirdi? Hemen bir çâre düşünmeliydi. Toyota bir müddet düşündü. Kendi kendine “Ben ne yapıyorum?” diye sordu. Ülkesi için bir şeyler yapmaya çalışıyordu, ülkesini geliştirmek, kalkındırmak istiyordu. “O halde devlete başvurmalıyım” diye aklından geçirdi. tam bu sıralar Japon devleti de milli hamle yapma niyetindeydi zaten. Toyota’nın bu problemini duyan devlet yetkilileri derhal harekete geçti.
Japonya devleti ulusal otomobil endüstrisini desteklemeye hazırdı. Devletin ilk yaptığı iş çok akılcı ve milliyetçi bir ruh izlemesi olmuştur, hem de taktir edilebilir derecede. Yabancı otomobil satıcılarının Japonya’daki şartlarını güçleştirip, otomobil üretimi yapabilecek kendi yetişmiş girişimcilerine imkân tanıdı. Bu da Kiçiro Toyota’nın önünü açtı. Yurtdışından getirttiği makine parçalarıyla önce motor üretimi yaptı. Sonra dört adet motosiklet üretti. 30 yaşında başladığı otomobil yapma girişimi nihâyet 40 yaşına geldiğinde gerçekleşti.
Ürettiği aerodinamik otomobil sadece üç taneydi. Sonrasında mini kamyon üretti. Aslında bunlar model arabalardı. Demek oluyor ki bu ünlü Toyota arabalarının tarihi geçmişi, 10 yıl veya 20 yıl değil, tam 65 dır. Yani 1935, 1940’larda üretilmeye başlanmış.
Toyota Motor Company’i kuran Kiçiro Toyota araba üretimine resmen başladı. Giderek daha çok otomobil üretti. İşin en şaşılacak tarafı, ürettiği Toyota marka otomobiller, diğer ABD malı otomobilleri geride bıraktı. ABD, otomobillerini en fazla geri kalmış arap müslüman ülkelerine satabildi. Bu vakitten sonra Amerikan otomobilleri Japonya’nın kapısından içeri giremedi. Kiçiro Toyota, Toyota Motor Company’in başkanlığını tek başına yürüttü. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla otomobil üretimi Japonya’da duraksadı. Hükümet silah üretimine ağırlık verdiği için, otomobil sadece savaşa yönelik Jip şeklini aldı. Bunda da Kiçiro Toyota’nın, ülkesine faydası büyük oldu. Savaş esnasında sadece 200 özel otomobil üretebildi.
Savaşın bitmesiyle birlikte Toyota yeniden üretime geçti. Ülkesinin yeniden yapılandırılması için kamyon üretmeye başladı. Toyota bütün ülkeyi kapsayan satış kampanyalarına girdi. Ürettiği “SA” tipi binek otomobiller çok tutuldu, çok satıldı. Fakat o sıralar Jopanya’da patlak veren ekonomik kriz nedeniyle Toyota otomobil fabrikası, işçilerin maaşlarını vermekte zorlandığı için işçi çıkarımı girişimlerinde bulundu. Fabrika içinde kurulan işçi sendikası bunu kabul etmeyerek, işçi çıkartılmasına karşı işçilerin, maaşlarında %10 fedakârlık yapabileceklerini bildirdi. Ama fabrika yönetimi bunu da kabul etmedi. İşçiler de 2 aylık greve girdi. Toyota da restini çekerek lokavt ilan etti.
Tüm bu olumsuzluklar “Toyota Otomobil Fabrikası”nı 1950’lerde gerçekten bitme noktasına getirdi. İşte tam bu anda ABD, Kore ile savaşa girişti. Toyota’dan yüzlerce kamyon sipâriş etti. Amerika Birleşik Devletleri’nin, kendi ülkesinden Kore yakınlarına kadar binlerce km uzaklıktan yüzlerce kamyonu getirmesi mümkün değildi. Bu yüzden kamyonları, Kore’ye yakın olan Japonya’daki Toyota firmasından aldı. ABD, parayı peşin ödedi. Bu olumlu gelişme Toyota otomobil fabrikasını birden zor durumdan kurtardı. Bundan sonra artık, Toyota başka ülkelere de otomobil satmaya başladı.
