KİRALIK KONAK YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU @ 24-06-2007 14:46
çindekiler
Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Hayatı ve Eserleri
Kiralık Konak Üzerine
KİRALIK KONAK
Türk Edebiyatında Kiralık Konak
Genel Bibliyografya
:::::::::::::::::::
HAYATI
Yakup Kadri, onyedinci yüzyılın sonlarından başlayarak Saruhan Vilayeti
denilen Aydın ve Manisa bölgesinde hüküm sürmüş Karaosmanoğlu sülalesindendir.
Mısır'da İbrahim Paşa konağına yerleşen ve orada İkbal hanımla evlenen Kadri
beyin oğludur. 27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İbrahim Paşa'nın ölümü üzerine
altı yaşındayken ailesiyle birlikte Manisa'ya geldi. İlköğrenimine Fevziye
Mekteb-i İptidaisinde başladı. İki yıl sonra da İzmir İdadisi'ne gönderildi
(1903). Şahabettin Süleyman'la arkadaşlığı buradan gelir. Ama öğrenimini
tamamlayamaz. Babası daha o öğrenimine başlamadan ölmüş, İkbal hanımın
satılacak mücevherleri kalmamıştır. Aile yeniden Mısır'a dönünce
İskenderiye'deki Freres'ler Fransız okuluna girdi. Burada da bir yıl okudu.
İdadi özlemi ,onu İzmir'e çektiyse de, tatilini geçirmek için geldiği Mısır'da
(1906) Jön Türkler'le tanıştı. İzmir'e dönmekten vazgeçti. Sınavla yeniden
girdiği Freres'ler okulunda iki yıl sonra bakaloryasını vererek ortaöğrenimini
tamamladı.
1908'de ailece yurda döndüler. İstanbul'a yerleştiler. Yakup Kadri, Mekteb-i
Hukuk'a girdi. Ama bitirmeden, üçüncü sınıftan ayrıldı. Bu arada İbsen'den
esinlenerek yazdığı Nirvana adlı tek perdelik oyunu yayımlanmış, arkadaşı
Şahabettin Süleyman'ın aracılığıyla Fecr-i Ati topluluğuna katılmıştır. Bir
yandan Fecr-i Aticilere yönelik eleştirilere cevap vermekte, bir yandan da
Servet-i Fünun'da küçük hikayeler yayımlamaktadır. Mensur şürleri de bu ilk
dönemin ürünleridir.
1912'de tüberküloza yakalandığını öğrenir. Ama a.. (
devamı )
Tarık Buğra’nın “Gençliğim Eyvah” adlı romanının raporu. @ 24-06-2007 14:44
“Gençliğim Eyvah” ,yazarın Türkiye’de, gençliğin içine düşürüldüğü tuzakları ve siyasi oyunları bizlere çarpıcı bir biçimde yansıtmasıdır.Kitap ; gerçek hayatlarının farkına varamamış , içine düşürüldükleri oyunlar nedeniyle kendi kişiliklerinin bilincinde olmayan gençlere , bu kaostan kurtulmaları için bir ışık yakmaktadır.Yıllarca , bulundukları konum itibariyle gençliği sömürerek ve yok ederek kirli amaçlarını gerçekleştiren , tek amaçları da kendi çıkarları doğrultusunda bütün değerleri yıpratmak olan kişilerin , temiz insanların içindeki saf duyguları sömürüşleri , kitapta en çarpıcı yönleriyle işlenmiştir.
ESERİN İNCELENMESİ:
KONU:
1-)İhtiyar’ın tanıtılması ve politikaları:Birinci Dünya Savaş sıralarında yeni üniversite mezunu olan İhtiyar,bir şeyhin tek oğludur.O yaşa kadar iyi bir eğitim gören İhtiyar üniversite yıllarında kurallara aykırı davranışlardan kaçınmıştır.Daha o çağda bile birçok dil bilen , zeki ve çevresinde sevilen İhtiyar evliliğinden sonra , kendinin düzenlediği gizli işler çeviren biri olur.O , halkın değer verdiği her şeyi hiçe sayan , kendinin üstünde büyük değer veya kişi tanımayan bir kaos yaratıcısı haline gelmiştir.Kendisini kimsenin övmesine müsaade etme.. ( devamı )
fareler ve insanlar @ 24-06-2007 14:41
ROMAN İNCELEMESİ
1-) Yazarın ele aldığı olay nedir?
