The largest and the best home page
Olmazmi search
tr
en
home page sites rsses
   
 There are thousands of mobile phones in Telefonvarmi.com Click here to go Telefonvarmi.com.

Fashion - 55882 RSS

bir başka gece @ 17-05-2008 00:14



* isterdim ki bu gece "bir başka gece" olsun. kamil sönmez, süreyya davulcuoğlu, hüsamettin subaşı olsun. finali de "deh deyin kızlar" la burhan çaçan yapsın.

haydi toplanın televizyon başına
seyredelim birlikte alemi
neler neler oluyor
hayat nasıl geçiyor
biraz da gülelim eğlenelim

bu gece
bu gece bir başka gece


empas @ 15-05-2008 23:30




* günün kelimesi : empas

* günün dileği: özledik oynasak


bir şehir efsanesiydi feycan, demişler @ 14-05-2008 22:34


* daha sonra Feycan Muhtelif Bilimler Akademisi 'nden 3.95 not ortalaması ile mezun olup, yükseğimizi yaptık.


sonra @ 13-05-2008 22:17



* sonra kalkıp tallin 'e gidiyoruz.

* sonra ben senin elini tutuyorum.

* sonra ei tule videvikule diye bir şarkı söylüyoruz.

* sonra..

* sonrası iyilik güzellik.


12.05.2008 @ 12-05-2008 01:23



uzayıp giden @ 11-05-2008 03:23



önümde uzayıp giden geçmişimdir. kendimi ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım, dünyayı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım, tanrı'yı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım. onu görmezlikten gelerek yapamam bunu, ya da küçümseyerek, ya da yücelterek, ya da yadsıyarak. onu yaşamımın, kişiliğimin geçirdiği evrimin kaçınılmaz bir parçası olarak kabullenmekle tam yapılabilir bu ancak: acısını çektiğim her şeyi onaylamamla.

Oscar Wilde


sabahçı kahvesi @ 10-05-2008 03:34



insan ömründe en az bir defa "sabahçı kahvesi" nde sabahlamadan hayatı anlayamaz mı ? anlar tabiki. ama hayatında en az bir defa "sabahçı kahvesi" nde sabahlamak zorunda kalmış bir insanın da artık aynı insan olamayacağını bilmek gerekir diye düşünüyorum. o saatte o kahvede insanların konuşabilseler size söyleyecekleri vardır ve ihtimaldir ki o sözler bir öğle vakti konuşulanlara benzemeyecektir. onlar konuşmasa da siz yine de gün ağarana kadar onları dinlemekten kendinizi alıkoyamazsınız. gün ağardığında ise konuşmak için kelimelerin ne denli gereksiz olduğunu öğrenmiş olarak çıkarsınız kahveden.

kimbilir tekrar gelseniz size bahsedecekleri başka şeyler de vardır. belki sıcak bir çorbadan, bir yataktan, bir yastıktan, evet, bildiğiniz sıradan bir yastıktan bahsederler. hiç konuşmadan.


kadınlara mı gidiyorsun ? @ 09-05-2008 02:40



"Alacakaranlıkta öyle ürkek ürkek nereye gidiyorsun Zerdüşt? Paltonun altında ne saklıyorsun öyle itinayla? Servet mi sana bahşedilen?

Ya da bir çocuk, senden dünyaya gelen? Yoksa sen de mi hırsızların yolunu tuttun ey kötülerin dostu?"

"Hakikaten kardeşim" dedi Zerdüşt, bana bahşedilmiş bir servettir bu: Küçük bir hakikattir bu taşıdığım şey! Fakat bu hakikat, afacan bir çocuk gibidir, ağzını kapamasam avazı çıktığı kadar bağırır.

Bugün, güneşin battığı bir vakit, yolsa yürürken ihtiyar bir kadına rastladım. Şöyle seslendi gönlüme;

-"Çok şey söyledi Zerdüşt, bir kadınlara da.Lakin kadınlar hakkında hiçbirşey söylemedi."

