Ben Bilal @ 22-11-2008 16:29
Bu kitabın reklamını ilk kez geçen sezonki Galatasaray-Kasımpaşa maçına giderken görmüştüm. (ne maçtı ama!)
Geçen hafta da bir mağazada görüp aldım. Kitabın yazarı Çağrı ve Çöl Aslanı gibi filmlerin senaristlerinden H.A.L. Craig.
Craig`in bu kitabının ülkemizde iki farklı yayınevinden çıkan iki farklı kapağa sahip iki ayrı versiyonu var.
Ayrı diyorum ama ikisinin de çevirisi -ki çok iyi bir çeviri değil- aynı kişi tarafından yapılmış bu yüzden üslupları ve
cümleleri aynı. Son zamanlarda çokca olmaya başlayan bu olay başka bir yazının konusu olsun diyerek geçelim kitaba:
Öncelikle Hz. Bilal`in kendi ağzından kendi hayatını dinliyormuşuz gibi yazılan akıcı bir üslup ile karşı karşıyayız.
Yinede şahsi olarak tavsiye edebileceğim kitaptaki bir kaç dikkate değer nokta:
Kitap hakkında daha anlatılacak çok nokta var.
Bu mübarek günlerde okunacak güzel bir kitap olarak tavsiye edip hayırlı Ramazanlar diliyorum..
Fatih Ahmet Selvi
*Not: İlk yorum yapan arkadaş adres bilgilerini gönderirse kendisine bu kitabı hediye etmek isterim
Kimsenin gözyaşı olmadım ki ben! @ 22-11-2008 16:29
Yalnızken
Bir pencereden bakarken
Güneşin batışına yakın
Gülce`yi okuyordu bir şair
En çok bana yakın:
... uçurumun kenarındayım hızır
gülce bir davet
mecaz değil
maraz değil
gülce bir afet
peri değil
huri değil
gülce bir beyaz zehir
gülce en vahim haz
buram buram zehir
yâr gözünde infaz ...
derken
bu kötü yerde
bir çay içmek için indiğim bahçede
bir başka şair
"Kimsenin gözyaşı olmadım ki ben"
derken hemde ağlayarak
gözlerim doluyor da
"Yâr gözünde infazlarım" aklıma geliyor
ve ben kendime diyemiyorum
kimsenin gözyaşı olmadım diye
evet o gözlerde o yaşlar bendim , hemde nasıl çok ...
Evet "Gülce" evet aynen öyle:
....
uçurumun kenarındayım hızır
bir gamzelik rüzgar yetecek
ha itti beni ha itecek
uçurumun kenarındayım hızır ....
Fatih
O fotoğraf @ 22-11-2008 16:29
İçimdeki melankolik duyguları beslediğim kayıp zamanlarım var. Öyle anlar ki o anlar neredeyse kimseyle konuşmadan geçiririm zamanı. İşte böyle zamanlarda bazen bir çift dörtlük dilime takılır , bazen de bir şarkının melodisini günlerce söyler dururum. Yarım kalmış kitaplara başladığım zamanlar hep bu zamanlardır.
Fakat bazen öyle olur ki ne bir şiir ne bir şarkı hiçbiri tesir etmez , kesmez yani ; "bir fotoğraf" dışında...
O fotoğraf üzerine neredeyse bir sene önce diyerek bir yazı da yazmıştım.
O fotoğraf ki hem masamda çerçeveli bir şekilde durur ve hemde yarı kırışık halde cüzdanımda...
O fotoğraf ki elimde bir makina öyle bir "an" arayıp durmama sebeptir...
O fotoğraf ki bende bir balyoz etkisi yaratır..
İşte o anı çeken Anadolu Ajansı`ndan Syn. Murat Aslan o fotoğrafı bakın nasıl anlatıyor :
``Bu fotoğrafı çektiğim gün, beni bu kadar aşabileceğini, bu kadar öne
çıkabileceğini ve belki de çok sayıda yoksula yardım ulaşması için
hayırseverlerde bu kadar etki yapabileceğini tahmin etmemiştim.
Belki de bu fotoğraf, binlerce fotoğraf arasında bir editör hatasıyla yayına hiç
verilmemiş de olabilirdi. Bu fotoğrafın AA`nın abonelerine sunduğu
fotoğraf yayın sistemine düşmesinin zamanlaması da ilginçti.
