Sürekli gelişebilmek için, türler arası saydamlaşan cevherlerden faydalanmak ve bunu alabildiğince kendi öznenizi oluşturan temellerinizle harmanlayabilmeniz gerekir. Yüzeysel bir devşirmelikten ziyade; anlayarak gelişen, adım adım da olsa ötekinin sınırlarını yoklayan ve bolca gözlemleyen bir düzenek ile müspet sonuçlara ulaşmak söz konusu olabilir. Anlık kararların öylesine çabuk verildiği bir zaman diliminde yaşayan biz beşeriler için biraz zorlayıcı olsa da aslolan, bütün bu çalışmayı geniş bir zaman dilimine yayarak gerçekleştirebilmek, neticesinde bizleri denenmemişin sınırlarına biraz daha yaklaştıran açılımlara ulaşabiliriz. Bu tarz bir çalışma düzeni, dikkatimizi cezbedemeyen ayrıntıların an geldiğinde ne kadar önem arz ettiğini ortaya çıkartıyor. Vesselam denemek güzeldir, korkmadan adım atabilene, sınırların ötesine geçebilene, emek harcayanlara bir mükafattır.
Bu yöntemler bütününü, 2000 yılından bu yana uygulayan Finlandiya’lı bir ekip olan Alamaailman Vasarat’ı son çalışmaları olan Maahan’ı da sayfalarımıza konuk ederek sizlere aktarabilmeye çalışalım. Türlü çeşit metal müziğinin kök saldığı bir coğrafya olarak hafızalara kazınmış olan Finlandiya’nın deneysel dönüşümler ile kimi zaman en hareketli tını yığınlarına, kimi zaman da Orta Dünya’nın söylencelerinin günümüze taşınmış örneklerine uzanan geniş bir dinlence bütünü kulağımıza çalınmakta. Bahse konu olan ve 1997 yılında Jarno Sarkula (Bass) ve Teemu Hänninen (Davul)’nun çabaları ile temelleri atılmış bir proje olan grup içerisinde de ara bağlantılar ile enstrümental bir dinlencelik ortaya çıkartılmakta. Bu formu yakalayabilmelerinin temelleri arasında Alamaailman Vasarat’a evrilirken de Jarno Sarkula’nın gitar’dan soprano saksafona geçişinin bir ara bağlaç olduğunu belirtebiliriz. Amaç değişik bir form yakalayabilmek olunca da gruba katılan her bir üye ile belirli bir tarzın içerisine sığdırılamayacak türler harmanı ortaya çıkagelir. Finlandiya’lı progressive rock topluluğu olan Höyry Köne’nin üyesi de olmuş müzisyenlerin de bu proje içerisinde yer aldığını bir dip not olarak belirtelim. Bu deneysel yaklaşım prensibinin ilk meyvesi olarak 2000 yılında Laskeuma etiketinden (2002 Silence) „Vasaraasia“ albümü yayınlanır. Yazımızın ilk satırından itibaren bahsetmeye çalıştığımız geliştirilmekte olan bir tür harmanı olan albüm ile (İskandinav akustiği ile Kebab-Kosher-Caz-Film-Traffic-Punk) Alamaailman Vasarat grubu, derinlemesine bir sondajın neticesinde karşıtlıklardan yeni bir form yakalamayı başarır.
Dinlendikçe kendi içinde açılımları da barındıran ve giderek bir örnekleşmeye başlamış bulunan müzikal etiketlemenin de önünü almaya çalışan bir çalış bütünü olan ilk kaydı takiben 2003 yılında „Käärmelautakunta“de Alamaailman Vasarat’ın çizgisini koruyan yapısı ile takipçileri için gerekli olan müzikal zenginliğin bir devamı olarak değerlendirilebilir. John Zorn ve şürekasının yıllardır Tzadik çatısı altında yayınlamış ve üretmiş oldukları çoğulcu caz deneyselliğine de Fince bir yorumlama olarak savlarsak pek de yanlış olmayacaktır. Yorgun bir düş müziğinden, bir anda şekillenmeye başlayan heavy metal tonlarına oradan da klezmer’e uzanabilmek pek alışılageldik olmasa da, dinlendikçe hoşnut kalınabilecek bir deneyimi vaat etmesi bile başlı başına müzikal anlamda değerlendirilmeyi, grubun müziğinden zevk almanızı kolaycıl kılacak bir diğer ayrıntıyı oluşturuyor. Buna güzel bir örnek olarak da Lentävä Mato’yu aynı çalışmadan önerebiliriz.
„Tanrı’nın Çekici“olarak Türkçeleştirebileceğimiz mahlasları bulunan Alamaailman Vasarat’ın ortak çalışmalar ve film müzikleri harici olan üçüncü kaydı olan „Maahan“a değinelim. Yayınlanmış olan iki çalışmanın birleştirildiğinde ortaya çıkardığı yapbozun türlü çeşit enstrümanlar ile kutsanıp düzenlendiği bir çalışma „Maahan“. Kollektif bir ses oluşturabilmek için geçerli olan tüm kuralların alt üst edildiği, dahası gözü kara bir deneyselliği, uygun bir tefrika ile yönlendiren, yetiştiren, dinleyiciye buluşturan bir derleme kayıt. Yüzeylerin keskinliği kadar merak ettirici yönelişimlerden de feyz alan bir giriş ile albümün açılışı gerçekleşiyor. Yüksek tonlu gitar riffleri ile bir anda „Addams Family“ film müziğinden kesite ulaştığınız, süregiden döngüsü içerisinde yeni katmanların eklemlenmesiyle Fante’nin romanlarında yer bulan mekanları gözünüzün önüne getiren Kyyhylly, coşkun dalgalanma efektleri ile klezmer’in sınırlarını ters köşeden bir bakışa ulaştıran Helmi Otsalla, inişli çıkışlı trafiği ile demoralize olmuş bünyeleri dahi şenlendirecek bir kıvraklığa ulaşarak albümden de öne çıkmayı başaran çalışmalarından birisi olmayı başarıyor.
Caz deneyselliğinde uç noktaları betimleyen, son bir kaç sene içerisinde yayınlanmış pek çok kayıtta karşımıza çıkmış bulunan metal tonların vücut bulduğu Luiden Valossa, Naapurin Talossa, albümün doruk noktalarından bir diğeri olarak öne sürebileceğimiz enstrümental yoğunluk ile donanmış Katkorapu ile ska-metal’in icrasına da vakıf olmayı başarıyoruz. Uzun sözün kısasına gelirsek de, dinlediği müzikte deneysellik arayan, türler arasında geçişlere kulağı aşina olan, dans etmeyi seven, Dünya kültürlerine karşı özel merakı olan gibi verileri sizlerin de ekleyebileceği onlarca farklı tamlamayı, isteği bütünleyen bir proje Alamaailman Vasarat. Keşfedin...
Albüm eleştirisi daha önce Trendsetter Dergisi Şubat 2008 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...
>3<-Max Richter-Circles From The Rue Simon-Crubellier (130701)
>4<-Max Richter-Berlin By Overnight (130701)
>5<-Ai Aso-Hunderd Years (Pedal Records) >6<-Ai Aso-Not Late Yet (Pedal Records) >7<-Gregor Samsa-Rendered Years (Own Records) >8<-Gregor Samsa-Ain Leuh (Own Records) >9<-Koushik-Morning Comes (Stones Throw Records) >10<-Koushik-Out My Window (Stones Throw Records) >11<-The Long Lost-Woebegone (FlyLo’s King Cosby Remix) (Ninja Tune) >12<-Alias-Autumnal Ego (Anticon) >12<-Alias-Dead Watch (Anticon) >12<-Ulrich Schnauss-Stars (Maps Remix) (Domino Recording Company Ltd.)
Ne Mentez Pas à Vous-Même Bölüm (224) – Tersine Giden İşler Sentezlenen Domino Efektleri İnadına Yeniden Israrla Deneysellik, Yalansız Dolansız...Gideceği Yere Kadar
>>>>>Bildirgeç ...Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Mapus damı bana çok sey öğretti Ama en çok sabretmeyi Yalnızken kalabalık olmayı Kalabalıktayken de kendimle kalmayı Ve sürekli kavga edip Durmadan kendimle barışmayı Hiç göçünüp yüksünmeden İhanetlere katlanmayı Bes metrede beşbin metreyi yürümeyi Ve duvarların darlığında Dünyaları dolaşmayı Ve hepsinden de çok Bütün yuvarlakları yüreğimde bileyip sivriltmeyi
Kay(ıp)bedenler K/lan+-Dereasonable (VV)arp Presents Deuss_Ex_Machina_223_--_Un Nuovo Senso Dell'udienza
25 Ağustos 2008 Pazartesi gecesi “canlı” olarak gerçekleştirilmiş programın parça dizinidir.
>>>>>Musique Album Of The Week: Sian Alice Group-59:59 (The Social Registry)
>1<-James Blackshaw-Gate Of Ivory (Tompkins Square)
>2<-James Blackshaw-Infinite Circle (Tompkins Square)
>3<-The Boats-The Boats Can’t Save You Now (Flaü)
>4<-The Boats-The Melody Mosquito (Flaü)
>5<-Ilya E. Monosov-Tricycle (Language Of Stone)
>6<-Ilya E. Monosov-I’ll Live My Life Without Pain (Language Of Stone)
>7<-2sleepy-The Fog (ЯОК Music)
>8<-2sleepy-Turn Back (ЯОК Music) >9<-Sian Alice Group-Days Of Grace III (The Social Registry)
>10<-Sian Alice Group-Kirilov (The Social Registry) >11<-Anathema-Angelica (Kscope Music) >12<-Anathema-Unchained (Tales Of The Unexpected) (Kscope Music)
Un Nuovo Senso Dell'udienza Bölüm (223) – Kulaklara Yansıyan Seslerin Sıhhatli Açılımları Muğlaklığı Yerle Yeksan Etti. Somutlaşan Görüngüler, Yanılsama Sıfır nm.
>>>>>Bildirgeç Oyunun sonuna gelinmişti. Tüm birbirleriyle kesişen, çatışan, çözümsüzlük vaaz eden yapısıyla enikonu posası çıkartılmış basitliğiyle, ön yargı kalıplarından mülhem, sonuç olarak da klişelerle betimlenen bir oyunun sonuna gelmiş, gelinmişti. Sahneye zuhur eden her oyuncunun da tereddütlerinden de beslenerek mühimleştirilmiş bir oyun idi geride bırakılan, yazılanlardan giderek bağımsız bir iç hesaplaşmanın kurguya dahil edilmiş olması ise oyunun bu kadar çok tutturan. Derdest edilen hayatların geçidinde aman! iyi ki bu hallere düşmedik sesinin de yankı yankı yankılanmasıydı son kertede olağanlığın sınırlarını zorlayan. İlgiyi oyunun üzerinde hala ilk günkü gibi sıcak tutan. Biteviye tekrarlara sevk eden. Evet, ismi üzerinde oyun, temsil, gösteri olsa da hayatın gerçekliği asla peşlerini bırakmayacaktı. Oyuncular da neticede insandı, temsil ettikleri karakterlerin birer birer canlanmış örneklerinde kendi içselleştirdikleri problemlerin de çözüm yollarını analiz ediyorlardı. Takılı kaldıkları maskelerinin ardında gerçek yüzler aslına rücu ediyor, birer birer klişelerden örnekler çoğaltılıyordu. Yüzlerde somut bir ifade, sokakta her an karşılaştığımız ötekinin tasvirini gerçekleştiriliyordu. Korkularla sarıp sarmalanmış olan beşeriye yönelik mesajlar aks ettiriliyordu. Finalde ise tüm bu beklentilerden tamamıyla arınmış bir oyuncu kalmıştı sahnede, ne öncesi ne sonrası meçhulde bırakılan. Karanlık ve kasvetin egemenliğinde sonsuz geceye intikal eden bir bireyin ağlayışıyla yüklü mutsuzluğu yansımıştı. Seyre kendini kaptırıveren modern beşeriler bir vah, bin tüh sesleri ile hem acımasızlığın sonuçlarını, hem de edinilen onca tecrübeye karşın ısrarla insanların takındığı maskelerin ceberrutluğuna uzanan seyrüseferi takip ediyorlardı, tek bir nefes alış verişine dahil tenezzül etmeden. Birkaç değişkenin yerini dahi oynattığınızda dikkatinizi cezbedecek hatalardan dem vurmak, tepkiyi ortaya koymak bile bu kadar zorlayıcı mıydı? Yüzlerde dehşet ifadesi, belirsiz bir sonuçlardan sonuç beğen seremonisi.