Ben de karşılık verdim kendisine;

-"Yanlız erkeklerle konuşurum kadınlar hakkında."

"Bana da bahset" dedi kadın: "Söylediklerini unutacak kadar ihtiyarım"

Ve itaat ettim yaşlı kadına, şöyle konuştum onunla;

Herşey bir muammadır kadında ve herşeyin tek bir çözümü vardır: Gebelik! Erkek, kadın için bir araçtır, amaç daima çocuktur. Peki kadın nedir erkek için?

İki farklı şey ister sahih erkek: Tehlike ve oyun! Bundan ötürü ister kadını, en tehlikeli oyuncak olarak.

Savaş için eğitilmelidir erkek. Ve kadın sa savaşçıyı dinlendirmek için. Bunun dışındaki herşey deliliktir!

Fazlasıyla tatlı meyveleri sevmez savaşçı. Bu sebeple sever kadını. En tatlı kadın dahi acıdır zira.

Kadın, çocukları erkekten daha iyi anlar. Lakin erkek, daha çocuktur kadından.

Bir çocuk gizlidir sahih erkekte. Oynamak ister. Haydi kadınlar! Keşfedin bakalım erkekteki bu çocuğu!

Bir oyuncak olmalıymış kadın. Saf ve zarif, henüz teşekkül edilmemiş bir dünyanın erdemleriyle mücevher misali parlayan.

Sizin sevginizde parlasın bir yıldızın ışığı! Umudunuzun tarifi olsun şu: "İnsanüstünü doğurabilsem"

Cesaret olmalı sevginizde! Sevginizle yürümelisiniz üstüne, sizde korku uyandıranın.

Haysiyet olmalı sevginizde! Aksi takdirde haysiyeti yeterince idrak edemez kadın. Haysiyetiniz, sevildiğinizden daha fazla sevmek ve hiçbir zaman ikinci olmamak olmalı!

Seven kadından korkmalı erkek: Sevdiği uğruna her türlü fedakarlıkta bulunur ve sevgisi dışındaki herşey kaybeder kıymetini.

Kin güden kadından kormalı erkek: Zira erkek ruhunun derinliğinde çok fenadır. Kadın ise orada bayağıdır.

En çok kimden nefret eder kadın? -Demir böyle sormuş mıknatısa: "En çok senden nefret ederim, zira çekersin, fakat yeterince güçlü değilsin, kendine tutacak kadar."

Erkeğin mutluluk tarifi şudur: Ben isterim! Kadının mutluluk tarifi ise: O ister!

"İşte şimdi dünya kusursuz oldu!" -böyle düşünür, tüm sevgisiyle itaat eden her kadın.

Ve itaat etmelidir kadın, ve bir derinlik katmalıdır yüzeyselliğine. Kadının ruhu bir yüzeydir, bir zardır, sığ sular üzerinde oynamak, fırtınalı!

Erkeğin ruhu ise derindir, çağlar nehri yeraltı mağaralarında: Kadın onun gücünü sezer, lakin idrak edemez.

İhtiyar kadın bana şu cevabı verdi: "Pek sevimli şeyler söyledi Zerdüşt, özellikle de bunlara uygun yaştaki gençler için."

Ne tuhaf ki yeterince tanımaz kadınları Zerdüşt, ancak haklıdır söylediklerinde. Bunun sebebi, kadında imkansız diye bir şeyin olmayışımıdır?

Ve şimdi küçük bir hakikati bir teşekkür olarak kabul et. Ben böylesi bir hakikati dile getirebilecek kadar ihtiyarım.

Onu sar sarmala ve kapa ağzını! Yoksa avazı çıktığı kadar haykırır bu hakikat.

"Anlat bana kadın şu hakikati" dedim. Bunun üzerine şöyle buyurdu ihtiyar kadın;

-"Kadınlara mı gidiyorsun? Kırbacını unutma!"

Zerdüşt böyle buyurdu...




