The largest and the best home page
Olmazmi search
tr
en
home page sites rsses
   
 There are thousands of videos in Videovarmi.com Click here to go Videovarmi.com.

Cooking - Aslicin RSS

Çıktık açık alınla... @ 21-11-2008 10:53
International day bitti. Kıskanılan bir masaydık çünkü en çok çeşit bizdeydi, ayrıca broşürler, bilgisayarla tanıtımlar ve hoş sohbet de bizdeydi.

Ama kalabalıktan Kerem ezilip sıkılınca ağlama krizine girdi ve onunla ilgilenmekten ben bir şey anlamadım.

Ona da bir şey beğendiremedim, sadece bizim odadaki Meksika, Rusya, Güney Afrika ve Malezya masalarını biraz gezebildik. Güney Afrika'nın ağız tadına bayıldım.

İtalyanlar Lazanya ve Pizza getirmiş, Uzakdoğululara çok istediğim halde uğrayamadım. Çin ve Japonya uzaktaydı. Alman ve Yunanlıların küçüktü masası. Fransızlarda pek bir şey yoktu. Mısır ve Arabistan zengindi. Bosna lokum koymuştu. Avusturalya en eğlenceli masalardandı. İngilizler çay ve elmalı turta getirmişti. Daha bir kaç ülke daha vardı ama bayrakların hepsini bildiğimi iddia edemiyorum.

Herneyse, okulumuzda bu kadar farklı ülkelerden insanlar görmek beni en çok şaşırtan şey oldu.
Bizim masada liste şöyleydi:

En çok ilgi görenler

Mantı, sigara böreği, mayalı poğaça, yaprak sarma, kıymalı börek, lokum, irmik helvası, köfte

Sonra

Revani, çerkez tavuğu, kısır, cacık, kabak salatası, ayran, aşure, mücver

Sonra

Kereviz, barbunya, piyaz...


Herkes kendi ülkesine özgü şeyler giydi, bu sene öğrenmiş olduk, seneye oğluşa bir Efe kıyafeti bana da Bindalllı alacağım.

Her yer bayrak ve geleneksel kıyafet doluydu, gösterilerde bizim çocuklar bize özgü bir şey yapamadığından yer alamasak da bayraklı balonlar kapışıldı çocuklarca. Seneye herkese yetecek kadar getireceğim burada olursak.

Kimi ülkeler hasetlerinden uğramasa, kimileri bizi yanlış tanıtmaya çalışsa, kimileri bizi sevmese de, biz herkese Türk misafirperverliğini gösterdik. Eğlenceli ve yorucu bir gündü, ve başımızdaki el işi tülbentlerimize kadar çok beğenildik, mutluyuz, gururluyuz.


Oh ne ala, Mualla! @ 20-11-2008 11:02

Ne günlere kaldık Allahım!

Yoo, gerçekten soruyorum, söylenmiyorum.

İşlerine geldiği için islamı kadınları ezip büzen bir din haline getiren adamlar, ve erkeklerin d...düğü bir hayatta sesini çıkarmadan, hakkını aramadan, salak ve sefil bir şekilde yaşamayı kendine layık gören, kapanan, sakınan, saklanan kadınlara alıştı bünyem ama...

Çocuklara saldırmayın lütfen...

Kadını sadece zevkleri için kullanıp bir yana atılabilir değerde bir şey gibi düşünen iğrenç adamların ellerine geçen hiç bir fırsatı kaçırmayacakları kesin.

Evlilik yada cinsel tacizde suç sayılabilecek yaşı indirmelerini bir kenara koyalım, şimdi de adamların canları istediğinde istedikleriyle olmalarını sağlayan değişiklikleri dini nikah üzerinde yapıyorlar. Dini nikahlılar da resmi nikahlılar gibi eşlerinin kazaları üzerine maluliyet alabilsinmiş.

Meşrulaştırın yani.

İsteyen istediği ile evlensin, bir kaç tane eşi olsun, hatta istedikleri de 14 yada 15 yaşında olsun.

Oh ne ala, Mualla !!!

Yok öle şey.

Şükür hala sindiremediğiniz, kafası çalışan, sessiz kalamayacak kadınlar var. Ve onlar burada, orada, şurada, gerekirse sokaklarda seslerini çıkaracaklar.

Kendileri, kızları ve sesini çıkaramayan sinik, salak hemcinsleri için...

Ve bunun için önce kızlarımızdan başlayacağız. İşte tam da şurada...

Aslı paçalı bulutu @ 19-11-2008 09:28
Boğaz ağrısı
Yutkunma zorluğu
Sıfır ses
ve tara la laaa!
İşte ben...




