The largest and the best home page
Olmazmi search
tr
en
home page sites rsses
   
 There are thousands of flash games in Oyunvarmi.com Click here to go Oyunvarmi.com.

Personal - Ekşi İktisat RSS

Rekabetçi Adalet @ 02-08-2008 05:27
asagidaki yaziyi aylar once deneme 1,2,3'e yazmisim. niye buraya yazmamisim bilmiyorum. ama bir vesileyle yaziyi fark ettim. hosuma gidince buraya almaya karar verdim.

haber ny times'tan. konu amerikan yargi sisteminin orijinalliklerinden biri. daha once bu ulkedeki hukuk anlayisinin farkli bir yonunu gosteren bir haberi bu bloga tasimistim. bu seferki haber ise amerikadaki kefalet sistemi uzerinden kar eden firmalarla ilgili. bu firmalar guvenilir bulduklari saniklarin kefaletlerini, kefalet bedelinin yuzde onu gibi bir bedel karsiliginda mahkemeye oduyorlarmis. yani diyelim, mahkemeye dustunuz ve tutuksuz yargilanmak icin kefalet yatirmaniz lazim, ama paraniz yok. gidiyorsunuz bu adamlara, onlar ucret karsiligi size kefil oluyorlar. tabii, kefalet ciddi bir is. durusmalara katilmazsaniz, mahkeme parayi sirketten catir catir alir. o yuzden sirket saniklarin her daim ensesinde. onlarin mahkemelere katilmalari icin elinden geleni yapiyor. arada sivismaya calisanlari da ensesinden tutup mahkemeye getiriyor.

aslinda bu sirketler, sigorta sirketi mantigiyla calisiyorlar. riskleri iyi degerlendirmek isin puf noktasi. tabii, burada ahlaki tehlike (moral hazard) sorunu daha ciddi oldugu icin, bu sirketler bir yandan dedektiflik de yapmak zorundalar.

sistem devlete ek bir yuk getirmeden, insanlarin mahkemelere duzenli katilimini sagladigi icin oldukca etkinmis. habere gore, her seye ragmen ortadan kaybolmayi basaran insanlarin orani yuzde birin altindaymis. tabii, bir yandan da tahmin edebileceginiz gibi cokca elestiriliyormus. en ciddi elestiri, her sanik bundan yararlanamadigi icin sistemin esitsizlik yaratmasi.

dunyanin baska ulkelerinde suc olan bu faaliyetler, amerika'da uretken ve karli bir sektor yaratmis. bu da amerikan toplumunun kendi ihtiyaclari neticesinde ortaya cikmis orijinal bir kurumsal yapi iste.

Leonid Hurwicz ve Mekanizma Dizayninin Temelleri @ 01-08-2008 17:46
2007'de nobel ekonomi odulunu alan uc iktisatcidan leonid hurwicz, 24 haziran'da 90 yasinda oldu. nobel odulunu hurwicz'le paylasmis olan calisma arkadasi eric maskin, hurwicz'in ardindan, ecnebilerin obituary dedigi, onun yasamini ve yaptiklarini ozetleyen bir ani yazisi yazmis. ingiliz the guardian gazetesinde yayinlanmis olan yazinin linki surada: tiklayin. ben de burada maskin'in yazisindan faydalanip iki kelam edecegim.

hurwicz, iktisat teorisine onemli katkilar yapti. ona nobel'i getiren katkisi ise mekanizma dizayni teorisini yaratmasiydi. maskin, mekanizma dizaynindan, iktisadin "tersine muhendislik" tarafi olarak bahsetmis. normalde iktisatcilar serbest piyasanin, cesitli devlet politikalarinin, reformlarin ve sairenin etkilerini incelerler. yani mesela, her sey ayni kalirken, gumruk vergilerini azaltiyoruz diyelim. bu durumda, ic piyasalarda fiyatlar, uretim ve tuketim ne olur; tuketiciler bundan ne fayda saglar; ureticiler arasinda kimlerin geliri ne kadar azalir, kimlerinki ne kadar artar; gelir dagilimi ne olur gibi sorulara yanit ararlar. kimileri de bunlardan normatif cikarimlarda bulunurlar. mekanizma dizayni teorisyenleri ise, ise tersten baslarlar. dikkate aldiklari refah kriterine gore ulasilmasi arzu edilen sonuclara, ekonomik ve politik kurumlarin uygun sekilde tasarlanmasi yoluyla, ulasilabilinir mi, bulmaya calisirlar.

maskin'in verdigi ev hayatina dair basit bir ornek, mekanizma dizayninin mantigini anlamamiza yardimci olacaktir. ufak degisiklikler yaparak ve biraz renklendirerek ele alalim: bir anne ve iki cocugunu dusunelim. anne bir kek yapiyor ve bunu iki cocugu arasinda paylastirmak istiyor. cocuklarin ikisi de ayni olcude kek seviyor ve yiyebildigi kadar yemek istiyor. anne icin onemli olan ise, cocuklarin birbirleri kiskanmamalari olsun. yani burada dikkate alinan refah kriteri, iki cocugun da diger kardesin aldigi parcayi kendi parcasina tercih etmemesi. kek geometrik bir sekle sahip ve homojen yapida ise, annenin probleminin cozumun basit. tek yapacagi keki ortadan ikiye bolmek, her cocuga bir parca vermek.

problem, ne yazik ki, her zaman bu kadar basit degil. diyelim ki, annenin kullandigi kek kalibinin sekli, bir kaza eseri bozulmus olsun. o yuzden kekin sekli bicimsiz ve keki esit olarak bolmek guc. (kekin malzemesi, mesela icindeki kuru uzumler, orantisiz dagilmis da olabilir.) bu durumda, anne keki bolmek istediginde, cocuklar kendi dilimlerini diger kardesinkinden kucuk gorup mizmizlanabilirler. dahasi, cocuga sorsan, dilimi buyuk de olsa, bana kucuk dilim dustu der. boylelikle hem elindeki keki korur, hem de biraz daha kek kopartma imkani olabilir. bu yuzden anne, cocuklarinin sozlerinden, onlarin dilimleri gercekten kucuk gorup gormediklerini anlayamaz. cocuklarini dinlemese, keki kafasina gore kesse, bu sefer belki bir cocuk gercekten kendine kucuk dilim dustugunu dusunur, gonlu olmaz. isin icinden nasil cikmali?

soyle bir yol, annenin derdine derman olabilir: anne cocuklardan birinin eline bicagi verir ve keki kestirir. iki dilim arasindan birini secme hakkini ise diger cocuga verir. bu durumda, keki kesen cocuk icin, keki esit kesmekten baska care yoktur. bir parca digerinden daha buyuk olursa, o parcayi kardesi alir ve kendisine kucuk parca kalir. bu yuzden cocuk keki esit keser, iki parcadan hangisi ona kalirsa kalsin onun icin farketmez. diger kardes de iki parcadan istedigini alir. kardesinin payinda gozu kalmaz. herkesin gonlu olur.

bu basit problemde ne goruyoruz? mekanizma tasarimcisi (burada anne) hedefine (cocuklarin birbirini kiskanmamasina) ulasmak icin gerekli onemli bir bilgiyi (cocuklarin kek dilimlerini nasil gordugunu) bilmiyor. oyuncular (burada cocuklar), islerine gelmedigi icin bu bilgiyi durustce aciklamiyorlar. buna karsi, tasarimci bir yol (mekanizma) buluyor ve bu yol amacina ulasmasi icin gerekli bilgiyi aciga cikartiyor. kendi cikarlari dogrultusunda hareket eden oyuncularin, sonucta tasarimcinin istedigi yere tipis tipis gelmelerine ingilizce'de incentive compatibility, turkce'de tesvik uyumluluk, deniyor.

iste bu mantigi olusturan ve temel kavramlari ortaya koyan insan leonid hurwicz. hurwicz bu teoriyi, zamaninda von hayek'in, merkezi planlama yoluyla kaynaklarin verimli dagilimina ulasilabilecegini one suren lange'ye yonelttigi elestirileri dikkate alarak yaratmis.

yazi uzadi. mekanizma dizayninin iktisadi uygulamalari uzerine yazmayi bir baska yaziya birakiyorum. hurwicz'in mesleki kariyeri uzerine bilgilenmek isteyenleri de maskin'in yazisina havale ediyorum.

Kurtlar Vadisinde Bir Koyun @ 14-07-2008 02:02
yahoo answers diye bir yahoo hizmeti var. meraklilar kafalarina takilan sorulari soruyor; bir bilen (ya da bilmeyen) birileri de bunlari yanitliyor. bir sure once google'da bir sey arastirirken dikkatimi cekmisti. sonra baktim, ekonomiyle ilgili bir bolum de var. meraklilar kadar, tembel ogrenciler de takiliyorlar buraya. odev sorularini yaziyorlar, biri cevabi hazir versin diye. en iyi cevabi verene de on puan veriyorlar. tabii puanlama laf olsun diye, gercek bir getirisi yok. orada bir oyun teorisi sorusuna denk geldim. soru hosuma gitti, cevapladim. puanlarimi da aldim, basim goge erdi.

soru bir masalla basliyor: bir vadide bir koyun ve N tane kurt yasarmis (N>1). kurtlar kurt gibi acmis ve her biri bir koyunu yutabilirmis. yani koyunun vaziyeti vahimmis. ama bir umut da varmis. masal bu ya, bu vadide koyun yiyen bir kurt lanetlenir, kendisi de koyuna donusurmus. hicbir kurdun koyun olmaktan gocundugu falan yokmus. ama koyun olduktan sonra, diger kurtlarin insafina kalirmis ya kaderleri, ondan hoslanmazlarmis. kisacasi, her bir kurdun gozu koyunu yutmaktaymis. ancak sonucta av olacaklarsa da ac kalmayi tercih ederlermis. soru da su: bu vadide koyunun akibeti ne olur?

cozume gecmeden once, kurtlari n=1,2,...,N diye siralayip sirayla koyunu yemek isteyip istemediklerini sordugumuzu varsayalim. siradaki kurt koyunu yemek istemezse, sira bir sonrakine gecsin. kurt koyunu yerse, kendi koyuna donussun; siradaki kurt 1 numara olacak sekilde diger tum kurtlar yeniden siralansin ve oyun devam etsin. oyun, vadide tek bir kurt kalana kadar devam etsin. bir de unutmadan, standart oyun teorisi varsayimlari burada da gecerli. oyuncularimiz olan kurtlar acayip akilli ve bencil hayvanlar. bunu herkes biliyor. falan filan iste... (bu varsayimlari daha once bir korsan sorusu uzerinde tartismistik: tiklayin.)

cozume sondan baslayalim. diyelim ki, N=2. yani iki kurt bir koyun var vadide. bu durumda, hicbir kurt koyunu yemek istemez. cunku, o zaman kendi koyuna donusur ve diger kurt onu afiyetle yer. bu durumda koyun kurtulur.

N=3 ise durum degisir. zira, kurtlardan biri koyunu yeyip kendi koyuna donusse bile, kalan 2 kurt birbirlerinin korkusundan ona dokunamazlar. dolayisiyla, bu durumda uc kurttan siradaki, koyunu yer.

N=4 iken, tahmin etmissinizdir, kimse koyunu yemek istemez; cunku o durumda, bir sonraki kurt onun yemek icin hazir bekliyor olacaktir.

bu, N=5,6, 7... icin boyle devam eder. dolayisiyla vadideki kurt sayisi cift ise koyun mutlu mesut yasar gider; tek ise de hakkin rahmetine kavusur. evet, cevabimiz bu. bu oyunun varyasyonlarini dusunmeyi ve alternatif cozumler uretmeyi de siz okurlara birakiyorum.

