you smell like home @ 20-07-2009 21:36
mutfaktaki ses: canım hadi ya, seni bekliyom bu pilav oldu mu ne oldu bi baksan ya. salondaki ses: bi dakka geliyom ama saylör’ün babası çok acayip bi şi yaptı, bi dekka! mutfaktaki ses: ya hadi bekliyom! salondaki ses: saylör’ün babasına bak! mutfaktaki ses: hişşş, kime diyom ya! küsçem! salondaki ses: vay babayın kemiği! geldim geldim! ben kişi: bu cek’in babası da [...]
fast forward >> @ 16-06-2009 23:30
sağ üstteki wordpress günün selamlaması gibi olan şeysi, “you’re still goin’ strong” diyor. am i? bu projedeki adamları ömrümün sonuna dek görmesem, hiç de özlemem çünkü manyak değilim. bütün gün telekonferans başladı başlıycak diye toplantı salonunda bekledik, masadaki kurabiyelerden yememe rağmen vakit geçmedi. bilimsellikle uzaktan yakından alakalı işler yapmamakla birlikte, gerçekten -gerçekten- büyük paraların oraya [...]
material balance @ 26-05-2009 22:48
bazen ciddi ciddi mailler yazdıktan sonra altına okunmasına imkan olmayan ufacık bir fontla az da olsa salakça bi şi yazmak istiyorum. örnek: merhaba honolulu bey, istemiş olduğunuz zıponklar ektedir. iyi çalışmalar dilerim. bokum ehehe.. bi komiğime gittiydi ama sonra geri kaçtı. ama dur bi de şu var: tatil verin bağa, tatil ver, müdür beni tatile gönder, ben tatile gidip mandalina aromalı [...]
5 dk daha @ 13-05-2009 00:04
şu an burada [bilog] bulunmamın sebebini biliyorum ve bu hayra alamet değil. bi rahatlık geldi bağa. yanlış zamanda gelen rahatlık kadar sinsi bir şekilde zarar veren bi şi pek azdır. mesela ilk iki midtörm süper, ama final, o finalde curve’den yediysen işte bu pek bi kötü bi şeydir. zamansız gelen rahatlık. mesela sunumu bitirmem gerek [...]
fever @ 24-04-2009 00:24
haftasonu başka bi şey ki ığm dur bi öpüyüm onu, o hiç bitmese ama unforçınıtli ve sonra pazartesi olur. duraylılık diye bi şey var ya, işte o kalmadı bende ve bu durum benden kaynaklanmıyor. bi tel var böyle o atıyo, tınnnnnnnnn…. sonsuza ıraksayan bi tınıyla zangırdıyorum, zangırd. kalp atışlarım artıyo, gözlerim doluyo, bağırıp ağlamak istiyorum. [...]
“it wasn’t long before the tears began to roll again” @ 01-02-2009 19:02
*
ozrich & melizabeth & the lord in a swimsuit episode II @ 29-01-2009 02:00
ozrich & melizabeth & the lord in a swimsuit @ 12-01-2009 02:06
as i walk @ 30-12-2008 01:08
sokakta yürürken yaşlandığımı hissettiğim bir sabah: servise binmek üzere yürüdüğüm karlı sokakta yanımdan liseli bi kız geçti. ayağındaki bez converse’leri gördüğüm an farkında olmadan “tam dayaklık!” dedim içimden. sokakta yürürken yaşlandığımı hissettiğim bir akşamüstü: eve doğru yürürken önünden geçtiğim anaokulu bahçesinde birbirlerine taş atan çocukları gördüğüm vakit, dehşete kapılmış bir şekilde ve tam da bir öğretmen [...]
cumartesi sabahı hırkası* @ 27-12-2008 16:15
günümüz dünyasında “hoppala!” nidasıyla şaşıran ve memnuniyetsizlik bildiren insanların sayısının gittikçe azaldığı su götürmez bir gerçektir. bu konuyu ünlü bilim kadını derbeder hasretova’yla tartıştık. yüksek şahsiyet hasretova’nın görüşleri şöyle [burayı sakin ve kelimeler arasında en az 3 saniye duraksayıp iç çeken bi gubikle okuyunuz]: “hoppala, hombili ve hobuç. işte bu üç kuram, kaybetmekte olduğumuz değerlerimizin [...]
nüt nüüt! @ 22-12-2008 23:03
yaşımız küçük değil, zeka yaşımız da yerinde çok şükür, hatta abimin zekası ortalamanın üstünde desem hakkını biraz vermiş olurum. aramızda dört yaş, abimin saçlarında yer yer beyazlar var. hele ki takım -o massimo takımını çok duttim- elbise filan giyse bayağı ciddi, güven veren, prezentabl ve hatta yöneticiliğe oynayan bi insan olur. insanları aşırı önemser ve [...]