Yazar;romanında bir tanesi zeki,diğeri ise zeka özürlü iki arkadaşın hayalini kurdukları çiftliğe sahip olmak için gerekli olan parayı kazanmak için çalıştıkları çiftlikte yaşadıkları olayları ve verdikleri mücadeleyi ve anlatıyor.
2-) Yazar olaylar içinde konulara,değerlere nasıl bakmış?Eserde bu kavramlara kendi anlamları dışında bir anlam verilip verilmediği yazarın hayal gücü araştırılacak.
Yazar olaylar içinde konulara objektif olarak bakmış ve değerleri tıpkı o olayları kendi yaşamış gibi gerçekçi anlatmıştır. Bunun yanı sıra eserinde benzetmelere ve tasvirlere ağırlık vermiştir. Bunlar yazarın hayal gücünün bir göstergesidir.
3-) Olayda merkez kişi kim ( açıklayarak ) kişi incelemelerinin eserdeki yeri nedir? ( Örnek cümlelerle ruh tahlillerini yazınız. )
Bu eserde ele alınan olayda merkez kişi olarak tek bir kişi belirtmek yanlış olur. Çünkü olayın merkezini oluşturan iki kişi var,tüm olaylar bu iki kişi üzerinde geçiyor. Bunlar ufak tefek,çevik hareketli biri olan George ve onun can yoldaşı iriyarı,suratsız,unutkan ama iyi kalpli biri olan Lennie. Yazar kişileri anlatırken kullandığı tasvirlerle okuyucunun hayal gücünü kullanıp,kafasında tam anlamıyla bir kişi oluşturmasını sa.. ( devamı )
Denizin Altında 20000 Fersah @ 24-06-2007 14:40
Kitabın Yazarı= Jules Verne
Kitabın Basıldığı Yer = Altın Çocuk Kitapları
Kitabın Türü = Roman
Sayfa Sayısı = 223
1866 yılında bir deniz yarattığı bir çok gemi batırmış. Geceleyin fosforlu ışıklar saçıyordu. Toplum canavarın ortadan kaldırılmasını istiyordu. Bunun üzerine Abraham Lincoln firkateyni hazırlandı. Firkateyne bu konuda uzman olan Mr. Aronnax da (Paris müzesi Profesörü ,kitabın hayali yazarı) davet edildi .Bunun üzerine Mr. Aronnax sadık uşağı Conseil’le gitmeye karar verdi.
Geminin kaptanı canavarı görene iki bin dolar vereceği için herkes güvertede canavar gözlüyordu. Kanadalı zıpkıncı , Ned Land canavara inanmıyordu . Mr. Arronnax basınçla ilgili hesaplar yaparak canavarın çok büyük olduğunu saptadı. 31.15 Enlem ve 136.42 Boylamında canavar Ned Land tarafından görüldü. Bu haber üzerine motorlar tam yol çalışmaya başladı. Amerikan Deniz donanmasının en hızlı gemisi bile canavarın hızına erişemiyordu. Canavara topla ateş edildi. Canavar vuruldu. Birden canavar suya battı. Ardından geminin yarısı suyla kaplandı. Ned Land, Mr. Arronnax, Conseil denize düştüler.
Kendilerini bir kamarada buldular. Denizaltı mürettebattıyla çeşitli dillerden iletişim kurmaya çalıştılar . Kamarot yemeklerini getirdi. Sofrada bilmedikleri yiyecekler vardı. Tabakların üstünde ‘N’ Harfi vardı.
Kaptan o.. ( devamı )
YÜKLEMİN DÜŞMESİ @ 24-06-2007 14:38
YÜKLEMİN DÜŞMESİ
Türlü nedenlerle cümlede yüklem düşebilir. Bu durum, ortak yüklemi! sıralı cümlelerde yar-gısız kesik cümlelerde görülür.