AA`nın Ankara`daki Yurt Haberler Müdürlüğü, yurt genelinde belediye ve
sivil toplum örgütlerinin yaptığı ramazan yardımlarını bir haberde
toplamış, benim görev yaptığım AA Konya Bölge Müdürlüğünden de bu
konuda fotoğraf çalışması yapmasını istemişti. Ben ve bölge müdürlüğü
yetkilileri bu fotoğrafı yayına vermeyi uygun bulmuştuk.
Bu fotoğrafı ben çekmiş olabilirim ancak güzellikler ve mutlulukların
paylaşıldıkça büyüyeceğine inanan bir kişiyim. Bu nedenle sitenizde bu
fotoğraf ile birlikte yarattığınız sinerjiyi her türlü takdirin
üzerinde görüyorum. Ancak bu fotoğrafın her türlü yayın hakları AA`da
olduğu, emeğe saygı ve telif hakları noktasında sakıncalar
doğurabileceğinden, fotoğrafın büyük boyutlu ya da kopyalanabilecek
şekilde yayınlanmaması için herkesin gerekli duyarlılığı göstermesini
rica ediyorum.
Son bir not, ``Mutluluğun Resmi`` fotoğrafımla birlikte, çektiğim bazı
fotoğrafları internet sitesinde yayımlamaya
başladım. Sizin sitenizin müdavimlerini, mutluluğu paylaşmak için
kendi siteme de beklerim.
Kolaylıklar dilerim, sağlık ve esenlikle kalın... murat aslan ``
Bizde kendisine bu çalışma için tekrar tekrar teşekkür ediyoruz:
Fatih
Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir (mi acaba?) @ 22-11-2008 16:29
Güzel bir söz gibi duruyor önce: "Sevginin ölçüsü ölçüsüz sevmektir "
Msn iletisinde gördüm bir arkadaşın bu yazıyı, sonra işyerindeki başka bir arkadaşım odasına asmış günün sözü diye... Kendimi yormıyayım bu hasta halimde yazıyım buraya da kurtulayım dedim bu "güzel sözü" neden sevmediğimi :
BİR : Bu dünya da her şeyin kati ve net bir "ölçü" sü vardır.
İKİ : Bu ölçü kaçarsa her zaman sıkıntı oluşur. Dilimizde "azı da zarar çoğu da " diye deyimimiz bile vardır.
ÜÇ: Örnek (kendim için :) az yerseniz yeterli besinleri alamazsınız, sağlıksız... Çok yerseniz fazla kilolu olursunuz, sağlıksız...
DÖRT : Esas örnek : Ölçüsüz severseniz - denemesi bedavadır - kendinizi kaybedersiniz önce, sonra da ölçüsüz olarak "sevdiğinizi" ve belkide herşeyi kaybedersiniz.
BEŞ : Bu alemdeki "iyi" her erdemin ölçüsü "fedâkarlıktır". Sizi ne kadar sevdiğini bilmekmi istiyorsunuz , bakın yaptığı fedakarlıklara. Ne yapmış sizin için veya ne yapmamış, ya-pa-ma-mış? Siz içme bir daha diyince bırakabilmiş mi sigarayı ; yoksa evlenince bırakıcam sözü mü vermiş? Arkadaşlığın, dostluğun, sevginin, aşkın vs vs tüm iyi erdemlerin tek ve "gerçek" ölçülme yöntemidir fedakarlık, gerisi de boş romantikliktir.
ÖZEL NOT: Bir toplantıda , biz farklıyız ne güzel değil mi diyen iflah olmazlara dinleti:
Fatih
Eğer o gün gelirse... @ 22-11-2008 16:29
Avcılar`da ufacık bir kafedeyim...
Sevimsiz bir istanbul soğuğu altında , soğuk bir pazar sabahı, o küçücük kafede, bol tarçınlı bir sahlep ruhuma anlamsız bir ferahlık verdi.
İşte bu tuhaf duyguların tam da ortasında :
[ Lost: Missing Pieces :King of the Castle ]
Benjamin: Söz veriyorum, eve gitmeni engelleyecek hiçbir şeye kalkışmayacağım. Ama eğer bu yeri terkedersen... dönmeyi isteyeceğin bir gün gelecektir.
Jack: Asla.
Benjamin: Asla asla dememeyi öğrendim... Eğer o gün gelirse, umarım bu konuşmamızı hatırlarsın...
