Receb Ayında Kılınacak Namaz @ 04-07-2008 12:45

Receb'in 1'i ile 10'u arasında, 11'i ile 20'si arasında ve 21'i ile 30'u arasında sadece birer defa olmak üzere kılınacak 10'ar rek'at Hacet namazı vardır. Hepsinin de kılınış şekli aynıdır. Sadece sonunda okunan tesbihlerde farklılıklar vardır. Bu namazlar, akşamdan sonra da, yatsıdan sonra da kılınabilir. Fakat Cuma ve Pazartesi gecelerinde ve bilhassa teheccüd vaktinde kılınması efdâldir.
Bu namaz, mü'min ile münâfığı ayırır. Bu 30 rek'at namazı kılanlar hidâyete ererler. Münâfıklar bu namazı kılamazlar. Bu namazı kılanın kalbi ölmez.
Bu 30 rek'at namaz, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in berberi Selmân-ı Pâk (r.a.) Hazretleri tarafından rivâyet edilmiştir.
Namaza;
"Yâ Rabbî, beni dünyayı teşrifleri ile nûra gark ettiğin Efendimiz hürmetine, sevgili ayın Receb-i şerîf hürmetine, feyz-i ilâhîne, rızâ-i ilâhîne nâil eyle. Âbid, zâhid kulların arasına kaydeyle. Dünya ve âhiret sıkıntılarından halâs eyle, rızâ-i şerîfin için Allâhü Ekber." diyerek niyet ederek başlanır.
Her rek'atte 1 Fâtiha-i şerîfe, 3 Kâfirûn, 3 İhlâs-ı şerîf okuyup, 2 rek'atte bir selâm verilir. Böylece 10 rek'at tamamlanır.
Receb'in 1'i ile 10'u arasında kılınan 10 rekattan sonra 11 defa şu dua okunur:لاَ اِلهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ" Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh. Lehül-mülkü ve lehül-hamdü yuhyî ve yümît. Ve hüve hayyün lâ yemûtü biyedihil-hayr. Ve hüve alâ külli şey'in kadîr "Receb'in 11'i ile 20'si arasında kılınan 10 rek'attan sonra 11 defa şu duâ edilir:اِلهًا وَاحِدًا اَحَدًا صَمَدًا فَرْدًا وِتْرًا حَيًّا قَيُّومًا دَائِمًا اَبَدًا" İlâhev vâhiden ehaden sameden ferden vitran hayyen kayyûmen dâimen ebedâ. "
Receb'in 21'i ile 30'u arasında kılınan 10 rek'atten sonra da, şu duâ 11 kere okunur:اَللَّهُمَّ لاَ مَانِعَ لِمَا اَعْطَيْتَ وَلاَ مُعْطِيَ لِمَا مَنَعْتَ وَلاَ رَادَّ لِمَا قَضَيْتَ وَلاَ مُبَدِّلَ لِمَا حَكَمْتَ وَلايَنْفَعُ ذَا الْجَدِّ مِنْكَ الْجَدُّ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الوَهَّابِ سُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الوَهَّابَِسُبْحَانَ رَبِّىَ الْعَلِىِّ اْلاَعْلَى الْكَرِيمِ الوَهَّابِ يَا وَهَّابُ يَا وَهَّابُ يَا وَهَّابُ
" Allâhümme lâ mânia limâ a'tayte ve lâ mu'tıye limâ mena'te ve lâ râdde limâ kazayte ve lâ mübeddile limâ hakemte ve lâ yenfeu zel-cedde minkel-ceddü. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-vehhâb. Sübhâne rabbiyel-aliyyil-a'lel-kerîmil-vehhâb. Yâ vehhâbü yâ vehhâbü ya vehhâb. "Allahü Teâlâyı Tanımak @ 02-07-2008 20:18
İHLAS SURESİ
1- De ki: «O Allah birdir.»
2- «Allah, bütün mahlukatın kendisine teveccüh ve iltica edeceği zât-ı ehâdiyyettir.»
3- «(O) Doğurmadı ve doğurulmamıştır.»
4- «Ve O'na hiç bir şey denk (mümasil) olmamıştır.»
Ömer Nasuhi Bilmen meali
Allahü Teâlâ'yı kısaca tanımak, Allahü teâlâ'nın bir, tek, eşsiz ve kimseden doğma olmadığını, benzeri, ortağı, bir ikincisi bulunmadığını, yardımcısı, destekleyicisi, müşaviri olmadığını, şeksiz, şüphesiz bilmektir.
Allahü teâlâ cisim değildir. Duygularla anlaşılan cevher değildir. Zâtı ile kâimdir. Mekansızdır.
Gökleri yükselten, yeri yaratan O'dur. O, doğan bir parlaklık, zahir olan bir karanlık, görünen bir ışık değildir.
Eşyayı ilm-i huzuru ile bilici, dokunmadan müşahede edicidir. Azizdir. Kahirdir. Hâkimdir. Kadirdir. Rahîmdir. Gâfir (mağfiret edici) dir. Satirdir. Muiz'dir. Nasırdır. Raûfdur. Hâlıkdır. Fâtırdır. Evveldir. Âhirdir. Zahirdir. Bâtındır. Ferd-i ma'buddur. Ya'nî ibâdet olunacak tek zât odur.
Ölümsüz diridir. Ezelîdir. Varlığının başlangıcı yoktur. Ebedîdir, varlığının sonu yoktur. İzzet ve azameti nihayetsizdir. Bir an dalgınlığı yoktur. Kayyûmdur, herşey'i varlıkta tutan O'dur. Azîzdir. Kavîdir (kuvvetlidir). İntikam alıcıdır. Hiç kimse O'nunla döğüşemez, karşı duramaz. Allahü teâlâ'nın yüksek isimleri ve çok ihsanları vardır.
Bütün yaratılmışların yok olmasına hükmetmiştir. Nitekim sûre-i Rahmanda: «Onun üzerindekiler yok olucudur. Ancak Celâl ve İkram sahibi olan Rabbinin vechi devamlıdır», buyuruyor.
Yaratılmışları ve işlerini O yarattı. Onların rızık ve ecellerini O takdir etti. O'nun te'hir ettiği şey'i takdim edecek, takdîm ettiğini te'hir edecek kimse yoktur. Âlem ve âlemdeki işler, O'nun dilemesiyle meydana gelmiştir. Hepsini günahsız yaratsaydı, kimse Ona uymamazlık yapamazdı. Bütün insanların ve cinlerin muti' olmasını dileseydi, bütün âlem Ona elbette itaat ederdi.
Örtülü, gizli olanları, kalbde bulunanları bilir. Böyle olduğu âyet-i kerîme ile bildiriliyor. Hareket ve hareketsizlik Onun dilemesiyledir. Vehimlerin tasavvurundan ve zihinlerin takdirinden münezzeh ve mukaddestir. İnsanlara benzetilemez. Allahü teâlâ kendi yarattıklarına benzemekten, yaptıklarına benzetilmekten uzaktır. Yaratılanların nefeslerinin sayısını bilir.
Herkesin kazandığı şey'e herşeyin hal ve hareketlerine vâkıftır. Herkese iyi ve kötü işlerine göre iyi ve kötü karşılık verecektir. Nitekim Tâhâ sûresi, onbeşinci âyet-i kerîmede: «Kıyamet günü gelince, herkese yaptığının karşılığı verilir», buyuruluyor.
Allahü teâlâ'nın, yarattıklarına ihtiyacı yoktur. Yaratıkların rızkını O verir. Onların, rızkına muhtaç değildir. Herşeyin melekût, saltanat ve hükümranlığı onun kudret elindedir, istediğine azâb etmez. Hiç kimsenin bir kimseyi onun azabından korumaya gücü yetmez.
Bütün mahlûkat O'na muhtaçtır. Nitekim Muhammed sûresi, otuzsekizinci âyet-i kerîmede: «Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur, siz ise muhtaçsınız», buyuruldu.
Mahlûkatı yaratması fayda veya zarar için değildir. Âlemi yaratması mücerred irâdesine, dilemesine bağlıdır. Nitekim, Bürûc sûresi, onbeş ve onaltıncı âyetlerinde: «Arşın sahibi ve yaratıcısı yüksektir. Dilediğini yapar.» buyurdu.
Allahü teâlâ Hayat sıfâtiyle diri, İlm sıfatiyle bilici, Kudret sıfatiyle gücü yetici, İrâde sıfatiyle dileyici, Sem' sıfatiyle işitici, Basar sıfatiyle görücü, İdrâk sıfatiyle anlayıcı, Kelâm sıfatiyle söyleyici, emir ile emredici, nehyle nehyedici, haber ile haber verici, hüküm ve kazasında adalet sahibi, ihsan ve ikramında, ihsan edici ve ikram edicidir.
Allahü teâlâ, bahillik etmez. Cuvvâddır (cömerddir). Acele etmez. Halım ve Hafîzdir (koruyucudur). Unutması, gevşekliği ve dalgınlığı yoktur. Allahü teâlâ kabz ve bast eder (daraltır ve açar). Güldürür ve sevindirir. Sever ve beğenmez. Razı olur ve buğz ve gazab eder. Acır, bağışlar, ihsan eder, mâni olur.
Allahü teâlâ yedi kat gökte ve aralarında ve altlarında olanı, yerde ve yerin altında, denizin dibinde bulunanı, her kılın, her bitkinin ve her ağacın bitmesini, bittiği yeri, her yaprağın düştüğü yeri ve sayısını, ince taş, toprak ve kumların sayısını, dağların ağırlığını, denizlerin ölçüsünü ve her damlasını, kullarının işlerini ve gizli şeylerini, nefeslerini, sözlerini, velhasıl herşeyi bilir.
Allahü teâlâ her yerdedir demek caiz değildir. Allahü teâlâ Arşın üstündedir demek mücesseme ve kiramiyyenin dediği gibi oturma ve temas şeklinde demek değildir. [Arştan da üstün, Arş'ı da o yarattı, Arş da O'nun kudreti altındadır demektir].
Receb-i Şerîf @ 30-06-2008 20:45

