Taşınma @ 15-01-2008 09:26
Uzun zamandır blogumla eski hızımda ilgilenemiyorum. Çözüm olarak
Esra ile bloglarımızı birleştirme kararı aldık. İki kişi olursak daha düzenli bir blog ortaya çıkarabiliriz diye düşündük açıkçası.
Buradaki yazıları zamanla oraya taşıyacağım. Dolayısıyla blogumu takip edenler için biraz tekerrür gibi olacak ama zaman aralıklarını iyi ayarlayabilirsem çok sorun olmayacağını umudediyorum:)))
Bundan sonraki yazılarım da
Her Şeyden Biraz adlı blogda olacak.
Hep söylediğim gibi tembel bir Egeliyim:))) İki işi bir arada yürütmek yerine bütün işlerden vazgeçmeyi tercih edivermek gibi kötü huylarım var. Ama blog işi öyle keyifli ki tamamen vazgeçmek zor. Bu taşınmanın nedeni de işte bu vazgeçememe durumu.
Saygılar...
SIKINTI... @ 01-12-2007 15:23

Yağmurla güneşin karşılıklı goller attığı güzel bir İzmir günü...
İçimde bir sıkıntı, pek çekilmezim bu aralar, hoş çekmeye gönüllü de yok zaten:)))
Yağmur ve güneşin maçında küresel ısınmaya rağmen güneşin tarafındayım, onun gollerinde sevinip hemen keyif kahvemle ışıklarına bırakıyorum kendimi:))) Bu günü böyle bir oyuna ayırdım ama gece ne yapıcam bilmiyorum:)))
Her gün aynı şeyleri yaşamanın verdiği sıkıntı hali içinden çıkılması güç bir durum.
Şu sıralar alıp beni addaaaya götürecek bir kitap da keşfedemedim. Müzik anlamında da sıkıntıma derman bulamıyorum. Bu blogu kişisel hüznüme alet etmek pek hoşuma gitmese de bugünlük böyle:)))
Şimdi Paris'te bir kafede şarabımı yudumluyor olsaydım ya da Louvre Müzesini geziyor olsaydım belki daha iyi hissedebilirdim kendimi:)))
Ya da tropikal ortamda kumlara serseydim şu bıkkın bedeni... Güneş ve deniz her zaman iyi gelmiştir bana...
Daha gerçekçi olalım, Borges mi okusam acaba tekrardan...
Bira eşliğinde akşam Bukowski'yle sohbet mi eylesem...
Bazen televizyonun başında hiç sıkılmadan saatlerini geçirebilen insanlara hayran oluyorum. Cehalet bazı durumlarda iyi gelebiliyor galiba insana...
Gündeme Dair II @ 23-11-2007 09:14
Hafiyeliğe devam ediyorum. Dün gece geç saate kadar 32. Gün programını izledim. DTP dışında meclisteki her partinin temsilcisi vardı. Konu DTP kapatılmalı mı sorusuyla başlayıp, Mehmet Ali Birand'ın muhteşem yönlendirmesi ve AKP'li vekilin çabalarıyla PKK'ya nasıl bir af getirilmeliye kaydırıldı.
Komik enstantaneler de vardı aslında; AKP'li vekile partisinin açıklamaları doğrultusunda konu üzerine yakın zamanda yapılacak açıklama sorulduğunda hiç bir şey bilmediği ortaya çıkıyordu. Boş kağıda imza atabilen, ben bilmem liderim bilir diyebilen insanlardan beklenir tabi böyle şeyler. Beklenmeyen ise bu mantıkta bir insanın ben milletin vekiliyim diye ortalıkta dolaşması ve maaş almasıdır ama burası Türkiye, buradan çıkış yok!
DSP'li bayan arada sosyal içerikli çözüm önerileri sunup, Doğudaki aşiret düzeninin yokedilmesi, oraya sosyal ve ekonomik anlamda yatırım yapılması gerektiği gibi şeyler söylemeye çalışsa da AKP li vekil başarılı bir defansla bayanı konuşturmamayı becerdi. Eh oradaki aşiret şeyh ve ağalık gibi kurumlardan yeterince faydalanan bir zihniyetten bu da beklenen bir durumdu.
Ufuk Uras sanki DTP'nin sözcüsü gibiydi ve siyasete ne kadar ısındığı, kendisine bir soru sorulunca takriben 5 dakika konuşup sorunun cevabını vermemesinden anlaşılabiliyordu.
Biz paranoyakları ürküten haritalar BOP projeleri vs tıkır tıkır işlemeye devam ediyor izlenimini edindim ben.