persona non grata @ 19-12-2008 01:20
sabaha karşı uyuduğumdur @ 11-12-2008 04:46
aslında bir draft’ı özgürlüğüne kavuşturduğumdur, yazdığım tarihi bilmiyorum ama eskiden beğenmeyip publish etmediğim bu yazıyı şimdi fütursuzca yayımlamakta beis görmediğimdir, sadece bir kere okuyup publish ettiğimdir, “seviyorum işte var mı diyeceğin”dir, beyaz leblebidir, biradır, babamla mutfakta saatlerce muhabbet ettiğimdir, bir kere okuduktan sonra “ben bunu bu draft’tan sonra zaten yazmışım” veya “şimdi anlatmaya çalışsam anlatamazdım, [...]
suspended @ 07-12-2008 19:56
i fell like an animal that creates and edits text files using basic text formatting. özlüyor musun mehlika’m, dedi, hayır, dedim gözümü kırpmadan. bi yerden çıkacağı varmış. zaten hep sonradan olur, olur gider, ama hep sonradan. neden. * * * zaten her şey hep sonradan olur, çünkü sen “birdenbire”nin aşığısın, düşünmezsin ki “birdenbire”nin ardında upuzun bir “sonra” vardır, [...]
linear eqns not fully converged @ 17-11-2008 20:13
ayakların geri geri gitmesi diye bir şey var, var. haftanın beş günü dokuzar saatten brüt kırk beş, sekizer saatten net kırk saat bu binanın içinde olma düşüncesi beni hasta ediyor. durumu demiyorum, sadece düşüncesi, çünkü durumun içindeyken düşünmeye mecalim kalmıyor. bu bu işlerin yürüyüş şekli, proje yönetiminden -projeyi geçtim, normal düz yönetim olsun- yoksun kişilerin “hadi [...]
holly smokes akadumanlı dumanlı oy bizim eller @ 11-11-2008 23:58
ankara il sınırları içerisindesin, burger king’de yemek yiyorsun, centilmenlik vasfını -centilmenlik bir vasıf mıdır araştır- bünyesinde bulundurabileceğini düşündüğün şahıs önünden yürüyor, kapıyı iterek açıyor ve muhtemelen senin de arkandan geliyor olduğuna dikkat etmediği için -muhtemelen’den sonrası iyimserlik tuzağı- kapıyı öylece bırakıyor, bir öne bir geriye salınımlanan kapı suratına kapanmış gibi hissediyorsun, içten içe sinir olup hiçbir şey [...]
field units @ 06-11-2008 19:19
yıllarca bilmeden etmeden söyledik bu türküyü, kah omuzları öne eğdik, kah kolları yana açıp parmak şıklattık, “tiridine bandım” isimli türkümüzden bahsediyorum, türküler, türkülerimiz… -kendime şu italikleri kullanabilme ortamı da yarattım ya, beni ben bile dutaman gayrı- tiridine, tiridine, tiridine bandık da, nedir bu tirit biliyor musunuz şambaba tatlılarım, zeki müren göbeklerim, şöbiyetlerim, ben bilmiyordum ve [...]
the ugly @ 31-10-2008 00:47
tiineyc muytın ninja töördıls, tiineyç muytınt ninca töörtıls, tiineyc mutınt nincı töördıls, heroes in a half shell! turtle power! bir dönüm noktası bu, yani şu nakaratta ne dediğini öğrendiğim şu an. resmen “hiroz in e half şel” diyomuş, “hirozeni hafşın” filan diyodum ben, hatta onu bile diyemiyodum, ağzım yüzüm yamcıyodu. hele bi de tüm sözleri okurken [...]
farklı tarihlerde çok sayıda olmak @ 20-10-2008 00:38
mutluluğun resmini çizdim ben! misafir odasında kuduran üç… çocuk! birinin topuğu diğerinin kaşında patladı, diğeri öbürünün sadece sol koluyla mücade ediyor, biri öbürüne seri tekmeler attı, ağlamadılar, daha da kudurdular, gülmekten nefesleri kesilene kadar. * * * armut ağacına yapıştırılmış hesap makinesi tuşları, ışınlanmak istediğimiz gezegenin koordinatları, çocukluğum, ağabeyim. / grup gerilim set, annemin bas gitarı, siyah [...]
arrange icons by date @ 15-10-2008 01:31
sanki her şey dün olmuş gibi. nasıl hepsi aynı anda dün olmuş gibi. ama olmuş gibi işte. tüm kaybedilenler, hepsi daha dün kaybedilmiş gibi, tek klasör altına dizilmiş, 20081013. anlatamam ki şimdi ben, nasıl anlatılır bu bilmiyorum. sorun aslında kaybetmek değil, kaybetme anının beni o “kaybedilenler” klasörüne götürmesi. tabi bu klasörü anlatabilmek için öncelikle masaüstümü anlatmalıyım. benim [...]