Receb ayı "Eşhur-u hurum"dan olup ŞEHRULLAH yâni Allah'ın ayıdır. Bu aya oruçlu olarak girilmeli ve bu ayda Allah'a çok ilticâ etmelidir.
Recebin 1'inci günü oruç tutanlara 3 senelik, 2'nci günü oruç tutanlara 2 senelik, 3'üncü günü oruç tutanlara ise 1 senelik nâfile oruç sevâbı verilir. Bu, hadîs-i şerîf ile sâbittir.
Üç günden sonra her gününe birer ay oruç sevâbı verilir.
Receb-i şerîf Cenâb-ı Hakk'a mahsus bir ay olduğu için yalnız Zât-ı İlâhî'yi bildiren İhlâs-ı şerîf sûresini çok okumalı; tevhîd, istiğfar ve salevât-ı şerîfeleri ihmal etmemelidir.
Bu ayda 2 kandil vardır:
1'inci gecesi bir tesbih namazı veya Receb-i şerîfin ilk onu zarfında bir defaya mahsus olmak üzere kılınan on rek'at namaz kılınabilir. Bu namazda, her rek'atte Fâtiha-i şerîfeden sonra 3 "Kul yâ eyyühel-kâfirûn...", 3 İhlâs-ı şerîf okunur.
Ayrıca;
Receb ayında her gün, başında ve sonunda 7'şer Fâtiha-i şerîfe okumak sûretiyle 100 İhlâs-ı şerîf okumak da çok sevaptır.
Bu ayda, mümkün olduğu kadar Hatm-i Enbiyâ yapmalı ve oruç tutmalıdır. 13, 14 ve 15'inci günlerinde oruç tutanlar, bu sünnet-i şerîfeyi yerine getirdiklerinden, nice hastalıklardan şifâ bulur.
Hoca Ubeydullah Taşkendi Hazretleri @ 30-06-2008 14:42
Bazı Hadis Tefsirleri
"El kanaatû kenzûl lâ yefnâ" Hadîsi üzerinde buyurdular :
— Allah'ın Resûl'ü
«Kanaat tükenmez hazinedir» dediler. Sonsuz mâna...
Bizim gözümüzde kanaat odur ki, bir kimse çiğ bir arpa ekmeği bulacak olursa, onda, aynı ekmeğin pişmişine arzu olmamalıdır. Ondan da o kadar yemelidir ki, namazda hareket kabiliyetini elde etmekten öteye geçmemelidir. Kişi şöyle geçinmelidir ki, her zaman aynı şekilde geçinmek mümkün olsun... Ve Öylesine yiyip giyinmelidir ki, kendisinden daha aşağı bir derece mevcut bulunmasın...Ve mübarek avuçlarını açıp buyurdular :— Bir kimseye bir avuç pirinç veya un kifayet eder. Böyle yapan, kanaat sırrını anlamıştır. Bir insan düşünün ki, çöle düşmüştür; orada ne sudan, ne ottan eser vardır. Hiç bir yerden imdat gelmek ümidi de yoktur. Böyleyken bu adamda açlık ve susuzluktan yana en küçük kaygı mevcut değildir. İşte o adam kanaatin hakikatine ermiş kabul edilebilir.
"Ettekebbüru alelmütekebbiri sadakatün"«Kibirliye kibir etmek sadakadır» mealindeki hadîsi şöyle mânalandırdılar :
— Kibir iki türlüdür : Biri kötü, öbürü iyi... Kötü kibir, Allah'ın mahlûklarına yücelik taslayıp onları hor görmektir. Makbul kibir ise, Allah'tan gayrine iltifat etmemek ve onlara yücelik tavrı takınmak... Şu incelik yönünden ki, Allah'tan gayrini hakîr görmek ve hiç bir değere lâyık bulmamak şartı altındaki kibir... Bu kibir asıldır ve fenâ mertebesine ileticidir.
Reşahat -Aynel Hayat
Emânetler @ 30-06-2008 12:59