F.Nietzsche


bulup dinleyebilseniz @ 07-05-2008 00:24



serçeler toplanmış saçakta
kapıda ölümler, sevdalar...
nerde sevincin gül yüzü
nerde gülizar..gülizar...

askerden yeni döndü hüzün
saksıda şaşkınlık çiçekleri
dolapta duruyor yaşlılık
nerde gülizar.. gülizar...

senden esen
salkım söğüt.
birde umut resimleri
al başını git masaldan
gülizar.. gülizar...

Mayıs Müzik Topluluğu


yine dene yine yenil @ 07-05-2008 00:06



oyun @ 06-05-2008 23:35



"Bu son olsun" diyor kumral olanı. Saçlarını bir kere daha (alışkanlık işte) önden avuçlayarak, bir iyice gerip alnının derisini yineliyor. “Bu son olsun!”

“Ne yani” diyor esmer olan, “bundan böyle hiç mi oynamayacaksın?” Ses yok. Öbürü kendini oyuna iyice kaptırmış gibi yaparak, inandırıcı olmadığını bile bile yanıtlamıyor esmeri. Şimdi her iki eliyle oyun tahtasının köşelerini tutmuş. Gözleri taşlarda. Herhangi bir hesap yapmadan rasgele tarıyor tahtanın yüzeyini. Ve işte unuttu saçlarını avuçlamayı, birden içinde oyunun. Önce at. Sonra piyon ve fil. İyi bir oyuncunun yüzde yüz düşeceği bir tuzak bu. İyi bir oyuncunun, çünkü rastlantıya yer vermez iyi oyuncu, kaçınılmazlıkla tanıştır. Hani sıradan bir oyuncu bu sırayı altüst edebilirdi. Atın gerçek karşılığını oynamaz da, ilgisiz bir taş kımıldatırdı. Böylece önce at, sonra piyon ve fil tasarısının sonu olurdu bu. Doğrusu sonuç değişmezdi ama bunun ne önemi var. Şu matematiksel kesinlikteki şiiri darmadağın ettikten sonra. İşte bu yüzden sıradan oyuncularla oynamıyor Kumral. Matlar ya da patlar ilgilendirmiyor onu. Yeni düzenler yakalamak tüm tutkusu.

- Konuşsana!
- Efendim.
- Ne demek “bu son olsun”
- Ha! Evet. Seninle bir ilgisi yok.
- Ne yani kendi kendine mi konuşuyorsun?
- Olamaz mı? Belki kafamda bir karşılığı vardır.
- Bilmem. Tuhafsın da. İstersen bırakalım.
- Neyi?
- Oyunu.
- Ha! Evet.

Kalkıyorlar.

İlhami Çiçek


bu benim dünyaya ilk gelişim @ 06-05-2008 23:32



bütün uykularını koynuma alıp uyurdum istanbul ’un.
rüyalarımda hâlâ o günahlar uyanır,
hiç geçemediğim sokaklarında işlenen.

sadri alışık


koku @ 05-05-2008 22:45



* elimde olsaydı bir "karanfil kokusu" koymak isterdim bu posta.


teyzem almanya'dan getirmişti: kulaklıklı teyp @ 04-05-2008 23:55




işşallah haftaya şampiyonluk yaşamak istiyorum, diyorum * @ 04-05-2008 22:33



Bu önemli haftayla ilgili birkaç söz etmeden geçmek olmaz :

* Öncelikle Fenerbahçe ve Sivasspor taraftarını maçtan sonra takımlarına verdikleri destekten dolayı tebrik ediyoruz. Benim aklıma bu ülke insanına güvenmemiz gerektiğini bir kez daha getirdi. Artık, elitist tavırlarımızı, fildişi kulelerimizi, kendi kendimizi aşağılamayı lütfen bırakalım, insanımıza güvenelim. Emin olun onlar da biliyor ne zaman nasıl davranacaklarını. Hatta çoğu zaman o ahkam kesenlerin hepsinden çok daha iyi biliyor.