Oğluşla geçen günler... @ 17-11-2008 23:09

Biliyorum, biliyorum, son bir kaç posttur sadece oğluşla ilgili yazıyorum ama son zamanlarda tek yaptığım şey onunla ilgilenmek ki, buna beyefendiyi arkadaşlarına götürüp, bir takım sosyalleştirme çalışmaları yapmak dahil, bir de gezsin, görsün, öğrensin programı ekleyince buna, yorgunluktan bayılacak kıvama geldim. Nitekim çabalarım sonuç veriyor ve biraz olsun İngilizce konuşuyor artık. Ayrıca okul dışında arkadaşlarıyla görüşmesi kendisini okulda daha rahat hissetmesini sağladı ki, onu orada mutlu görmek beni de mutlu ediyor.

Geçen günlerde çocuk bilim müzesine gittik. İlk canlıları anlatırken ona o böceğe benzeyen şeylerin fotolarından sonra atom bombasının fotoğrafını görünce patlayan böceklere ne olduğu derdi onu fena gerdi. Kimya, biyoloji ve fizikle tanıştı ki sanırım en çok fizik eğlendirdi bizi. Çünkü yapabileceğimiz bir sürü deney vardı ve onu ürkütmeyenleri denedik. Tabii herşey oyun onun için şimdilik...

Bunların dışında ancak yabancı dile, eve, bloga zaman kalıyor. Bir de vakit buldukça polisiye dizileri izliyorum. Şimdilik hayatın özeti bu.

Bir kaç gün sonra okulda uluslararası gün eğlencesi var. Biz Türk masası olarak hazırlanıyoruz. Sanırım en zengin çeşit bizde olacak, 3 kişi olduğumuz halde. Bayrağımız, broşürlerimiz, kostümlerimiz hazır, yarın mutfaktayız.

Boğazım çok acıyor, umarım hasta olmam...

Carlos ve Kleopatra @ 16-11-2008 15:07

Oğluşu bir spora başlatmak istiyorum. Aileden at sevdalısı olduğumuzdan ve o da atları çok sevdiğinden biniciliği düşündük ama burada dün Ranch de tanıştığım Polonyalı hoca henüz erken olduğunu söyledi. Belki de küçük çocuklarla uğraşmak zor geliyor kimbilir. Bir arkadaş yakınlardaki klüpte Brezilyalı bir koçun futbol derslerine başlayacağını ve sınıfların 4 yaşından başlayacağını söyledi, ama bizim apartman çocuğu evde top oynanmaz kuralı ile büyüdüğünden o kadar yabancı ki meşine, ondan Carlos olursa benden de Kleopatra olur.


O ooooooooo.... @ 13-11-2008 23:39
Kerem doğumgününde okumaya başladı ya, ( Burada yazmış mıydım bunu bilmiyorum ama) dün beni çok şaşırtan bir şey yaptı, ve ona iki kere okuduğum bir kitabı birdenbire okumaya başladı. O güne kadar onu sadece Türkçe okurken yada okumak için hecelerken görmüştüm, okulun istediği gibi İngilizce nasıl okutacağım derken bir de baktım ki, benim acaba kelime kelime mi öğretsem teorimi o kendiliğinden uygulamaya başlamış.

Jack i, Jack diye değil de Cek diye okumasını sağlamak benim için pek mühim bir şeyken baktım ki zaten Jack'in dilimizde bir anlamının olmaması durumu kurtarmış.

Artık bir çok kelime biliyor olabilir ama hala tek bir cümle kurmadı, hala sabırla bekliyoruz.

Geçen gün arkadaşına bir şey gösterip, Mathew, o oooooo diyordu.

O ooooo, çok evrensel geldi kulağına herhalde...

Avrupalıyız. Tabi tabii, Avrupalıyız, ne farkımız var değil mi? @ 13-11-2008 13:28
Yürü Türkiyem AB Masalında kim tutar seni? Bknz...

Ve o gece huzurla uyudu, başkan ve polisler... @ 12-11-2008 07:07
Hırsızlık yaptığı şüphesi ile polis tarafından açılan yaylım ateşi sonucu vurulan çocuk, bknz sabıkasız ve suçsuz çıkmışken, trilyonları cebine atan dedenin suçu işlediği kesinleştiği halde kendisi de bu davadan sanık olan ancak söz verdikleri dokunulmazlıklarını kaldırmadıkları için yargılanamayan cumhurbaşkanınca affedilmesi bknz adaletin bu mu dünya dedirttiyor.

Size dedirtmiyor mu?