Mutlu sona bir türlü kavuşturulamayan dertlerimizin de yansıtıcısı haline dönüşegelen bir bağlaca odaklanmak istiyoruz. Tıpkı “oyun” içerisinde de kendine yer bulan, ve her seferinde başka başka maskeler ile desteklemeye çabaladığımız iletkene. Hatalarımızın üzerini biraz daha örtbas edebilmek, halının altına süpürdüklerimizin de bir süre daha fark edilememesini sağlayabilmek için çabamıza eklemlediğimize. Değişkenlik ve ahir zamanın hızla dönen çarkları bu problemleri aşabilmemizi kolaylıyormuş gibi görünse de aslında yerinde saymaya devam ettiğimizin belgesini imleyen “yüzümüz”den dem vuruyoruz. Mizacımızı da tamamlayan, yaşadıklarımızın “heyhûla” içerisinde dikkatle bakıldığında fark edilebilmesini sağlayan, güngörmüşlüğümüzü veya tersini, yaşanmış anıların tortusuyla son şeklini kazandırdığımız yüzümüze. Fark edemediğimiz ise oyun artık sınırları belirlenmiş bir sahanın dahilinde değil, tüm yaşayışımızı kaplayan hayat güncesinin hemen tamamında kendi devamlılığını sağlayan bir kurgu haline dönüşmüş olması gerçeği. Kesif bir tonlamadan ilerleyen, kendini zorla tekrara düşüren klişeler artık çok bariz bir biçimde hayat standartlarımızı da belirliyor. İçimize işlediği kadardan yüzümüze de yansıyan çekimserlik, tevekkülden çok evhamlanma, dinlemekten çoktan vazgeçip iğneleyici yargılamalara kucak açılması da bu minvalde irdelenebilecek diğer alt okumaları bütünlemekte hiç şüphesiz. Artık olmayan vakitlerimizi harcama çağında bulunuyor olmamız da bu düşüncenin geniş bir perspektiften irdelenebilmesini olası kılan diğer bir etmen. Yüzleşmekten çekindiklerimiz için daima acil durum koduyla el altında tutulan maskelerimizden birisini kullanıma hazır ve nâzır olmamız da o kadar düşündürücü. Hazır kalıplarla aynı tepkimeleri veren yüzlere dönüşüyoruz birer, ikişer. Yarım yamalak, sansürlerle boğdurulmaya çalışılan internet’den edinebildildiklerimizle de bu değişkenliği devamlılığında sanallığa taşıyoruz. Fiberkoptik kablolar vasıtasıyla.
Alman feylezof Ludwig Wittgenstein’ın “Yüz bedenin ruhudur” sözünü bir kere daha hatırlatmakta fayda var. Her bir açılımın kıyısından ucundan beslenerek kendi form ve formülünü ortaya çıkartmaya çalışan modern beşerinin, çıkmaz yollara girmeye meyil ettiği her yol ayrımında hatrında tutması gereken bir cümle. Basit kurgusuna nazaran anlamamız için, bazı şeylerin o kadar da fevkaladenin fevkinde olmadığını idrak edip gerçeklikte düştüğümüz hatalardan dönebilmemiz için dolu dolu bir cümle. Çelişkiler yumağı haline dönüştürdüğümüz, izah edilebilir bir geçerlilik kazanamamış olsa da mutsuzluğa teslim olmuş bedenlerimizin kara kutusunu oluşturan yüzümüze karşı hiç değilse biraz insaflı olmamız temenni ediliyor olabilir mi? Yoksa şu reklamlarda çıkan ve her seferinde biraz daha sentetik hale dönüşen şuh kahkahaların arasında çağlayan umutsuzluk çığlıklarının kapımızı çalması mı gerekiyor? birdenbire paldır küldür. Tepki verme sürecinde yaşadığımız kararsızlıklar, deveran olduğumuz, içine deyim uygunsa tıkılı kaldığımız modernizm çağının kalburüstü kurallar yığını, muhteviyattan çok daha fazla vitrine odaklı kalmak gibi ardılı sıra detaylandırılabilecek örnekler ile yüzümüze yansıyan acıyı nereye kadar saklayacağız. Birgün gazetesinde 2004 yılında Muhsin Kızılkaya tarafından kaleme alınan “Yüzde 100” makalesinden alıntılayalım; “Yüzümüz hem saklı yanımız, hem de en aleni yanımızdır. Yüzümüz hem korku salar, hem sevgi dağıtır. Yazının tam burasında sözü şair İlhan Berk alır:''Yüzün ki korkular verir bana, ne zaman yüzümü tutsam yüzüne.'' Yüzde yüz haklıdır!"
Deuss Ex Machina’nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz 223 numaralı bölümü dahilinde de yukarıda bir parça da olsa irdelemeye çalıştığımız “yüz” imgeleminden çoğaltımları barındıran bir kurguyu yapılandırmaya çalıştık. Müziğin salt bir eğlendirici olmasından öte anlamlar taşıyabildiğine dair açılımlarımıza, ürettikleri kayıt, ses düzenekleri ile manidar açılımlar gerçekleştiren prodüktörlerden bir derleme gerçekleştirdik. İçinde bulunduğumuz 2008 yılı içerisinde gitarı ile nev-i şahsına öznel kayıtların altına imzasını atan James Blackshaw’un Ambient seslerden beslenerek evrilen “Litany Of Echoes” kaydından iki kesit sunduk. Clickits, con_cetta, aus gibi deneysellikle minimalizmi harman eden “Moteer” etiketinin kurucularının projesi olan The Boats’un Japonya çıkartması olan “Faulty Toned Radio” albümünden mekanik olduğu kadar melankoliyi en üst seviyede tutan kurguları paylaştık. Serge Gainsbourg ile Leonard Cohen’e vokalleriyle fazlasıyla benzetilen, pek çok eleştirmence haşince eleştirilen Ilya E. Monosov’un kişisel yüzleşme anları için elinizin altındaki koruma amaçlı! maskelerden daha fazla yardımcı olacağına kani olduğumuz “I'll Live My Life Without Pain” parçasında çözümlemeler gerçekleştirdik. Bütün bu kayıtların yanı sıra haftalık albüm önerimiz olarak da sizlere, eklektik kurgularını belli başlı kılavuz çizgi ve yol haritalarına bağlantılamadan, ilham aldıkları noktaların belirsiz kalmasından, sisler ardında kalmasından yana ısrarcı olan “avant garde soul” kumpanyası Londra’lı “Sian Alice Group”u debut kayıt “59:59”un aracılığıyla sizlerin beğenilerine sunuyoruz.Saf, alabildiğince kendi haline bırakılmış seslerin izinden hareket ederek türetilen müzikal simyanın mütercimlerini 2008 yılı içerisinde artan bir ivmeyle dinlediğimiz albüm, konser vd. bütünlüğünde keşfediyoruz. Eskilerin olması gerektiği gibi kıvamın tam yakalandığı anda havaya karışan, heveskârı “müteellim” kılan unsurların üzerinde teknolojinin de yardımını alarak kotarılan müzikal çıkarımlar, günceyi daha manidar kılacak, belki bir parça da olsa nefes aldıracak alanlar kazanmamızı sağlayan betiklere dönüştürülüyor. 2006 yılı sonlarında enstrümantalist ikili Rupert Clervaux ve Ben Crook'un vokallerde Galli sanatçı Sian (okunuşu shawn) Alice Ahern'i de dahil etmeleri ile şekillendirdikleri “Sian Alice Group”da bu minvalde çoğaltımlarıyla alternatif sesleri yaşayışlarla bütünledikleri bir türetim odağının temelleri olarak atılır. Kendi deyişleri ile süresi kestirilemeyen bir deneysellik ekibi bir araya getirmiştir. Grubun sözlerinde ve prodüksiyonun hemen hemen tamamında imzası bulunan Rupert Clervaux, Jason “Spaceman” Pierce (Spiritualized), Spring Heel Jack gibi müzikte alternatif bağlaçlar ortaya çıkartan ekiplerin teknisyenliğini, prodüktörlüğünü yapmış bir sanatçı. Ben Crook'da neredeyse tamamına yakını ev-kayıtlarından oluşan 40.000 Ghosts projesinin ardındaki isim. Vokallerindeki performansı ile yaşanmışlığı son derece iyi bir biçimde dinleyiciye yansıtmayı başaran Sian Alice Ahern'da grubun hem vitrinini oluşturuyor hem de alamet-i farikası ile unutmaya başladığımız 90'lı yılların kadın vokallerine yeni müdahalelerle melankolinin en özgül yanlarını günümüze taşıyan önemli bir aracıyı temsil ediyor. Akıllarında tasarladıkları geniş ses yelpazesini tamamlayıcısı Keman ve Piyano icrası ile 59:59'ın yapım sürecinde gruba dahil olan Sasha Vine'ın katılımıyla grup bugünkü şeklini alır. Belirli bir ön tanımla giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşamayacak kadar derinleşen bir müzikal mihmandarlığın da seyrüseferi başlamış olur. “Anthem” dergisine Ben Crook'un vermiş olduğu röportajdan alıntılayalım: “Stüdyo'ya girmeden önce nasıl bir kayıt ortaya çıkartabileceğimiz, grubun nasıl bir ses elde edebileceğine dair tasamız hiç olmadı. Böyle bir endişe içerisinde de olmadık. Rupert Clervaux'un stüdyosundaki çalışma süresince, serbest vezin takılmayı, serbest caz, deneysel kurgular ile sürekli bir devinim haline girişebilecek alternatif türetimleri oluşturmaya çabaladık. Bunun yanında da itiraf etmeliyim; Hiçbir zaman “rock” veya “indie” disiplinlerine bağlantılanabilecek bir şeyler ortaya çıkartmayacağımız kesindi. Diğer pek çok grupta olduğu üzere sadece belirli bir müzikle kendimizi sınırlandırmak için bir sebep görmüyordum da zaten. Sonuçta tüm kayıt silsilesinin ardından ortaya çıkarttığımız içimize sinen, insansı endişeleri de barındıran bir müzikal kolaj oldu”.