Ulu Allah (c.c.) buyuruyor ki;
"Biz emaneti göklere, yeryüzüne ve dağlara arz ettik. Onlar onu yüklenmeye yanaşmadılar, ondan ürktüler."Ahzab Suresi - 72. ayet
Ayet-i kerimedeki "emanet" in mânâsı, karşılığında sevap ve ceza tahakkuk eden ibadet ve farzlardır.
1- Kelime-i tevhid.
2- 5 vakit namaz.
3- İnsanın kendisine verilen âzâları.
4- Kur'an-ı Kerim.
5- İslamın şartları.
6- Aile (çocuklar, eş).
7- Mal, mülk.
8- Kullar arasındaki emanetler ve haklar.
9- Beyt-ül mal, hazine malları.
Kadının Kadına Karşı Örtünmesi Nasıl Olmalıdır? @ 30-06-2008 11:17

Kadının Kadına Karşı Örtünmesi İki Şekilde Mütalâa Edilmiştir:
1 — Müslüman kadının, müslüman olmayan kadınlara karşı örtünmesi.
2 — Müslüman olan hanımın müslüman kadına karşı örtünmesi.
Müslüman kadının avret sayılan organlarını (elleri ve yüzü hariç her yeri), müslüman olmayan kadınlara göstermesi helâl değildir.Çünkü Cenab-ı Hak, ayet-i celilede
«Kendi kadınları hariç;» buyurmuştur.
Ayet-i celilede zikredilen kendi kadınlarından maksat müslüman olan kadınlardır.
Hazret-i Ömer (RA) şöyle demiştir:
"-Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir kadının, Allah'a eş koşan bir kadının yanında başörtüsünü açması helal değildir."
İbn-i Abbas'ın da (RA) şöyle dediği rivayet edilmektedir:
"-Müslüman bir kadını,Yahudi ve Hıristiyan kadınlarının görmesi helal değildir.Müslüman kadınların avret yerlerini,(müslüman olmayan kadınların) kocalarına anlatmamaları için (bu husus) yasaklanmıştır."
...
Görülüyor ki, müslüman bir kadın gayr-i müslim olan bir kadının yanında açık duramıyorsa, (Diğer erkeklere anlatabileceği endişesi vardır. Halbuki müslüman bir kadın, başka bir kadını bir erkeğe anlatmamalı, bunun bilincinde olmalıdır.) bir erkeğin yanında nasıl durabilir. Artık bu gerçeği kabul edelim ve müslüman bir kadın olarak tesettürümüze dikkat edelim. Tesettürü olmayan bir kadın Allah-ü Teala'nın emirlerine karşı gelmekte ve günah işlemektedir.
Ayet-i kerimeleri görüyoruz. Eğer inkâr edersek küfre düşeriz.
Müslüman bir kadının açık gezmek gibi bir tercihi yoktur. Sadece günah işleyerek açık gezer.
Kusurlarını Görmek İsteyen İçin Dört Yol @ 30-06-2008 05:54

Bilesin ki Ulu Allah (c.c.) bir kulun iyiliğini isterse, ona kendi günahlarını gösterir. Görüşü derin olanlara kusurları gizli kalmaz. İnsan kusurlarını bilince, giderilmeleri mümkün olur.
Kusurlarını görmek isteyen için dört yol vardır:Birinci yol: Nefsin kusurlarını gören ve gizli afetlerin farkında olan bir şeyh ile oturup kalkmak. Onu, kendisi hakkında hakem tutmak ve nefisle cihad hususunda, onun buyruklarına uymak.
İkinci yol: Sadık, derin görüşlü ve dindar bir dost edinerek, onu, davranış ve hallerini incelemek üzere kendine murakabeci (denetleyici) olarak kabul etmesidir. Bu dost, onun gizli, açık bütün kusur ve huylarına karşı onu ikaz eder.
Üçüncü yol: Kusurları düşmanların ağzından öğrenmek. Çünkü hasım göz, kusurları meydana çıkarır. İnsanı yalandan öven, karşısındakinin kusurunu saklayan dalkavuk bir dosta nazaran, karşısındakinin kusurlarını açıklayan kindar bir düşmandan daha iyi faydalanılır. Fakat insan, düşmanın söylediklerini inkar etmeye ve sözlerini kine bağlamaya yaratılıştan yatkındır. Ama derin görüşlü kimseler, düşmanlarının sözlerinden faydalanmaktan geri kalmazlar. Çünkü, onun kusurları nasıl olsa onların dillerine düşer.
Dördüncü yol: İnsanlar ile düşüp kalkmak. Başkaları arasında kınanan her davranışı kendinde araştırmalı ve nefsini bu konuda tartmalıdır. Çünkü mü'min, mü'minin aynasıdır. Herkes karşısındakinin kusurundan kendi kusurunu görür ve bilir ki, nefse uyma konusunda insanlar birbirine yakın karakterdedir. Herkes kendi kendini inceleyip, başkasında kınadığı kusurdan kendini arındırmalıdır.
Kadının Erkeğe Karşı Tesettürü @ 29-06-2008 20:05
Âişe (r.a.) dan rivayet olunmuştur:
"Ebu Bekir'in (r.a.) kızı bulunan Esma (r.a.), üzerinde ince elbiseler bulunduğu halde, Rasulüllah'ın huzuruna girmişti. Rasul-i Ekrem hemen yüzünü ondan başka bir tarafa çevirdi ve
"Ya Esma! Bir kadın hayıza ulaştığında şundan ve şundan başka (bir yerinin) görülmesi iyi olmaz." buyurarak, yüzüne ve iki eline işaret etti."