Yoga mı, yemek mi? @ 11-11-2008 23:31
Sabah kalk, koştur, Kerem'i okula bırak, eve gel, atıştır, okula git yada yogaya git, okula git, oğluşu al, eve gel yedir, ya evdeki derse hazırlan, ya hemen giyinip oğluşu bir faliyete götür, eve gel, maillere bak, yiyecek bir şeyler hazırla, oğluşu yedir, oğluşu yatır, msn de konuş, bir şeyler izle, biraz sohbet, biraz çalış.

Nihayet Yogada üçüncü haftam dolduktan sonra bunun hakkında yazacaktım sözde. Bu gündelik koşturmaca içinde yoganın etkileri mi kalır?

Acımasızca sıkıcı diyerek geçemem, öylesine bahsedemem hayatımdan, her hafta görmediğim yeni bir yere gidiyorum, eğlenceli şeyler var hayatımda, yeni insanlar. Bir de büyüyen Kerem'le zaman geçirmek eğlenceli tabii.

Ama stres atmanın yolu atıştırmak mıdır sorarım size. İnsanlar yaşayabilmek için mecburiyetten yer kimi şeyleri, enerji alabilmek için yer gerektiğinde, ben bir de mutlu olmak için yiyorum.

O zaman yogaya niçin gidiyorum?

Boleyn Kızı @ 09-11-2008 19:37
Geçen hafta, Türkiye'den gizli saklı getirdiğim ( Bavula koca kitabı soktuğumu eşim görse sorun olabilirdi ) Boleyn kızını 2 günde bitirerek rekoruma rekor eklemek sureti ile hem uykusuz kaldım hem de rahat ettim. Nasıl bitiririm ben bunu diye dert ederken baktım sarmışım gidiyorum.

Zaten The Tudors'tan biliyordum konuyu az çok.

Üzerine İnternetten bir de Tudor's ı bitirdim bu hafta. Cilalandı.

Hikaye etkileyici. Hırslar, entrikalar ve ne yazık ki değişmez bir kural olarak kadınların kullanılması üzerine düşündüren kitap ve diziyi özellikle kafanızı dağıtmak istiyorsanız tavsiye ediyorum. Konu aynı olsa da ikisinde başrol kahramanları farklı, öncelikle söylemeliyim.

Kitap kapağına bakarsak kim Scarlet gibi bir hatunu bırakıp diğerine gider diye düşünüyor insan ama her şey göreceli.

Jonathan'ın en baba sekizinci Henry olmasının dışında :)



Obama sen bizim herşeyimizsin ! @ 08-11-2008 08:45
Allahım, ağlamak istiyorum.

Bu kadar mı aciziz? Bu kadar mı zavallı. bu kadar mı aptal, yada yalaka?

Ben bulamadım uygun sıfat, siz noktalı yerlere koyun bir zahmet.

Ben utanç içinde saklanacağım....

Edep, edepsizlerin her işine,kabalıklarına,kötü sözlerine sabretmekten ibarettir @ 07-11-2008 10:24


Büyük Allah’tan bizler niye terbiye isteriz? Çünkü terbiyesizler, Allah’ın lütfundan mahrumdurlar. Terbiyesiz, yalnız kendine kötülük etmez, bütün utanç ve erdem ufuklarını ateşler. -Mevlana


Ne yazık ki dili soyadındaki gibi pek de pak olmayan bir yazar (cık), pedofoli hastası olduğu kesinleşecek olan arkadaşını her aklı başında olan insan- mümin- müslüman gibi eleştireceğine, haydi onu da bırakalım her grup içi işbirliğinin getirisi gibi tersine savunacağına, konuyu bu sapık dedeyi eleştiren Müjde ve Aysun'a getirmiş, her örümcek kafalı adam (cık) ın yapacağı gibi kolaya kaçmış, ve karşısındaki kadın olunca yapabileceği en iyi şey olan belden aşağı saldırıya geçmiş.

Bedenen yada sözlü tecavüz. Karşılarındaki kadın da çocuk da olsa bunu kendilerine hak görüyor erkeklerin bir çoğu, ne yazık ki.

Söylenen şeyler o kadar yenilir yutulur gibi değil ve o kadar akıl mantık dışı ki, hiç bir dayanağı olmayan o kelimeleri, dönüp dolaşıp kendisi için söyleseler, ancak o kadar olur. Acaba o zaman ne hisseder?

Kapalı kapılar arkasında kim ne sapıklık yapıyor bunu unutmayınız ki Allah bilir beyefendi ama bunu sapıklığı ayyuka çıkmış birini savunmak için söylüyor olmanız komedyanın son noktasıdır.