Benzeş müzikal izdüşümler ile alternatif külliyatçılar için önemli bir besleme noktasını oluşturan “The Social Registry” etiketinden yayınlanan “59:59” adlı debut kayıt ile ilgili notlarımızı aktaralım. “59:59” handiyse tüm 80'li yıllar ile 90'lı yılların ortalarına kadar süregitmiş olan eklektik kurgudan ilham alarak gelişen bir müzikal sentezleme çabası olduğunu ilk elden iletebiliriz. Kullanılan dil, kurguda yerleşik hale getirilmiş sinematik kesitler ile var edilmemiş bir zaman diliminde, kendi ergenliğiyle yüzleşen insanların hikayelerini barındıran bir harman kulaklarımıza çalınıyor bir saatlik kayıt süresince. Ağıdı çağrıştıran bir melodika ile gitarın solo performans gösterdiği düşler bahçesinin de açılışını imgeleyen, Sian’ın vokalleriyle mahmur bir girişi imleyen “As The Morning Light” ile çalışma başlıyor. Daha çok “country” müziklerinde kulaklarımızda yer edinen gitar kurgusunda, eklektist bir çağıldamayı sentezleyen finaline doğru “rock” özüne de geri dönüşü betimleyen “Way Down To Heaven”, albümün içerisindeki deneysel ses kesitlerini fazlasıyla duyumsayabileceğiniz “Interlude” pasajlarından ilki olan ve The Dusk Line EP’sinin de öncüllüğünü sağlayan “7.35” kaydı ile temassız suretler arası bir müzik seremonisinin ortasına dahil olunuyor. Deuss Ex Machina içerisinde de sizlerle paylaştığımız, Sian Alice Group’unun da temel olarak pek çok eleştirmence üzerlerine yaftaladığı “shoegaze” tamlamasını nedenlerinden birisini oluşturan epik “Kirilov” gibi serbest vezine de uydurulmuş bir melankolik düzlemi ortaya çıkarılıyor. Yorumlanma telaşesinde aynı mı olur, farklı mı tınlar sendelemesine düşülmeden.Portishead’in “Third” albümünde de kendisine yer edinmiş bulunan alttan alta yumuşak bir girizgahı takip eden boşlukları dolduran space-pop kırıntılarından kuvvet alan niş, dinledikçe güzelleşen doğaçlama “Contours” kaydı ile ekip olarak müzikleriyle de farklı odakları keşfetmek isteyenler için hazır bir sunumu gerçekleştiriyorlar. New Age müziğinin feylezofik senfonilerinde kendine yer bulan piyanonun sadeleştirilmiş bir kaydından yol alan enstürmantal “Days Of Grace III”, Laika, Dubstar, Pram gibi pop müziğin sınırlarında elektronik denemeleri gerçekleştirmiş bulunan grupların izlerini takip eden, kendi içerisinde bir caz seansından kotarılmış izlenimini uyandıran kurgu bütünüyle “Sleep”, ismiyle müsemma bir şekilde müzikal disiplinler arası seyyahlık ettiği süre dahilinde anlık geçişlerle afallatan “Murder” kaydı ile Sian Alice Group’un yer altının geri dönüşüne aracılık etmeye devam ediyor. Albümde yer bulan en farklı parçadan da bahsedelim. Resmi albüm tanıtımında da bahseldiği üzere, Detroit techno’ sunun efsanevi prodüktörlerinden Jeff Mills’in “Solid Sleep” parçasına ithaf edilerek kotarılan “Motionless” egzantrik davul partisyonları, glockenspiel gibi melodikası oyuncağı çağrıştıran ses üreteçlerinden beslenerek kotarılmış bir deneysellik olarak albümdeki en rahat dinleyiciyi kavrayabilecek çıkışlardan birisini oluşturuyor. Finalde ise grubun canlı performansları sırasında ekibe de dahil olan Spiritualized / Spring Heel Jack gruplarından John Coxon’un gitarda, Gang Gang Dance’den Brian DeGraw’ un da piyanoda eşlik ettikleri “Complete Affection” ile albüm nihayetleniyor. Seslerin en çiğ biçimleriyle korunduğu, kimbilir ilerleyen kayıtlarda karşımıza çıkacak deneysel açılımların da küçük küçük de olsa ipuçlarını barındıran bir temsilci olarak da kulak kabartılabilecek bir kurgu kulaklarda iz bırakıyor. Uzunca bir süre işin sadece mutfak kısmında yer almış isimlerden, 2008 senesi içerisinde heyecan uyandıran bir müzikal çeşitlendirme “59:59” da dinleyicilerle buluşuyor. Zamansız kolajları ile tereddüte gerek bıraktırmadan yüzünüze yüzünüze en doğru tılsımları ulaştırıyorlar. Ruhunuzu da ehlileştirerek. Peter Muprhy’nin Roll dergisine verdiği mülakattan altı çizilesi bir vecizi ile sözü bağlayalım : “Müzik, biçimi aşan bir hadisedir. Müzik, insan bedeninde rezonans yapar ve bedeni ruhanileştirir, ona makam kazandırır. Bu söylediğim mistik bir ahmaklık değil, fiziksel bir hakikat. Bütün müzisyenler bilir, performans esnasında bir an gelir, o anda seni bir şey teslim alır, sana işler, sen onun iletkeni olursun.” (Roll.132 / Ağustos 2008-Yücel Göktürk’ün söyleşisinden)
Fark edilebilir ayrıntılar ile dönüştürücü, ayrıksı duruşların sebeplerini irdeleyerek endişe giderici, tanımlanmamış olanı arz etmeye çabalayarak yardımcı olmaya Deuss Ex Machina / Dea Ex Machina ile devam...İyi Haftalar...
Bir zevk duyulmaz oldu, buranın rüzgârlarından Hayat soldu bir günün enginlerinde yine. Selâm! Sonsuzların yorgun gönüllerine Selâm: Güneşi içeren çocukların diyarından!...
Bir ateş yakalım ki geçmesin hatta bir an Ve sussun kurtlar, kuşlar bir gök gürültüsüyle; Bir ateş yakalım ki, tutuşsun gökler bile Ve Güneş içilsin o gün, kızıl çanaklardan!...
Varsın eskisin sesim kaybetsin ahengini Geceler kıskanmasın aydınlığa süsünü. Donatsın sonsuzluklar gibi gurubun rengini Söylesin ve uzaklar baharın türküsünü...
Neler, neler beklenmez nihayetsiz bir yerden Güneşi içelim mor şafaklar gecesinden. Selâm! Sonsuzluklara, hasretli gönüllerden, Selâm, güneşi, göğü yakanlar bahçesinde!...
Kinaye, kişiselden ziyade toplumsal bir evrilme. Sözün kesintisizliği bir yana daimi bir sekteye uğradığı/tıldığı, muallakta kalınmışlığın ahir zamanları. Diyalektik şimdilerde daha bir zor. Yüceler yücesi moda belirgeçlerimizin son uğrakları politize edilmiş apolitik sınıfsallar. Üzerine yapış yapış tutturulmuş “indirimde” ibaresi ile tüketin daha çabuk ve çabuk bir biçimde çürümeyi ortaya çıkartan aparatların mimarları. Modernleşmeyi tersinden gerisin geriye eskisinde de beter bir biçimde yanlış’a sevk eden öngörüler ortalığı salınıyor. Sallıyor. Hesapsızlığın bedeli olarak yeni düşmanlar edinmemiz, olmadı birbirimize karşın yepyeni duvarlar örmemiz, en azından düşünsel manada teşebbüs etmemiz isteniyor.
Aidiyetlerin sorgulandığı, inandığın için değil bağlı kalmak zorunda kaldığın şeyler için daha bir Baskın vurgunun dökümantasyonu yaşadığımız 2007. Müzik de tüm bu karşıt konuşlandırmalara, şartlanmışlıklara kendi özü ile sesi ile yanıtlar verir. Arayp da merak edene, isteyip te dinleyene. Nicesi geldi geçti bu güncelerden nicesine kucak açacağız belki bir süre sonra. Öylesine değil içten olmaktır müziği anlamak. Sözleri anlamamak değildir sadece üzerine örtülmüş olan gürültülü bir nükte ortaya çıktı mı daha bir dört açılmalıdır duyargalar. Daha bir gür çıkabilmeli fikriyatlar. Endişeye ve tehditlere karşın daha bir dik, daha bir alnı açık...
Elektronmaşina burada bir aracı olmaktan gurur duyarak sizleri selam eder.Sözel inceleme kısımlarının yanı sıra, listeleme metodu ile de merak uyandırabilecek parçalar için küçük bir takip listesi sizlerle olacak. Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar
“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...”
Maşina Ayın Albümü Odd Nosdam - Level Live Wires (Anticon)
Kıdemli bir ses türetmecisi bu ay Elektronmaşina’nın önerisi oluyor değerli okurlar. Hip Hop’un drajelere bölümlenmiş, ikide bir birbirlerini yemek için danışıklı dövüşlerin tertrip edildiği bir sözüm sana formatlı janjanlı etiketlerinden uzak bir yorumcu “David P.Madson” ya da bilinen adı ile Odd Nosdam 4. uzunçaları Level Live Wires ile alternatif arayışlarında yeni perspektifleri değerlendiriyor.
Genellemelerin ötesinde bir ız bırakabilmek için, ‘98 yılında yayınlanmış bir toplama albüm ile işitsel serüvenine başlamış olan Anticon etiketinin de ardılında yer alan isimlerden biridir. Söz konusu “hip hop” müziğin denemelerden sakınmayan, bileşkeleri arasında organik yamaları ile düzensiz bir şekilde ilerleyen kat’i kuralları yeknesak etmeyi arzu eden bir projenin üyesi olarak Doseone ve Why? ile beraber cLOUDDEAD projesinin içerisinde yer alır. Politik bağlantıları ile içten içe, karamsar bir tablo çizen Oakland; California’dan bir yer altı kültürünü oluşmasında temelleri atan isimlerden birisi olarak, yıllardır biz dinleyiciler için farklı sunumlar gerçekleştirir. Bu kolajların birbirleri ile harmanı neticesinde “deneysellikte Flying Saucer Attack’den, dub ekolünden Lee “Scratch” Perry” ve rap müziği için de Prince Paul” ilham kaynaklarını bütünleyen bir yapıyı ortaya çıkartır. Beşinci stüdyo kaydı olan “Level Live Wires” içerisinde de bütün bu önermeleri yeri geldiğinde kullanmaktan sakınmayan bir deneysellik hakim kılınıyor. Farklı teatral açılımları ile modern müziğin en ahkam kesilesi ve en zor branşı olmuş bir disiplin içerisinde vokale çok da dayanmadan kendini anlamlandırabilen kompozisyonlar “Odd Nosdam”ı biraz daha farklı bir yere konumlandırabilmemizi olanaklı kılıyor.
Level Live Wires, selam referansının ardından mekanik boşlukta fısıldaşan bir ses bulutu “Kill Tone” ile albümün açılışını gerçekleştiriyor. Kısalığına yanmak dışında etkisinden uzunca süre kurtulamayacağınız “We Dead”, sesin katmerlenerek dönüşmesi bir yerde elektro akusik biçeme kavuşması “Freakout 3”, lirik denemelerin en sertlerinden birisi olan bir durum değerlendirmesi “The Kill Tone Two”, ters köşelerden mukavemet gösteren ses örneklerinin birbirleriyle çarpışmasını yıllar önce dinlediğimiz DJ Shadow benzeri bir üslupta benzeştiren, dönüştüren “Up In Flames” ve tüm bu döngüyü en başa sardıran bir sessizlik tonlu çalışma “Slight Return” albümü sırf nitelikleri ve taşıdığı değerler anlamında değil müzikal manada da ilerici bir potansı oluşturuyor. Niteliksel ve anlam bütünlemesinden hoşnut kalan her dinleyicinin diskoteğinde yer alması gereken bir naif dışa vurum.