Bir de Sayın Birand'ın konuk seçimindeki başarısını takdir ettim kendisinden her ne kadar hazzetmesem de Sezar'ın hakkı Sezar'a görevini iyi yapıyor. Mesela AKP'li vekil öyle özenle seçilmiş ki, hiç bir şey söylemeyip bir şeyler söylemeye çalışanları da susturma konusundaki becerisine sunucunun da verdiği destekle adam eminim şu an seçim olsa oyları % 70 lere çıkarmıştır:)))
Dürüst olayım en çok hoşuma giden de; Diğer partilerin temsilcileri Doğudaki yoksulluktan ezilmişlikten bahsederken pek Sayın AKP vekili '' Yok öyle bir şey, biz ordan aslan gibi oy topladık'' demesiydi. Ve mantıklı tek cümlesi buydu her halde. Bence haklı. Doğu halkı bu kadar oyu AKP'ye verdiyse oradan kalkıp da öldüm bittim işsizlik şöyle yoksulluk böyle demesinler. İstedikleri iktidarın yönetiminde güllük gülistanlık bir hayattalar. Daha ne istiyorlar? Kömür yardımları bittiyse bu da kendi hataları, oylarını değerinin altında satmışlar demek ki:)))
Gündeme Dair... @ 21-11-2007 10:18
İtiraf etmeliyim ki gazete satın almam. İnternetten kısa bir göz gezdirmeyi yeterli görürüm ve bir kaç köşe yazarını okur geçerim. Bugün Hürriyet gazetesine bakıp yayın yönetmenlerinin yazısını da okuyunca hafiyelik duygularım kabardı:))
12 askerimizin kaçırıldığı terör olayından hemen sonra neler olabileceğini aşağı yukarı tahmin etmenin de verdiği cesaretle (O günkü yazıma bakabilirsiniz) başladım evin içinde Hercule Poirot misali düşünüp dolanmaya...
Sayın Ertuğrul Özkök DTP'nden iki ahbabıyla görüşmüş ama neler görüştüğünü ısrar etmeyin söyleyemezmiş. Ama bizlere bu görüşmeden edindiği izlenimi anlatma dev kıyağını da yapmış. Her neyse yazıyı bugünkü Hürriyetten okuyabilirsiniz.
Gelelim benim edindiğim izlenime... Önce Hercule Poirot misali elde olanları dökelim:)))
12 Askerimiz kaçırılır.
Başbakanımız ABD'ye gider.
DTP arabuluculuk yapar ve insanların kafası karışır, bunlar melek mi şeytan mı? Hiç birisi, sadece siyasetçi:)))
Dün bizlere neredeyse küfreden Barzaniler Talabaniler yumuşar...
DTP Öcalanı Kürt Halk Lideri olarak tanımlar.
Başbakanımız klasik bırak silahı gel beraber siyasetçilik oynayalım açıklaması yapar ardından çarkeder.
CHP yeni açılımlarla ortaya çıkar.
Araya gündem değişsin diye Arap Kral girer reklam gibi...
Cemaat basını kralın ayağına giden sayın Gül'ün avukatlığı adına önce kralı zemzemle yıkayıp her ikisini de temize çıkarmaya çalışarak yeni gündeme destek verir.
Holding basını vatan millet narası atarak farkını ortaya koyar.
Kafalar yeterince karışınca DTP ağzındaki baklayı çıkarır; Hiç olmazsa Bulgaristan modeli oluversin canım.
Geliriz bugüne Sayın Özkök ile Sayın DTP liler pkk pazarlığında ama lütfen detay sormayınız.
Sayın Özkök ülke çıkarlarını korumuş ve pkk silahı şartsız bıraksın demiş.
Diğerleri de ''Evet bu çok gerekli ama çocuklar naapsın bırakamıyor, son ateşkeste Türkiye'dekiler dışarı çıkarken büyük kayıp verdi, o nedenle korkuyorlar'' deyivermişler...
Bizlerin aptal olduğu varsayılarak ''kedi dama çıktı canım ama sağlığı yerinde henüz düşmedi'' taktiğiyle işgören pek sayın basınımızın pek çok sayın kalemleri başladı hünerlerini ortaya dökmeye gibi geliyor bana. Şimdi biraz magazin, biraz milli maç vs derken olayı bir güzel soğumaya bırakırlar.
Evet işte gelinen nokta.
ABD'de yayınlanan haritalar fantezi diye ciddiye alınmadı, ciddiye alanlar paranoyak ilan edildi...
Sinemada bir kural var, bir sahnede bir silah gösterdiysen ilerleyen sahnelerden birinde o silahı patlatırsın...
Bütün bunlar tesadüf mü, paranoya mı yoksa katil uşak mı?
KURTULUŞ SAVAŞIMIZ FİLME ÇEKİLSİN!!! @ 15-11-2007 12:54

BİR FUTBOLCUYA MİLYON DOLARLARIN HARCANDIĞI, BİR SEÇİM DÖNEMİNDE PARTİLERE REKLAM YAPSIN DİYE ÇILGIN PARALARIN VERİLDİĞİ CENNET VATANIMDA NEDEN HALA KURTULUŞ SAVAŞI TÜM DÜNYADA VİZYONA GİREBİLECEK KALİTEDE BİR FİLM OLAMAMIŞTIR?
KURTULUŞ SAVAŞIMIZ FİLME ÇEKİLSİN!
ABD sinema sektörü haksız olduğu ve yenildiği Vietnam macerasında bile neredeyse ABD yi haklı çıkaracak yüzlerce film çekti, sizce neden?
Biz haklı ve onurlu savaşımızı neden insanlara en doğru yoldan anlatmıyoruz?
KURTULUŞ SAVAŞIMIZ FİLME ÇEKİLSİN!