----------------------------
Jack o anda kendisi için en iyi şeyin o adadan kurtulmak olduğunu sanıyordu; halbuki ileride çok fena yanılacak ve geri dönmek isteyecekti, aynı ben gibi...
Fatih
Sakın hasta olma sen... @ 22-11-2008 16:29
Bu özel günde, özel bir anıyı paylaşayım dedim...
Uzun zaman önceydi söylendiğinde...
hastaydım ve başı önde utangaç bir tavırla " Sakın hasta olma sen, sen hasta olursan ben sağlığımdan utanırım" demişti...
uzun uzun susmuştuk sonrasında... hey gidi günler.. doğum günün kutlu olsun...
Fatih
Buluşamayacağız bu müzik bitmedikçe @ 22-11-2008 16:29
Özdemir Asaf`ça bir şiir ve Nicos`tan Secret Love...
Gecenin bir yarısı hasret kaldığımız yağmura bakarken bu şarkı hakikaten huzur verdi. Teşekkürler Veli...
Fatih
Bayramın anlamı... @ 22-11-2008 16:29
Kurban Bayramınız mübarek olsun... Bayramda uzun zamandır görüşmediğiniz , belki kırgın, belki küskün olduğunuz bir dostunuzla veya arkadaşınızla ya da bir akrabanızla tekrar görüşmeniz dileğiyle...
Fatih
Belki de çocukmuşum... @ 22-11-2008 16:29
Sorgusunu bitiremediğim yaşam uzunca ara vermişlikten kurtulup,
hayatın otuzuncu yıldönümünde pusuda kavramıştı sessizliğimi.
Belki çocukmuşuz hayata çokmuşuz dedim kendi kendime.
Esrik bedenim hunharca harcadığım günlere inat dimdik ayakta ve
beni bekliyordu ilerdeki sokak lambasının hemen altında. Karanlıkta ki aydınlığı
görebilmenin verdiği rahatlıkla gölgesine baktım otuzuncu yılımın.
Belki de çocukmuşum çokmuşum dedim hayata. Sere serpe yatan
gölgeme bastım sarı karanlığın loş zemininden, Gölgeler sarsak derlerdi,
ürkek durur derlerdi, karanlıktaki aydınlıkta.
Güneşin olmadığı aydınlıkta ne kadar da zayıf duruyordu gölgem.
Oysaki karanlık benim içimde kalan tek umut olmuştu. Ben ise gölgeme
basar olmuştum. Bir çıkışın yönü ve zamanı olmamasına
karşın, benim elimde bir resim vardı. Geçmişten geleceğe uzanabilecek.
Resimdeki küçük gölge (Zeynep) büyüdüğünde umarım bu yazıyı okur.
Yaşadığımız günlerin nasıl yıllara dönüştüğünü anlar.
Küçük bir bebek iken onun resmine bakılıp ta bir yazı yazıldığının
kıymetini hiçbir zaman kaybetmez.
MELİH SULAR
13 KASIM 2007
O güller içinden bir gül... @ 22-11-2008 16:29
Aylar sonra odamda değişiklik yapıyorum. Kitaplar , cdler , bilgisayarlar , bir sürü dergi-kağıt-not... Tüm bunların arasında yolunu yitirmiş bir ajanda buldum.İçinde de bir gül kurusu.. beyaz bir gül kurusu...
2005`in ilk aylarıydı sanırım... Yozgattayız o zamanlar... Çok bunaldığımız bir anda gidelim mi dedi Yunus , gittik... Ceyhan`a.. Evleri şirin mi şirin tek katlı, bahçeli, şahane bir yerdi. İçeri girer girmez kendimi kocaman bahçedeki güllerin içine attığımı hatırlıyorum...
- teyzeciğim, biraz gül toplayabilir miyim?
-tabiki kuzum, istediğin kadar..
- sağol teyzeciğim çok makbule geçti inan çok...
-sevgiline mi kuzum?
- sevdiğime canım teyzem, sevdiğime...
-gel o zaman...
yandaki komşunun bahçesine götürdü beni. ömrümde gördüğüm en büyük ve en güzel güller ordaydı ,hepside beyazdı... bir kucak topladım ki sormayın , hemde öyle hevesli topladım ki ertesi gün sahibine verecektim çünkü... ömrümde ilk kez... Geldik gittik ama onları sahibine vermek nasip değilmiş, olmadı bir şekilde...