Kesin ve katı kuralları bulunmayan bir müzikal izlence. Başlangıcından bugüne çeşitli verisyonları ile kademe kademe geliştirilen bir tür. Kendi içerisinde dahi pek çok prodüktörün ismi dışında pek bir bilginin dolaşımda olmadığı, müziğin ön planda tutulduğu bir dinlence. 2003 yılından bu yana öncülleri olan UK Garage, Grime ikilisinin izlerini atası olan Drum & Bass ve Jungle’ın meziyetleri ile tertipleyen “dubstep” yayınları elektronik müzikte tazeliği arayan dinleyiciler için de önemli bir geçiş sağlıyor.
Ammunition Productions’ın Forward>>> partileri başladığında “dubstep” tanımını da çok sınırlı bir kitle haricinde kimsenin bilmediği bir açılım olarak “Wikipedia”dan öğreniyoruz. Dubstep;El B, Kode 9, Digital Mystikz, Loefah’nın çabaları ile giderek toparlanan ve bir yerde elektronik müziğin şimdisini savlayan “Güney Londra”yı tekrardan ilgi odağı haline dönüştüren bir alt tür. Alaşımları arasında çarpıcı bir biçimde bas yoğunluğuna sahip prodüksiyonlar ile yer yer reggae, dub soundsytemlerinin de zamane taşıyıcısı olarak da değerlendirmekte fayda var. İlerici olmanın tekdüze bir klişeler bütününe sığınarak yol almaktan geçmediğine sebat eden türün içinde ismi çokça duyulmuş olan Beni Uthman aka Benga ve D.Harris aka Coki (Digital Mystikz’in de yarısı), Tempa etiketi ile Skream’in başlattığı alternatifte özgünü oluşturma çabasında yayınlandığı haftadan bu yana etkin olmuş bir kayıt olan “Night” ile devam ediyorlar.
Ritim döngüsü ile farklı paraleller arasında melodramatik geçişleri duyumsayabileceğiniz bir tür olan Dubstep’in de görece altın çağını yaşadığı günlerde, “Night” devinimin hızını arttırmaya çaba sarf eden, ilmik ilmik bir technoesklik barındıran bir meydan okuma. Yüksek kalibreden bir kompozisyon üzerinde endistriyel bass vuruşları ile dans edilebilir vurguyu bariz bir biçimde ortaya çıkartıyor. Parçanın Dizee Rascal vokali ile tertiplenen verisyonu Giles Peterson’ın haftalık programında şimdiden önemli bir çıkış gerçekleştirmesi de “Dubstep”in daha ulaşılabilir bir müzik olmasını sağlayacağına hiç kuşku yok. Tek bir düzlemde seyrüfsefer ederken birbiri ardına gelişen bass kümelerine sahip olan “Drumz West” ve Detroit’in müzikal kimliğine de yaklaşık duran, hareketli bir stereograf “Emotion” ile müziğin şaşırtıcılığını, meziyetlerinin sınırsızlığını bir kere daha teyit etmeyi olanaklı kılıyor. Maşina Ayın Sitesi Basatap
2002 yılında internet üzerinde şekillenmeye başlamış ardından basılı mecra olarak da yakaşık iki sene sonra yayına geçmiş, müzikal takipçiliğin değer bilmezliğinin ardından tekrar sanal aleme dönüş gerçekleştirmiş bir proje olan Basatap dergisi bu ay sizlere önerimiz oluyor.
Müziğin kolaçan edildiği her anında farklı bir tünelle birbiri içerisine geçişmiş hallerini dinliyor ve keşfetmeye çalışıyoruz. O kadar yeninin içerisinde, kimi zaman anlamak istediklerimiz, sözlerin ötesinde karakter tahlilinden merak uyandıran enstantaneler arasında bir değlerlendirme ve bir yol göstericiliğe ihityaç duyuyoruz. Bu noktada Basatap gibi referans siteler gerçek bir boşluğu dolduran önemli bir katalizör işlevi gösteriyor.
Siteyi ulaşır ulaşmaz beklentilerinizi tamamıyla karşılayacak pek çok isim için makaleler, incelemeler ve röportajlar yer almakta. Bir kısmı Basatap’ın en başından bu yana yazarı olarak yer aldığı kadrodan Erdem Taşdelen, Christopher Çolak, Kerem Balkır, Yiğit Atılgan, Ekin Üzeltüzenci, Selin Erkök, Seda Niğbolu gibi pek çok kalemden müziğin çehresinde, şimdi olanları keşfedebilmeniz olası. Bir de en önemli vurgulanması gereken, yeterli desteği bir türlü bulamayan yerli müzisyenler için de birer tanıtıcı vazifesi göstermesi epey bir süre okurları ekranın başında tutmaya yetecek ayrıntılardan sadece birini oluşturuyor. Video sayfalarında yazılara bahsedilmiş isimlerin çalışmalarına, İpucu sayfalarında okuyacak vaktim yok diyenler için gayet faydalı birer cümlelik kesitrme tanıtımların yer aldığı kurgusu ile Basatap ülkemizin alternatif müzik sahnesi üzerinde genellemelerden ırak, yaratıcı ve içerik bakımından da doyurucu bir servisi sunmaya çalışıyor. Israrla takip ediniz.
Maşina TamPUAN Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler
Jahcoozi (Berlin) A Sound // Chart For Groove Magazine
1. Flying Lotus – Stunts (Plug Research-CDR) 2. Pharoahe Monch – Body Baby (COMC & Sinden Rmx) (Island) 3. Jesse Rose/Dizzee Rascal – Itchy Dog/Sirens (Robot Koch Mashup) (CDR) 4. Santogold – Creator (Lizard King) 5. Rage Against The Machine – Killing In The Name Of (Mr. Oizo Rmx) (White Label) 6. Jahcoozi - BLN (CLP Rmx) (A Sounds) 7. Pase Rock – Lindsay Lohan’s Revenge (Fully Fitted) 8. Amanda Blank – Get It Now (Robot Koch Rmx) (CDR) 9. Sinden - Organ Grinder (Dubsided) 10. Al Haca - Baby Blue (Meta Polyp)
Elektron Maşina TamPuan
1.) Benga & Coki-Night (Tempra) 2.) Zinc-Flim (Skream Remix) (Rinse) 3.) Odd Nosdam-The Kill Tone Two (Anticon) 4.) Horanta-Davuluna Vur (Voltaj-Pozitif Edisyon) 5.) Christian Fennesz-Blok M (Editions Mego) 6.) Metamatics-Personal Jesus (Original Mix) (Hydrogen Dukebox) 7.) Uusitalo-Tohtori Kuka (Huume) 8.) Ø-Ikuinen EP ((Sähkö Recordings) 9.) Havantepe-Topcular (Cism Netlabel) 10.) Taylan Yılmaz-Sometimes (Living Records) Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Aralık 2007 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...
Vadesi gelmişliğin güncesi. Daha yenisini keşfetmeden eskitilmişliğin buhranıyla unutulanların sahasındayız. Güncel akitlerin geçersiz kılındığı en özgün neşriyatlardan en naif televizyon dizilerine kültürel iletişimsizliğimiz, var edemeden yok etme çabamız devamlılığını koruyor. Komutun uzak bir yerlerden gelmiş hissine kapılsak da iki de bir “destroy” tuşuna basıyor oluşumuz alışkanlıklarımızın ne kadar çabuk değiştiğinin de göstergesi. Harala gürele içerisinde belleğimiz izin vermese de küreselleşmenin etkileri çok aşikar bir biçimde tüm algılarımızı etkilemeyi başarıyor.
Etki ve buna karşı olarak geliştirdiğimiz taktiksel ataklar ile İstanbul’un kakafonisi içerisinde belleğimizi tazeletmemizi olanaklı kılan Bienal kapsamında “iyimserlik” teması çerçevesinde yukarıda belirtmeye çabaladığımız içinden çıkılmazlığımızı derlemeye çalışan işleri seyretme, temas kurma ve anlama çabası içerisinde olduk. Müzik’te üzerine addedilmiş olan eğlendirici unsurun yanı sıra, düşünsel anlamda da kendimize yeni yollar çizebilmemizi olanaklı kılan “ne mutlu, çok çok mutlu” bizlere ki yaradanın en büyük armağanlarından birisi. Elektronmaşina içerisinde de tezatlıklarımızın pastoral izlerinde yaşamı aramaya, müziğin notaları arasında elden geldiğince anlamlı bir kaç öneri getirmeye devam ediyoruz.Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar
“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...” Maşina Ayın Albümü Modeselektor – Happy Birthday! (BPitch Control)
Keşfedilmemişliğin sınırlarını her seferinde üretilen ve sınır budur denileni yıkarak yeniden tanımlayan bir ekip bu ay Elektronmaşina’da ayın albümü olarak sizlerin beğenisine sunuluyor. Gernot Bronsert ve Sebastian Szary’nin 1994 yılından bu yana kalıtımların izlerini toptan silerek, derdest edilmiş kurgusal açıkları yeniden, yeniden üzerinde tir tir titreyerek yeniden toparlamaları neticesinde sürekliliğini korumuş “Modeselektor” ekibi ve ikinci stüdyo kayıtları olan “Happy Birthday” çalışması ustalık dönemlerinde de “hırçınlıkları” ve “afacanlıklarının” da devam ettiğini gösteriyor.
Elektronik müziğin, alternatif bir disiplin olarak şekillenmeye, kabul görmeye başladığı günlerde temelleri atılmış bir ekip “Modeselektor”. Dans edilebilir kurgunun bariz bir biçimde deforme edilmesi neticesinde, katmerlenenen, şekilden şekile girebilen bir tümevarım müziklerinin özünü tanımlıyor. Albeni ve trend belirleyiciliğinden ziyadesiyle uzakta, 80’lerin gerçekliliği Amiga’larda üretilen müziklerden, dans etmenin köklerinde işlenmiş kodları olan “reggae”, “dancehall” ve “dub” alaşımlara, ansızın çıkagelen “ensüstriyel” ayrıntılama metodlarına kadar pek çok öğenin birleştiğinde “müzik neden bu kadar önemli ?” sorusunun da yanıtları verilmiş oluyor.
Annelerine ihaf ettikleri “debut” kayıtları “Hello Mom” ile tüm bu açıklamaların gerekliliğini ortaya çıkartmayı başartan özneleri barındıran tınıları üretmiş, pek çok müzik eleştirmenince de 2006 yılının en önemli kayıtları arasında gösterilirler. Sesleri üretirken ne kadar teyakkuz halinde bulunduklarını, sadece makine öğesine bağımlı bir üreteç / prodüktör olmadıklarını teyit ettikleri İstanbul performanslarında da gözlemlemiş, çeşitli vesileler ile sizlerle paylaşmıştık.