Kiçiro Toyota 65 yaşında kalp krizinden vefât ettiğinde arkasında Dev TOYOTA otomobil fabrikaları bırakmıştı. Twigy'nin Başarı Öyküsü @ 25-03-2008 14:00 Son yılların gözde terlik markası Twigy''nin yaratıcısı Sinan Öncel, çıraklıktan patronluğa yükselen başarı öyküsünün kahramanı.
Futbol ve basketbol maçlarına gidip sahanın etrafında takımlarının rengine bürünmüş kocaman terlikleri görenler önce ne olduğuna anlam veremedi. Dört büyüklerin renkleri ve sembolleri kullanılarak yapılmış terlikleri vitrinlerde görünce Twigy''''nin takım taraftarları için ilginç terlikler ürettiği herkes tarafından öğrenildi. "Bu terlik tam benlik" sloganı kısa sürede tüm Türkiye tarafından duyuldu. Ve Twigy, son yılların gözdesi olan terlik sektöründe bir adım öne geçti.
Hem duygulara hem de göze hitap eden Twigy''nin başarısının ardında şirketin sahibi Sinan Öncel''in kişiliği yatıyor. Sıfırdan başladı Sinan Öncel, 1965 yılında İstanbul''da dünyaya geldi. Çalışmaya ilkokulda başlayan Öncel, ortaokul sıralarındayken bir kuaförde çıraklık yapıyordu. O yıllarda eski adı Mithat Paşa olan Beşiktaş İnönü Stadyumu''nda maçlarda su satan Öncel, o günleri ise şu sözleriyle anlatıyor: "Maç öncesinde su satardık. Maçın son 15-20 dakikasında ise kapılar açılırdı ya da polislerden izin alarak maçı izlerdik. Hem para kazanır hem de eğlenirdik".
Üniversite yılları da hem iş hem ticaret arasında geçti. 1989 yılında Öncel, Cağaloğlu''''nda 20 m2''lik bir dükkan sahibi olmuştu. Terlik macerası da bu yıllarda başladı. Küçücük dükkanında fason olarak terlik yaptırıp satmaya başladığında Öncel 24 yaşındaydı. İpana ile ilk sıçrayışı yaptı Terkteks''in "yırtması" bir gün çalan telefon ile olmuş. O yıllarda birçok yere terlik satan Öncel''i İpana''nın üst düzey bir yetkilisi aramış. Gerisini Öncel''den dinleyelim: "İki adet boş İpana kutusu getiren 30 bin kişiye terlik vermek istiyoruz dedi. Bu ilk ve önemli adımımızdı".
Bu kampanyadan elde ettiği gelirle 1990 yılında "İtalya seferine" çıkmış Öncel. 1993 yılında Barbie ayakkabılarının Türkiye temsilciliği ardından da dünyanın en büyük terlik üreticilerinden Grandha''nın distribütörlüğü gelmiş. 2000 yılında terlik markası Twigy''yi piyasadaydı. Bir terlikten beklenmeyecek ölçüde yenilikçi bir çizgisi olan Twigy, taraftar terliklerinin ardından asker ve aileleri için hazırladığı terlikleri pazara sundu.
Sabah Gazetesi Büyümeyi Nasıl Korursunuz? @ 23-03-2008 14:00 Müşteri sadakati bir efsanedir. Yeni müşteri kazanmak ve eskileri tutabilmek için aşağıdaki ilkeler uygulanmalıdır: >>Müşterinizin değer kriterlerini dikkate alın.
>>Müşterinin tercih değiştirme maliyetini yükseltin.
>>Müşterinin alternatiflerini daraltın. Bu ilkeye uygun 4 taktik şunlardır:
>>Hizmetlerinizi vazgeçilmez kılın. Karmakarışık bir ilişki ağı kurarak müşterinin kafasını karıştırın.
>>Öneriniz ihtiyaca uygun olsun. Müşteri davranışını, motivasyonunu ve değer yargılarını, önerilerinizi kişiselleştirebilmek için anlamada verileri kullanın.
>>Hataların önüne geçin.
>>Müşterilere bağlanın. Müşterilerinizin sizde mi kalacağı yoksa başka bir yerden mi satın alacağı, şirketinizle ilişkisine bağlıdır. Kaynak: Michael Treacy’nin "İki Haneli Büyüme" adlı kitabından alınmıştır.