Açıklama:Bu hadis-i şerif bazı hakikatleri ortaya koymakta ve hükme bağlamaktadır. Şöyle ki;
1-Altını gösteren bir kumaşın, dini bir kisve (kıyafet) olmayacağı,
2-Böyle bir elbise giymiş bulunan bir kadını görecek erkeğin başını başka bir tarafa çevireceği,
3-Görülecek hatanın, münasip bir yolla düzeltilmesi ve emr-i bil ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker vazifesinin yapılması gerektiği,
4-Ergenlik çağına ulaşmış kimsenin, emir ve yasaklara riayetle mükellef bulunduğu,
5-Kadının yüz ve ellerinden başka, her tarafının avret mahalli olduğu,
6-Görülecek eksiklik, kimde olursa olsun, hatırlatmanın lazım geldiği.
Tâbiinden bulunan İshak, müminlerin annesi Hz. Âişe (r.a.) nın ziyaretine gelir ve huzura kabul olunurdu. Âişe (r.a.) validemiz onu huzuruna almazdan önce kendini çeker çevirir, gözü gören bir erkekten tesettür edercesine kapanırdı. Bu durumu hisseden İshak, bir gelişinde
" Ben âmâ olduğum halde benden de tesettür ediyorsunuz, halbuki ben sizi göremiyorum. " demişti. Hz. Âişe (r.a.)
"Evet siz beni görmüyorsunuz , fakat ben sizi görüyorum." cevabını vermişti.
Bakmak Ve Görmek @ 29-06-2008 16:36

Bayezid-i Bestamî Hazretlerinin büyüklüğünü, veli bir kul oluşunu kabul etmeyen bir padişah, kendisini ziyarete gelmişti. Sultan, Bayezid-i Bestamî Hazretlerinin dergahına geldi. Oradakilere bu veli zat ile daha ziyade beraber olan birinin olup olmadığını sordu. Dervişler, yaşlı bir zatı işaret ettiler. Bunun üzerine sultan, o yaşlı dervişe yaklaştı:
- Sen, Bayezid-i Bestamî'den ne öğrendin? diye sordu.
Yaşlı mürit, Bayezid-i Bestamî Hazretlerinin; "Beni göreni ateş yakmaz!.." dediğini söyledi. Sultan, bu sözü çok hatalı ve iddialı bulmuştu :
- Bayezîd-i Bestamî nasıl olur, böyle söyler!.. Oysa Ebu Leheb gibi bir insan, Peygamber Efendimizi (s.a.v) gördüğü halde ateşte yanacak!?... diyerek, açık yakalamış bir kişi tavrını sergileyince o yaşlı zat, sultana şunu söyledi:
- Ebu Leheb, Peygamber Efendimizi (s.a.v), Allah Teala'nın elçisi olarak değil, Ebû Talib'in yetimi olarak gördü! İşte ateş, Ebû Leheb'i bu yüzden yakacak!..
Üç Kitapta Yazılanlar @ 29-06-2008 08:00

İmam Ahmed'in (r.h.), Hz.Aişe (r.anha) validemizden rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, fahr-i alem (s.a.v.) efendimiz şöyle buyurmuşlardır;
İnsanların dünyada işlediklerini, meleklerin yazdığı üç kitap vardır;
Birincisi; içindeki yazılanlardan hiçbir şeyi Allah'ın affetmeyeceği bir kitap.
İkincisi; Allah'ın,içinde yazılanlardan birşeyi saymayacağı (müsamaha edip beis görmeyeceği) bir kitap.
Üçüncüsü; İçinde yazılı olan şeylerden hiç birini terk etmeyerek, Allah'ın adaletini icra edeceği bir kitap.
Allah'ın, içinde yazılanlardan hiçbir şeyi affetmeyeceği kitap, Allah'a şirk koşulduğu yazılı olan kitaptır.
Allah'ın, içinde yazılanlara müsamaha edeceği kitap, kulun kendine zulmü ile bir gün oruç veya namazı terk etmek gibi şahsı ile Rabb'i arasındaki hakların yazıldığı kitaptır. Zira Allah Teala, zatıyla kulu arasındaki hakları isterse mağfiret edip bağışlar.
İçinde yazılanlardan hiçbir şeyi , Allah'ın terk etmeyip adalet yapacağı kitap, kulların zulümlerinin yazıldığı kitaptır. Onların arasında (Kıyamet gününde) muhakkak kısas vardır. (Mazlumun hakkı, zalimden aynen alınacaktır.)
Lânetlenen Kadın Ve Erkekler @ 29-06-2008 07:36
1-) "Rasullüllah (s.a.v.) , kendisini erkeğe benzetmeye uğraşan kadına da , kendisini kadına benzetmeye özenen erkeğe de lanet etti."
Erkeklerin, sesini incelterek konuşması, kadın gibi gülmesi, yürümesi. Kadınların da aynı erkekler gibi konuşmaya, yürümeye, hareket etmeye çalışması. (Zamanımızda kendimi erkek gibi hissediyorum, ameliyat olup evleneceğim (kadınla) diyen kadınlar türedi.) Erkeğin altın takması, ipek giymesi haramdır. (Kırmızı ve sarı renk giymesi de iyi görülmemektedir. Bunları yapmak kadınlara haram değildir.
Kırmızı renkle ilgili iki hadis;
Râfi' İbnu Hadîc (radıyallâhu anh) anlatıyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm), bineklerimizin üzerinde bazı torbalar gördü, torbalarda kırmızı yün hatları vardı. "Bu kızıllığın size galebe çaldığını görüyorum" dedi. Resülullah'ın bu sözü üzerine yerlerimizden fırlayıp kalktık, öyle ki develerimizden bir kısmı (telaşımızdan) ürktü. Keseleri aldık, onlardaki kızıl yünleri söküp attık.
"İbnu Amr İbni'l-As radıyallahu anhüm anlatıyor: "Üzerinde kırmızı renkli iki giyecek bulunan bir adam geldi ve Resülullah aleyhissalâtu vesselâm'a selam verdi. Ama Aleyhissalâtu vesselâm adamın selamını almadı."
Hatta kına yakmak dahi kadına benzeme alameti olarak görülmüştür. Saç ve sakal, siyah olmamak kaydıyla (Firavun da böyle yaparmış) boyanabilir. Sünnetlerde çocukların ve evlenen erkeklerin, ellerine kına yakılması bid'attır.
2-) "Allah'ın Rasül'ü (s.av.), kadın elbisesi giyen erkeğe de, erkek elbisesi giyen kadına da lanet etti."
Günümüzde makyaj yapan, ışıl ışıl, pullu, dantelli, şeffaf kıyafetler giyen erkekler çok.(Kendilerini erkek olarak kabul ediyorlarsa?) Pantolon giyen kadınlar. Bu arada bir erkek, sünnete uymak kastıyla bıyık veya sakal bırakmak istese, kıyamet kopuyor sanki. Gericilik diye. Fakat kadın eğilimindeki erkekler el üstünde tutuluyor.
3-) "Allah, iğreti saç (peruk) takana da taktırana da, dövme yapana da yaptırana da lanet etsin."
Günümüzde şöyle bir mesele ortaya çıktı. Önceden insanlar saçı olmadığından veya süs için takıyorlardı peruğu. Şimdi tesettür yaptıklarını zannederek takıyorlar. Girmek istedikleri yere başörtüleriyle giremeyince bu yola başvurmuşlar. Bilmiyorlar ki, iki sebepten günaha giriyorlar. Hem peruk takmanın günahı hem de açık biri gibi görünmenin günahı. Dövme meselesine hiç girmiyorum. Müslüman bir insanın, gidip dövme yaptıracağını sanmıyorum. Allah-ü Teala bizi en güzel şekilde yaratmıştır. Onu bozmaya lüzum yok.
Cennet Kimler İçin Hazırlanmış? @ 28-06-2008 20:35