Biraz ilim sahibi olmanız için bknz ve bknz ve bknz ve hatta yetmezse bir de şuraya bknz...

Cık, cık, cık...

Bugünü not edin... @ 05-11-2008 09:04
Derin darbe'de ve ondan önce çekilen bir kaç filmde daha siyahi Mr. President görmüş de , yuh artık olacak şey mi, verirler mi izin adama demiş, dalgamızı geçmiştik ama nasıl derler eee, Amerika özgürlükler ülkesi. ( Diğer ülkelere özgürlük getirme aşkından tevekkeli ) Belki adamımız "Secret" okudu ve fena halde inandı, muhtemelen de Amerika lobileri değişen dünyaya ayak uydurmaya çalışıyor, anlayacağınız sebep her şey olabilir ama oldu işte, bugüne bugün Amerika'da siyahi bir başkan var.

Bu bizim saf yorumcular tarafından ezilmiş insan psikolojisi ile alkış ve zıplamalarla karşılansa da, kazın ayağı öyle değil. Ermeni sorunu, Kıbrıs sorunu, Terör sorunumuza bakış açılarında hiç bir değişiklik yok.

Bugün aynı zamanda bilimadamlarınca yapay hücre üretildiğinin gazetelerde açıklandığı gün. Ben bir de klonlanmış Amerikan başkanı görmek isterim, why not?

Hem her ülkeye özgürlük getirecek bir başkanları olur. Siyah, beyaz, uzakdoğulu Obama'lar misal.

Dünya değişiyor harbiden...

Steril hayatlar... @ 04-11-2008 09:09
Benim steril bir hayatım varmış.

Buraya gelince anladım.

Kendimi güvende hissettiğim bir evde yaşıyormuşum.

Annem 1 saat uzaklıkta o da trafik varsa.

İyi bir şirkette iyi bir yerde çalışmışım.

Haliyle iyi bir çevreden arkadaşlarım olmuş.

İstediğim gibi bir arabam olmuş, sıkılınca atlayıp uzaklaşabileceğim.

Bildiğim, iyi olduğuna inandığım yerlerden giyinmiş, içinde keyif aldığım yerlere gitmiş, ve en önemlisi birlikte olmaktan keyif aldığım, fikirlerime, zevklerime ve dünya görüşüme hitap eden insanlarla birlikte olmuşum.

Allah karşıma hep iyi insanlar çıkarmış son yıllarda.

...

Sanırım en son üniversitede ağlamıştım yediğim arkadaş kazığı için. Çünkü o zaman da şaşkın ve yalnızdım. Bilmemkaç yüz kişilik aileleri neredeyse birbirini bilen bir özel okuldan sonra üniversitede ülkenin her yanından gelen, birbirinden çok farklı insanlar.

Sudan çıkmış balık ben.

...

Evet yeniden steril hayatımdan çıktım buraya gelerek. Atlayıp kaçacak bir arabam yok, kendi evim değil, canım sıkılınca çocuğumu bırakabileceğim bir annem yok. Hayatımın değişeceğini biliyordum, burada mutluyum, şikayetim yok, her şey değişmiş olsa da yepyeni şeyler var hayatıma giren.

Ama arkadaşlıklar kolay kurulmuyor.

Şanslıyım ki buraya bir kaç aile geldik ve her ne kadar birbirimizden farklı yönlerimiz çok olsa da ortak noktada buluşabileceğim çok iyi niyetli insanlarlayım.

Buranın yerlisi bir kaç tane arkadaş edinip harika zaman geçirmeye başladım bile. İtiraf etmeliyim bu konuda da şanslıyım.

Ama beni dumura uğratan burada en çok görüşeceğimi düşündüğüm Türkler oldu.

Diğer ülkelerin insanları birleşir, gruplar kurar, toplanırken, bizimkilerde tık yok. Hatta tam tersine herkes gruplaşmış.

Benim vaktim yok bir gün onda bir gün bunda kahve içmeye, her sabah o gün gelmeyeni çekiştirmeye, yada zaman öldürmeye. Ama Türk olsun çamurdan olsun diyerek başka bir ülkede olduğumuzu idrak ederek birbirimizle tanışmalıyız diye düşünüyordum.

Taa ki bir kaç gün öncesine kadar.

O gün steril hayatımı özlemle andığım gündür.

Karşımdaki insanın herkesi tanımak isteyerek, kimseyi birbiriyle tanıştırmak istememesini yada yeni gelenlere yardım etmek için kılını kıpırdatmamasını bir kenara koyalım, beni asıl rahatsız eden, ben şuyum ben buyum havası, haydi onu da geçelim, ağzımı her açtığımda beni yan gözle burnu havada süzerek karşısındaki kişiyle bakışmasıydı.