Çok Eşliliğin Fizibilitesi Ve Sairesi @ 10-07-2008 17:21
ekonomiturk'te ekonomix zaman yoklugundan yazamamis, ben yazayim. murat cokgezen, inancla ilgili konulara mantiksal aciklamalar getirmenin anlamsiz olduguna iliskin bir yazi yazmis. orada, ilginc bir soru ortaya atmis: "...birisi de çıkıp ‘İslam 4 eşle evliliğe izin veriyor. Kadınlar ve erkeklerin sayısı da yaklaşık olarak eşit olduğuna göre bu her 4 erkekten üçünün evlenecek bir kadın bulamaması anlamına geliyor. Yani, İslam homoseksüelliği teşvik ediyor’ dese ne olacak?".

beni inanc-mantik iliskisinden cok, cok eslilik uygulamasinin insanlarin tercihlerini nasil yonlendirecegi sorusu cezbetti. bir defa sunu soyleyeyim. toplumda kadin ve erkek sayisi esit, o yuzden bir erkek iki kadinla evlenirse, baska bir erkek essiz kalir mantigi hatali. bu, insanlarin ayni yastaki eslerle evlenecekleri varsayimina dayaniyor. oysa ki erkekler kendilerinden yasca kucuk kadinlarla evlenirlerse ve nufus da artiyorsa, hicbir erkegi acikta birakmadan cok esli bir toplumsal duzeni surdurmek mumkun. bir ornekle gosterelim:

bir ulkede nufus artis hizi, yillik %5 olsun ve her sene esit sayida kadin ve erkek dunyaya gelsin. 1980 yilinda 100.000 erkek ve 100.000 kadin dogmus olsun. nufus artis hizi sabit olduguna gore, basit bir excel hesabi gosterecektir ki, 1964 yilinda 45.811 erkek ve bir o kadar kadin; 1988 yilinda da 147.746 erkek ve ayni sayida kadin dunyaya gelmis olmalidir. bu hesap gosteriyor ki, 1988 yilinda dogan kadinlar, 1980 yilinda dogan erkeklerle evlenirlerse; 1964 yilinda dogan erkeklerin hepsi 1988 dogumlu kadinlarla ikinci (ve hatta kimisi ucuncu) evliliklerini yapabilirler.

demek ki kadin-erkek arasindaki yas farki ve nufus artis orani yeterince yuksekse, ortada bir fizibilite sorunu olmuyor. bu hesaba daha, kadinlarin ortalamada erkeklerden daha uzun yasamasini da katabilirsiniz. kadin, kocasi oldukten sonra ikinci evliligini de pek ala yapabilir. yasli bir adamla evlenip genc yasta dul kalan kadinlari da katinca, erkekler icin secenekler cogaliyor. (gecen gun feminist egilimleri olan iki arkadasimla konusuyordum. kadinlarin nufus artisinin, erkeklerinkinden daha yuksek oldugunu soyleyip yakiniyorlardi. gelecekte olusacak bir nufus dengesizliginin, kadinlar arasindaki rekabeti arttirip erkeklere avantaj saglayacagindan dem vurdular. ben lafa fazla girmemeyi tercih ettim. neyse, konumuza donelim...)

yukaridaki basit ornekte, yas farkini ve nufus artis hizini sabit aldik. oysa ki bunlar, kadin ve erkeklerin evlilik taleplerinden ve daha pek cok seyden etkilenecektir. en basitinden, belirli bir maddi birikimi olan erkeklerin evlenmeleri daha kolay olacagindan, genc erkeklerin para biriktirene kadar beklemeleri ya da yasca daha kucuk kadinlarla evlenmek istemeleri soz konusu olabilir. bu yuzden orta yasli erkeklerin ikinci ese olan talebindeki artis, kari-koca arasindaki yas farkini arttirir. ayrica kizlarin erken yasta evlenmelerine yol acabilir.

dahasi baslik parasi gibi bir gelenek de varsa, cok esliligin yarattigi talep baslik parasini arttiracagindan, kiz cocuklarindan maddi gelir elde eden aileler, daha cok cocuk yapmaya tesvik edilirler. peki bu nufus artisini belirgin bicimde etkiler mi? insanlar cok cesitli sebeplerden cocuk sahibi olurlar. maddiyat onemliyse neden olmasin? mesela, sahra-alti afrikasinda cok esliligin kalkinmayi olumsuz etkiledigine iliskin bilimsel bir makaleden daha once bahsetmistim: tiklayin.

peki nufus artis orani sabitse, kari-koca arasindaki yas farkinin buyumesinin onunde (evlilikte yuksek yas siniri, gelenek ve gorenekler gibi) engeller varsa, evlenmek genc erkekler icin (yine gelenekler sebebiyle olabilir) cok masrafliysa? o zaman, birikimi olmayan genclerin ne yapacagini tahmin etmek guc.

Bir Olasılık Sorusu @ 07-06-2008 12:43
ortaokul ucuncu siniftaydim sanirim. olasilik hesabini ilk ogrendigimiz zamanlar. arka siramda, simdilerde stanford'da muhendislik doktorasi yapan, matematige cok merakli bir arkadasim otururdu. kiz bos zamanlarinda tubitak'in bilim kitaplarini falan okurdu. bir gun, bir yerde okudugu, ilginc bir olasilik sorusunu bize sormustu. bugun internette bir yerde, soruya yine rast geldim.

soru soyle: bir yarisma programinda (ki galiba boyle bir program bir zamanlar gercekten varmis) yarismacilar uc kapidan birini seciyorlarmis. bir kapinin ardinda araba, digerlerinin ardinda ise iki keci varmis. yarismaci secimini yaptiktan sonra, diyelim ki yarismaci a kapisini secsin, hangi kapinin ardinda araba oldugunu bilen sunucu ona bir sans daha veriyormus. ardinda keci olan kapilardan birini, diyelim ki b kapisini, acip iceride araba olmadigini gosteriyormus. sonra da yarismaciya tercihini degistirmek, yani c'yi secmek, isteyip istemedigini soruyormus. bu durumda, yarismaci tercihini degistirirse, yani c'yi secerse, arabayi kazanma olasiligi nedir? degistirmezse, yani a'yi secerse kazanma olasiligi nedir?

cevabi yorum bolumune yazacagim ki, dusunup cevabi kendi bulmak isteyen okurlarimizin gozu kaymasin.

Bağlılık mı, Esneklik mi? @ 06-06-2008 08:56
"commitment vs. flexibility"yi turkce'ye boyle cevirdim. bu, iktisadi kurumlarin ve politikalarin dizayni ile ilgilenen iktisat teorisyenleri tarafindan, sikca ele alinan bir soru. ancak, bu sorunun bugun aklima gelmesinin sebebi, cok yakin zamanda bu konuda bir sey okumus olmam falan degil. bu soru, bugun anayasa mahkemesinin verdigi, turbanla ilgili karar hakkindaki haber ve yorumlari okurken aklima geldi.

ona gecmeden once, bir parantez acip, iktisadi soruyu kisaca ozetleyeyim. iktisadi acidan bagliligin da, esnekligin de kendine gore artilari ve eksileri var. ornegin, para politikasinda, enflasyon hedeflemesinin nasil bir kurala bagli olmasi gerektigi, bu baglamda incelenebilir. enflasyon hedefi, inandirici olmak sartiyla, insanlarin beklentilerini etkileyerek enflasyonu dusuk tutmaya yarar. ama, fazla kati bir kural, mesela, cok gerektiginde merkez bankasinin ekonomideki dalgalanmalara mudahalesini zorlastirir. benzer bir durum sosyal guvenlik sisteminde de var. bu alanda zorunlu tasarruflari savunanlar, insanlarin gencliklerinde aska gelip hovardalik yapmaya egilimli olduklarini, ama sonradan buna pisman olacaklarini iddia ederler. bunlara gore, devletin insanlari bir miktar tasarrufa zorlamasi faydalidir. ancak bunun da, gercekten paraya ihtiyaclari oldugunda, insanlarin tasarruflarini ozgurce kullanamamalarina sebep olmasi gibi bir eksisi var tabii. ornekler cogaltilabilir. bunlar ve benzeri ornekler ile, bu soruya iktisatcilarin verdikleri cevaplari, belki baska zaman yazarim. simdi, parantezi kapayip gundeme donelim.

bugun anayasa mahkemesi, kadinlarin turbanla universiteye girmelerine olanak saglayan duzenlemeleri iptal etmis. bir kesimde buna karsi infial var. ornegin, dikkatimi ceken, sabah'taki yazisinda ergun babahan, anayasa mahkemesinin anayasa yaptigini soylemis. babahan, anayasa mahkemesini tepeden inmeci bir tavirla, toplumun bir ihtiyacini karsilamasina engel olmakla ve toplumu sekillendirmeye calismakla sucluyor.

bense duruma soyle bakiyorum. anayasa mahkemesi, adina mahkeme diyoruz ama, aslinda siyasi bir organ. temel islevi, konjonkturel siyasi dalgalanmalarin, rejimde buyuk ve ani degisikler yaratmasini engelleyip istikrar saglamak. zamaninda cumhurbaskanlari, kendi siyasi gorusleri dogrultusunda oraya adam atamislar; atananlarin siyasi goruslerinin bileskesi de mahkemenin siyasi durusunu belirlemis. bugun, bu siyasi durusa ters hareketleri engellemeye calisan mahkeme, sadece yasalarin anayasaya uygunlugunu denetlemekle kalmiyor; gerektiginde anayasa maddelerinin yorumunu da degistirip bazi degisikliklere engel oluyor. yani siz hukumet olarak, ne kadar toplumun ihtiyaclarina cevap verecek duzenlemeler yaptiginizi iddia ederseniz edin, yaptiklariniz mevcut uyelerin cogunlugunun siyasi gorusune ters dusuyorsa, mahkeme size bir sekilde engel oluyor.

bunun faydasi, toplum duzeninin dayandigi temel ilkelerin zor ve yavas degismesi ve bunlara cok aykiri islerin yapilamamasinin saglanmasi. anayasa mahkemesinin siyasi yapisinin degismesi, ancak bosalan koltuklara, farkli ideolojileri olan cumhurbaskanlarinin, kendilerine yakin insanlari atamalariyla mumkun. tabii, boyle bir donusum saglanirsa da, geri donus, donusumun kendisi kadar zor. ote yandan, toplumdaki kimi ihtiyaclar ve degisim talepleriyle, anayasa mahkemesinin korumaya calistigi siyasi duzen arasindaki celiskilerin yol actigi konjonkturel gerilim ise, istikrari korumanin bir maliyeti.

ben olaya bu acidan baktigimda, anayasa mahkemesinin aldigi karari garipsemiyorum. mahkeme, daha onceden programlandigi sekilde, islevini yerine getiriyor. bundan sonra ise, ozellikle cumhurbaskaninin halk tarafindan secilmeye baslanmasiyla, anayasa mahkemesinin yapisinda ve isleyisinde degisiklikler gorecegimizi saniyorum. o zaman, hem uyeler secildikleri donemin siyasi egilimlerini daha cok yansitacaklar, hem de asagidan gelen siyasi isteklere karsi daha esnek olacaklardir, diye tahmin ediyorum. bunu begenip begenmemek ise, baglilik ve esneklik uzerindeki tercihlerinize gore, size kalmis.