* İkinci olarak Galatasaray’ı da başarısından dolayı tebrik ediyoruz. Geçen haftayı hatırlayınız Fenerbahçe maça çıktığında 11 oyuncusunun 8’i yabancı uyrukluydu. Demek ki her başarıyı yabancılara atfetmeyi de bırakmamız lazım. Ki Galatasaray sadece geçen haftaki maçta değil yıl içerisindeki bir çok maçta yabancı oyuncu olmadan mücadele etti.

* Üçüncüsü Sivasspor Paf Takımını’nı da şampiyonluğundan dolayı tebrik ediyoruz.

* Son olarak “takım olmanın bireysel başarıya üstünlüğü” her zaman “yazının söz’e üstünlüğü” gibidir, deyip asıl konumuza gelelim :

ARDA Türkiye'de en çok kullanılan 344. isim (... 342. remzi, 343. altan, 344. arda, 345. ayla, 346. ceyhun, ...). Ülkemizde yaklaşık her 1,472 kişiden birinin adı ARDA ve ismin yaygınlık oranı binde 0.68.

ARDA adının yaygınlık oranının Türkiye'nin resmi nüfus sayımı sonuçları ve günlük ortalama nüfus artış hızına orantılarsak ülkemizde 04-05-2008 22:21 itibariyle yaklaşık 48,277 kişinin isminin ARDA olduğu ve ARDA isimli kişi sayısının her yıl ortalama 808 kişi arttığı tahmini yapılabilir.

ARDA adının Amerika Birleşik Devletindeki yaygınlık oranı ise bir milyonda 1.42 civarında ve bu hesaba göre ABD'de yaklaşık 433 ARDA yaşadığı tahmin edilebilir. ABD'nin nüfus istatistikleri dikkate alındığında Amerikada ARDA sayısı her yıl 4 kişi artıyor.


ARDA Türkiye'nin en yaygın 344. ismiyken, Amerika Birleşik Devletinde en yaygın 344. ad ise Roland ismi. ARDA adının yakın kullanım oranına sahip diğer Amerikalı isim kardeşleri arasında 342. Julian 343. Brenda 344. Roland 345. Yvonne 346. Rae isimleri de sayılabilir.

ismididikle.com ’dan

* arda’nın sivasspor maçından sonra “amin” denilecek duası


tahrik @ 04-05-2008 00:17
1 .Cinsel isteği, duyguları uyandırma.
2 .Bir kimseyi kötü bir iş yapması için ileri sürme, kışkırtma.
3 .eskimiş Yola çıkartma, hareket ettirme, kımıldatma.

* dikkat bu linkteki fotoğraf büyük tahrik içermektedir !


küçücük şeyler belki @ 03-05-2008 23:44



"Sesinde ne var biliyor musun
Ev dağınıklığı var"

Cemal Süreya
* sözkonusu fotoğraf uzunca bir süredir telefonda arkaplan olarak kullanılmaktadır.


alışveriş yapan @ 03-05-2008 22:47



yaşlı bir kadınım ben.
almanya uyandığında
devlet yardımı azaldı.
çocuklarım verirlerdi bana
arada sırada birkaç kuruş,
ama pek öyle bir şeyler alamıyorum gene de.
bu yüzden daha az gider oldum
eskiden her gün alışveriş yaptığım dükkanlara.
sonra aklımı başıma topladım günün birinde
ve eski bir müşteri olarak her gün
gitmeye başladım fırına, manava yeniden.
ihtiyacım olan şeyleri seçerdim bir bir,
her zamankinden ne daha çok alırdım, ne daha az,
peksimetler de koyardım ekmeğin yanına,
lahananın yanına da pırasa,
ama hesabı çıkarttıkları vakit çekerdim içimi,
karıştırıp küçük para kesemi tutuk parmaklarımla,
yeterince param yok, derdim, başımı sallayarak,
bunları ödeyecek,
ve tüm müşterilerin gözleri önünde
çıkardım dükkandan gene başımı sallayarak.
ve şöyle diyorum kendi kendime:
hiçbir şeyi olmayan bizler gibiler
yiyecek satılan yerlerde görünmezlerse bundan böyle
hiçbir şeye ihtiyacımız yok sanabilirler,
ama buraya gelir de hiçbir şey satın alamazsak eğer
haberleri olur hiç değilse.