Dönemsel değişimlerden fazlaca nasip alan ve tür ayrıştırmalarının neticesinde kendi içinde de hızlıca tüketilen bir hale dönüşmüş bulunan “elektronik müzik” için de başlı başına bir dönemeç kaydı olarak “Happy Birthday” çalışması 10 Eylül tarihinde BPitch Control etiketinden yayınlandı. Üretim sürecinin yanı sıra Gernot Bronsert ve Sebastian Szary birbirleri gündelik yaşantıda da bağlantıda kalmaları neticesinde, yaşamdan da fazlasıyla etkilendiklerini, ilk elde albümü dinlediğinizde keşfedebilirsiniz. Her ikisinin de yakın bir zamanda “baba” olacak olması egzantrik sesler arasında daha belirgin bir biçimde çocuksu coşkuyu da irdelemelerini, heyecan evet o bitmeyecek kadar uzun gelen sürenin ardından konuk edilecek yeni “Dünyalılara” olarak bir açık mektup özelliğini de barındırdığını belirtelim.
Techno’nun sentetik yüzeyleri üzerinde “idm” nağmeler ile çok sıkı bir giriş parçasına dönüşmüş bulunan “Godspeed”, Paul St.Hillaire’in vokal desteğini alarak reggae tonunda başlayıp tanımsızlığın güncesine dönüşen Apparat’ın da katılımı ile oluşturdukları “Moderat” namı ile kaydettikleri “Let Your Love Grow”, albümden yayınlanmış ilk kırkbeşlik olan Puppetmastaz destekli “The Dark Side Of The Sun” ve stüdyo kayıdına girileceği ilk günden bu yana nasıl bir sonucun bizleri karşılayacağı konusunda merakla beklediğimiz Thom Yorke ile kaydedilmiş bulunan “The White Flash” tüm tüketimlerimize rağmen ümdimizi, ailemize katılan yeni üyelerin aracılığı ile daha çok inanmamızı salık veren bir “Eraser” devamlılığı. Modeselektor, ikili olarak yaşamı güncelemeye devam ediyor. Mevsim dönümlerinin onulmaz, değişimlerinde gerçek bir tedavi aracı olan bir deneysellik ürettikleri. Yaşlanan bünyelerimiz içinde bir tevazuu, elektronik yaşam formlarına hürmetlerimizle...Keşfedin !!! Maşina Ayın Kırkbeşliği Taylan Yılmaz – 1914 EP (Living Records)
Alternatif bir kültürün harcının atıldığı bir şehri-Stanbul’da elektronik müziği iyi anlaşılır bir form haline dönüştürme konusunda aktivist bir kimliğin sahibi Taylan. Sanat’ı hayatın merkezine almış, müzik ile de kendini en iyi ifade biçimine kavuştuğunu belirten bir isim. Müzisyen kimliği ile tanınmadan önce, Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde sanat eğitimi alır. Çizime olan yatkınlığı ile on yaşından bu yana ilüstürasyonlar ve resimleri ile pek çok ulusal yayında çalışmaları yayınlanır. Müzik ise Taylan Yılmaz için sanatı ile gerçek bir bağlaçtır, öyleki 1998 yılında „Techno“ ses erimi ile tanışına kadar çeşitli yerel topluluklarda enstürmantalist yönünü geliştirme imkanı bulur. Techno’yu „Olağan ve klişelere bağımlı olmayan, artistik kimliğini en doğru biçimde tanımlandırmasını olanaklı kılacak, seslerin kombinasyonu ile bilinmeyenin dehlizlerini arşınlatabilecek bir izlek“ olarak betimler.
(((godet))), Magma, Filter, Uniq gibi elektronik müziğin takipçileri ile ilk buluştuğu mekanlarda DJ’liğini deneyimlemesi neticesinde ilk büyük çıkışını 2003 yılında düzenlenmiş olan Phonem Elektronik Müzik Platosu içerisinde gerçekleştirir. Techno müziğin imdisinde birer marka olarak tanımlanan „Schranz“ akımının mimarı olan Chris Liebing ve Alman techno sahnesinde bir rol model olarak yer almış, ürettiği parçalar ve ortak çalışmalar ile geleneksel olanın ötesinde bir kültürel cezbedici konumuna yükselmiş bulunan Monika Kruse ile festivalin kapanışında İstanbul’un sesinin en az onların üretimleri kadar etkileyici, farklı bir potanstan duyumsatmayı başarır. Bu ikili dışında Dave Clarke, Umek, Percy X, Gaetano Parisio, Stanny Franssen gibi „techno“ duayenleri ile beraber performanslar gerçekleştirir.
2004 yılında kendi müziğini aracısız bir şekilde yaymayı amaç edinen, gerek Bruno Pronsato, Savas Pascalidis, Bangkok Impact, Rennie Pilgrem gibi tür ve tarz ayrımı olmaksızın iyi müzik icracısı olan sanatçıları konuk ederek, gerekse de yerli pek çok DJ’in ilk performanslarını gerçekleştirmesi ile elektronik müziğin tarif edilenin dışında gerçek yönlerini ortaya koyan setlerin / performansların gerçekleştirildiği „Auf Club“ın temellerini atar. İki sene boyunca müziği merkeze alan dinleyiciler için farklı bir keşif noktası oluşturan mekanın nihayete ermesi ile prodüksiyonları üzerinde yoğunlaşır.
Bu çalışma dizininin son halkasını Londra yerleşkeli Dub Kult’ın (Neilon Pitamber) Living Records etiketinden 1914 EP’si oluşturur. Müzikte farklı açılımları yakalamayı ve yeni üreticilere bir şans tanınması konusunda uzmanlaşmayı amaç edinen Living Records’un müzikal kataloğu içinde Taylan Yılmaz’ın çalışması ilgiyi üzerinde toplamayı başarıyor. 1914, geçtiğimiz yüzyıl içerisinde Dünya’nın şekillenmesi açısından en önemli dönemeç olan Politik ve İnsani açıdan birer hesap düşümünün gerçekleştiği yıla bir göndermeyi barındıyor. Etiketin tanıtım bildirgeçinde belirttiği üzere sesler ile oluşturulan mizansen içerisinde zihinlerimizde birer geri dönüşü ve karaltılı günlerin izahına ulaşabilmek için gerekli olan tüm materyallerin parçalar dahilinde bizlerle buluştuğunun altı çiziliyor. Endüstriyel tınıları, minimal techno’nun karasuları dahilinde dans edilebilir bir kurgu ile kotarıldığı 1914 (Original) düzenlemesi vaat edilen iyi müziğin tanımlandırmasını gerçekleştiriyor. Plağın A yüzünde ise dinamik alaşımı ile dans ettirir bir kurguya dönüşen 1914 (Rework) parçası yer almakta. Kesik kesik dönüşler ile döngülerin eklektik bir biçimde „techno“ modunu eşelediği, epik bir düzenleme olarak değerlendirebiliriz. Bir diğer bakış açısını ise Undesigning (Remoov) albümünde Süpermatik ile çalışmalarını yayınlamış Randoman ile keşf ediyoruz. Düzenlemenin plağın geri kalanı ile bağlantısı da gözlemlenerek, daha seri ve techno’nun verimliliğini ortaya koymayı amaçlayan bir çalışma olarak çalışmanın plak versiyonunu tamamlıyoruz. Bu çalışmaya ilave olarak da Living Records’un bir geleneği olarak her bir çalışma için bir adet mp3 formatında şarkı dinleyicilerin beğenisine sunuluyor. Taylan Yılmaz’ın da çalışmasının bir b-side olarak değerlendirilebilecek, idmtronika „Sometimes“ parçası resmi siteden indirilebiliyor. Ezcümle, Taylan Yılmaz elektronik müzik konusunda emek sarf etmeye devam ediyor. Sebat ettiği müzikal formların genel geçer bir ilgiyi değil var olması gereken seviyeye ulaşması için ülkemizde çaba sarf eden bir kaç emektardan birisi.
Maşina TamPUAN Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler Philip Sherburne – Official Chart 09/07
1.) NSI-Dual (Non Standart Productions) 2.) Pigon-Promises (Dial) 3.) Animal Collective-Peacebone (Pantha Du Prince Remix) (Domino) 4.) Cio D’Or-Kimono (Motoguzzi) 5.) Chloé-Suspended (Kill The DJ) 6.) Tadeo-Reflection Nebula 056n (Apnea) 7.) Marcel Fengler-Early Glow (Ostgut Ton) 8.) Norman Nodge-NN8.0 (MDR) 9.) The Wombat-Teflon (Rebelone) 10.) Jamie Lloyd-What We Have (…Is a Zwicker Remix) (Future Classic) Vintage Bonus: Round One-New Day (Club Vocal Mix) (Main Street)
Elektron Maşina TamPuan
1.) Dilo-Ave Fenix (Shadi Megallaa Remix) (LesIzmo:r) 2.) Sian-Apple Tree (Aus Music) 3.) Pheek-Can (Alka Rex Remix) (Arcipel) 4.) Ulysse-Sometimes (Liebe*Detail) 5.) Marc Houle-Techno Vocals (Original Mix) (m_nus) 6.) Modeselektor-The Dark Side Of The Sun (2000 And One Remix) (BPitch Control) 7.) Raw aka İsmail Genç-Truth (Grammafoon Recordings) 8.) Swayzak-Smile & Receive (Apparat Remix) (Studio !K7) 9.) Björk-Innocence (Alva Noto Unitxt Remodel 12" Remix) (One Little Indian) 10.) Umut Gokcen vs Baba Zula-Cecom (Doublemoon)
Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Ekim 2007 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...
Belirsizlik. Hiç beklenmedik anlarda dönüşmek olmayacak sanılana kavuşunca yaşananlar. Kendi çeperimizden, zihinsel öngörülerimizden ayrıştırdığımız ama her ne hikmetse gelip bulan kapkara kaoslar. Değişimin çarkları arasında “uyan”mamız gerekirken daha fazla beyaz camın ardılındaki gölgelerin komutunda ilerlemeye devam ediyoruz. Uyku mahmurluğu ile derin koma arasında. Bilinçlerimiz bile mikro çiplere yüklenmiş ön senaryoları vakti zamanı gelince uygulamak üzere kodlanmış. Senaryo deyip duruyoruz, sözel betikte ancak aslolan yaşantımızı da gözden geçirirsek pek çoğumuz için geçerli olan düzeneğin de ritmografisi bu bilim kurgunun içinde yer alıyor.
Var edebildiğimiz, en azından kurgusunda ortak dertlerimizi savlayan müzikler bizleri bu dört başı mahmur bilim kurgusal yaşamdan biraz olsun seyirttirmeye, rutinimizi bozmaya davet ediyor. Bize asıl diye gösterilen ile gerçeği birbirinden ince çizgiler ile ayrıştırılması sırasında ortaya çıkanlar çoğu zaman müziğin içerisinde yerleşmiş ipuçları (pardon sözler) ile Alice’ten Geriye Kalan Harikalar Diyarının anahtarını sunuyor.(Küresel Küresel). Elektronmaşina burada bir aracı olmaktan gurur duyarak sizleri selam eder.Sözel inceleme kısımlarının yanı sıra, listeleme metodu ile de merak uyandırabilecek parçalar için küçük bir takip listesi sizlerle olacak. Elektronmaşina, müziği var edilir, yaşanılır bir forma kavuşturmaya devam edecek. Her daim desturumuz olan söz öbeği ile sizleri yazıların içeriğine bırakalım. İyi Okumalar
“Elektronik müziğin asallığında, aslında her daim bizlerle olmuş müzikal disiplinlerden seçkiler, derleme listeler, farklılığın sadece albüm kapaklarının renklerinde olmadığına biat etmiş müziğin gerçek emektarlarından bir kaç örnek, isabet ettirebildiğimiz gerçekliğimizin yansımaları... sözü fazla uzatmadan...notalar sizlerle olsun. Müzik sadece Play, Pause, Stop değildir....Müziğinize sahip çıkın...”