Amerikan Halkının Ekonomi Gündemi @ 30-05-2008 00:07
kasim'daki baskanlik secimlerinde kimlerin yarisacagi, hemen hemen kesin olarak belli olduktan sonra, amerika'da gundem ekonomiye dondu. artan benzin ve yiyecek fiyatlari, yavaslayan ekonomik buyume ve buyuk bir ekonomik duraklama korkusu ile ilgili haberler, haber bultenlerinin bas koselerine oturdu. sudan ucuza benzin tuketmeye, benzinin girdi olarak kullanildigi urunleri ucuza satin almaya alismis amerikalilar, degisen kosullara ayak uydurmakta zorlaniyorlar. kemer sikmak ve hayat standardini fiyatlara gore degistirmek insanlara zor geliyor. haber bultenlerine, internet sitelerine yansiyan sizlanmalarda, sanki biri bir sey yapsin, bizi kurtarsin mesaji var. bu beklentiler, onumuzdeki donemde, amerikan ekonomisine daha cok devlet mudahalesinin onunu acabilir; bu yondeki egilimleri daha guclu olan demokratlarin elini guclendirebilir.

asagida iste bu tip sizlanmalari dillendiren bir haber var. bu pazartesi memorial day denilen tatil gunuydu. haber, haftasonuyla birlesip insanlara uc gun tatil imkani veren bu gunu, alisik olduklari sekilde karsilayamayan amerikalilarin yakinmalarini ekrana tasimis:



ne demis vatandas?
- ay basindan ay basina maasimiz ucu ucuna yetiyor. cocuklarimiza tatilde evden disari cikamayacagimizi nasil soyleyecegiz?
- eskiden tatilde, biftek, pirzola yanina da bir suru sey yerdik. simdi evde yapilmis hamburger ve patates kizartmasi vs. yiyoruz.
- uc kizimiz var. artan benzin fiyatlarindan sonra, kendi arabalarini kullanmak yerine, kendilerini evden almalari icin, erkek arkadaslarini cagiriyorlar.

bu arada, amerika'da benzinin fiyati ne? galon basina dort dolarin biraz altinda. yani litresi bir dolar kadar.

Merhametten Maraz... @ 20-05-2008 21:53
bir sure once bliyaal'in blogundaki bir yaziyi yorum bolumunde tartisirken, kendisi ilginc bir ornek sundu. o ornegi, (aciklayici olmasi acisindan biraz da kendimce duzeltip) buraya aktarmak ve uzerinde yorum yapmak istedim.

ornek soyle: sehirden uzak, birbirine komsu iki mustakil ev dusunun. birini ozel bir guvenlik sirketi koruyor. digerinin ise korumasi yok. (adamin parasi var, ama koruma tutmaya gerek gormemis diye varsayalim.) sonra, diyelim ki korumasi olmayan eve biri girdi, evdekilere saldirdi, onlar da bagirarak yardim istedi. polis veya jandarmanin hemen yetismesine imkan yok. guvenlikciler kendi istekleriyle mudahale etmek istediler. ancak onlar da guvenlik hizmeti satin alan adama kontratla bagli. bu durumda, olur da komsu guvenlikcilerinin yandaki eve gitmesine izin vermezse, ne olur?

hukuk bilgim kittir. kanunlar bu durumda ne der bilmem. o yuzden bildigim seyi yapip kanunlarin, guvenlikcisi olan adami komsusunun guvenliginden sorumlu tutup tutmamasinin dogurabilecegi, bazi olasi sonuclarin iktisadi bir analizini yapmakla yetinecegim.

kanunlar komsuyu sorumlu tutarsa, komsunun eli mahkum guvenlikcilerini gonderecek. komsunun kendi evini korumak icin kiraladigi insanlar, onun elinden zorla alinmis gibi olacak. ancak zorla da olsa, sonucta iyi bir is yapilacak. belki bir hayat kurtulacak falan... kanunlar komsuyu sorumlu tutmazsa, izin vermek komsunun insafina kalmis. adam guvenlikcilerini gondermezse, yan evdekilerin hayati, belki tehlikeye girecek. tum bunlar dikkate alindiginda, birinci yol daha iyi gorunuyor.

tabii, analizi burada birakmiyoruz. zira, iyi bir sey yapmanin hic maliyetinin olmamasi bizi rahatsiz etmeli. iktisadin meshur kurali der ki: bedava yemek olmaz.

peki komsuyu muhadaleye zorunlu kilmanin maliyeti ne? bunu gormek icin biraz gerilere, komsulardan birinin guvenlik hizmeti almaya karar verdigi zamana gidelim. diger komsu, o guvenlikcilerin kendi ihtiyaci oldugunda yardimina kosacaklarini bilse, ne yapar? komsusuna gidip guvenlik hizmetinin ona sagladigi faydaya karsilik, bir katki yapmayi mi teklif eder? yoksa daha guvenli bir sekilde yasamayi bedavaya getirmeye mi calisir? (konuyu dagitmamak, yaziyi da uzatmamak icin, komsunun boyle bir teklife acik oldugunu varsayalim.)

ahlaki bir davranis bicimi olmasa da, belescilik bazen insana tatli gelir. oysa, ikinci komsu da guvenlik hizmetine katkida bulunsa, hem birincisinin uzerindeki yuk hafiflerdi, hem de belki iki komsu bir araya gelince daha iyi bir hizmet satin alabilirlerdi. boylece iki komsu da daha guvenli yasarlardi.

sozunu ettigimiz sorun, meshur kamu mallari (public goods) ve dissalliklar (externalities) sorunu. birinin kendi faydasina oldugu icin aldigi bir karar, bir baskasini da etkiliyor. bu ornekte fayda sagliyor. baslangic seviyesinde mikroiktisat bilgisine sahip herkesin malumu oldugu uzere, faydali dissallik yaratan mal ve hizmetler, piyasada ideal seviyesinden daha az miktarda ve daha pahali olarak saglanirlar. buna sebep olanlar da, farkinda olarak ya da olmayarak belescilik yapanlar. burada da komsu belescilik yaptiginda, diger komsunun guvenligini azaltip cebinden cikan parayi arttiriyor.

peki kanunlar bir komsuyu gerektiginde guvenlikcilerini digerine gondermeye zorlamasaydi, belescilik problemi ortadan kalkar miydi? o durumda, insanin icinde bir acaba olusabileceginden, komsu eskisi kadar rahat olamazdi. ancak muhtemelen problem de devam ederdi. cunku bir defa guvenlik hizmeti satin alindiktan sonra, guvenlikcileri gerektiginde komsuya gondermenin ekstra bir maliyeti yok. bu durumda insaniyet sahibi biri, lanet olsun deyip yardim edecektir. o yuzden, eger belesci, komsunun merhametine guveniyorsa, guvenligi bedava getirmeye calisacaktir. (oyun teorisi terminolojisiyle konusacak olursak, insaniyet sahibi bir adamin tehdidinin inandiriciligi yok.)

peki ya komsu insaniyetten nasibini almamissa? o zaman diger komsu belescilik yapamaz. kimse belescilik yapmadigindan, ikisi de daha iyi korunur. korumanin maliyeti de daha az olur. ironik degil mi? merhametten maraz doguyor adeta.

not: yasalari hazirlayanlar, bir komsunun musterek hareket etmek istememesi, komsulardan birinin cok fakir olmasi gibi turlu durumlari da hesaba katmak zorundalar. ancak benim buradaki amacim, sadece iyi niyetle konulmus bazi kurallarin, pek bariz olmayan olumsuz sonuclarinin olabilecegine dikkat cekmek. o yuzden, her olasi durumu teker teker ele alip tartismaya gerek gormedim.

İktisat Yüksek Lisans Başvuruları: A, B, C... @ 27-04-2008 11:13
bugun aklinin bir kosesinde, gelecekte iktisat alaninda master/doktora yapma ihtimali olan, ama arastirmaya nereden baslayacagini bilemeyenlere internetten birkac link ve ipucu verecegim. gelecekte de yuksek lisans, yurtdisinda egitim, iktisatcilar icin kariyer imkanlari gibi konularda, aklima geldikce bildiklerimi buradan paylasmaya devam edecegim. (bunlarla ilgili daha once yazdigim bir-iki yaziya, egitim etiketinin linkine tiklayarak ulasabilirsiniz.)

her seyden once, iktisatta yuksek lisans yapmak size uygun bir sey mi, ona lisanstan itibaren nasil hazirlanilir gibi sorular icin, sizi oncelikle greg mankiw'in tavsiyelerine yonlendirecegim. ozellikle finans'a egilimi olanlar, ekonomi turk'te ekonomix'in genclere tavsiyeler etiketi altinda yazdiklarindan da faydalanabilirler.

diyelim ki iktisat doktorasi icin yeterli ilginiz ve altyapiniz var. sonra? bir defa, yurtdisindaki programlara basvurular, ogrenime baslanilacak tarihten yaklasik bir sene once yapilir. o yuzden hazirliklara cok onceden baslamali. amerika icin, 2009 senesi sonbaharinda ogrenime baslamak isteyenler, yaz bitmeden kesin olarak basvuru yapip yapmama kararini verirler, ve kisisel tercihleri ve hedefleri dogrultusunda basvurulabilecekleri programlari belirlerlerse iyi olur. boylece hem daha saglikli kararlar verebilirler, hem de sonbaharda iki ayaklari bir pabuca girmez. basvurunun burokratik islemleri ise sonbaharda halledilir. 2008 sonu-2009 basinda da, amerika basvurulari icin, basvuru sureci sona erer. avrupa'daki okullara basvuru icin birkac ay daha zaman olabilir.

koc universitesinin web sitesinde, yurtdisindaki yuksek lisans programlarina basvuru sureci ile ilgili kapsamli bir eser var. simdi onun linkini veriyorum: 1. application guide, 2. appendix. bunun disinda, phds.org adli sitede genel olarak doktorayla ilgili her konuda, econphd.net adli sitede de ozel olarak iktisat doktorasi konusunda size yardimci olacak pek cok kaynaga ulasabilirsiniz.

turkiye'de bir yerde yuksek lisans basvurusu yapacaklarin ise daha cok zamani var. yine de karar verme ve arastirma yapma isini cok savsaklamamali. oncelikle lisansustu egitim sinavi (les) almak lazim. o da bir guz bir de bahar doneminde olmak uzere, senede iki defa veriliyor. les'i guz doneminde almak, kotu skor alinirsa baharda yeniden sinava girme imkani olabilmesi acisindan, daha iyi olacaktir. bazi okullar gre, gmat gibi uluslararasi sinavlari da kabul ediyorlar. ama dikkat etmek lazim. les'ten baska, bir de universitelerin basvuru donemlerine ve basvuru sartlarina dikkat etmelisiniz. basvuru donemleri baharda baslayabilir, not ortalamasi sarti yuksek olabilir, ya da okullara ozgu ozel sartlar olabilir; bunlara karsi onceden hazirlikli olmalisiniz.

diyelim ki bugun arastirmaya basliyorsunuz. onunuzde yeterince zaman var. dolayisiyla, universiteler ve programlari hakkinda, bunlarin kendi web sitelerinden ve dis kaynaklardan yeterli bilgi toplayabilirsiniz. turkiye ici basvurularinda isiniz goreceli olarak daha kolay. universiteler, bolumler ve programlari hakkinda zaten bir fikriniz vardir. yapacaginiz hocalarinizdan ve ulasabildiginiz diger insanlardan da bunlari sorusturmak. ama yurtdisina basvurularda, basta hicbir sey bilinmedigi icin, bilgi toplama sureci daha zorlu olacaktir.

o zaman, yurtdisindaki universiteler ve programlar hakkinda arastirma yapmaya nasil baslamali? oncelikle hangi program daha iyi, hangisi daha kotu karar vermeye calismali. bunun icin, cesitli kisi ve kurumlarin yaptiklari siralamalardan (ranking) faydalanilabilir. cesitli puanlama kriterleri sonucunda ortaya cikan bu siralamalar, programlarin kaliteleri hakkinda bir fikir verir. sonra bunlara bakip hedeflenen universiteleri, internet sitelerinden baslayarak, teker teker arastirmak, oradaki ogrencilere ve hocalara e-mail atip bilgi toplamaya calismak gerek. arastirmalariniz sonunda, kendinize ozel bir basvuru siralamasi yakalayacaksiniz.

peki cikis noktasi olarak hangi siralamayi kullanmali? bunlarin en populerlerinden biri, us news dergisininki. bu dergi her sene ekonomi dahil, pek cok alanda amerika'daki lisans ve yuksek lisans programlarini karsilastiran kapsamli bir arastirma yayinlaniyor. bunun icinde, ekonomi doktora programlari siralamasi da birkac senede bir yenileniyor. normalde bu bilgilere ulasmak icin, dergiye abonelik gerekiyor. ama adamin biri, bir internet sitesine us news'un en son (2005)ekonomi siralamasini koymus: tiklayin. econphd.net'te de bir ranking var. asil baba ranking'leri ise national research council yayinliyor. ama onlar on-on bes senede bir guncelleniyor. bunlari iceren son rapor ise 1994 senesinde yayinlanmis. bu sene yenisi cikacak diye bekleniyor. eskisine ise phds.org 'dan ulasmak mumkun.

bu konularda yazmaya devam edecegim...