Hem de ciddi bir bütçeyle, oyunculuğu dünyaca kabul görmüş insanlarla ve dünyaca tanınmış bir yönetmen tarafından ve iyi hazırlanmış bir senaryoyla...
Sinemanın gücünü hepimiz biliyoruz. Bu konuda iyi çekilmiş bir filmin gişe sorunu yaşamayacağı da ortada... O halde neden yapılmaz?
KURTULUŞ SAVAŞIMIZ FİLME ÇEKİLSİN!!!
Gülelim mi ağlanacak halimize? @ 12-11-2007 23:33
Bu resim çok yeni bilindiği üzere ve resmin kahramanları da tanıdık...
Yukarıdaki resimde ise Atamızın sofrasında sayısını tam olarak bilemiyorum ama bir çok devletin kral ve cumhurbaşkanları var...
İşte bilmecemiz; İki resim arasındaki milyonlarca çok önemli farktan sadece bir tane yakalamanız yeterli...
Sindirebilene sözüm yok...
Alıntı mı Çalıntı mı??? @ 11-11-2007 02:46
Bu gece bloglar arasında gezinirken bir blogda bana ait bir yazıya rastladım. Öncelikle hoşuma gitse de farkettim ki yazının bana ait olduğuna dair bir ibare yok.
Eğer ben göremediysem üzgünüm ama eğer haklıysam bu pek etik bir durum değil.
Tamam ben pek ünlü bir yazar değilim, telif hakkı söz konusu değil ama yine de o yazıya ayırdığım zamana, düşüncelerime vs karşı yapılan bir haksızlık diye düşünüyorum...
Üstelik tek bir yazı değil bir kaç yazı aynen yayınlanmış şu adreste:
http://www.notdefteri.info/ Sitede şöyle bir açıklama var;
''Hakkında
Bu bir WordPress sayfası örneğidir, bunu kendiniz ya da siteniz hakkında bilgiler girerek ziyaretçilerinizin sizi tanımasını sağlayabilirsiniz. Bu şekilde istediğiniz kadar sayfa ya da alt sayfa oluşturabilir ve tüm içeriği WordPress’in içinden yönetebilirsiniz.''
Ama bu açıklama birilerinin yazılarını kopyalayıp aynen yayınlamaya yeterli midir?
Hoş izin istese ve gerekli bilgileri yazıya eklese bir itirazım olmazdı...
Bana ait yazılar aynen kopyalanmış sitede, yani bir kısımlık bir alıntı durumu sözkonusu değil.
Sil Baştan filmi konusundaki yazım, Bush mu olmalı yoksa insan mı başlıklı yazım, Yaşam ölüm ve diğerleri başlıklı yazım tamamen sitede yayınlanmış...
Site sahibini esefle kınıyorum...
ATATÜRK @ 09-11-2007 23:11
SÖYLEDİKLERİ BİR BİR ÇIKAN, TÜRK TARİHİNİN TARTIŞMASIZ EN BÜYÜK LİDERLERİNDEN BİRİ OLAN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'Ü ÖLÜMÜNÜN YILDÖNÜMÜNDE ANIYORUZ.
DİLEĞİM ANMAKLA YETİNMEYİP ANLAMAYA ÇALIŞANLARIN ÇOĞUNLUĞU OLUŞTURMASIDIR!
Kurduğu Cumhuriyetin özgür bireyi olmak yerine birilerinin müridi olmayı veya birilerinin boyunduruğunda yaşamayı maarifet sayanlardan olmamanız dileğiyle...
Yaşam, Ölüm ve Diğerleri... @ 07-11-2007 11:48

İnsanın en büyük güdüsü hayatta kalmak. Hoş günümüzün çarpık dünyasında ölüm de bir güdü artık. İnsanı diğer canlılardan ayıran özelliklerden bir tanesi öleceğini bilmesi ve ölüm üzerine düşünebilmesi.
Modern hayatla birlikte elbette yaşam güdüsüne eklenen şeyler oldu. Artık eski çağlardaki gibi barınak, besin gibi doğal ihtiyaçlarla yetinmiyor modern insan. Daha iyi bir barınak, sosyal hayatta ön plana çıkmak, modernizmin getirdiği lüks tüketim ürünlerinden faydalanmak, daha iyi model araba vs vs...
Ama tüm bunlara karşın insanın çağının tüm olasılıklarını bir yana bırakıp ilkel ataları gibi davrandığı anlar olmuyor değil. Bu anlar genellikle ölüm ve yaşama dair çizgide belirginleşiyor.
Yetişme süreciniz nasıl olursa olsun ölüm her şeyi ters yüz etmeye adaydır her zaman.
Hiç bir çocuk büyüyünce fahişe veya canlı bomba veya katil olma hayaliyle büyümez ama bunlar olunabiliyor. Ve genelde üzerine düşünüp karar vererek olunan şeyler değil bunlar. Doğu kültürlerinde ölüm genelde kutsandığı için ölüm korkusu ve ölüm üzerine düşünmek pek sık rastlanan durumlar değil. Tekrar hayata gelineceği inancı veya ölümden sonraki hayatın daha güzel olabileceği inancı hakim genelde. Batıda ise yaşam daha kutsal sanki. Dolayısıyla insan hayatı daha değerli. Hiç bir batılı 15 çocuk yapıp bir kısmını boyacı bir kısmını kapkaç sektörüne işçi kalanlarını da başlık parası adı altında sermaye eylemeyi düşünmez. Ama bunlar doğuda yaşanan şeyler. O 15 çocuktan biri olduğunuzu düşleyin, hayatın pek bir anlamı olmazdı herhalde...