"Benim için herşeyin bulanıklaştığı o noktayı anlatayım...İki yaşında sevimli bir bebek orada duruyordu ve bacaklarından birine mermi saplanmıştı... Bir yol kenarı bombası patlamıştı, askerler her yana ateş etmeye başladı ve bebek vuruldu. Ve bebek bana 'neden?' diye soran gözlerle baktı. Sanki, 'Neden bacağımda kurşun var?' der gibi...O an kendime 'Bunlar Saçmalık' dedim. (Çavuş Philip Chrystal (23), Reno, 116.Süvari Tugayı)
Bir başka belirsizlik diyarından kesit. Amerika'nın organize bir biçimde "demokrasi" götürdüğü ve başına gelmemiş kalmayan Irak'ta işleyen sürecin, karşı cephedki etkileşimine bir ön bakış. Bunun devamı Temmuz ayı sonlarında Nation dergisinde yayınlanan bir dizi çalışmasından takip edilebilir. Savaş'ın gerekliliği üzerine ahkam kesenlere, insani boyutunda kimsenin tahayyül edemediği sınırlarda gelişen olayların çarpıcılığı üstünden 4.5 yıldan fazla zaman geçmiş olsa da bugün daha belirgin ve daha canlı bir biçimde insanı yaralıyor.
1997 yılında James Lavelle ve DJ Shadow’un önderliğinde kurulmuş, Tim Goldsworthy (LCD Soundsystem), Masayuki Kudo (Major Force West) ve Richard File gibi isimlerin zamanla dahil olduğu, birbirini takip eden kayıt dizinlerinde Ian Brown’dan Thom Yorke’e, Badly Drawn Boy’dan Jarvis Cocker’a kadar pek çok usta vokali konuk etmiş, sadece elektronik müzik dinleyicilerini değil, aynı zamanda alternatif seslerle haşır neşir olmuş tüm dinleyicileri etkilemeyi başarmış bir ekip UNKLE, dördüncü uzunçalarları War Stories ile konuğumuz oluyorlar.
Önceki çalışmaların derinliklerine zerk edilmiş bulunan gitarlar, bu kayıtta daha ön planda yer almakta. Yıllardır belirli bir istikrarı yakalamış bir marka konumuna yerleşmiş bulunan UNKLE’ın özellikle DJ Shadow’un ayrılmasının ardından da müziğini devam ettirebilmesi, prodüksiyon katkısı çok kere eleştirilmiş bulunan (kıyas kabul etmeyen bir gerçek ile alternatif ses üreticisi) James Lavelle’in “Rock” külliyatı ile haşır neşirliği nezdinde daha kollektif bir çalışma izleği ortaya çıkartılmış. Sertleşen sadece ses örgüsü değil aynı zamanda handiyse kurnaz tilki yollarıyla hüsnü kabul gören bir zihniyete karşıda bir duruş sergilenmekte. Savaşın en nihayetinde dirençsiz insanları hedef alan ve her seferinde nereye kafanızı çevirirseniz çevirin sizi gelip bulan en acımasız anları içindeki derdi, ızdırabı ve bir şey yapamamanın vermiş olduğu ezikliği sözlerin çarpıcılığı ile işleyen bir mekanizma kulaklarınıza misafir oluyor.
Affet beni diyerek nazikçe bir girişin ardı sıra gelen, egzantrik deneyselliği mikro ses kümesi ile bütünleyen, trip hop üzeri post-rock “Chemistry” parçası ile albüm açılıyor. Paramparça olmuşluğun izlerini, söylenmeyen milyonlarca sözün hesabını “imdat” çağrısı ile imgeleyen “Hold My Hands” ile James Lavelle’inde vokal performansını keşfetmiş oluyoruz. Yaylıların desteği ile sanrılarımızdan arınmamızı kolay kılan “Price You Pay” parçası dinginliği ile albüm içerisinde bir geçiş noktasını teşkil ediyor. The Cult topluluğunun solisti Ian Astbury’nin vokallerde yer aldığı albümden yayınlanmış ilk kırkbeşlik olan kaotik eklektronika“Burn My Shadow”, Massive Attack topluluğundan anımsayabileceğiniz 3D’nin karaltının hüznünü imgeleyen vokallerinde, armonik bir gece seremonisine dönüşen “Twilight” ve uyanmamız gerekli olan kabusumuzda meydana gelenleri ayrıntılayan Lavelle’in Richard File ile düetine sahip olan “Morning Rage” içinde bir şeyler yanan ama nedenini arayanlara seslenişi ile albümün de bir özetini sunuyor. UNKLE yoluna usturuplu bir bilgeçlik ile değil alabildiğince geniş çerçeveden ses kolajları ile cansiperane bir şekilde devam ediyor.Takdirlerinize...
Cezbedici ayrıntıları barındıran bir müzikal ses kolajı: Techno. Fark edilebilir tüm ayrıntılama metodları ile yıllardır gezegenimizde duyumsanmamış sesleri bahşeden arkaik ses dönemeçlerinden, derin tesfirlerin irdelendiği uzun uzun nağmelere kadar bölüşebilen, yenilenen, sürekli bir ivme ile yön değiştiren bir müzikal tür. Kasveti ile doruğun yakalandığı yada eğlendirici unsurlar ile dans etmenin dayanılmaz hafifliğine teslim olunan nağmeler, üretimler Elektronmaşina içerisinde sizlere sunuldu.
Bu ayki seçkimiz de Sao Paolo’dan yetişmiş ve elektronik müziğin şimdilerdeki mabetleri olan Kompakt, Harthouse, Audimonatique, Plastic City gibi önemli etiketlerden kayıtlar yayınlamış bir prodüktör olan Gui Boratto son kırkbeşliği olan “Royal House” ile huzurlarınızda.
Melodik aksamları ile aşina olduğumuz minimal techno ses örgüsünde, özellikle son bir senedir yayınlamış olduğu Chromophobia albümü başta olmak üzere kayıtlar ile tech-house’a yönelik izdüşümünü ortaya koyabilmeyi başarmış bir isim Gui Boratto.Minimalist yaklaşımın giderek bir örnekleşme yolunda ilerlemesine karşıt olarak sunulmuş bir anti-tez olarak da ele alınabilecek çoğulcu kurgusunu özellikle Arquipélago, Atol, It’s Majik, The Blessing ve Hera parçalarındaki tını değişimleri ile gözlemlemeniz mümkün.
Bu türler arası ince geçişleri çok iyi dengeleyen Boratto, geçtiğimiz yıl Terry Lee Brown Jr.’ın remiks desteği ile yayınlamış olduğu It’s Majik çalışmasının ardından Tech-House dinleyicileri ile ikinci kez Plastic City’den buluşuyor. De Stijl’in mekanik basslar ile donatılmış tabakanın üzerinde trafiği çok iyi ayarlanmış ses döngüsü Boratto’nun orjinal parçasının sıkı bir deep house versiyona dönüşümünü ortaya çıkartan bir açılış gerçekleştiriyor. Brezilya’da Mega Music etiketinde daha önce yayınlanmış yerel bir çalışma olan parçanın orjinalinde ise Boratto, Detroit’in 303 makinesini, vokal kesitleri ile çok da hızlı bir biçimde kotararak technoesk bir betik yakalamayı başrıyor. Dans ettirme konusunda yetkinliğini ürettikleri ile anlatma gayreti içerisinde olan Boratto’nun çalışmasının en sonunda ise Redroom parçası yer almakta. Döngülerin birbirini tamamladığı, tüme varıldığında kendinizi Ibiza’da hissetmenize olanklı kılan eğlendirici 4/4lük bir Tech-House bir serüven Redroom. Boratto, tüm olanakları ile elektronik müziğin şimdilerinde aranılan yetenek tanılamasını şekillendiren prodüktörlerden, takip listenize dahil etmenizi salık veririz.
Satırlar, sözleri olabildiğince çabucak aktarılması için bizleri sınırlayan zorunluluklar. Tümceler arasında İngilizce bağlaçlar ile bizlere de ait olmasını temenni ettiğimiz müzikleri paylaşmak gayemiz, hikayemiz. Sözel anlatımları, görsel ve işitsel destekle anlatabilmek ise maalesef şu anki basılı medyamızda söz konusu olamadığından ağ üzerinde farklı keşiflere çıkmak bizlere yepyeni yada yeni haberdar olabildiğimiz “Türkçe” içeriğe kavuşturuyor. Anlatım gücünün tamamen site/günce yazar/larının birikimi ile kotarılan üstelik Batılı pek çok örneğinden daha çok emek sarf edilen çalışmalar umuyoruzki yeni bir şeyler keşfetmek istediğinizde sizlere yardımcı olmuştur, olacaktır...
Geçtiğimiz yıl Agustos ayından bu yana “Frankly Mr Shankly” rumuzu ile internetten seslenen Suetkafa güncesi de müzikal anlamda yol gösterici olarak değerlendirilebilecek bir çalışma. Alternatif ses örgüsünün beraberinde getirmiş olduğu çeşitlilik ile kimi zaman The Auteurs (insafsız kaybedenler şölencisi, bir önder-Luke Haines) hakkında yazıya, Shoegaze’in nadide değerlerinden biri olarak sayabileceğimiz gruplardan Chapterhouse ve My Bloody Valentine’e kadar uzanan, Brett Anderson ile beraber Britpop sularından da sesler/gruplar ile ilgili yazılara yer veren bir günce olarak merak giderici başlangıçlar gerçekleştirebilirsiniz.
Bu minvalde müzik üzerine güncel albüm kritiklerini de, Gallerden çıkan Brit-Pop’u ters köşeye yatıran Super Furry Animals’den Venus, Warp Records’un melankoliası Grizzly Bear’in Furry House, Caz Festivalinde konuk olmuş Blonde Redhead 23 gibi farklı tandanslı ama alternatif grup/sanatçılar bir demet olarak sitede yer almakta. Ayrıca “Frankly Mr Shankly”nin gerçek kimliğine de temas noktalarını barındıran denemeleri, bilahare kitap tanıtım yazıları ile tek başına epeyce bir süre ekran karşısında vakit geçirebileceğiniz bir site haline dönüşüyor.
Maşina TamPUAN Aylık olarak Elektron Maşina’nın gözde isimleri, takipçisi olunan dj’lerden seçkiler.. en çok dinlediklerimizden örnekler Simian Mobile Disco Chart For Beatport
1.) Luke Vibert & Jean Jacques Perrey-Moog Acid (Jackson Mix) (LoEB) 2.) Hot Chip-My Piano (Dub) (Studio !K7) 3.) Matthew Dear-Don & Sherri (Ghostly International) 4.) Dahlbäck & Dahlbäck-Bempa (Turbo) 5.) Joakim-Drumtrax (Studio !K7) 6.) Gui Boratto-Terminal (Kompakt) 7.) Partial Arts-Trauermusik (Alter Ego Mix) (Kompakt) 8.) Audion-Noiser (Spectral Sound) 9.) A J Scent-Da Posse (Original) (RZ) 10.) Simian Mobile Disco-It’s The Beat (Masseymix) (Wichita)
Elektron Maşina TamPuan
1.) Aril Brikha- Kind of Nitzer (Peacefrog) 2.) Jambi-Gravity (Junion) 3.) Björk-Earth Intruders (Lexx Remix) (One Little Indian) 4.) Social Being-Free Your Mind (Tuning Spork Records) 5.) Thom Yorke-Eraser (Quentin Harris Remix) (White Label) 6.) Stephen Beaupré-Les Filles (Dimbiman Remix) (Musique Risqueé) 7.) Ambivalent-R U OK (JPLS 12mg remix) (m_nus) 8.) Pheek-Torsion (Sunset Diskos) 9.) Jamie Lidell-Multiply (Warp Records) 10.) Maps-It Will Find You (Mute Records)
Elektronmaşina daha önce Trendsetter Dergisi Ağustos 2007 tarihli nüshasında yayınlanmıştır. Yayınlanmış makale dizisi içerisinde okuyamamış takipçilerimiz için şimdi Deuss Makina'da...