Yoksulluk, Piyasalar ve Mikro-Kredi @ 06-04-2008 09:37
bugun ny times'ta, piyasa mekanizmasinin mikro-kredi sektorundeki gelisimi uzerine ilginc buldugum bir haber vardi. ilgilenecek okurlarimiza linkini vermek ve kavrama yabanci olanlar icin aciklayici kisa bir yazi yazmak istedim. (haber icin tiklayin.)

oncelikle, mikro-kredi ne? mikro-kredi (ya da mikro-finans), banglades'li iktisatci muhammed yunus'un gelistirdigi fakirin fakirine yonelik finans sistemi. sistem, fakirlere kucuk bir is kurmalari icin verilecek cok az bir sermayeyle, onlarin hayatlarinda bir fark yaratilabilecegi dusuncesine dayaniyor. mikro-kredi kuruluslari, normal sartlarda piyasadan borclanamayacak insanlara, ozellikle ailelere ve kadinlara, cok kucuk krediler veriyorlar. insanlar da bunu dikis makinesi, tezgah vs gibi kucuk seylere yatirip ufaktan kendi kendilerine yetecek bir is kurmaya calisiyorlar.

adinda da anlasilacagi gibi, mikro-kredi hibe degil, kredi. yani bir miktar faizle birlikte geri odemesi var. ancak bu sistemde kredi kullananlardan teminat falan istenmiyor. onun yerine, kredi alan insanlarin toplu olarak birbirlerine kefil olduklari bir sosyal denetim mekanizmasi kuruluyor. boylelikle, kendi yagiyla kavrulan bir sistem ortaya cikiyor.

mikro-kredi, bundan birkac yil once ulkemizde de diyarbakir'da baslatilmisti. ondan sonra ne oldu, ne kadar basarili oldu bilmiyorum. ancak dunya genelinde fakirligin etkilerini hafifletmede bir miktar basarili olmus olmali ki, muhammed yunus'a 2006'da nobel baris odulunu verdiler. tabii, sistemi elestirenler de var. bir elestiri, fakirligi kapitalizmin yarattigi ve mikro-kredinin de fakirleri uyutmak icin onlarin agzina bir parmak bal caldigi yonunde. bir baska elestiri de, mikro-kredinin fakirligi ortadan kaldirmaya ya da buyuk olcude azaltmaya yaramadigi; bunun makro olcekte kalkinma projeleriyle saglanabilecegi; mikro-kredinin oneminin fazla abartildigi seklinde.

peki ny times neden bahsediyor? mikro-kredi alaninda faaliyet gosteren ve bu isten oldukca iyi kar eden bir kurumun hikayesinden. yukarida anlattigima benzer bir mantikla, yine teminatsiz krediler veren; ama kar amaci gutmeyen klasik mikro-kredi kurumlarina gore, daha gercekci faiz oranlari uygulayan bu kurum, tartismalara neden olmus. mikro-kredi fikrinin babasi muhammed yunus dahil, sistemi piyasa mantiginin disinda goren bir grup, bunu tefecilik olarak nitelemisler. fakirlere saglanan kredilerden kar elde edilmesini ahlaki bulmuyorlar ve bunun sistemi zedeleyecegini dusunuyorlar anladigim kadariyla. ancak onlarin da kabul ettigi bir gercek de var ki, bagiscilarin destegiyle baslatilan mikro-kredi sistemlerinin mevcut talebin ancak cok azini karsilayacak sermayeleri var.

anlasilan kar olmayinca para da akmiyor. yani, mikro-kredicilerin onunde zor bir karar var. ya piyasa ekonomisinin disinda ve kucuk kalacaklar; ya da sistemin icine girip sektore daha cok sermaye cekecek ve daha cok insanin krediye erisimini saglayacaklar.

ozetle: 1. incentives matter, 2. no free lunch.

Merkez Bankası Başkanından Ekonomi Üzerine... @ 28-03-2008 21:32
ben de orhan karaca'nin blogundan linkini aldim; merkez bankasi baskani durmus yilmaz, kibris'ta uluslararasi ekonominin ve turkiye ekonomisinin durumu uzerine bir sunum vermis. merkez bankasinin web sitesinde turkiye ekonomisi uzerine ziyadesiyle bilgi mevcut. lakin bu tur, profesyonel iktisatci olmayan insanlarin da anlayabilecegi seviyedeki belgeleri, vatandasin ekonomi hakkinda bilgilenmesi acisindan faydali buluyorum. o yuzden, benim de kamuya bir hizmetim olsun, linki bir de ben vereyim: http://www.tcmb.gov.tr/yeni/duyuru/2008/KIBRIS.pdf

yalniz, baskan bizi okumaz ama, burada boyle bir sunum hazirlayacak olanlara nacizane bir tavsiyem olacak. bir sunumda slaytlara koca koca paragraflar yazmak, slaytlari cok "kalabalik" yapmak, bir slaytta cok fazla sey anlatmak dinleyicilerle iletisimin etkinligi acisindan pek etkin yontemler degil diye dusunuyorum. mumkun oldugunca slaytlari bolerek sunumu daha cok slayta yaymakta ve cumleleri basitlestirmekte fayda var.

neyse, zarfa takimayalim. mazrufa bakalim biz...

not: daha once de durmus yilmaz'in ihracatcilara para politikasi rejimini anlattigi bir sunumun linkini vermistim: tiklayin.

Şampiyonlar Ligi Kuraları ve Olasılık Hesabı @ 17-03-2008 07:31
istatistik bilgisi hem teoride hem de pratikte iktisatcinin cok isine yarar. istatistigin temeli de olasilik hesabi. o zaman gelin guncel bir olay uzerinde, olasilik hesaplarini da kullanarak biraz akil yurutelim.

aksam'in haberinden ogrendim (tiklayin) onceki gunku sampiyonlar ligi kura cekiminden once garip bir sey olmus. internetteki bir ingiliz forumunda, bir kullanici kuradan iki saat once eslesmeleri dogru tahmin etmis. sonrasinda ingiliz tabloidleri olayin uzerine atlamislar. aksam da skandal diye baslik atmis. uefa yetkilileri ise bu olayi sansa baglamislar. uefa hakli olabilir mi? yoksa ortada hakikaten bir skandal mi var? bakalim...

simdi basit bir olasilik hesabi yapalim. ceyrek finale 8 takim kalmis. sorumuz su: 8 takimi 2'serli 4 gruba nasil ayiririz? bu secim 7x5x3x1=105 sekilde yapilabilir. nasil? alternatif cozumler olabilir, ama bir yol su: en sondan baslayarak, bir kural gelistirebiliriz. yani 2 takim 1 sekilde; 4 takim, 3x1 sekilde (bir takimin 3 olasi eslesmesi, o belirlendikten sonra kalan 2 takimin 1 olasi eslesmesi vardir); 6 takim 5x3x1 sekilde; 2n tane takim (2n-1)x(2n-3)x...x1 sekilde eslesir. bu durumda 8 takim 7x5x3x1=105 sekilde eslesir.

105 olasi eslesme olduguna gore, bir insanin eslesmeleri onceden dogru bilme olasiligi 1/105, yani yuzde 1'den az.

peki olasiligin bu kadar dusuk olmasi bize ortada bir skandal oldugunu gosterir mi? gostermeyebilir. sansasyon yaratma pesindeki birini dusunun, her hafta internetteki bir foruma gerceklesme ihtimali yuzde 1 olan bir tahmin yazsin. yuz haftada bu tahminlerin ortalama 1 tanesi gerceklesir, degil mi? ayni sekilde, yuzde 1 ihtimalli bir tahmini iskembesinden sallayan her 100 kisiden ortalama birinin tahmini tutar. tutmayan tahminleri kimse hatirlamaz, ama tutan tahminler dikkat ceker. bence burada da benzer bir durum var.

tabii, yarin biri cikar da sayisal loto'da bu hafta cikacak sayilari bir yere yazar ve tutturursa, durum farkli olur. orada olasilik (6!)x(43!)/(49!)=1/14milyon (yaklasik olarak).

not: bu arada aksam'in haberinde bahis orani 1'e 191 olarak verilmis. burada da bir terslik var. yukarida yaptigimiz hesaba gore, bu oranla bahis sirketi ex ante zarar ediyor. garip.

Oyun-Kurgu @ 07-03-2008 22:38
bugunku yazimiz biraz fantastik takilacak. sorumuz su:

uc gun sonra dunyaya bir goktasinin carpacagini ve hayatin sona erecegini ogrensek ne olurdu? bu gibi durumlarda bilim-kurgu filmlerinde bir kargasa, kaos ortami olusur. dukkanlar yagma edilir; can, mal, irz, namus guvenligi ortadan kalkar falan. neden?

soyle bir dusunce bunu aciklayabilir: dunyanin sonuna uc gun kalmis. polisi, askeri, savcisi, hakimi herkes kendi derdinde; bir de suclularla mi ugrasacaklar? ise gelmeyen polise disiplin sorusturmasi mi acilacak mesela? bunu bilen insanlar, sokaklarda guvenlik zaafiyeti olusmasini bekleyip buna gore hareket edeceklerdir. yani suclular sokakta kendilerini durduracak kadar polis ya da asker olmadigini gorup sokaklara akarlar. onlari durduramayacak kanun adamlari da, silahlarini alip kendi ailelerini korumanin derdiyle evlerine kosarlar. al sana bir bayesyen nash dengesi.

isin ilginci bu akil yurutmeye dayanilarak uretilen bilimkurgu eserlerinin kendileri de bir meteor dunyaya carptiginda neler olacagini insanlara ogretiyor olabilirler. yani bu eserler, insanlar arasinda bir onceki yazida bahsettigimiz turden bir iletisim sagliyor olabilirler. eger oyleyse, daha once hic dunyanin sonunu gormemis insanlar, diger insanlarin bilim-kurgu eserlerinde anlatildigi gibi davranacaklarini bekleyebilirler. o zaman isareti alan suclular sokaklara akar; kanun adamlari kendi dertlerine dusup evde kalirlar. al sana karsilikli bagimli denge (correlated equilibrium).

tabii oyle bir durumda, kanun adamlari ya da eline silah alip kendini ve cevresindekileri korumaya calisacak insanlar, suclulara karsi siddet kullanmaktan sakinmayacaklardir. tipki gozlerini karartan suclularin bundan cekinmeyecekleri gibi. yani ortama orman kanunu hakim olacaktir. aslinda boyle bir durumda en dogal cozum bu olabilir. yani herkes belinde silahla dolassa ve bir baskasina saldiran saldirdigi insanin kendini koruyacagini bilse, belki bir nebze asayis saglanir.

neyse, kanun duzeni uzerine gereginden cok konustuk. bir de yazili olmayan, kanuni yaptirimi bulunmayan toplumsal kurallar var tabii. toplum duzeninin onemli bolumunu de aslinda bunlar sagliyorlar. bazen soz senetten degerlidir, degil mi? baska bir yazida bu duzenin nasil ayakta durdugundan bahsedecegiz. bunu yaparken tekrarli oyunlarla toplumsal duzen arasinda baglanti kurmaya calisacagiz. yakinda...