Emrah Yücel Hollywood'da Nasıl Tutundu? @ 20-03-2008 14:00 Emrah Yücel, şimdilerde Hollywood''un en gözde grafik tasarımcısı. En ünlü film şirketleri, henüz kasting aşamasında onun kapısını aşındırmaya başlıyor. Tom Hanks, Brad Pitt gibi isimlerin web tasarımını da hazırlayan Yücel, dünyaya açıldığımız şu dönemde yıldızı Hollywood''da yükselen bir başka parlak yetenek...
Film şirketleri kısacası ''Movie Posters Entertaintment'' diyorlar Emrah Yücel''in mesleğine; yani sinema afişi sanatı...
''İconisus'' adlı şirketi, Beverly Hills''in göbeğinde. Afiş deyip geçmemek lazım. Seyirci ile film arasındaki iletişimde afişin rolü çok büyük. Film şirketleri daha kasting aşamasında Emrah Yücel''in kapısını aşındırıyor. Yücel, önce senaryoyu okuyor, gerekirse setlere gidiyor, hatta montajlara giriyor. Bunun yanında reklamcılık, grafik tasarımı, şirket logoları, web sitesi dizaynı, tiyatro ve opera afişleri, kitap kapakları, hatta şirketlere isim bulma uğraşı... Şimdilerde Hollywood piyasası, Emrah Yücel''den soruluyor.
Emrah, Hollywood gibi zorlu bir arenada başarının sırrı ne?
- Öncelikle babamın klasik bir-iki önerisini hep aklımda tuttum: ‘‘Çok çalışmak ve yaptığın işi sevmek.’’ Yaptığın işi sevmezsen çok çalışmak bir kábus haline gelebilir. Her projeyi öncelikle kendin için ele alacaksın. Sonra sık sık kendi kendine soracaksın; ''Acaba doğru hedefte miyim?'' diye.
Film afişi hazırlamanın püf noktası nedir?
- Pazar alanı çok önemli. Filmin konusu, çekileceği mekan, senaryo, içerdiği dönem, oyuncular, yönetmenin karakteri... Bütün bu bilgiler, stratejiyi belirleyen unsurlardır. Örneğin çok ünlü sinema oyuncularının adlarına göre bir strateji uygulanır. Tom Cruise, Robin Williams, Tom Hanks, Harrison Ford, Julia Roberts, Cameron Diaz. Bunlar birer ikondur ve satışınızı buna göre yapmanız gerekir. Zaten Hollywood''da Oscar Ödülleri''ne gözünü diken oyuncu ve yönetmenlerin filmleri bir yıl öncesinden belli olur. Doğru analizler yaparsan başarılı olursun. Yönetmenin talepleri, yapımcıların şartları, oyuncuların kaprisleri, film şirketlerinin kararlarından sendikaların yasal haklarına kadar pek çok politik manevra, hatta entrika arasında çalışma süremiz bazen üç ay, bazen de bir yıl kadar sürebiliyor.
Amerika macerasına atılıp bu mesleği seçişin nasıl bir süreç?
- Babam, The Beatles, özellikle de John Lennon hayranı, 68 kuşağından bir Marksistti. Annemse uzun saçlı bir hippi... Babamın mesleği film yönetmenliğiydi; belgesel ve kısa metrajlı filmler yapar, epey de ödül kazanırdı. Bir ara BBC''de çalıştı. Çocukluğumun uzun bir dönemi Londra''da geçti. Annem çok kitap okurdu, bu alışkanlığını bana da aşıladı. Solcu bir ailenin çocuğu olduğum için küçük yaşlarımdan itibaren yaz tatillerinde orada burada çalıştım. Okuldayken pek ders çalışmazdım. Yani büyürken fazla strese girmedim. Hacettepe Grafik Tasarım Bölümü''nü bitirdim. Üniversite döneminde geceleri reklam ajanslarında çalışarak piştim.
Böylece Amerika''ya gittin...
- Türkiye''yi aşmak istiyordum. Kararımı verdikten sonra, kendimi iki bavul ve turist vizesiyle New York''ta buldum. Yaptığım işleri, web siteme indirip ‘‘yahoo’’ya kaydetmek iş hayatımdaki dönüm noktası oldu. Amerika''da ''Headhunter'' derler hani, bir gün, bir kafa avcısından telefon aldım. Hollywood''a gidip afiş yapmak isteyip istemediğimi sordu. Bir ay sonra kendimi Beverly Hills''de, kapısının önünde son model bir otomobil park edili, lüks bir evde buldum. İnanılmaz bir çalışma temposuna girdim. Günde 18 saat filan; haftasonu tatili de yok.