Bertolt Brecht


yağmur,kitap,araba @ 03-05-2008 14:37


- merhaba doktor
- merhaba bay dikkatsiz
- buyrun sizi dinliyorum
- hayal kırıklıklarım var doktor
- ne'den ve nasıl olduğunu tanımlayabilir misiniz?
- tabi ki doktor. dün kötü bir gün geçirdim. çok çalıştım az söz dinledim. malumunuz az söz dinlememin hep çok sancısı olmuştur. az söz dinlemek isteriz ama çok sancı çekmek istemeyiz. herneyse, dayatılmış kurallardan akşama kadar o kadar çok bunaldım ki , işten çıkınca sadece kendim için bir şeyler yapmak istedim. daha doğrusu arabayı önce eve doğru sürmeye başladım ama baktım ki eve gidemiyorum. ve fakat ne yapacağımı da bilmiyorum. arabayla kararsız kararsız dolaşmaya başladım. rahatlamak istiyorum ama ne yapmak istediğime karar veremiyorum. sonra aklıma kaç gündür okumak istediğim bir kitap geldi. gideyim kitabı alayım hem de biraz dolaşmış olurum dedim. önce bildiğim en yakındaki kitapçıya gittim. kitabı bulamadım. tezgahtardan yardım istedim o da bulamadı. bilgisayardan stoklara baktı tekrar aradı ama yine bulamadı. "isterseniz pazartesiye getirtiriz" dedi. istemedim ama kitabı bulamama çok bozuldum. çıktım dışarı tekrar arabaya bindim. hala rahat değildim. aklıma uzaktaki bir kitapçı geldi. oraya gitmeye karar verdim. yolda neden bir kitap almak için bu kadar yol teptiğimi düşündüm. ve kendi kendime dedim ki, "aslında seni rahatlatacak şey senin o kitabı alıp almaman değil, bugün o kadar baskı altındaydın ki, hemen yakınında kitapçılar varken en uzakta olanı seçip oraya gitmen sadece kendine -kararlarımı kendim veriyorum ve istediğimi yapabiliyorum" demek için. şöyle bir düşündüm doğru diyorum. bu arada yolu da yarılamışım. "madem hala ne yapabileceğimle ilgili kararları hala kendim verebiliyorum ve bunu hissettim, artık oraya kadar gitmeme gitmeme gerek yok,kitabı da yarın alırım" dedim. içim birden ferahladı, rahatladım. malumunuz bizi rahatlatan asıl şey yapıp etmelerimiz değil, onları kendi kararlarımızla yapıp ettiğimizi bilmemiz. işte tam bu sırada evle kitapçı arasındaki kritik yol ayrımında olduğumu farkettim. burdaki "yol" birebir gerçek anlamındadır. "eve mi gitsem yoksa kitabı mı alsam" diye saniyenin bilmem kaçta biri sürede karar verip, direksiyonu kitapçıya kırdım. ama gel gör ki direksiyonu kitapçıya kırar kırmaz bendeniz yine "bak kendini kitap almaya şartlandırdın ve yine şartlanmalarla davranıyorsun" diye düşünmeye başladım. herneyse yolda farklı şeyler düşünerek bu düşünceleri geçiştirdim. kendi kendimi bak ta buralara kadar geldin diye rahatlattım. kitapçıya girip raflarda kitabı aradım, göremedim. tezgahtar kıza sordum o da bilgisayara baktı , raflara yöneldi, aradı ve bulamadı. "maalesef kalmamış" dedi. işte tam da o anda hayalkırıklığına uğradım doktor. keşke yoldan dönseydim nasılsa rahatlamıştım diye kendime kızdım. hiç olmazsa diğer kitaplara bakayım da ilgimi çeken birini alayım eve gidince okurum diye bir kitap aldım. ama gel gör ki bu sefer yolda aklıma ne geldi doktor ?
- ne geldi bay dikkatsiz ?
-ben içimde fırtınalar estirip, o kadar zamanımı en uzaktaki kitapçıdan istediğim kitabı almak için harcadım ama sıradan bir kitapla eve döndüm. istediğim kitabı alamadığım gibi almasam da olacak bir kitapla eve dönmek beni hayal kırıklığına uğrattı doktor.
- sanırım bitti bay dikkatsiz. bu konuyla ilgili söyleyeceklerimi zaten bildiğiniz için konuşmaya gerek duymuyorum.
- haklısınız doktor. bana gidip "incir ağacısın gam götürensin" i dinleyelim mi ?