Kanun Düzeni ve Oyun Teorisi @ 05-03-2008 21:38
ulkemizde de zaman zaman yasanmistir, dunyada da orneklerini goruruz. bazi olaganustu durumlarda nereden geldigi belli olmayan insanlar sokaklara dokulur; kitleler kontrolden cikar; sokaklarda suclular cirit atar; normal zamanlarda olmayacak yagma, siddet, linc ve saire olaylari yasanir. ustelik bunlari o ana kadar toplum icerisinde siradan bir hayat suruyormus izlenimi veren insanlar gerceklestirirler. bu nasil olur? bugun buna oyun teorisi yardimiyla kendimce bir aciklama getirmeye calisacagim. (kitle psikolojisinden anlamadigim icin, bu isin mekanigi uzerine fikir beyan etmekle yetinecegim.)

toplumsal duzende coklu denge olgusundan bahsedebiliriz. normal zamanlarda insanlar tek baslarina bir suc islediklerinde polis suclularin tepesine rahatlikla biner. bu yuzden insanlarda suc isleme potansiyeli olsa bile, yakalanma ihtimali yeterince yuksekse insanlar suc islememeyi secerler. bu toplumsal duzenin korundugu bir dengedir ve bu dengede duzenin korunmasi icin insanlarin durust, namuslu, ahlakli falan olmasi gerekmez. insanlarin suc islemek icin aralarinda koordinasyon saglayamamalari yeterlidir. bir de suca yatkin herkesin bir anda sokaklara dokuldugunu dusunun, o durumda sayilari cok fazlaysa polis onlari durduramaz. toplumsal acidan digerine gore daha kotu olmakla birlikte, bu da bir dengedir. oyun teorisinin terminolojisiyle konusacak olursak, bu iki durum da birer nash dengesidir.

yalniz burada nash dengesi iki tane olasi sonucu ortaya koyuyor, ama oyuncularin iki tane olasi denge varken neden bir tanesini oynadiklarini soylemiyor. sadece her oyuncunun digerlerinin secimine karsi, kendince en iyi karari verdigini soyluyor. ayrica nash dengesinde, insanlarin ayni anda hamle yaptigi durumlarda, baskalarinin hamlelerini nasil bilip onlara en iyi cevabi verdikleri de acik degil. yani inceledigimiz durumda toplumun zivanadan cikmasiyla kanun duzeninin nasil ortadan kalkabilecegini bize gosteriyor, ama insanlarin aniden nasil esgudumlu bir sekilde hareket edebildigi konusunda bir sey soylemiyor.

oyun teorisinde nash dengesinin yetersiz kaldigi ya da makul, mantikli sonuclar ortaya koymadigi durumlar icin turlu yeni cozum konseptleri, iyilestirmeler onerilmistir. bugunku sorumuza cevap aramak icin kullanacagim cozum konsepti, robert aumann'in karsilikli bagimli dengesi (correlated equilibrium) olacak.

karsilikli bagimli denge, oyuncularin herkesce gozlemlenebilen ve anlami bilinen bir sinyale gore kendilerince en iyi stratejiyi belirledikleri bir denge. ortak sinyal oyuncularin kararlarini birbirlerinden bagimsiz almamalarini sagliyor. trafik isiklari gibi yani. bir kavsaga geldiginizde o anda isik kime yesil yaniyorsa yol hakki onundur. kirmizi bir sinyal goren insan, diger yoldaki insana yesil gorundugunu ve bu durumda onun gececegini bilir. o yuzden kirmiziyi gorunce durur, gecmez. aslinda kavsakta bir yoldaki aracin dururken digerinin gecmesi bir nash dengesidir. ama gercekte kimin durup kimin gececegi belli olmazsa, kaza olabilir. trafik isigi gibi herkesce gorulebilen bir sinyal, suruculerin hareketlerini koordine ederek kazalari onler.

trafik isiklarinin suruculer arasindaki esgudumu saglamasi gibi, insanlarin suc islemek icin sokaklara aktiklari durumlarda da boyle bir sinyal mekanizmasi islemekte olabilir. ne olabilir bu sinyal? mesela bir saldiri, teror eylemi, toplumsal kargasa ya da belki bir dogal afet. tabii, trafik isiklarinda oldugu gibi sinyalin herkes tarafindan ayni sekilde yorumlanmasi gerek. bunun icin de insanlar arasinda onceden acik-gizli bir iletisim ve bir mesaj uzerinde uzlasma olabilir. bu gercek hayatta nasil olabilir? ya birileri sinyal geldiginde herkesin sokaklara dokulecegi mesajini insanlar arasinda yayar; ya da insanlar tecrubelerinden ne olacagini anlarlar. eger sinyal uzerinde uzlasma varsa, sinyal geldiginde ona tepki veren potansiyel suclular hep birlikte sokaga cikarlar. boylece asayis yok olur.

ozetle, normal zamanlarda, kamu duzeninin korunmasi icin guclu bir kanun duzeni ve kolluk gucleri yeterli olacaktir. ama toplumlarin mayasi ve insanlarin gercek yuzleri ellerine firsat gectiginde nasil davrandiklarina gore ortaya cikacaktir.

not 1: bu son soyledigim sey, mekanizma dizayni teorisindeki beyan prensibine (revelation principle) denk dusuyor.

not 2: ilginctir, karsilikli bagimli denge kavrami genelde insanlarin onceden uzerinde anlastigi, artik gelenek haline gelmis isaretlerin toplumda duzeni saglamasini aciklamak uzere kullanilir. ama burada ayni kavrami, toplum duzenini tehdit eden bir durumun aciklanmasinda kullaniyoruz.

not 3: peki insanlar arasinda bir iletisim ve bir sinyal uzerinde uzlasi yoksa ve insanlar tamamen kendi kafalarina gore hareket ediyorlarsa ne degisir? bir defa nash dengelerine bir sey olmaz. yine iki tane (saf) nash dengesi vardir. ama o zaman karsilikli bagimli dengeden bahsedemeyiz. yine de insanlarin sokakta guvenlik zaafiyeti olusma ihtimaline verecekleri subjektif olasiliklara gore, sokaklarda asayisin kayboldugu dengeye ulasilabilir. bilgi eksikliklerinin bulundugu bu gibi durumlarda, beklentilerine gore hareket eden oyuncularin ulastigi ve beklentilerin sonucla tutarli oldugu dengeye bayesyen nash dengesi deniyor.

not 4: karsilikli bagimli denge kavramini ortaya atan robert aumann, oyun teorisine bu katkisiyla nobel ekonomi odulunu almisti. onunla ilgili daha once yazdigim yazi icin tiklayin.

Kontrat Teorisi ve İktisadi Güdüler @ 06-02-2008 09:18
begenmezsen okuma adli blogda bir yazi okudum, ve yazi cok hosuma gitti. suraya yazmadan duramadim. yazar t'pol, kardesinin telefonda cok fazla konusmasina annesiyle beraber bulduklari cozumu anlatmis: tiklayin.

ozetle yaptiklari su. kardese her ay harcligina ek olarak bir miktar fazladan sabit bir para veriyorlar, karsiliginda da telefon parasini onun odemesini istiyorlar. baslangicta telefon parasini ailesi odedigi icin telefonu gereksiz yere kullanan kardes, telefonda fazladan konustugu her dakikanin maliyetini kendisi ustlenince telefonu daha dikkatli kullaniyor. bir kontrat yoluyla, iktisadi gudulerin olumlu yonde hizaya gelmesinin daha kanli-canli ve sirin bir ornegi olabilir miydi?

sekil 1a'da gordugunuz turden tesvik problemleri ve cozum yollarinin incelendigi alana kontrat teorisi deniyor. bu konuda daha once yazdigim yazilardan biri icin: tiklayin.

bu arada, kontratin uygulanabilmesi icin icerdigi tehditlerin inandirici olmasi gerektigini belirtmeden gecmeyelim. bu ornekte kardes, ailenin faturanin odenmemesi durumunda telefonun kesilmesini goze aldigina inanmis olmali ki sorun cozulmus. ilgilenenler icin arsivde, inandirici olmayan tehditler, zaman tutarsizligi ve saire uzerine de birkac yazi mevcut.

Verginin Yansıması (Tax Incidence) @ 25-01-2008 18:53
linki mankiw'in blogundan aldim: tiklayin. haber kanada'dan. quebec eyaletinin yerel yonetimi, cevreci politikalarini enerji sirketlerine vergi koyarak uygulamak istemis. amac kar hirsiyla uretip cevreyi kirleten sirketlerin karlarindan kesip vatandasa yuk bindirmeden cevre kirliligiyle mucadele etmekmis. ama sirketler vergiyi fiyatlara yansitinca vatandasin tepesi atmis.

simdi su haberi iki sekilde yorumlamak mumkun. birincisi, quebec eyaletini yoneten politikacilar ekonomi cahili. iktisada giris derslerinin ikinci haftasinda okutulan verginin yansimasi (tax incidence) konusundan bihaberler; cehaletlerinin farkinda bile olmadan politika uyguluyorlar. politikacilarin ekonomiden anlamamasi olagan bir sey de, bu adamlarin etrafinda bu islerden anlayan kimse de mi yokmus? tabii yok boyle bir sey. enerji bakani salaga yatsa da, sozcusu bunun olacaginin farkinda olduklarini acikca ifade etmis. yani, ikinci yoruma geciyoruz, politikacilar vatandasa alenen yalan soylemisler. piyasa ekonomisinde, firmalarin maliyetleri vatandasa yansitmaya calisacagi gun gibi ortadayken, insanlara maliyeti sirketler ustlenecek demisler. (benzer yalanlari su siralar amerika'daki baskan adaylari da soyluyorlar. ekonomi bloglarini takip edenler, zaman zaman bunlara rast geleceklerdir.)

buradan cikartmamiz gereken ders su. bizimle ilgisiz gorunen kamu politikalarinin ucu dolayli olarak bize de dokunabilir. bu politikalarin yansimalari konusunda uyanik olmak icin temel iktisadi prensipler konusunda bilgi sahibi olmaliyiz. bilincli bir yurttas olmak icin, mikroekonominin temellerini iyi ogrenmek lazim diye dusunuyorum.