Ve birçok ünlü, web sitesi kurmanız için kapınızı çalmaya başladı.
-İlk Tom Hanks geldi. Ardından Brad Pitt, Mel Gibson, Helen Hunt ve niceleri. Hollywood''daki televizyon projeleri tasarım için başvurdular. ''Sopranolar'', ''The Wire'', ''Robin Williams Broadway'', James Bond filmleri, ''Chicago''
Key Art Ödülü''nü bu sayede hak ettin.
- Key Art''ın hayalini bile kurmamıştım. Yüzlerce aday vardı. Yine de son beşe kalınca, kafada ''Acaba?''lar cirit atmaya başlıyor. Adınız açıklanınca, o uğultular arasında spotlar size çevrilince, kendinizi dışarıdan bir gözle, ağır çekimde izliyorsunuz. Ödülü alırken ne dediğinizi bile hatırlamıyorsunuz.
Bir Türk''le evlisin.
- Aşk güzel şey, hele ki doğru insanı bulursan. Üç yıl önce Los Angeles''ta tanıştığım dünyalar güzeli Simla ile geçtiğimiz yıl İstanbul''da evlendik. Kendisi önemli bir şirkette İnsan Kaynakları Müdürlüğü yapan başarılı bir iş kadını. Birbirini tanımayan iki Türk, hiçbir ortak yanları ya da geçmişleri olmadığı halde, dünyanın öteki ucunda karşılaşıp aşık oluyorlar. 35 yaşımda kendimi aşık, romantik ve tutucu buluverdim. HÜRRİYET GAZETESİNDEN ALINMIŞTIR Bitkisel Tüy Dökücülerle Yakalanan Başarı @ 15-03-2008 14:00 Dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi icat eden Cihat Dündar, 10 ay içinde hem markalaştı hem de 3 milyon dolarlık ciroya ulaştı. işte Cihat Dündar’ın 4 yıl boyunca varını yoğunu Ar-Ge’ye harcayarak ulaştığı başarı...
Dünyada ilk defa tüyleri kökünden yok eden bitkisel kremi (Bio-Der) üretmeyi başardınız, bu süreçten bahseder misiniz? Nasıl doğdu Bio-Der fikri?
Almanya’da lise eğitimime devam ederken, bazı sorunlardan dolayı okulu bırakmak zorunda kaldım. Doğal olarak bu süreç beni hayata karşı aktif hale getirdi. Küçük yaşta olmama rağmen ticaretle uğraşmaya başladım. Bu süreç uzun yıllar devam etti. Daha sonra askerlik için Türkiye’ye geldim ve bir daha geri dönmedim. Burada kendi şirketimi kurarak ticaret yapmaya karar verdim. Öncelikle inşaat ve mobilya sektöründe şansımı denedim. Belli bir ölçü de başarı da yakaladım aslında. Ama benin asıl hedefim dünya çapında bir Türk şirketi yaratabilmekti. Bunun için de dünya da üretilmeyen ya da henüz keşfedilmemiş bir ürün icat etmek gerekiyordu, bu hedefime de inşaat ya da mobilya sektörü ile ulaşmanın zor olduğunu biliyordum.
Bu düşünceler beni, aynı zamanda özel ilgi alanıma giren ‘tıbbi kozmetik’ sektörüne yöneltti ve evrensel bir sorun olan vücuttaki tüyleri yok eden bir kremi, bitkisel yollarla icat etmekti hedefledim ve 1998 yılında Dündar Kimya’yı kurdum. Tabi böyle bir hedefin ciddi bir Ar-Ge bütçesi olacağını biliyordum. Bu yüzden diğer iki şirketimin gelirini buradaki Ar-Ge çalımlarına yönlendirmeye başladım ve dört yıl sürecek Ar-Ge çalışmalarımız da böylece başlamış oldu.
Ar-ge sürecinden biraz daha bahseder misiniz, araştırmalarınızı nasıl bir strateji izleyerek yaptınız?