örnekler:
"-Onu ne zaman gördün?
YAHYA KEMAL BEYATLI @ 24-06-2007 14:35
YAHYA KEMAL BEYATLI
Yahya Kemal 1884 yılında Üsküp’te doğmuş, ilk öğrenimini burada tamamlamıştır. Selanik ve İstanbul Vefa İdadilerini bitirdikten sonra Paris’e giderek Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girmiştir. Gençlik yıllarını (1903-1912) bu kentte geçiren şair, yurda dönünce Darulfünun öğretim kadrosuna atanmıştır. Çeşitli illerden milletvekili seçilmiştir. Ortaelçilik ve büyükelçilik gibi görevler üstlenerek, Türkiye'yi yurt dışında temsil etmiştir. 1954 yılında İstanbul’da vefat etmiştir.
Paris’te 10 yıl kadar (1903-1912) kalan Yahya Kemal, bir müddet devrin moda fikirleri peşinde koşsa da aldığı tarih ve kültür sonucu Türk tarihini iyice tetkik etmiştir. 1071 Malazgirt zaferini bir başlangıç sayarak, o günden bu yana Anadolu ve Rumeli’de vücut bulan kültür, sanat, dil ve medeniyet değerlerimize dört elle sarılmak gerektiğine inanmış ve şiirlerinde bu temaları işlemiştir.
Yahya Kemal kendini rind olarak tanımlar. Rind, şairin eski dünyamızın içinden çıkardığı ve özenerek benzemeğe çalıştığı bir insan tipidir. Rind eski zamanın bilge kişisidir. Etrafa önem vermeksizin keyfince yaşayan, yarı filozof, yarı derviş, hoş görücü, medeni cesareti olan, telaşsız ve kaygısız insan örn.. ( devamı )
DOKUZUNCU HARİCİYE KOĞUŞU @ 24-06-2007 14:30
ÖZET:::
YAZAR, UZUN YILLARDAN BERİ BACAĞINDAN BİR SORUN YAŞAMAKTADIR. BU PROBLEM, YAZARIN DOKTORLARIN DEDİKLERİNİ UYGULAMAMASINDAN DOLAYI GÜN GEÇTİKÇE KENDİNİ HİSSETTİRMEYE BAŞLAMIŞTIR. FAKAT YAZAR, BU OLAYLARI ANNESİNE AKTARMAMAMAK İÇİN ÇEŞİTLİ BAHANELER ÜRETİR VE ANNESİNİ ÜZMEK İSTEMEZ. YAZARIN AKRABALARINDAN OLAN BİR PAŞA VARDIR. BAZI ZAMANLAR PAŞAYA GİDERKEN ROMANLAR ALIR VE BU ROMANLARI GECE YATARKEN PAŞAYA OKUR. BU OLAY PAŞANIN ÇOK HOŞUNA GİTMEKTEDİR. YAZAR PAŞANIN EVİNE GİDER. ORADA BİR KAÇ GÜN KALIRKEN PAŞANIN KIZI NÜZHET İLE ARALARINDA SICAK BİR İLİŞKİ BAŞLAR. FAKAT BU İLİŞKİ BÜYÜDÜKÇE, YAZARIN İÇİNDE NÜZHET SEVGİSİ FAZLALAŞTIKÇA NÜZHET İLE DAHA FAZLA BERABER OLMAYA ÇALIŞIR. FAKAT YAZARIN KARŞISINDA BİR ENGEL VARDIR Kİ ODA PAŞANIN KARISININ NÜZHETİ BİR DOKTORLA EVLENDİRMEK İSTEMESİDİR.