Vergide Eşitlik, Adalet ve Verimlilik Üzerine @ 02-01-2008 04:06
bir okurumuz, son yazimin yorum bolumunde bir soru sormus. cevap uzayinca, cevabi ayri bir yazi olarak yayinlamak uygun dustu. soru su:

"Vergilendirme gelir yerine tuketim ustunden olursa esitlik/adillik durumu ne olur? (Bunun pratikte zor oldugu asikar ama merak iste)"

bu eskiden beridir uzerinde tartisilan bir soru. ama son yillarda, amerika'da "the fair tax act" (ya da "the FairTax") adli yasa tasarisi gundeme geldikten sonra tartisma yeniden alevleniyor. (fair tax, adil vergi demek.)

gelelim soruya. bir defa, tuketim vergileri genel olarak "regressive" ozellik gosterirler. bunun sebebi fakir insanlarin kazanclarinin buyuk bolumunu tuketmesi. zenginler ise kazanclarina oranla daha az tuketip daha cok tasarruf yaptiklari icin tuketim vergisinin onlar uzerindeki yuku (goreceli olarak) daha hafiftir. bu acidan tuketim vergilerinin toplum icerisinde esitsizligi arttirdigi iddia edilir. esitligin/esitsizligin onemli olup olmamasi ya da ne tip esitligin (gelir mi, tuketim mi, servet mi?) onemli olmasi subjektif konular. ama toplumun adalet anlayisi (genel olarak) esitlige deger veriyor ise, kapsamli bir vergi reformu onerisinin bu meseleyi ciddiye almasi gerekir. yukarida sozunu ettigim "the fair tax act" gibi onerileri savunanlar onerilerinin, en azindan tuketim acisindan toplumu daha esit hale getirecek onlemleri barindirdigini iddia ediyorlar. (ayrinti isteyenleri ny times'in su haberine yonlendirecegim: tiklayin)

vergi sisteminin adilligi ise tamamen subjektif bir mevzu. misal, su "adil vergi" kavraminin sozde mi ozde mi adil oldugu tartismalidir. ayrica, adalet illa esitlik anlamina gelmez; hatta kimi bakis acilarina gore esitsizligi gerektirebilir. yani bir insan tuketim vergisinin esitsizligi arttiracagini dusunse bile pek ala onu daha adil bulabilir. nasil mi? mesela soyle dusunur: gelir, bir insanin topluma yaptigi katkinin karsiligidir. uretim, toplumun isgucu, sermaye, isgucunun niteligi, toprak ve saire gibi uretim faktorleri kullanilarak yapilir. cok kazanan insanlar bu uretim faktorlerini digerlerinden daha verimli kullananlar, yani topluma daha cok katki yapanlardir. gelirlerini harcamayip tasarruf yapanlarsa gelecekteki uretime ve hatta verimlilik artisina katkida bulunurlar. tuketiciler ise uretileni kendi istekleri dogrultusunda tuketirler. olaya boyle bakan bir insan icin adil olan, gelir vergisi dahil, isgucu, sermaye ve saire uzerindeki tum vergilerin bir tuketim vergisiyle yer degistirmesi olabilir. oysa ki esitlikci bir bakis acisindan bu sistem adaletsizdir. (bundan mirrlees yaklasimi konusundaki yazimda bahsetmistim.)

ozetle, vergi sisteminin toplumun esitlik/adalet tercihleri yonunde sekillenmesi tamamen siyasi bir surec. bu konuda biz ekonomistlerin soyleyecegi fazla bir sey yok. ama baska bir konuda soylenebilecek cok seyler var; o da iktisadi verimlilik. zaten yukarida sozunu ettigim "adil vergi" tartismalarinda dikkatimi ceken, bunun topluma (olculebilir ve gozlenebilir) maddi katkilarinin ne olacaginin one cikmasi. savunuculari, uretim uzerindeki tum vergilerin kaldirilmasinin cok belirgin bir buyume artisi getirecegini, vergi sistemini basitlestirip burokrasiyi azaltacagini iddia ediyorlar. tabii bu gorusleri elestirenler de var. (detay arayanlari yine google'a havale edecegim.)

pratikte fiyatlari bozup verimsizlik yaratmayan bir vergi sistemi olmaz. ama mevcut sistemlerden daha basit, etkin ve verimli sistemler gelistirilebilir. peki tuketim vergisi bunu saglayabilir mi? amerika'yi bilmem ama turkiye'de su an icin saglayamayacagi kesin. en basta vergi kacaklari alir basini yurur. ayrica, bana boyle bir sisteminin gerek sarti, kamu harcamalarini radikal bir bicimde azaltmaktir gibi geliyor. kisaca, hem iktisadi hem de siyasi yonden su an icin bize cok uzak bir mevzu bu.

ek: greg mankiw de bu onerinin elestirel bir analizine link vermis: tiklayin.

Mirrlees Yaklaşımına Liberteryen Eleştiri @ 13-12-2007 09:37
bugun mankiw'in blogunda su yaziyi okuyunca bende kosup suraya iki satir bir seyler yazma istegi hasil oldu. hemen ozet geceyim. mankiw, ogrencisi matthew weinzierl ile birlikte, mirrlees modeli temelli optimal vergilendirme yaklasimiyla dalga gecen bir makale yazmis. sonra bu makaleyi okuyan blog yazari bir iktisatci (robin hanson), mankiw'i elestirip onun dalgasina yaptigi oneriyi destekleyince, mankiw de ona piskin faydaci (utilitarian) damgasini yapistirmis.

mirrlees modelleri sosyal sigorta problemlerinin incelenmesinde ve cozumunde kullanilan araclar. mirrlees'in tum olayi, dogustan gelen beceriler gibi, insanlarin kendi secimleri disinda sahip olduklari ve disaridan gozlemlenemeyen, ama onlarin uretkenliklerini ve dolayisiyla kazanclarini belirleyen kisisel ozellikleri dikkate almasi. insanlarin kazanc potansiyellerinin disaridan gozlemlenememesi sorununa bu modeller, politikalari (gozlemlenebilen) gelir ve gelirle iliskili baska faktorlere baglayarak cozum bulmaya calisiyorlar. (daha once mirrlees yaklasimini aciklayan uzunca bir yazi yazmistim: tiklayin.)

iste mankiw ve weinzierl'in elestirileri burada devreye giriyor. bu ikili insanlarin gelirlerinin boylarina bagli oldugu bir mirrlees modeli kurmuslar. ustune gelirle insanlarin boylari arasinda bir iliski oldugunu gosteren iki ekonometrik calismayi referans gostermisler. sonra da bu mantiga gore uzun boylular daha fazla kazaniyor, onlardan vergi alip kisalara dagitalim diyorlar. hanson da yok bunda bir sacmalik, eger iliski hakikaten saglamsa ben uzun boy vergisinin arkasindayim demis.

tabii asil tartisma felsefi. mirrlees modeli bizim sosyal devlet diye bildigimiz, devletin vatandasini (kimi zaman besikten mezara) sigortaladigi sistemlerin teorik temeli. zaten 70'lerde bunu bulan james mirrlees o zamanin ingiliz isci partisinin uyesi. obur taraftan mankiw'in dunya gorusu bambaska. ona gore mirrlees tipi vergilendirme esitlikci ama adil degil. burada da boyle bir sosyal sigorta anlayisinin abuk sonuclara yol actigini gostermeye calisarak felsefi elestiriye iktisadi boyut katiyor.

su siralar mirrlees modelleri iktisat aleminde cok revacta. en az mankiw kadar baba adamlar bu konular uzerinde calisiyorlar. buradan da pozitif iktisadi yontemleri benimsemis iktisatcilarin benimsedikleri degerlerin birbirlerinden oldukca farkli olabilecegini goruyoruz.

Makroekonominin Mikro Temelleri ve Lucas Kritiği @ 30-11-2007 20:34
ekonomiturk yazarlarindan baris, dun makroekonomiyle ilgili bilinenler ve bilinmeyenler uzerine bir yazi yazmis. ben de yazinin altina makroekonomik sorularin cevaplarinin ekonomilerin mikro sartlarina bagli olduguna iliskin bir yorumda bulundum. aynen aktariyorum:

makroekonomiyle ilgili bilinmesi gereken en onemli sey bence su: makroekonomik olaylarin temelleri mikroekonomiktir. bir ekonomide bireyler, firmalar vb. iktisadi aktorler iktisadi kararlar alirlar. mesela bireyler tuketimlerine, tasarruflarina, ne kadar calisacaklarina vesaireye; firmalar kullanacaklari girdilerin miktarlarina, uretimlerine, yatirimlarina ve saireye karar verirler. makroekonomik degiskenler bu kucuk aktorlerin binlercesinin yaptiklari secimlerin toplami neticesinde ortaya cikarlar. o yuzden mikroekonomik teoriden kopuk makroekonomi teorisi olmaz. baris'in sozunu ettigi efsanelerin tamami bu tip mikro temelleri zayif teoriler.

mesela birisi bize enflasyonu dusurmek icin buyumeden feragat etmek gerekir dedigi zaman, enflasyonu dusurmek icin izlenecek yolun nasil bir mekanizma yoluyla buyumeyi etkileyecegini sorgulamaliyiz. toplam degiskenlerin temellerinde ekonomik aktorlerin secimleri yattigina gore, eger iddia dogruysa enflasyonu dusurmek icin uygulanan politikalarin ekonomik aktorlerin davranislarini etkilemesi ve bu yolla da buyumeyi dusurmesi gerekir. peki bu aktorlerin davranislari soz konusu politikalardan nasil etkilenir? bu konuda belki yuzlerce teori ortaya atilabilir. bu teorilerden, "a, b, c" sartlari saglanirsa falanca iktisadi mekanizma yoluyla firmalarin uretimlerini arttiracagi ve bunun buyumeye pozitif etkisinin olacagi, ama bunlar saglanmaz ya da bir baska "x" sarti ortaya cikarsa filanca mekanizma yoluyla tersi olacagi gibi sonuclar cikar.

tabii, enflasyonu dusurursek buyume artabilir de azalabilir de gibi bir sonuc kimseyi kesmez, kesmemeli. o yuzden elimizdeki teorilerden gecerli olamayacaklari eleyip ise yarar olanlari ortaya cikarmaliyiz. bu da nasil olur? ulkedeki iktisadi aktorlerin davranislarini, sektorlerin yapilarini, piyasa iliskilerini iyi bilir ve anlayabilirsek olur. bunun yolu da daha cok mikro odakli ampirik calisma yapmak ve makroiktisatcilara ekonominin temellerine iliskin modellerini kurarken kullanabilecekleri bilgiler saglamak. mikroekonomik gerceklerle tutarli makroekonomik modeller, makroekonomik sorunlarin cevaplanmasinda daha etkili olacaklardir. ilginc degil mi? iyi makro model kurabilmenin yolu, oncelikle uygulamali mikroekonomicilerin islerini iyi yapmasindan geciyor. tabii onun icin de yeterince ve kaliteli mikro veri olmasi, yani istatistikcilerin isini iyi yapmasi lazim.

ozetle, Lucas kritigi iste. mikro temelleri olmayan, hele hele beklentileri dikkate almayan modeller eninde sonunda cuvallar. ozellikle iktisat politikalarinin uygulanmasinda bunlardan zinhar uzak durmak lazim.

ek: ekonomide kanunlara rastlanamamasinin sebebi mikro sartlarin degiskenlik gostermesi olmali. mesela baris'in sozunu ettigi "giffen good" ornegi 19. yuzyil irlandasindaki patates kitliginin incelenmesiyle ortaya cikmis. daha incelersek kimbilir ne istisnalar buluruz. tabii, iktisadin insan davranislarini inceleyen davranissal iktisat ve bunlarin altinda yatan biyolojik temelleri inceleyen noroiktisat gibi yeni yeni gelisen mikronun da mikrosu alanlari var. belki temellere indikce, iktisatta da bir takim temel kanunlar bulunabilir.

ek2: mankiw'in "a quick refresher course in macroeconomics" adli kisa makalesi bu konularda guzel ve bize gore daha kapsamli bir ozet sunuyor. google'da aratirsaniz cikar.