Hepsimi o kuytudaki evimin en çok güneş alan yerine koydum, plastik bir kola şişesinin içinde... Gün geçtikçe soldu hepsi, o kocaman güller birer birer küçüldü...
Bir tanesi çok direndi solmamak için, en sona kalmıştı o şişenin içinde...
Allah var, çok direnmiş son güne kadar güllerin hepsini saklamıştım...
İşte şimdi elimde tuttuğum bu kuru gül ;
ilk kez ellerimle topladığım ( ve ihtimal ki son kez ) ...
ve O`nun bilmediği...
ve O`nun bilemediği...
ve hiç bilemeyeceği...
ve O`nun için toplanmış...
ama O`na verilemeyen...
güller içinden bir güldü...
ve günler ne günlerdi...
Fatih Ahmet Selvi
Doktor İkbal bana ne hediye getirdin? @ 22-11-2008 16:29
Tarihi tekerrüre bakın...
Bu ülkenin en zor zamanları. Dört bir yanda tehdit var...
Alemi islamin başı, bir manada dokuz asır islam dünyasının son karakolu olarak vazife görmüş bu necip millet, hususi ile Osmanlılar ile başlayan dönemde bütün islam dünyasının karakolluğunu yapmış... Şimdi ise bu necip milletin toprakları işgal altında...
Lahor`dayız... pakistan yok o zaman.
Hindistan ingiliz müstemlekesi ... onların çizmeler altında inliyor ama iman kardeşliği şuuruyla Lahor`da miting yapılıyor. hedeflenen amaç ise istanbul hükümetine yardım göndermek. o fakir millet, o esir millet ne yardım gönderebilecektir ki? şahitler anlatıyor: sırtından elbisesini çıkarıp atanlar oluyor. yok ki başka bir şeyi ama sırtından elbiselerini çıkarıp atanlar oluyor. parası olan para , kumaşı olan kumaş...
vakanın şahidleri anlatıyor: lahorda her yer dolu. Hani Akif`in mahşer-mi mahşer dediği tabir. ancak bu tabirle ifade edilebilir.
Kalabalıklar çoşmuş, çoşmuştu. Hatipler güzel konuşuyordu. herkes elindeki herşeyi veriyordu. (İşin diğer acı yanı : bu yardımlar rusya eliyle geldiği için rusya bize yardım ediyormuş gibi görünüyordu, maalesef)
O gün Lahor sokakları inliyordu. Halk çoşmuştu. Son sözü söyleyecek birine ihtiyaç vardı. o çoşmuş topluluğa yapılan konuşmalar mahzumesinin kafiyesini koyacak birine ihtiyaç vardı.. bunlardan bir tanesi de beyaz urbalı nurani insandı. iki büklüm olmuştu. kürsüye doğru yaklaşırken biri yaklaşıyor diye herkes yol veriyordu. Çıktı oraya ama iki büklümdü. bembeyaz elbiseler içinde iki büklümdü. güzel konuştu, manzum şeyler ifade etti , halk kendinden geçti ve O, sözlerini şöyle bitiriyordu:
"Cemaat şu dakikada ben Resul-ü Ekremin karşısında kendimi görüyorum.
İsterseniz siz de öyle kabul edin.
Bana diyor ki : Doktor İkbal bana ne hediye getirdin?
Bende diyorum ki sultanım , sultanlar gedalardan ne hediye bekler.
Asırlar varki sana vereceğimiz hediyemiz olmadı.
Fakat elimde yarım bardak kan var ve bu kan Trablusgarb`da senin şerefine dökülen müslüman türkün şeref kanıdır.... "
Bu millet asırlardır Doktor İkbal`in bardağına kan taşıyor ve "gerektiğinde" her zamanda taşıyacaktır. Fakat şimdi zaman, çok klişeleşmiş, söylene söylene artık bir anlam ifade etmeyen cümleler yerine daha mantıklı olma zamanıdır. Gün gelecek bu zor günlerde bitecektir. Bu konuda söylenecek ve yazılacak çok şey var ama şimdilik bu kadar...
Gecenin bir yarısı selam ve saygılarımla..
Fatih Ahmet Selvi
Uzun bir aradan sonra, iyi bayramlar... @ 22-11-2008 16:29
Herkese hayırlı bayramlar. Ramazan bayramınız mübarek olsun.