İnsanlar zamanında sahip olamadıklarına burada sahip olunca böyle oluyorlar demek ki.

Bir kibir geliyor üzerlerine yapışıyor.

Ben de Türkiye'deki hayatımdan bahsetmedim mümkün olduğunca. Neme lazım,o alelade olduğunu düşündüğüm hayatımla bile, fenalık geçirebilir diye.

Alçakgönüllü olmaya çalıştım her zaman, böyle yetiştirildim ama anlaşılıyor ki, bana ters gelen daha çoook şeyle yüzleşeceğim burada.

Sonra o günkü gibi canım sıkılacak, niçin böyle yapıyor bu insanlar diyecek, yine kendi kabuğuma çekileceğim, aman kimseyi tanımak falan istemiyorum diyerek.

Hayatta bir şey daha öğrenmiş olarak...

Ve Yılmaz Özdil'den @ 04-11-2008 09:08
Mustafa’ya gittim...


Sarhoş.

Kafayı bulunca ağlayan...

Hoyrat.

Soğuk.

Kalpsiz.

Çevresine eziyet eden...

İtiraz edeni asan...

Arkadaşlarını satan...

Goygoycuların dolduruşuna gelen...

Milletten bihaber.

Hatta milleti küçümseyen...

Alay eden.

Hesabını kitabını bilmeyen...

Batı hayranı.

Sefa düşkünü.

O balo senin...

Bu balo benim, gezen.

Zampara.

Cephede bile karı-kız düşünen...

Savaşmadığı için sıkılan...

Ordu varken, çete kurmaya kalkan...

Devrimleri intikam için yapan...

Dinsiz.

Kendi heykellerini diktiren...

Megaloman.

Bencil.

Günde 3 paket sigara içen.

Usul usul intihar eden...

Psikolojik bunalımda...

Yalnız.

Çaresiz.

Basiretsiz.

Zavallı bir adam.



Mustafa’daki Mustafa bu.



Anafartalar 1 saniye.

İşgal 2 saniye.

Tası tarağı toplayıp kaçmak için, sığır sürüsünün çıkardığı toz bulutundan bile tırsan... Sığır sürüsüyle düşman ordusunu ayırt etmekten aciz biri... Başkomutanlık meydan muharebesi desen... Taktiğini falan başkasından araklamış zaten.



Hak edilmiş bence Oscar...

En azından Nobel.

I am Chuck Bass @ 02-11-2008 22:55
Gossip Girl'ün sanırım Amerika'da da yayınlanan tüm bölümlerini bitirdim. Bir hafta sürdü tümünü seyretmem. Ne o Cnbc yi beklemek bir hafta boyunca? Mesleki bir merakla başladığım dizi oldukça hoşuma gitti. Ve sonunda stil ikonunu seçtim:

Chuck Bass...

Sadece stili için değil, hayata bakışı ve zekası için de izlenmesi gereken biri. Bu çocukta gelecek var :)

Bekir Coşkun göremediğimizi görünce ne yazar? @ 01-11-2008 10:23
Atatürk ’Mustafa’yı görse...


DİYELİM ki Atatürk beyaz atının üzerinde çıkageldi, yanında İsmet Paşa, komutanları, yaverler...

Aşağıda Cumhuriyet Bayramı ve herkes "Mustafa"yı seyretmek için kuyruklarda.

Atatürk, İsmet Paşa’nın kulağına eğilerek:

"Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?.."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir... Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker..."

"Niye atlarımızın kıçını çekiyor?.."

"Buna ’insani boyut belgeseli’ diyorlar..."

Ata:

"İlke ve inkılaplar yönü ile de belgesel imal ederler mi bu fikriyatta olanlar?.."

"Sponsor lazım..."

"Sponsor bir nevi milli şuur gibi bir şey midir?.."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, parayı veren... Parayı kim veriyorsa, şuur o cihette nüks etmektedir..."

Atatürk:

"Pekiiii... Aziz milletimiz sinemaya girip, aziz askerlerimizin cephelerde elde ettikleri muazzam zaferleri vefa hissiyatları içinde mi seyretmekte?.."

İsmet Paşa:

"İnsani yön belgeseli hesabıyla bakmaktadırlar, gece karanlıkta önderimiz ne yapmakta..."

Ata:

"O karanlık gecelerde uykusuz kalıp bir hür vatan yaratma sancılarımın acısını anlamışlar demek ki..."

İsmet Paşa fısıldayarak:

"Hayır, bir oturuşta büyük rakı içtiğiniz, gece karanlıktan korktuğunuz ima edilmekte..."