Peki batılıların barbarca yaşama güdüsü çok mu doğal? Kendi yaşamlarının biraz daha lüks olabilmesi uğruna diğer yaşamları hiçe sayması veya gerekli gördüğünde petrol veya altın için bir ülkeyi tümüyle yok edebilecek mantaliteye sahip olması sağlıklı bir durum mu?
Ben yeryüzünde sağlıklı insan kaldığına inanmıyorum. Muhtemelen yaşam koşulları artan nüfus ve yokolmaya yüz tutan doğa nedeniyle daha da zorlaştıkça, ırkımız atalarımızdan daha vahşi ve daha ilkel olmaya başlayacak.
Bush mu olmalı yoksa insan mı? @ 26-10-2007 11:37

Bir George Bush ile bir insan arasındaki farklar nelerdir?
Bir insan terörün her türlüsüne (dini, etnik veya siyasi) karşıyken, bir Bush bazılarına karşıyken bir çoğunun destekçisidir!
İnsan diğer insanların düşüncelerine, inançlarına, yaşam biçimlerine saygı gösterirken, Bush istediği gibi yaşamayanlara bombalarla toplarla tüfeklerle demokrasi(!) taşımaktadır!
İnsanın dünyanın dengesine, doğaya ve doğal kaynaklara ihtiyacı vardır ve bunları korumak adına bir şeyler yapmaya çalışır, Bush ise dünyanın annesiyle çarpık ilişkiler içindedir!
Bir de ne Bush ne de insan olabilen farklı bir tür vardır ki bunlara da insancık diyebiliriz. Bunlar insan olmak varken Bush olmayı maarifet sayıp Bush bile olamayıp onun oyuncağı, müridi olanlardır!
Ve işte size kehanet; İnsan sayısı azalıp, Bush ve müritlerinin sayısı yeterince artınca dünya artık yaşanılır bir yer olmaktan çıkacaktır!
Matrix, Medya ve Diğerleri @ 24-10-2007 10:07

Simülasyon üzerine düşünen bir feylezof ile bu konuyu bir fenomen haline getiren bir film arasında bağlantı kurmak zor değil elbette...
Gerçek nedir? Dahası böyle bir şey var mıdır?
Birinci Körfez Savaşı için ''Pornografik bir savaş'' demişti yanılmıyorsam Jean Baudrillard. Haklıydı da, başka hangi savaşı biranızı yudumlarken dev ekranlarda izlemişliğiniz var ki?
Bir bilgisayar oyunuyla körfez savaşı arasında kaç fark bulabilir medeni insan türü?
Bombalar tepenize yağıyorsa çok fark var elbette ama izleyen gözseniz o acıyı veya daha keskin bir tabirle ölümü anlama şansınız yok. Ta ki çok yakınınızda hissedene kadar. Ölüm ne kadar gerçek bu durumda? Birkaç reklamla ölen insanların demokrasiye kavuştuğuna inanabilirsiniz.
Doğal olarak büyük filozoflar büyük muhaliflerden çıkıyor. İktidar yalakası bir filozofa ben henüz rastlamadım. Düşünmek eylemiyle sorgulamak tavrı tavuk ve yumurta misali... Sorular olduğu için mi düşünürüz yoksa düşündüğümüz için mi soruları buluruz gibi bir kısırdöngü yerine soruların hayatı zorlaştırsa da gerekli olduğu sonucunu yeğliyorum.
Günlük hayat koşturmacasının dışına çıkabildiğimiz zaman gerçek hayat üzerine düşünme şansımız olabiliyor ancak. Tabi gerçek diye bir şey varsa:)))
Matrix filmini defalarca izledim; ilk filmi elbette, zoraki devamı değil. Güzel bir aksiyon filmi olmanın ötesinde ciddi anlamda Avrupalı filozoflara kulak veren ve güzel bir kafa karışıklığı yaratabilen bir filmdi.
Filozoflar neden eski dünya coğrafyasından çıkar peki? Amerikalı ve filozof kelimesini yanyana size kullandırabilecek bir isim geliyor mu aklınıza? Genelde reklamcı olmayı tercih ediyorlar Amerika'da sanırım:)))
Filmimize dönüş yaparsak, varolan dünya ile varlığına inandırıldığımız dünya arasındaki farkları görebilmek pek kolay değil artık günümüzde. Medya bizler dünyadan haberdar olalım diye mi var? Elbette hayır. Reklam arası haber veren, hayallerimizi bile etkileyebilecek güce sahip bir canavar olduğunu düşündüğüm medyanın varoluşunun nedenlerini sanırım en iyi biz üçüncü dünya ülkeleri yaşayanları anlayabiliriz.
