Güldü önce… “Anlamıyorsun” dedi. Ya da demek istedi de diyemedi. Hissettirmemeye çalışıyordu ama elleri titriyordu. Söylemek istediği bir yığın şey vardı ama hiçbirini söylemedi. ıhtimal ki o cümleyi kurmaya cesareti yoktu, “bana biraz süre ver” diyebildi sadece… Son görüşmeleri olacağını ikisi de bilmiyordu , ama öyle oldu. Bir daha hiç görüşmediler, görüşemediler. O şehri terkederken yazıyordu bunları. şimdi elinde sadece anılar kalmıştı. Bir sigara daha yaktı otobüse binmeden önce, dilinde o şiir aklında anıları vardı…
nasıl da zor değil mi? ellerinle büyüttüğün sevgiyi taşımak? nasıl da çabuk harcamışsın eşsiz dediğin duygularını çok mu çabuk dedin acaba “seni seviyorum” sözlerini?. “özledim” i nasıl da çabuk tüketmişsin böyle, söylerken kalbin titremez ellerin üşümez olmuş.
her taşını ezbere bilirim dediğin şehre nasıl da kırılmışsın , üzeri silinmiş defterlerde nasıl da unutmuşsun tüm yazdıklarını bu şehre gözlerini kısarak bakar olmuşsun hatırlamıyorsun değil mi artık o bakışları ya da hatırlayamıyorsun.
herşeye rağmen elinde oltan her pazar balığa çıkıyorsun gördüğün tüm bebişlerin resimlerini çekiyorsun herşeye rağmen güzellikleri hatırlıyorsun sadece Attila ilhan gibi aynı, yazdıklarını okumasını istediğin kişiler okumuyor yazdıklarını yine de dinlediğin tüm şarkılarda terkedilmişliklerin kalbine ince ince vuruyor gözlerini yavaşça kapatıyorsun, gece siyaha döndüğünde, oysa ne de çok bilmediğin, ne de çok bilemediklerin vardı, bilmiyorsun…
Üzeri çok küllenmiş duyguların altında kendimi dinliyorum nicedir. Susuyorum, yutkunuyorum olmadı iki büklüm oluyorum ama dinliyorum kendimi. Ne kadar çok yanlışın , nasıl da az doğrunun bana yön verdiğini hatırlıyorum. Belkilerle başlayan defterlerin belkilerle bitişine şahitlik ediyorum. Herşeye katlandın yine de diyorum, hemde herşeye ; hemde hiç isyan beslemeden… ıhtimal ki bu yüzden , bu satırları yazarken ki uykulu halime aldırmadan ferahlanıyorum, hınzırca bir gülümseme geliyor yüzüme… Sigaramın dumanı ve ben, “O” güne “yine” beraber giriyoruz…
“Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara 2/216)”
En sevdiğimiz şarkıları liste halinde yazıp kasetçilere kaset doldurduğumuz zamanlar vardı… üniversiteydik ve aşıktık hepimiz. Sonrasında ordaki şarkıları deliler gibi dinlerdik ama bazı şarkılar vardı ki sürekli geri sardırıp tekrar tekrar dinlerdik. Herkesin bir favori şarkısı olurdu , benim favori şarkım ise ayna grubunun anlatmalıymış meğer adlı çalışmasıydı o zamanlar. Nasılda etkilerdi beni : “arasıra balkona çıkıyorum fesleğenler kuruduğunda ocaktı ben baharı bekliyorum ” bölümü…
Ama çok zamandır aynı şarkının başka bir bölümü beni etkiler oldu…
…her damla bin keder gözlerimde yaş oldun yetti bundan fazlası ölüm, gelme artık gecelerime…
Nedendir bilemiyorum bir süredir çokça görüyorum seni rüyamda… Ve rüyamda seni görünce, uyanır uyanmaz tuhaf oluyorum, uzun süre kendime gelemiyorum … Artık şarkının söylediği gibi: ne olursun “gelme artık gecelerime”…
Eski bir dost mesaj göndermiş, yaptıklarını savunmuş… canımı, kanımı herşeyimi acıtarak… Ne olur sende acıtma artık beni, gelme rüyalarıma… O , eskimiş unutulacak bir dost, sen son sevgili… Sizden önce ve sizden sonra… Arkadaşlıklar biter, dostluklar ölür, sevgiler ve aşklar kendini vurur, herşey olur veya olabilir ama hiç bir dostluk ve hiç bir sevgi bu şekilde bitmemeli, bitmemeliydi… Artık kimseye bir anlam ifade etmese de herşeyin , iyinin ve kötünün bir adâbı olmalıydı…