Ramazan boyunca siteyi dinlendirdik, kendimizi dinlendirmedik.
Biraz moladan sonra kaldığımız yerden devam edeceğiz...
Bayram olunca çocukluğunu çok özleyenlerdenim, resimdekiler gibiydik bir zamanlar...
Fatih
Sen benim Leyla`m olamazsın... @ 22-11-2008 16:29
-Mecnun sonunda kavuştuk
-Sen kimsin
-Ben Leyla`nım
-Sen benim Leyla`m olamazsın
-Hayır Mecnun ben senin Leyla`nım. Beni tanımadın mı?
-Eğer sen benim Leyla`msan benim Leyla`m kim?....
Anlayana; Mecnun ile Leyla`nın uzun zaman sonra karşılaştıklarında geçen diyalogtur.
Bu vesileyle de herkese hayırlı Ramazanlar dilerim...
Fatih
Ne Çoktular ve Ne Kadar Çocuktular @ 22-11-2008 16:29
Çok okunaklı olamadıklarından dolayı genellikle çok uzun şiir/yazı eklemiyorum , fakat yukarıdaki resmi gördükten sonra Tayfun Talipoğlu`nun o uzun ama muhteşem şiiri akıllara gelmez mi hiç:
Ne Çoktular ve Ne Kadar Çocuktular
Hiç göze gelmediler
Gözdesi de olmadılar kimsenin
Kimse farkına varmadı yalansız gözlerinin
Göz oldu mu yüreklerinin
Hiç anlamadılar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Çözülemedi bakışlarındaki tarifsiz sevdalar
Kim dedi sevgimi
Büyüyünceye kadar cevapsızdılar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Sarıydılar yada soluk benizli
Çoğunlukla karaya yakın bir esmer
Ve onlar genellikle burunlarını hiç silmezler
Derin iç çekişleri bundandır
Dünyanın kahrından değil
Çünkü umurlarında değil
Onların farkında olmayanlar
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Onlar çok ve çocuklar
Büyüyecek adam olacaklar
Önceleri öğretmen,ebe
Sonra doktor olmak isteyecekler
Bildiklerinden değil
En yakınlarında onları gördüler,
Hep onlar olmak istediler
Çalınmış geleceklerinden habersiz
Yarım yamalak düşlerde eridiler
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
O güzelim yürekleri
Delikanlılık edebiyatıyla körelttiler
Okumanın erdeminden
İnsan gibi yaşamanın bilimden geçtiğinden
Haberleri olsun istemediler
Ne kadar parlarsa parlasın
Hep suskun kaldı o gözler
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Ahmed Ariften bu yana
Yolunu gözleyenlerin adı değişti
Hepsi o kadar
Kuşpalazı,boğmaca,karaçiçek,sıtma
Belki azaldı ama
Yeni nedenleriyle yürek enfaktı
Kanser filan hala kapıda
Çaresizlik dağlar aşırmakta
Yer yurt terk edildi
Gurbet artık sıla
Çalansa bildik değil başka bir hava
Kırıldılar farkında olmasanız da
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Onlar çok ve çocuklar
Gözlerinden dillerine dökülürse
Bir gün sorular
Sürdürebilecek miyiz aynı yalanı
Yoksa yine susturacak mıyız onları
Küçüldü dünya
Çoğu gitti azı kaldı
Geçici demişlerdi körlüğümüze
Biraz fazla uzadı
Oysa ne çoktular ne kadar çocuktular
Onlar çok ve çocuklar
Sesiz de kalsalar bizi bağışlamayacaklar
Mazeretlerimize inanmayacaklar
Yaşamımızda görünmedikleri her karenin
Hesabını soracaklar
Hazırlıklı olmak gerek
Çünkü onlar şimdilik
Çok ve çocuklar
Tayfun TALİPOĞLU
Fotoğrafı Fahrettin Şankaynağı çekmiş. Her yönden harika bir kare...
rüyalar rüyalar... @ 22-11-2008 16:29
gece 5 gibi fırladım yataktan. yine O`nu gördüm rüyamda ama bu sefer iyi değildi, hemde hiç iyi değildi. sabaha karşı penceremin önünde yaptığım tek şey bir ses beklemek -ki sadece iyi olduğunu bilmek için. birazdan yeni gün başlayacak, hayat yoğun, yapılacak bir sürü iş var ama ben bekliyorum, tek bir ses...
Fatih