Terör ve Medya @ 24-10-2007 08:24
Son terör olaylarından sonra cemaat gazetelerini ve holdingimizin medyasını takip ediyorum, ABD olaya nasıl bakıyor, cemaatin lideri ne diyor sorularına en güzel cevapları oralardan bulabiliyoruz çünkü. Elbette terörü lanetliyorlar ama satır aralarında '' 45 Günlük eğitimden sonra bu çocuklar dağa mı gönderilir'' türünden TSK'ya ufak çaplı saldırıları da ihmal etmiyorlar fırsat yakalamışken. İlginçtir ABD'ye ve hükümete en ufak eleştiri yok. Tüm Türkiye kan ağlarken onlar bu işten cemaat, ABD ve hükümet en zararsız nasıl çıkar hesabı yapıyor.
Holdingimizin medyası ise biraz daha vatansever bir görüntü çizmekle birlikte yine hükümetin acizliğine pek değinemiyor.
Şimdi ülkemizin mutlu ve her şeyden memnun yaklaşık % 50'si bana biraz kızacak ama ben terörün bu kadar tırmanmasında, Türkiye'nin böyle ne yapacağını bilemez bir görüntü çizmesinde bu hükümetin ve ona bağımlı medyanın çok büyük sorumlulukları olduğunu düşünüyorum. Sürekli dayak yemesine rağmen isterse herkesi dövecekmiş gibi davranıp, ve buna da gücü olmasına rağmen büyük biraderinden izin bekleyen çocuklar gibiyiz.
İşte bağımsız bir devlet olabilmek burada devreye giriyor. Ekonomik ve siyasi anlamda tam bağımsız bir devlet olabilseydik şu an, gereken kararları kimselerden icazet beklemeden alabilirdik ama şimdi ABD'den gelecek izni beklemek durumundaymışız gibi görünüyor. Arada Sayın Başbakanımız kükrese de bu sesin ABD'den duyulduğu ya da duyulsa bile ciddiye alındığı konusunda şüphelerim var doğal olarak. Eh hükümetimizin en büyük destekçisi olan cemaatimizin de eli kolu bağlı. ABD'yi karşısına almayı göze alabilir mi? Elbette hayır, hazır orada çiftliğinde huzur içinde yaşarken böyle bir şeyi niye yapsın ki?
Peki bu pkk bunca desteği, ekonomik ve dolayısıyla silahsal gücü nereden ediniyor? Kime hizmet ediyor? Kimlerden maddi ve manevi destek alıyor? Gerçekleştirdiği terör eylemleriyle kimleri sevindiriyor? Leyla Zana'nın amcası dayısı başkanı vs'si olan kişilerin bu olaylardaki fonksiyonu ne? Kuzey Irak'a neden hala elektrik, ticari faaliyet konularında destek oluyoruz biz ülke olarak? Sınır kapısı neden kapatılamıyor? İncirlik bizim mi ABD'nin mi?
Daha çok soru işareti var. Ben gazeteci değilim, eminim daha zekice sorulacak ve cevabı istenecek sorular vardır ama bunları medyamız neden sormuyor? Fenerbahçe kötü futbol oynasa en ince detayına araştırabilen muhteşem medyamız böyle önemli bir konuda neden susuyor?
Balzac erkeklere kadınlar konusunda nasihat verirken ''Bir kadının ne söylediğinden çok, ona bunu söyleten nedenlere bakın!'' der. Aynısını hükümetimiz ve yandaşı olan medyamıza uygulamamız gerektiğini düşünüyorum.
Şimdi malum parti de muhtemelen pkk ile Türkiye arasında bir arabuluculuğa soyunup terör örgütünün siyasallaşması konusunda desteğini esirgemeyecektir muhtemelen. Sizce de bütün bunlar planlı programlı olabilir mi ben mi paranoyak oldum artık? BOP'a Diyarbakır'ı başkent yapmaya daha da mı yaklaştılar acaba?
TÜRKİYE VE TERÖR! @ 21-10-2007 17:58
Bugün yine şehit haberleriyle başladık güne, yine acı, yine kan, yine gözyaşı... Artık kimsenin sabrı kalmadı. Ne bunca zaman ABD istekleri dışında politika oluşturamayan hükümete, ne teröre, ne ABD'ye, ne AB'ye ne de Kuzey Irak'taki çapulculara.
Bazı yorumculara bakıyorum, yok bataklığa saplanmayalım vs türünden zırvalamalarla meşguller, ABD'yi gözlerinde büyüten bu güruha göre, ABD izni olmadan yapılacak her hareket büyük günah.
Biz bu ülkeyi ABD'den alınan bir izinle kurmadık!
Kıbrıs'ı ABD nin karşı koymalarına karşı kurtardık şimdilerde satış işlemleri devam ediyor maalesef...
Bu ülkenin yarıdan fazla insanı ABD'yi sevmiyor, ama buna rağmen en büyük cemaatin lideri orada mutlu, iktidar partimiz hala Bush ile son bir görüşmeden bahsediyor adım atmak için...
İnsanlar acı kendi evlerine düşene kadar anlayamıyor mu, yoksa bu şehit haberlerini dansözler, dedikodu programları ve salak diziler arasına kaynatan medyamız mı görevini çok iyi yapıyor bilemiyorum ama ölen insanlar bu ülkenin çocukları...
Ve onların hayatı borsadan da birilerinin ABD bağımlılığından da çok daha değerli ve önemli!