Büyümenin Sosyal Boyutu @ 20-11-2007 12:01
bugun dani rodrik blogunda buyumenin sosyal boyutu uzerine guzel bir yazi yayinlamis. ben de linkini buradan paylasmak istedim: tiklayin.

konuyu ozetleyelim. bir dunya bankasi toplantisinda buyume stratejileri tartisilirken, bazi katilimcilar bu stratejilerin onceliginin fakirlerin yasam standardini iyilestirmek, sosyal esitsizlikleri azaltmak gibi seyler olmasi gerektigini savunmuslar. rodrik de buna karsi, ozetle, sosyal politikalarla buyume stratejilerini karistirmamak lazim diyor.

buyumeye yonelik politikalar, buyumenin onundeki baslica engelleri kaldirmaya odaklanirlar. bu yuzden yoksullukla mucadele, esitlik gibi hedefler buyume stratejilerinin oncelikleri arasinda yer almazlar. ama bu, buyumeyle ilgilenenlerin baska sosyal meselelerle ilgilenmedikleri anlamina gelmez. sadece kalkinmaya dair tum hedeflere ayni anda erisemezsiniz. rodrik bunlari soyluyor. ayrica, rodrik basta fakirler olmak uzere insanlarin hayat standartlarinda belirgin ve kalici bir iyilesmenin gerceklesmesi icin buyumenin gerek sart oldugunu da vurgulamis. bununla beraber orta ve kisa vadede iktisadi buyumenin bazi sosyal sorunlarin ustesinden gelmekte yetersiz kalabilecegini de kabul etmis.

kisa vadede buyumenin ustesinden gelemedigi sorunlari hafifletmeye calismak, sosyal politikalarin islevi. ama uzun vadeli cozum surekli buyumeden geciyor. o yuzden biri buyumeden soz ederken, hani bunun sosyal boyutu diye atilmakta acele etmeyiniz. birakin adam derdini rahat rahat anlatsin, di mi?

Para Politikası, Faizler, Kur, Büyüme vs. @ 10-11-2007 08:13
bugun ekonomiturk'te ekodok "yilmaz'dan satici'ya ders" diye bir yazi yayinlamis. yilmaz, merkez bankasi baskani durmus yilmaz. satici, turkiye ihracatcilar meclisi baskani oguz satici. ders de fiyat istikrarinin onemi ve mb'nin para politikasi uzerine. ekodok yilmaz'in sunumunun linkini vermis. baktim ve hosuma gitti. orta duzeyde makroiktisat bilgisi olan herkesin anlayabilecegi duzeyde, kisa ve ozlu bir ders olmus. sadece yazici'ya degil tabii, hepimize. bu yuzden sunumun linkini ben de buraya eklemek istedim: tiklayin.

Nobel goes to... @ 16-10-2007 03:48
leonid hurwicz, eric maskin and roger myerson.

bugun iktisat dunyasi icin yilin onemli gunlerinden biriydi. bu sene nobel ekonomi odulu, oyun teorisinin ekonomideki onemli kullanim alanlarindan biri olan mekanizma dizayni teorisinin babasi leo hurwicz'e ve onun iki onemli takipcisi eric maskin ve roger myerson'a gitti.

mekanizma dizayni, arzu edilen bir iktisadi sonucu elde etmek icin sosyal ve iktisadi mekanizmalar yaratma sanati olarak tarif edilebilir. bu isle ugrasanlar, iktisadi aktorlerin tercihlerini istenilen sonucu elde edecek sekilde yonlendirecek mekanizmalari incelemeye ve boyle mekanizmalar kurmaya calisirlar. bu teorinin muzayedelerin (auction) dizayni, optimal vergilendirme, kamu mallari sorunu gibi turlu alanlarda iktisadi uygulamalari vardir.

zaman zaman benim de yazdigim bu konulari modern iktisada sokan ve bunlarin analitik olarak incelenmesinin yolunu acan insan leo hurwicz'dir. hurwicz, coktandir hak ettigi odulu bugun doksan kusur yasindayken aldi. ilgili alanlarda yaptiklari calismalarla daha once de joseph stiglitz, george akerlof ve james mirrlees gibi iktisatcilar nobel odulunu almislardi.

ek:
ekonominin oduller kapsamina dahil edilisinin hikayesi icin tiklayin.
odul sahibi iktisatcilar icin tiklayin.
mekanizma dizayni teorisinin ekonomideki yeri uzerine nobel komitesinin hazirladigi yazi icin tiklayin.
daha kisa ve basit bir yazi icin tiklayin.
adam smith isimli sahsin (evet, saka gibi) hurwicz'le sicagi sicagina yapmaya calistigi telefon roportaji icin tiklayin.

İslam ve İktisat @ 28-09-2007 02:44
ekonomiturk'teki yazimin tipkisinin aynisidir:

is-guc derken blogdan uzak kaldim. bir de baktim ki ekonomik meselelere islam'in bakisi tartisiliyor. din adamlarinin iktisat konusundaki bilgisizliklerine aldirmadan fetvalar vermeleri eskiden beri beni rahatsiz ettigi icin, ben de surada iki kelam etme geregi hissettim.

ekonomix son yazisini bir yerlerde bir seyler ters diye bitirmis. ters olan sey 7. yuzyilda var olmayan, var olmasi hayal bile edilemeyecek olan iktisadi iliskileri ve kurumsal yapiyi, o zamanin basit iktisadi iliskilerini kistas alarak degerlendirmeye calismak. yani bugday ticaretinden opsiyon piyasasi uzerine sonuclar cikartmaya calismak abes; ve abes oldugu kadar (aslinda tam da abes oldugu icin) benim anladigim sekliyle islamin ozune ters. din adamlari islam dinini cok iyi biliyor olabilirler ama iktisattan anlamiyorlar. bu yuzden de insanlari muhtemelen yanlis yonlendiriyorlar. (muhtemelen diyorum, zira benim islam bilgim, onlarin iktisat bilgisinden fazla degil.)

islam bilgisi kuvvetli olmasa da, iktisat bilgisi kuvvetli olan bir insan olarak, ben islamin yasakladigi faizin iktisatcilarin "rant" diye isimlendirdigi sey oldugunu dusunuyorum. yani uretimden kaynaklanmayan, uretilmis olanin el degistirmesiyle elde edilen deger.

iktisatcilarin reel faiz dedigi sey, rekabetci piyasa ekonomisinde sermayenin getirisine esittir. yani paraniz varsa ve bununla bir is kurarsaniz, tum masraflari dustukten sonra, elde edeceginiz kar rekabetci piyasa ekonomisinde reel faizin getirisine esittir. bu sasirtici bir sonuc degil. zira siz o yatirimi yapmasaniz ve parayi bir bankaya yatirsaniz, banka o parayi baska bir girisimciye kaynak olarak verecek. neticede, piyasa mekanizmasi reel faizi sermayenin getirisine esitleyecek. bu su demek, bankaya para koyan bir insan, dolayli olarak baska birinin kuracagi bir ise yatirim yapiyor ve bu yatirimin getirisini kazanc olarak elde ediyor. bankanin burada islevi bir araci olarak cebinde para olanla paraya ihtiyaci olani bulusturmak.

tabii bankalar tum islemlerini islami kurallara gore yapmadiklari (mesela yeri geldiginde icki ureticisine de kaynak sagladiklari) ve de faaliyetlerinin bir bolumu rant saglama faaliyetleri oldugu icin, bir musluman bankalarla iliski kurmaktan kacinabilir. o durumda dogrudan yatirimi finanse eden yatirim araclarina yonelebilir. (ofk'lar hakkinda fazla bir bilgim yok. ama bir alternatif olabilirler tabii.)

faizin icerisinde risk primi de olabilir. bu da borc alanin ustlendigi riskin bedelidir. yani haksiz bir kazanc degildir. moral hazard (ahlaki tehlike), incentives vs. gibi iktisadi kavramlar uzerinden bu risk priminin var olmasinin olmamasindan daha "dogru" olacaginin tartismasini yapabiliriz. ama o kadar zamanim yok.

bu arada riskli yatirimlari kumar olarak adlandirmak da abes. neyin kumar olup neyin olmadigina karar vermek icin, o yatirimin uretkenligine bakmaliyiz riske degil. zira risk her seyde var. yani bir is kurmak da riskli bir aktivite, buna karsilik parayi faize yatirmak risksiz. o zaman reel bir yatirim yapmak mi kumar, faize yatirmak mi? goruluyor ki riskli olan her sey kumardir, kumar da kotudur demek abes. bunlarin uzerine bir de soyle dusunun. cebinizde paraniz var ama isletme tecrubeniz yok. paranizla bir is kurmaniz mi daha iyidir, yoksa is kuracak birine "rekabetci piyasa faizi" uzerinden borc vermeniz mi? kim o parayi daha uretken bir sekilde kullanir; istihdam yaratabilir? bir insanin bilmedigi bir ise girmesi riskli degil midir? bir de o parayi baskasinin iyi kullanabilecegini dusununce, bilmedigi ise giren kisinin toplum kaynaklarini gereksiz riskler alarak carcur etmekte oldugu soyleyemez miyiz? sorular, sorular... cevaplari hepimiz dusunelim.

ozetle, rant olarak tabir ettigimiz, kaynagini uretimden almayan kazanclar disinda ben haram olabilecek bir sey gormuyorum. tabii rant illa ki kotu bir sey mi olmak zorunda? faydasi olamaz mi? ya da turkiye'de piyasalar ne kadar iyi isliyor? faizler dahil fiyat mekanizmasi uretime mi, yoksa uretmeden bolusume mi yonelik isliyor? bunlar uzun mevzular. daha da cok mevzu var tartisilabilecek ama ben uzatamayacagim.

sozun ozu, ben 7. yuzyildaki bugday vs. ticaretini kistas alarak din adamlarinin verdigi dini ogutleri dikkate almiyorum. benim tercihim iktisat bilgimi, islamin ozune iliskin bilgilerimle karsilastirip vicdanimin hakemliginde kararlarimi almak. tabii ekonomix'in dedigi gibi. her koyun kendi bacagindan asilir. siz istediginizi yapabilirsiniz.

not: bu arada yukaridaki tartismadan, islam esaslariyla yonetilen bir ulkede, mali ve parasal istikrarin tam olmasi ve piyasalarda tam rekabetin tesis edilmesi gerektigi sonucu da cikabilir.

not 2: su siralar epey bir yogunum. eger yorumlara cevap veremezsem kusuruma bakmayin.