1- Allah'tan (c.c.) korkan.
2-İstiğfar eden. (günahlarına tevbe eden)
3-Sabr eden. (Buradaki sabr, sadece gelen musibete sabr değildir. İbadete devam etmeye sabr ve haram şeyleri yapmamaya sabr etmeyi de gerektirir.)
4-Allah'a ve insanlara verdiği sözde duran, sadık. (Duymuştum ki, kişi her namazında fatiha suresini okurken, Allah'a bir söz verir; "Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti. (Ya Rab!)."
(Bu arada yeri gelmişken söyleyelim. Namazda bu ayeti okurken mutlaka Allahü Teala'yı düşünmek gerekir ki, aksi takdirde başka şeylere ibadet etmiş oluruz.)
5-Kanaat eden.
6-İnfak eden.
7-Seher vakitlerinde istiğfar edenler.
Allahü Teala (c.c.) hepimize, Cennet'ini ve Cemal-i İlahi'sini göstersin. Amin.
Cenazede Kadın @ 28-06-2008 08:32
Ali (r.a.) den rivayet olunmuştur:
Rasûlüllah (s.a.v.) dışarıya çıkmıştı. Bir de ne görsün. Birçok kadın oturmadalardı. Bunun üzerine:
- " Sizi burada oturtan nedir? " buyurdu.
Kadınlar:
- " Cenazeyi gözetliyoruz." dediler.
Rasûlüllah (s.a.v.) :
- " Onu yıkayacak mısınız? " diye sordu.
Onlar:
- " Hayır. " dediler.
Efendimiz:
- " Onu taşıyacak mısınız? " diye sordu.
Onlar:
- " Hayır." cevabını verdiler.
Fahr-i kainat:
- " (Kabre) inecek olanı (mevtayı) indirecek misiniz? " buyurdu.
Kadınlar:
- " Hayır." diye mukabele ettiler.
Rasûl-i Ekrem:
- " Günahkar olarak, sevapsız bir halde (evlerinize) dönünüz. " buyurdu.
ÖLÜYE SESLİ OLARAK AĞLAMAK
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
" (Ölünün iyiliklerini dile getirerek) yas tutmak, cahiliyet (devri) işlerindendir. Yas tutan kimse, tevbe etmeksizin ölürse Allah ona katrandan bir elbise ve ateşin yalınından bir gömlek biçer. "
" Ölü, kendisinin üzerine sesli olarak ağlanılmasından dolayı azap olunur. "

Haberlerde görüyoruz. Birisi ölmüş. Akrabaları kendilerini parçalıyorlar. Yerlerde sürünüyorlar adeta. Bağırıp çağırıyorlar, hatta küfre yakın (belki de küfr) sözler sarfediyorlar. Zaten bu halleri Allah'a isyan oluyor. Emaneti teslim etmekten dolayı, sabır içerisinde gözyaşı dökmeleri gerekir. Evet, kolay bir iş değildir ama takdir-i ilahiye razı olmak gerekir. Hem Efendimiz (s.a.v.) , merhametten akan gözyaşına müsade etmiş ve kendisi de ağlamıştır.
Ölen kişi senin malın değildi ki bu kadar sahip çıkıyorsun. Belki görünüşte senin annen, baban, evladındı ama emanetti.
Hem şu açıdan da bakmak gerekir ki, bu gerçek bir ayrılık değil. Buna inanmak, ahirete inanmamak olur ki, küfürdür.
Bir de içler acısı sanatçı cenazeleri var. Çalgılarla, alkışlarla cenaze taşınıyor. Halbuki sessiz, sedasız, huzur içinde götürülmeli. Ona ne kadar eziyet verdiklerinin farkında bile değiller. Kaş yapalım derken göz çıkarıyoruz.
Ne zaman? @ 27-06-2008 18:40
Çocukluğunda çocuklarla oynadın.
Gençliğinde oyuncak sayılan işlere daldın.
İhtiyarlığında ise zayıf düştün.
Peki ne zaman Allah için ibadet yapacaksın?
O halde öldükten sonra da hiç bir iş yapacak hâlin yoktur.
Bu yolda bir çaban olacaksa, hayatında olacaktır.
Daima ölüm meleğinin gelmesine hazır olmalısın.
Çünkü o; seni gözler, senden gâfil değildir.
Bir Gönüle Girmek @ 27-06-2008 16:24