Yılın her ayı soğuk geceleri olan bir şehirde okudum. Oradayken üç kişinin ancak kalabildiği ufacık bir evimiz vardı. Öğrencilik işte; geceleri ayaktaydık hep.. ıstanbul gibi değildi oralar, akşam dokuzdan sonra hayat dururdu. Gecelerin en çok yakıştığı şehirde geceleri yaşamak; o zamanlar çok zor gelen ama şimdilerde deliler gibi özlediğim bir durumdu. Hey gidi günler…
şehire yirmi dakikalık bir mesafedeydi evimiz ve hemen her gece onbir gibi çıkardım şehrin sokaklarına, meydandaki fırından poğaça almak için. Açık bir iki dükkan da bulursak sigara paketlerimizi stoklardık, keyifler on numara olurdu. En çok sigara içilen meslek dalı öğrencilikti o şehirde…
ınsan bir fakülteyi iki fakülte süresinde okuyunca ve son senelerini de üç beş gıcık ders için geçirince böyle esiyor ve böyle yazılar çıkıyor bazen. Yinede güzel günlerdi, geri gelmez güzel günler… Ayrıca bu aralar bir şarkıya takmış durumdayım. Eski bir şarkı ama yeni duydum maalesef; şarkı da sözleri de çok anlamlı ve çok güzel: Rolling Stones: Angie : (teşekkürler Senem)
Angie, angie, when will those clouds all disappear? Angie, angie, where will it lead us from here? With no loving in our souls and no money in our coats You cant say were satisfied But angie, angie, you cant say we never tried Angie, youre beautiful, but aint it time we said good-bye? Angie, I still love you, remember all those nights we cried? All the dreams we held so close seemed to all go up in smoke Let me whisper in your ear: Angie, angie, where will it lead us from here? Oh, angie, dont you weep, all your kisses still taste sweet I hate that sadness in your eyes But angie, angie, aint it time we said good-bye? With no loving in our souls and no money in our coats You cant say were satisfied But angie, I still love you, baby Evrywhere I look I see your eyes There aint a woman that comes close to you Come on baby, dry your eyes But angie, angie, aint it good to be alive? Angie, angie, they cant say we never tried
Sevmek az bilenin işidir… Ne kadar az şey biliyorsan o kadar çok seversin. Ben çok şey biliyorum senin hakkında. Bilgim çoğaldıkça sevgim azalıyor.
Bazen öyle bilgiler vardır, bazen öyle şeyler bilirsin ki söylemek yanlıştır ama söylememek daha da yanlış. Sussan doğru olmaz konuşsan olmaz. Kendi kendine bile söylesen artık eskisi gibi olamazsın, kendine söylemezsen hiç susamazsın. Öyle bilgilerdir ki, öğrendiğin anda sen artık o bilgiye sahip değilsindir, o bilgi sana sahiptir. Sussan yanlış, konuşsan yanlış..
Ben senin roman kahramanın değilim ki, senin istediğin gibi yaşayayım, senin istediklerini bilip, istediklerini unutayım. Ben senin roman kahramanın değilim ki, hep istediğin soruları sorup istediğin cevabı vereyim. Kontrolünde olamıyorum her saniye, istemediğin şeyleri de biliyorum ve bildikçe azalıyorum. Az bilenin işiymiş sevmek, ben öğrendikçe acı çekiyorum?.
Kendime nottur: Bir çocuğun bir masala kandığı gibi kandığın tüm duygular adına, sitemin kendinedir [nokta] ıster arkadaş ister bir sevgili olsun; hatta ne olursa olsun tüm duygularına bir çizginin arkasından bakamadığın için yıpranmış, yıpratmışsın güzel ne varsa… Derin sessizlik içinde ebedi aşka ellerini açmışsın en sessiz halinle… Gelsin diyorsun şimdi eski-yeni tüm sevgilerin, gelsin ve son kez baksınlar sana… ıhtimal ki dürüstlüğünü kaybetmemiş olanlar derler : Geldi… bir nefeslikti Sevdi… bir nefeslikti Gitti… bir nefeslikti