Sosyal Politikalar Niçin Gerekli? @ 09-09-2007 09:57
bu soruya cevap aramadan once su soruyu soralim: sosyal politikalarin amaci nedir? bu soruya kimileri, toplumun sansli ve sanssiz bireyleri arasindaki esitsizligi devlet eliyle gidermek diye cevap verecektir. bu goruste olanlara gore devletin gorevi, piyasalarin saglayamadigi "sosyal adalet"i saglamaktir.

piyasalar uretkenligi odullendirir. haliyle de daha zeki, becerili, deneyimli ve caliskan insanlar piyasa icerisinde bu meziyetlerinden kaynaklanan uretkenlikle orantili olarak odullendirilirler. ancak bu ozelliklerin kimisi insanlarin tercihlerinin disinda belirlendigi icin, kisinin zengin ya da fakir olmasi bir olcude sans faktorune baglidir. ne de olsa, kimse dogustan genlerini, ailesini, cevresini ve saireyi secemiyor, degil mi? benzer sekilde, insanin hayatta basina ne gelecegi de belli degil. belli bir olcude varlikli olanlar, kendilerini birikimleri ya da ozel sigorta policeleri yoluyla bir olcude guvence altina alabiliyorlar. buna imkani olmayan insanlar ise gerek bireysel gerekse toplumsal risklere karsi daha savunmasiz durumdalar. iste bu durumu adaletsiz bulanlar, sosyal devlet mekanizmalari yoluyla tum toplumun sosyal guvence altina alinmasini ve esitligin saglanmasini savunuyorlar. yani burada yapilmak istenen her yeni dogacak cocugu, yukarida saygidim tum risklere karsi besikten mezara kadar guvence altina almak. (bu amaca yonelik mekanizmalari daha once tartismistik. tiklayin)

ote yandan devletin iyi gorunen bir sebep icin bile olsa gucunu kullanmasini bireysel ozgurluklere tehdit goren; devletin insanlar icin en iyisini bilemeyecegini, bilse bile onu uygulayamayacagini savunan; insanlar arasindaki, dogustan gelen ya da sonradan ortaya cikan esitsizliklerin sadece gelirle sinirli olmadigini ve devletin asla insanlari gercekten esit kilamayacagini savunan bir kesim de vardir. (oyle ya hicbir sosyal mekanizma angelina jolie'nin gonlunu brad pitt'e degil de bana kaptirmasini saglayamaz.) olaya bu acidan bakanlara gore, devletin uygulayacagi her tur sosyal politika keyfidir; piyasanin sonucundan daha istenilir ve adil degildir.

bu yazinin amaci yukarida kisaca ozetledigim iki yaklasimdan birini savunmak degil. orasi derin felsefi meselere dogru uzaniyor ve ben oralara girmeyecegim. bu yazinin amaci, sosyal politikalarin esitlik-adalet eksini disinda da tartisilmasi gerektigini; bu politikalar olmadan saglikli bir sosyal ve iktisadi duzenin tesis edilmesinin zor oldugunu dile getirmek. oyle ya ikinci gorusun en guclu isimlerinden milton friedman bile, fakirlere sosyal destekte bulunulmasina tumuyle karsi cikamamisti.

o zaman felsefi tartismalari bir kenara birakip konuyu salt iktisadi acidan ele alalim. once sosyal politikalarin topluma maliyetlerine bakalim. sonra da tum bu maliyetlere ragmen, neden onlardan vazgecemiyoruz bunlari tartisalim.

her seyden once devletin ekonomideki varligiyla iliskili tum sorunlar sosyal politika alaninda da aynen mevcuttur. insanlar genellikle baskasinin parasini, kendi paralarini kullandiklari kadar dikkatli kullanmazlar. bu yuzden, kamusal politikalarda, vergi verenlerin paralarinin kotu kullanilmasi, yardimlarin ihtiyac sahiplerine ulasmamasi, kaynaklarin ozel ya da siyasi cikarlar dogrultusunda carcur edilmesi siklikla karsilastigimiz durumlardir. daha kotusu, kaynaklarin yoneticiler tarafindan iyi kullanilmaya calisildigi durumlarda bile sosyal programlara harcanan paranin ciddi bir bolumunun cope gitmesidir. tum sosyal politikalar, gizli ya da acik suistimallerin yol actigi verimsizlikleri en alt duzeyde tutacak sekilde dizayn edilmeye calisilirlar. buna ragmen hemen hicbir sosyal politika suistimallere karsi tumuyle korunakli degildir. bu yuzden bu politikalar devletin alenen soyulmasina sebep olabildikleri gibi, devletten beslenen, ona bagimli kesimlerin olusmasina da yol acabilirler. sosyal programlari finanse etmek icin koyulan vergilerin ekonomiye getirdigi yuk ve yarattiklari verimsizlikler de cabasi tabii. (bunlarla ilgili olarak, bundan bir sure once ahmet cavusoglu ekonomiturk'te , sosyal politikalarin toplumun alt kesimlerini uretmeye degil, toplumun cebinden tuketmeye tesvik ettigini dile getiren bir yazi yazmisti. altinda ben de birkac yorumda bulunmustum. o yazi icin tiklayin.)

peki tum bu maliyetlere ragmen sosyal politikalar neden faydali ve hatta gerekli?

diyelim ki tum sosyal politikalari tumden biraktik. o zaman, yukarida belirttigimiz sorunlar kokten cozulur. ama baska sorunlar ortaya cikar. en basta, sosyal destegi ortadan kaldirmak, ihtiyac sahiplerinin toplumsal duzen icerisinde kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini saglamaz. onlarin egitime, gidaya, sagliga erisimini kisarsak, rekabetci bir toplumda kendi ayaklari uzerinde durabilmelerini nasil bekleyebiliriz ki? bu onlari daha da fakirlestirip marjinallestirmez mi? oysa ki iyi dizayn edilmis sosyal programlar, bu insanlara bir deger uretecek becerileri kazandirabilir. dahasi, bunlari tamamen goz ardi ederek sosyal programlari kesersek, toplum olarak ciddi bedeller odeyebiliriz. en basitinden, en fakirin bile bir oy hakki var. yani biz mesela fakir cocuklarin egitimi icin para harcamak istemesek bile, onlara kalitesiniz komur vermek icin para harcayacak birileri mutlaka cikacak. sosyal patlama, asayis vb. sorunlar da cabasi tabii.

peki ne yapalim? oncelikle sosyal politikayi populizmden ayirmakla; ikincisine karsi cikip birincisini etkin bicimde uygulamanin yollarini aramakla ise baslayabiliriz. sosyal politika makrodan cok mikro olcekli bir sorun. yani sosyal politikalar icin kac para harcadiginizdan cok, parayi nasil harcadiginiz onemli. uretken guduleri mumkun oldugunca koreltmeyen, ahlaki istismar riskini en aza indiren programlar makbul va hatta zaruridir.

sosyal harcamalarda, egitim ve saglik gibi iktisadi kalkinmanin da temel taslarindan olan alanlara oncelik verilebilir. mesela ben kadin emeginin ev isleri disinda da uretken olmasina yardimci olacak politikalarin cok onemli oldugunu dusunuyorum. kadinlarin egitimi, onlarin piyasada degerlenecek beceriler kazanmalari; hem onlarin toplum icerisindeki statusunu yukseltecek, hem onlara bir gelecek guvencesi saglayacak, hem de ailelerin yasam standardini iyilestirecektir; ustelik de bunlari ailelerin sosyal destege ihtiyaclarini giderek azaltarak gerceklestirecektir.

ozetle, fakirlere komur dagitmakla onlarin egitimine sagligina destek olmak ayni sey degildir. sosyal politikayi populizmle karistirmayalim. dogru guduleri tesvik eden programlari destekleyelim. hem ihtiyac sahipleri icin, hem de toplumun geri kalani icin.

not: kalkinmanin gerek sartlarindan birisi egitim ve saglik gibi alanlara gerekli yatirimin yapilmasi. bunu insanimiz yapamiyorsa bu alana devletin destek olmasindan baska caremiz yok gibi gorunuyor. bu ozellikle egitime para harcamayan/harcayamayan, toplumun alt kesimleri icin gecerli. aslinda devlet bir sey yapacaksa, oncelikle bunlari yapmali diye dusunuyorum. beseri altyapiya yatirim yapmanin fiziksel altyapiya yatirim yapmaktan fazla bir farki yok. gerekli altyapi tesis edildikten sonra piyasalarin gerektigi gibi islemesini bekleyebiliriz.

not 2: peki fakirlerin hayat standardini iyilestirmeye yonelik dogrudan komur, gida vs. yardimi yapmanin nesi kotu? birincisi bu tip yardimlar cogunlukla goz boyama amacli yapiliyor. yani faydasi tartisilir. ikincisi, boyle bir yardim gerekiyorsa bile, bunu ayni olarak degil, nakdi olarak yapmakta fayda var. yani komure ve saireye harcanan para fakirlere nakit olarak verilse, muhtemelen onlarin isine daha cok yarar. bunu tartismistik tiklayin.

Ormanda Denge @ 03-08-2007 21:33
bir okurumuz, bir onceki yaziya ekonomi turk'te yaptigi yorumda, ariel rubinstein ve michele piccione'nin "equilibrium in the jungle" adli makalesine atifta bulunmus, ve bakin hukuk olmasa da verimlilikten bir sey kaybedilmiyor demis. ilginc bir makale oldugu icin burada ondan bahsetmek istedim. zamaninda rubinstein turkiye'ye geldiginde bunu bogazici ve sabanci'da da sunmustu. yalniz is-guc bekledigi icin, makalenin linkini vermekle ve okura verdigim yaniti bir-iki duzeltme ve ekleme-cikarma ile buraya aktarmakla yetinecegim:

bir defa o (olayin gectigi teorik duzlem), klasik genel denge modelindeki rekabetci piyasa degil jungle. isterseniz iki farkli modeldeki piyasa mekanizmasini birbirinden ayirt edelim de kavramlar birbirine karismasin. rubinstein ve meslektasi, orada debreu'nun genel denge modeliyle bir analoji kurup guc iliskilerine dayanan iktisadi iliskilerin analizinde kullanilabilecek bir genel denge modeli yaratmislar. faydali ve ilginc bir calisma elbette. bazi ekonomik iliskilerin analizinde faydali olabilir.

(ne oluyor ormanda? guclu gucsuzun elinden ekmegini aliyor. o doyduktan sonra gucsuz kalani yiyor. kisaca hikaye bu. makalede, her genel denge modelinde oldugu gibi, bu ekonomideki dengenin varligi ve ozellikleriyle ilgili ispatlar yapiliyor.)

jungle'i soz konusu habere (alttaki yazi) uyarlayalim: insanlar gucsuz ureticiler gucluyse, insanlarin temiz cevreye sahip olma hakki jungle'da ureticiler tarafindan gasp edilir. modelimize gore, herkesin tuketim setleri sinirli (bounded) oldugu icin, yiyebilecekleri miktar sinirlidir. o yuzden ureticiler bir noktada doyuma ulasirlar, ve geride ne kadar temiz alan kalmissa o alanlarda insanlar yasarlar. denge noktasi pareto verimli mi evet. gucluler doymus artik, onlarin refahini arttiracak daha iyi bir dagilim yok. gucsuzler de tum gucleriyle kirintilari bile supurdukleri icin, toplumdaki hicbir kaynak israf olmamis. demek ki jungle'da da denge pareto optimal. ama yazarlarin sonuc bolumunde yaptiklari uyarilara da dikkat etmek lazim. verimliligin cuvalladigi durumlar biraz fazla gibi geldi bana. (hem tuketim setlerinin sinirli olmasi ne is?) ama rubinstein'a saygimiz sonsuz tabii.

gercek dunya icin rekabetci piyasa mi, yoksa jungle mi daha gecerli bir kavram, tartismayacagim. zira sonucu Rubinstein'in modelinin bilim dunyasinda ne kadar kabul gorecegi gosterecektir zaten. enerjimizi bosuna harcamayalim. ancak, siz jungle'i rekabetci piyasaya tercih eder misiniz o sizin bileceginiz is. insanlarin ellerindeki varliklarin zorla bir baskasi tarafindan alinamayacagi bir sistem, bana sahsen daha sirin gorunuyor.

Ekşi İktisat

Date: 27.10.2007
Viewed: 178
Category: Personal
Tag: iktisat ekonomi

Share
Report


Related RSSes
Personal - Dünyevi Meseleler
Date: 27.10.2007
Viewed: 29
Personal - pure absinthe
Date: 27.10.2007
Viewed: 29
Personal - Sevda Yanığı
Date: 27.10.2007
Viewed: 44
   
Olmazmi.com