_Nahiv (gramer) bir haftada öğrenilmesi kabil bir ilimdir. Düşündüm : Ne olaydı, dervişliği de bir kitapta toplayabilselerdi ve bir haftada öğrenmek mümkün olaydı? Halbuki hakikatte ne kadar basit... Gönül aynasını bu dünyadan çevirip Allah'a döndürmekten ibaret...
_«Havâtır» ve beşerî nefs iğvalarından kurtulmanın yolu üçtür: Birincisi, hayır ve ibadet yolunda kendi kendisine gayret. İkincisi, kendi kuvvetini aradan çıkarıp her şeyi Allah'tan bilmek ve dua, niyaz, teferru kıblesinden yüz çevirmemek... Üçüncüsü de pîrin himmetine sığınmak... Elbette ki bu yollardan en elverişlisi, pîrin manevî himmetine yönelenidir.
_Duanızı öyle bir delil vasıtasiyle edin ki, onunla günah işlemiş olmayasınız! Delil, Allah dostudur. Onlara tevazu ve sevgi gösterin ki, sizin için dua etsinler.
Reşahat
Bizi İbâdetten Alıkoyan... @ 26-06-2008 14:50

Bizi ibadetlerden alıkoyan engeller vardır.
Dünya, mahlukât, şeytan ve nefs.
Bunlardan kurtulmak için bazı şeylere ihtiyacımız vardır. Dünyadan kurtulmak için; onu olabildiğince gönlümüzden çıkarmamız gerekiyor.
Mahlukâttan kurtulmanın yolu; onların kötülüklerine uymamaya gayret etmek. Halvet.
Şeytan'dan kurtulmanın yolu; onunla savaşmak.
Nefs-i emmarenin şerrinden kurtulmanın yolu da; sürekli onunla mücahede etmektir.
Nefisle mücadele eden kişi rızık kaygısı, çeşitli düşünceler, musibetler gibi yine kendini ibadetten alıkoyan mânilerle karşılaşır. Tüm bu engellere tevekkül, sabır ve rıza ile karşı koyabilir.
Kişi, kendisini taata sevk edecek, günah işlemekten men edecek bir mürşid-i kâmile, bir men ediciye muhtaçtır. Çünkü kişi tek başına nefsiyle mücadele edemez. İbadetlerini yaparken dahi, karşısına bir takım zorluklar çıkar. Riya ve ucb gibi. Yaptığı ibadetleri, insanlara gösteriş olsun diye yaptığında riyaya; ibadetini büyük görerek de ucuba yani kendini beğenme hâline düşer. Bu ise çok tehlikelidir.
Kuran- ı Kerim Okurken @ 26-06-2008 12:37
Unutulan ve pek uygulanmayan bir sünnetten bahsetmek istiyorum. Öğrendiğimden beri Kur'an-ı Kerim okurken bu şekilde okumaya dikkat ediyorum. Sizinle de paylaşmak istedim. Çünkü sünnetleri öğrenmek, unutmamak, unutturmamak çok önemli. Her zaman her sünneti yapamasak da, bilgimiz dahilinde bulunması ve arasıra da olsa bunları sünnet diyerek yapmak bize çok şey kazandırabilir.
Asıl konuya geçelim. Kuran-ı Kerim okumak isteyen kişi önce
euzü besmeleyle bir fatiha okur. Sonra okumak istediği kadar Kur'andan okur ve
"sadekallahülazim" dedikten sonra tekrar
euzü besmele çekip fatiha-ı şerife okuduktan sonra,

(Saffat suresinin son üç ayeti)
"Sübhâne rabbike rabbil ızzeti ammâ yesifûn. Ve selâmün alel mürselin. Velhamdülillahi rabbil âlemin. El fatiha " dedikten sonra tekrar euzü besmeleyle fatiha okunur.
Seyyidül İstiğfar @ 26-06-2008 11:35
Okunuşu:" Allâhümme entel melikül hayyüllezî lâ ilahe illâ ente. Ente Rabbî halaktenî ve ene abdüke ve ene alâ ahdike ve va'dike mesteta'tü eûzü bike min şerri mâ sana'tü ebû ü leke bi ni'metike aleyye ve ebû ü bi zenbî fağfir lî zünûbî fe inneke lâ yağfiruzzünûbe illâ ente. "
Manası:
" Allahım, sen öyle padişahsın ki, senden başka ilah yok... Sen benim rabbimsin. Beni sen yarattın. Ve ben senin kulunum. Ve ben sana verdiğim söz ve vâd üzereyim gücüm yettiğince... Senin yaratıklarının şerrinden sana sığınırım. Üzerime verdiğin nimetleri itiraf ediyorum. Ve günahlarımı da itiraf ediyorum. Günahlarımı affet. Muhakkak sen öyle bir zatsın ki, senden başka günahları mağfiret edecek yok..."
Çok mühim bir isteği olan kimse, sabah namazından önce seher vakti kalkar, abdestini alır ve kıbleye dönerek oturur. Önce seyyidül istiğfarı yedi defa okur. Göz yaşları ile Allah'tan affolunmayı ister. Sonra da birer defa okunduklarında binlerce salevat okunmuş sevabı verilen aşağıdaki Salevatlar birer kere okunur. Buna devam eden kimse Allahü Teâlâ'nın izni ile hayırlı isteklerine kavuşur.
Biadedi Elf Salevatı
Salât-i Münciye
Salât-ı Nâriye
Hz. Sıddıyk (r.a.) Salatı
Salât-ı Fethiye
Kudretten Taş Üzerine Yazılan Salavat
Tekrar Biadedi Elf Salevatı
Kahkaha İle Gülmek @ 25-06-2008 18:49