>8<-Underworld-Two Months Off (Live At Tokyo) (Underworldlive.com)
Sessizlik Zuhur Eylemiş Bölüm (222) – Göğe Yükselen Gözyaşları, Belleksizliğin Sınırlarına Umut Çiçekleri Beziyordu, Bir Daha Unutmanın Ne Kadar Bedeli Olduğu Hatırlansın Diye...
>>>>>Bildirgeç Yine yeniden bilindik sahnelerin, biteviye tekrarlarından mülhem bir görüntü karşısına çıkmaktaydı. Seslerin bir durulup bir arsızca yükseldiği, hemen hemen pek çok şeyin olması gerektiğinden de hızlı bir biçimde devir daime uğradığı bir düzlemin ortasında idi sanki. Kakafonin dış yansısında duydukları gerçek insan seslerine benzeşse de epey bir süre manasını tam olarak kavrayamadığı bu uğuldama kulağını giderek daha rahatsız ediyordu. İşin kötüsü kanıksamaya da başlıyordu. O arada duyduğu vızıltıların da, istisnasız bir biçimde sonradan anlaşılacağı üzere mermiler olduğunu ise hafzalası bir türlü kabul etmiyordu. Önce birer ikişer sonra bir kenti topyekun mahvına sebep olacak kadar binlercesine tümlenen, büyüyen, sağdan sola soldan sağa hava boşluğu içerisinde avare bir biçimde gezinen can alıcıların çokluğunun, idrak ettiklerini kabul etmemesine, aklının itirazına sebep olan en büyük nedeni oluşturuyordu. İnsanların sesleri de, bu katmandan evvelki duyumsadıkları bir yardım çağrısıydı, havanın ağır kokusunu daha da nefessiz bıraktıran. Kolaycı çözümlerin yaygın olduğu, birbirlerini anlayarak hayat denen olguyu idame ettirebilen insanlara neler olmuştu. Nasıl böylesi bir kinlenme ile birbirlerine düşman kesilmişlerdi. Epey uzun bir süre evvelinde eski Dünya'da yaşayan atalarının altına imza attıkları antlaşmalar ile konu ne olursa olsun problemlerin çözümü olarak savaşı görmediklerini deklare etmemişler miydi? Neyin nesiydi bütün bu karaşın ve sis bulutunun yoğun uğultusu. Sisler ufkun sonsuzluğuna kadar uzanırken, birbiri ardına düşünceler hafızasında bir görünüp, bir kayboluyordu. Pantheon'a mühürlenmiş ulusların kutsal gözyaşları bu dirliği sağlamak için türlü çeşit sınavlardan geçmiş insanlığın kefareti, ibret belgesi olarak saklanmıştı. Evrensel barış sağlanabilmişken şimdi, yeniden sil baştan en başa dönmek olmamalıydı. Bulutlar yükseliyordu gök kubbenin çatısında, gözyaşlarını barındıran yağmur taneleri damla damla yeryüzüyle buluşuyordu.
Akıl tutulmasının su götürmez gerçekliğini ortaya çıkartan bu paragraf bir masal değil, keşke öyle olabilseydi. Tıpkı bizden asırlar öncesinde yaşamış beşerilerde olduğu gibi bizden asırlar sonra da yaşayacakların savaşlarla, karşılaşma ihtimalinin son derece yüksek bir ihtimal olduğunun emaresini taşıyan bir bakışım. Kurgu bilimin sınırlarında dolaşıyor olsa da insanoğlunun hemen hemen her döneminde farklı çıkarlar için göze almaktan, çatışmaktan korkmadığı hazin sonlardan birisi olan savaşın ürkünçlüğünü paydalayan bir imgelem dizilimi. Koskocaman Dünya'nın aç gözlülüğe kurban edilecek daha ne kadar çok evladı olduğunu kestiremediğimiz, kabusunun tesiri bol yansıması. Medeniyetler olarak mecazi de olsa ilerlemeye çalışan bireyleri temsil ediyor olsak da, tıpkı 1945'de, tıpkı 1991'de, tıpkı 2003'de, tıpkı 2006'da... vs. çoğaltılabilecek tarihlerde insanlığın birbirlerine yaptığı kötülüklerin detaylandırmasını daha rahat bir biçimde anlayabileceğimiz örnekler ile karşı karşıya kalma sıklığımızın bile ne kadar çok hataya açık olduğumuzun kanıtını oluşturmakta. Bugün geldiğimiz, ilerlediğimizi sandığımız çağdaşlığımızda bireyler olarak yaşama ket vurdurduğumuz hatalarımızı düşünmemiz gerekiyor. Sözlerin yeterli gelemeyeceği acılar ile birleştirilip insanlığımızın belleğinde onarılamayacak yaraların açılması sağlanıyor, tesis ediliyor. Hemen her defasında temennilerin bir daha olmaması yönünde açıklamaların peşi sıra gelmesinin korkunç ironisi, bitmez tükenmez diskürlerle zenginleştirilip alay edilircesine yine yeniden sahnelenerek gelişen bir trajediye dönüşüyor.
Siyaset bilimci Samuel Phillips Huntington'ın 1993 yılında “Foreign Affairs” dergisinde yayınlanan Soğuk Savaş sonrasına tekabül eden 1990'lı yıllardan itibaren uluslararası ittifak ya da ihtilaflarda belirleyici olan unsurun politik ya da ekonomik ideolojiler değil, medeniyetler olmaya başladığını ve 21. yüzyılda da bu trendin devam edeceğini ifade eden “Medeniyetler Çatışması” yazını da bu minvalde bahsetmeye çalıştığımız karaşınlığı daha rahat çözümlemeyi kolaylayan bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Giderek daha çok bölümlendirilen, aynı imkanlara sahip olunsa dahi, Doğu ile Batı'nın arasında muhakkak bir ayrışım ve öteki yaratma çabasının detaylandırılması olarak da okunabilecek bir tez. Neredeyse sonsuz bir sarmalın içerisinde birbirleri ile aynı özden beslenen halkların, yaşayışların derinden derine ayrıştırılması çabasında kimliklerin ve bireyselliğin bir kenara terk edilip çağımızın kalıplaşmalarından birisi haline evrildiğine dahası düşman addedildiğine tanıklık etmemiz, kurguların da gerçekliğini doğrulayan bir açılıma ulaştırıyor. Ahaliyi kapsayan deli divaneliğin toplumlarca kanıksanması da bu süreci daha sarsıcı bir izleğe eviriyor. Karanlığa terk edilen hayaller ve yaşantılar ile modernizm çizelgesinde bir adım önde olabilme isteği bu içinden çıkılmaz döngüyü daha da derinlere çekiyor. Son söz “İnsan mezardan dönemez ama hatadan dönebilir.” (Aleksandr İsayeviç Soljenitsin)
Deuss Ex Machina'nın geçtiğimiz Pazartesi akşamı canlı olarak gerçekleştirdiğimiz Ay Tutulması bölümünde de, karaltı bulutlarının enikonu her yeri kapladığı bir zamanda, sesli bir hayat güncesi ortaya çıkartmaya çalıştık. Biçemler değişkenlik gösteriyor olsa da kanıksanmış sessizliğin ortasında ayrıntılarda farklılaşan seslerin izini süremeye çalıştık. Müziğin hayatı kapsayıcılığından, kimi zaman alıntılanan sözlerin gerçekliğine dem vuran bir müzikal kolajı ardımızda bıraktık. Bu minvalde de “Proodos” güncesi ile müziğin üstünkörü, yavan ve belirli klişelere sadık eleştirilerine alternatifi son kertede yaratıcı örnekleriyle paylaşan Sühan Gürer'in konukluğunda Ay Tutulması'nın Temmuz ayının müzikal yansılarına kulak kabarttık. Öncesinde deneyimlenmiş pek çok müzikal izlekten beslenerek, yapılandırdıkları enstrümantal kayıtlarla içinde bulunduğumuz katastrofi günlerinin de fonunu oluşturan, Brooklyn'li ikili Ratatat'ı üçüncü albümleri olan LP3'nin rehberliğinde sizlerin beğenisine sunuyoruz.Ratatat, müziğin ana akım kanallarını da besleyen rock, hip-hop ve elektronik müzik gibi çoğu zaman birbirleriyle taban tabana zıtlık gösterdiğine kâni olunması beklenen müziklerin kesişiminden devşirilen bir deneyselliğin odağını oluşturuyor. Yaygınlığı görece değişkenlik gösteren müzikal tonların enstrümantal harmanını kotararak zor olan yolun içerisine dinleyicileri davet ediyorlar. Ancak hemen belirtmekte fayda var telaşa mahal bıraktırmayacak kadar açık bir biçimde kendini ifade edebilen bir müzikal anlayış, kulaklarımıza misafir ettikleri. 70'li yılların saykodelik müziğinden, 80'li yıllarda yükselişe geçen, şimdiki anlayışının da temellerini oluşturan hip-hop, ve 90'lı yıllarda new age'den elektronika'ya evrilen düzlemler “Ratatat”ın müzikal ilham noktalarını imliyor son kertede. Bir veya daha çok katmandan yapılandırılan seslerin dünyasında kendi hikayelerinizi de kurgulayabilmeniz için genişçe bir alan bırakan enstrümantal prodüksiyon ile halet-i ruhiyenize göre şekillendirilebilecek bir gözlemleme olanağı da sunuyorlar, çekincelerin rafa kaldırıldığı zamanımızda. Bütün bu olguları tetikleyen ekibin temelleri ise Skidmore Üniversitesinden mezun olmalarının ardından, yaklaşık bir sene kadar sonrasında New York'ta birbirlerini bulan Evan “E-Vax” Mast ile Mike Stroud ikilisinin, eğlendirici bir müzik ortaya çıkartma gayesiyle “Cherry” olarak yola çıktıkları 2001 yılına uzanıyor.Profesyonel çalışmalarla farklı kulvarlarda ilerleyen ikilinin, Ratatat olarak “2001-2003” yılları arasında hummalı bir çalışma evresi sonucunda toparladıkları debut albümleri “Ratatat” 2004 yılında “XL Recordings” etiketinden yayınlanır. Albümün açılışında yer alan 2003 yılında “Rex Records” etiketinden yayınlanmış olan, müzikal izleklerinin de başlangıcı olarak değerlendirilen “Seventeen Years” parçası ile çalışma açılır. Gitar tonları ile aksak ritm ve plaktan yükselen scratchler ile şekillendirilen, daha sonraki yıllarda rocktronica türevi olarak anılacak çalışmaların da başatlarından birisi olacak çalışma ile tam da oynamak istedikleri alanı savlayan bir girişi gerçekleştirirler. Sonik ses deneyimlemesinin bir diğer evresini oluşturan “El Pico”, eski bir rock parçasına eklenen elektronik yansılarla manipüle edilmesinin sentezini barındıran “Desert Eagle” , hip-hop’un eklektik yönünü vurgulayan deneyselliğin tasvirleri arasında anılabilecek “Breakaway”, melodikasını latin tınlarıyla ören “Spanish Armada” ve kapanışta yer bulan grubun ilk ismini de hatırlatan, 70’li yılların film müziklerinin tınısını modernize eden “Cherry” ile enstrümantal müziğin seyrüseferinde önemli bir ilk çalışmanın altına imzalarını atarlar. Aranjmanların bir apartman dairesinde sınırlı imkanlarla kaydedilmiş olması bir yana, “Ratatat” için pek çok şeyin yeni başlayacağı bir serüvenin ilk adımını oluşturur “debut”. Öyle ki herkesin onbeş dakikalığına şöhret olacağı tezine sık sık başvuran, iki parçası tutan her grubu “gelecek büyük grup, fikir” olarak tanımlayan, yeni grupları hem sever görünüp, hem de ele geçen ilk fırsatta yerin dibine sokmakta beis görmeyen modern müzik yazını içerisinde de farklı tepkiler alırlar. Devamı olacak mıydı? Yoksa yeni bir hayal kırıklığı mı yaşanacaktı? Bunun yanıtı ise yaklaşık iki sene sonra yayınlanacak olan “Classics” albümü ile “Ratatat” tarafından bizzat verilecektir. İki albümün arasında da, çıkış albümlerinin arifesinde Evan Mast’in kendini geliştirmek için başladığı ve giderek olayın ilerleyişine kendisini kaptırması neticesinde gitarist Mike Stroud’un da el atmasıyla yapmak istedikleri müzikal izlek ile örtüşen bir deneyim olan, Missy Elliott, Raekwon, Method Man, G-Unit gibi hip hop’un önemli isimlerinin parçalarına yapmış oldukları düzenlemeleri paylaştıkları “Mixtape - Ratatat Remixes Vol.1” çalışmasını el altında piyasaya sürerler. Ulaşmak istedikleri harmanı daha kolay anlaşılabilir bir hale dönüştüren hip-hop ile elektronik formların bütünlendiği bir kayıt olarak paylaşılır.