Atatürk hüzünle:

"Buna asıl aydınlıktan korkan hilafetçiler sevinecekler... Onlar hálá dergáhlarında oturuyorlar mı İsmet?..."

İsmet Paşa:

"Hayır Gazi Hazretleri, devletin tepesinde oturuyorlar..."

"Peki, Cumhuriyet Bayramı diye neyi kutlamaktadır bu millet..."

İsmet Paşa:

"Cumhuriyetten geri kalanını..."

Atatürk, atını çevirir:

"Gidelim Paşa..."

Dip not: Günümüz Cumhuriyetinin olağan haberlerinden birinden yeni gelişmeler de şurada. Adalete ve Adli Tıp'a da sızıyorlarsa artık dhala ümidimiz kalabilir mi gelecekten yana?

Teessüf yazısı... @ 29-10-2008 17:03
Buruğum biraz. Ülkemden uzak ilk Cumhuriyet bayramı. Oğluşu alıp çıkamadık sokaklara. Bu gün için bir davet var konsolosluğun düzenlediği. İçki içildiği için davete katılmayanlar bile çağırılmışken, benim çağırılmamış olmam çok kırdı beni. Evet, belki bu yeni geldiğimiz için ama terkedilmiş gibi hissettim kendimi.

Yeterince Cumhuriyetçi değil miyim ki? :)))

Oysa bugün okulda Cumhuriyet bayramımız kutlu olsun dediğimde suratların aldığı ifadeden sonra böyle hissetmemeliyim. Aslında devam edecektim, "Laik ve demokratik nice 85 yıllara daha", diyerek ama o suratlardan bunun onlara fazla geleceğini anlamış oldum. Yutkundum.

Zaten gazetedeki haberlerden sonra ne kadar laiğiz, daha kaç yılımız var orası muallak.

Baksanıza tacizci dedeyi de çıkarmışlar, adam hala yasalara karşı gelemem ama 14 ün altı üstü, regl olan kızla evlenilir diyor, şikayet de kalkmış üzerinden, ben daha ne diyeyim.

Müstahak size memleketli hemcinslerim. Kapanın, sakının, susun, sinin, cahil kalın, aç kalın, kumalanın, çocuk yaşta evlenin, habire doğurun, dayak yiyin, sineye çekin,ve hatta recm edilin. Sizin hayatın her alanında, evinizde, işinizde, dini yada siyasi hayattaki tüm seçimlerinizde kendinize yakıştırdığınız ve kitabımızın ardına sığınıp onu çıkarlarına göre kullanıp her türlü rezilliği uygulayan adamlara uyarak kendinizi 2. 3. yada 5. sınıf görüyorsanız ben sadece şunu söyleyebilirim:

İyi ki kız doğurmamışım.

Not: Dün gazetede okuduğum haberden sonra o genç kadına nasıl da üzüldüm. Eskiden kadın sığınma evleri vardı, onu da hallettiler değil mi?

Yarın Kırmızı Beyazım... @ 28-10-2008 18:38
Bahsedecek çok şey var. Boleyn kızı, oğluşun veli toplantısı, başka bir ülkede yaşamanın öğrettikleri, ilk yoga denemem, ve bir okul etkinliği hakkında. Hepsini tek tek yazacağım, artık erişim var ne de olsa.

Ama ondan önce Cumhuriyetimizin bayramı kutlu olsun. Daim olsun. Dileğim şudur ki birliğimiz, beraberliğimiz, kardeşliğimiz kimilerine inat korunsun.

Bu özel günle bize özgürlüğümüzü veren Ata'mıza laf eden nankörlere de bir gün daha böyle kapak olsun.:)

Hayat bazen çok can sıkıcı... @ 27-10-2008 09:58
Yağmurlar başladı. Can sıkıcı.

Uydu yok oldu gitti, televizyonsuz kalmak sıkıcı.

Mezuniyetten yıllar sonra defter kalem alıp tekrar okula gitmek sıkıcı.

Yeni dili anlayabildiğim halde konuşamamam da sıkıcı.

Tüm gün koşturunca arkadaşlarla Msn de görüşememek sıkıcı.

Özlemek çok sıkıcı.

Eşimin problemlerle boğuştuktan sonra eve geldiğinde suratında olan o , haydi dönelim ülkemize, yeter yorulduğun dedirten ifade sıkıcı.

Paramızın değerinin düşmesi sıkıcı.

Haberler sıkıcı.

Sonra neti açınca gazetelerde okuduğum tüm saçmalıklar sıkıcı.

Her şey güllük gülistanlıkmış gibi yazmaları da sıkıcı.