Kahkaha atarak gülmek, bir mû'minin davranışı değildir.
Şöyle anlatıldı:
Her insan bu beş şey için endişe duymalı ve gam çekmelidir.
1. Geçmişte işlenen günahlar. Geçmişte işlenen bâzı günahların bağışlanıp bağışlanmadığı belirsizdir. Bu durumu düşünüp endişe duymak gerekir.
2. İyi ameller işlemiş olabilir. Ama, acaba onlar makbul oldu mu, olmadı mı?
3. Hayatını düşünmeli. Geçen ömür nasıl geçip gitti? Acaba gelecek hayâtı nasıl olacak?
4. Allah'ın iki evi vardır: Cennet ve cehennem. Acaba, kendisi hangisine girecek?
5. Allahü Teâlâ, kendisine dargın mı, razı mı?
Bir kimsenin hayâttaki düşüncesi bu beş şey olursa, onu kahkaha ile gülmekten alır.
...
Hasan Basrî şöyle derdi;
"Peşinde cehennem olan şu gülene, sonu ölüm olan şu sevinçliye hayret ediyorum."
Giyinmenin Adâbı @ 25-06-2008 16:53
1- Her mükellef üzerine haram olan elbise. (Yani akıl ve baliğ olan mü'min kişiler için.) Zorla, gasbla alınan elbiseler.
2- Bazı kimselere haram olan, bazılarına da haram olmayan elbise.
Hâlis ipekten dokunmuş kumaştan yapılan elbiseler. Erkeklere haramdır ama kadınlara değildir. (Altın da böyledir.) Küçük çocuklara ipek giydirilmesinde iki rivayet vardır.
3- Giyilmesi mekruh olan elbiseler.
Kibir ve kendini beğenmek haddine vardıracak derecede elbiseyi uzun tutmak. Bu konudaki hadis-i şeriflerde Peygamber efendimiz şöyle buyurmuş;
" Müslim olan kimsenin altına giydiği elbise, topukların üstüne kadardır. Topuklarında olmada günah yoktur. Topuklarından aşağı olursa ateştedir. " " Bir kimse tekebbür ederek, pantolonunu indirip sürüklerse, o kimseye Allah-ü Teala rahmet nazarı ile bakmaz. " Sakınılacak elbiseden biri de, bulunduğu memleketin halkının adetlerinden farklı giyinmektir. Bu kendisinin tanınmasına, şöhrete sebep olacaktır. Memleketindeki insanların giyindiği gibi giyinmek en doğrusudur. Böylece insanların gıybet etmesini engellemiş ve günahlarına ortak olmaktan kurtulmuş olur.
4- Mübâh olan elbiseler.Bu konuda fazla birşey yazılmamış kitapta ama diğerlerinden kendimiz çıkarabiliriz. Tesettürü yerine getiren, insanlar tarafından yadırganmayacak, fazla dikkat çekmeyen, kibir ve gurura sebep olmayacak giysiler.
Peygamber efendimiz'in (s. a.v.) iki hadis-i şerifiyle bitirelim.
" Sizin en hayırlı elbiseniz beyaz olanıdır. "
" Beyaz giymeye devam ediniz. Dirilerinize beyaz giydiriniz. Ölülerinizi de beyaz bez ile kefenleyiniz. "
Koku @ 25-06-2008 12:11

" Ey insanlar, mescidlerde zinet kuşanmaktan ve (yürürken) sallanmaktan kadınlarınızı engelleyiniz. Hakikat (şudur:) İsrail oğulları, kadınları mescidlerde zinet takınasıya ve salınarak yürümeye başlayasıya kadar lanetlenmemişlerdir. "
" Hangi kadın koku sürünür sonra mescide (gitmek için) çıkarsa gusl ede (rcesine temizlene) siye kadar hiçbir namazı kabul olunmaz. "
" Koku sürünen hangi kadın (evinden) çıkar, sonra kokusunu hissetsinler diye (erkeklere mahsus) bir topluluk yanından geçerse o (kadın) , zina edici (mevkiinde) dir. Her göz zina edicidir. "
Hadis-i Şerif
Selim Kalp @ 25-06-2008 08:52
1-Gözü muhafaza etmek. Gözümüz , bedenimizin dışa açılan penceresidir. Nasıl ki kötü koşullarda evimizin pencerelerini kapatırsak, toz vs. girmemesi için, bedenimizin penceresi olan gözlerimizi de harama bakmaya kapamalıyız. Kalbimizi günah kirlerinden korumak için.
2-Lisanı muhafaza etmek.
Yalan, gıybet, iftira, küfür sözleri... Hatta ben şunu da eklemek istiyorum ki, karşınızdaki kişinin üzüleceğini anlarsanız , bu sözlerden de vazgeçin.
3-Yemekte mideyi muhafaza etmek.
Haram olan şeylerden uzak durulması gerektiği kesin. Temiz bir kalbe sahip olmak için, şüpheli şeylerden de sakınmak gerekli.
4-Namaz da kalbi muhafaza etmek.
Belki büyüklerimiz kadar, namazlarımızda o huşuyu yakalayamasak da, Allahü Teala'dan başka bir şey düşünmemeye dikkat etmeli.
5-Allah'ı çok zikretmek.
Yarın Ahiret gününde, belki kılınmayan namazlar için tembellikten, cahillikten kılamadık diye bir bahanemiz olur. Vermediğimiz zekatlar için,fakirliğimizi öne sürebiliriz. Tutmadığımız oruçlar için sağlığımızın iyi olmadığını... Fakat Allah'ı zikretmemenin hiç bir bahanesi yoktur. Her yerde ve her zaman yapılır. Hasta da olsan sağlıklı da, zenginde olsan fakir de.
6-Yapılan kötülüğü unutmak, hatta iyilikle mukabele edebilmek.Belki bu hayli zor. Ama faydası bizedir. Bize yapılan kötülük, elbet İlahi adaletle yargılanacak. Eğer biz de kötülükle karşılık verirsek, bir kazancımız olmayacağı gibi, aynı bize kötülüğü dokunanın konumuna düşeceğiz.
7-İyilikleri unutmamak.Peygamber efendimiz (s.a.v.) kendisine yapılan iyiliklere, daha fazlasıyla karşılık verirmiş.