“Classics” albümü de bu çalışmaları kapsayan ama enstrümantal yapılarda daha ilerisi için önermelerde bulunmaktan çekinmeyen yenilikçi tasvirlerden mülhem bir kayıttır. İlk albümde çiğ olarak yansıyan seslerin daha derli toplu kullanıldığı, deneyselliğin de bu minvalde, müziğin zamansal çizelgesini ve dönüşümlerini takip ederek, çeşitlilik arz ettiği bir kayıt olarak “Ratatat”ı daha ciddiye alınan gruplar hanesine taşır. Birbirlerini tamamlayan tasvirler, ara melodiler ile “Classics” isminde taşıdığı iddia gibi modern yaşamın soluksuz temposunda “nefes aldırıcı” bir ses çalışması olarak betimlenebilir. Alışılageldik sesleri de arada duyabileceğiniz, ama tam çıkarmak üzere olduğunuzda tamamen değişen bir form bu tümceyi daha açıklayıcı hale dönüştürecektir. “Western” filmlerinin soluk karelerinden türeyen tango-masal “Montanita”, Rock müziğin en haşarı çocuğu olarak müzik tarihinde yerini almış 80'li yılların Glam türünden ilham alan, temponun yükseldiği anlarda senfonik elektronikaya dönüşen albümün de öne çıkan kayıtlarından “Lex”, aksak ses kesitleri ile slide gitarın mükemmele yakın uyumuna kulak kabartabileceğiniz “Gettysburg” gibi kayıtlar ile disiplinler arası kolajı, nu rave olarak sınıflandırılacak pek çok kaydın da öncülü olan bir bütün “Classics”. Albümden yayınlanmış ikinci kırk beşlik olan “Loud Pipes”da bu iddiayı destekleyen nitelikte, gitar partisyonunun kuvvetli elektronik altyapı ile birleştirildiğinde ortaya çıkan uyumu kıvrak bir biçimde dönüştürmeyi başaran bir hayat müziği olduğunu not düşmeliyiz. “Ratatat” için taşlar yavaş yavaş yerine oturmaktadır, enikonu vokalsiz bir müzik ile türetilebilecek alternatifler konusunda çıkarımlarının tükenmediği kanıtlanır. Parçaların tekil hallerinde bile, başlangıcından sonuna kadar geçen süresi içerisinde yaşanan değişimler, rutin bir pop kaydından daha fazlasını dinlediğimizi işaret eder.Bütün bu kayıt dizininde karşılaştığımız Lo-Fi türetimler ile Ratatat aslında endüstrinin standart olarak sunumlandırdığı popüler müziğin de nasıl olması gerektiği konusunda tecrübe edilmesi gereken bir yapıyı tanımlamayı başarırlar. Serinin şimdilik son ayağı olarak, Temmuz ayı ortalarında “XL Recordings” etiketiyle yayınlanan “LP3” kaydı da bu minvalde, kültürel çeşitliliğin arttırıldığı bir deneyimin yansıtıcısı olarak bizlerle buluşur. İkili, kayıtları 40 gün 40 gece süren uzun bir süre içerisinde, New York'da kiralanan özel bir stüdyo evde gerçekleştirirler. Birbirleri içerisinde bir düzen ihtiva eden önceki iki kaydın yanında, ksilofon, harpischord gibi yeni enstrümanlar ve orta tempo ritmler, vokoderden geçirilmiş ses efektleri ile sinemaografik unsurlardan da faydalanan bir izlek ortaya çıkartırlar. Şehrin ritmini tümleten kuvvetli bas yığınlarının, gitar kesitlerinin yanı sıra, dünya müziğinden örneklere de uzanan bir genişleme bahsi ettiğimiz. Komplike bir çalışma bütünlüğünden ziyade, emprovizasyon üzerinden şekli şemali kazandırılmış bir geçiş dönemi kaydı “LP3”. Jenerik müziğini andıran bir girişi takiben kısa nağmelerle ambient kıvamını yakalayan finaline doğru saykodelik ruhuna kavuşan albümden yayınlanan ilk kırk beşlik “Shiller” ile çalışma başlıyor. Grubun ilk günlerinden bu yana sürekli karşılaştırıldığı Daft Punk'ın akustik yansıması nice olurdu sorusuna yanıtı “Falcon Job”, dingin bir halet-i ruhiye ortaya çıkartan Hint vurmalıları ile klasik gitarın birbirini tamamladığı, akustik finalli “Mi Viejo” ile albümün derinlerine açılıyoruz. Elektronik öğelerin bu sefer 8bit sesleriyle bezeli çıkışına vesile teşkil eden, aşina olunan “Ratatat”a özgü ses örgüsünün de eklenmesiyle en bedbaht anları dahi şenlendirebilecek kuvvetteki “Mirando”, günümüz metropollerinin karaşın seslerinden beslenen, gitar pasajının deyim uygunsa vokal gibi konuşturulduğu rocktronica, “Bird Priest” ve Giorgio Moroder, Jean-Marc Cerrone gibi Disko janrının yaratıcılarına da bir saygı duruşunu imleyen, yükselen ritm coşkunluğuna teslim olunası “Shempi” parçası gibi türetimleriyle Ratatat, eskinin ruhuna yeni kalıplar biçmeye, zamanımıza taşımaya devam ediyor.
Üç dakikalık süresi içerisinde abstrakt “Anticon” etiketinden yayınlanmış çalışmaların izlerini takip eden, partisyonlar arasında yumuşak geçişleri ile modern bir r&b yorumu olarak söz edebileceğimiz “Dura”, oryantalist bir kaydın manipüle edilip, yapısını eğip bükerek oluşturdukları, vurmalıların bir görünüp bir kaybolduğu, gitarın ise ses kesiti olarak kullanılageldiği bir düzlemi yakalayan “Mumtaz Khan” keza balkan müziklerinin bu kadar ön planda olduğu bir zaman diliminde Ratatat yorumunu betimleyen “Gipsy Threat” parçası ile finale ulaşıyoruz. Space-pop ile ambient arası bir kesitin parçanın ana yapısını oluşturduğu, “Black Heroes” elektro-akustik yansıları ile 70'li yılların “Morricone” soundtracklerine bir selam göndererek nihayete eriyor. Sessizliğe açılıp tonları yavaşlatarak. Ratatat ikilisi, bütünleştirdikleri seslerin vasıtasıyla dinleyicilere pek çok mesajı müzikleri ile iletmeyi başarıyor. Son kertede tüketim alışkanlıklarının hızlıca değişkenlik arz ettiği bir zaman diliminde eski ile yeni arasında bir köprüleme görevi üstleniyorlar, illa ki yön haritalarına ihtiyaç duymadan müziğin içerisinde kendi çıkarımlarınızı keşfedebilmeniz için yeterli süreyi de bahşederek. Posası çıkartılana kadar trend belirleyiciler tarafından sömürülmesi önerilen, kimilerinin yeni gözdeleri olan nu-rave, disko-rock gibi bugün denenip, yarın unutulacak bir müzikten uzakta, bildikleri yoldan seslerini iletmeye devam ediyorlar. Kulak kabartın... duyacaksınız.
Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım! Ahmaktır hilesiz söz. Düz bir alın Vurdumduymazlığa işaret. Gülen Kötü haberi almamış henüz.
Nasıl bir çağdır bu, Ağaçlardan bahsetmenin neredeyse suç sayıldığı Birçok alçaklığa suskun kalışı içerdiğinden. Yolu kaygısızca karşı karşıya geçen Ulaşılmazdır artık herhalde Zorda kalan arkadaşları için.
Doğrudur: geçimimi sağlamaktayım hala Fakat inanın: bu sadece bir tesadüftür. Yaptıklarım Arasında hiçbir şey hak vermiyor karnımı doyurmaya. Tesadüfen ayaktayım. ( Şansım ters giderse mahvoldum.)
Diyorlar ki: ye ve iç sen! Sevin, neyin varsa! Fakat nasıl yiyip içeyim ki, yediğim Bir açın ellerinden kaptığım lokmaysa, bir Susuzun sorduğu bardak suysa içtiğim? Ve yine de yiyip içiyorum ben!
Ben de bir bilge olmak isterdim. Yazıyor eski kitaplar bilgelik nedir: Dünya kavgalarına uzak durmak ve o kısa zamanı Korkusuz geçirmek Şiddete başvurmadan hem Kötülüğe iyilikle karşılık vermek Düşlerini gerçekleştirmek değil, unutmak Bilgelik olarak kabul ediliyor. Tüm bunları yapamıyorum: Gerçekten karanlık bir çağdır yaşadığım!
II
Kargaşalık döneminde geldim şehirlere Açlığın hüküm sürdüğünde. Girdim insanlar arasına isyan döneminde Ve öfkelendim onlarla birlikte. Böyle geçti zamanım Yeryüzünde verilmiş bana.
Savaşlar ortasında yedim ekmeğimi Katiller arasında yattım uykuya Özensiz yaklaştım aşka Ve doğayı sab