Murathan Mungan'ın Kadından Kentleri de sıkıcı.

Blogger'a erişimin durması da sıkıcı.

Bunu buradaki arkadaşlara anlattığımda gülmeleri de can sıkıcı.

Keşke bahsetmeseydim diyerek pişman olmam sıkıcı.

Böyle bir şeye pişman olmama sebebiyet verecek kararlar alınan ülkemde, onun adına utanç duymam daha sıkıcı.

Sıkıcı...

Neeeeeee? @ 24-10-2008 23:35
Blogger'a erişim yasaklandı mı?

Şaka mı?

Gerçekten mi?

Şimdi bu yazdıklarımı Türkiye'den kimse okuyamayacak mı?

Ses ses ses ???

Yasaklarla nerelere gelmeyi düşünüyorsunuz beyler? Dünya Youtube konusunda hala bize bir yerleri ile gülüyor, bloglara erşimi de yasaklamaya başlamıştınız, ama ya blogger? Bunca insanın emeği? Olacak iş değil. İran'ın yasaklarından daha beter bir hale geliyor yavaş yavaş.

Yarın bunu burada duyduklarında, nasıl izah edeceğimi düşünüyorum.

Düşünmek de yasaklanmazsa...

Biz de krizdeyiz... @ 24-10-2008 12:34
Sabahları gazeteleri açtığımda çok bozuluyor moralim.

Bu işin şakası yok, gerçekten de yok, bir anda yüzde elli fakirleştik.

Allaha şükretmeli, en azından gelirimiz var. Ya olmayanlar? Mutlaka sizler de yapmışsınızdır, bir şekilde yardım etmişsinizdir birilerine, hele ki son yıllarda yardıma muhtaç o kadar çok insan çıktı ki ortaya. Kime yetişeceksin? Ya şimdi? Daha da artacak.

Sadece o mu? Her krizde olduğu gibi, işsizlik artacak.

Açlık artacak. Buna mukabil krizden kaymak yiyecek, kara paracı, üç kağıtçı ve dolandırıcılar artacak. Görgüsüz yeni zenginler artacak.

Hırsızlık artacak, gasp artacak, suç oranı artacak.

Trilyonları iç eden amcaları affederken baklava çalarken yakalanan çocuklarla hapishanelerin nüfusu artacak.

Biz bu filmi daha önce de görmüştük.

Son yıllarda daha kolay uyutulduk enflasyon yok diye. Havadan Prozac mı serpiyorlar üzerimize? Bir miskinlik, bir bananecilik, bir suskunluk.

Saf tarafım vardır, soyadına aldanmayın, cin düşünemem her zaman, ama şükür salak da değilim. Olan biteni görebiliyorum.

Ama neye yarar?

Bu kriz bizi etkilemez derken büyüklerimiz, aman hayatımız kriz zaten diyerek inanırken onlara başlarda, şimdi görüyorum ki, bastırılan ekonomimiz öyle bir patlayacak ki, dünyadaki kriz solda sıfır kalacak.

Allah yardımcımız olsun...

Ps: Durumumuzun bu hallere gelmesine hiç bir katkıda bulunmamış olmanın gururunu yaşıyor olmam bile boş arkadaşlar, ama en azından yatağımda rahat uyuyorum. Ya siz?

Acaba? @ 22-10-2008 00:32

Yine koşuşturma başladı. Sabah kalk, kahvaltı, okula atıştırmalık, tuvalet, kıyafet, ağza tıkılanlar, okula götür eve gel, kahvaltı et, kendi okuluna git, çıkışta oğluşu al, eve gel duş aldır, yedir, eve öğretmen gelsin, o gitsin evle ve çocukla ilgilen, ödevini yap, yemek telaşı, falan derken oğluşu yatır ve yığıl...

Arada spor, alış veriş ve programlar var, var da var...

Bu alışıyorum demek mi, iyi mi oyalanıyorum?



Şanssızlıklar ve potlarım... @ 20-10-2008 22:44
Filler ve çimenler gibi afilli bir isim oldu başlıktaki...

Garip bir gündü.

Öncelikle oryantaldeki eşsiz yeteneklerimi kendime saklayacağım anlaşıldı çünkü ben oradayken bir saat Kerem'e göz kulak olacak arkadaşın İng. kursunun başlayacağını, ve bunun da tam o saate denk geldiğini bugün bizzat onun için sormaya gittiğimde öğrendim. Üzerine bir de Türk kulübünün yabancı dil derslerinin haftaiçi her gün olmak üzere yarın başlayacağını da öğrendim mi? Spor ve dans hayallerim bir gün bile süremeden yatmış oldu. Ancak buna şöyle bir çözüm getirebiliyorum, salı günleri dil okuluna gitmeyeceğim, onun yerine yogaya gideceğim, dersleri de fotokopi ile alacağım. Zaten daha önceden evde ders almaya başladığım için bir kaç ayı rahatça idare ederim.