Tam dört yıl bitkiler üzerine araştırma yaptık. Bu çalışmalarda bir çok bilim adamı görev aldı Binlerce bitki laboratuar ortamında denendi. Daha sonra bunlar krem haline getirildi ve gözlem olarak tüylerde bir azalma olup olmadığı denendi. Bu şekilde en az 30-40 kere ayrı ayrı kremler oluşturulup gözlemler yapıldı. Defalarca olumsuz sorunlarla karşılaştık. Gerçekten çok zahmetli bir araştırma dönemi geçirdik.
Tabi bu arada, tüm mal varlığım da buradaki Ar-Ge çalışmalarında erimeye başladı. Araştırmayla geçen 4 yılın, bana maliyeti 1 milyon doları geçti. Sonunda da cebimde beş kuruş kalmadığı gibi çevreme de borçlandım. Ama tam tükenmek üzereyken başarıya ulaştık ve dünyada ilk defa bitkisel yollarla tüyleri yok eden kremi bulduk. Bulduğumuz bu krem, 5 ay içersinde çapta ve sayıda tüyleri yüzde 80 oranında yok ettiğini gördük. Ayrıca bu tüyleri vücut artık üretemiyordu. Yani bu sorunu kökünden çözmeyi başarmış olduk
Peki bu buluşunuzu bağımsız kuruluşlara da onaylattınız mı?
Tabi ki kendi gözlemlerimiz yeterli değildi ve bağımsız kurumların onayını almamız gerekiyordu. Bu yüzden, Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi’ne ve Çapa Tıp Fakültesi Dermatoloji Ana Bilim Dalı’na ürünlerimizi etkinlik ve emniyet testi için götürdük. Yine çevremden aldığım borç ile üniversitelere araştırma ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla beklemeye başladım. Çünkü araştırmanın negatif çıkması durumunda benim ticari hayatımın sonu olacaktı. Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2 üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp tarihine geçecek bir buluş’
Neden bitkisel ürünler üzerine yoğunlaştınız?
Öncelikle tüyler, insanlığın varoluşundan bu güne kadar süregelen bir sorunudur. Özellikle kadınlar için yaşam boyu bir çileye dönüşebilir. Benim kafamdan hep bu sorundan, insanoğlunu kurtarabilir miyim diye geçerdi. Belli bir sermaye birikimini de ulaşınca denemeye karar verdim. Niye bitkisel ürünler sorusuna gelince, ’17-18 yaşlarımdayken yüzümde çok fazla sivilce çıkıyordu. O yıllarda denemediğim ilaç kalmadı diyebilirim. Ama hiç birinde de başarılı sonuçlar alamadım. Aksine kimyasal karışımlı bu ilaçlar yüzümü daha fazla tahriş etmeye başladı.
Daha sonraları bir aile dostumuz bana bal ile yoğurt karıştırıp gün aşırı uygulamamı söyledi. Ve ben bu mucizevi formül sayesinde yüzümdeki sorunlardan kısa sürede kurtuldum.’ Tıbbi kozmetiğe olan merakım böyle başladı. Uzun yıllar kendi çabalarımla araştırmalar yaptım ve şuan inandım. Bitkileri kullanarak ölüm ve yaşlanma hariç her şeye çözüm bulunabilir. Bugün dünya diğer adı da alternatif tıp olarak biline bu alan kayıyor. Avrupa’da bile insanlar artık modern tıbba olan inancını kaybetmeye başladı.
Peki bu ürünü tanıtmayı nasıl başardınız? Çünkü maddi anlamda büyük sıkıntı içine düştüğünüzü söylüyorsunuz?
Tabi dediğiniz doğru, sıfırı tükettiğimiz için ürünü piyasaya tanıtacak maddi gücümüz yoktu. Ama bu kadar emek harcadığımız bir ürün mutlaka tanıtılmalıydı. Bir kaç gazeteye çek karşılığı kartvizit büyüklüğünde ilanlar verdim. Bu ilanları verirken de yine çok büyük risk aldım, çünkü ilan hedefe ulaşmazsa gazetelere ödeyebilecek tek kuruşum yoktu. Ama korktuğum başıma gelmedi. Ciddi bir taleple karşılaştık. Gelen talep karşısında hemen pazarlama yapımızı oluşturduk. 3 ay içersinde de bütün borçlarımı ödedim. Önceleri 20 metrekarelik bir büroda iken, 6 ay sonra 5 katlı bir binaya geçtik. Özellikle ürünü piyasaya sürdükten 6 ay sonra daha da rahatladık. Çünkü ürün işe yarıyordu ve kulaktan kulağa hızla yayıldı. Bugün ise Türkiye çapındaki 20 bin eczanede ürünlerimiz satılıyor.