BİR GÜN YAZAR PAŞANIN EVİNDEYKEN O GÜNÜN AKŞAM YEMEĞİNE DOKTORUN DA GELECEĞİNİ ÖĞRENİR. DOKTORUN ADI RAGIPTIR. DOKTOR GELDİĞİNDE HEMEN YEMEK YENMEYE BAŞLANIR. PAŞA İLE DOKTOR ARASINDA GÜZEL BİR SOHBET BAŞLAR. FAKAT BU YAZARI PEK İLGİLENDİRMEZ ÇÜNKÜ ONUN İÇİN ÖNEMLİ OLAN NÜZHETİN YEMEKTE VERDİĞİ TEPKİDİR. YEMEK ESNASINDA PAŞA, DOKTORLA KONUŞTUKLARI KONU HAKKINDA YAZARA BİR SORU SORAR VE ONUN DA GÖRÜŞLERİNİ ALMAK İSTER. KONUYU TAM OLARAK BİLMEYEN YAZAR KONU HAKKINDA PEK DE İLGİLİ OLMAYAN SÖZLER SÖYLER. BU SÖZLER PAŞANIN HOŞUNA GİTMEZ VE ARALARINDA BİR TARTIŞMA BAŞLAR. PAŞA ÇOK SİNİRLENİR. ERTESİ GÜN PAŞA YAZARI ODASINA ÇAĞIRIR. O SIRADA PAŞANIN NİYE YAZARI ODASINA ÇAĞIRDIĞINI ÖĞRENMEK İÇİN DE PAŞANIN KARISI, PAŞANIN ODASINDA OYALANIR. YAZAR İÇERİ GİRER VE PAŞA HEMEN ONA BİR SORU YÖNELTİR VE DOKTOR RAGIP BEYİN KIZI NÜZHETE UYGUN OLUP OLMADIĞINI SORAR. YAZAR DA BU KONU HAKKINDA KUŞKUSUZ HAYIR CEVABINI VERİR VE PAŞA DA ONU DESTEKLER BİR .. ( devamı )
II.ABDÜLHAMİT DÖNEMİ OLAYLARI-İTTİHAT VE TERAKKİ @ 24-06-2007 14:21
1908 yılına gelindiğinde cemiyet epeyce güçlenmiş durumdaydı. Fakat ortada bir ihtilal havası yoktu. Abdülhamit’in hafiye teşkilatı cemiyete yönelik çalışmalar içindeydi. Cemiyet bundan dolayı panik içerisindeydi. Cemiyetin geleceği için bu hafiyelerin öldürülmesine karar verildi. İlk olarak da Albay Nazım seçildi ve 11 Haziranda vuruldu, fakat ölmedi.1 Yine aynı gün Rus Çarı ve İngiltere kralı Makedonya’nın geleceği için Reval’de buluştular. Bu cemiyette büyük bir etki yaptı. Çünkü cemiyetteki subaylar ülkeye dışardan bir müdahale yapılmasına karşı idiler. İlk olarak 3 Temmuz günü Niyazi bey; asker, sivil ve başıbozuklardan oluşan 200 kişilik bir kuvvetle garnizonlardaki silah ve cephaneyi alarak dağa çıktı. Cemiyet başlangıçta temkinli davrandı ve isyana katılmadı. Niyazi bey yanına sivilleri de almıştı. Daha sonra bu sivilleri kendi yönetimini oluşturmak ve vergi toplamak için kullanmıştır. Bu da onun isyanı uzun süre devam ettirmeye niyetli olduğunu göstermektedir. İsyanın başladığı gün Ohri makamlarına isyanın nedenlerini anlatan bildiriler gönderildi. Halktan da verginin devlete verilmemesini, kendilerine verilmesini istemişlerdir. Rene civarındaki Bulgarlara da çağrıda bulunarak isyan genişletilmiştir. Niyazi bey bunların dışında Manastır’daki Avrupa konsolosluklarına isyanın nedenlerini anlatan Fransızca bildiriler göndermiştir.2
Bütün bu olanlar karşısında Abdülhamit, isyanın Sırplar tarafından çıkarıldığı, cemiyetin müslüman düşmanı olduğu propagandasını yapıyordu. Önlem olarak Manastır’a gönd.. ( devamı )
İsmet İnönü Dönemi @ 22-06-2007 20:28