Ve ABD'yi süper güç zanneden, onsuz adım atılamayacağını düşünenlere; 80 yıldır deviremedikleri Küba'yı, söz geçiremedikleri Chavez ve Ahmedinejad'ı ve son olarak Vietnam halkından yedikleri tokadı hatırlatmak istiyorum. ABD'nin gücü sadece birilerini parayla satın alıp onlara muhteşem güç ABD propagandası yaptırabilmekten ibaret bence...
Orası gerçekten de bir bataklıksa , orada yaşayan bataklık sinekleri korksun, kurutmaya gidecek olan bizler değil!!!
LOST VE KAHVE ÇEKİRDEĞİ... @ 20-10-2007 02:00

Issız bir adaya düşseniz yanınıza neler alırsınız? Kahraman bir doktor, birkaç suçlu ile bir avcıya ne dersiniz? Elbette güzel kadınlar ve bir miktar uçak enkazıyla biraz da hayat hikayesi lazım sıkılmamak için. Adada sizden önce yerleşmiş canilerle gizemli yaratıklar da varsa keyfinizden bir kahve içebilirsiz...
Peki bir kahve sizin fincanınıza girip geleceğinizi gösterecek bir fal olana kadar hangi aşamalardan geçer? İnanın bana bir kahvenin fincanınıza girecek aşamaya gelmesi bir dizinin sona ermesinden daha kısa sürer:)))
İyi bir senarist ve yönetmenin elinde takriben iki saatlik güzel bir film olabilecekken 1500 bölümlük bir dizi olan LOST yine de türünün iyilerinden sayılabilir.
Ama ben inatçıyım, bir fincan kahve geride daha güzel bir tat bırakır:)))
Kütüphaneler, Medeniyet, Nasreddin Hoca ve Pertev Naili Boratav... @ 17-10-2007 08:18

Bir kitapçı için en güzel manzaralardandır ahşap raflar ve düzgün yerleştirilmiş kitaplar... Hele tarih kokan bir binadaysa bütün bunlar...


Belki biraz medeniyetin simgesi dahi sayılabilir kütüphanelere gösterilen özen... Doğu medeniyetlerinin çöküşünün de simgeleri arasında değil midir Babil kitaplığının yakılması... Binbir gece masallarının, Mevlana'nın Batıda daha çok tanındığını ve okunduğunu biliyor muydunuz? Daha ilginç bir örneğim var; Pertev Naili Boratav yaklaşık 40 yıl Nasreddin Hoca'nın izini sürdü ve ortaya muhtemelen dünyanın en kapsamlı ve en ciddiye alınacak çalışmasını çıkardı. Kitap önce Edebiyatçılar Derneği tarafından ardından Kırmızı Yayınevi tarafından basıldı. Zannetmeyin ki Boratav Hoca Nasreddin'in izlerini Türkiye topraklarında sürdü... Konuyla ilgili bütün elyazmaları, Moskova ve İngiltere'deki üniversitelerin arşivlerinde...
Eh koca Zeus Tapınağı yurtdışındayken üç beş elyazmasının burada kalabileceğini ummak biraz saflık olur elbette...
Güzel Zamanlar... @ 14-10-2007 18:34

Odamdayım. Pencereye bitişik masamda bunları yazıyorum, inceden sigaramın dumanı tütüyor ve biram gereken ısıda masadaki yerini almış durumda... Başımı sola çevirsem teleferiği, sağa çevirsem körfezi görüyorum. Hava ne soğuk ne sıcak, hafif ve tatlı bir ürperti verecek kadar serin.. Dave Brubeck dinliyorum...
Bütün bunlar ''Evet hayat güzeldir'' dedirtebilecek kadar saflaştırmaya yetiyor insanı...
Dün ne zamandır özlemini çektiğimiz yağmur da yağmış nasıl olsa...
Hep dünya üzerine küresel ısınma üzerine, doğal felaketler üzerine yazılar yazdığımı farkettim ve bu yazıyla biraz dengelemek istedim:))
Çok da karamsar bir insan değilim galiba:))
BAYRAM MÜNASEBETİYLE... @ 12-10-2007 02:03
HERKESE İYİ BAYRAMLAR, DAHA MUTLU YARINLAR VE DAHA YAŞANILIR BİR DÜNYA DİLİYORUM...
Yasaklar @ 09-10-2007 08:24
Son zamanlarda yeniden alevlenen türban konusuna değinmeden olmayacak sanırım. Açıkçası en başından beri bu konudaki yasaklamaları tasvip etmeyen ben, bu yasağa karşı savaş veren insanların samimiyetine de çok güvenmiyorum. Elbette benim güven duygum değil daha yaygın bir hukuk sözkonusu olmalı...
Ama İzmir yakınlarında bikiniyle denize giren bayan cemaatce linç edilmeye çalışılınca sesi çıkmayan, Ramazan ayında sigara içtiği için bıçaklanan insan için Münferit Abiyi hedef gösteren bu zihniyet söz konusu kendi hakları olunca birden kahraman özgürlük savaşçısı olabiliyor. Hoş bu Münferit Abi hala yakalanıp adalete teslim edilemiyor. Kendisi bazı kesimlerin her türlü suçunu örtmek için oluşturulmuş bir efsane olabilir diye şüphelerim var:)))
Elbette ''Herkese hakettiği kadar özgürlük kardeşim!'' demek gibi bir durum sözkonusu olamaz. ''Sen bana destek çıkmadın şimdi senin hakların gaspedilirse bana ne!'' tavrı da demokratım diyen insana yakışmaz.