marlon @ 01-05-2008 23:24





param varsa şimdi dolar alırım, yoksa ? @ 30-04-2008 23:44



Fed, iskonto oranını da 25 baz puan azaltarak, yüzde 2'ye indirdi.

Para Politikası Kurulu'nun iki günlük toplantısının ardından Fed'den yapılan açıklamada eldeki son verilerin piyasalardaki ekonomik faaliyetlerin zayıf olduğunu gösterdiği belirtildi. Kurumsal ve bireysel harcamaların yavaşladığı, istihdam piyasasının daha da zayıfladığına işaret edilen açıklamada, mali piyasalarda ise büyük ölçüde sıkıntı yaşandığı, kredi koşullarının zorlaştığı, konut piyasasındaki daralmanın da önümüzdeki birkaç çeyrek dönemde ekonomi üzerinde baskı oluşturmaya devam etmesinin beklendiği bildirildi.

konuyla alakasız ama ;

* Hermes

* Hades(7)

* Euler Hermes

* Hz. İdris


virginia woolf'un intihar notu @ 29-04-2008 23:51



Leonard Woolf'a, 18 Mart 1941

Sevgilim, yine çıldırmak üzere olduğumu hissediyorum.O korkunç yeniden yaşayamayacağımı hissediyorum.Ve ben bu kez iyileşemeyeceğim. Sesler duymaya başladım.Odaklanamıyorum. Bu yüzden yapılacak en iyi şey olarak gördüğüm şeyi yapıyorum. Sen bana olabilecek en büyük mutluluğu verdin.Benim için her şey oldun. Bu korkunç hastalık beni bulmadan önce birlikte bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemezdim. Artık savaşacak gücüm kalmadı.Hayatını mahvettiğimin farkındayım,ve ben olmazsam, rahatça çalışabileceğini de biliyorum. Bunu sen de göreceksin. Görüyorsun ya, bunu düzgün yazmayı bile beceremiyorum.. Söylemek istediğim şey şu ki, yaşadığım tüm mutluluğu sana borçluyum. Bana karşı daima sabırlı ve çok iyiydin. Demek istediğim, bunları herkes biliyor. Eğer biri beni kurtarabilseydi, o kişi sen olurdun.Artık benim için her şey bitti.Sadece sana bir iyilik yapabilirim. Hayatını daha fazla mahvedemem. Bizim kadar mutlu olabilecek iki insan daha düşünemiyorum.