Atatürk'ün ölümünden sonra, 11 Kasım 1938'de İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığına getirilmesiyle Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. Atatürk'ün öldüğü sıralarda İsmet inönü'nün Başbakanlık görevinde bulunmaması ve bir anlamda uzağında kalmasına karşın, İnönü'nün Cumhurbaşkanı seçilmesi şaşırtıcı değildir. Çünkü 1937 yılında Başbakanlıktan ayrılmasına karşın, arada geçen sürede CHP içindeki gücünü ve ağırlığını korumuş, orduyla olan ilişkisini de devam ettirmiştir. Sayılan nedenlerle partiye egemen olan İsmet İnönü'nün, Atatürk'ten sonra oy birliğiyle Cumhurbaşkanı seçilmesi doğal bir siyasi gelişmedir. İsmet İnönü, Atatürk kadar karizmatik özellikler taşımasa da Kurtuluş Savaşı'ndaki başarıları ve yukarıda belirtildiği gibi CHP içindeki etkinliğiyle 1950 yılına değin ülkeyi tek başına yönetmeyi başarmış ve bu döneme damgasını vurmuştur. 1924 Anayasası'nın cumhurbaşkanlarına verdiği yetkinin sınırlı olmasına karşın, İsmet Paşa CHP ve Meclis içindeki gücünü korumuş, "milli şef" ve "değişmez genel başkan" sıfatlarıyla ülke kaderini doğrudan etkileyen kişi olmuştur.
İsmet İnönü cumhurbaşkanı seçildiği 11 Kasım 1938 tarihinden Ocak 1939'a kadar Atatürk'ün son başbakanı olan Celal Bayar ile çalışmış ve gerek dış politika ilkeleri, gerekse ekonomik politikaları farklı olan bu iki devlet adamı 2 ay kadar bir süre devletin zirvesinde bulunan ilk iki ismi oluşturmuşlardır. Bununla birlikte Celal Bayar'ın kurmuş olduğu yeni kabinede iki önemli değişiklik olmuştur. Dahiliye Vekili (içişleri bakanı) Şükrü Kaya'nın yerine Refik Saydam, Hariciye Vekili (dışişleri bakanı) Teyfik Rüştü Aras'ın y.. ( devamı )
güney cephesi @ 22-06-2007 19:38
Güney Cepesi:
Güney Anadolu’da cepheler, Mondros Ateşkes Antlaşmasından sonra başlayan işgallere karşı kuruldu.
Birinci Dünya Savaşı’nın son günlerinde İngilizler, Anadolu’nun güneyine kadar gelmişlerdi. Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 7. Maddesine dayanarak da Urfa, Antep ve Maraş ‘I işgal ettiler. İşgaller, Türk halkı tarafından protesto edildi. Milli teşkilatlar kurulmaya başlandı. Ancak İngilizler, işgal ettikleri yerlerde Türk yönetimine karışmadılar. Milletin onuruna dokunacak haraketlerden çekindiler. Bu nedenle, silahlı bir direnme olmadı. Daha sonra, kendi aralarında yaptıkları bir antlaşma gereğince İngilizler, bu yerleri, 15 Eylül 1919 tarihinde Fransızlara bıraktılar.
Fransızlar, işgal ettikleri yerlerde, beraberlerinde getirdikleri Ermenileri Türklere karşı silahlandırdılar.Ermenilerden bir polis teşkilatı kurmaya kalkıştılar. Fransızlar tarafından şımartılan Ermenilerin zulme varan davranışları yöre halkını harakete geçirdi. Fransızlar ve onların güdümündeki Ermenilerin saldırılarına karşı koymak amacıyla, Kuva-yi Milliye birlikleri kuruldu. Sivas Kongresi’nde alınan kararlar gereğince, Temsil Heyeti tarafından bu bölgeye vatan sever subaylar gönderildi. Göğsü vatan aşkıyla dolu, Antepli, Maraşlı ve Urfalı yiğitler, Fransızlara karşı kahramanca mücadele ettiler.
Antep halkı 1 Nisan 1920 de Fransızlara karşı ayaklandı. Antep savunması tarihte eşine az rastlanır bir yiğitlik destanıdır.
Fransızlar Antep’e 9 Şubat 1921’ de girebil.. ( devamı )