Bir de cemaat tarikat aşiret vs gibi artık günümüzde kurumsallaşmış; bir yandan ekonomik faaliyetler yürüten, bir yandan halkını cennete yollamak adına can hıraş çalışan kurumlarda demokrasi durumları nedir diye bakınca işler iyice karışıyor...
Türban konusunda devlete kafa tutan zihniyet cemaatindeki şeyh iktidarı karşısında ne kadar özgürlük savaşçısı bilinmez ama bu elbette ''gönüllü kulluk'' sınıfına giren konu da türban yasağını haklı çıkarmaya yetmez...
Peki bizler ne zaman bu komplo teorilerinden yakamızı kurtarıp birbirimize güvenmeyi, hepberaber yaşayabilmeyi, abd ye sığınıp dolaplar çevirmemeyi vs vs öğrenip, aynı topraklarda yaşadığımızı bir bütün olmamız gerektiğini öğreneceğiz?
Mesela benim ailemde türbanlı kimseler olmamasına rağmen insanların türban kullanma özgürlüğünü savunmam gibi, başkaları da insanların kişisel hürriyetlerine lafta kalan bir saygının ötesinde bu hürriyeti kendilerininmiş gibi ateşle savununca olabilir mi?
Müslüman mahallesinde salyangoz dükkanı açan esnafın dükkanı yakılıp kendisinin infaz edilmeyeceği günler de gelir mi? Yoksa bu yürütülen özgürlük mücadelesi herkesin kendisi için mi?
Bloglar Arasından @ 07-10-2007 23:10
''YÜZYILIMIZ...
Alışkanlık olmuştur artık her dönemi bir isimle anmak; Teknolojinin yüzyılı, Savaşların yüzyılı, Karanlık Çağ vs... Peki yaşamakta olduğumuz döneme ne isim verilebilir? Karmaşa veya kaos yüzyılı diyebilir miyiz? Medya Çağı'na ne dersiniz? Ya da üstü kapalı bir imparatorluklar çağı? Muhtemelen hepsinden biraz var ama en ağır basan tanımlama bence; Paranoyalar Çağı!
...''
Yazının devamını
Herşeyden Biraz adlı blogdan okuyabilirsiniz.
NOT:Alıntı blog sahibinin izniyle yapılmıştır...
BİR ÇOBANIM BİLE YOK @ 06-10-2007 11:36
Ben bir koyun olsam sen de bir çoban, çalsan kavalını düz ovada ben de meleye meleye oy kullansam, referandumlara katılsam...
Düşünmek, karar vermek, sorumluluk almak, kısaca insan olmak zor şeyler, bir çobanım olsa da, o çalsa ben oynasam...
Okuyup üflese de kürenin ısınması dursa, ormanlar geri gelse Heidi dedesiyle Alplerin sütünden çikolatalar yapsa, açınca içinden sürpriz oyuncaklar çıksa....
Gözyaşlarımız yağmur olsa küresel kuraklık bitse...
Arada bizi ılımlı diskolara götürse de eğlensek...
Milli takımın ilk 11 ini belirleyebilecek fitbol dehası bi çobanım olsa beraber yürüsek bu yollarda...
NOT: Bu yazıda kimseler anlatılmamıştır. Sadece yapayalnız zavallı bir ruhun kendini kurtaracak olan çobanına özlemini anlatan bir iç geçirmedir. Bişeyleri birilerine benzettiyseniz o sizlerin şeyin şeyini şeyeden şeyinizdir.
Blog hakkında @ 04-10-2007 12:34
Artık kitaplarla ilgili yazılarım sadece
DENEME YANILMA adını verdiğim bloğumda olacak. Burayı biraz daha serseri yazılara ayırmayı düşünüyorum. Bu şekilde olası bir kargaşanın önüne geçebileceğimi ümidediyorum.
Aslında niyetim teknik bilgi konusundaki cehaletimi altedebilirsem bir site kurmak. Bu sanırım gecekondudan eli yüzü düzgün bir eve taşınmak gibi olacak benim için:)))
Blog konusuna girmişken
Blograzzi'ye de teşekkür ediyorum. Vasıtasıyla gerçekten içerik olarak sağlam bloglar keşfettim ve hala keyifle takibediyorum bu blogları ki linkleri yan tarafta görebilirsiniz.
Küresel Isınma @ 01-10-2007 04:27

Ormanları yakalım tarla olsun, denize yakınsa çok yıldızlı otel yaparız.
Herşey çok güzel. Teknolojimiz nano mano.
Sabah Sabah Seda Sayan'dan yemek tarifleri alabiliriz.
Gece gece kim kimle nerde oynaşmış anında duyabiliriz.