Takvâ @ 25-06-2008 05:02

Takvâ, lügatte
"korumak, muhafaza etmek" mânâsına gelir.
Kur'ân-ı Kerîm'de takva üç mânâda kullanılmaktadır:
1. İttekullah
"Allah'tan korkun" âyetindeki haşyet (korku) manasınadır.
2. "Ey îman edenler, Allah'tan hakkıyla ittika ediniz." (Al-i imrân, 102) âyetinde taat mânâsına olup "Allâhü Teâlâ'ya hakkıyla ibâdet ediniz" demektir.
3. "Allah'a ve Resulüne itaat eden ve Allah'tan haşyet eden (korkan) ve ondan ittika eden (ona sığınan) kimseler yok mu? İşte onlardır fevz ve necat bulanlar, kurtuluşa erenler." (Nûr, 52) âyet-i kerîmesinde "kalbin günahlardan temizlenmiş olması" demekdir.
Hulâsa; takva, dînde zarar vereceğinden korkulan her şeyden kaçınmak demektir. Takvanın üç mertebesi vardır:
1. Şirk ve küfürden berî (uzak) olmakla ebedî azaptan korunmaktır.
2. Yapılması veya terk edilmesi haram veya tahrîmen mekruh olan şeylerden küçük günah bile olsa korunmaktır. Takva denince bu akla gelir. Harama götürme ihtimâli bulunan her şey de bu kısma dâhildir.
3. Kalbini Allâhü Teâlâ'dan meşgul eden her şeyden korumaktır.
Takvâ; îmânın ziyneti ve Allâhü Teâlâ yanında terakkî edip yücelmenin merdivenidir. Kur'ân-ı Kerîm'de meâlen;
"Allah katında en ekreminiz (itibarlınız) en takvâlınızdır." (Hucurât, 13) buyurulmuştur.
"İnsanın melekler üzerine fazileti ancak takva sebebiyledir. İnsanın terakkî edip Allâhü Teâlâ katında derecesinin yükselmesi takva iledir.Verâ ve takvaya riâyet, İslâm dîninde mühimlerin en mühimmidir. Dinin en zarurî sayılan işleri arasındadır. Esâsı haramlardan kaçınmak olan verâ' ve takvanın tam mânâsı ile yapılabilmesi mubahların fazlasından kaçınıp zarurî miktarı ile yetinmekle olur. Nefsin dizgini mubahları işlemekte salınırsa nefis şüpheli olanlara girer. Şüpheli olanlar ise harama yakındır."
(Mektûbat-ı İmam-ı Rabbanî)
Yâsin Suresiyle @ 24-06-2008 15:09
Yasin-i Şerif Hatmi;Yasin-i şerif hatmi iki türlüdür. Büyük hatminde 123, küçük hatminde 41 tane okunur. Bu hatimlerde Yâ-sîn ayetini iki kere okumak tavsiye edilmektedir. Harflerin sayılarının toplamı (iki kere okunduğunda) Allah'ın, Bâsit isminin sayısı kadar olduğunu duymuştum. (y=10, sin=60. Toplam=70. İki kere okuyunca 72)
Eğer yasin-i şerif okurken;1. ayet olan
" yasin " 7 defa,
" يس "38. ayetin tı durağından sonraki bölümü, yani
" zâlike takdirul azizil alim " 14 defa,
" ذَلِكَ تَقْدِيرُ الْعَزِيزالْعَلِيمِِ "48. ayet olan
" selamün kavlem-mir-rabbir-rahim " 16 defa,
" سَلَامٌ قَوْلًا مِن رَّبٍّ رَّحِيمٍ "82. ayet olan
" innema emruhü iza erade şey'en ey-yekule lehü kün fe yekûn " 4 defa,
" إِنَّمَا أَمْرُهُ إِذَا أَرَادَ شَيْئًا أَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ "
şeklinde okunursa, 41 defa yasin-i şerif okumuş sevabı verilir.
Belâ ve musibetlerin üzerimizden kaldırılması için Yâsîn-i şerif şu şekilde okunabilir;
Önce içinde bulunduğumuz sıkıntının üzerimizden kaldırılması niyetiyle Allah'a dua edilir.Yâsîn suresinin içinde 7 tane "mübin" kelimesi vardır. İlk mübin kelimesine geldiğimizde tekrar surenin başına dönerek okuyoruz. İkinci mübine geldiğimiz zaman tekrar başa dönüp
okuyoruz. Yedi mübinde de böyle yapıyoruz. Sonuncu mübinden sonra tekrar başa dönüp sonuna kadar okuyoruz.
Hz. Ali Efendimiz (k.v.) , Yâsîn suresini okumak hakkında şunları bildirmiştir;
1. Aç olan doyar.
2. Susuz olanın susuzluğu giderilir.
3. Çıplak olan giydirilir.
4. Bekarın kısmeti açılır.
5. Korkanın korkusu giderilir.
6. Zindanda olan kurtulur.
7. Misafir olana yardım olunur.
8. Borcu olana kolaylık verilir.
9. Kaybı olana buldurulur.
10. Ölüye okunursa (yıkandıktan sonra) sıkıntıları kaldırılır.
Hastalar için;123 yasin bir suya okunur. Mübinlerde "Ya şâfi Hû" diye suya üflenir ve hastaya sudan içirilir. Allah'ın izniyle ömrü varsa şifa bulur.
Kaç Çeşit Yakîn Vardır? @ 23-06-2008 23:00

«Eğer İlmü'l-yakîn ile bilmiş olsaydınız, (çoklukla böbürlenmezdiniz). Andolsun, o cehennemi mutlaka göreceksiniz. Sonra onu, elbette ki aynü'l-yakîn ile göreceksiniz.»
(Sûre-i Tekâsür, 5-7)
„İlmü'l-yakîn, aynü'l-yakîn, hakku'l-yakîn vardır. Meselâ zindanı bilmek "ilmü'l-yakîn", onu görmek "aynü'l-yakîn", zindana girmek de "hakku'l-yakîn" dir. Bu cihetten "aynü'l-yakîn" ehlinin hâli, "ilmü'l-yakîn" ehlinden üstündür. "Hakku'l-yakîn" ise "aynü'l-yakîn" in fevkindedir.
Hazret-i Mevlâ, Tekâsür sûre-i celîlesinde, "ilmü'l-yakîn" ve "aynü'l-yakîn" buyurdu da ehl-i îmâna olan lûtuf ve kereminden dolayı "hakku'l-yakîn" buyurmadı. Eğer, "hakku'l-yakîn" buyurmuş olsaydı; herkesin mutlaka, hiç olmazsa bir defa cehennemi "hakku'l-yakîn" görmesi îcab ederdi.
"Hakîkatü hakkı'l-yakîn" ise, Resûlullah (sall'allâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz'e mahsus olan bir rütbe-yi âliyedir ki, o rütbeye hiçbir nebî ve velî çıkamaz!"