Özellikle Avrupa’da kozmetik sektöründe çok güçlü şirketler var ve bunların Ar-Ge yapılarının da çok güçlü olduğu biliniyor. Bu devlerden önce bu kremi üretmeyi nasıl başardınız?
Türkiye, bulunduğu coğrafi konum olarak çok şanlı bir konumda yer alıyor. Ülkemizde 9 bin’in üzerinde bitki var. Bu Avrupa’daki toplam bitki oranından çok fazla. Avrupalılar bizdeki bitkilerin daha adını bile bilmiyorlar. Ayrıca bitkilerle tedavi yöntemi bizde çok daha ilerlemiş durumda. Aynı zamanda bitkilerle tedavi yöntemi, şark toplumlarında tarihsel bir gelenek olduğunu da biliyoruz. Bugün, İbn-i Sina, Farabi ve Lokman Hekim’in kitaplarını Avrupa halen inceliyor. Bu yüzden Avrupa bizim kadar bitkilere hakim değil. Bence en önemli farkımız bu oldu. Avrupalı şirketler daha çok kimyasal içerikli buluşlar üzerine eğiliyorlar.
Peki bu ürününüz pazarda nasıl bir etki yarattı, biraz da bu pazardan bahseder misiniz?
Pazarın yapısında devler var; Loreal, vichy gibi...Ama bu firmaların ürünleri bizim alanımıza girmiyor. Onlar sadece Tüy dökücü kimyasal içerikli kremler üretiyor. Bizim ürünümüz, hem bitkisel içerikli hem de tüyleri yok edici özellikte. Bu anlamda lazerle tedavi yöntemlerini saymazsak kendi yarattığımız pazarın lideriyiz.
Yurtdışına da açılacaksınız sanırım?
Tabi ki hedefimiz o. Zaten Bio-Der markasını dünya çapında bir ürün haline getirmek istiyoruz. Ancak daha Türkiye pazarında bile 10 aylık bir geçmişimiz var. Önce kendi evimizde güçlü olmak istiyoruz. Ama şunu biliyoruz ki, yurt dışından korkunç talep var. Örneğin geçende yurtdışında bir Pazar araştırması yaptırdık ve hemen üretimimizi arttırmak için 2 bin metrekare kapalı alandan oluşan yeni bir üretim tesisi için kolları sıvadık.
Peki bu arada Ar-ge çalışmalarınız devam ediyor mu, ya da farklı alanlarda yeni buluş hedefleriniz var mı?
Şimdi saçları çıkartacak bir formül üzerinde çalışıyoruz. Bazı önemli verilere ulaştık, örneğin saç hücrelerine ‘üret’ emrini verecek birkaç bitki olduğunu sanıyoruz. Bunlar üzerine çalışmalarımız devam ediyor.
BİODER NEDİR? Bio-Der, tamamen bitkisel özlerden yapılan ve hiçbir yan etkisi olmayan bir krem. Kullanıldığı bölgedeki tüylerde, 6 içersinde çapta ve sayıda yüzde 80’lere varan bir oranda azalma sağlıyor. En önemli özelliği ise kullanılan bölgede bir daha tüylenme olmuyor.
Cihat Dündar, Bio-Der’i yaratabilmek için 4 yıl boyunca 1 milyon dolar harcadı. İflasın eşiğine gelen Dündar bu süre sonunda istediği kremi üretince 10 ayda 3 milyon dolar kazandı.
“Yine çevremden aldığım borç ile üniversitelere araştırma ücretlerini ödedim ve sonucu heyecanla beklemeye başladım. Çünkü araştırmanın negatif çıkması, benim ticari hayatımın sonu demekti. Kısacası borçlarımı ödeyemeyecektim ve muhtemelen hapse girecektim. Beynimden bu senaryolar geçerken, buluşumuzu inceleyen 2 üniversite de beni ayrı ayrı arayarak davet ettiler. Her iki üniversitenin yetkililerinin bana söylediği cümle şu oldu; ‘Bu krem tıp tarihine geçecek bir buluş’”
Kaynak: Patentdünyası.com /METİN CAN
|
|