Belki şeriat gelir belki gelmez ama şeriatçı vatandaşlar inanın şeriat bile böyle bi dünyaya gelmek istemez artık:)))
Şu yukarıdaki karikatürü çok seviyorum ve inanın o ayıya neslini devam ettirebilmesi için bir değil bin Bush feda edilir.
Allah'ın sopası diye pek sevdiğim bir deyim var; gerçekten de bunları haketmiyor muyuz sizce de?
Kişisel olarak doğaya duyarlı olabilirsiniz belki ama yeterli mi?
Doğanın bir dengesi vardı, besin zinciri vardı hatta insanların beceremediği ama hayvanların becerdiği bir üreme dengesi, nüfus planlaması vardı ve türümüz hepsinin hakkından geldi. Ama olsun sabah programlarımız, dizilerimiz devam etsin de gerisi olur gider. Kutuplar nireeeee Türkiye nire? Bize bişiii olmaz. Hala yakabilecek ormanlarımız var. Ne mutlu bizlere!
Blogcu arkadaşlardan ilginç fikirler @ 01-10-2007 03:17
Düzenli olarak kapılarını çaldığım bloglar var ve bunlardan biri de
Lynist Blogundan bana attığı pası alıyorum, iyi bir golcü olmamama rağmen:))
Fikir ona mı ait bilmiyorum ama benim çok hoşuma gitti. Şöyle ki; okumakta olduğunuz kitabın 187. safyasını açıyorsunuz ve ilk cümleyi varsa bir blogunuz oraya yazıyorsunuz.
Ortaya ilginç ve hoş birşey çıkabilir. Eğer bir blogunuz yoksa buraya veya
Lynist 'in bloguna mesaj olarak kitabınızın boyunun ölçüsünü bırakabilirsiniz. En kötü ihtimalle güzel bir blog gezmiş olursunuz, yeni bir keşif olur. Bunun garantisini verebilirim.
Ben son derece tembel bir dönemimde yakalandım açıkçası ve dürüst olmayı tercih ettim:) Çünkü yazısında baştan şöyle söylemiş; ''
Bu dediklerimi lutfen en yakininizdaki kitap uzerinde gerceklestirin, favori ya da “cool” oldugunu dusundugunuz bir kitap icin degil.''
Ben kurala uydum:))
Şu aralar tekrar okumalar yapmaktayım, biraz çerez kitaplar dönemimdeyim ve başucumda Bukowski'nin ''En Kısa Andır Mucize'' adlı şiir kitabı var. 187. sayfadaki şiirin ilk bölümü şöyle;
''oturmuş bir bardak şarap
içerken
telefon çaldı, bardağımı bırakıp
telefona cevap vermek için
yan odaya geçtim.''
Devamı için; Kitap Parantez Yayınlarından Avi Pardo'nun güzel çevirisiyle yayınlandı, bilginize...
Sıra geldi gollük bir pas atmaya; ben de sağdan bir orta çıkarıyorum Bulsara'ya.
Genç Bir Kız Yetişiyor @ 25-09-2007 02:11
Kişisel gelişim takıntımdan sonra şimdilerde biraz yaşımın kemale yaklaşması münasebetiyle bizden sonraki kuşaklara takmış durumdayım.
Günümüzde bir kız çocuğu nasıl yetişiyor? Wings Clup veya Barbi ile başlayan eğitim süreci nerelere gidiyor ve sonuç nedir?
Elbette böyle başlayan bir eğitim süreci Cosmopolitan veya Hülya, Seda Magazin vb. yolundan devam edecek gelir düzeyi ve sosyal sınıfıyla orantılı olarak.
Erken evlenmiş, orta sınıfa mensup ise sabahları dedikodu programları izleyecek, onun bunun hallerine ''vah, tüh'' deyip, iki yemek tarifiyle öğleyi edecek...
Gelir düzeyi biraz daha iyi durumdaysa moda dergilerini takip eyleyip bir sonraki trendin heyecanıyla uykuları kaçacak.
Okumak? Eh işte, o aptal dergiler herhangi bir kitabı çok satanlar sınıfına koyduysa ve rakibelerinin elinde gördüyse mutlaka satın alıp bir göz gezdirme operasyonu yapacak sıkılsa da...
Ülkenin hali? Malum medyadan takip eyleyip bir ''vah, tüh'' de ona hayıflanıp burcunun o günkü durumuna bakacak.
Çok sulandırmaya gerek yok, etrafınızı biraz gözlemleseniz örnek çok...
Peki erkek çocuklar farklı mı yetişiyor?
Onlar bu çarkın dışına çıkabiliyor mu? Kocaman bir hayır! Ama bu konuyu başka bir yazıya erteleyip konuyu kapatmayı tercih edicem.
Etiket Store @ 20-09-2007 13:07

Kitap, Film, Hediyelik Eşya, Puzzle, Oyuncak ve Kırtasiye gibi geniş bir ürün çeşidiyle açılan mağazamıza tüm izmirlileri bekliyoruz.Dönem dönem yapacağımız sürpriz kampanyalarımızı www.etiketstore.blogspot.com adresinden takip edebilirsiniz.
Adresimiz; Mithatpaşa Cd. No:1142/1-A Güzellyalı/İZMİR
Telefon: 0 232 246 85 26
Fax: 0 232 246 85 27
Email: etiketstore@hotmail.com