sular @ 09-10-2008 00:33
iki yan odada çalışan şefimin altı yaşındaki oğlundan bahsederken “herif” ve “adam” kelimelerini kullanmasını. özlem’lerin evindeki ingiliz kraliyet çay fincanlarından çay içmeyi. rimel ve göz kalemi sürünce sanki çok güzel olmuşum gibi hissetmeyi. kitap okurken herhangi bir cümleyi arkadaşlarımın veya ünlülerin sesi ve vurgularıyla içimden defalarca okumayı, o hezeyanla kitaptan kopmayı. denizden çıktıktan sonra ağzımın tuzuyla yeşil elma yemeyi. demet’in [...]
dördüncü gün @ 04-10-2008 21:36
şimdi bir öğleden sonra. tül perdeden içeri süzülen öğle ezanı, mütevazı bir oturma odasının orta yeri, bol kırlentli bir divan. ağzını açsa esneyecek, adeti olmamasına rağmen “aziz allah” diyor esnemeye yakın bir sesle, belki de anneannesinin sesinden söylüyor bunu, belki de söyleyesi geliyor da söylemiyor. sessizliği fırtına öncesiyle bir, usluluğu kıyamet alameti sayılabilecek bir çocuğun saatinden duvara [...]
joker @ 26-09-2008 00:06
uğurd ündar aramızda otursun ve ben seviyesizce “çok sevgili müdürüm aslen ürkek bir tavşandır” diye elimi kolumu sallaya sallaya konuşayım istiyorum. elimde çeşitli belgeler olsun, çizelgeler olsun, haklılığım açık ara belli olsun. yüce rabbim, neden müdürüme mangal gibi bir yürek vermiyorsun? neden şöyle masaya yumruğunu vuran birisi değil, neden diğer müdürler gibi bağıramıyor, istese yapabilir! [...]
günlerden bir @ 22-09-2008 00:45
uyanmışım ama saat bir pazar sabahı uyanmak için erkenmiş, gözleri kapatıp tekrar uyumuşum, seksen altı tane rüya görmüşüm ama sadece on beş dakika mı geçmiş, yastık, yorganla televizyon karşısındaki kanepeye taşınmışım ama o saat sponc bab saati de değilmiş, azıcık uyusam uyanmak için çok geç olurmuş, kahvaltı etmek içinse erkenmiş, televizyonda dizi tekrarı yokmuş, özlem [...]
müdürüm özünde iyi bi insan @ 17-09-2008 19:46
iki yan odada raporun draftını okuyor şimdi, kağıt hışırtısını duyuyorum ya sanki sınav sırasında soruya ne yazacağımı merak eden öğretmen başımda dikiliyor gibi hissediyorum. kötü bi draft yazdım çünkü. bilerek kötü yazdım çünkü müdürlük olarak drafta inanmıyoruz, kırmızı kaleme ve “bunu okuyucunun yorumuna bırakalım”lara inanıyoruz. kesin yüz bin tane değişiklik yaptıracak ama içim rahat. dün mesela [...]
sütliman @ 12-09-2008 12:21
“sıkıntım ancak geçtikten sonra dilime vurur benim.” burcu * * * iddia ediyorum, mutlu olsaydım: herkese benden bir çay; günaydın şefim; günaydın müdürüm günaydın; kolay gelsin kat görevlisi; there are no unused icons on your desktop (maşallah+oley); bugün çok yahşisiniz özünüzü yidiğim güzel bayanlar; optü’ye yemeğe tabi ki derhal gidelim; i’m ready! i’m ready! i’m ready!; Fk=Vb [...]
bu @ 08-09-2008 00:55
ulaş’ın sahili gibiyim, halk otobüsüyle ulaşım mümkün, kum görünümlü kayalar aldatıcı, biraz daha açılırsan sonrası hep kum, aryyyt, tatil metaforu da dadından yinmiyormuş. - yirmi ğustos ikibinsekiz, alanya . tatil demek, özlem’le su altında özgürce su balesi ve kung-fu fighting yapmak demektir. - summer of sixty nine, below sea level . afrika’nın kara marsık kabilesinden zencifil hanım bildiriyor: dove’un [...]
saatli maarif tatmini @ 20-08-2008 03:39
yazıyordum. beni sevmeleri, seviyorlarsa daha çok sevmeleri, sevmiyorlarsa daha da çok sevmemeleri için yazıyordum. şimdi bunların hiçbirinin olmadığı bir yerde, ben; yedi yaşındayım. nemden sesi gürültüye boğulmuş, sarı bir dolby kasetin içinde, abisi mikrofonu kendisine ne zaman vericek diye mızırdanıp duran safça bir çocuk. bugüne kadar hiç hatırlamadığım, ağzımdan dökülmüş olduğunu bilmediğim, komik ve aynı kendim [...]
vermidon @ 30-07-2008 12:26
eşya @ 28-07-2008 13:37
öylesine ataletsiz, her türlü vektörünü -yer çekimi dahil- toplu iğne gibi panoya iliştirmiş, dünyanın neresinden hesaplasan momentumu sıfır, yok değil, varlığın en tahammül edilemez, en rahatsız edici raddesinde.