Aslında oğluşun okulunda öğleden sonraları play time açıldı, onu bırakıp da gidebilirim ama onun da bugünlerde tam tersine canı okulda kalmak istemiyor. Olsun, ben de seneye, okul saatleri uzadığında giderim. Hatta saatleri uyarsa bir dil daha var öğrenmek istediğim, günlerimi boş geçirmemek için elimden geleni yapıyorum.

Bugün oğlumun sınıf arkadaşı ve annesiyle birlikte yakınlardaki yazlıklarına gittik. Bizimkiler aynı dili konuşamasa da harika bir gün geçirdi ama ben son günlerdeki uykusuzluğum ile pot üzerine pot kırdım ki aklıma geldikçe hala gülüyor ve kendimi salak gibi hissediyorum. Off rezillik.

Neyse öyle yada böyle tahminimden de hızlı arkadaş edinmeye başladım, hatta günlerin bu kadar hızla geçmesine şaşıyorum, bakalım yarın dil kursunda buradaki Türk hanımların bir kısmı ile tanışacağız bir de, bakalım kimler var...

Sıradan günlerimde ilginç bulduğum abuk subuk şeyler... @ 20-10-2008 10:24
Kerem'in doğumgününü kutladık geçenlerde. O gün okumaya başladığı gün ayrıca. Konuşmayı tam çözemeden yarım yamalak harfleri biliyordu ama öğretmediğimden öğrenebileceğini düşünmemiştim. Zaten akıcı okuyamıyor henüz, uğraşmadığımdan hecelemeyi de bilmiyor, bir kaç yerde okumayı öğretmeyin yazıyordu, üzerine düşmüyorum ama durum içler acısı. Çünkü burada ona aldığım bir kaç kitap İngilizce, okuldan da haftalık kütüphane değişimimiz var. Velhasıl şimdi kelimelerin yarısını İng yarısın Türkçe okuyor, ...tık, ne yapacağız bilmiyorum.

Geçen gün " Hayır, pantolonumdan dolayı değil, çok yediğim için ağrıyor karnım" diye bir cümle kurdu. "Nihayet " den sonra ikinci bombası oldu. Yakında "Tevekkeli" yi cümle içinde kullanırsa şaşmayacağım.

Akıllıbebeğe yazdım, haftaya çıkar, bir de cinsellik konumuz var. Bu arada kız arkadaşı Nil'le evlenmeyeceğini, çünkü onun küçük olduğunu da öğrenmiş oldum kendisinden. Nil büyümeyecek sanki. Zaten o evlenmeyecekmiş, turşusunu kuracağım oğlumun...

Burada Türkler'in açtığı bir dernek ve dil okulu bulduk. Türkçe derslere ilgi çokmuş. Buradaki dil için de bir kurs açıyorlar, hem de Kerem'in okulda olacağı saatlerde. Eve yürüme mesafesinde olması, başka Türk'lerle tanışacak olmamız, bu arada okulun harika bir villa olup, canımız istediğinde takılabileceğimiz güzel bir bahçesinin olması da cabası. Evdeki dersleri bir süre bırakmam herhalde, bayağı ilerledik çünkü, az çok derdimi anlatıyorum.

Bir de spor ve dans merkezi buldum eve yakın. Salsadan Tangoya, Flamenkodan, Pilates ve Uzakdoğu sporlarına kadar her şey var. Gel gör ki hemen hepsi bana uymayan okul veya akşam saatlerinde. Bana bir tek Yoga ve ne uyuyor biliyor musunuz? Oryantal ! Olsun, yarın yogaya başlıyorum, Cts de üzülerek öğretmene oryantaldeki bu yeteneksizliğimi göstereceğim. Gitmesem olmaz, gitmek istiyorum, hareketsiz kaldım. Umarım göbek dansı ile meşhur bir ülkeden geldiğimi duyunca gülmez. Nereli olduğumu saklasam mı acaba?

Aslicin

Date: 02.09.2007
Viewed: 197
Category: Cooking
Tag: cooking yemek aslicin

Share
Report


Related RSSes
Cooking - Www.tabakta
Date: 02.09.2007
Viewed: 80
Cooking - Evperisi
Date: 02.09.2007
Viewed: 69
Cooking - Sibelinkahvesi
Date: 02.09.2007
Viewed: 186
   
Olmazmi.com