bizim istediğimiz aşkla para @ 29-04-2008 23:33



Adınız nedir? dedi kadın.
Joe, dedi adam. Dün gece Musso and Frank’s’ta tanışmıştık.
Ah, evet, tabii, dedi kadın. Ne kadar aptalım, unuttum. Yazar’sınız.
Bırakın şimdi, dedi adam, unutun onu da.
Kocam söyledi, dedi kadın.
Peki öyleyse, yazar’ım.
Hayli iyi bir yazar olmalısınız.
Hayli kötü, dedi adam, gene de çoğundan iyi. Bırakalım bunu.
Yazarları sevmezsiniz, değil mi?
Yoo, iyidirler. Bir tane daha içmez misiniz?
Olur.
İki daha, dedi adam barmene.
Şimdi, dedi barmen.
Seviyor musunuz burayı? dedi kadın.
Güzel yer, dedi adam.
Neden sevmiyorsunuz? dedi kadın.
Hayır, dedi adam, doğru söylüyorum. Güzel yer. Burada para
görüyor cebim.
Bir şeyden hoşlanmış gibi boş boş gülümsedi.
Niye gülümsediniz? dedi kadın.
Para, dedi adam, bir de ben.
Parasız mıydınız?
Açlıktan geberirdim, dedi adam. Değişmez parasızlardan.
Kötü giyinenlerden.
Güzel bir giysi bu sırtınızdaki, dedi kadın.
İlk ısmarlama giysim, dedi adam. Bir giysinin bu kadar
edeceğini aklım almazdı. Yetmiş beş dolara patladı bana.
Gülümsedi.
Parayı da kazanmıyorum ya, dedi.
Kiminle çalışıyorsunuz? dedi kadın.
Paramount, dedi adam. Bizim koca Paramount. Hiçbir iş yapmadan bol bol para veriyorlar bana. Onlar için onurmuş. Yakındığım yok.
İyi mi anlaşmanız?
Çok.
Gerçekten? dedi kadın. Yoksa şaka mı ediyorsunuz gene?
Şaka etmiyorum, dedi adam. Şu ayakkabıları görüyor
musunuz? On sekiz dolara aldım. En iyisinden.
Nasıl bir şey öykünüz? dedi kadın.
Ooo, dedi adam, anlatmak zor şimdi. Beylik şeyler.
Beylik mi? dedi kadın. Nasıl?
Biliyorsunuz işte, dedi adam. İstedikleri aşkla para.
Kimin?
Oğlanla kızın.
Ooo, dedi kadın. Güldürü mü?
Baştan sona kahkaha, dedi adam.
Gerçekten?
Gülmekten çatlıyor insan.
İnanmıyorum size, dedi kadın. Hep böyle işleterek mi
konuşursunuz?
İşleterek mi? dedi adam. O da neymiş?
Biliyorsunuz, dedi kadın. Durmadan işletiyorsunuz insanı.
Bilmiyordum, dedi adam.
Kadın kahkahalarla güldü.
Sarhoşum galiba, dedi adam.
Siz, sarhoş? dedi kadın. Siz burada herkesten daha ayıksınız.
Siz, diyebilirim ki, bütün Hollywood’da herkesten daha ayıksınız.
SARHOŞ, diye kahkahalarla güldü yeniden. Siz bütün Kuzey
Amerika anakarasının en ayık yazarısınız. Siz dünyanın en ayık
insanısınız. Siz görülmemiş bir şeysiniz.
Tanrım, diye düşündü genç adam, hangi cehenneme gitti
bunun kocası? İyice sapıttı. Benimse istediğim yalnızca para.


Yoksul İnsanlar - William Saroyan

Çeviren: Mehmet Fuat


la la la la la laaaaaaaaaa @ 27-04-2008 22:58



çocuklar gazoz içerken @ 27-04-2008 17:30



Çocuklar gazoz içerken, bilmem dikkat ettin mi, bir yudum alırlar sonra kaldırıp bakarlar, bir yudum daha alırlar bakarlar. Hep başlangıcı koruma isteğidir bu. İnsanlarda böyle bir duygu var. Bu da bir ilişkidir. Başlangıç iyi bir ilişki olduğu için o başlangıç sona kalsa sanırım daha güzel bir şey olacak. Bu bir istek olarak ele alınabilir.

Edip Cansever


55882

Date: 27.10.2007
Viewed: 178
Category: Fashion
Tag: bakip-gitme-yorum-da-yaz favorilere-eklemeyi-unutma-vatan etiket-ekledikce-ziyaretci-artiy olursa-oglan-olsun olmasaydi-sonumuz-boyle oldu-gibi olsa-iyi-olur olsa-da-olmasa-da bos-seyler ne-ise-yarar deneme denememe can-sikintisi oylesine seyler fotograf siir oyku kisisel

Share
Report


Related RSSes
Fashion - PinkLadY
Date: 27.10.2007
Viewed: 162
Fashion - Strawberrywine
Date: 27.10.2007
Viewed: 43
Fashion - Sadece Kozmetik
Date: 27.10.2007
Viewed: 158
   
Olmazmi.com